69. Al-Haaqqa سُورَةُ الحَاقَّةِ
Diyanet İşleri MealiGerçekleşecek olan
Saheeh InternationalThe Inevitable Reality
Elmalılı Hamdi Yazır(Gerçekleşecek) Kıyamet
Süleyman AteşGerçekleşen
«الحاقة» القيامة التي يحق فيها ما أنكر من البعث والحساب والجزاء، أو المظهرة لذلك.
Diyanet İşleri MealiNedir o gerçekleşecek olan gün
Saheeh InternationalWhat is the Inevitable Reality
Elmalılı Hamdi YazırNedir, o Kıyamet
Süleyman AteşNedir o gerçekleşen
«ما الحاقة» تعظيم لشأنها، وهو مبتدأ وخبر الحاقة.
Diyanet İşleri MealiGerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir
Saheeh InternationalAnd what can make you know what is the Inevitable Reality
Elmalılı Hamdi YazırGerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin
Süleyman AteşGerçekleşenin ne olduğunu nerden bileceksin
«وما أدراك» أعلمك «ما الحاقة» زيادة تعظيم لشأنها، فما الأولى مبتدأ وما بعدها خبره، وما الثانية وخبرها في محل المفعول الثاني لأدرى.
Diyanet İşleri MealiSemud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar
Saheeh InternationalThamud and 'Aad denied the Striking Calamity
Elmalılı Hamdi YazırSemûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı
Süleyman AteşSemud ve 'Ad (kavimleri), başa çarpan olayı yalanladılar
«كذبت ثمود وعاد بالقارعة» القيامة لأنها تقرع القلوب بأهوالها.
Diyanet İşleri MealiBu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi
Saheeh InternationalSo as for Thamud, they were destroyed by the overpowering [blast]
Elmalılı Hamdi YazırSemûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi
Süleyman AteşBu yüzden Semud (kavmi) azgın bir vak'a ile helak edildiler
«فأما ثمود فأهلكوا بالطاغية» بالصيحة المجاوزة للحد في الشدة.
Diyanet İşleri MealiAd milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi
Saheeh InternationalAnd as for 'Aad, they were destroyed by a screaming, violent wind
Elmalılı Hamdi YazırÂd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler
Süleyman AteşAd (kavmi) ise uğultulu, azgın bir kasırga ile helak edildiler
«وأما عاد فأهلكوا بريح صرصر» شديدة الصوت «عاتية» قوية شديدة على عاد مع قوتهم وشدتهم.
Diyanet İşleri MealiAllah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün
Saheeh InternationalWhich Allah imposed upon them for seven nights and eight days in succession, so you would see the people therein fallen as if they were hollow trunks of palm trees
Elmalılı Hamdi YazırAllah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün
Süleyman Ateş(Allah) Onu, yedi gece, sekiz gün ardı ardına onların üzerine saldı. O kavmi orada, içi boş hurma kütükleri gibi serilmiş görürsün
«سخرها» أرسلها بالقهر «عليهم سبع ليال وثمانية أيام» أولها من صبح يوم الأربعاء لثمان بقين من شوال، وكانت في عجز الشتاء «حسوما» متتابعات شبهت بتتابع فعل الحاسم في إعادة الكي على الداء كرة بعد أخرى حتى ينحسم «فترى القوم فيها صرعى» مطروحين هالكين «كأنهم أعجاز» أصول «نخل خاوية» ساقطة فارغة.
Diyanet İşleri MealiOnlardan arda kalmış bir şey görür müsün
Saheeh InternationalThen do you see of them any remains
Elmalılı Hamdi YazırBak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı
Süleyman AteşOnlardan hiç geri kalan görüyor musun
«فهل ترى لهم من باقية» صفة نفس مقدرة أو التاء للمبالغة، أي باق؟ لا.
Diyanet İşleri MealiFiravun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi
Saheeh InternationalAnd there came Pharaoh and those before him and the overturned cities with sin
Elmalılı Hamdi YazırFiravun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler
Süleyman AteşFir'avn ve ondan öncekiler ve altüst olmuş kentler(in halkı olan Lut kavmi) de hatalı iş yaptılar
«وجاء فرعون ومن قبَلَهُ» أتباعه، وفي قراءة بفتح القاف وسكون الباء، أي من تقدمه من الأمم الكافرة «والمؤتفكات» أي أهلها وهي قرى قوم لوط «بالخاطئة» بالفعلات ذات الخطأ.
Diyanet İşleri MealiRabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı
Saheeh InternationalAnd they disobeyed the messenger of their Lord, so He seized them with a seizure exceeding [in severity]
Elmalılı Hamdi YazırHep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi
Süleyman AteşRablerinin elçisine karşı geldiler. O da onları şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı
«فعصوْا رسول ربهم» أي لوطا وغيره «فأخذهم أخذة رابية» زائدة في الشدة على غيرها.
Diyanet İşleri MealiSu taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır
Saheeh InternationalIndeed, when the water overflowed, We carried your ancestors in the sailing ship
Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık
Süleyman AteşSu(lar) kabarınca biz sizi, akıp giden(gemi)de taşıdık
«إنا لما طغا الماء» علا فوق كل شيء من الجبال وغيرها زمن الطوفان «حملناكم» يعني آباءكم إذ أنتم في أصلابهم «في الجارية» السفينة التي عملها نوح ونجا هو ومن كان معه فيها وغرق الاخرون.
Diyanet İşleri MealiSu taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır
Saheeh InternationalThat We might make it for you a reminder and [that] a conscious ear would be conscious of it
Elmalılı Hamdi YazırOnu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye
Süleyman AteşKi onu size bir ibret yapalım ve belleyen kulak(lar) onu bellesin
«لنجعلها» أي هذه الفعلة وهي إنجاء المؤمنين وإهلاك الكافرين «لكم تذكرة» عظة «وتعيها» ولتحفظها «أذن واعية» حافظة لما تسمع.
Diyanet İşleri MealiSura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar
Saheeh InternationalThen when the Horn is blown with one blast
Elmalılı Hamdi YazırSûr'a bir tek üfleme üflendiği
Süleyman AteşSur'a bir tek üfleme üflendiği
«فإذا نفخ في الصور نفخة واحدة» للفصل بين الخلائق وهي الثانية.
Diyanet İşleri MealiSura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar
Saheeh InternationalAnd the earth and the mountains are lifted and leveled with one blow
Elmalılı Hamdi YazırArz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman
Süleyman AteşArz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman
«وحُملت» رفعت «الأرض والجبال فدكتا» دقتا «دكة واحدة».
Diyanet İşleri MealiSura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar
Saheeh InternationalThen on that Day, the Resurrection will occur
Elmalılı Hamdi Yazırİşte o gün olacak olur
Süleyman Ateşİşte o gün, olan olmuştur
«فيومئذ وقعت الواقعة» قامت القيامة.
Diyanet İşleri MealiGök yarılır; o gün düzeni bozulur
Saheeh InternationalAnd the heaven will split [open], for that Day it is infirm
Elmalılı Hamdi YazırO gün gök yarılmış, sarkmıştır
Süleyman AteşGök yarılmıştır; o gün o, zayıf, sarkıktır
«وانشقت السماء فهي يومئذ واهية» ضعيفة.
Diyanet İşleri MealiMelekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir
Saheeh InternationalAnd the angels are at its edges. And there will bear the Throne of your Lord above them, that Day, eight [of them]
Elmalılı Hamdi YazırMelekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir
Süleyman AteşMelekler de onun kenarlarındadır. O gün Rabbinin tahtını, üstlerinde sekiz (melek) taşır
«والملك» يعني: الملائكة «على أرجائها» جوانب السماء «ويحمل عرش ربك فوقهم» أي الملائكة المذكورين «يومئذ ثمانية» من الملائكة أو من صفوفهم.
Diyanet İşleri MealiO gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz
Saheeh InternationalThat Day, you will be exhibited [for judgement]; not hidden among you is anything concealed
Elmalılı Hamdi YazırO gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz
Süleyman AteşO gün (Allah'a) arz olunursunuz. Sizden hiçbir giz, (Allah'a) gizli kalmaz
«يومئذ تعرضون» للحساب «لا تخفى» بالتاء والياء «منكم خافية» من السرائر.
Diyanet İşleri MealiKitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der
Saheeh InternationalSo as for he who is given his record in his right hand, he will say, "Here, read my record
Elmalılı Hamdi YazırKitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı
Süleyman AteşKitabı sağından verilen: "Alın Kitabımı okuyun" der
«فأما من أوتيَ كتابه بيمينه فيقول» خطابا لجماعته لما سر به «هاؤمُ» خذوا «اقرؤوا كتابيه» تنازع فيه هاؤم واقرءُوا.
Diyanet İşleri MealiKitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der
Saheeh InternationalIndeed, I was certain that I would be meeting my account
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der
Süleyman AteşBen hesabımla karşılaşacağımı sezmiştim zaten
«إني ظننت» تيقنت «أني ملاق حسابيه».
Diyanet İşleri MealiArtık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir
Saheeh InternationalSo he will be in a pleasant life
Elmalılı Hamdi YazırArtık o hoşnut bir hayattadır
Süleyman AteşArtık o, memmun eden bir yaşam içindedir
«فهو في عيشة راضية» مرضية.
Diyanet İşleri MealiArtık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir
Saheeh InternationalIn an elevated garden
Elmalılı Hamdi YazırYüksek bir cennettedir
Süleyman AteşYüksek bir bahçede
«في جنة عالية».
Diyanet İşleri MealiArtık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir
Saheeh InternationalIts [fruit] to be picked hanging near
Elmalılı Hamdi YazırKi o cennetin meyveleri sarkmıştır
Süleyman AteşKi devşirmesi kolay (meyvaları yakın. Oturan, elini uzatıp alabilir)
«قطوفها» ثمارها «دانية» قريبة يتناولها القائم والقاعد والمضطجع.
Diyanet İşleri MealiOnlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz
Saheeh International[They will be told], "Eat and drink in satisfaction for what you put forth in the days past
Elmalılı Hamdi YazırGeçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir)
Süleyman AteşGeçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için
فيقال لهم «كلوا واشربوا هنيئا» حال، أي متهنئين «بما أسلفتم في الأيام الخالية» الماضية في الدنيا.
Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der
Saheeh InternationalBut as for he who is given his record in his left hand, he will say, "Oh, I wish I had not been given my record
Elmalılı Hamdi YazırKitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de
Süleyman AteşKitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke bana Kitabım verilmeseydi
«وأما من أوتيَ كتابه بشماله فيقول يا» للتنبيه «ليتني لم أوت كتابيه».
Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der
Saheeh InternationalAnd had not known what is my account
Elmalılı Hamdi YazırHesabımın ne olduğunu bilmeseydim
Süleyman AteşŞu hesabımı hiç bilmemiş olsaydım
«ولم أدر ما حسابيه».
Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der
Saheeh InternationalI wish my death had been the decisive one
Elmalılı Hamdi YazırNe olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı
Süleyman AteşKeşke (ölüm) işimi bitirmiş olsaydı
«يا ليتها» أي الموتة في الدنيا «كانت القاضية» القاطعة لحياتي بأن لا أبعث.
Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der
Saheeh InternationalMy wealth has not availed me
Elmalılı Hamdi YazırMalım bana hiç fayda vermedi
Süleyman AteşMalım bana hiçbir yarar sağlamadı
«ما أغنى عني مالية».
Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der
Saheeh InternationalGone from me is my authority
Elmalılı Hamdi YazırGücüm de benden yok olup gitti
Süleyman AteşGücüm (saltanatım) benden yok olup gitti
«هلك عني سلطانيه» قوتي وحجتي وهاء كتابيه وحسابيه وماليه وسلطانيه للسكت تثبت وقفا ووصلا اتباعا للمصحف الإمام والنقل، ومنهم من حذفها وصلا.
Diyanet İşleri Mealiİlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın
Saheeh International[Allah will say], "Seize him and shackle him
Elmalılı Hamdi Yazır(Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın
Süleyman Ateş(Allah, cehennemin muhafızlarına buyurur:) "Tutun onu, bağlayın onu
«خذوه» خطاب لخزنة جهنم «فغلوه» اجمعوا يديه إلى عنقه في الغل.
Diyanet İşleri MealiSonra cehenneme yaslayın
Saheeh InternationalThen into Hellfire drive him
Elmalılı Hamdi YazırSonra cehenneme atın onu
Süleyman AteşSonra cehenneme sallayın onu
«ثم الجحيم» النار المحرقة «صلُّوه» ادخلوه.
Diyanet İşleri MealiSonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun
Saheeh InternationalThen into a chain whose length is seventy cubits insert him
Elmalılı Hamdi YazırSonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun
Süleyman AteşSonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu
«ثم في سلسلة ذرعها سبعون ذراعا» بذراع الملك «فاسلكوه» أدخلوه فيها بعد إدخاله النار ولم تمنع الفاء من تعلق الفعل بالظرف المتقدم.
Diyanet İşleri MealiÇünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı
Saheeh InternationalIndeed, he did not used to believe in Allah, the Most Great
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu
Süleyman AteşÇünkü o büyük Allah'a inanmıyordu
«إنه كان لا يؤمن بالله العظيم».
Diyanet İşleri MealiYoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi
Saheeh InternationalNor did he encourage the feeding of the poor
Elmalılı Hamdi YazırYoksula yedirmeye teşvik etmiyordu
Süleyman AteşYoksulu doyurmaya ön ayak olmuyurdu
«ولا يحض على طعام المسكين».
Diyanet İşleri MealiBu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur
Saheeh InternationalSo there is not for him here this Day any devoted friend
Elmalılı Hamdi YazırBu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur
Süleyman AteşBugün burada onun için candan bir dost yoktur
«فليس له اليوم ههنا حميم» قريب ينتفع به.
Diyanet İşleri MealiGünahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur
Saheeh InternationalNor any food except from the discharge of wounds
Elmalılı Hamdi YazırBir irinden başka yiyecek de yok
Süleyman Ateşİrinden başka yiyecek de yoktur
«ولا طعام إلا من غسلين» صديد أهل النار أو شجر فيها.
Diyanet İşleri MealiGünahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur
Saheeh InternationalNone will eat it except the sinners
Elmalılı Hamdi YazırOnu günahkârlardan başkası yemez
Süleyman AteşOnu, (bile bile) hata işleyenlerden başkası yemez
«لا يأكله إلا الخاطئون» الكافرون.
Diyanet İşleri MealiGörebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür
Saheeh InternationalSo I swear by what you see
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun gördüklerinize
Süleyman AteşYoo, yemin ederim; gördüklerinize
«فلا» زائدة «أقسم بما تبصرون» من المخلوقات.
Diyanet İşleri MealiGörebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür
Saheeh InternationalAnd what you do not see
Elmalılı Hamdi YazırVe görmediklerinize
Süleyman AteşVe görmediklerinize
«وما لا تبصرون» منها، أي بكل مخلوق.
Diyanet İşleri MealiGörebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür
Saheeh International[That] indeed, the Qur'an is the word of a noble Messenger
Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür
Süleyman AteşKi, o (Kur'an) elbette değerli bir elçinin sözüdür
«إنه» أي القرآن «لقول رسول كريم» أي قاله رسالة عن الله تعالى.
Diyanet İşleri MealiO, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz
Saheeh InternationalAnd it is not the word of a poet; little do you believe
Elmalılı Hamdi YazırO bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz
Süleyman AteşO, bir şa'irin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz
«وما هو بقول شاعر قليلا ما تؤمنون».
Diyanet İşleri MealiKahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz
Saheeh InternationalNor the word of a soothsayer; little do you remember
Elmalılı Hamdi YazırBir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz
Süleyman AteşBir kahinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz
«ولا بقول كاهن قليلا ما تذكرون» بالتاء والياء في الفعلين وما مزيدة مؤكدة والمعنى أنهم آمنوا بأشياء يسيرة وتذكروها مما أتى به النبي صلى الله عليه وسلم من الخير والصلة والعفاف فلم تغن عنهم شيئا.
Diyanet İşleri MealiKuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir
Saheeh International[It is] a revelation from the Lord of the worlds
Elmalılı Hamdi YazırO, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir
Süleyman AteşAlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir
بل هو «تنزيل من رب العالمين».
Diyanet İşleri MealiEğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık
Saheeh InternationalAnd if Muhammad had made up about Us some [false] sayings
Elmalılı Hamdi YazırO, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı
Süleyman AteşEğer o, (Muhammed), bazı laflar uydurup bize iftira etseydi
«ولو تقوَّل» أي النبي «علينا بعض الأقاويل» بأن قال عنا ما لم نقله.
Diyanet İşleri MealiEğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık
Saheeh InternationalWe would have seized him by the right hand
Elmalılı Hamdi YazırElbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık
Süleyman AteşElbette onun sağ(elini veya kuvvet)ini alırdık
«لأخذنا» لنلنا «منه» عقابا «باليمين» بالقوة والقدرة.
Diyanet İşleri MealiEğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık
Saheeh InternationalThen We would have cut from him the aorta
Elmalılı Hamdi YazırSonra da onun şah damarını keser atardık
Süleyman AteşSonra onun can damarını keserdik
«ثم لقطعنا منه الوتين» نياط القلب وهو عرق متصل به إذا انقطع مات صاحبه.
Diyanet İşleri MealiHiçbiriniz de onu koruyamazdınız
Saheeh InternationalAnd there is no one of you who could prevent [Us] from him
Elmalılı Hamdi YazırO vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız
Süleyman AteşSizden hiç kimse buna engel olamazdı
«فما منكم من أحد» هو اسم ما ومن زائدة لتأكيد النفي ومنكم حال من أحد «عنه حاجزين» مانعين خبر ما وجمع لان أحدا في سياق النفي بمعنى الجمع وضمير عنه للنبي صلى الله عليه وسلم، أي لا مانع لنا عنه من حيث العقاب.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür
Saheeh InternationalAnd indeed, the Qur'an is a reminder for the righteous
Elmalılı Hamdi YazırO hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür
Süleyman AteşO (Kur'an), korunanlar için bir öğüttür
«وإنه» أي القرآن «لتذكرة للمتقين».
Diyanet İşleri Mealiİçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz
Saheeh InternationalAnd indeed, We know that among you are deniers
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var
Süleyman AteşBiz, içinizde yalanlayanlar bulunduğunu elbette biliyoruz
«وإنا لنعلم أن منكم» أيها الناس «مكذبين» بالقرآن ومصدقين.
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür
Saheeh InternationalAnd indeed, it will be [a cause of] regret upon the disbelievers
Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz bu Kur'ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir
Süleyman AteşDoğrusu o, kafirler için hasrettir
«وإنه» أي القرآن «لحسرة على الكافرين» إذا رأوا ثواب المصدقين وعقاب المكذبين به.
Diyanet İşleri MealiO, şüphesiz kesin gerçektir
Saheeh InternationalAnd indeed, it is the truth of certainty
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir
Süleyman AteşO, kesin gerçektir
«وإنه» أي القرآن «لحق اليقين» أي اليقين الحق.
Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et
Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great
Elmalılı Hamdi YazırO halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle
Süleyman AteşÖyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et (O'nun eksikliklerinden uzak, yücelerden yüce olduğunu an)
«فسبح» نزه «باسم» الباء زائدة «ربك العظيم» سبحانه.