☪ Anlam Arayışı

69. Al-Haaqqa سُورَةُ الحَاقَّةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
69:1
ٱلۡحَآقَّةُ
ٱلْحَآقَّةُ
gerçekleşen

Elmalılı Hamdi Yazır(Gerçekleşecek) Kıyamet

Ali BulaçElbette gerçekleşecek olan' (kıyamet)

Saheeh InternationalThe Inevitable Reality

69:2
مَا ٱلۡحَآقَّةُ
مَا
nedir?
ٱلْحَآقَّةُ
gerçekleşen

Elmalılı Hamdi YazırNedir, o Kıyamet

Ali BulaçNedir o 'muhakkak gerçekleşecek olan

Saheeh InternationalWhat is the Inevitable Reality

69:3
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡحَآقَّةُ
وَمَآ
nerden?
أَدْرَىٰكَ
bileceksin
مَا
ne olduğunu
ٱلْحَآقَّةُ
gerçekleşenin

Elmalılı Hamdi YazırGerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin

Ali BulaçO gerçekleşecek olanı (kıyameti) sana bildiren nedir

Saheeh InternationalAnd what can make you know what is the Inevitable Reality

69:4
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ وَعَادُۢ بِٱلۡقَارِعَةِ
كَذَّبَتْ
yalanladılar
ثَمُودُ
Semud
وَعَادٌۢ
ve 'Ad
بِٱلْقَارِعَةِ
başa çarpan olayı

Elmalılı Hamdi YazırSemûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı

Ali BulaçSemud ve Ad (toplumları), karia’yı yalan saydılar

Saheeh InternationalThamud and 'Aad denied the Striking Calamity

69:5
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهۡلِكُواْ بِٱلطَّاغِيَةِ
فَأَمَّا
bu yüzden
ثَمُودُ
Semud
فَأُهْلِكُوا۟
helak edildiler
بِٱلطَّاغِيَةِ
azgın bir vak'a ile

Elmalılı Hamdi YazırSemûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi

Ali BulaçBu nedenle Semud (halkı), korkunç bir sesle helak edildi

Saheeh InternationalSo as for Thamud, they were destroyed by the overpowering [blast]

69:6
وَأَمَّا عَادࣱ فَأُهۡلِكُواْ بِرِيحࣲ صَرۡصَرٍ عَاتِيَةࣲ‏
وَأَمَّا
ve
عَادٌۭ
Ad (kavmi ise)
فَأُهْلِكُوا۟
helak edildiler
بِرِيحٍۢ
bir kasırga ile
صَرْصَرٍ
uğultulu
عَاتِيَةٍۢ
azgın

Elmalılı Hamdi YazırÂd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler

Ali BulaçAd (halkın)a gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helak edildiler

Saheeh InternationalAnd as for 'Aad, they were destroyed by a screaming, violent wind

69:7
سَخَّرَهَا عَلَيۡهِمۡ سَبۡعَ لَيَالࣲ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومࣰ اۖ فَتَرَى ٱلۡقَوۡمَ فِيهَا صَرۡعَىٰ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلٍ خَاوِيَةࣲ‏
سَخَّرَهَا
onu saldı
عَلَيْهِمْ
onların üzerine
سَبْعَ
yedi
لَيَالٍۢ
gece
وَثَمَـٰنِيَةَ
ve sekiz
أَيَّامٍ
gün
حُسُومًۭا
ardı ardına
فَتَرَى
görürsün
ٱلْقَوْمَ
o kavmi
فِيهَا
orada
صَرْعَىٰ
serilmiş
كَأَنَّهُمْ
sanki onlar
أَعْجَازُ
kütükleridir
نَخْلٍ
hurma
خَاوِيَةٍۢ
içi boş

Elmalılı Hamdi YazırAllah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün

Ali Bulaç(Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün

Saheeh InternationalWhich Allah imposed upon them for seven nights and eight days in succession, so you would see the people therein fallen as if they were hollow trunks of palm trees

69:8 📚 2
فَهَلۡ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةࣲ‏
فَهَلْ
görüyormusun?
تَرَىٰ
you see
لَهُم
onlardan
مِّنۢ
hiç
بَاقِيَةٍۢ
geri kalan

Elmalılı Hamdi YazırBak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı

Ali BulaçŞimdi onlardan hiç arta kalan (bir şey) görüyor musun

Saheeh InternationalThen do you see of them any remains

69:9
وَجَآءَ فِرۡعَوۡنُ وَمَن قَبۡلَهُۥ وَٱلۡمُؤۡتَفِكَٰتُ بِٱلۡخَاطِئَةِ
وَجَآءَ
ve geldiler
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
وَمَن
ve kimseler
قَبْلَهُۥ
ondan önceki
وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتُ
ve altüst olmuş kentler
بِٱلْخَاطِئَةِ
hatalı iş ile

Elmalılı Hamdi YazırFiravun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler

Ali BulaçFiravun (kavmi), ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı da hep) o hata ile (tarih sahnesine) geldiler

Saheeh InternationalAnd there came Pharaoh and those before him and the overturned cities with sin

69:10
فَعَصَوۡاْ رَسُولَ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَهُمۡ أَخۡذَةࣰ رَّابِيَةً
فَعَصَوْا۟
karşı geldiler
رَسُولَ
elçisine
رَبِّهِمْ
Rablerinin
فَأَخَذَهُمْ
O da onları yakaladı
أَخْذَةًۭ
bir yakalayışla
رَّابِيَةً
şiddeti gittikçe artan

Elmalılı Hamdi YazırHep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi

Ali BulaçBöylece Rablerinin elçisine isyan ettiler. Bu yüzden onları, şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı

Saheeh InternationalAnd they disobeyed the messenger of their Lord, so He seized them with a seizure exceeding [in severity]

69:11
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلۡمَآءُ حَمَلۡنَٰكُمۡ فِي ٱلۡجَارِيَةِ
إِنَّا
elbette biz
لَمَّا
kabarınca
طَغَا
overflowed
ٱلْمَآءُ
su(lar)
حَمَلْنَـٰكُمْ
sizi taşıdık
فِى
akıp gidende (gemi)
ٱلْجَارِيَةِ
the sailing (ship)

Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık

Ali BulaçGerçek şu ki, su taştığı zaman, o gemide Biz sizi taşıdık

Saheeh InternationalIndeed, when the water overflowed, We carried your ancestors in the sailing ship

69:12
لِنَجۡعَلَهَا لَكُمۡ تَذۡكِرَةࣰ وَتَعِيَهَآ أُذُنࣱ وَٰعِيَةࣱ‏
لِنَجْعَلَهَا
onu yapalım diye
لَكُمْ
size
تَذْكِرَةًۭ
bir ibret
وَتَعِيَهَآ
ve onu bellesin
أُذُنٌۭ
kulak(lar)
وَٰعِيَةٌۭ
belleyen

Elmalılı Hamdi YazırOnu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye

Ali BulaçÖyle ki, onu sizlere bir ibret (hatırlatma ve öğüt) kılalım. 'Gerçeği belleyip kavrayabilen' kullar da onu belleyip-kavrasın

Saheeh InternationalThat We might make it for you a reminder and [that] a conscious ear would be conscious of it

69:13
فَإِذَا نُفِخَ فِي ٱلصُّورِ نَفۡخَةࣱ وَٰحِدَةࣱ‏
فَإِذَا
zaman
نُفِخَ
üflendiği
فِى
Sur'a
ٱلصُّورِ
the trumpet
نَفْخَةٌۭ
üfleme
وَٰحِدَةٌۭ
bir tek

Elmalılı Hamdi YazırSûr'a bir tek üfleme üflendiği

Ali BulaçArtık sur'a tek bir üfürülüşle üfürüleceği

Saheeh InternationalThen when the Horn is blown with one blast

69:14
وَحُمِلَتِ ٱلۡأَرۡضُ وَٱلۡجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ‏
وَحُمِلَتِ
yerlerinden kaldırıldığı
ٱلْأَرْضُ
arz
وَٱلْجِبَالُ
ve dağlar
فَدُكَّتَا
çarpıştırıldığı
دَكَّةًۭ
çarpma ile
وَٰحِدَةًۭ
bir tek

Elmalılı Hamdi YazırArz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman

Ali BulaçYeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman

Saheeh InternationalAnd the earth and the mountains are lifted and leveled with one blow

69:15
فَيَوۡمَئِذࣲ وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ
فَيَوْمَئِذٍۢ
işte o gün
وَقَعَتِ
vuku bulur
ٱلْوَاقِعَةُ
olacak olan

Elmalılı Hamdi Yazırİşte o gün olacak olur

Ali Bulaçİşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet) artık vukubulmuş (gerçekleşmiş)tur

Saheeh InternationalThen on that Day, the Resurrection will occur

69:16
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِيَ يَوۡمَئِذࣲ وَاهِيَةࣱ‏
وَٱنشَقَّتِ
yarılmıştır
ٱلسَّمَآءُ
gök
فَهِىَ
o
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
وَاهِيَةٌۭ
zayıftır

Elmalılı Hamdi YazırO gün gök yarılmış, sarkmıştır

Ali BulaçGök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, 'sarkmış-za'fa uğramıştır

Saheeh InternationalAnd the heaven will split [open], for that Day it is infirm

69:17
وَٱلۡمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرۡجَآئِهَاۚ وَيَحۡمِلُ عَرۡشَ رَبِّكَ فَوۡقَهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ ثَمَٰنِيَةࣱ‏
وَٱلْمَلَكُ
vre melekler de
عَلَىٰٓ
onun kenarlarındadır
أَرْجَآئِهَا ۚ
its edges
وَيَحْمِلُ
ve taşır
عَرْشَ
tahtını
رَبِّكَ
Rabbinin
فَوْقَهُمْ
üstlerinde
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
ثَمَـٰنِيَةٌۭ
sekiz (melek)

Elmalılı Hamdi YazırMelekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir

Ali BulaçMelek(ler) ise, onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin arşını onların da üstünde sekiz (melek) taşır

Saheeh InternationalAnd the angels are at its edges. And there will bear the Throne of your Lord above them, that Day, eight [of them]

69:18
يَوۡمَئِذࣲ تُعۡرَضُونَ لَا تَخۡفَىٰ مِنكُمۡ خَافِيَةࣱ‏
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
تُعْرَضُونَ
arz olunursunuz
لَا
gizli kalmaz
تَخْفَىٰ
will be hidden
مِنكُمْ
sizden
خَافِيَةٌۭ
hiçbir giz

Elmalılı Hamdi YazırO gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz

Ali BulaçSiz o gün arzolunursunuz; sizden yana hiçbir gizli (şey), gizli kalmaz

Saheeh InternationalThat Day, you will be exhibited [for judgement]; not hidden among you is anything concealed

69:19
فَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقۡرَءُواْ كِتَٰبِيَهۡ
فَأَمَّا
o zaman
مَنْ
kimse
أُوتِىَ
verilen
كِتَـٰبَهُۥ
Kitabı
بِيَمِينِهِۦ
sağından
فَيَقُولُ
der ki
هَآؤُمُ
alın
ٱقْرَءُوا۟
okuyun
كِتَـٰبِيَهْ
Kitabımı

Elmalılı Hamdi YazırKitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı

Ali BulaçArtık kitabı sağ-eline verilen kişi, der ki: "Alın, kitabımı okuyun

Saheeh InternationalSo as for he who is given his record in his right hand, he will say, "Here, read my record

69:20
إِنِّي ظَنَنتُ أَنِّي مُلَٰقٍ حِسَابِيَهۡ
إِنِّى
süphesiz ben
ظَنَنتُ
sezmiştim
أَنِّى
elbette benim
مُلَـٰقٍ
karşılaşacağımı
حِسَابِيَهْ
hesabımla

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der

Ali BulaçÇünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış (anlamış)tım

Saheeh InternationalIndeed, I was certain that I would be meeting my account

69:21 📚 5
فَهُوَ فِي عِيشَةࣲ رَّاضِيَةࣲ‏
فَهُوَ
artık o
فِى
içindedir
عِيشَةٍۢ
bir yaşam
رَّاضِيَةٍۢ
memmun eden

Elmalılı Hamdi YazırArtık o hoşnut bir hayattadır

Ali BulaçArtık o, hoşnut bir yaşama içindedir

Saheeh InternationalSo he will be in a pleasant life

69:22 📚 2
فِي جَنَّةٍ عَالِيَةࣲ‏
فِى
bir bahçede
جَنَّةٍ
a Garden
عَالِيَةٍۢ
yüksek

Elmalılı Hamdi YazırYüksek bir cennettedir

Ali BulaçYüksek bir cennette

Saheeh InternationalIn an elevated garden

69:23
قُطُوفُهَا دَانِيَةࣱ‏
قُطُوفُهَا
meyveleri
دَانِيَةٌۭ
aşağıya sarkmış

Elmalılı Hamdi YazırKi o cennetin meyveleri sarkmıştır

Ali BulaçDevşirilecek (meyve ve eşsiz ürün)leri pek yakındır

Saheeh InternationalIts [fruit] to be picked hanging near

69:24 📚 1
كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَآ أَسۡلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡأَيَّامِ ٱلۡخَالِيَةِ
كُلُوا۟
yeyin
وَٱشْرَبُوا۟
ve için
هَنِيٓـًٔۢا
afiyetle
بِمَآ
ötürü
أَسْلَفْتُمْ
yaptığınız işlerden
فِى
günlerde
ٱلْأَيَّامِ
the days
ٱلْخَالِيَةِ
geçmiş

Elmalılı Hamdi YazırGeçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir)

Ali BulaçGeride kalan günlerde, 'peşin olarak sunduklarınıza karşılık olmak üzere,' afiyetle yiyin ve için

Saheeh International[They will be told], "Eat and drink in satisfaction for what you put forth in the days past

69:25
وَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي لَمۡ أُوتَ كِتَٰبِيَهۡ
وَأَمَّا
o zaman
مَنْ
kimse
أُوتِىَ
verilen
كِتَـٰبَهُۥ
Kitabı
بِشِمَالِهِۦ
sol tarafından
فَيَقُولُ
der ki
يَـٰلَيْتَنِى
ey keşke bana
لَمْ
verilmeseydi
أُوتَ
I had been given
كِتَـٰبِيَهْ
Kitabım

Elmalılı Hamdi YazırKitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de

Ali BulaçKitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: "Bana keşke kitabım verilmeseydi

Saheeh InternationalBut as for he who is given his record in his left hand, he will say, "Oh, I wish I had not been given my record

69:26 📚 1
وَلَمۡ أَدۡرِ مَا حِسَابِيَهۡ
وَلَمْ
ve hiç
أَدْرِ
bilmeseydim
مَا
nedir
حِسَابِيَهْ
hesabım

Elmalılı Hamdi YazırHesabımın ne olduğunu bilmeseydim

Ali BulaçHesabımı hiç bilmeseydim

Saheeh InternationalAnd had not known what is my account

69:27
يَٰلَيۡتَهَا كَانَتِ ٱلۡقَاضِيَةَ
يَـٰلَيْتَهَا
ey keşke
كَانَتِ
olsaydı
ٱلْقَاضِيَةَ
işimi bitirmiş

Elmalılı Hamdi YazırNe olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı

Ali BulaçKeşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi

Saheeh InternationalI wish my death had been the decisive one

69:28 📚 3
مَآ أَغۡنَىٰ عَنِّي مَالِيَهۡۜ
مَآ
hiçbir
أَغْنَىٰ
yarar sağlamadı
عَنِّى
bana
مَالِيَهْ ۜ
malım

Elmalılı Hamdi YazırMalım bana hiç fayda vermedi

Ali BulaçMalım bana hiçbir yarar sağlayamadı

Saheeh InternationalMy wealth has not availed me

69:29
هَلَكَ عَنِّي سُلۡطَٰنِيَهۡ
هَلَكَ
yok olup gitti
عَنِّى
benden
سُلْطَـٰنِيَهْ
gücüm (saltanatım)

Elmalılı Hamdi YazırGücüm de benden yok olup gitti

Ali BulaçGüç ve kudretim yok olup gitti

Saheeh InternationalGone from me is my authority

69:30
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ
خُذُوهُ
tutun onu
فَغُلُّوهُ
bağlayın onu

Elmalılı Hamdi Yazır(Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın

Ali Bulaç(Allah buyruk verir:) "Onu tutuklayın, hemen bağlayın

Saheeh International[Allah will say], "Seize him and shackle him

69:31 📚 2
ثُمَّ ٱلۡجَحِيمَ صَلُّوهُ
ثُمَّ
sonra
ٱلْجَحِيمَ
cehenneme
صَلُّوهُ
sallayın onu

Elmalılı Hamdi YazırSonra cehenneme atın onu

Ali BulaçSonra çılgın alevlerin içine atın

Saheeh InternationalThen into Hellfire drive him

69:32
ثُمَّ فِي سِلۡسِلَةࣲ ذَرۡعُهَا سَبۡعُونَ ذِرَاعࣰ ا فَٱسۡلُكُوهُ
ثُمَّ
sonra
فِى
zincire
سِلْسِلَةٍۢ
a chain
ذَرْعُهَا
uzunluğu
سَبْعُونَ
yetmiş
ذِرَاعًۭا
arşın
فَٱسْلُكُوهُ
vurun onu

Elmalılı Hamdi YazırSonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun

Ali BulaçDaha sonra onu, uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurup gönderin

Saheeh InternationalThen into a chain whose length is seventy cubits insert him

69:33
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ ٱلۡعَظِيمِ
إِنَّهُۥ
çünkü o
كَانَ
idi
لَا
inanmıyor
يُؤْمِنُ
believing
بِٱللَّهِ
Allah'a
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu

Ali BulaçÇünkü, o, büyük olan Allah'a iman etmiyordu

Saheeh InternationalIndeed, he did not used to believe in Allah, the Most Great

69:34 📚 2
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ
وَلَا
ve
يَحُضُّ
ön ayak olmuyurdu
عَلَىٰ
doyurmaya
طَعَامِ
(the) feeding
ٱلْمِسْكِينِ
yoksulu

Elmalılı Hamdi YazırYoksula yedirmeye teşvik etmiyordu

Ali BulaçYoksula yemek vermeye destekçi olmazdı

Saheeh InternationalNor did he encourage the feeding of the poor

69:35
فَلَيۡسَ لَهُ ٱلۡيَوۡمَ هَٰهُنَا حَمِيمࣱ‏
فَلَيْسَ
yoktur
لَهُ
onun için
ٱلْيَوْمَ
bugün
هَـٰهُنَا
burada
حَمِيمٌۭ
candan bir dost

Elmalılı Hamdi YazırBu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur

Ali BulaçBundan dolayı bugün, kendisine hiçbir sıcak dost yoktur

Saheeh InternationalSo there is not for him here this Day any devoted friend

69:36 📚 1
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنۡ غِسۡلِينࣲ‏
وَلَا
ve yoktur
طَعَامٌ
yiyecek
إِلَّا
başka
مِنْ
irinden
غِسْلِينٍۢ
(the) discharge of wounds

Elmalılı Hamdi YazırBir irinden başka yiyecek de yok

Ali Bulaçİrin ve kan karışımından başka bir yemek yoktur

Saheeh InternationalNor any food except from the discharge of wounds

69:37
لَّا يَأۡكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلۡخَٰطِـُٔونَ
لَّا
onu yemez
يَأْكُلُهُۥٓ
will eat it
إِلَّا
başkası
ٱلْخَـٰطِـُٔونَ
hata işleyenlerden

Elmalılı Hamdi YazırOnu günahkârlardan başkası yemez

Ali BulaçBunu da, hata edenlerden başkası yemez

Saheeh InternationalNone will eat it except the sinners

69:38 📚 2
فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَا تُبۡصِرُونَ
فَلَآ
hayır
أُقْسِمُ
yemin ederim
بِمَا
şeylere
تُبْصِرُونَ
gördükleriniz

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun gördüklerinize

Ali BulaçHayır; gördüklerinize yemin ederim

Saheeh InternationalSo I swear by what you see

69:39 📚 2
وَمَا لَا تُبۡصِرُونَ
وَمَا
ve şeylere
لَا
görmedikleriniz
تُبْصِرُونَ
you see

Elmalılı Hamdi YazırVe görmediklerinize

Ali BulaçGörmediklerinize de

Saheeh InternationalAnd what you do not see

69:40 📚 2
إِنَّهُۥ لَقَوۡلُ رَسُولࣲ كَرِيمࣲ‏
إِنَّهُۥ
şüphesiz o
لَقَوْلُ
elbette sözüdür
رَسُولٍۢ
bir elçinin
كَرِيمٍۢ
değerli

Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür

Ali BulaçHiç şüphesiz o (Kur'an), şerefli bir elçinin kesin sözüdür

Saheeh International[That] indeed, the Qur'an is the word of a noble Messenger

69:41
وَمَا هُوَ بِقَوۡلِ شَاعِرࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تُؤۡمِنُونَ
وَمَا
ve değildir
هُوَ
O
بِقَوْلِ
sözü
شَاعِرٍۢ ۚ
bir şa'irin
قَلِيلًۭا
az
مَّا
ne de
تُؤْمِنُونَ
inanıyorsunuz

Elmalılı Hamdi YazırO bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz

Ali BulaçO, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz

Saheeh InternationalAnd it is not the word of a poet; little do you believe

69:42
وَلَا بِقَوۡلِ كَاهِنࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَذَكَّرُونَ
وَلَا
ve değildir
بِقَوْلِ
sözü
كَاهِنٍۢ ۚ
bir kahinin
قَلِيلًۭا
az
مَّا
ne de
تَذَكَّرُونَ
düşünüyorsunuz

Elmalılı Hamdi YazırBir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz

Ali BulaçBir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz

Saheeh InternationalNor the word of a soothsayer; little do you remember

69:43
تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
تَنزِيلٌۭ
indirilmiştir
مِّن
tarafından
رَّبِّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Elmalılı Hamdi YazırO, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir

Ali BulaçAlemlerin Rabbinden bir indirilmedir

Saheeh International[It is] a revelation from the Lord of the worlds

69:44 📚 3
وَلَوۡ تَقَوَّلَ عَلَيۡنَا بَعۡضَ ٱلۡأَقَاوِيلِ
وَلَوْ
ve eğer
تَقَوَّلَ
iftira etseydi
عَلَيْنَا
bize
بَعْضَ
bazı
ٱلْأَقَاوِيلِ
laflar uydurup

Elmalılı Hamdi YazırO, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı

Ali BulaçEğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı

Saheeh InternationalAnd if Muhammad had made up about Us some [false] sayings

69:45 📚 3
لَأَخَذۡنَا مِنۡهُ بِٱلۡيَمِينِ
لَأَخَذْنَا
elbette alırdık
مِنْهُ
onun
بِٱلْيَمِينِ
sağını

Elmalılı Hamdi YazırElbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık

Ali BulaçMuhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik

Saheeh InternationalWe would have seized him by the right hand

69:46 📚 1
ثُمَّ لَقَطَعۡنَا مِنۡهُ ٱلۡوَتِينَ
ثُمَّ
sonra
لَقَطَعْنَا
keserdik
مِنْهُ
onun
ٱلْوَتِينَ
can damarını

Elmalılı Hamdi YazırSonra da onun şah damarını keser atardık

Ali BulaçSonra onun can damarını elbette keserdik

Saheeh InternationalThen We would have cut from him the aorta

69:47
فَمَا مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ عَنۡهُ حَٰجِزِينَ
فَمَا
olamazdı
مِنكُم
sizden
مِّنْ
hiçbir
أَحَدٍ
kimse
عَنْهُ
ondan
حَـٰجِزِينَ
engel

Elmalılı Hamdi YazırO vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız

Ali BulaçO zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı

Saheeh InternationalAnd there is no one of you who could prevent [Us] from him

69:48
وَإِنَّهُۥ لَتَذۡكِرَةࣱ لِّلۡمُتَّقِينَ
وَإِنَّهُۥ
şüphesiz O
لَتَذْكِرَةٌۭ
bir öğüttür
لِّلْمُتَّقِينَ
muttakiler için

Elmalılı Hamdi YazırO hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür

Ali BulaçÇünkü o (Kur'an, Allah'tan sakınan) muttakiler için bir öğüttür

Saheeh InternationalAnd indeed, the Qur'an is a reminder for the righteous

69:49
وَإِنَّا لَنَعۡلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ
وَإِنَّا
ve elbette biz
لَنَعْلَمُ
elbette biliyoruz
أَنَّ
muhakkak
مِنكُم
içinizdeki
مُّكَذِّبِينَ
yalanlayıcıları

Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var

Ali BulaçElbette Biz, içinizde yalanlayanların bulunduğunu biliyoruz

Saheeh InternationalAnd indeed, We know that among you are deniers

69:50
وَإِنَّهُۥ لَحَسۡرَةٌ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ
وَإِنَّهُۥ
doğrusu o
لَحَسْرَةٌ
elbette hasrettir
عَلَى
için
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirler

Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz bu Kur'ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir

Ali BulaçGerçekten o (Kur'an), kafirler için bir hasrettir

Saheeh InternationalAnd indeed, it will be [a cause of] regret upon the disbelievers

69:51
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلۡيَقِينِ
وَإِنَّهُۥ
ve şüphesiz O
لَحَقُّ
muhakkak gerçektir
ٱلْيَقِينِ
kesin

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir

Ali BulaçVe şüphesiz o, kesin bir gerçektir (hakku'l-yakîn)

Saheeh InternationalAnd indeed, it is the truth of certainty

69:52 📚 1
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ
فَسَبِّحْ
öyleyse tesbih et
بِٱسْمِ
adını
رَبِّكَ
Rabbinin
ٱلْعَظِيمِ
ulu

Elmalılı Hamdi YazırO halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle

Ali BulaçÖyleyse, büyük Rabbini ismiyle tesbih et

Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great

← Önceki Sonraki →

69. Al-Haaqqa Suresi | Anlam Arayışı