☪ Anlam Arayışı

69. Al-Haaqqa سُورَةُ الحَاقَّةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
69:1
ٱلۡحَآقَّةُ

Diyanet İşleri MealiGerçekleşecek olan

Saheeh InternationalThe Inevitable Reality

Süleyman AteşGerçekleşen

Tefsîru'l-Begavî
مكية( الحاقة ) يعني القيامة سميت حاقة لأنها حقت فلا كاذبة لها . وقيل لأن فيها حواق الأمور وحقائقها ولأن فيها يحق الجزاء على الأعمال ، أي يجب يقال : حق عليه الشيء إذا وجب يحق [ حقوقا ] قال الله تعالى : " ولكن حقت كلمة العذاب على الكافرين " ( الزمر - 71 ) قال الكسائي : " الحاقة " يوم الحق .

69:2
مَا ٱلۡحَآقَّةُ

Diyanet İşleri MealiNedir o gerçekleşecek olan gün

Saheeh InternationalWhat is the Inevitable Reality

Süleyman AteşNedir o gerçekleşen

Tefsîru'l-Begavî
( ما الحاقة ) هذا استفهام معناه التفخيم لشأنها كما يقال : زيد ما زيد على التعظيم لشأنه .

69:3
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡحَآقَّةُ

Diyanet İşleri MealiGerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir

Saheeh InternationalAnd what can make you know what is the Inevitable Reality

Süleyman AteşGerçekleşenin ne olduğunu nerden bileceksin

Tefsîru'l-Begavî
( وما أدراك ما الحاقة ) أي أنك لا تعلمها إذ لم تعاينها ولم تر ما فيها من الأهوال .

69:4
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ وَعَادُۢ بِٱلۡقَارِعَةِ

Diyanet İşleri MealiSemud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar

Saheeh InternationalThamud and 'Aad denied the Striking Calamity

Süleyman AteşSemud ve 'Ad (kavimleri), başa çarpan olayı yalanladılar

Tefsîru'l-Begavî
( كذبت ثمود وعاد بالقارعة ) قال ابن عباس وقتادة : بالقيامة سميت قارعة لأنها تقرع قلوب العباد بالمخافة . وقيل : كذبت بالعذاب الذي أوعدهم نبيهم حتى نزل بهم فقرع قلوبهم .

69:5
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهۡلِكُواْ بِٱلطَّاغِيَةِ

Diyanet İşleri MealiBu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi

Saheeh InternationalSo as for Thamud, they were destroyed by the overpowering [blast]

Süleyman AteşBu yüzden Semud (kavmi) azgın bir vak'a ile helak edildiler

Tefsîru'l-Begavî
( فأما ثمود فأهلكوا بالطاغية ) أي بطغيانهم وكفرهم . قيل : هي مصدر ، وقيل : نعت أي بفعلهم الطاغية وهذا معنى قول مجاهد ، كما قال : " كذبت ثمود بطغواها " ( الشمس - 11 ) وقال قتادة : بالصيحة الطاغية ، وهي التي جاوزت مقادير الصياح فأهلكتهم . وقيل : طغت على الخزان [ فلم يكن لهم عليها سبيل ولم يعرفوا كم خرج منها ] كما طغى الماء على قوم نوح .

69:6
وَأَمَّا عَادࣱ فَأُهۡلِكُواْ بِرِيحࣲ صَرۡصَرٍ عَاتِيَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiAd milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi

Saheeh InternationalAnd as for 'Aad, they were destroyed by a screaming, violent wind

Süleyman AteşAd (kavmi) ise uğultulu, azgın bir kasırga ile helak edildiler

Tefsîru'l-Begavî
"وأما عاد فأهلكوا بريح صرصر عاتية"، عتت على خزانها فلم تطعهم ولم يكن لهم عليها سبيل، وجاوزت المقدار فلم يعرفوا كم خرج منها.

69:7
سَخَّرَهَا عَلَيۡهِمۡ سَبۡعَ لَيَالࣲ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومࣰ اۖ فَتَرَى ٱلۡقَوۡمَ فِيهَا صَرۡعَىٰ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلٍ خَاوِيَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiAllah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün

Saheeh InternationalWhich Allah imposed upon them for seven nights and eight days in succession, so you would see the people therein fallen as if they were hollow trunks of palm trees

Süleyman Ateş(Allah) Onu, yedi gece, sekiz gün ardı ardına onların üzerine saldı. O kavmi orada, içi boş hurma kütükleri gibi serilmiş görürsün

Tefsîru'l-Begavî
( سخرها عليهم ) أرسلها عليهم . وقال مقاتل : سلطها عليهم ( سبع ليال وثمانية أيام ) قال وهب : هي الأيام التي تسميها العرب أيام العجوز ، ذات برد ورياح شديدة . قيل : سميت عجوزا لأنها في عجز الشتاء . وقيل : سميت بذلك لأن عجوزا من قوم عاد دخلت سربا فتبعتها الريح ، فقتلتها اليوم الثامن من نزول العذاب وانقطع العذاب ( حسوما ) قال مجاهد وقتادة : متتابعة ليس لها فترة ، فعلى هذا فهو من حسم الكي وهو أن يتابع على موضع الداء بالمكواة حتى يبرأ ، ثم قيل لكل شيء توبع : حاسم وجمعه حسوم ، مثل شاهد وشهود ، وقال الكلبي ومقاتل : حسوما دائمة . وقال النضر بن شميل : حسمتهم قطعتهم وأهلكتهم ، والحسم : القطع والمنع ومنه حسم الداء . قال الزجاج : [ الذي توجبه الآية فعلى معنى ] تحسمهم حسوما تفنيهم وتذهبهم . وقال عطية : حسوما كأنها حسمت الخير عن أهلها ( فترى القوم فيها ) أي في تلك الليالي والأيام ( صرعى ) هلكى جمع صريع ( كأنهم أعجاز نخل خاوية ) ساقطة ، وقيل : خالية الأجواف .

69:8 📚 2
فَهَلۡ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlardan arda kalmış bir şey görür müsün

Saheeh InternationalThen do you see of them any remains

Süleyman AteşOnlardan hiç geri kalan görüyor musun

Tefsîru'l-Begavî
"فهل ترى لهم من باقية"، أي من نفس باقية، يعني: لم يبق منهم أحد.

69:9
وَجَآءَ فِرۡعَوۡنُ وَمَن قَبۡلَهُۥ وَٱلۡمُؤۡتَفِكَٰتُ بِٱلۡخَاطِئَةِ

Diyanet İşleri MealiFiravun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi

Saheeh InternationalAnd there came Pharaoh and those before him and the overturned cities with sin

Süleyman AteşFir'avn ve ondan öncekiler ve altüst olmuş kentler(in halkı olan Lut kavmi) de hatalı iş yaptılar

Tefsîru'l-Begavî
( وجاء فرعون ومن قبله ) قرأ أهل البصرة والكسائي بكسر القاف وفتح الباء ، أي ومن معه من جنوده وأتباعه ، وقرأ الآخرون بفتح القاف وسكون الباء ، أي ومن قبله من الأمم الكافرة ( والمؤتفكات ) أي : قرى قوم لوط ، يريد : أهل المؤتفكات . وقيل يريد الأمم الذين ائتفكوا بخطيئتهم ، أي أهلكوا بذنوبهم ( بالخاطئة ) أي بالخطيئة والمعصية وهي الشرك .

69:10
فَعَصَوۡاْ رَسُولَ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَهُمۡ أَخۡذَةࣰ رَّابِيَةً

Diyanet İşleri MealiRabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı

Saheeh InternationalAnd they disobeyed the messenger of their Lord, so He seized them with a seizure exceeding [in severity]

Süleyman AteşRablerinin elçisine karşı geldiler. O da onları şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı

Tefsîru'l-Begavî
( فعصوا رسول ربهم ) يعني لوطا وموسى ( فأخذهم أخذة رابية ) نامية . قال ابن عباس رضي الله تعالى عنهما : شديدة . وقيل : زائدة على عذاب الأمم .

69:11
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلۡمَآءُ حَمَلۡنَٰكُمۡ فِي ٱلۡجَارِيَةِ

Diyanet İşleri MealiSu taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır

Saheeh InternationalIndeed, when the water overflowed, We carried your ancestors in the sailing ship

Süleyman AteşSu(lar) kabarınca biz sizi, akıp giden(gemi)de taşıdık

Tefsîru'l-Begavî
( إنا لما طغى الماء ) أي عتا وجاوز حده حتى علا على كل شيء وارتفع فوقه ، يعني زمن نوح - عليه السلام - ( حملناكم ) أي حملنا آباءكم وأنتم في أصلابهم ( في الجارية ) في السفينة التي تجري في الماء .

69:12
لِنَجۡعَلَهَا لَكُمۡ تَذۡكِرَةࣰ وَتَعِيَهَآ أُذُنࣱ وَٰعِيَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiSu taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır

Saheeh InternationalThat We might make it for you a reminder and [that] a conscious ear would be conscious of it

Süleyman AteşKi onu size bir ibret yapalım ve belleyen kulak(lar) onu bellesin

Tefsîru'l-Begavî
( لنجعلها ) أي لنجعل تلك الفعلة التي فعلنا من إغراق قوم نوح ونجاة من حملنا معه ( لكم تذكرة ) عبرة وموعظة ( وتعيها ) قرأ القواس عن ابن كثير وسليم عن حمزة باختلاس العين ، وقرأ الآخرون بكسرها أي تحفظها ( أذن واعية ) أي : حافظة لما جاء من عند الله . قال قتادة : [ أذن ] سمعت وعقلت ما سمعت . قال الفراء : لتحفظها كل أذن فتكون عبرة وموعظة لمن يأتي بعد .

69:13
فَإِذَا نُفِخَ فِي ٱلصُّورِ نَفۡخَةࣱ وَٰحِدَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiSura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar

Saheeh InternationalThen when the Horn is blown with one blast

Süleyman AteşSur'a bir tek üfleme üflendiği

Tefsîru'l-Begavî
"فإذا نفخ في الصور نفخة واحدة"، وهي النفخة الأولى.

69:14
وَحُمِلَتِ ٱلۡأَرۡضُ وَٱلۡجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ‏

Diyanet İşleri MealiSura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar

Saheeh InternationalAnd the earth and the mountains are lifted and leveled with one blow

Süleyman AteşArz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman

Tefsîru'l-Begavî
"وحملت الأرض والجبال"، رفعت من أماكنها، "فدكتا"، كسرتا، "دكةً" كسرة، "واحدة" ، فصارتا هباءً منثورا.

69:15
فَيَوۡمَئِذࣲ وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ

Diyanet İşleri MealiSura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar

Saheeh InternationalThen on that Day, the Resurrection will occur

Süleyman Ateşİşte o gün, olan olmuştur

Tefsîru'l-Begavî
"فيومئذ وقعت الواقعة"، قامت القيامة.

69:16
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِيَ يَوۡمَئِذࣲ وَاهِيَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiGök yarılır; o gün düzeni bozulur

Saheeh InternationalAnd the heaven will split [open], for that Day it is infirm

Süleyman AteşGök yarılmıştır; o gün o, zayıf, sarkıktır

Tefsîru'l-Begavî
( وانشقت السماء فهي يومئذ واهية ) ضعيفة . قال الفراء : وهيها : تشققها .

69:17
وَٱلۡمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرۡجَآئِهَاۚ وَيَحۡمِلُ عَرۡشَ رَبِّكَ فَوۡقَهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ ثَمَٰنِيَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiMelekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir

Saheeh InternationalAnd the angels are at its edges. And there will bear the Throne of your Lord above them, that Day, eight [of them]

Süleyman AteşMelekler de onun kenarlarındadır. O gün Rabbinin tahtını, üstlerinde sekiz (melek) taşır

Tefsîru'l-Begavî
( والملك ) يعني الملائكة ( على أرجائها ) نواحيها وأقطارها ما لم ينشق منها واحدها : " رجا " مقصور وتثنيته رجوان . قال الضحاك : تكون الملائكة على حافتها حتى يأمرهم الرب فينزلون فيحيطون بالأرض ومن عليها ( ويحمل عرش ربك فوقهم ) أي فوق رءوسهم يعني الحملة ( يومئذ ) يوم القيامة ( ثمانية ) أي ثمانية أملاك .جاء في الحديث : " إنهم اليوم أربعة فإذا كان يوم القيامة أيدهم الله بأربعة أخرى ، فكانوا ثمانية على صورة الأوعال ما بين أظلافهم إلى ركبهم كما بين سماء إلى سماء " .وجاء في الحديث : " لكل ملك منهم وجه رجل ووجه أسد ووجه ثور ووجه نسر " .أخبرنا أبو بكر بن الهيثم الترابي ، أخبرنا أبو الفضل محمد بن الحسين الحدادي ، أخبرنا محمد بن يحيى الخالدي ، أخبرنا إسحاق بن إبراهيم [ الحنظلي ] حدثنا عبد الرزاق ، حدثنا يحيى بن العلاء ، عن عمه شعيب بن خالد ، حدثنا سماك بن حرب ، عن عبد الله بن عميرة ، عن العباس بن عبد المطلب قال : كنا جلوسا عند النبي - صلى الله عليه وسلم - بالبطحاء فمرت سحابة فقال : النبي - صلى الله عليه وسلم - : " أتدرون ما هذا ؟ قلنا : السحاب . قال : والمزن ؟ قلنا : والمزن ، قال : والعنان ؟ فسكتنا فقال : هل تدرون كم بين السماء والأرض ؟ قلنا : الله ورسوله أعلم ، قال : بينهما مسيرة خمسمائة سنة ، وبين كل سماء إلى سماء مسيرة خمسمائة سنة ، وكذلك غلظ كل سماء خمسمائة سنة ، وفوق السماء السابعة بحر بين أعلاه وأسفله كما بين السماء والأرض [ ثم بين ذلك ثمانية أوعال بين أظلافهن وركبهن كما بين السماء والأرض ] ثم فوق ذلك العرش بين أسفله وأعلاه كما بين السماء والأرض والله تعالى فوق ذلك ، ليس يخفى عليه من أعمال بني آدم شيء " .ويروى هذا عن عبد الله بن عميرة عن الأحنف بن قيس عن العباس .وروي عن ابن عباس أنه قال : " فوقهم يومئذ ثمانية " أي : ثمانية صفوف من الملائكة لا يعلم عدتهم إلا الله .

69:18
يَوۡمَئِذࣲ تُعۡرَضُونَ لَا تَخۡفَىٰ مِنكُمۡ خَافِيَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiO gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz

Saheeh InternationalThat Day, you will be exhibited [for judgement]; not hidden among you is anything concealed

Süleyman AteşO gün (Allah'a) arz olunursunuz. Sizden hiçbir giz, (Allah'a) gizli kalmaz

Tefsîru'l-Begavî
يومئذ تعرضون ) على الله ( لا تخفى ) قرأ حمزة والكسائي : " لا يخفى " بالياء ، وقرأ الآخرون بالتاء ( منكم خافية ) أي فعلة خافية . قال الكلبي : لا يخفى على الله منكم شيء . قال أبو موسى : يعرض الناس ثلاث عرضات ، فأما عرضتان فجدال ومعاذير وأما العرضة الثالثة فعندها تطاير الصحف فآخذ بيمينه وآخذ بشماله

69:19
فَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقۡرَءُواْ كِتَٰبِيَهۡ

Diyanet İşleri MealiKitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der

Saheeh InternationalSo as for he who is given his record in his right hand, he will say, "Here, read my record

Süleyman AteşKitabı sağından verilen: "Alın Kitabımı okuyun" der

Tefsîru'l-Begavî
وذلك قوله - عز وجل - : ( فأما من أوتي كتابه بيمينه فيقول هاؤم اقرءوا كتابيه ) تعالوا اقرءوا كتابيه الهاء في " كتابيه " هاء الوقف .

69:20
إِنِّي ظَنَنتُ أَنِّي مُلَٰقٍ حِسَابِيَهۡ

Diyanet İşleri MealiKitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der

Saheeh InternationalIndeed, I was certain that I would be meeting my account

Süleyman AteşBen hesabımla karşılaşacağımı sezmiştim zaten

Tefsîru'l-Begavî
"إني ظننت"، علمت وأيقنت، "أني ملاق حسابيه"، أي: إني أحاسب في الآخرة.

69:21 📚 5
فَهُوَ فِي عِيشَةࣲ رَّاضِيَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiArtık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir

Saheeh InternationalSo he will be in a pleasant life

Süleyman AteşArtık o, memmun eden bir yaşam içindedir

Tefsîru'l-Begavî
( فهو في عيشة ) حالة من العيش ( راضية ) مرضية كقوله : " ماء دافق " ( الطارق - 6 ) يريد : يرضاها بأن لقي الثواب وأمن العقاب .

69:22 📚 2
فِي جَنَّةٍ عَالِيَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiArtık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir

Saheeh InternationalIn an elevated garden

Süleyman AteşYüksek bir bahçede

Tefsîru'l-Begavî
"في جنة عالية"، رفيعة.

69:23
قُطُوفُهَا دَانِيَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiArtık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir

Saheeh InternationalIts [fruit] to be picked hanging near

Süleyman AteşKi devşirmesi kolay (meyvaları yakın. Oturan, elini uzatıp alabilir)

Tefsîru'l-Begavî
"قطوفها دانية" ثمارها قريبة لمن يتناولها في كل أحواله ينالها قائماً وقاعداً ومضطجعاً يقطعون كيف شاؤوا.

69:24 📚 1
كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَآ أَسۡلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡأَيَّامِ ٱلۡخَالِيَةِ

Diyanet İşleri MealiOnlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz

Saheeh International[They will be told], "Eat and drink in satisfaction for what you put forth in the days past

Süleyman AteşGeçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için

Tefsîru'l-Begavî
"كلوا واشربوا هنيئاً بما أسلفتم"، قدمتم لآخرتكم من الأعمال الصالحة، "في الأيام الخالية"، الماضية يريد أيام الدنيا.

69:25
وَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي لَمۡ أُوتَ كِتَٰبِيَهۡ

Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der

Saheeh InternationalBut as for he who is given his record in his left hand, he will say, "Oh, I wish I had not been given my record

Süleyman AteşKitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke bana Kitabım verilmeseydi

Tefsîru'l-Begavî
( وأما من أوتي كتابه بشماله ) قال ابن السائب : تلوى يده اليسرى [ من صدره ] خلف ظهره ثم يعطى كتابه . وقيل : تنزع يده اليسرى من صدره إلى خلف ظهره ثم يعطى كتابه ; ( فيقول ياليتني لم أوت كتابيه)

69:26 📚 1
وَلَمۡ أَدۡرِ مَا حِسَابِيَهۡ

Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der

Saheeh InternationalAnd had not known what is my account

Süleyman AteşŞu hesabımı hiç bilmemiş olsaydım

Tefsîru'l-Begavî
"ولم أدر ما حسابيه".

69:27
يَٰلَيۡتَهَا كَانَتِ ٱلۡقَاضِيَةَ

Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der

Saheeh InternationalI wish my death had been the decisive one

Süleyman AteşKeşke (ölüm) işimi bitirmiş olsaydı

Tefsîru'l-Begavî
( يا‎ليتها كانت القاضية ) يقول : يا ليت الموتة التي متها في الدنيا كانت القاضية الفارغة من كل ما بعدها والقاطعة للحياة ، فلم أحي بعدها . و " القاضية " موت لا حياة بعده يتمنى أنه لم يبعث للحساب . قال قتادة : يتمنى الموت ولم يكن عنده في الدنيا شيء أكره من الموت .

69:28 📚 3
مَآ أَغۡنَىٰ عَنِّي مَالِيَهۡۜ

Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der

Saheeh InternationalMy wealth has not availed me

Süleyman AteşMalım bana hiçbir yarar sağlamadı

Tefsîru'l-Begavî
"ما أغنى عني ماليه"، لم يدفع عني من عذاب الله شيئاً.

69:29
هَلَكَ عَنِّي سُلۡطَٰنِيَهۡ

Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der

Saheeh InternationalGone from me is my authority

Süleyman AteşGücüm (saltanatım) benden yok olup gitti

Tefsîru'l-Begavî
"هلك عني سلطانيه"، ضلت عني حجتي، عن أكثر المفسرين. وقال ابن زيد: زال عني ملكي وقوتي. قال مقاتل: يعني حين شهدت عليه الجوارح بالشرك.

69:30
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ

Diyanet İşleri Mealiİlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın

Saheeh International[Allah will say], "Seize him and shackle him

Süleyman Ateş(Allah, cehennemin muhafızlarına buyurur:) "Tutun onu, bağlayın onu

Tefsîru'l-Begavî
يقول الله لخزنة جهنم: "خذوه فغلوه"، اجمعوا يده إلى عنقه.

69:31 📚 2
ثُمَّ ٱلۡجَحِيمَ صَلُّوهُ

Diyanet İşleri MealiSonra cehenneme yaslayın

Saheeh InternationalThen into Hellfire drive him

Süleyman AteşSonra cehenneme sallayın onu

Tefsîru'l-Begavî
"ثم الجحيم صلوه"، أي: أدخلوه الجحيم.

69:32
ثُمَّ فِي سِلۡسِلَةࣲ ذَرۡعُهَا سَبۡعُونَ ذِرَاعࣰ ا فَٱسۡلُكُوهُ

Diyanet İşleri MealiSonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun

Saheeh InternationalThen into a chain whose length is seventy cubits insert him

Süleyman AteşSonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu

Tefsîru'l-Begavî
( ثم في سلسلة ذرعها سبعون ذراعا فاسلكوه ) فأدخلوه فيها . قال ابن عباس : سبعون ذراعا بذراع الملك ، فتدخل في دبره وتخرج من منخره . وقيل : تدخل في فيه وتخرج من دبره . وقال نوف البكالي : سبعون ذراعا كل ذراع سبعون باعا كل باع أبعد مما بينك وبين مكة ، وكان في رحبة الكوفة وقال سفيان : كل ذراع سبعون ذراعا . قال الحسن : الله أعلم أي ذراع هو .أخبرنا أبو بكر محمد بن عبد الله بن أبي توبة ، أخبرنا أبو طاهر محمد بن أحمد بن الحارث ، أخبرنا أبو الحسن محمد بن يعقوب الكسائي ، أخبرنا عبد الله بن محمود ، حدثنا أبو إسحاق إبراهيم بن عبد الله الخلال ، حدثنا عبد الله بن المبارك ، عن سعيد بن يزيد ، عن أبي السمح ، عن عيسى بن هلال الصدفي ، عن عبد الله بن عمرو بن العاص قال : قال رسول الله - صلى الله عليه وسلم - : " لو أن [ رضاضة ] مثل هذه - وأشار إلى مثل الجمجمة - أرسلت من السماء إلى الأرض ، وهي مسيرة خمسمائة سنة لبلغت الأرض قبل الليل ، ولو أنها أرسلت من رأس السلسلة لسارت أربعين خريفا الليل والنهار قبل أن تبلغ أصلها أو قعرها " .وعن كعب قال : لو جمع حديد الدنيا ما وزن حلقة منها .

69:33
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ ٱلۡعَظِيمِ

Diyanet İşleri MealiÇünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı

Saheeh InternationalIndeed, he did not used to believe in Allah, the Most Great

Süleyman AteşÇünkü o büyük Allah'a inanmıyordu

Tefsîru'l-Begavî
"إنه كان لا يؤمن بالله العظيم".

69:34 📚 2
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ

Diyanet İşleri MealiYoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi

Saheeh InternationalNor did he encourage the feeding of the poor

Süleyman AteşYoksulu doyurmaya ön ayak olmuyurdu

Tefsîru'l-Begavî
"ولا يحض على طعام المسكين"، لا يطعم المسكين في الدنيا ولا يأمر أهله بذلك.

69:35
فَلَيۡسَ لَهُ ٱلۡيَوۡمَ هَٰهُنَا حَمِيمࣱ‏

Diyanet İşleri MealiBu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur

Saheeh InternationalSo there is not for him here this Day any devoted friend

Süleyman AteşBugün burada onun için candan bir dost yoktur

Tefsîru'l-Begavî
" فليس له اليوم هاهنا حميم "، قريب ينفعه ويشفع له.

69:36 📚 1
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنۡ غِسۡلِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiGünahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur

Saheeh InternationalNor any food except from the discharge of wounds

Süleyman Ateşİrinden başka yiyecek de yoktur

Tefsîru'l-Begavî
"ولا طعام إلا من غسلين"، وهو صديد أهل النار، مأخوذ من الغسل، كأنه غسالة جروحهم وقروحهم. قال الضحاك والربيع: هو شجر يأكله أهل النار.

69:37
لَّا يَأۡكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلۡخَٰطِـُٔونَ

Diyanet İşleri MealiGünahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur

Saheeh InternationalNone will eat it except the sinners

Süleyman AteşOnu, (bile bile) hata işleyenlerden başkası yemez

Tefsîru'l-Begavî
"لا يأكله إلا الخاطئون"، أي: الكافرون.

69:38 📚 2
فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَا تُبۡصِرُونَ

Diyanet İşleri MealiGörebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür

Saheeh InternationalSo I swear by what you see

Süleyman AteşYoo, yemin ederim; gördüklerinize

Tefsîru'l-Begavî
"فلا أقسم"، لا رد لكلام المشركين، كأنه قال: ليس كما يقول المشركون أقسم، "بما تبصرون".

69:39 📚 2
وَمَا لَا تُبۡصِرُونَ

Diyanet İşleri MealiGörebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür

Saheeh InternationalAnd what you do not see

Süleyman AteşVe görmediklerinize

Tefsîru'l-Begavî
( بما تبصرون ) أي بما ترون وبما لا ترون . قال قتادة : أقسم بالأشياء كلها فيدخل فيه جميع [ المخلوقات ] والموجودات . وقال : أقسم بالدنيا والآخرة . وقيل : " ما تبصرون " ما على وجه الأرض ، و " ما لا تبصرون " ما في بطنها . وقيل : " ما تبصرون " من الأجسام و " ما لا تبصرون " من الأرواح . وقيل : " ما تبصرون " الإنس و " ما لا تبصرون " الملائكة والجن . وقيل النعم الظاهرة والباطنة . وقيل : " ما تبصرون " ما أظهر الله للملائكة واللوح والقلم : و " ما لا تبصرون " ما استأثر بعلمه فلم يطلع عليه أحدا .

69:40 📚 2
إِنَّهُۥ لَقَوۡلُ رَسُولࣲ كَرِيمࣲ‏

Diyanet İşleri MealiGörebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür

Saheeh International[That] indeed, the Qur'an is the word of a noble Messenger

Süleyman AteşKi, o (Kur'an) elbette değerli bir elçinin sözüdür

Tefsîru'l-Begavî
"إنه"، يعني القرآن، "لقول رسول كريم"، أي تلاوة رسول كريم، يعني محمداً صلى الله عليه وسلم.

69:41
وَمَا هُوَ بِقَوۡلِ شَاعِرࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تُؤۡمِنُونَ

Diyanet İşleri MealiO, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz

Saheeh InternationalAnd it is not the word of a poet; little do you believe

Süleyman AteşO, bir şa'irin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz

Tefsîru'l-Begavî
"وما هو بقول شاعر قليلاً ما تؤمنون".

69:42
وَلَا بِقَوۡلِ كَاهِنࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَذَكَّرُونَ

Diyanet İşleri MealiKahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz

Saheeh InternationalNor the word of a soothsayer; little do you remember

Süleyman AteşBir kahinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz

Tefsîru'l-Begavî
"ولا بقول كاهن قليلاً ما تذكرون"، قرأ ابن كثير، وابن عامر، ويعقوب: يؤمنون ويذكرون بالياء فيهما، وقرأ الآخرون بالتاء، وأراد بالقليل نفي إيمانهم أصلاً كقولك لمن لا يزورك: قلما تأتينا. وأنت تريد: لا تأتينا أصلاً.

69:43
تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri MealiKuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir

Saheeh International[It is] a revelation from the Lord of the worlds

Süleyman AteşAlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir

Tefsîru'l-Begavî
"تنزيل من رب العالمين".

69:44 📚 3
وَلَوۡ تَقَوَّلَ عَلَيۡنَا بَعۡضَ ٱلۡأَقَاوِيلِ

Diyanet İşleri MealiEğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık

Saheeh InternationalAnd if Muhammad had made up about Us some [false] sayings

Süleyman AteşEğer o, (Muhammed), bazı laflar uydurup bize iftira etseydi

Tefsîru'l-Begavî
"ولو تقول"، تخرص واختلق، "علينا"، محمد، "بعض الأقاويل"، وأتى بشيء من عند نفسه.

69:45 📚 3
لَأَخَذۡنَا مِنۡهُ بِٱلۡيَمِينِ

Diyanet İşleri MealiEğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık

Saheeh InternationalWe would have seized him by the right hand

Süleyman AteşElbette onun sağ(elini veya kuvvet)ini alırdık

Tefsîru'l-Begavî
( لأخذنا منه باليمين ) قيل " من " صلة ، مجازه : لأخذناه وانتقمنا منه باليمين أي بالحق ، كقوله : " كنتم تأتوننا عن اليمين " ( الصافات - 28 ) أي : من قبل الحق . وقال ابن عباس : لأخذناه بالقوة والقدرة . قال الشماخ في عرابة ملك اليمن :إذا ما راية رفعت لمجد تلقاها عرابة باليمينأي بالقوة ، عبر عن القوة باليمين لأن قوة كل شيء في ميامنه .وقيل : معناه لأخذنا بيده اليمنى ، وهو مثل معناه : لأذللناه وأهناه كالسلطان إذا أراد الاستخفاف ببعض من يريد يقول لبعض أعوانه : خذ بيده فأقمه .

69:46 📚 1
ثُمَّ لَقَطَعۡنَا مِنۡهُ ٱلۡوَتِينَ

Diyanet İşleri MealiEğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık

Saheeh InternationalThen We would have cut from him the aorta

Süleyman AteşSonra onun can damarını keserdik

Tefsîru'l-Begavî
"ثم لقطعنا منه الوتين"، قال ابن عباس: أي نياط القلب، وهو قول أكثر المفسرين. وقال مجاهد: الحبل الذي في الظهر. وقيل هو عرق يجري في الظهر حتى يتصل بالقلب، فإذا انقطع مات صاحبه.

69:47
فَمَا مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ عَنۡهُ حَٰجِزِينَ

Diyanet İşleri MealiHiçbiriniz de onu koruyamazdınız

Saheeh InternationalAnd there is no one of you who could prevent [Us] from him

Süleyman AteşSizden hiç kimse buna engel olamazdı

Tefsîru'l-Begavî
. ( فما منكم من أحد عنه حاجزين ) مانعين يحجزوننا عن عقوبته ، والمعنى : أن محمدا لا يتكلف الكذب لأجلكم مع علمه بأنه لو تكلفه لعاقبناه ولا يقدر أحد على دفع عقوبتنا عنه ، وإنما قال : " حاجزين " بالجمع وهو فعل واحد ردا على معناه كقوله : " لا نفرق بين أحد من رسله " ( البقرة - 285 ) .

69:48
وَإِنَّهُۥ لَتَذۡكِرَةࣱ لِّلۡمُتَّقِينَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür

Saheeh InternationalAnd indeed, the Qur'an is a reminder for the righteous

Süleyman AteşO (Kur'an), korunanlar için bir öğüttür

Tefsîru'l-Begavî
"وإنه"، يعني القرآن، "لتذكرة للمتقين"، أي لعظة لمن اتقى عقاب الله.

69:49
وَإِنَّا لَنَعۡلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ

Diyanet İşleri Mealiİçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz

Saheeh InternationalAnd indeed, We know that among you are deniers

Süleyman AteşBiz, içinizde yalanlayanlar bulunduğunu elbette biliyoruz

Tefsîru'l-Begavî
"وإنا لنعلم أن منكم مكذبين".

69:50
وَإِنَّهُۥ لَحَسۡرَةٌ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür

Saheeh InternationalAnd indeed, it will be [a cause of] regret upon the disbelievers

Süleyman AteşDoğrusu o, kafirler için hasrettir

Tefsîru'l-Begavî
"وإنه لحسرة على الكافرين"، يوم القيامة يندمون على ترك الإيمان به.

69:51
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلۡيَقِينِ

Diyanet İşleri MealiO, şüphesiz kesin gerçektir

Saheeh InternationalAnd indeed, it is the truth of certainty

Süleyman AteşO, kesin gerçektir

Tefsîru'l-Begavî
"وإنه لحق اليقين"، أضافه إلى نفسه لاختلاف اللفظين.

69:52 📚 1
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ

Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et

Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great

Süleyman AteşÖyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et (O'nun eksikliklerinden uzak, yücelerden yüce olduğunu an)

Tefsîru'l-Begavî
"فسبح باسم ربك العظيم".

← Önceki Sonraki →

69. Al-Haaqqa Suresi | Anlam Arayışı