☪ Anlam Arayışı

69. Al-Haaqqa سُورَةُ الحَاقَّةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
69:1
ٱلۡحَآقَّةُ

Elmalılı Hamdi Yazır(Gerçekleşecek) Kıyamet

Saheeh InternationalThe Inevitable Reality

Ali BulaçElbette gerçekleşecek olan' (kıyamet)

Süleyman AteşGerçekleşen

69:2
مَا ٱلۡحَآقَّةُ

Elmalılı Hamdi YazırNedir, o Kıyamet

Saheeh InternationalWhat is the Inevitable Reality

Ali BulaçNedir o 'muhakkak gerçekleşecek olan

Süleyman AteşNedir o gerçekleşen

69:3
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا ٱلۡحَآقَّةُ

Elmalılı Hamdi YazırGerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin

Saheeh InternationalAnd what can make you know what is the Inevitable Reality

Ali BulaçO gerçekleşecek olanı (kıyameti) sana bildiren nedir

Süleyman AteşGerçekleşenin ne olduğunu nerden bileceksin

69:4
كَذَّبَتۡ ثَمُودُ وَعَادُۢ بِٱلۡقَارِعَةِ

Elmalılı Hamdi YazırSemûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı

Saheeh InternationalThamud and 'Aad denied the Striking Calamity

Ali BulaçSemud ve Ad (toplumları), karia’yı yalan saydılar

Süleyman AteşSemud ve 'Ad (kavimleri), başa çarpan olayı yalanladılar

69:5
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهۡلِكُواْ بِٱلطَّاغِيَةِ

Elmalılı Hamdi YazırSemûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi

Saheeh InternationalSo as for Thamud, they were destroyed by the overpowering [blast]

Ali BulaçBu nedenle Semud (halkı), korkunç bir sesle helak edildi

Süleyman AteşBu yüzden Semud (kavmi) azgın bir vak'a ile helak edildiler

69:6
وَأَمَّا عَادࣱ فَأُهۡلِكُواْ بِرِيحࣲ صَرۡصَرٍ عَاتِيَةࣲ‏

Elmalılı Hamdi YazırÂd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler

Saheeh InternationalAnd as for 'Aad, they were destroyed by a screaming, violent wind

Ali BulaçAd (halkın)a gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helak edildiler

Süleyman AteşAd (kavmi) ise uğultulu, azgın bir kasırga ile helak edildiler

69:7
سَخَّرَهَا عَلَيۡهِمۡ سَبۡعَ لَيَالࣲ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومࣰ اۖ فَتَرَى ٱلۡقَوۡمَ فِيهَا صَرۡعَىٰ كَأَنَّهُمۡ أَعۡجَازُ نَخۡلٍ خَاوِيَةࣲ‏

Elmalılı Hamdi YazırAllah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün

Saheeh InternationalWhich Allah imposed upon them for seven nights and eight days in succession, so you would see the people therein fallen as if they were hollow trunks of palm trees

Ali Bulaç(Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün

Süleyman Ateş(Allah) Onu, yedi gece, sekiz gün ardı ardına onların üzerine saldı. O kavmi orada, içi boş hurma kütükleri gibi serilmiş görürsün

69:8 📚 2
فَهَلۡ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةࣲ‏

Elmalılı Hamdi YazırBak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı

Saheeh InternationalThen do you see of them any remains

Ali BulaçŞimdi onlardan hiç arta kalan (bir şey) görüyor musun

Süleyman AteşOnlardan hiç geri kalan görüyor musun

69:9
وَجَآءَ فِرۡعَوۡنُ وَمَن قَبۡلَهُۥ وَٱلۡمُؤۡتَفِكَٰتُ بِٱلۡخَاطِئَةِ

Elmalılı Hamdi YazırFiravun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler

Saheeh InternationalAnd there came Pharaoh and those before him and the overturned cities with sin

Ali BulaçFiravun (kavmi), ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı da hep) o hata ile (tarih sahnesine) geldiler

Süleyman AteşFir'avn ve ondan öncekiler ve altüst olmuş kentler(in halkı olan Lut kavmi) de hatalı iş yaptılar

69:10
فَعَصَوۡاْ رَسُولَ رَبِّهِمۡ فَأَخَذَهُمۡ أَخۡذَةࣰ رَّابِيَةً

Elmalılı Hamdi YazırHep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi

Saheeh InternationalAnd they disobeyed the messenger of their Lord, so He seized them with a seizure exceeding [in severity]

Ali BulaçBöylece Rablerinin elçisine isyan ettiler. Bu yüzden onları, şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı

Süleyman AteşRablerinin elçisine karşı geldiler. O da onları şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı

69:11
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلۡمَآءُ حَمَلۡنَٰكُمۡ فِي ٱلۡجَارِيَةِ

Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık

Saheeh InternationalIndeed, when the water overflowed, We carried your ancestors in the sailing ship

Ali BulaçGerçek şu ki, su taştığı zaman, o gemide Biz sizi taşıdık

Süleyman AteşSu(lar) kabarınca biz sizi, akıp giden(gemi)de taşıdık

69:12
لِنَجۡعَلَهَا لَكُمۡ تَذۡكِرَةࣰ وَتَعِيَهَآ أُذُنࣱ وَٰعِيَةࣱ‏

Elmalılı Hamdi YazırOnu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye

Saheeh InternationalThat We might make it for you a reminder and [that] a conscious ear would be conscious of it

Ali BulaçÖyle ki, onu sizlere bir ibret (hatırlatma ve öğüt) kılalım. 'Gerçeği belleyip kavrayabilen' kullar da onu belleyip-kavrasın

Süleyman AteşKi onu size bir ibret yapalım ve belleyen kulak(lar) onu bellesin

69:13
فَإِذَا نُفِخَ فِي ٱلصُّورِ نَفۡخَةࣱ وَٰحِدَةࣱ‏

Elmalılı Hamdi YazırSûr'a bir tek üfleme üflendiği

Saheeh InternationalThen when the Horn is blown with one blast

Ali BulaçArtık sur'a tek bir üfürülüşle üfürüleceği

Süleyman AteşSur'a bir tek üfleme üflendiği

69:14
وَحُمِلَتِ ٱلۡأَرۡضُ وَٱلۡجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ‏

Elmalılı Hamdi YazırArz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman

Saheeh InternationalAnd the earth and the mountains are lifted and leveled with one blow

Ali BulaçYeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman

Süleyman AteşArz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman

69:15
فَيَوۡمَئِذࣲ وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ

Elmalılı Hamdi Yazırİşte o gün olacak olur

Saheeh InternationalThen on that Day, the Resurrection will occur

Ali Bulaçİşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet) artık vukubulmuş (gerçekleşmiş)tur

Süleyman Ateşİşte o gün, olan olmuştur

69:16
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِيَ يَوۡمَئِذࣲ وَاهِيَةࣱ‏

Elmalılı Hamdi YazırO gün gök yarılmış, sarkmıştır

Saheeh InternationalAnd the heaven will split [open], for that Day it is infirm

Ali BulaçGök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, 'sarkmış-za'fa uğramıştır

Süleyman AteşGök yarılmıştır; o gün o, zayıf, sarkıktır

69:17
وَٱلۡمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرۡجَآئِهَاۚ وَيَحۡمِلُ عَرۡشَ رَبِّكَ فَوۡقَهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ ثَمَٰنِيَةࣱ‏

Elmalılı Hamdi YazırMelekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir

Saheeh InternationalAnd the angels are at its edges. And there will bear the Throne of your Lord above them, that Day, eight [of them]

Ali BulaçMelek(ler) ise, onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin arşını onların da üstünde sekiz (melek) taşır

Süleyman AteşMelekler de onun kenarlarındadır. O gün Rabbinin tahtını, üstlerinde sekiz (melek) taşır

69:18
يَوۡمَئِذࣲ تُعۡرَضُونَ لَا تَخۡفَىٰ مِنكُمۡ خَافِيَةࣱ‏

Elmalılı Hamdi YazırO gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz

Saheeh InternationalThat Day, you will be exhibited [for judgement]; not hidden among you is anything concealed

Ali BulaçSiz o gün arzolunursunuz; sizden yana hiçbir gizli (şey), gizli kalmaz

Süleyman AteşO gün (Allah'a) arz olunursunuz. Sizden hiçbir giz, (Allah'a) gizli kalmaz

69:19
فَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقۡرَءُواْ كِتَٰبِيَهۡ

Elmalılı Hamdi YazırKitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı

Saheeh InternationalSo as for he who is given his record in his right hand, he will say, "Here, read my record

Ali BulaçArtık kitabı sağ-eline verilen kişi, der ki: "Alın, kitabımı okuyun

Süleyman AteşKitabı sağından verilen: "Alın Kitabımı okuyun" der

69:20
إِنِّي ظَنَنتُ أَنِّي مُلَٰقٍ حِسَابِيَهۡ

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der

Saheeh InternationalIndeed, I was certain that I would be meeting my account

Ali BulaçÇünkü ben, gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış (anlamış)tım

Süleyman AteşBen hesabımla karşılaşacağımı sezmiştim zaten

69:21 📚 5
فَهُوَ فِي عِيشَةࣲ رَّاضِيَةࣲ‏

Elmalılı Hamdi YazırArtık o hoşnut bir hayattadır

Saheeh InternationalSo he will be in a pleasant life

Ali BulaçArtık o, hoşnut bir yaşama içindedir

Süleyman AteşArtık o, memmun eden bir yaşam içindedir

69:22 📚 2
فِي جَنَّةٍ عَالِيَةࣲ‏

Elmalılı Hamdi YazırYüksek bir cennettedir

Saheeh InternationalIn an elevated garden

Ali BulaçYüksek bir cennette

Süleyman AteşYüksek bir bahçede

69:23
قُطُوفُهَا دَانِيَةࣱ‏

Elmalılı Hamdi YazırKi o cennetin meyveleri sarkmıştır

Saheeh InternationalIts [fruit] to be picked hanging near

Ali BulaçDevşirilecek (meyve ve eşsiz ürün)leri pek yakındır

Süleyman AteşKi devşirmesi kolay (meyvaları yakın. Oturan, elini uzatıp alabilir)

69:24 📚 1
كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَآ أَسۡلَفۡتُمۡ فِي ٱلۡأَيَّامِ ٱلۡخَالِيَةِ

Elmalılı Hamdi YazırGeçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir)

Saheeh International[They will be told], "Eat and drink in satisfaction for what you put forth in the days past

Ali BulaçGeride kalan günlerde, 'peşin olarak sunduklarınıza karşılık olmak üzere,' afiyetle yiyin ve için

Süleyman AteşGeçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için

69:25
وَأَمَّا مَنۡ أُوتِيَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيۡتَنِي لَمۡ أُوتَ كِتَٰبِيَهۡ

Elmalılı Hamdi YazırKitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de

Saheeh InternationalBut as for he who is given his record in his left hand, he will say, "Oh, I wish I had not been given my record

Ali BulaçKitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: "Bana keşke kitabım verilmeseydi

Süleyman AteşKitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke bana Kitabım verilmeseydi

69:26 📚 1
وَلَمۡ أَدۡرِ مَا حِسَابِيَهۡ

Elmalılı Hamdi YazırHesabımın ne olduğunu bilmeseydim

Saheeh InternationalAnd had not known what is my account

Ali BulaçHesabımı hiç bilmeseydim

Süleyman AteşŞu hesabımı hiç bilmemiş olsaydım

69:27
يَٰلَيۡتَهَا كَانَتِ ٱلۡقَاضِيَةَ

Elmalılı Hamdi YazırNe olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı

Saheeh InternationalI wish my death had been the decisive one

Ali BulaçKeşke o (ölüm herşeyi) kesip bitirseydi

Süleyman AteşKeşke (ölüm) işimi bitirmiş olsaydı

69:28 📚 3
مَآ أَغۡنَىٰ عَنِّي مَالِيَهۡۜ

Elmalılı Hamdi YazırMalım bana hiç fayda vermedi

Saheeh InternationalMy wealth has not availed me

Ali BulaçMalım bana hiçbir yarar sağlayamadı

Süleyman AteşMalım bana hiçbir yarar sağlamadı

69:29
هَلَكَ عَنِّي سُلۡطَٰنِيَهۡ

Elmalılı Hamdi YazırGücüm de benden yok olup gitti

Saheeh InternationalGone from me is my authority

Ali BulaçGüç ve kudretim yok olup gitti

Süleyman AteşGücüm (saltanatım) benden yok olup gitti

69:30
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ

Elmalılı Hamdi Yazır(Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın

Saheeh International[Allah will say], "Seize him and shackle him

Ali Bulaç(Allah buyruk verir:) "Onu tutuklayın, hemen bağlayın

Süleyman Ateş(Allah, cehennemin muhafızlarına buyurur:) "Tutun onu, bağlayın onu

69:31 📚 2
ثُمَّ ٱلۡجَحِيمَ صَلُّوهُ

Elmalılı Hamdi YazırSonra cehenneme atın onu

Saheeh InternationalThen into Hellfire drive him

Ali BulaçSonra çılgın alevlerin içine atın

Süleyman AteşSonra cehenneme sallayın onu

69:32
ثُمَّ فِي سِلۡسِلَةࣲ ذَرۡعُهَا سَبۡعُونَ ذِرَاعࣰ ا فَٱسۡلُكُوهُ

Elmalılı Hamdi YazırSonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun

Saheeh InternationalThen into a chain whose length is seventy cubits insert him

Ali BulaçDaha sonra onu, uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurup gönderin

Süleyman AteşSonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu

69:33
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤۡمِنُ بِٱللَّهِ ٱلۡعَظِيمِ

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu

Saheeh InternationalIndeed, he did not used to believe in Allah, the Most Great

Ali BulaçÇünkü, o, büyük olan Allah'a iman etmiyordu

Süleyman AteşÇünkü o büyük Allah'a inanmıyordu

69:34 📚 2
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ

Elmalılı Hamdi YazırYoksula yedirmeye teşvik etmiyordu

Saheeh InternationalNor did he encourage the feeding of the poor

Ali BulaçYoksula yemek vermeye destekçi olmazdı

Süleyman AteşYoksulu doyurmaya ön ayak olmuyurdu

69:35
فَلَيۡسَ لَهُ ٱلۡيَوۡمَ هَٰهُنَا حَمِيمࣱ‏

Elmalılı Hamdi YazırBu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur

Saheeh InternationalSo there is not for him here this Day any devoted friend

Ali BulaçBundan dolayı bugün, kendisine hiçbir sıcak dost yoktur

Süleyman AteşBugün burada onun için candan bir dost yoktur

69:36 📚 1
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنۡ غِسۡلِينࣲ‏

Elmalılı Hamdi YazırBir irinden başka yiyecek de yok

Saheeh InternationalNor any food except from the discharge of wounds

Ali Bulaçİrin ve kan karışımından başka bir yemek yoktur

Süleyman Ateşİrinden başka yiyecek de yoktur

69:37
لَّا يَأۡكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلۡخَٰطِـُٔونَ

Elmalılı Hamdi YazırOnu günahkârlardan başkası yemez

Saheeh InternationalNone will eat it except the sinners

Ali BulaçBunu da, hata edenlerden başkası yemez

Süleyman AteşOnu, (bile bile) hata işleyenlerden başkası yemez

69:38 📚 2
فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَا تُبۡصِرُونَ

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun gördüklerinize

Saheeh InternationalSo I swear by what you see

Ali BulaçHayır; gördüklerinize yemin ederim

Süleyman AteşYoo, yemin ederim; gördüklerinize

69:39 📚 2
وَمَا لَا تُبۡصِرُونَ

Elmalılı Hamdi YazırVe görmediklerinize

Saheeh InternationalAnd what you do not see

Ali BulaçGörmediklerinize de

Süleyman AteşVe görmediklerinize

69:40 📚 2
إِنَّهُۥ لَقَوۡلُ رَسُولࣲ كَرِيمࣲ‏

Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür

Saheeh International[That] indeed, the Qur'an is the word of a noble Messenger

Ali BulaçHiç şüphesiz o (Kur'an), şerefli bir elçinin kesin sözüdür

Süleyman AteşKi, o (Kur'an) elbette değerli bir elçinin sözüdür

69:41
وَمَا هُوَ بِقَوۡلِ شَاعِرࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تُؤۡمِنُونَ

Elmalılı Hamdi YazırO bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz

Saheeh InternationalAnd it is not the word of a poet; little do you believe

Ali BulaçO, bir şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz

Süleyman AteşO, bir şa'irin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz

69:42
وَلَا بِقَوۡلِ كَاهِنࣲۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَذَكَّرُونَ

Elmalılı Hamdi YazırBir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz

Saheeh InternationalNor the word of a soothsayer; little do you remember

Ali BulaçBir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz

Süleyman AteşBir kahinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz

69:43
تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Elmalılı Hamdi YazırO, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir

Saheeh International[It is] a revelation from the Lord of the worlds

Ali BulaçAlemlerin Rabbinden bir indirilmedir

Süleyman AteşAlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir

69:44 📚 3
وَلَوۡ تَقَوَّلَ عَلَيۡنَا بَعۡضَ ٱلۡأَقَاوِيلِ

Elmalılı Hamdi YazırO, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı

Saheeh InternationalAnd if Muhammad had made up about Us some [false] sayings

Ali BulaçEğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı

Süleyman AteşEğer o, (Muhammed), bazı laflar uydurup bize iftira etseydi

69:45 📚 3
لَأَخَذۡنَا مِنۡهُ بِٱلۡيَمِينِ

Elmalılı Hamdi YazırElbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık

Saheeh InternationalWe would have seized him by the right hand

Ali BulaçMuhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik

Süleyman AteşElbette onun sağ(elini veya kuvvet)ini alırdık

69:46 📚 1
ثُمَّ لَقَطَعۡنَا مِنۡهُ ٱلۡوَتِينَ

Elmalılı Hamdi YazırSonra da onun şah damarını keser atardık

Saheeh InternationalThen We would have cut from him the aorta

Ali BulaçSonra onun can damarını elbette keserdik

Süleyman AteşSonra onun can damarını keserdik

69:47
فَمَا مِنكُم مِّنۡ أَحَدٍ عَنۡهُ حَٰجِزِينَ

Elmalılı Hamdi YazırO vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız

Saheeh InternationalAnd there is no one of you who could prevent [Us] from him

Ali BulaçO zaman, sizden hiç kimse araya girerek bunu kendisinden engelleyip-uzaklaştıramazdı

Süleyman AteşSizden hiç kimse buna engel olamazdı

69:48
وَإِنَّهُۥ لَتَذۡكِرَةࣱ لِّلۡمُتَّقِينَ

Elmalılı Hamdi YazırO hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür

Saheeh InternationalAnd indeed, the Qur'an is a reminder for the righteous

Ali BulaçÇünkü o (Kur'an, Allah'tan sakınan) muttakiler için bir öğüttür

Süleyman AteşO (Kur'an), korunanlar için bir öğüttür

69:49
وَإِنَّا لَنَعۡلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ

Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var

Saheeh InternationalAnd indeed, We know that among you are deniers

Ali BulaçElbette Biz, içinizde yalanlayanların bulunduğunu biliyoruz

Süleyman AteşBiz, içinizde yalanlayanlar bulunduğunu elbette biliyoruz

69:50
وَإِنَّهُۥ لَحَسۡرَةٌ عَلَى ٱلۡكَٰفِرِينَ

Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz bu Kur'ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir

Saheeh InternationalAnd indeed, it will be [a cause of] regret upon the disbelievers

Ali BulaçGerçekten o (Kur'an), kafirler için bir hasrettir

Süleyman AteşDoğrusu o, kafirler için hasrettir

69:51
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلۡيَقِينِ

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir

Saheeh InternationalAnd indeed, it is the truth of certainty

Ali BulaçVe şüphesiz o, kesin bir gerçektir (hakku'l-yakîn)

Süleyman AteşO, kesin gerçektir

69:52 📚 1
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ

Elmalılı Hamdi YazırO halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle

Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great

Ali BulaçÖyleyse, büyük Rabbini ismiyle tesbih et

Süleyman AteşÖyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et (O'nun eksikliklerinden uzak, yücelerden yüce olduğunu an)

← Önceki Sonraki →

69. Al-Haaqqa Suresi | Anlam Arayışı