☪ Anlam Arayışı

58. Al-Mujaadila سُورَةُ المُجَادلَةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
58:1
قَدۡ سَمِعَ ٱللَّهُ قَوۡلَ ٱلَّتِي تُجَٰدِلُكَ فِي زَوۡجِهَا وَتَشۡتَكِيٓ إِلَى ٱللَّهِ وَٱللَّهُ يَسۡمَعُ تَحَاوُرَكُمَآۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعُۢ بَصِيرٌ
قَدْ
andolsun
سَمِعَ
işitti
ٱللَّهُ
Allah
قَوْلَ
sözünü
ٱلَّتِى
(kadının)
تُجَـٰدِلُكَ
seninle tartışan
فِى
hakkında
زَوْجِهَا
kocası
وَتَشْتَكِىٓ
ve şikayette bulunan
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
وَٱللَّهُ
ve Allah
يَسْمَعُ
işitir
تَحَاوُرَكُمَآ ۚ
ikinizin konuşmanızı
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌۢ
işitendir
بَصِيرٌ
görendir

Süleyman AteşAllah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü işitti. Allah, ikinizin birbirinizle konuşmanızı işitir. Çünkü Allah işitendir, görendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قد سمع الله قول التي تجادلك» تراجعك أيها النبي «في زوجها» المظاهر منها وكان قال لها: أنت عليَّ كظهر أمي، وقد سألت النبي صلى الله عليه وسلم عن ذلك فأجابها بأنها حرمت عليه على ما هو المعهود عندهم من أن الظهار موجبه فرقة مؤبدة وهي خولة بنت ثعلبة، وهو أوس بن الصامت «وتشتكي إلى الله» وحدتها وفاقتها وصبية صغارا إن ضمتهم إليه ضاعوا أو إليها جاعوا «والله يسمع تحاوركما» تراجعكما «إن الله سميع بصير» عالم.

58:2
ٱلَّذِينَ يُظَٰهِرُونَ مِنكُم مِّن نِّسَآئِهِم مَّا هُنَّ أُمَّهَٰتِهِمۡۖ إِنۡ أُمَّهَٰتُهُمۡ إِلَّا ٱلَّٰٓـِٔي وَلَدۡنَهُمۡۚ وَإِنَّهُمۡ لَيَقُولُونَ مُنكَرࣰ ا مِّنَ ٱلۡقَوۡلِ وَزُورࣰ اۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورࣱ‏
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُظَـٰهِرُونَ
zıhar eden(ler)
مِنكُم
sizden
مِّن
kadınlara
نِّسَآئِهِم
(to) their wives
مَّا
(bilsinler ki) değildir
هُنَّ
onlar
أُمَّهَـٰتِهِمْ ۖ
onların anaları
إِنْ
değildir
أُمَّهَـٰتُهُمْ
onların anaları
إِلَّا
dışındakiler
ٱلَّـٰٓـِٔى
onlar
وَلَدْنَهُمْ ۚ
onları doğuranlar
وَإِنَّهُمْ
ve onlar
لَيَقُولُونَ
söylüyorlar
مُنكَرًۭا
çirkin (olanı)
مِّنَ
sözden
ٱلْقَوْلِ
[the] word
وَزُورًۭا ۚ
ve yalan
وَإِنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَعَفُوٌّ
affedicidir
غَفُورٌۭ
bağışlayıcıdır

Süleyman AteşSizden kadınlara zıhar edenler (sen bana, anamın sırtı gibisin diyenler), bilmelidirler ki o kadınlar, onların anaları değillerdir. Onların anaları, ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Onlar, çirkin ve yalan olan bir söz söylüyorlar. Bununla beraber Allah, affedicidir bağışlayıcıdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين يظَّهَّرون» أصله يتظهرون أدغمت التاء في الظاء، وفي قراءة بألف بين الظاء والهاء الخفيفة وفي أخرى كيقاتلون والموضع الثاني كذلك «منكم من نسائهم ما هن أمهاتهم إن أمهاتهم إلا اللأئي» بهمزة وياء وبلا ياء «ولدنهم وإنهم ْ» بالظهار «ليقولن منكرا من القول وزورا» كذبا «وإن الله لعفو غفور».

58:3 📚 8
وَٱلَّذِينَ يُظَٰهِرُونَ مِن نِّسَآئِهِمۡ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُواْ فَتَحۡرِيرُ رَقَبَةࣲ مِّن قَبۡلِ أَن يَتَمَآسَّاۚ ذَٰلِكُمۡ تُوعَظُونَ بِهِۦۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
يُظَـٰهِرُونَ
zıhar eden(ler)
مِن
kadınlarına
نِّسَآئِهِمْ
(to) their wives
ثُمَّ
sonra da
يَعُودُونَ
dönenler
لِمَا
şeylere
قَالُوا۟
söyledikleri
فَتَحْرِيرُ
hürriyete kavuşturmalıdırlar
رَقَبَةٍۢ
bir köle
مِّن
önce
قَبْلِ
before
أَن
temaslarından
يَتَمَآسَّا ۚ
they touch each other
ذَٰلِكُمْ
budur
تُوعَظُونَ
size öğütlenen
بِهِۦ ۚ
onunla
وَٱللَّهُ
Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
خَبِيرٌۭ
haber almaktadır

Süleyman AteşKadınlarına zıhar edip sonra söylediklerine dönenler, karılarıyle temaslarından önce bir köleyi hürriyete kavuşturmalıdırlar. Size öğütlenen budur. Allah, yaptıklarınızı haber almaktadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين يظاهرون من نسائهم ثم يعودوا لما قالوا» أي فيه بأن يخالفوه بإمساك المظاهر منها الذي هو خلاف مقصود الظهار من وصف المرأة بالتحريم «فتحرير رقبة» أي إعتاقها عليه «من قبل أن يتماسا» بالوطء «ذلكم توعظون به والله بما تعملون خبير».

58:4 📚 5
فَمَن لَّمۡ يَجِدۡ فَصِيَامُ شَهۡرَيۡنِ مُتَتَابِعَيۡنِ مِن قَبۡلِ أَن يَتَمَآسَّاۖ فَمَن لَّمۡ يَسۡتَطِعۡ فَإِطۡعَامُ سِتِّينَ مِسۡكِينࣰ اۚ ذَٰلِكَ لِتُؤۡمِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦۚ وَتِلۡكَ حُدُودُ ٱللَّهِۗ وَلِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ
فَمَن
kimse
لَّمْ
imkan bulamayan
يَجِدْ
find
فَصِيَامُ
oruç tutmalıdır
شَهْرَيْنِ
iki ay
مُتَتَابِعَيْنِ
aralıksız olarak
مِن
önce
قَبْلِ
before
أَن
temaslarından
يَتَمَآسَّا ۖ
they both touch each other
فَمَن
kimse
لَّمْ
(buna) gücü yetmeyen
يَسْتَطِعْ
is able
فَإِطْعَامُ
doyurmalıdır
سِتِّينَ
altmış
مِسْكِينًۭا ۚ
fakiri
ذَٰلِكَ
bunlar
لِتُؤْمِنُوا۟
inanmanız içindir
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ ۚ
ve Elçisine
وَتِلْكَ
ve bunlar
حُدُودُ
sınırlarıdır
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
وَلِلْكَـٰفِرِينَ
ve kafirler için vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌ
acıklı

Süleyman AteşBuna imkan bulamayan, temaslarından önce aralıksız olarak iki ay oruç tutmalıdır. Buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri doyurmalıdır. Allah'a ve Elçisine inanmanız (onların sözlerini doğrulamanız) için bu hükümler konmuştur. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır (bu sınırları tanımayan) kafirler için acı bir azab vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فمن لم يجد» رقبة «فصيام شهرين متتابعين من قبل أن يتماسا فمن لم يستطع» أي الصيام «فإطعام ستين مسكينا» عليه: أي من قبل أن يتماسا حملا للمطلق عل المقيد لكل مسكين مد من غالب قوت البلد «ذلك» أي التخفيف في الكفارة «لتؤمنوا بالله ورسوله وتلك» أي الأحكام المذكورة «حدود الله وللكافرين» بها «عذاب أليم» مؤلم.

58:5
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُحَآدُّونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ كُبِتُواْ كَمَا كُبِتَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ وَقَدۡ أَنزَلۡنَآ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتࣲۚ وَلِلۡكَٰفِرِينَ عَذَابࣱ مُّهِينࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُحَآدُّونَ
karşı gelen(ler)
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
كُبِتُوا۟
tepeleneceklerdir
كَمَا
gibi
كُبِتَ
tepelendikleri
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۚ
before them
وَقَدْ
ve andolsun
أَنزَلْنَآ
biz indirdik
ءَايَـٰتٍۭ
ayetler
بَيِّنَـٰتٍۢ ۚ
açık açık
وَلِلْكَـٰفِرِينَ
ve kafirler için vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
مُّهِينٌۭ
küçük düşürücü

Süleyman AteşAllah'a ve Elçisine karşı gelen (onların koyduğu sınırlardan başka sınırlar koymağa kalkan)lar kendilerinden öncekilerin tepelendikleri gibi tepeleneceklerdir! Biz açık açık ayetler indirdik. kafirler için küçük düşürücü bir azab vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين ُيَحادُّونَ» يخالفون «الله ورسوله كبتوا» أذلوا «كما كبت الذين من قبلهم» في مخالفتهم رسلهم «وقد أنزلنا آيات بينات» دالة على صدق الرسول «وللكافرين» بالآيات «عذاب مهين» ذو إهانة.

58:6 📚 1
يَوۡمَ يَبۡعَثُهُمُ ٱللَّهُ جَمِيعࣰ ا فَيُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوٓاْۚ أَحۡصَىٰهُ ٱللَّهُ وَنَسُوهُۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ شَهِيدٌ
يَوْمَ
gün
يَبْعَثُهُمُ
tekrar dirilteceği
ٱللَّهُ
Allah
جَمِيعًۭا
onların hepsini
فَيُنَبِّئُهُم
kendilerine haber verecektir
بِمَا
ne
عَمِلُوٓا۟ ۚ
yaptıklarını
أَحْصَىٰهُ
onu saymıştır
ٱللَّهُ
Allah
وَنَسُوهُ ۚ
onlar ise onu unutmuşlardır
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
شَهِيدٌ
şahiddir

Süleyman AteşAllah onların hepsini tekrar dirilteceği gün ne yaptıklarını kendilerine haber verecektir! Allah on(ların yaptıkları işler)i hep saymış (zaptetmiş)tir. Onlar ise onu unutmuşlardır. Allah her şeye şahiddir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوم يبعثهم الله جميعا فينبئهم بما عملوا أحصاه الله ونسوه والله على كل شيء شهيد».

58:7 📚 2
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۖ مَا يَكُونُ مِن نَّجۡوَىٰ ثَلَٰثَةٍ إِلَّا هُوَ رَابِعُهُمۡ وَلَا خَمۡسَةٍ إِلَّا هُوَ سَادِسُهُمۡ وَلَآ أَدۡنَىٰ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكۡثَرَ إِلَّا هُوَ مَعَهُمۡ أَيۡنَ مَا كَانُواْۖ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُواْ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمٌ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
olanı
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve olanı
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۖ
the earth
مَا
olmaz ki
يَكُونُ
there is
مِن
hiç
نَّجْوَىٰ
gizli konuşan
ثَلَـٰثَةٍ
üç kişi
إِلَّا
mutlaka
هُوَ
O'dur
رَابِعُهُمْ
dördüncüleri
وَلَا
ve olmasa
خَمْسَةٍ
beş kişi
إِلَّا
mutlaka
هُوَ
O'dur
سَادِسُهُمْ
altıncıları
وَلَآ
ve olmasa
أَدْنَىٰ
daha az
مِن
bundan
ذَٰلِكَ
that
وَلَآ
ve olmasa
أَكْثَرَ
daha çok
إِلَّا
mutlaka
هُوَ
O
مَعَهُمْ
onlarla beraberdir
أَيْنَ
nerede
مَا
bulunsalar
كَانُوا۟ ۖ
they are
ثُمَّ
sonra
يُنَبِّئُهُم
onlara haber verir
بِمَا
şeyleri
عَمِلُوا۟
yaptıkları
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ
kıyamet
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌ
bilendir

Süleyman AteşGöklerde ve yerde olanları, Allah'ın bildiğini görmedin mi? Üç kişi gizli konuşsa mutlaka dördüncüleri O'dur. Beş kişi gizli konuşsa mutlaka altıncıları O'dur. Bundan az da, bundan çok da olsalar, nerede bulunsalar mutlaka O, onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü, onlara yaptıklarını haber verir. Çünkü Allah, her şeyi bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم تر» تعلم «أن الله يعلم ما في السماوات وما في الأرض ما يكون من نجوى ثلاثة إلا هو رابعهم» بعلمه «ولا خمسة إلا هو سادسهم ولا أدنى من ذلك ولا أكثر إلا هو معهم أين ما كانوا ثم ينبئهم بما عملوا يوم القيامة إن الله بكل شيء عليم».

58:8 📚 5
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ نُهُواْ عَنِ ٱلنَّجۡوَىٰ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا نُهُواْ عَنۡهُ وَيَتَنَٰجَوۡنَ بِٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِ وَمَعۡصِيَتِ ٱلرَّسُولِۖ وَإِذَا جَآءُوكَ حَيَّوۡكَ بِمَا لَمۡ يُحَيِّكَ بِهِ ٱللَّهُ وَيَقُولُونَ فِيٓ أَنفُسِهِمۡ لَوۡلَا يُعَذِّبُنَا ٱللَّهُ بِمَا نَقُولُۚ حَسۡبُهُمۡ جَهَنَّمُ يَصۡلَوۡنَهَاۖ فَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
نُهُوا۟
menedilen(ler)
عَنِ
gizli gizli konuşmaktan
ٱلنَّجْوَىٰ
secret counsels
ثُمَّ
sonra yine
يَعُودُونَ
dönüyorlar
لِمَا
şeye
نُهُوا۟
menedildikleri
عَنْهُ
ondan
وَيَتَنَـٰجَوْنَ
ve gizli gizli konuşuyorlar
بِٱلْإِثْمِ
günah hususunda
وَٱلْعُدْوَٰنِ
ve düşmanlık
وَمَعْصِيَتِ
ve isyan
ٱلرَّسُولِ
Elçiye
وَإِذَا
ve zaman
جَآءُوكَ
sana geldikleri
حَيَّوْكَ
seni selamlıyorlar
بِمَا
bir tarzda
لَمْ
selamlamadığı
يُحَيِّكَ
greets you
بِهِ
onu
ٱللَّهُ
Allah'ın
وَيَقُولُونَ
ve diyorlar
فِىٓ
içlerinde
أَنفُسِهِمْ
kendi
لَوْلَا
değil miydi?
يُعَذِّبُنَا
bize azab etmeli
ٱللَّهُ
Allah
بِمَا
ötürü
نَقُولُ ۚ
dediğimizden
حَسْبُهُمْ
onlara yeter
جَهَنَّمُ
cehennem
يَصْلَوْنَهَا ۖ
oraya gireceklerdir
فَبِئْسَ
ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
gidilecek yerdir

Süleyman AteşGörmedin mi şu adamları ki gizli gizli konuşmaktan menedildikleri halde yine o menedildikleri işe dönüyorlar; günah, düşmanlık, Elçiye isyan hususunda gizli gizli konuşuyorlar. Sana geldikleri zaman seni, Allah'ın selamlamadığı bir tarzda selamlıyorlar ve kendi içlerinde de: "Bu dediğimizden ötürü Allah bize azab etse ya" diyorlar. Cehennem onlara yeter. Oraya gireceklerdir, ne kötü gidilecek yerdir orası

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم ترَ» تنظر «إلى الذين نُهوا على النجوى ثم يعودون لما نهوا عنه ويتناجون بالإثم والعدوان ومعصية الرسول» الريبة «وإذا جاءُوك حيوك» أيها النبي «بما لم يحيك به الله» وهو قولهم: السام عليك، أي الموت «ويقولون في أنفسهم لولا» هلا «يعذبنا الله بما نقول» من التحية وأنه ليس بنبي إن كان نبيا «حسبهم جهنم يصلونها فبئس المصير» هي.

58:9
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا تَنَٰجَيۡتُمۡ فَلَا تَتَنَٰجَوۡاْ بِٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡعُدۡوَٰنِ وَمَعۡصِيَتِ ٱلرَّسُولِ وَتَنَٰجَوۡاْ بِٱلۡبِرِّ وَٱلتَّقۡوَىٰۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ ٱلَّذِيٓ إِلَيۡهِ تُحۡشَرُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِذَا
zaman
تَنَـٰجَيْتُمْ
aranızda gizli konuştuğunuz
فَلَا
konuşmayın
تَتَنَـٰجَوْا۟
hold secret counsel
بِٱلْإِثْمِ
günah üzerinde
وَٱلْعُدْوَٰنِ
ve düşmanlık
وَمَعْصِيَتِ
ve karşı gelme
ٱلرَّسُولِ
Elçiye
وَتَنَـٰجَوْا۟
(fakat) konuşun
بِٱلْبِرِّ
iyilik üzerinde
وَٱلتَّقْوَىٰ ۖ
ve takva
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
ٱلَّذِىٓ
huzuruna
إِلَيْهِ
to Him
تُحْشَرُونَ
toplanacağınız

Süleyman AteşEy inananlar, aranızda gizli konuştuğunuz zaman günah, düşmanlık ve Elçiye karşı gelme üzerinde konuşmayın; iyilik ve takva üzerinde konuşun ve huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا إذا تناجيتم فلا تتناجوا بالإثم والعدوان ومعصية الرسول وتناجوا بالبر والتقوى واتقوا الله الذي إليه تحشرون».

58:10
إِنَّمَا ٱلنَّجۡوَىٰ مِنَ ٱلشَّيۡطَٰنِ لِيَحۡزُنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَلَيۡسَ بِضَآرِّهِمۡ شَيۡـًٔا إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلۡيَتَوَكَّلِ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلنَّجْوَىٰ
gizli konuşma
مِنَ
şeytandandır
ٱلشَّيْطَـٰنِ
the Shaitaan
لِيَحْزُنَ
üzülsünler diye
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَلَيْسَ
ve değildir
بِضَآرِّهِمْ
onlara zarar verecek
شَيْـًٔا
hiçbir
إِلَّا
olmadıkça
بِإِذْنِ
izni
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَعَلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'a
فَلْيَتَوَكَّلِ
dayansınlar
ٱلْمُؤْمِنُونَ
mü'minler

Süleyman AteşGizli konuşma( fiskos) şeytandandır. (Şeytan insanları bu yola iletir ki) inananlar üzülsünler. Oysa o, Allah'ın izni olmadıkça mü'minlere hiçbir zarar veremez. Mü'minler Allah'a dayansınlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما النجوى» بالإثم ونحوه «من الشيطان» بغروره «ليحزن الذين آمنوا وليس» هو «بضارهم شيئا إلا بإذن الله» أي إرادته «وعلى الله فليتوكل المؤمنون».

58:11 📚 1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا قِيلَ لَكُمۡ تَفَسَّحُواْ فِي ٱلۡمَجَٰلِسِ فَٱفۡسَحُواْ يَفۡسَحِ ٱللَّهُ لَكُمۡۖ وَإِذَا قِيلَ ٱنشُزُواْ فَٱنشُزُواْ يَرۡفَعِ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنكُمۡ وَٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ دَرَجَٰتࣲۚ وَٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِذَا
zaman
قِيلَ
dendiği
لَكُمْ
size
تَفَسَّحُوا۟
yer açın
فِى
meclislerde
ٱلْمَجَـٰلِسِ
the assemblies
فَٱفْسَحُوا۟
yer açın ki
يَفْسَحِ
genişlik versin
ٱللَّهُ
Allah
لَكُمْ ۖ
size
وَإِذَا
zaman da
قِيلَ
dendiği
ٱنشُزُوا۟
kalkın
فَٱنشُزُوا۟
kalkın ki
يَرْفَعِ
yükseltsin
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
مِنكُمْ
sizden
وَٱلَّذِينَ
ve kendilerine
أُوتُوا۟
verilenleri
ٱلْعِلْمَ
ilim
دَرَجَـٰتٍۢ ۚ
derecelerle
وَٱللَّهُ
ve Allah
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız
خَبِيرٌۭ
haber almaktadır

Süleyman AteşEy inananlar, size: "Meclislerde yer açın" dendiği zaman yer açın ki Allah da size genişlik versin. Size: "Kalkın" dendiği zaman da, kalkın ki Allah sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızı haberalmaktadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا إذا قيل لكم تفسحوا» توسعوا «في المجلسْ» مجلس النبي صلى الله عليه وسلم والذكر حتى مجلس من جاءكم وفي قراءة المجالس «فافسحوا يفسح الله لكم» في الجنة «وإذا قيل انشِزوا» قوموا إلى الصلاة وغيرها من الخيرات «فانشِزوا» وفي قراءة بضم الشين فيهما «يرفع الله الذين آمنوا منكم» بالطاعة في ذلك «و» يرفع «الذين أوتوا العلم درجات» في الجنة «والله بما تعملون خبير».

58:12
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِذَا نَٰجَيۡتُمُ ٱلرَّسُولَ فَقَدِّمُواْ بَيۡنَ يَدَيۡ نَجۡوَىٰكُمۡ صَدَقَةࣰۚ ذَٰلِكَ خَيۡرࣱ لَّكُمۡ وَأَطۡهَرُۚ فَإِن لَّمۡ تَجِدُواْ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمٌ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِذَا
zaman
نَـٰجَيْتُمُ
siz gizli konuşacağınız
ٱلرَّسُولَ
Elçi ile
فَقَدِّمُوا۟
verin
بَيْنَ
önce
يَدَىْ
önce
نَجْوَىٰكُمْ
gizli konuşmanızdan
صَدَقَةًۭ ۚ
bir sadaka
ذَٰلِكَ
bu
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لَّكُمْ
sizin için
وَأَطْهَرُ ۚ
ve daha temizdir
فَإِن
şayet
لَّمْ
bulamazsınız
تَجِدُوا۟
you find
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌ
esirgeyendir

Süleyman AteşEy inananlar, siz Elçi ile gizli konuşacağınız zaman bu gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet (sadaka verecek bir şey) bulamazsınız, Allah bağışlayandır, esirgeyendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا إذا ناجيتم الرسول» أردتم مناجاته «فقدموا بين يدي نجواكم» قبلها «صدقة ذلك خير لكم وأطهر» لذنوبكم «فإن لم تجدوا» ما تتصدقون به «فإن الله غفور» لمناجاتكم «رحيم» بكم، يعني فلا عليكم في المناجاة من غير صدقة، ثم نسخ ذلك بقوله.

58:13
ءَأَشۡفَقۡتُمۡ أَن تُقَدِّمُواْ بَيۡنَ يَدَيۡ نَجۡوَىٰكُمۡ صَدَقَٰتࣲۚ فَإِذۡ لَمۡ تَفۡعَلُواْ وَتَابَ ٱللَّهُ عَلَيۡكُمۡ فَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥۚ وَٱللَّهُ خَبِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ
ءَأَشْفَقْتُمْ
korktunuz mu?
أَن
vermenizden
تُقَدِّمُوا۟
offer
بَيْنَ
önce
يَدَىْ
önce
نَجْوَىٰكُمْ
gizli konuşmanızdan
صَدَقَـٰتٍۢ ۚ
sadaka
فَإِذْ
çünkü
لَمْ
yapmadınız
تَفْعَلُوا۟
you do not
وَتَابَ
ve affetti
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْكُمْ
sizi
فَأَقِيمُوا۟
artık kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَأَطِيعُوا۟
ve ita'at edin
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ ۚ
ve Elçisine
وَٱللَّهُ
ve Allah
خَبِيرٌۢ
bilmektedir
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız

Süleyman AteşGizli konuşmanızdan önce sadaka vermenizden korktunuz mu? Çünkü yapmadınız. Allah da sizi (bundan) affetti. Artık namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Elçisine ita'at edin. Allah yaptıklarınızı bilmektedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أأشفقتم» بتحقيق الهمزتين وإبدال الثانية ألفا وتسهليها وإدخال ألف بين المسهلة والأخرى وتركه، أي خفتم من «أن تقدِّموا بين يدي نجواكم صدقات» لفقر «فإذا لم تفعلوا» الصدقة «وتاب الله عليكم» رجع بكم عنها «فأقيموا الصلاة وآتوا الزكاة وأطيعوا الله ورسوله» أي داوموا على ذلك «والله خبير بما تعملون».

58:14 📚 1
۞أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ تَوَلَّوۡاْ قَوۡمًا غَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِم مَّا هُم مِّنكُمۡ وَلَا مِنۡهُمۡ وَيَحۡلِفُونَ عَلَى ٱلۡكَذِبِ وَهُمۡ يَعۡلَمُونَ
۞ أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
تَوَلَّوْا۟
dost edinen(leri)
قَوْمًا
bir topluluğu
غَضِبَ
gazabettiği
ٱللَّهُ
Allah'ın
عَلَيْهِم
kendilerine
مَّا
değildir
هُم
onlar
مِّنكُمْ
sizden
وَلَا
ve değildir
مِنْهُمْ
onlardan
وَيَحْلِفُونَ
ve yemin ediyorlar
عَلَى
üzere
ٱلْكَذِبِ
yalan
وَهُمْ
ve onlar
يَعْلَمُونَ
bilerek

Süleyman AteşAllah'ın kendilerine gazabettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Bilerek yalan yere yemin ediyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم ترَ» تنظر «إلى الذين تولَّوْا» هم المنافقون «قوما» هم اليهود «غضب الله عليهم ما هم» أي المنافقين «منكم» من المؤمنين «ولا منهم» من اليهود بل هم مذبذبون «ويحلفون على الكذب» أي قولهم إنهم مؤمنون «وهم يعلمون» أنهم كاذبون فيه.

58:15
أَعَدَّ ٱللَّهُ لَهُمۡ عَذَابࣰ ا شَدِيدًاۖ إِنَّهُمۡ سَآءَ مَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
أَعَدَّ
hazırlamıştır
ٱللَّهُ
Allah
لَهُمْ
onlar için
عَذَابًۭا
bir azab
شَدِيدًا ۖ
çetin
إِنَّهُمْ
şüphesiz onlar
سَآءَ
ne kötü
مَا
şeyler
كَانُوا۟
yapıyorlar
يَعْمَلُونَ
do

Süleyman AteşAllah onlar için çetin bir azab hazırlamıştır. Onlar ne kötü işler yapıyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أعد الله لهم عذابا شديدا إنهم ساء ما كانوا يعملون» من المعاصي.

58:16
ٱتَّخَذُوٓاْ أَيۡمَٰنَهُمۡ جُنَّةࣰ فَصَدُّواْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ فَلَهُمۡ عَذَابࣱ مُّهِينࣱ‏
ٱتَّخَذُوٓا۟
yaptılar
أَيْمَـٰنَهُمْ
yeminlerini
جُنَّةًۭ
kalkan
فَصَدُّوا۟
ve engel oldular
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way of Allah
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَلَهُمْ
onlar için vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
مُّهِينٌۭ
küçük düşürücü

Süleyman AteşYeminlerini kalkan yapıp Allah'ın yoluna engel oldular. Onlar için küçük düşürücü bir azab vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«اتخذوا إيمانهم جُنَّةٌ» سترا على أنفسهم وأموالهم «فصدوا» بها المؤمنين «عن سبيل الله» أي الجهاد فيهم بقتلهم وأخذ أموالهم «فلهم عذاب مهين» ذو إهانة.

58:17
لَّن تُغۡنِيَ عَنۡهُمۡ أَمۡوَٰلُهُمۡ وَلَآ أَوۡلَٰدُهُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيۡـًٔاۚ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِۖ هُمۡ فِيهَا خَٰلِدُونَ
لَّن
koruyamaz
تُغْنِىَ
will avail
عَنْهُمْ
kendilerini
أَمْوَٰلُهُمْ
malları
وَلَآ
ne de
أَوْلَـٰدُهُم
çocukları
مِّنَ
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
شَيْـًٔا ۚ
hiçbir şey
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ ۖ
ateş
هُمْ
onlar
فِيهَا
orada
خَـٰلِدُونَ
sürekli kalacaklardır

Süleyman AteşOnların ne malları, ne de çocukları kendilerini Allah'a karşı koruyabilir. Onlar ateş halkıdır. Orada sürekli kalacaklardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لن تغني عنهم أموالهم ولا أولادهم من الله» من عذابه «شيئا» من الإغناء «أولئك أصحاب النار هم فيها خالدون».

58:18
يَوۡمَ يَبۡعَثُهُمُ ٱللَّهُ جَمِيعࣰ ا فَيَحۡلِفُونَ لَهُۥ كَمَا يَحۡلِفُونَ لَكُمۡ وَيَحۡسَبُونَ أَنَّهُمۡ عَلَىٰ شَيۡءٍۚ أَلَآ إِنَّهُمۡ هُمُ ٱلۡكَٰذِبُونَ
يَوْمَ
(o) gün
يَبْعَثُهُمُ
tekrar diriltir
ٱللَّهُ
Allah
جَمِيعًۭا
onların hepsini
فَيَحْلِفُونَ
sonra yemin ederler
لَهُۥ
O'na da
كَمَا
gibi
يَحْلِفُونَ
yemin ettikleri
لَكُمْ ۖ
size
وَيَحْسَبُونَ
ve sanırlar
أَنَّهُمْ
kendilerini
عَلَىٰ
üzerinde
شَىْءٍ ۚ
bir şey
أَلَآ
iyi bilin ki
إِنَّهُمْ
elbette onlar
هُمُ
onlar
ٱلْكَـٰذِبُونَ
yalancılardır

Süleyman AteşAllah onların hepsini tekrar dirilttiği gün, dünyada size yemin ettikleri gibi O'na da yemin edecekler ve kendilerinin bir şey üzerinde bulunduklarını, (doğru yolda olduklarını) sanacaklardır. İyi bilin ki onlar yalancılardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
اذكر «يوم يبعثهم الله جميعا فيحلفون له» أنهم مؤمنون «كما يحلفون لكم ويحسبون أنهم على شيء» من نفع حلفهم في الآخرة كالدنيا «ألا إنهم هم الكاذبون».

58:19
ٱسۡتَحۡوَذَ عَلَيۡهِمُ ٱلشَّيۡطَٰنُ فَأَنسَىٰهُمۡ ذِكۡرَ ٱللَّهِۚ أُوْلَٰٓئِكَ حِزۡبُ ٱلشَّيۡطَٰنِۚ أَلَآ إِنَّ حِزۡبَ ٱلشَّيۡطَٰنِ هُمُ ٱلۡخَٰسِرُونَ
ٱسْتَحْوَذَ
kuşatmıştır
عَلَيْهِمُ
onları
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
فَأَنسَىٰهُمْ
ve onlara unutturmuştur
ذِكْرَ
anmayı
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ı
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
حِزْبُ
hizbidir
ٱلشَّيْطَـٰنِ ۚ
şeytanın
أَلَآ
dikkat edin
إِنَّ
muhakkak ki
حِزْبَ
hizbi
ٱلشَّيْطَـٰنِ
şeytanın
هُمُ
onlar
ٱلْخَـٰسِرُونَ
kaybedecektir

Süleyman AteşŞeytan onları kuşatmış (ruhlarına hakim olmuş) onlara Allah'ı anmayı unutturmuştur. Onlar şeytanın hizbi(partisi)dir. Muhakkak ki şeytanın hizbi kaybedecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«استحوذ» استولى «عليهم الشيطان» بطاعتهم له «فأنساهم ذكر الله أولئك حزب الشيطان» أتباعه «ألا إن حزب الشيطان هم الخاسرون».

58:20
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُحَآدُّونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ أُوْلَٰٓئِكَ فِي ٱلۡأَذَلِّينَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُحَآدُّونَ
düşman olan(lar)
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥٓ
ve Elçisine
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
فِى
arasındadırlar
ٱلْأَذَلِّينَ
en alçaklar

Süleyman AteşAllah'a ve Elçisine düşman olanlar, onlar en alçaklar arasındadırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين يحادون» يخالفون «الله ورسوله أولئك في الأذلين» المغلوبين.

58:21 📚 2
كَتَبَ ٱللَّهُ لَأَغۡلِبَنَّ أَنَا۠ وَرُسُلِيٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزࣱ‏
كَتَبَ
yazmıştır;
ٱللَّهُ
Allah
لَأَغْلِبَنَّ
elbette galib geleceğiz
أَنَا۠
ben
وَرُسُلِىٓ ۚ
ve elçilerim
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
قَوِىٌّ
güçlüdür
عَزِيزٌۭ
galiptir

Süleyman AteşAllah: "Elbette ben ve elçilerim galib geleceğiz" diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كتب الله» في اللوح المحفوظ أو قضى «لأغلبن أنا ورسلي» بالحجة أو السيف «إن الله قوي عزيز».

58:22 📚 14
لَّا تَجِدُ قَوۡمࣰ ا يُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِ يُوَآدُّونَ مَنۡ حَآدَّ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَلَوۡ كَانُوٓاْ ءَابَآءَهُمۡ أَوۡ أَبۡنَآءَهُمۡ أَوۡ إِخۡوَٰنَهُمۡ أَوۡ عَشِيرَتَهُمۡۚ أُوْلَٰٓئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ ٱلۡإِيمَٰنَ وَأَيَّدَهُم بِرُوحࣲ مِّنۡهُۖ وَيُدۡخِلُهُمۡ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَاۚ رَضِيَ ٱللَّهُ عَنۡهُمۡ وَرَضُواْ عَنۡهُۚ أُوْلَٰٓئِكَ حِزۡبُ ٱللَّهِۚ أَلَآ إِنَّ حِزۡبَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ
لَّا
bulamazsın
تَجِدُ
You will not find
قَوْمًۭا
bir milletin
يُؤْمِنُونَ
inanan
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ
ahiret
يُوَآدُّونَ
dostluk eder
مَنْ
olanlarla
حَآدَّ
düşman
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
وَلَوْ
şayet
كَانُوٓا۟
olsa bile
ءَابَآءَهُمْ
babaları
أَوْ
yahut
أَبْنَآءَهُمْ
oğulları
أَوْ
yahut
إِخْوَٰنَهُمْ
kardeşleri
أَوْ
yahut
عَشِيرَتَهُمْ ۚ
akrabaları
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
كَتَبَ
yazmıştır
فِى
onların kalblerine
قُلُوبِهِمُ
their hearts
ٱلْإِيمَـٰنَ
iman
وَأَيَّدَهُم
ve onları desteklemiştir
بِرُوحٍۢ
bir ruh ile
مِّنْهُ ۖ
kendinden
وَيُدْخِلُهُمْ
ve onları sokacaktır
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalacaklardır
فِيهَا ۚ
orada
رَضِىَ
razı olmuştur
ٱللَّهُ
Allah
عَنْهُمْ
onlardan
وَرَضُوا۟
onlar da razı olmuşlardır
عَنْهُ ۚ
O'ndan
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
حِزْبُ
hizbidir
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
أَلَآ
dikkat edin
إِنَّ
muhakkak ki
حِزْبَ
hizbidir
ٱللَّهِ
Allah'ın
هُمُ
onlar
ٱلْمُفْلِحُونَ
başarıya ulaşacak olanlardır

Süleyman AteşAllah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa Allah'a ve Elçisine düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsin. Allah onların kalblerine iman yazmış ve onları kendinden bir ruh ile (kalb nuru veya Kur'an ile) desteklemiştir. Onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedi kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın hizbi(partisi)dir. Muhakkak ki başarıya ulaşacak olanlar, Allah'ı hizbidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا تجد قوما يؤمنون بالله واليوم الآخر يوادون» يصادقون «من حادَّ الله ورسوله ولو كانوا» أي المحادون «آباءهم» أي المؤمنين «أو أبناءهم أو إخوانهم أو عشيرتهم» بل يقصدونهم بالسوء ويقاتلونهم على الإيمان كما وقع لجماعة من الصحابة رضي الله عنهم «أولئك» الذين يوادونهم «كتب» أثبت «في قلوبهم الإيمان وأيدهم بروح» بنور «منه» تعالى «ويدخلهم جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها رضي الله عنهم» بطاعته «ورضوا عنه» بثوابه «أولئك حزب الله» يتبعون أمره ويجتنبون نهيه «ألا إن حزب الله همُ المفلحون» الفائزون.

← Önceki Sonraki →

58. Al-Mujaadila Suresi | Anlam Arayışı