☪ Anlam Arayışı

69. Al-Haaqqa سُورَةُ الحَاقَّةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
69:1
ٱلۡحَآقَّةُ

Diyanet İşleri MealiGerçekleşecek olan

Saheeh InternationalThe Inevitable Reality

Süleyman AteşGerçekleşen

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الحاقة» القيامة التي يحق فيها ما أنكر من البعث والحساب والجزاء، أو المظهرة لذلك.

69:2
مَا ٱلۡحَآقَّةُ

Diyanet İşleri MealiNedir o gerçekleşecek olan gün

Saheeh InternationalWhat is the Inevitable Reality

Süleyman AteşNedir o gerçekleşen

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما الحاقة» تعظيم لشأنها، وهو مبتدأ وخبر الحاقة.

69:3
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡحَآقَّةُ

Diyanet İşleri MealiGerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir

Saheeh InternationalAnd what can make you know what is the Inevitable Reality

Süleyman AteşGerçekleşenin ne olduğunu nerden bileceksin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أدراك» أعلمك «ما الحاقة» زيادة تعظيم لشأنها، فما الأولى مبتدأ وما بعدها خبره، وما الثانية وخبرها في محل المفعول الثاني لأدرى.

69:4
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ وَعَادُۢ بِٱلۡقَارِعَةِ

Diyanet İşleri MealiSemud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar

Saheeh InternationalThamud and 'Aad denied the Striking Calamity

Süleyman AteşSemud ve 'Ad (kavimleri), başa çarpan olayı yalanladılar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذبت ثمود وعاد بالقارعة» القيامة لأنها تقرع القلوب بأهوالها.

69:5
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهۡلِكُواْ بِٱلطَّاغِيَةِ

Diyanet İşleri MealiBu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi

Saheeh InternationalSo as for Thamud, they were destroyed by the overpowering [blast]

Süleyman AteşBu yüzden Semud (kavmi) azgın bir vak'a ile helak edildiler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأما ثمود فأهلكوا بالطاغية» بالصيحة المجاوزة للحد في الشدة.

69:6
وَأَمَّا عَادࣱ فَأُهۡلِكُواْ بِرِيحࣲ صَرۡصَرٍ عَاتِيَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiAd milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi

Saheeh InternationalAnd as for 'Aad, they were destroyed by a screaming, violent wind

Süleyman AteşAd (kavmi) ise uğultulu, azgın bir kasırga ile helak edildiler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأما عاد فأهلكوا بريح صرصر» شديدة الصوت «عاتية» قوية شديدة على عاد مع قوتهم وشدتهم.

69:7
سَخَّرَهَا عَلَيۡهِمۡ سَبۡعَ لَيَالࣲ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومࣰ اۖ فَتَرَى ٱلۡقَوۡمَ فِيهَا صَرۡعَىٰ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلٍ خَاوِيَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiAllah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün

Saheeh InternationalWhich Allah imposed upon them for seven nights and eight days in succession, so you would see the people therein fallen as if they were hollow trunks of palm trees

Süleyman Ateş(Allah) Onu, yedi gece, sekiz gün ardı ardına onların üzerine saldı. O kavmi orada, içi boş hurma kütükleri gibi serilmiş görürsün

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«سخرها» أرسلها بالقهر «عليهم سبع ليال وثمانية أيام» أولها من صبح يوم الأربعاء لثمان بقين من شوال، وكانت في عجز الشتاء «حسوما» متتابعات شبهت بتتابع فعل الحاسم في إعادة الكي على الداء كرة بعد أخرى حتى ينحسم «فترى القوم فيها صرعى» مطروحين هالكين «كأنهم أعجاز» أصول «نخل خاوية» ساقطة فارغة.

69:8 📚 2
فَهَلۡ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlardan arda kalmış bir şey görür müsün

Saheeh InternationalThen do you see of them any remains

Süleyman AteşOnlardan hiç geri kalan görüyor musun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فهل ترى لهم من باقية» صفة نفس مقدرة أو التاء للمبالغة، أي باق؟ لا.

69:9
وَجَآءَ فِرۡعَوۡنُ وَمَن قَبۡلَهُۥ وَٱلۡمُؤۡتَفِكَٰتُ بِٱلۡخَاطِئَةِ

Diyanet İşleri MealiFiravun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi

Saheeh InternationalAnd there came Pharaoh and those before him and the overturned cities with sin

Süleyman AteşFir'avn ve ondan öncekiler ve altüst olmuş kentler(in halkı olan Lut kavmi) de hatalı iş yaptılar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجاء فرعون ومن قبَلَهُ» أتباعه، وفي قراءة بفتح القاف وسكون الباء، أي من تقدمه من الأمم الكافرة «والمؤتفكات» أي أهلها وهي قرى قوم لوط «بالخاطئة» بالفعلات ذات الخطأ.

69:10
فَعَصَوۡاْ رَسُولَ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَهُمۡ أَخۡذَةࣰ رَّابِيَةً

Diyanet İşleri MealiRabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı

Saheeh InternationalAnd they disobeyed the messenger of their Lord, so He seized them with a seizure exceeding [in severity]

Süleyman AteşRablerinin elçisine karşı geldiler. O da onları şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فعصوْا رسول ربهم» أي لوطا وغيره «فأخذهم أخذة رابية» زائدة في الشدة على غيرها.

69:11
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلۡمَآءُ حَمَلۡنَٰكُمۡ فِي ٱلۡجَارِيَةِ

Diyanet İşleri MealiSu taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır

Saheeh InternationalIndeed, when the water overflowed, We carried your ancestors in the sailing ship

Süleyman AteşSu(lar) kabarınca biz sizi, akıp giden(gemi)de taşıdık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا لما طغا الماء» علا فوق كل شيء من الجبال وغيرها زمن الطوفان «حملناكم» يعني آباءكم إذ أنتم في أصلابهم «في الجارية» السفينة التي عملها نوح ونجا هو ومن كان معه فيها وغرق الاخرون.

69:12
لِنَجۡعَلَهَا لَكُمۡ تَذۡكِرَةࣰ وَتَعِيَهَآ أُذُنࣱ وَٰعِيَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiSu taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır

Saheeh InternationalThat We might make it for you a reminder and [that] a conscious ear would be conscious of it

Süleyman AteşKi onu size bir ibret yapalım ve belleyen kulak(lar) onu bellesin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لنجعلها» أي هذه الفعلة وهي إنجاء المؤمنين وإهلاك الكافرين «لكم تذكرة» عظة «وتعيها» ولتحفظها «أذن واعية» حافظة لما تسمع.

69:13
فَإِذَا نُفِخَ فِي ٱلصُّورِ نَفۡخَةࣱ وَٰحِدَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiSura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar

Saheeh InternationalThen when the Horn is blown with one blast

Süleyman AteşSur'a bir tek üfleme üflendiği

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإذا نفخ في الصور نفخة واحدة» للفصل بين الخلائق وهي الثانية.

69:14
وَحُمِلَتِ ٱلۡأَرۡضُ وَٱلۡجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ‏

Diyanet İşleri MealiSura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar

Saheeh InternationalAnd the earth and the mountains are lifted and leveled with one blow

Süleyman AteşArz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وحُملت» رفعت «الأرض والجبال فدكتا» دقتا «دكة واحدة».

69:15
فَيَوۡمَئِذࣲ وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ

Diyanet İşleri MealiSura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar

Saheeh InternationalThen on that Day, the Resurrection will occur

Süleyman Ateşİşte o gün, olan olmuştur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فيومئذ وقعت الواقعة» قامت القيامة.

69:16
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِيَ يَوۡمَئِذࣲ وَاهِيَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiGök yarılır; o gün düzeni bozulur

Saheeh InternationalAnd the heaven will split [open], for that Day it is infirm

Süleyman AteşGök yarılmıştır; o gün o, zayıf, sarkıktır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وانشقت السماء فهي يومئذ واهية» ضعيفة.

69:17
وَٱلۡمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرۡجَآئِهَاۚ وَيَحۡمِلُ عَرۡشَ رَبِّكَ فَوۡقَهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ ثَمَٰنِيَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiMelekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir

Saheeh InternationalAnd the angels are at its edges. And there will bear the Throne of your Lord above them, that Day, eight [of them]

Süleyman AteşMelekler de onun kenarlarındadır. O gün Rabbinin tahtını, üstlerinde sekiz (melek) taşır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والملك» يعني: الملائكة «على أرجائها» جوانب السماء «ويحمل عرش ربك فوقهم» أي الملائكة المذكورين «يومئذ ثمانية» من الملائكة أو من صفوفهم.

69:18
يَوۡمَئِذࣲ تُعۡرَضُونَ لَا تَخۡفَىٰ مِنكُمۡ خَافِيَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiO gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz

Saheeh InternationalThat Day, you will be exhibited [for judgement]; not hidden among you is anything concealed

Süleyman AteşO gün (Allah'a) arz olunursunuz. Sizden hiçbir giz, (Allah'a) gizli kalmaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يومئذ تعرضون» للحساب «لا تخفى» بالتاء والياء «منكم خافية» من السرائر.

69:19
فَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقۡرَءُواْ كِتَٰبِيَهۡ

Diyanet İşleri MealiKitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der

Saheeh InternationalSo as for he who is given his record in his right hand, he will say, "Here, read my record

Süleyman AteşKitabı sağından verilen: "Alın Kitabımı okuyun" der

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأما من أوتيَ كتابه بيمينه فيقول» خطابا لجماعته لما سر به «هاؤمُ» خذوا «اقرؤوا كتابيه» تنازع فيه هاؤم واقرءُوا.

69:20
إِنِّي ظَنَنتُ أَنِّي مُلَٰقٍ حِسَابِيَهۡ

Diyanet İşleri MealiKitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der

Saheeh InternationalIndeed, I was certain that I would be meeting my account

Süleyman AteşBen hesabımla karşılaşacağımı sezmiştim zaten

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إني ظننت» تيقنت «أني ملاق حسابيه».

69:21 📚 5
فَهُوَ فِي عِيشَةࣲ رَّاضِيَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiArtık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir

Saheeh InternationalSo he will be in a pleasant life

Süleyman AteşArtık o, memmun eden bir yaşam içindedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فهو في عيشة راضية» مرضية.

69:22 📚 2
فِي جَنَّةٍ عَالِيَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiArtık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir

Saheeh InternationalIn an elevated garden

Süleyman AteşYüksek bir bahçede

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في جنة عالية».

69:23
قُطُوفُهَا دَانِيَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiArtık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir

Saheeh InternationalIts [fruit] to be picked hanging near

Süleyman AteşKi devşirmesi kolay (meyvaları yakın. Oturan, elini uzatıp alabilir)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قطوفها» ثمارها «دانية» قريبة يتناولها القائم والقاعد والمضطجع.

69:24 📚 1
كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَآ أَسۡلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡأَيَّامِ ٱلۡخَالِيَةِ

Diyanet İşleri MealiOnlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz

Saheeh International[They will be told], "Eat and drink in satisfaction for what you put forth in the days past

Süleyman AteşGeçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
فيقال لهم «كلوا واشربوا هنيئا» حال، أي متهنئين «بما أسلفتم في الأيام الخالية» الماضية في الدنيا.

69:25
وَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي لَمۡ أُوتَ كِتَٰبِيَهۡ

Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der

Saheeh InternationalBut as for he who is given his record in his left hand, he will say, "Oh, I wish I had not been given my record

Süleyman AteşKitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke bana Kitabım verilmeseydi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأما من أوتيَ كتابه بشماله فيقول يا» للتنبيه «ليتني لم أوت كتابيه».

69:26 📚 1
وَلَمۡ أَدۡرِ مَا حِسَابِيَهۡ

Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der

Saheeh InternationalAnd had not known what is my account

Süleyman AteşŞu hesabımı hiç bilmemiş olsaydım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولم أدر ما حسابيه».

69:27
يَٰلَيۡتَهَا كَانَتِ ٱلۡقَاضِيَةَ

Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der

Saheeh InternationalI wish my death had been the decisive one

Süleyman AteşKeşke (ölüm) işimi bitirmiş olsaydı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا ليتها» أي الموتة في الدنيا «كانت القاضية» القاطعة لحياتي بأن لا أبعث.

69:28 📚 3
مَآ أَغۡنَىٰ عَنِّي مَالِيَهۡۜ

Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der

Saheeh InternationalMy wealth has not availed me

Süleyman AteşMalım bana hiçbir yarar sağlamadı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما أغنى عني مالية».

69:29
هَلَكَ عَنِّي سُلۡطَٰنِيَهۡ

Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der

Saheeh InternationalGone from me is my authority

Süleyman AteşGücüm (saltanatım) benden yok olup gitti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هلك عني سلطانيه» قوتي وحجتي وهاء كتابيه وحسابيه وماليه وسلطانيه للسكت تثبت وقفا ووصلا اتباعا للمصحف الإمام والنقل، ومنهم من حذفها وصلا.

69:30
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ

Diyanet İşleri Mealiİlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın

Saheeh International[Allah will say], "Seize him and shackle him

Süleyman Ateş(Allah, cehennemin muhafızlarına buyurur:) "Tutun onu, bağlayın onu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«خذوه» خطاب لخزنة جهنم «فغلوه» اجمعوا يديه إلى عنقه في الغل.

69:31 📚 2
ثُمَّ ٱلۡجَحِيمَ صَلُّوهُ

Diyanet İşleri MealiSonra cehenneme yaslayın

Saheeh InternationalThen into Hellfire drive him

Süleyman AteşSonra cehenneme sallayın onu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم الجحيم» النار المحرقة «صلُّوه» ادخلوه.

69:32
ثُمَّ فِي سِلۡسِلَةࣲ ذَرۡعُهَا سَبۡعُونَ ذِرَاعࣰ ا فَٱسۡلُكُوهُ

Diyanet İşleri MealiSonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun

Saheeh InternationalThen into a chain whose length is seventy cubits insert him

Süleyman AteşSonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم في سلسلة ذرعها سبعون ذراعا» بذراع الملك «فاسلكوه» أدخلوه فيها بعد إدخاله النار ولم تمنع الفاء من تعلق الفعل بالظرف المتقدم.

69:33
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ ٱلۡعَظِيمِ

Diyanet İşleri MealiÇünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı

Saheeh InternationalIndeed, he did not used to believe in Allah, the Most Great

Süleyman AteşÇünkü o büyük Allah'a inanmıyordu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنه كان لا يؤمن بالله العظيم».

69:34 📚 2
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ

Diyanet İşleri MealiYoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi

Saheeh InternationalNor did he encourage the feeding of the poor

Süleyman AteşYoksulu doyurmaya ön ayak olmuyurdu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا يحض على طعام المسكين».

69:35
فَلَيۡسَ لَهُ ٱلۡيَوۡمَ هَٰهُنَا حَمِيمࣱ‏

Diyanet İşleri MealiBu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur

Saheeh InternationalSo there is not for him here this Day any devoted friend

Süleyman AteşBugün burada onun için candan bir dost yoktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فليس له اليوم ههنا حميم» قريب ينتفع به.

69:36 📚 1
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنۡ غِسۡلِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiGünahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur

Saheeh InternationalNor any food except from the discharge of wounds

Süleyman Ateşİrinden başka yiyecek de yoktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا طعام إلا من غسلين» صديد أهل النار أو شجر فيها.

69:37
لَّا يَأۡكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلۡخَٰطِـُٔونَ

Diyanet İşleri MealiGünahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur

Saheeh InternationalNone will eat it except the sinners

Süleyman AteşOnu, (bile bile) hata işleyenlerden başkası yemez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يأكله إلا الخاطئون» الكافرون.

69:38 📚 2
فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَا تُبۡصِرُونَ

Diyanet İşleri MealiGörebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür

Saheeh InternationalSo I swear by what you see

Süleyman AteşYoo, yemin ederim; gördüklerinize

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلا» زائدة «أقسم بما تبصرون» من المخلوقات.

69:39 📚 2
وَمَا لَا تُبۡصِرُونَ

Diyanet İşleri MealiGörebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür

Saheeh InternationalAnd what you do not see

Süleyman AteşVe görmediklerinize

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما لا تبصرون» منها، أي بكل مخلوق.

69:40 📚 2
إِنَّهُۥ لَقَوۡلُ رَسُولࣲ كَرِيمࣲ‏

Diyanet İşleri MealiGörebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür

Saheeh International[That] indeed, the Qur'an is the word of a noble Messenger

Süleyman AteşKi, o (Kur'an) elbette değerli bir elçinin sözüdür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنه» أي القرآن «لقول رسول كريم» أي قاله رسالة عن الله تعالى.

69:41
وَمَا هُوَ بِقَوۡلِ شَاعِرࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تُؤۡمِنُونَ

Diyanet İşleri MealiO, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz

Saheeh InternationalAnd it is not the word of a poet; little do you believe

Süleyman AteşO, bir şa'irin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما هو بقول شاعر قليلا ما تؤمنون».

69:42
وَلَا بِقَوۡلِ كَاهِنࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَذَكَّرُونَ

Diyanet İşleri MealiKahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz

Saheeh InternationalNor the word of a soothsayer; little do you remember

Süleyman AteşBir kahinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا بقول كاهن قليلا ما تذكرون» بالتاء والياء في الفعلين وما مزيدة مؤكدة والمعنى أنهم آمنوا بأشياء يسيرة وتذكروها مما أتى به النبي صلى الله عليه وسلم من الخير والصلة والعفاف فلم تغن عنهم شيئا.

69:43
تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri MealiKuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir

Saheeh International[It is] a revelation from the Lord of the worlds

Süleyman AteşAlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
بل هو «تنزيل من رب العالمين».

69:44 📚 3
وَلَوۡ تَقَوَّلَ عَلَيۡنَا بَعۡضَ ٱلۡأَقَاوِيلِ

Diyanet İşleri MealiEğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık

Saheeh InternationalAnd if Muhammad had made up about Us some [false] sayings

Süleyman AteşEğer o, (Muhammed), bazı laflar uydurup bize iftira etseydi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو تقوَّل» أي النبي «علينا بعض الأقاويل» بأن قال عنا ما لم نقله.

69:45 📚 3
لَأَخَذۡنَا مِنۡهُ بِٱلۡيَمِينِ

Diyanet İşleri MealiEğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık

Saheeh InternationalWe would have seized him by the right hand

Süleyman AteşElbette onun sağ(elini veya kuvvet)ini alırdık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لأخذنا» لنلنا «منه» عقابا «باليمين» بالقوة والقدرة.

69:46 📚 1
ثُمَّ لَقَطَعۡنَا مِنۡهُ ٱلۡوَتِينَ

Diyanet İşleri MealiEğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık

Saheeh InternationalThen We would have cut from him the aorta

Süleyman AteşSonra onun can damarını keserdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم لقطعنا منه الوتين» نياط القلب وهو عرق متصل به إذا انقطع مات صاحبه.

69:47
فَمَا مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ عَنۡهُ حَٰجِزِينَ

Diyanet İşleri MealiHiçbiriniz de onu koruyamazdınız

Saheeh InternationalAnd there is no one of you who could prevent [Us] from him

Süleyman AteşSizden hiç kimse buna engel olamazdı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فما منكم من أحد» هو اسم ما ومن زائدة لتأكيد النفي ومنكم حال من أحد «عنه حاجزين» مانعين خبر ما وجمع لان أحدا في سياق النفي بمعنى الجمع وضمير عنه للنبي صلى الله عليه وسلم، أي لا مانع لنا عنه من حيث العقاب.

69:48
وَإِنَّهُۥ لَتَذۡكِرَةࣱ لِّلۡمُتَّقِينَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür

Saheeh InternationalAnd indeed, the Qur'an is a reminder for the righteous

Süleyman AteşO (Kur'an), korunanlar için bir öğüttür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنه» أي القرآن «لتذكرة للمتقين».

69:49
وَإِنَّا لَنَعۡلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ

Diyanet İşleri Mealiİçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz

Saheeh InternationalAnd indeed, We know that among you are deniers

Süleyman AteşBiz, içinizde yalanlayanlar bulunduğunu elbette biliyoruz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنا لنعلم أن منكم» أيها الناس «مكذبين» بالقرآن ومصدقين.

69:50
وَإِنَّهُۥ لَحَسۡرَةٌ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür

Saheeh InternationalAnd indeed, it will be [a cause of] regret upon the disbelievers

Süleyman AteşDoğrusu o, kafirler için hasrettir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنه» أي القرآن «لحسرة على الكافرين» إذا رأوا ثواب المصدقين وعقاب المكذبين به.

69:51
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلۡيَقِينِ

Diyanet İşleri MealiO, şüphesiz kesin gerçektir

Saheeh InternationalAnd indeed, it is the truth of certainty

Süleyman AteşO, kesin gerçektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنه» أي القرآن «لحق اليقين» أي اليقين الحق.

69:52 📚 1
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ

Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et

Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great

Süleyman AteşÖyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et (O'nun eksikliklerinden uzak, yücelerden yüce olduğunu an)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسبح» نزه «باسم» الباء زائدة «ربك العظيم» سبحانه.

← Önceki Sonraki →

69. Al-Haaqqa Suresi | Anlam Arayışı