☪ Anlam Arayışı

55. Ar-Rahmaan سُورَةُ الرَّحۡمَٰن

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
55:1
ٱلرَّحۡمَٰنُ
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Çok merhametli (Allah)

Süleyman AteşÇok merhametli (Allah)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الرحمن» الله تعالى.

55:2
عَلَّمَ ٱلۡقُرۡءَانَ
عَلَّمَ
öğretti
ٱلْقُرْءَانَ
Kur'an'ı

Süleyman AteşKur'an'ı öğretti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«علَّم» من شاء «القرآن».

55:3
خَلَقَ ٱلۡإِنسَٰنَ
خَلَقَ
yarattı
ٱلْإِنسَـٰنَ
insanı

Süleyman Ateşİnsanı yarattı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«خلق الإنسان» أي الجنس.

55:4
عَلَّمَهُ ٱلۡبَيَانَ
عَلَّمَهُ
ona öğretti
ٱلْبَيَانَ
beyanı

Süleyman AteşOna beyanı (konuşup, düşüncelerini açıklamayı) öğretti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«علَّمه البيان» النطق.

55:5 📚 8
ٱلشَّمۡسُ وَٱلۡقَمَرُ بِحُسۡبَانࣲ‏
ٱلشَّمْسُ
güneş
وَٱلْقَمَرُ
ve ay
بِحُسْبَانٍۢ
bir hesap iledir

Süleyman AteşGüneş de, Ay da bir hesap ile(cereyan etmekte)dir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الشمس والقمر بحسبان» يجريان.

55:6 📚 3
وَٱلنَّجۡمُ وَٱلشَّجَرُ يَسۡجُدَانِ
وَٱلنَّجْمُ
necm (bitkiler-yıldızlar)
وَٱلشَّجَرُ
ve ağaçlar
يَسْجُدَانِ
secde etmektedirler

Süleyman AteşNecm (bitkiler, yıldızlar) ve ağaçlar (Allah'a) secde etmektedirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والنجم» ما لا ساق له من النبات «والشجر» ما له ساق «يسجدان» يخضعان لما يراد منهما.

55:7 📚 2
وَٱلسَّمَآءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ ٱلۡمِيزَانَ
وَٱلسَّمَآءَ
ve göğü
رَفَعَهَا
yükseltti
وَوَضَعَ
ve koydu
ٱلْمِيزَانَ
mizanı

Süleyman AteşGöğü yükseltti ve mizanı koydu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والسماء رفعها ووضع الميزان» أثبت العدل.

55:8 📚 1
أَلَّا تَطۡغَوۡاْ فِي ٱلۡمِيزَانِ
أَلَّا
taşkınlık etmeyin
تَطْغَوْا۟
you may transgress
فِى
tartıda
ٱلْمِيزَانِ
the balance

Süleyman AteşTartıda taşkınlık edip dengeyi bozmayın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألا تطغوا» أي لأجل أن لا تجوروا «في الميزان» ما يوزن به.

55:9 📚 2
وَأَقِيمُواْ ٱلۡوَزۡنَ بِٱلۡقِسۡطِ وَلَا تُخۡسِرُواْ ٱلۡمِيزَانَ
وَأَقِيمُوا۟
ve yapın
ٱلْوَزْنَ
tartıyı
بِٱلْقِسْطِ
adaletle
وَلَا
ve
تُخْسِرُوا۟
eksiklik yapmayın
ٱلْمِيزَانَ
terazide

Süleyman AteşTartıyı adaletle yapın, terazide eksiklik yapmayın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأقيموا الوزن بالقسط» بالعدل «ولا تخسروا الميزان» تنقصوا الموزون.

55:10 📚 2
وَٱلۡأَرۡضَ وَضَعَهَا لِلۡأَنَامِ
وَٱلْأَرْضَ
ve yeryüzünü
وَضَعَهَا
koydu
لِلْأَنَامِ
canlılar için

Süleyman Ateş(Allah) Yeri halk için koydu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والأرض وضعها» أثبتها «للأنام» للخلق الإنس والجن وغيرهم.

55:11
فِيهَا فَٰكِهَةࣱ وَٱلنَّخۡلُ ذَاتُ ٱلۡأَكۡمَامِ
فِيهَا
onda vardır
فَـٰكِهَةٌۭ
meyva(lar)
وَٱلنَّخْلُ
ve hurmalar
ذَاتُ
salkımlı
ٱلْأَكْمَامِ
sheaths

Süleyman AteşOnda meyva(lar) ve salkımlı hurmalar var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فيها فاكهة والنخل» المعهود «ذات الأكمام» أوعية طلعها.

55:12 📚 2
وَٱلۡحَبُّ ذُو ٱلۡعَصۡفِ وَٱلرَّيۡحَانُ
وَٱلْحَبُّ
ve dane(ler)
ذُو
saplı ve yapraklı
ٱلْعَصْفِ
husk
وَٱلرَّيْحَانُ
ve hoş kokulu bitkiler

Süleyman AteşSaplı ve yapraklı dane(ler) ve hoş kokulu bitkiler var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والحب» كالحنطة والشعير «ذو العصف» التين «والريحان» الورق المشموم.

55:13
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman Ateş(Ey cinler ve insanlar topluluğu) Şimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(فبأي آلاء) نعم (ربكما) أيها الإنس والجن (تكذبان) ذكرت إحدى وثلاثين مرة، والاستفهام فيها للتقرير لما روي الحاكم عن جابر قال: "" قرأ علينا رسول الله صلى الله عليه وسلم سورة الرحمن حتى ختمها، ثم قال: مالي أراكم سكوتا، لَلْجن كانوا أحسن منكم ردا ما قرأت عليهم هذه الآية من مرة (فبأي آلاء ربكما تكذبان) إلا قالوا: ولا بشيء من نعمك ربنا نكذب فلك الحمد "".

55:14
خَلَقَ ٱلۡإِنسَٰنَ مِن صَلۡصَٰلࣲ كَٱلۡفَخَّارِ
خَلَقَ
yarattı
ٱلْإِنسَـٰنَ
insanı
مِن
pişmiş çamurdan
صَلْصَـٰلٍۢ
clay
كَٱلْفَخَّارِ
kiremit gibi

Süleyman Ateşİnsanı kiremit gibi pişmiş çamurdan yarattı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«خلق الإنسان» آدم «من صلصال» طين يابس يسمع له صلصلة، أي صوت إذا نقر «كالفخار» وهو ما طبخ من الطين.

55:15 📚 4
وَخَلَقَ ٱلۡجَآنَّ مِن مَّارِجࣲ مِّن نَّارࣲ‏
وَخَلَقَ
ve yarattı
ٱلْجَآنَّ
cin'i
مِن
dumanı olmayan alevden
مَّارِجٍۢ
a smokeless flame
مِّن
ateşten
نَّارٍۢ
fire

Süleyman AteşCin'i de halis ateşten yarattı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وخلق الجان» أبا الجن وهو إبليس «من مارج من نار» هو لهبها الخالص من الدخان.

55:16
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:17 📚 3
رَبُّ ٱلۡمَشۡرِقَيۡنِ وَرَبُّ ٱلۡمَغۡرِبَيۡنِ
رَبُّ
Rabbidir
ٱلْمَشْرِقَيْنِ
iki doğunun
وَرَبُّ
ve Rabbidir
ٱلْمَغْرِبَيْنِ
iki batının

Süleyman Ateşİki doğunun ve iki batının Rabbidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رب المشرقين» مشرق الشتاء ومشرق الصيف «ورب المغربين» كذلك.

55:18
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:19 📚 3
مَرَجَ ٱلۡبَحۡرَيۡنِ يَلۡتَقِيَانِ
مَرَجَ
salıverdi
ٱلْبَحْرَيْنِ
iki denizi
يَلْتَقِيَانِ
birbirine kavuşuyorlar

Süleyman Ateşİki denizi salıverdi, birbirine kavuşuyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«مرج» أرسل «البحرين» العذب والملح «يلتقيان» في رأي العين.

55:20 📚 4
بَيۡنَهُمَا بَرۡزَخࣱ لَّا يَبۡغِيَانِ
بَيْنَهُمَا
aralarında vardır
بَرْزَخٌۭ
bir engel
لَّا
(birbirine) geçip karışmıyorlar
يَبْغِيَانِ
they transgress

Süleyman AteşAralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بينهما برزخ» حاجز من قدرته تعالى «لا يبغيان» لا يبغي واحد منهما على الآخر فيختلط به.

55:21
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:22
يَخۡرُجُ مِنۡهُمَا ٱللُّؤۡلُؤُ وَٱلۡمَرۡجَانُ
يَخْرُجُ
çıkar
مِنْهُمَا
ikisinden de
ٱللُّؤْلُؤُ
inci
وَٱلْمَرْجَانُ
ve mercan

Süleyman Ateşİkisinden de inci ve mercan çıkar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يَُخرج» بالبناء للمفعول والفاعل «منهما» من مجموعهما الصادق بأحدهما وهو الملح «اللؤلؤ المرجان» خرز أحمر أو صغار اللؤلؤ.

55:23
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:24
وَلَهُ ٱلۡجَوَارِ ٱلۡمُنشَـَٔاتُ فِي ٱلۡبَحۡرِ كَٱلۡأَعۡلَٰمِ
وَلَهُ
ve O'nundur
ٱلْجَوَارِ
gemiler
ٱلْمُنشَـَٔاتُ
inşa edilmiş
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
كَٱلْأَعْلَـٰمِ
koca dağlar gibi

Süleyman AteşDenizde koca dağlar gibi akıp giden kocaman gemiler de O'nundur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وله الجوار» السفن «المنشآت» المحدثات «في البحر كالأعلام» كالجبال عظما وارتفاعا.

55:25
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء تكذبان».

55:26 📚 14
كُلُّ مَنۡ عَلَيۡهَا فَانࣲ‏
كُلُّ
her şey
مَنْ
üzerinde bulunan
عَلَيْهَا
(is) on it
فَانٍۢ
yok olacaktır

Süleyman Ateş(Yer) Üzerinde bulunan her şey yok olacaktır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كل من عليها» أي الأرض من الحيوان «فان» هالك وعبر بمن تغليبا للعقلاء.

55:27
وَيَبۡقَىٰ وَجۡهُ رَبِّكَ ذُو ٱلۡجَلَٰلِ وَٱلۡإِكۡرَامِ
وَيَبْقَىٰ
baki kalacaktır
وَجْهُ
yüzü
رَبِّكَ
Rabbinin
ذُو
sahibi
ٱلْجَلَـٰلِ
celal
وَٱلْإِكْرَامِ
ve ikram

Süleyman AteşYalnız Rabbinin celal ve ikram sahibi yüzü baki kalacaktır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويبقى وجه ربك» ذاته «ذو الجلال» العظمة «والإكرام» للمؤمنين بأنعمه عليهم.

55:28
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:29
يَسۡـَٔلُهُۥ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ كُلَّ يَوۡمٍ هُوَ فِي شَأۡنࣲ‏
يَسْـَٔلُهُۥ
O'ndan isterler
مَن
kimseler
فِى
bulunan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerde
كُلَّ
her
يَوْمٍ
gün
هُوَ
O
فِى
yeni bir iştedir
شَأْنٍۢ
a matter

Süleyman AteşGöklerde ve yerde bulunanlar (her şeyi) O'ndan isterler. O, her gün (her an) yeni bir iştedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يسأله من في السماوات والأرض» بنطق أو حال: ما يحتاجون إليه من القوة على العبادة والرزق والمغفرة وغير ذلك «كل يوم» وقت «هو في شأن» أمر يُظهره على وفق ما قدره في الأزل من إحياء و إماتة وإعزاز وإذلال وإغناء وإعدام وإجابة داع وإعطاء سائل وغير ذلك.

55:30
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:31
سَنَفۡرُغُ لَكُمۡ أَيُّهَ ٱلثَّقَلَانِ
سَنَفْرُغُ
boş vaktimiz olacak
لَكُمْ
sizin için
أَيُّهَ
ey
ٱلثَّقَلَانِ
iki yük sahibi (insan ve cin)

Süleyman AteşEy iki sekal, sizin için de boş vaktimiz olacak (sizin de hesabınızı göreceğiz)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«سنفرغ لكم» سنقصد لحسابكم «أيها الثقلان» الإنس والجن.

55:32
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:33
يَٰمَعۡشَرَ ٱلۡجِنِّ وَٱلۡإِنسِ إِنِ ٱسۡتَطَعۡتُمۡ أَن تَنفُذُواْ مِنۡ أَقۡطَارِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ فَٱنفُذُواْۚ لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلۡطَٰنࣲ‏
يَـٰمَعْشَرَ
ey topluluğu
ٱلْجِنِّ
cinler
وَٱلْإِنسِ
ve insanlar
إِنِ
eğer
ٱسْتَطَعْتُمْ
gücünüz yeterse
أَن
geçip gitmeğe
تَنفُذُوا۟
pass beyond
مِنْ
bucaklarından
أَقْطَارِ
(the) regions
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
فَٱنفُذُوا۟ ۚ
geçin gidin
لَا
geçemezsiniz
تَنفُذُونَ
you (can) pass
إِلَّا
ancak (geçebilirsiniz)
بِسُلْطَـٰنٍۢ
kudretle

Süleyman AteşEy cinler ve insanlar topluluğu, göklerin ve yerin bucaklarından geçip gitmeğe gücünüz yeterse geçin gidin. Ancak kudretle geçebilirsiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا معشر الجن والإنس إن استطعتم أن تنفذوا» تخرجوا «من أقطار» نواحي «السماوات والأرض فانفذوا» أمر تعجيز «لا تنفذون إلا بسلطان» بقوة ولا قوة لكم على ذلك.

55:34
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:35 📚 1
يُرۡسَلُ عَلَيۡكُمَا شُوَاظࣱ مِّن نَّارࣲ وَنُحَاسࣱ فَلَا تَنتَصِرَانِ
يُرْسَلُ
gönderilir
عَلَيْكُمَا
ikinizin üzerine
شُوَاظٌۭ
yalın alev
مِّن
ateşten
نَّارٍۢ
fire
وَنُحَاسٌۭ
ve kıpkızıl bir duman
فَلَا
başaramazsınız
تَنتَصِرَانِ
you will (be able to) defend yourselves

Süleyman Ateşİkinizin de üzerine, ateşten yalın alev ve kıpkızıl bir duman (yahut erimiş bakır) gönderilir, başaramazsınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يرسل عليكما شواظ من نار» هو لهبها الخالص من الدخان أو معه «ونحاس» أي دخان لا لهب فيه «فلا تنتصران» تمتنعان من ذلك بل يسوقكم إلى المحشر.

55:36
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:37
فَإِذَا ٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتۡ وَرۡدَةࣰ كَٱلدِّهَانِ
فَإِذَا
zaman
ٱنشَقَّتِ
yarıldığı
ٱلسَّمَآءُ
gök
فَكَانَتْ
ve olduğunda
وَرْدَةًۭ
kıpkırmızı bir gül
كَٱلدِّهَانِ
erimiş yağ gibi

Süleyman AteşGök yarılıp da erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإذا انشقت السماء» انفرجت أبوابا لنزول الملائكة «فكانت وردة» أي مثلها محمرة «كالدهان» كالأديم الأحمر على خلاف العهد بها وجواب إذا فما أعظم الهول.

55:38
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:39
فَيَوۡمَئِذࣲ لَّا يُسۡـَٔلُ عَن ذَنۢبِهِۦٓ إِنسࣱ وَلَا جَآنࣱّ‏
فَيَوْمَئِذٍۢ
o gün
لَّا
sorulmaz
يُسْـَٔلُ
will be asked
عَن
günahından
ذَنۢبِهِۦٓ
his sin
إِنسٌۭ
insana
وَلَا
ne de
جَآنٌّۭ
cin'e

Süleyman AteşO gün ne insana, ne de cin'e günahından sorulur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فيومئذ لا يُسأل عن ذنبه إنس ولا جان» عن ذنبه ويُسألون في وقت آخر (فوربك لنسألنَّهم أجمعين) والجان هنا وفيما سيأتي بمعنى الجن والإنس فيهما بمعنى الإنسي.

55:40
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:41
يُعۡرَفُ ٱلۡمُجۡرِمُونَ بِسِيمَٰهُمۡ فَيُؤۡخَذُ بِٱلنَّوَٰصِي وَٱلۡأَقۡدَامِ
يُعْرَفُ
tanınır
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlular
بِسِيمَـٰهُمْ
simalarından
فَيُؤْخَذُ
ve tutulur
بِٱلنَّوَٰصِى
alınlar(ın)dan
وَٱلْأَقْدَامِ
ve ayaklar(ın)dan

Süleyman AteşSuçlular, simalarından tanınır, alınlar(ın)dan ve ayaklar(ın)dan tutulur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يعرف المجرمون بسيماهم» سواد الوجوه وزرقة العيون «فيؤخذ بالنواصي الأقدام».

55:42
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان» تضم ناصية كل منهم إلى قدميه من خلف أو قدام ويلقى في النار ويقال لهم.

55:43
هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا ٱلۡمُجۡرِمُونَ
هَـٰذِهِۦ
işte bu
جَهَنَّمُ
cehennemdir
ٱلَّتِى
yalanladığı
يُكَذِّبُ
deny
بِهَا
onunla
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçluların

Süleyman Ateşİşte bu, suçluların yalanladığı cehennemdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هذه جهنم التي يكذب بها المجرمون».

55:44
يَطُوفُونَ بَيۡنَهَا وَبَيۡنَ حَمِيمٍ ءَانࣲ‏
يَطُوفُونَ
dolaşırlar
بَيْنَهَا
onunla
وَبَيْنَ
arasında
حَمِيمٍ
kaynar su
ءَانٍۢ
kızgın

Süleyman AteşOnunla kaynar su arasında dolaşırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يطوفون» يسعون «بينها وبين حميم» ماء حار «آن» شديد الحرارة يسقونه إذا استغاثوا من حر النار، وهو منقوص كقاض.

55:45
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:46 📚 18
وَلِمَنۡ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ جَنَّتَانِ
وَلِمَنْ
kimseler için vardır
خَافَ
korkan
مَقَامَ
(divanında) durmaktan
رَبِّهِۦ
Rabbinin
جَنَّتَانِ
iki cennet

Süleyman AteşRabbinin divanında dur(up hesap ver)mekten korkan kimseye iki cennet var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولمن خاف» أي لكل منهم أو لمجموعهم «مقام ربه» قيامه بين يديه للحساب فترك معصيته «جنتان».

55:47
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:48
ذَوَاتَآ أَفۡنَانࣲ‏
ذَوَاتَآ
ikisinin de vardır
أَفْنَانٍۢ
çeşitli ağaçları meyvaları

Süleyman Ateşİkisinin de çeşitli ağaçları, meyvaları var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذواتا» تثنية ذوات على الأصل ولامها ياء «أفنان» أغصان جمع فنن كطلل.

55:49
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:50
فِيهِمَا عَيۡنَانِ تَجۡرِيَانِ
فِيهِمَا
ikisinde de vardır
عَيْنَانِ
iki kaynak
تَجْرِيَانِ
akıp giden

Süleyman Ateşİkisinde de akıp giden iki kaynak var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فيهما عينان تجريان».

55:51
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:52
فِيهِمَا مِن كُلِّ فَٰكِهَةࣲ زَوۡجَانِ
فِيهِمَا
ikisinde de vardır
مِن
hepsinden
كُلِّ
(are) every
فَـٰكِهَةٍۢ
meyvaların
زَوْجَانِ
iki çift

Süleyman Ateşİkisinde de her meyvadan iki çift var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فيهما من كل فاكهة» في الدنيا أو كل ما يتفكه به «زوجان» نوعان رطب ويابس والمر منهما في الدنيا كالحنظل حلو.

55:53
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:54
مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ فُرُشِۭ بَطَآئِنُهَا مِنۡ إِسۡتَبۡرَقࣲۚ وَجَنَى ٱلۡجَنَّتَيۡنِ دَانࣲ‏
مُتَّكِـِٔينَ
yaslanırlar
عَلَىٰ
üzerine
فُرُشٍۭ
yataklar
بَطَآئِنُهَا
astarları
مِنْ
kalın atlastan
إِسْتَبْرَقٍۢ ۚ
brocade
وَجَنَى
ve toplanması (meyvelerin)
ٱلْجَنَّتَيْنِ
iki cennetin
دَانٍۢ
yakındır (kolaydır)

Süleyman Ateş(Orada) Astarları kalın atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«متكئين» حال عامله محذوف، أي يتنعمون «على فرش بطائنها من إستبرق» ما غلظ من الديباج وخشن والظهائر من السندس «وجنى الجنتين» ثمرهما «دان» قريب يناله القائم والقاعد والمضطجع.

55:55
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:56 📚 3
فِيهِنَّ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرۡفِ لَمۡ يَطۡمِثۡهُنَّ إِنسࣱ قَبۡلَهُمۡ وَلَا جَآنࣱّ‏
فِيهِنَّ
orada vardır
قَـٰصِرَٰتُ
(eşlerine) diken (dilberler)
ٱلطَّرْفِ
bakışlarını
لَمْ
onlara temas etmemiştir
يَطْمِثْهُنَّ
has touched them
إِنسٌۭ
insan
قَبْلَهُمْ
bunlardan önce
وَلَا
ne de
جَآنٌّۭ
cin

Süleyman AteşOnlarda bakışları kısa (yalnız kocalarına bakan) öyle dilberler de var ki, bunlardan önce onları ne insan, ne de cin kanatmamıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فيهن» في الجنتين وما اشتملتا عليه من العلالي والقصور «قاصرات الطرف» العين على أزواجهن المتكئين من الإنس والجن «لم يطمثهن» يفتضهن وهن من الحور أو من نساء الدنيا المنشآت «إنس قبلهم ولا جان».

55:57
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:58 📚 3
كَأَنَّهُنَّ ٱلۡيَاقُوتُ وَٱلۡمَرۡجَانُ
كَأَنَّهُنَّ
sanki onlar
ٱلْيَاقُوتُ
yakut
وَٱلْمَرْجَانُ
ve mercandırlar

Süleyman AteşSanki onlar yakut ve mercandırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كأنهن الياقوت» صفاء «والمرجان» اللؤلؤ بياضا.

55:59
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:60
هَلۡ جَزَآءُ ٱلۡإِحۡسَٰنِ إِلَّا ٱلۡإِحۡسَٰنُ
هَلْ
değil midir?
جَزَآءُ
karşılığı
ٱلْإِحْسَـٰنِ
iyiliğin
إِلَّا
yalnız
ٱلْإِحْسَـٰنُ
iyilik

Süleyman Ateşİyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هل» ما «جزاء الإحسان» بالطاعة «إلا الإحسان» بالنعيم.

55:61
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:62
وَمِن دُونِهِمَا جَنَّتَانِ
وَمِن
ve vardır
دُونِهِمَا
ikisinden başka
جَنَّتَانِ
iki cennet (daha)

Süleyman AteşBu ikisinin ötesinde iki cennet daha var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن دونهما» الجنتين المذكورتين «جنتان» أيضا لمن خاف مقام ربه.

55:63
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:64
مُدۡهَآمَّتَانِ
مُدْهَآمَّتَانِ
yemyeşildirler

Süleyman AteşYemyeşildirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«مدهامتان» سوداوان من شدة خضرتهما.

55:65
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:66 📚 1
فِيهِمَا عَيۡنَانِ نَضَّاخَتَانِ
فِيهِمَا
ikisinde de vardır
عَيْنَانِ
iki kaynak
نَضَّاخَتَانِ
fışkıran

Süleyman Ateşİkisinde de fışkıran iki kaynak var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فيهما عينان نضاختان» فوارتان بالماء.

55:67
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:68
فِيهِمَا فَٰكِهَةࣱ وَنَخۡلࣱ وَرُمَّانࣱ‏
فِيهِمَا
ikisinde de vardır
فَـٰكِهَةٌۭ
meyvalar
وَنَخْلٌۭ
ve hurma
وَرُمَّانٌۭ
ve nar

Süleyman Ateşİkisinde de meyva, hurma ve nar var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فيهما فاكهة ونخل ورمان» هما منها وقيل من غيرها.

55:69
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:70
فِيهِنَّ خَيۡرَٰتٌ حِسَانࣱ‏
فِيهِنَّ
onlarda vardır
خَيْرَٰتٌ
iyi huylu (kadınlar)
حِسَانٌۭ
güzel

Süleyman AteşOnlarda da iyi huylu, güzel kadınlar var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فيهن» أي الجنتين وما فيهما «خيرات» أخلاقا «حسان» وجوها.

55:71
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:72
حُورࣱ مَّقۡصُورَٰتࣱ فِي ٱلۡخِيَامِ
حُورٌۭ
huriler
مَّقْصُورَٰتٌۭ
kapanmış
فِى
içine
ٱلْخِيَامِ
çadırlar

Süleyman AteşÇadırlara kapanmış huriler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«حور» شديدات سواد العيون وبياضها «مقصورات» مستورات «في الخيام» من در مجوف مضافة إلى القصور شبيهة بالخدور.

55:73
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:74 📚 3
لَمۡ يَطۡمِثۡهُنَّ إِنسࣱ قَبۡلَهُمۡ وَلَا جَآنࣱّ‏
لَمْ
onlara temas etmemiştir
يَطْمِثْهُنَّ
has touched them
إِنسٌۭ
insan
قَبْلَهُمْ
bunlardan önce
وَلَا
ne de
جَآنٌّۭ
cin

Süleyman AteşBunlardan önce onları ne insan, ne de cin kanatmamıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لم يطمثهن إنس قبلهم» قبل أزواجهن «ولا جان».

55:75
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:76
مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ رَفۡرَفٍ خُضۡرࣲ وَعَبۡقَرِيٍّ حِسَانࣲ‏
مُتَّكِـِٔينَ
yaslanırlar
عَلَىٰ
üzerine
رَفْرَفٍ
yastıklar
خُضْرٍۢ
yeşil
وَعَبْقَرِىٍّ
ve döşeklere
حِسَانٍۢ
harikulade güzel

Süleyman Ateş(Cennettekiler) Yeşil yastıklara ve harikulade güzel işlemeli döşeklere yaslanırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«متكئين» أي أزواجهم وإعرابه كما تقدم «على رفرف خضر» جمع رفرفة، أي بسط أو وسائد «وعبقري حسان» جمع عبقرية، أي طنافس.

55:77
فَبِأَيِّ ءَالَآءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
فَبِأَىِّ
şimdi hangi?
ءَالَآءِ
ni'metlerini
رَبِّكُمَا
Rabbinizin
تُكَذِّبَانِ
yalanlıyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi Rabbinizin hangi ni'metlerini yalanlıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي آلاء ربكما تكذبان».

55:78
تَبَٰرَكَ ٱسۡمُ رَبِّكَ ذِي ٱلۡجَلَٰلِ وَٱلۡإِكۡرَامِ
تَبَـٰرَكَ
ne yücedir
ٱسْمُ
adı
رَبِّكَ
Rabbinin
ذِى
sahibi
ٱلْجَلَـٰلِ
büyüklük
وَٱلْإِكْرَامِ
ve ikram

Süleyman AteşBüyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تبارك اسم ربك ذي الجلال والإكرام» تقدم ولفظ اسم زائد.

← Önceki Sonraki →

55. Ar-Rahmaan Suresi | Anlam Arayışı