69. Al-Haaqqa سُورَةُ الحَاقَّةِ
Elmalılı Hamdi Yazır(Gerçekleşecek) Kıyamet
Yusuf AliThe Sure Reality
Diyanet İşleri MealiGerçekleşecek olan
Elmalılı Hamdi YazırNedir, o Kıyamet
Yusuf AliWhat is the Sure Reality
Diyanet İşleri MealiNedir o gerçekleşecek olan gün
Elmalılı Hamdi YazırGerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin
Yusuf AliAnd what will make thee realise what the Sure Reality is
Diyanet İşleri MealiGerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir
Elmalılı Hamdi YazırSemûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı
Yusuf AliThe Thamud and the 'Ad People (branded) as false the Stunning Calamity
Diyanet İşleri MealiSemud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar
Elmalılı Hamdi YazırSemûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi
Yusuf AliBut the Thamud,- they were destroyed by a terrible Storm of thunder and lightning
Diyanet İşleri MealiBu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi
Elmalılı Hamdi YazırÂd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler
Yusuf AliAnd the 'Ad, they were destroyed by a furious Wind, exceedingly violent
Diyanet İşleri MealiAd milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi
Elmalılı Hamdi YazırAllah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün
Yusuf AliHe made it rage against them seven nights and eight days in succession: so that thou couldst see the (whole) people lying prostrate in its (path), as they had been roots of hollow palm-trees tumbled down
Diyanet İşleri MealiAllah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün
Elmalılı Hamdi YazırBak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı
Yusuf AliThen seest thou any of them left surviving
Diyanet İşleri MealiOnlardan arda kalmış bir şey görür müsün
Elmalılı Hamdi YazırFiravun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler
Yusuf AliAnd Pharaoh, and those before him, and the Cities Overthrown, committed habitual Sin
Diyanet İşleri MealiFiravun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi
Elmalılı Hamdi YazırHep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi
Yusuf AliAnd disobeyed (each) the apostle of their Lord; so He punished them with an abundant Penalty
Diyanet İşleri MealiRabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı
Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık
Yusuf AliWe, when the water (of Noah's Flood) overflowed beyond its limits, carried you (mankind), in the floating (Ark)
Diyanet İşleri MealiSu taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır
Elmalılı Hamdi YazırOnu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye
Yusuf AliThat We might make it a Message unto you, and that ears (that should hear the tale and) retain its memory should bear its (lessons) in remembrance
Diyanet İşleri MealiSu taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır
Elmalılı Hamdi YazırSûr'a bir tek üfleme üflendiği
Yusuf AliThen, when one blast is sounded on the Trumpet
Diyanet İşleri MealiSura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar
Elmalılı Hamdi YazırArz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman
Yusuf AliAnd the earth is moved, and its mountains, and they are crushed to powder at one stroke
Diyanet İşleri MealiSura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar
Elmalılı Hamdi Yazırİşte o gün olacak olur
Yusuf AliOn that Day shall the (Great) Event come to pass
Diyanet İşleri MealiSura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar
Elmalılı Hamdi YazırO gün gök yarılmış, sarkmıştır
Yusuf AliAnd the sky will be rent asunder, for it will that Day be flimsy
Diyanet İşleri MealiGök yarılır; o gün düzeni bozulur
Elmalılı Hamdi YazırMelekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir
Yusuf AliAnd the angels will be on its sides, and eight will, that Day, bear the Throne of thy Lord above them
Diyanet İşleri MealiMelekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir
Elmalılı Hamdi YazırO gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz
Yusuf AliThat Day shall ye be brought to Judgment: not an act of yours that ye hide will be hidden
Diyanet İşleri MealiO gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz
Elmalılı Hamdi YazırKitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı
Yusuf AliThen he that will be given his Record in his right hand will say: "Ah here! Read ye my Record
Diyanet İşleri MealiKitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der
Yusuf AliI did really understand that my Account would (One Day) reach me
Diyanet İşleri MealiKitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der
Elmalılı Hamdi YazırArtık o hoşnut bir hayattadır
Yusuf AliAnd he will be in a life of Bliss
Diyanet İşleri MealiArtık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir
Elmalılı Hamdi YazırYüksek bir cennettedir
Yusuf AliIn a Garden on high
Diyanet İşleri MealiArtık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir
Elmalılı Hamdi YazırKi o cennetin meyveleri sarkmıştır
Yusuf AliThe Fruits whereof (will hang in bunches) low and near
Diyanet İşleri MealiArtık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir
Elmalılı Hamdi YazırGeçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir)
Yusuf AliEat ye and drink ye, with full satisfaction; because of the (good) that ye sent before you, in the days that are gone
Diyanet İşleri MealiOnlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz
Elmalılı Hamdi YazırKitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de
Yusuf AliAnd he that will be given his Record in his left hand, will say: "Ah! Would that my Record had not been given to me
Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der
Elmalılı Hamdi YazırHesabımın ne olduğunu bilmeseydim
Yusuf AliAnd that I had never realised how my account (stood)
Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der
Elmalılı Hamdi YazırNe olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı
Yusuf AliAh! Would that (Death) had made an end of me
Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der
Elmalılı Hamdi YazırMalım bana hiç fayda vermedi
Yusuf AliOf no profit to me has been my wealth
Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der
Elmalılı Hamdi YazırGücüm de benden yok olup gitti
Yusuf AliMy power has perished from me
Diyanet İşleri MealiFakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der
Elmalılı Hamdi Yazır(Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın
Yusuf Ali(The stern command will say): "Seize ye him, and bind ye him
Diyanet İşleri Mealiİlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın
Elmalılı Hamdi YazırSonra cehenneme atın onu
Yusuf AliAnd burn ye him in the Blazing Fire
Diyanet İşleri MealiSonra cehenneme yaslayın
Elmalılı Hamdi YazırSonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun
Yusuf AliFurther, make him march in a chain, whereof the length is seventy cubits
Diyanet İşleri MealiSonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu
Yusuf AliThis was he that would not believe in God Most High
Diyanet İşleri MealiÇünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı
Elmalılı Hamdi YazırYoksula yedirmeye teşvik etmiyordu
Yusuf AliAnd would not encourage the feeding of the indigent
Diyanet İşleri MealiYoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi
Elmalılı Hamdi YazırBu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur
Yusuf AliSo no friend hath he here this Day
Diyanet İşleri MealiBu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur
Elmalılı Hamdi YazırBir irinden başka yiyecek de yok
Yusuf AliNor hath he any food except the corruption from the washing of wounds
Diyanet İşleri MealiGünahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur
Elmalılı Hamdi YazırOnu günahkârlardan başkası yemez
Yusuf AliWhich none do eat but those in sin
Diyanet İşleri MealiGünahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun gördüklerinize
Yusuf AliSo I do call to witness what ye see
Diyanet İşleri MealiGörebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür
Elmalılı Hamdi YazırVe görmediklerinize
Yusuf AliAnd what ye see not
Diyanet İşleri MealiGörebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür
Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz Kur'ân, şerefli bir peygamberin (Allah'tan) getirdiği sözdür
Yusuf AliThat this is verily the word of an honoured apostle
Diyanet İşleri MealiGörebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür
Elmalılı Hamdi YazırO bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz
Yusuf AliIt is not the word of a poet: little it is ye believe
Diyanet İşleri MealiO, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırBir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz
Yusuf AliNor is it the word of a soothsayer: little admonition it is ye receive
Diyanet İşleri MealiKahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz
Elmalılı Hamdi YazırO, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir
Yusuf Ali(This is) a Message sent down from the Lord of the Worlds
Diyanet İşleri MealiKuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir
Elmalılı Hamdi YazırO, bize isnâden bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı
Yusuf AliAnd if the apostle were to invent any sayings in Our name
Diyanet İşleri MealiEğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık
Elmalılı Hamdi YazırElbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık
Yusuf AliWe should certainly seize him by his right hand
Diyanet İşleri MealiEğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık
Elmalılı Hamdi YazırSonra da onun şah damarını keser atardık
Yusuf AliAnd We should certainly then cut off the artery of his heart
Diyanet İşleri MealiEğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık
Elmalılı Hamdi YazırO vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız
Yusuf AliNor could any of you withhold him (from Our wrath)
Diyanet İşleri MealiHiçbiriniz de onu koruyamazdınız
Elmalılı Hamdi YazırO hiç kuşkusuz, takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür
Yusuf AliBut verily this is a Message for the God-fearing
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür
Elmalılı Hamdi YazırBununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmayanlar var
Yusuf AliAnd We certainly know that there are amongst you those that reject (it)
Diyanet İşleri Mealiİçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz
Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz bu Kur'ân kafirler için bir pişmanlık vesilesidir
Yusuf AliBut truly (Revelation) is a cause of sorrow for the Unbelievers
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir
Yusuf AliBut verily it is Truth of assured certainty
Diyanet İşleri MealiO, şüphesiz kesin gerçektir
Elmalılı Hamdi YazırO halde, haydi tesbih et Rabbinin yüce ismiyle
Yusuf AliSo glorify the name of thy Lord Most High
Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et