☪ Anlam Arayışı

69. Al-Haaqqa سُورَةُ الحَاقَّةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
69:1
ٱلۡحَآقَّةُ

Diyanet İşleri MealiGerçekleşecek olan

Saheeh InternationalThe Inevitable Reality

Elmalılı Hamdi Yazır(Gerçekleşecek) Kıyamet

Ali BulaçElbette gerçekleşecek olan' (kıyamet)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الحاقة» القيامة التي يحق فيها ما أنكر من البعث والحساب والجزاء، أو المظهرة لذلك.

69:2
مَا ٱلۡحَآقَّةُ

Diyanet İşleri MealiNedir o gerçekleşecek olan gün

Saheeh InternationalWhat is the Inevitable Reality

Elmalılı Hamdi YazırNedir, o Kıyamet

Ali BulaçNedir o 'muhakkak gerçekleşecek olan

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما الحاقة» تعظيم لشأنها، وهو مبتدأ وخبر الحاقة.

69:3
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡحَآقَّةُ

Diyanet İşleri MealiGerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir

Saheeh InternationalAnd what can make you know what is the Inevitable Reality

Elmalılı Hamdi YazırGerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin

Ali BulaçO gerçekleşecek olanı (kıyameti) sana bildiren nedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أدراك» أعلمك «ما الحاقة» زيادة تعظيم لشأنها، فما الأولى مبتدأ وما بعدها خبره، وما الثانية وخبرها في محل المفعول الثاني لأدرى.

69:4
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ وَعَادُۢ بِٱلۡقَارِعَةِ

Diyanet İşleri MealiSemud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar

Saheeh InternationalThamud and 'Aad denied the Striking Calamity

Elmalılı Hamdi YazırSemûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı

Ali BulaçSemud ve Ad (toplumları), karia’yı yalan saydılar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذبت ثمود وعاد بالقارعة» القيامة لأنها تقرع القلوب بأهوالها.

69:5
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهۡلِكُواْ بِٱلطَّاغِيَةِ

Diyanet İşleri MealiBu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi

Saheeh InternationalSo as for Thamud, they were destroyed by the overpowering [blast]

Elmalılı Hamdi YazırSemûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi

Ali BulaçBu nedenle Semud (halkı), korkunç bir sesle helak edildi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأما ثمود فأهلكوا بالطاغية» بالصيحة المجاوزة للحد في الشدة.

69:6
وَأَمَّا عَادࣱ فَأُهۡلِكُواْ بِرِيحࣲ صَرۡصَرٍ عَاتِيَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiAd milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi

Saheeh InternationalAnd as for 'Aad, they were destroyed by a screaming, violent wind

Elmalılı Hamdi YazırÂd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler

Ali BulaçAd (halkın)a gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helak edildiler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأما عاد فأهلكوا بريح صرصر» شديدة الصوت «عاتية» قوية شديدة على عاد مع قوتهم وشدتهم.

69:7
سَخَّرَهَا عَلَيۡهِمۡ سَبۡعَ لَيَالࣲ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومࣰ اۖ فَتَرَى ٱلۡقَوۡمَ فِيهَا صَرۡعَىٰ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلٍ خَاوِيَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiAllah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün

Saheeh InternationalWhich Allah imposed upon them for seven nights and eight days in succession, so you would see the people therein fallen as if they were hollow trunks of palm trees

Elmalılı Hamdi YazırAllah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün

Ali Bulaç(Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«سخرها» أرسلها بالقهر «عليهم سبع ليال وثمانية أيام» أولها من صبح يوم الأربعاء لثمان بقين من شوال، وكانت في عجز الشتاء «حسوما» متتابعات شبهت بتتابع فعل الحاسم في إعادة الكي على الداء كرة بعد أخرى حتى ينحسم «فترى القوم فيها صرعى» مطروحين هالكين «كأنهم أعجاز» أصول «نخل خاوية» ساقطة فارغة.

69:8 📚 2
فَهَلۡ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlardan arda kalmış bir şey görür müsün

Saheeh InternationalThen do you see of them any remains

Elmalılı Hamdi YazırBak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı

Ali BulaçŞimdi onlardan hiç arta kalan (bir şey) görüyor musun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فهل ترى لهم من باقية» صفة نفس مقدرة أو التاء للمبالغة، أي باق؟ لا.

69:9
وَجَآءَ فِرۡعَوۡنُ وَمَن قَبۡلَهُۥ وَٱلۡمُؤۡتَفِكَٰتُ بِٱلۡخَاطِئَةِ

Diyanet İşleri MealiFiravun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi

Saheeh InternationalAnd there came Pharaoh and those before him and the overturned cities with sin

Elmalılı Hamdi YazırFiravun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler

Ali BulaçFiravun (kavmi), ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı da hep) o hata ile (tarih sahnesine) geldiler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجاء فرعون ومن قبَلَهُ» أتباعه، وفي قراءة بفتح القاف وسكون الباء، أي من تقدمه من الأمم الكافرة «والمؤتفكات» أي أهلها وهي قرى قوم لوط «بالخاطئة» بالفعلات ذات الخطأ.

69:10
فَعَصَوۡاْ رَسُولَ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَهُمۡ أَخۡذَةࣰ رَّابِيَةً

Diyanet İşleri MealiRabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı

Saheeh InternationalAnd they disobeyed the messenger of their Lord, so He seized them with a seizure exceeding [in severity]

Elmalılı Hamdi YazırHep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi

Ali BulaçBöylece Rablerinin elçisine isyan ettiler. Bu yüzden onları, şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فعصوْا رسول ربهم» أي لوطا وغيره «فأخذهم أخذة رابية» زائدة في الشدة على غيرها.

69:11
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلۡمَآءُ حَمَلۡنَٰكُمۡ فِي ٱلۡجَارِيَةِ

Diyanet İşleri MealiSu taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır

Saheeh InternationalIndeed, when the water overflowed, We carried your ancestors in the sailing ship

Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık

Ali BulaçGerçek şu ki, su taştığı zaman, o gemide Biz sizi taşıdık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا لما طغا الماء» علا فوق كل شيء من الجبال وغيرها زمن الطوفان «حملناكم» يعني آباءكم إذ أنتم في أصلابهم «في الجارية» السفينة التي عملها نوح ونجا هو ومن كان معه فيها وغرق الاخرون.

69:12
لِنَجۡعَلَهَا لَكُمۡ تَذۡكِرَةࣰ وَتَعِيَهَآ أُذُنࣱ وَٰعِيَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiSu taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır

Saheeh InternationalThat We might make it for you a reminder and [that] a conscious ear would be conscious of it

Elmalılı Hamdi YazırOnu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye

Ali BulaçÖyle ki, onu sizlere bir ibret (hatırlatma ve öğüt) kılalım. 'Gerçeği belleyip kavrayabilen' kullar da onu belleyip-kavrasın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لنجعلها» أي هذه الفعلة وهي إنجاء المؤمنين وإهلاك الكافرين «لكم تذكرة» عظة «وتعيها» ولتحفظها «أذن واعية» حافظة لما تسمع.

69:13
فَإِذَا نُفِخَ فِي ٱلصُّورِ نَفۡخَةࣱ وَٰحِدَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiSura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar

Saheeh InternationalThen when the Horn is blown with one blast

Elmalılı Hamdi YazırSûr'a bir tek üfleme üflendiği

Ali BulaçArtık sur'a tek bir üfürülüşle üfürüleceği

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإذا نفخ في الصور نفخة واحدة» للفصل بين الخلائق وهي الثانية.

69:14
وَحُمِلَتِ ٱلۡأَرۡضُ وَٱلۡجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ‏

Diyanet İşleri MealiSura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar

Saheeh InternationalAnd the earth and the mountains are lifted and leveled with one blow

Elmalılı Hamdi YazırArz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman

Ali BulaçYeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وحُملت» رفعت «الأرض والجبال فدكتا» دقتا «دكة واحدة».

69:15
فَيَوۡمَئِذࣲ وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ

Diyanet İşleri MealiSura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar

Saheeh InternationalThen on that Day, the Resurrection will occur

Elmalılı Hamdi Yazırİşte o gün olacak olur

Ali Bulaçİşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet) artık vukubulmuş (gerçekleşmiş)tur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فيومئذ وقعت الواقعة» قامت القيامة.

69:16
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِيَ يَوۡمَئِذࣲ وَاهِيَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiGök yarılır; o gün düzeni bozulur

Saheeh InternationalAnd the heaven will split [open], for that Day it is infirm

Elmalılı Hamdi YazırO gün gök yarılmış, sarkmıştır

Ali BulaçGök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, 'sarkmış-za'fa uğramıştır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وانشقت السماء فهي يومئذ واهية» ضعيفة.

69:17
وَٱلۡمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرۡجَآئِهَاۚ وَيَحۡمِلُ عَرۡشَ رَبِّكَ فَوۡقَهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ ثَمَٰنِيَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiMelekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir

Saheeh InternationalAnd the angels are at its edges. And there will bear the Throne of your Lord above them, that Day, eight [of them]

Elmalılı Hamdi YazırMelekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir

Ali BulaçMelek(ler) ise, onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin arşını onların da üstünde sekiz (melek) taşır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والملك» يعني: الملائكة «على أرجائها» جوانب السماء «ويحمل عرش ربك فوقهم» أي الملائكة المذكورين «يومئذ ثمانية» من الملائكة أو من صفوفهم.

69:18
يَوۡمَئِذࣲ تُعۡرَضُونَ لَا تَخۡفَىٰ مِنكُمۡ خَافِيَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiO gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz

Saheeh InternationalThat Day, you will be exhibited [for judgement]; not hidden among you is anything concealed

Elmalılı Hamdi YazırO gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz

Ali BulaçSiz o gün arzolunursunuz; sizden yana hiçbir gizli (şey), gizli kalmaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يومئذ تعرضون» للحساب «لا تخفى» بالتاء والياء «منكم خافية» من السرائر.

69:19
فَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقۡرَءُواْ كِتَٰبِيَهۡ

Diyanet İşleri MealiKitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der

Saheeh InternationalSo as for he who is given his record in his right hand, he will say, "Here, read my record

Elmalılı Hamdi YazırKitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı

Ali BulaçArtık kitabı sağ-eline verilen kişi, der ki: "Alın, kitabımı okuyun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأما من أوتيَ كتابه بيمينه فيقول» خطابا لجماعته لما سر به «هاؤمُ» خذوا «اقرؤوا كتابيه» تنازع فيه هاؤم واقرءُوا.

69:20
إِنِّي ظَنَنتُ أَنِّي مُلَٰقٍ حِسَابِيَهۡ

Diyanet İşleri MealiKitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der

Saheeh InternationalIndeed, I was certain that I would be meeting my account

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der

Ali BulaçÇünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış (anlamış)tım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إني ظننت» تيقنت «أني ملاق حسابيه».

69:21 📚 5
فَهُوَ فِي عِيشَةࣲ رَّاضِيَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiArtık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir

Saheeh InternationalSo he will be in a pleasant life

Elmalılı Hamdi YazırArtık o hoşnut bir hayattadır

Ali BulaçArtık o, hoşnut bir yaşama içindedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فهو في عيشة راضية» مرضية.

69:22 📚 2
فِي جَنَّةٍ عَالِيَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiArtık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir

Saheeh InternationalIn an elevated garden

Elmalılı Hamdi YazırYüksek bir cennettedir

Ali BulaçYüksek bir cennette

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في جنة عالية».

69:23
قُطُوفُهَا دَانِيَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiArtık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir

Saheeh InternationalIts [fruit] to be picked hanging near

Elmalılı Hamdi YazırKi o cennetin meyveleri sarkmıştır

Ali BulaçDevşirilecek (meyve ve eşsiz ürün)leri pek yakındır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قطوفها» ثمارها «دانية» قريبة يتناولها القائم والقاعد والمضطجع.

69:24 📚 1
كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَآ أَسۡلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡأَيَّامِ ٱلۡخَالِيَةِ

Diyanet İşleri MealiOnlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz

Saheeh International[They will be told], "Eat and drink in satisfaction for what you put forth in the days past

Elmalılı Hamdi YazırGeçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir)

Ali BulaçGeride kalan günlerde, 'peşin olarak sunduklarınıza karşılık olmak üzere,' afiyetle yiyin ve için

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
فيقال لهم «كلوا واشربوا هنيئا» حال، أي متهنئين «بما أسلفتم في الأيام الخالية» الماضية في الدنيا.

69:25
وَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي لَمۡ أُوتَ كِتَٰبِيَهۡ

Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der

Saheeh InternationalBut as for he who is given his record in his left hand, he will say, "Oh, I wish I had not been given my record

Elmalılı Hamdi YazırKitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de

Ali BulaçKitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: "Bana keşke kitabım verilmeseydi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأما من أوتيَ كتابه بشماله فيقول يا» للتنبيه «ليتني لم أوت كتابيه».

69:26 📚 1
وَلَمۡ أَدۡرِ مَا حِسَابِيَهۡ

Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der

Saheeh InternationalAnd had not known what is my account

Elmalılı Hamdi YazırHesabımın ne olduğunu bilmeseydim

Ali BulaçHesabımı hiç bilmeseydim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولم أدر ما حسابيه».

69:27
يَٰلَيۡتَهَا كَانَتِ ٱلۡقَاضِيَةَ

Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der

Saheeh InternationalI wish my death had been the decisive one

Elmalılı Hamdi YazırNe olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı

Ali BulaçKeşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا ليتها» أي الموتة في الدنيا «كانت القاضية» القاطعة لحياتي بأن لا أبعث.

69:28 📚 3
مَآ أَغۡنَىٰ عَنِّي مَالِيَهۡۜ

Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der

Saheeh InternationalMy wealth has not availed me

Elmalılı Hamdi YazırMalım bana hiç fayda vermedi

Ali BulaçMalım bana hiçbir yarar sağlayamadı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما أغنى عني مالية».

69:29
هَلَكَ عَنِّي سُلۡطَٰنِيَهۡ

Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der

Saheeh InternationalGone from me is my authority

Elmalılı Hamdi YazırGücüm de benden yok olup gitti

Ali BulaçGüç ve kudretim yok olup gitti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هلك عني سلطانيه» قوتي وحجتي وهاء كتابيه وحسابيه وماليه وسلطانيه للسكت تثبت وقفا ووصلا اتباعا للمصحف الإمام والنقل، ومنهم من حذفها وصلا.

69:30
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ

Diyanet İşleri Mealiİlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın

Saheeh International[Allah will say], "Seize him and shackle him

Elmalılı Hamdi Yazır(Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın

Ali Bulaç(Allah buyruk verir:) "Onu tutuklayın, hemen bağlayın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«خذوه» خطاب لخزنة جهنم «فغلوه» اجمعوا يديه إلى عنقه في الغل.

69:31 📚 2
ثُمَّ ٱلۡجَحِيمَ صَلُّوهُ

Diyanet İşleri MealiSonra cehenneme yaslayın

Saheeh InternationalThen into Hellfire drive him

Elmalılı Hamdi YazırSonra cehenneme atın onu

Ali BulaçSonra çılgın alevlerin içine atın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم الجحيم» النار المحرقة «صلُّوه» ادخلوه.

69:32
ثُمَّ فِي سِلۡسِلَةࣲ ذَرۡعُهَا سَبۡعُونَ ذِرَاعࣰ ا فَٱسۡلُكُوهُ

Diyanet İşleri MealiSonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun

Saheeh InternationalThen into a chain whose length is seventy cubits insert him

Elmalılı Hamdi YazırSonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun

Ali BulaçDaha sonra onu, uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurup gönderin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم في سلسلة ذرعها سبعون ذراعا» بذراع الملك «فاسلكوه» أدخلوه فيها بعد إدخاله النار ولم تمنع الفاء من تعلق الفعل بالظرف المتقدم.

69:33
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ ٱلۡعَظِيمِ

Diyanet İşleri MealiÇünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı

Saheeh InternationalIndeed, he did not used to believe in Allah, the Most Great

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu

Ali BulaçÇünkü, o, büyük olan Allah'a iman etmiyordu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنه كان لا يؤمن بالله العظيم».

69:34 📚 2
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ

Diyanet İşleri MealiYoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi

Saheeh InternationalNor did he encourage the feeding of the poor

Elmalılı Hamdi YazırYoksula yedirmeye teşvik etmiyordu

Ali BulaçYoksula yemek vermeye destekçi olmazdı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا يحض على طعام المسكين».

69:35
فَلَيۡسَ لَهُ ٱلۡيَوۡمَ هَٰهُنَا حَمِيمࣱ‏

Diyanet İşleri MealiBu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur

Saheeh InternationalSo there is not for him here this Day any devoted friend

Elmalılı Hamdi YazırBu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur

Ali BulaçBundan dolayı bugün, kendisine hiçbir sıcak dost yoktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فليس له اليوم ههنا حميم» قريب ينتفع به.

69:36 📚 1
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنۡ غِسۡلِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiGünahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur

Saheeh InternationalNor any food except from the discharge of wounds

Elmalılı Hamdi YazırBir irinden başka yiyecek de yok

Ali Bulaçİrin ve kan karışımından başka bir yemek yoktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا طعام إلا من غسلين» صديد أهل النار أو شجر فيها.

69:37
لَّا يَأۡكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلۡخَٰطِـُٔونَ

Diyanet İşleri MealiGünahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur

Saheeh InternationalNone will eat it except the sinners

Elmalılı Hamdi YazırOnu günahkârlardan başkası yemez

Ali BulaçBunu da, hata edenlerden başkası yemez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يأكله إلا الخاطئون» الكافرون.

69:38 📚 2
فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَا تُبۡصِرُونَ

Diyanet İşleri MealiGörebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür

Saheeh InternationalSo I swear by what you see

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun gördüklerinize

Ali BulaçHayır; gördüklerinize yemin ederim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلا» زائدة «أقسم بما تبصرون» من المخلوقات.

69:39 📚 2
وَمَا لَا تُبۡصِرُونَ

Diyanet İşleri MealiGörebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür

Saheeh InternationalAnd what you do not see

Elmalılı Hamdi YazırVe görmediklerinize

Ali BulaçGörmediklerinize de

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما لا تبصرون» منها، أي بكل مخلوق.

69:40 📚 2
إِنَّهُۥ لَقَوۡلُ رَسُولࣲ كَرِيمࣲ‏

Diyanet İşleri MealiGörebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür

Saheeh International[That] indeed, the Qur'an is the word of a noble Messenger

Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür

Ali BulaçHiç şüphesiz o (Kur'an), şerefli bir elçinin kesin sözüdür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنه» أي القرآن «لقول رسول كريم» أي قاله رسالة عن الله تعالى.

69:41
وَمَا هُوَ بِقَوۡلِ شَاعِرࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تُؤۡمِنُونَ

Diyanet İşleri MealiO, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz

Saheeh InternationalAnd it is not the word of a poet; little do you believe

Elmalılı Hamdi YazırO bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz

Ali BulaçO, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما هو بقول شاعر قليلا ما تؤمنون».

69:42
وَلَا بِقَوۡلِ كَاهِنࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَذَكَّرُونَ

Diyanet İşleri MealiKahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz

Saheeh InternationalNor the word of a soothsayer; little do you remember

Elmalılı Hamdi YazırBir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz

Ali BulaçBir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا بقول كاهن قليلا ما تذكرون» بالتاء والياء في الفعلين وما مزيدة مؤكدة والمعنى أنهم آمنوا بأشياء يسيرة وتذكروها مما أتى به النبي صلى الله عليه وسلم من الخير والصلة والعفاف فلم تغن عنهم شيئا.

69:43
تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri MealiKuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir

Saheeh International[It is] a revelation from the Lord of the worlds

Elmalılı Hamdi YazırO, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir

Ali BulaçAlemlerin Rabbinden bir indirilmedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
بل هو «تنزيل من رب العالمين».

69:44 📚 3
وَلَوۡ تَقَوَّلَ عَلَيۡنَا بَعۡضَ ٱلۡأَقَاوِيلِ

Diyanet İşleri MealiEğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık

Saheeh InternationalAnd if Muhammad had made up about Us some [false] sayings

Elmalılı Hamdi YazırO, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı

Ali BulaçEğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو تقوَّل» أي النبي «علينا بعض الأقاويل» بأن قال عنا ما لم نقله.

69:45 📚 3
لَأَخَذۡنَا مِنۡهُ بِٱلۡيَمِينِ

Diyanet İşleri MealiEğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık

Saheeh InternationalWe would have seized him by the right hand

Elmalılı Hamdi YazırElbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık

Ali BulaçMuhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لأخذنا» لنلنا «منه» عقابا «باليمين» بالقوة والقدرة.

69:46 📚 1
ثُمَّ لَقَطَعۡنَا مِنۡهُ ٱلۡوَتِينَ

Diyanet İşleri MealiEğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık

Saheeh InternationalThen We would have cut from him the aorta

Elmalılı Hamdi YazırSonra da onun şah damarını keser atardık

Ali BulaçSonra onun can damarını elbette keserdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم لقطعنا منه الوتين» نياط القلب وهو عرق متصل به إذا انقطع مات صاحبه.

69:47
فَمَا مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ عَنۡهُ حَٰجِزِينَ

Diyanet İşleri MealiHiçbiriniz de onu koruyamazdınız

Saheeh InternationalAnd there is no one of you who could prevent [Us] from him

Elmalılı Hamdi YazırO vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız

Ali BulaçO zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فما منكم من أحد» هو اسم ما ومن زائدة لتأكيد النفي ومنكم حال من أحد «عنه حاجزين» مانعين خبر ما وجمع لان أحدا في سياق النفي بمعنى الجمع وضمير عنه للنبي صلى الله عليه وسلم، أي لا مانع لنا عنه من حيث العقاب.

69:48
وَإِنَّهُۥ لَتَذۡكِرَةࣱ لِّلۡمُتَّقِينَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür

Saheeh InternationalAnd indeed, the Qur'an is a reminder for the righteous

Elmalılı Hamdi YazırO hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür

Ali BulaçÇünkü o (Kur'an, Allah'tan sakınan) muttakiler için bir öğüttür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنه» أي القرآن «لتذكرة للمتقين».

69:49
وَإِنَّا لَنَعۡلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ

Diyanet İşleri Mealiİçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz

Saheeh InternationalAnd indeed, We know that among you are deniers

Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var

Ali BulaçElbette Biz, içinizde yalanlayanların bulunduğunu biliyoruz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنا لنعلم أن منكم» أيها الناس «مكذبين» بالقرآن ومصدقين.

69:50
وَإِنَّهُۥ لَحَسۡرَةٌ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür

Saheeh InternationalAnd indeed, it will be [a cause of] regret upon the disbelievers

Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz bu Kur'ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir

Ali BulaçGerçekten o (Kur'an), kafirler için bir hasrettir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنه» أي القرآن «لحسرة على الكافرين» إذا رأوا ثواب المصدقين وعقاب المكذبين به.

69:51
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلۡيَقِينِ

Diyanet İşleri MealiO, şüphesiz kesin gerçektir

Saheeh InternationalAnd indeed, it is the truth of certainty

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir

Ali BulaçVe şüphesiz o, kesin bir gerçektir (hakku'l-yakîn)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنه» أي القرآن «لحق اليقين» أي اليقين الحق.

69:52 📚 1
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ

Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et

Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great

Elmalılı Hamdi YazırO halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle

Ali BulaçÖyleyse, büyük Rabbini ismiyle tesbih et

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسبح» نزه «باسم» الباء زائدة «ربك العظيم» سبحانه.

← Önceki Sonraki →

69. Al-Haaqqa Suresi | Anlam Arayışı