☪ Anlam Arayışı

65. At-Talaaq سُورَةُ الطَّلَاقِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
65:1 📚 14
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّبِيُّ إِذَا طَلَّقۡتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَأَحۡصُواْ ٱلۡعِدَّةَۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ رَبَّكُمۡۖ لَا تُخۡرِجُوهُنَّ مِنۢ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخۡرُجۡنَ إِلَّآ أَن يَأۡتِينَ بِفَٰحِشَةࣲ مُّبَيِّنَةࣲۚ وَتِلۡكَ حُدُودُ ٱللَّهِۚ وَمَن يَتَعَدَّ حُدُودَ ٱللَّهِ فَقَدۡ ظَلَمَ نَفۡسَهُۥۚ لَا تَدۡرِي لَعَلَّ ٱللَّهَ يُحۡدِثُ بَعۡدَ ذَٰلِكَ أَمۡرࣰ ا
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّبِىُّ
peygamber
إِذَا
zaman
طَلَّقْتُمُ
boşa(mak iste)diğiniz
ٱلنِّسَآءَ
kadınları
فَطَلِّقُوهُنَّ
onları boşayın
لِعِدَّتِهِنَّ
iddetleri içinde
وَأَحْصُوا۟
ve sayın
ٱلْعِدَّةَ ۖ
iddeti
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
رَبَّكُمْ ۖ
Rabbiniz
لَا
onları çıkarmayın
تُخْرِجُوهُنَّ
expel them
مِنۢ
evlerinden
بُيُوتِهِنَّ
their houses
وَلَا
ve
يَخْرُجْنَ
kendileri de çıkmasınlar
إِلَّآ
ancak başkadır
أَن
gelmeleri
يَأْتِينَ
they commit
بِفَـٰحِشَةٍۢ
bir edepsizlikle
مُّبَيِّنَةٍۢ ۚ
apaçık
وَتِلْكَ
bunlar
حُدُودُ
sınırlarıdır
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَمَن
ve kim
يَتَعَدَّ
geçerse
حُدُودَ
sınırlarını
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَقَدْ
gerçekten
ظَلَمَ
yazık etmiştir
نَفْسَهُۥ ۚ
kendisine
لَا
bilmezsin
تَدْرِى
you know
لَعَلَّ
belki
ٱللَّهَ
Allah
يُحْدِثُ
ortaya çıkarır
بَعْدَ
sonra
ذَٰلِكَ
bundan
أَمْرًۭا
yeni bir iş

Ali BulaçEy Peygamber, kadınları boşadığınız zaman, iddetleri süresinde (temizlendiklerinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar; ancak açık 'çirkin bir hayasızlık' göstermeleri durumu başka. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını çiğnerse, gerçekte o, kendi nefsine zulmetmiş olur. Sen bilmezsin; olabilir ki Allah, bunun arkasından bir iş (durum) oluşturur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها النبي» المراد أمته بقرينه ما بعده أو قل لهم «إذا طلقتم النساء» أي أردتم الطلاق «فطلقوهن لعدتهن» لأولها بأن يكون الطلاق في طهر لم تمس فيه لتفسيره صلي الله عليه وسلم بذلك، رواه الشيخان «وأحصوا العدة» أحفظوها لتراجعوا قبل فراغها «واتقوا الله ربكم» أطيعوه في أمره ونهيه «لا تخرجوهن من بيوتهن ولا يخرجن» منها حتى تنقضي عدتهن «إلا إن يأتين بفاحشة» زنا «مبيَّنة» بفتح الياء وكسرها، بينت أو بينة فيخرجن لإقامة الحد عليهن «وتلك» المذكورات «حدود الله ومن يتعدَّ حدود الله فقد ظلم نفسه لا تدري لعل الله يحدث بعد ذلك» الطلاق «أمراً» مراجعة فيما إذا كان واحدة أو اثنتين.

65:2 📚 5
فَإِذَا بَلَغۡنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمۡسِكُوهُنَّ بِمَعۡرُوفٍ أَوۡ فَارِقُوهُنَّ بِمَعۡرُوفࣲ وَأَشۡهِدُواْ ذَوَيۡ عَدۡلࣲ مِّنكُمۡ وَأَقِيمُواْ ٱلشَّهَٰدَةَ لِلَّهِۚ ذَٰلِكُمۡ يُوعَظُ بِهِۦ مَن كَانَ يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۚ وَمَن يَتَّقِ ٱللَّهَ يَجۡعَل لَّهُۥ مَخۡرَجࣰ ا
فَإِذَا
zaman
بَلَغْنَ
vardıkları
أَجَلَهُنَّ
sürelerinin sonuna
فَأَمْسِكُوهُنَّ
onları (yanınızda) tutun
بِمَعْرُوفٍ
güzelce
أَوْ
yahut
فَارِقُوهُنَّ
onlardan ayrılın
بِمَعْرُوفٍۢ
güzellikle
وَأَشْهِدُوا۟
ve şahid tutun
ذَوَىْ
sahibi iki kişiyi
عَدْلٍۢ
adalet
مِّنكُمْ
içinizden
وَأَقِيمُوا۟
ve yapın
ٱلشَّهَـٰدَةَ
şahidliği
لِلَّهِ ۚ
Allah için
ذَٰلِكُمْ
işte budur
يُوعَظُ
öğütlenen
بِهِۦ
onunla
مَن
kimseye
كَانَ
inanan
يُؤْمِنُ
believes
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَٱلْيَوْمِ
ve gününe
ٱلْـَٔاخِرِ ۚ
ahiret
وَمَن
ve kim
يَتَّقِ
sakınırsa
ٱللَّهَ
Allah'dan
يَجْعَل
yaratır
لَّهُۥ
ona
مَخْرَجًۭا
bir çıkış

Ali BulaçSonra (üç iddet bekleme) sürelerine ulaştıkları zaman, artık onları maruf (bilinen güzel bir tarz) üzere tutun, ya da maruf üzere onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahid tutun. Şahidliği Allah için dosdoğru yerine getirin. İşte bununla, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilir. Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإذا بلغن أجلهن» قاربن انقضاء عدتهن «فأمسكوهن» بأن تراجعوهن «بمعروف» من غير ضرار «أو فارقوهن بمعروف» أتركوهن حتى تنقضي عدتهن ولا تضاروهن بالمراجعة «وأشهدوا ذوي عدلٍ منكم» على المراجعة أو الفراق «وأقيموا الشهادة لله» لا للمشهود عليه أو له «ذلكم يوعظ به من كان يؤمن بالله واليوم الآخر ومن يتق الله يجعل له مخرجاً» من كرب الدنيا والآخرة.

65:3 📚 21
وَيَرۡزُقۡهُ مِنۡ حَيۡثُ لَا يَحۡتَسِبُۚ وَمَن يَتَوَكَّلۡ عَلَى ٱللَّهِ فَهُوَ حَسۡبُهُۥٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ بَٰلِغُ أَمۡرِهِۦۚ قَدۡ جَعَلَ ٱللَّهُ لِكُلِّ شَيۡءࣲ قَدۡرࣰ ا
وَيَرْزُقْهُ
ve onu rızıklandırır
مِنْ
yerden
حَيْثُ
where
لَا
ummadığı
يَحْتَسِبُ ۚ
he thinks
وَمَن
ve kim
يَتَوَكَّلْ
dayanırsa
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
فَهُوَ
O
حَسْبُهُۥٓ ۚ
ona yeter
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بَـٰلِغُ
yerine getirendir
أَمْرِهِۦ ۚ
buyruğunu
قَدْ
elbette
جَعَلَ
koymuştur
ٱللَّهُ
Allah
لِكُلِّ
için
شَىْءٍۢ
herşey
قَدْرًۭا
bir ölçü

Ali BulaçVe onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, Kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah, herşey için bir ölçü kılmıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويرزقه من حيث لا يحتسب» يخطر بباله «ومن يتوكل على الله» في أموره «فهو حسبه» كافية «إن الله بالغٌ أمرَه» مراده وفي قراءة بالإضافة «قد جعل الله لكل شيء» كرخاء وشدة «قدرا» ميقاتا.

65:4 📚 1
وَٱلَّٰٓـِٔي يَئِسۡنَ مِنَ ٱلۡمَحِيضِ مِن نِّسَآئِكُمۡ إِنِ ٱرۡتَبۡتُمۡ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلَٰثَةُ أَشۡهُرࣲ وَٱلَّٰٓـِٔي لَمۡ يَحِضۡنَۚ وَأُوْلَٰتُ ٱلۡأَحۡمَالِ أَجَلُهُنَّ أَن يَضَعۡنَ حَمۡلَهُنَّۚ وَمَن يَتَّقِ ٱللَّهَ يَجۡعَل لَّهُۥ مِنۡ أَمۡرِهِۦ يُسۡرࣰ ا
وَٱلَّـٰٓـِٔى
ve onlar
يَئِسْنَ
kesilenler
مِنَ
adetten
ٱلْمَحِيضِ
the menstruation
مِن
kadınlarınızdan
نِّسَآئِكُمْ
your women
إِنِ
eğer
ٱرْتَبْتُمْ
şüphe ederseniz
فَعِدَّتُهُنَّ
onların bekleme süresi
ثَلَـٰثَةُ
üç
أَشْهُرٍۢ
aydır
وَٱلَّـٰٓـِٔى
ve olanlar da
لَمْ
henüz adet görmeyenler
يَحِضْنَ ۚ
[they] menstruated
وَأُو۟لَـٰتُ
ve olanların
ٱلْأَحْمَالِ
gebe
أَجَلُهُنَّ
süresi
أَن
doğumlarına kadardır
يَضَعْنَ
they deliver
حَمْلَهُنَّ ۚ
yüklerini
وَمَن
ve kim
يَتَّقِ
korkarsa
ٱللَّهَ
Allah'tan
يَجْعَل
yaratır
لَّهُۥ
ona
مِنْ
işinde
أَمْرِهِۦ
his affair
يُسْرًۭا
bir kolaylık

Ali BulaçKadınlarınızdan artık adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmemiş bulunanların iddet (bekleme süre)leri, -eğer şüpheye düşecek olursanız (bilin ki)- üç aydır. Hamile kadınların bekleme-süresi ise, yüklerini bırakmaları (ile biter). Kim Allah'tan korkup-sakınırsa (Allah) ona işinde bir kolaylık gösterir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(واللائي) بهمزة وياء وبلا ياء في الموضعين (يئسن من المحيض) بمعنى الحيض (من نسائكم إن ارتبتم) شككتم في عدتهن (فعدتهن ثلاثة أشهر واللائي لم يحضن) لصغرهن فعدتهن ثلاثة أشهر والمسألتان في غير المتوفي عنهن أزواجهن أما هن فعدتهن ما في آية "" يتربصن بأنفسهن أربعة أشهر وعشرا "" (وأولات الأحمال أجلهن) انقضاء عدتهن مطلقات أو متوفى عنهن أزواجهن (أن يضعن حملهن ومن يتق الله يجعل له من أمره يسرا) في الدنيا والآخرة.

65:5 📚 2
ذَٰلِكَ أَمۡرُ ٱللَّهِ أَنزَلَهُۥٓ إِلَيۡكُمۡۚ وَمَن يَتَّقِ ٱللَّهَ يُكَفِّرۡ عَنۡهُ سَيِّـَٔاتِهِۦ وَيُعۡظِمۡ لَهُۥٓ أَجۡرًا
ذَٰلِكَ
bu
أَمْرُ
buyruğudur
ٱللَّهِ
Allah'ın
أَنزَلَهُۥٓ
indirdiği
إِلَيْكُمْ ۚ
size
وَمَن
ve kim
يَتَّقِ
korkarsa
ٱللَّهَ
Allah'tan
يُكَفِّرْ
örter
عَنْهُ
onun
سَيِّـَٔاتِهِۦ
kötülüklerini
وَيُعْظِمْ
ve büyütür
لَهُۥٓ
onun
أَجْرًا
mükafatını

Ali BulaçBu, Allah'ın size indirdiği emridir. Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, Allah, kötülüklerini örter ve onun ecrini büyütür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك» المذكور في العدة «أمر الله» حكمه «أنزله إليكم ومن يتق الله يكفر عنه سيئاته ويعظم له أجرا».

65:6 📚 7
أَسۡكِنُوهُنَّ مِنۡ حَيۡثُ سَكَنتُم مِّن وُجۡدِكُمۡ وَلَا تُضَآرُّوهُنَّ لِتُضَيِّقُواْ عَلَيۡهِنَّۚ وَإِن كُنَّ أُوْلَٰتِ حَمۡلࣲ فَأَنفِقُواْ عَلَيۡهِنَّ حَتَّىٰ يَضَعۡنَ حَمۡلَهُنَّۚ فَإِنۡ أَرۡضَعۡنَ لَكُمۡ فَـَٔاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ وَأۡتَمِرُواْ بَيۡنَكُم بِمَعۡرُوفࣲۖ وَإِن تَعَاسَرۡتُمۡ فَسَتُرۡضِعُ لَهُۥٓ أُخۡرَىٰ
أَسْكِنُوهُنَّ
onları oturtun
مِنْ
yerde
حَيْثُ
where
سَكَنتُم
oturduğunuz
مِّن
gücünüz ölçüsünde
وُجْدِكُمْ
your means
وَلَا
ve
تُضَآرُّوهُنَّ
onlara zarar vermeyin
لِتُضَيِّقُوا۟
sıkıntıya sokmak için
عَلَيْهِنَّ ۚ
onları
وَإِن
ve şayet
كُنَّ
iseler
أُو۟لَـٰتِ
onlar
حَمْلٍۢ
gebe
فَأَنفِقُوا۟
geçimini sağlayın
عَلَيْهِنَّ
onların
حَتَّىٰ
kadar
يَضَعْنَ
bırakıncaya
حَمْلَهُنَّ ۚ
yüklerini
فَإِنْ
eğer
أَرْضَعْنَ
(çocuğunuzu) emzirirlerse
لَكُمْ
sizin için
فَـَٔاتُوهُنَّ
onlara verin
أُجُورَهُنَّ ۖ
ücretlerini
وَأْتَمِرُوا۟
ve konuşup anlaşın
بَيْنَكُم
aranızda
بِمَعْرُوفٍۢ ۖ
güzellikle
وَإِن
eğer
تَعَاسَرْتُمْ
güçlük çekerseniz
فَسَتُرْضِعُ
o zaman emzirecektir
لَهُۥٓ
onu
أُخْرَىٰ
başka biri

Ali Bulaç(Boşadığınız) Kadınları, gücünüz oranında oturmakta olduğunuz yerin bir yanında oturtun, onlara 'darlık ve sıkıntıya düşürmek amacıyla' zarar vermeyin. Eğer onlar hamile iseler, yüklerini bırakıncaya (doğumlarını yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için (çocuğu) emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin. (Durum ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf (güzellikle ve İslam'a uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun. Eğer güçlük içine girerseniz, bu durumda (çocuğu) onun (babası) için bir başkası emzirebilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أسكنوهن» أي المطلقات «من حيث سكنتم» أي بعض مساكنكم «من وجدكم» أي سعتكم عطف بيان أو بدل مما قبله بإعادة الجار وتقدير مضاف، أي أمكنة سعتكم لا ما دونها «ولا تضاروهن لتضيقوا عليهن» المساكن فيحتجن إلى الخروج أو النفقة فيفتدين منكم «وإن كن أولات حمل فأنفقوا عليهن حتى يضعن حملهن فإن أرضعن لكم» أولادكم منهن «فآتوهن أجورهن» على الإرضاع «وأتمروا بينكم» وبينهن «بمعروف» بجميل في حق الأولاد بالتوافق على أجر معلوم على الإرضاع «وإن تعاسرتم» تضايقتم في الإرضاع فامتنع الأب من الأجرة والأم من فعله «فسترضع له» للأب «أخرى» ولا تكره الأم على إرضاعه.

65:7 📚 5
لِيُنفِقۡ ذُو سَعَةࣲ مِّن سَعَتِهِۦۖ وَمَن قُدِرَ عَلَيۡهِ رِزۡقُهُۥ فَلۡيُنفِقۡ مِمَّآ ءَاتَىٰهُ ٱللَّهُۚ لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفۡسًا إِلَّا مَآ ءَاتَىٰهَاۚ سَيَجۡعَلُ ٱللَّهُ بَعۡدَ عُسۡرࣲ يُسۡرࣰ ا
لِيُنفِقْ
nafaka versin
ذُو
sahip (olan)
سَعَةٍۢ
geniş imkana
مِّن
göre
سَعَتِهِۦ ۖ
genişliğine
وَمَن
ve kimse
قُدِرَ
kısıtlı olan
عَلَيْهِ
aleyhine
رِزْقُهُۥ
rızkı
فَلْيُنفِقْ
versin
مِمَّآ
şeyden
ءَاتَىٰهُ
kendisine verdiği
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
لَا
sorumlu tutmaz
يُكَلِّفُ
burden
ٱللَّهُ
Allah
نَفْسًا
bir kişiye
إِلَّا
başkasıyla
مَآ
verdiğinden
ءَاتَىٰهَا ۚ
He has given it
سَيَجْعَلُ
yaratacaktır
ٱللَّهُ
Allah
بَعْدَ
sonra
عُسْرٍۢ
bir güçlükten
يُسْرًۭا
bir kolaylık

Ali BulaçGeniş-imkanları olan, nafakayı geniş imkanlarına göre versin. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Allah'ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah, hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp-verecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لينفق» على المطلقات والمرضعات «ذو سعة من سعته ومن قدر» ضيق «عليه رزقه فلينفق مما آتاه» أعطاه «الله» على قدره «لا يكلف الله نفسا إلا ما آتاها سيجعل الله بعد عسر يسرا» وقد جعله بالفتوح.

65:8
وَكَأَيِّن مِّن قَرۡيَةٍ عَتَتۡ عَنۡ أَمۡرِ رَبِّهَا وَرُسُلِهِۦ فَحَاسَبۡنَٰهَا حِسَابࣰ ا شَدِيدࣰ ا وَعَذَّبۡنَٰهَا عَذَابࣰ ا نُّكۡرࣰ ا
وَكَأَيِّن
nicesi
مِّن
kentlerden
قَرْيَةٍ
a town
عَتَتْ
baş kaldırdı
عَنْ
buyruğuna
أَمْرِ
(the) Command
رَبِّهَا
Rabbinin
وَرُسُلِهِۦ
ve elçilerinin
فَحَاسَبْنَـٰهَا
biz de onu hesaba çektik
حِسَابًۭا
bir hesabla
شَدِيدًۭا
çetin
وَعَذَّبْنَـٰهَا
ve ona azabettik
عَذَابًۭا
bir azabla
نُّكْرًۭا
korkunç

Ali BulaçÜlkelerden niceleri vardır ki, Rablerinin ve O'nun elçilerinin emrine karşı gelip azmışlar, böylece Biz de onları çetin bir hesaba çekmişiz ve onları benzeri görülmedik bir azapla azaplandırmışız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكأين» هي كاف الجر دخلت على أي بمعنى كم «من قرية» أي وكثير من القرى «عتت» عصت يعني أهلها «عن أمر ربها ورسله فحاسبناها» في الآخرة وإن لم تجيء لتحقيق وقوعها «حسابا شديدا وعذبناها عذابا نكرا» بسكون الكاف وضمها فظيعا وهو عذاب النار.

65:9
فَذَاقَتۡ وَبَالَ أَمۡرِهَا وَكَانَ عَٰقِبَةُ أَمۡرِهَا خُسۡرًا
فَذَاقَتْ
taddı
وَبَالَ
vebalini
أَمْرِهَا
işinin
وَكَانَ
ve idi
عَـٰقِبَةُ
sonucu
أَمْرِهَا
işinin
خُسْرًا
bir ziyan

Ali BulaçArtık o (ülkelerin halkı), yaptığı kötülüğü taddı ve işinin sonucu bir hüsran oldu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فذاقت وبال أمرها» عقوبته «وكان عاقبة أمرها خسرا» خسارا وهلاكا.

65:10
أَعَدَّ ٱللَّهُ لَهُمۡ عَذَابࣰ ا شَدِيدࣰ اۖ فَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ يَٰٓأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْۚ قَدۡ أَنزَلَ ٱللَّهُ إِلَيۡكُمۡ ذِكۡرࣰ ا
أَعَدَّ
hazırlamıştır
ٱللَّهُ
Allah
لَهُمْ
onlara
عَذَابًۭا
bir azab
شَدِيدًۭا ۖ
şiddetli
فَٱتَّقُوا۟
o halde korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
يَـٰٓأُو۟لِى
ey sahipleri
ٱلْأَلْبَـٰبِ
sağduyu
ٱلَّذِينَ
inanmış olan
ءَامَنُوا۟ ۚ
have believed
قَدْ
andolsun
أَنزَلَ
indirdi
ٱللَّهُ
Allah
إِلَيْكُمْ
size
ذِكْرًۭا
bir uyarı

Ali BulaçAllah, onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır; öyleyse ey iman eden temiz akıl sahipleri, Allah'tan korkun. Doğrusu Allah, size bir zikir (uyaran, hatırlatan ve öğüt veren Kur'an) indirmiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أعد الله لهم عذابا شديدا» تكرير الوعيد توكيد «فاتقوا الله يا أولي الألباب» أصحاب العقول «الذين آمنوا» نعت للمنادى أو بيان له «قد أنزل الله إليكم ذكرا» هو القرآن.

65:11
رَّسُولࣰ ا يَتۡلُواْ عَلَيۡكُمۡ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ مُبَيِّنَٰتࣲ لِّيُخۡرِجَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِۚ وَمَن يُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ وَيَعۡمَلۡ صَٰلِحࣰ ا يُدۡخِلۡهُ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدࣰ اۖ قَدۡ أَحۡسَنَ ٱللَّهُ لَهُۥ رِزۡقًا
رَّسُولًۭا
bir elçi (gönderdi)
يَتْلُوا۟
okuyan
عَلَيْكُمْ
size
ءَايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
مُبَيِّنَـٰتٍۢ
açık açık
لِّيُخْرِجَ
çıkarsın diye
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
yararlı işler
مِنَ
karanlıklardan
ٱلظُّلُمَـٰتِ
the darkness[es]
إِلَى
aydınlığa
ٱلنُّورِ ۚ
the light
وَمَن
ve kim
يُؤْمِنۢ
inanır
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَيَعْمَلْ
ve yaparsa
صَـٰلِحًۭا
yararlı iş
يُدْخِلْهُ
onu sokar
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
kalacakları
فِيهَآ
içinde
أَبَدًۭا ۖ
ebedi
قَدْ
gerçekten
أَحْسَنَ
en güzeli vermiştir
ٱللَّهُ
Allah
لَهُۥ
ona
رِزْقًا
rızık olarak

Ali Bulaçİman edip salih amellerde bulunanları karanlıklardan nura çıkarması için Allah'ın apaçık ayetlerini size okuyan bir elçi de (gönderdik). Kim iman edip salih bir amelde bulunursa, (Allah) onu içinde süresiz kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah, gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رسولا» أي محمدا صلى الله عليه وسلم منصوب بفعل مقدر، أي وأرسل «يتلو عليكم آيات الله مبيَّنات» بفتح الياء وكسرها كما تقدم «ليخرج الذين آمنوا وعملوا الصالحات» بعد مجيء الذكر والرسول «من الظلمات» الكفر الذي كانوا عليه «إلى النور» الإيمان الذي قام بهم بعد الكفر» ومن يؤمن بالله ويعمل صالحا يدخله» وفي قراءة بالنون «جنات تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها أبدا قد أحسن الله له رزقا» هو رزق الجنة التي لا ينقطع نعيمها.

65:12 📚 14
ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَ سَبۡعَ سَمَٰوَٰتࣲ وَمِنَ ٱلۡأَرۡضِ مِثۡلَهُنَّۖ يَتَنَزَّلُ ٱلۡأَمۡرُ بَيۡنَهُنَّ لِتَعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ وَأَنَّ ٱللَّهَ قَدۡ أَحَاطَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عِلۡمَۢا
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِى
O'dur ki
خَلَقَ
yarattı
سَبْعَ
yedi
سَمَـٰوَٰتٍۢ
göğü
وَمِنَ
ve yerden
ٱلْأَرْضِ
the earth
مِثْلَهُنَّ
onların benzerini
يَتَنَزَّلُ
iner
ٱلْأَمْرُ
buyruğu
بَيْنَهُنَّ
bunlar arasında
لِتَعْلَمُوٓا۟
bilesiniz diye
أَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
kadir olduğunu
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah'ın
قَدْ
muhakkak
أَحَاطَ
kuşatmış bulunduğunu
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عِلْمًۢا
bilgice

Ali BulaçAllah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله الذي خلق سبع سماوات ومن الأرض مثلهن» يعني سبع أرضين «يتنزل الأمر» الوحي «بينهن» بين السماوات والأرض ينزل به جبريل من السماء السابعة إلى الأرض السابعة «لتعلموا» متعلق بمحذوف، أي أعلمكم بذلك الخلق والتنزيل «أن الله على كل شيء قدير وأن الله قد أحاط بكل شيء علما».

← Önceki Sonraki →

65. At-Talaaq Suresi | Anlam Arayışı