☪ Anlam Arayışı

77. Al-Mursalaat سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
77:1
وَٱلۡمُرۡسَلَٰتِ عُرۡفࣰ ا
وَٱلْمُرْسَلَـٰتِ
andolsun gönderilenlere
عُرْفًۭا
birbiri ardınca

Ali BulaçBirbiri ardınca gönderilenlere andolsun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والمرسلات عُرفا» أي الرياح متتابعة كعرف الفرس يتلو بعضه بعضا ونصبه على الحال.

77:2
فَٱلۡعَٰصِفَٰتِ عَصۡفࣰ ا
فَٱلْعَـٰصِفَـٰتِ
esip
عَصْفًۭا
savuranlara

Ali BulaçDerken kökünden koparıp savuranlara

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فالعاصفات عصفا» الرياح الشديدة.

77:3
وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشۡرࣰ ا
وَٱلنَّـٰشِرَٰتِ
ve yayanlara
نَشْرًۭا
yaydıkça

Ali BulaçYaydıkça yayanlara

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والناشرات نشرا» الرياح تنشر المطر.

77:4
فَٱلۡفَٰرِقَٰتِ فَرۡقࣰ ا
فَٱلْفَـٰرِقَـٰتِ
ve ayıranlara
فَرْقًۭا
ayırdıkça

Ali BulaçBöylece ayırdıkça ayıranlara

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فالفارقات فرقا» أي آيات القرآن تفرق بين الحق والباطل والحلال والحرام.

77:5
فَٱلۡمُلۡقِيَٰتِ ذِكۡرًا
فَٱلْمُلْقِيَـٰتِ
ve bırakanlara
ذِكْرًا
öğüt

Ali BulaçZikr (vahy, öğüt) bırakanlara

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فالملقيات ذكرا» أي الملائكة تنزل بالوحي إلى الأنبياء والرسل يلقون الوحي إلى الأمم.

77:6 📚 3
عُذۡرًا أَوۡ نُذۡرًا
عُذْرًا
özür
أَوْ
yahut
نُذْرًا
uyarı

Ali BulaçÖzür (suçu, eksikliği ortadan kaldırmak) veya uyarmak için

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عذْرا أو نذرا» أي للإعذار والإنذار من الله تعالى وفي قراءة بضم ذال نذرا وقرئ بضم ذال عذرا.

77:7
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعࣱ‏
إِنَّمَا
ki mutlaka
تُوعَدُونَ
size va'dedilen
لَوَٰقِعٌۭ
elbette olacaktır

Ali BulaçŞüphesiz, size vaadedilen gerçekleşecektir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما توعدون» أي يا كفار مكة من البعث والعذاب «لواقع» كائن لا محالة.

77:8
فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتۡ
فَإِذَا
zaman
ٱلنُّجُومُ
yıldızların
طُمِسَتْ
silindiği

Ali BulaçYıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği' zaman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإذا النجوم طمست» محي نورها.

77:9
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتۡ
وَإِذَا
ve zaman
ٱلسَّمَآءُ
gök
فُرِجَتْ
yarıldığı

Ali BulaçGök yarıldığı zaman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا السماء فرجت» شقت.

77:10
وَإِذَا ٱلۡجِبَالُ نُسِفَتۡ
وَإِذَا
ve zaman
ٱلْجِبَالُ
dağlar
نُسِفَتْ
ufalanıp savrulduğu

Ali BulaçDağlar, kökünden sökülüp savurulduğu zaman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا الجبال نسفت» فتتت وسيرت.

77:11
وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتۡ
وَإِذَا
ve zaman
ٱلرُّسُلُ
elçilere
أُقِّتَتْ
vakit belirlendiği

Ali BulaçVe resuller de (şahitlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا الرسل أُقتت» بالواو وبالهمزة بدلا منها، أي جمعت لوقت.

77:12 📚 1
لِأَيِّ يَوۡمٍ أُجِّلَتۡ
لِأَىِّ
hangisi için?
يَوْمٍ
günün
أُجِّلَتْ
ertelenmiştir

Ali Bulaç(Bu,) Hangi gün için ertelenmişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لأي يوم» ليوم عظيم «أُجلت» للشهادة على أممهم بالتبليغ.

77:13
لِيَوۡمِ ٱلۡفَصۡلِ
لِيَوْمِ
günü için
ٱلْفَصْلِ
hüküm

Ali Bulaç(Mü'mini müşrikten, haklıyı haksızdan) Ayırma günü için

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليوم الفصل» بين الخلق ويؤخذ منه جواب إذا، أي وقع الفصل بين الخلائق.

77:14
وَمَآ أَدۡرَىٰكَ مَا يَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِ
وَمَآ
nereden?
أَدْرَىٰكَ
bileceksin
مَا
nedir
يَوْمُ
günü
ٱلْفَصْلِ
hüküm

Ali BulaçBu ayırma gününü sana ne bildirdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أدراك ما يوم الفصل» تهويل لشأنه.

77:15
وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ
وَيْلٌۭ
vay haline
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لِّلْمُكَذِّبِينَ
yalanlayanların

Ali BulaçO gün, yalanlayanların vay haline

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويل يومئذ للمكذبين» هذا وعيد لهم.

77:16 📚 2
أَلَمۡ نُهۡلِكِ ٱلۡأَوَّلِينَ
أَلَمْ
helak etmedik mi?
نُهْلِكِ
We destroy
ٱلْأَوَّلِينَ
öncekileri

Ali BulaçBiz, öncekileri helak etmedik mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم نهلك الأولين» بتكذيبهم، أي أهلكناهم.

77:17
ثُمَّ نُتۡبِعُهُمُ ٱلۡأٓخِرِينَ
ثُمَّ
sonra
نُتْبِعُهُمُ
onların ardına takarız
ٱلْـَٔاخِرِينَ
geridekileri

Ali BulaçSonra arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم نتبعهم الآخرين» ممن كذبوا ككفار مكة فنهلكهم.

77:18
كَذَٰلِكَ نَفۡعَلُ بِٱلۡمُجۡرِمِينَ
كَذَٰلِكَ
böyle
نَفْعَلُ
yaparız
بِٱلْمُجْرِمِينَ
suçlulara

Ali Bulaçİşte Biz, suçlu-günahkarlara böyle yapıyoruz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذلك» مثل ما فعلنا بالمكذبين «نفعل بالمجرمين» بكل من أجرم فيما يستقبل فنهلكهم.

77:19
وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ
وَيْلٌۭ
vay haline
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لِّلْمُكَذِّبِينَ
yalanlayanların

Ali BulaçO gün, yalanlayanların vay haline

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويل يومئذ للمكذبين» تأكيد.

77:20 📚 2
أَلَمۡ نَخۡلُقكُّم مِّن مَّآءࣲ مَّهِينࣲ‏
أَلَمْ
sizi yaratmadık mı?
نَخْلُقكُّم
We create you
مِّن
bir sudan
مَّآءٍۢ
a water
مَّهِينٍۢ
âdi

Ali BulaçSizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أَلم نخلقكم من ماء مهين» ضعيف وهو المني.

77:21
فَجَعَلۡنَٰهُ فِي قَرَارࣲ مَّكِينٍ
فَجَعَلْنَـٰهُ
onu koyduk
فِى
bir karar yerine
قَرَارٍۢ
an abode
مَّكِينٍ
sağlam

Ali BulaçSonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فجعلناه في قرار مكين» حريز وهو الرحم.

77:22 📚 4
إِلَىٰ قَدَرࣲ مَّعۡلُومࣲ‏
إِلَىٰ
kadar
قَدَرٍۢ
bir süreye
مَّعْلُومٍۢ
belirli

Ali BulaçBelli bir süreye kadar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلى قدر معلوم» وهو وقت الولادة.

77:23
فَقَدَرۡنَا فَنِعۡمَ ٱلۡقَٰدِرُونَ
فَقَدَرْنَا
ve biçimlendirdik
فَنِعْمَ
ne güzel
ٱلْقَـٰدِرُونَ
biçim vereniz biz

Ali Bulaçİşte (buna) güç yetirdik. Demek ki, Biz ne güzel güç yetirenleriz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فقَدرنا» على ذلك «فنعم القادرون» نحن.

77:24
وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ
وَيْلٌۭ
vay haline
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لِّلْمُكَذِّبِينَ
yalanlayanların

Ali BulaçO gün, yalanlayanların vay haline

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويل يومئذ للمكذبين».

77:25 📚 3
أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ كِفَاتًا
أَلَمْ
yapmadık mı?
نَجْعَلِ
We made
ٱلْأَرْضَ
arz'ı
كِفَاتًا
toplanma yeri

Ali BulaçBiz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم نجعل الأرض كفاتا» مصدر كفت بمعنى ضم، أي ضامة.

77:26
أَحۡيَآءࣰ وَأَمۡوَٰتࣰ ا
أَحْيَآءًۭ
diriler (için)
وَأَمْوَٰتًۭا
ve ölüler (için)

Ali BulaçDirilere ve ölülere

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أحياءً» على ظهرها «وأمواتا» في بطنها.

77:27
وَجَعَلۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ شَٰمِخَٰتࣲ وَأَسۡقَيۡنَٰكُم مَّآءࣰ فُرَاتࣰ ا
وَجَعَلْنَا
ve meydana getirmedik mi?
فِيهَا
orada
رَوَٰسِىَ
dağlar
شَـٰمِخَـٰتٍۢ
yüksek yüksek
وَأَسْقَيْنَـٰكُم
ve size içirmedik mi?
مَّآءًۭ
su(lar)
فُرَاتًۭا
tatlı

Ali BulaçVe onda sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su içirmedik mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجعلنا فيها رواسيَ شامخات» جبالا مرتفعات «وأسقيناكم ماء فراتا» عذبا.

77:28
وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ
وَيْلٌۭ
vay haline
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لِّلْمُكَذِّبِينَ
yalanlayanların

Ali BulaçO gün, yalanlayanların vay haline

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويل يومئذ للمكذبين» ويقال للمكذبين يوم القيامة:

77:29
ٱنطَلِقُوٓاْ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
ٱنطَلِقُوٓا۟
haydi gidin
إِلَىٰ
şeye
مَا
what
كُنتُم
olduğunuz
بِهِۦ
onu
تُكَذِّبُونَ
yalanlamış

Ali BulaçKendisini yalanladığınız (azab)a gidin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«انطلقوا إلى ما كنتم به» من العذاب «تكذبون».

77:30
ٱنطَلِقُوٓاْ إِلَىٰ ظِلࣲّ ذِي ثَلَٰثِ شُعَبࣲ‏
ٱنطَلِقُوٓا۟
gidin
إِلَىٰ
bir gölgeye
ظِلٍّۢ
a shadow
ذِى
olan
ثَلَـٰثِ
üç
شُعَبٍۢ
dalı

Ali BulaçÜç dala ayrılmış bir gölgeye gidin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«انطلقوا إلى ظل ذي ثلاث شعب» هو دخان جهنم إذا ارتفع افترق ثلاث فرق لعظمه.

77:31
لَّا ظَلِيلࣲ وَلَا يُغۡنِي مِنَ ٱللَّهَبِ
لَّا
gölgelendirmez
ظَلِيلٍۢ
cool shade
وَلَا
ve ne de
يُغْنِى
korumaz
مِنَ
alevden
ٱللَّهَبِ
the flame

Ali BulaçNe gölge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا ظليل» كنين يظلهم من حر ذلك اليوم «ولا يغني» يرد عنهم شيئا «من اللهب» النار.

77:32
إِنَّهَا تَرۡمِي بِشَرَرࣲ كَٱلۡقَصۡرِ
إِنَّهَا
gerçekten o
تَرْمِى
saçar
بِشَرَرٍۢ
kıvılcım(lar)
كَٱلْقَصْرِ
kütük gibi

Ali BulaçGerçekten o, sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنها» أي النار «ترمي بشرر» هو ما تطاير منها «كالقصر» من البناء في عظمه وارتفاعه.

77:33
كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتࣱ صُفۡرࣱ‏
كَأَنَّهُۥ
sanki o
جِمَـٰلَتٌۭ
bir halattır
صُفْرٌۭ
sapsarı

Ali BulaçHer biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(كأنه جمالات) جمالات جمع جمل وفي قراءة جمالت (صفر) في هيئتها ولونها وفي الحديث "" شرار الناس أسود كالقير "" والعرب تسمي سود الإبل صفرا لشوب سوادها بصفرة فقيل صفر في الآية بمعنى سود لما ذكر وقيل لا، والشرر: جمع شرارة، والقير: القار.

77:34
وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ
وَيْلٌۭ
vay haline
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لِّلْمُكَذِّبِينَ
yalanlayanların

Ali BulaçO gün, yalanlayanların vay haline

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويل يومئذ للمكذبين».

77:35 📚 3
هَٰذَا يَوۡمُ لَا يَنطِقُونَ
هَـٰذَا
bu
يَوْمُ
gündür
لَا
konuşamayacakları
يَنطِقُونَ
they will speak

Ali BulaçBu, onların konuşamayacakları bir gündür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هذا» أي يوم القيامة «يوم لا ينطقون» فيه بشيء.

77:36
وَلَا يُؤۡذَنُ لَهُمۡ فَيَعۡتَذِرُونَ
وَلَا
ve
يُؤْذَنُ
izin verilmez
لَهُمْ
kendilerine
فَيَعْتَذِرُونَ
özür dilesinler

Ali BulaçVe onlara özür beyan etmeleri için izin verilmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولا يؤذن لهم» في العذر «فيعتذرون» عطف على يؤذن من غير تسبب عنه فهو داخل في حيز النفي، أي لا إذن فلا اعتذار.

77:37
وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ
وَيْلٌۭ
vay haline
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لِّلْمُكَذِّبِينَ
yalanlayanların

Ali BulaçO gün, yalanlayanların vay haline

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويل يومئذ للمكذبين».

77:38
هَٰذَا يَوۡمُ ٱلۡفَصۡلِۖ جَمَعۡنَٰكُمۡ وَٱلۡأَوَّلِينَ
هَـٰذَا
işte bu
يَوْمُ
günüdür
ٱلْفَصْلِ ۖ
hüküm;
جَمَعْنَـٰكُمْ
sizi bir araya topladık
وَٱلْأَوَّلِينَ
ve öncekileri

Ali BulaçBu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri 'birarada topladık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هذا يوم الفصل جمعناكم» أيها المكذبون من هذه الأمة «والأولين» من المكذبين قبلكم فتحاسبون وتعذبون جميعا.

77:39
فَإِن كَانَ لَكُمۡ كَيۡدࣱ فَكِيدُونِ
فَإِن
eğer
كَانَ
varsa
لَكُمْ
sizin
كَيْدٌۭ
bir hileniz
فَكِيدُونِ
haydi bana hile yapın

Ali BulaçŞayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن كان لكم كيد» حيلة في دفع العذاب عنكم «فكيدون» فافعلوها.

77:40
وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ
وَيْلٌۭ
vay haline
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لِّلْمُكَذِّبِينَ
yalanlayanların

Ali BulaçO gün, yalanlayanların vay haline

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويل يومئذ للمكذبين».

77:41
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي ظِلَٰلࣲ وَعُيُونࣲ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakiler ise
فِى
altındadır
ظِلَـٰلٍۢ
gölgeler
وَعُيُونٍۢ
ve çeşme başındadırlar

Ali BulaçŞüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar-başlarındadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن المتقين في ظلال» أي تكاثف أشجار إذ لا شمس يظل من حرها «وعيون» نابعة من الماء.

77:42
وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشۡتَهُونَ
وَفَوَٰكِهَ
ve meyvalar (içindedirler)
مِمَّا
şeylerden
يَشْتَهُونَ
gönüllerinin çektiği

Ali BulaçVe canlarının çekip-arzu ettiği meyveler (arasındadırlar)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفواكه مما يشتهون» فيه إعلام بأن المأكل والمشرب في الجنة بحسب شهواتهم بخلاف الدنيا فبحسب ما يجد الناس في الأغلب ويقال لهم:

77:43
كُلُواْ وَٱشۡرَبُواْ هَنِيٓـَٔۢا بِمَا كُنتُمۡ تَعۡمَلُونَ
كُلُوا۟
yeyin
وَٱشْرَبُوا۟
ve için
هَنِيٓـًٔۢا
afiyetle
بِمَا
karşılık
كُنتُمْ
olduğunuza
تَعْمَلُونَ
yapıyor(sunuz)

Ali BulaçYaptıklarınıza karşılık olmak üzere, afiyetle yiyin ve için

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كلوا واشربوا هنيئا» حال، أي متهنئين «بما كنتم تعملون» من الطاعة.

77:44 📚 2
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجۡزِي ٱلۡمُحۡسِنِينَ
إِنَّا
elbette biz
كَذَٰلِكَ
böyle
نَجْزِى
mükafatlandırırız
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananları

Ali BulaçElbette Biz, 'iyi ve güzel' davrananları işte böyle ödüllendiririz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا كذلك» كما جزينا المتقين «نجزي المحسنين».

77:45
وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ
وَيْلٌۭ
vay haline
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لِّلْمُكَذِّبِينَ
yalanlayanların

Ali BulaçO gün, yalanlayanların vay haline

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويل يومئذ للمكذبين».

77:46
كُلُواْ وَتَمَتَّعُواْ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجۡرِمُونَ
كُلُوا۟
yiyin
وَتَمَتَّعُوا۟
ve sefa sürün
قَلِيلًا
azıcık
إِنَّكُم
siz
مُّجْرِمُونَ
suçlularsınız

Ali Bulaç(Sizler de dünyada) Yiyin ve biraz yararlanın. Çünkü siz, suçlu-günahkar kimselersiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كلوا وتمتعوا» خطاب للكفار في الدنيا «قليلا» من الزمان وغايته الموت، وفي هذا تهديد لهم «إنكم مجرمون».

77:47
وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ
وَيْلٌۭ
vay haline
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لِّلْمُكَذِّبِينَ
yalanlayanların

Ali BulaçO gün, yalanlayanların vay haline

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويل يومئذ للمكذبين».

77:48 📚 3
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرۡكَعُواْ لَا يَرۡكَعُونَ
وَإِذَا
ve zaman
قِيلَ
dendiği
لَهُمُ
onlara
ٱرْكَعُوا۟
rüku' edin
لَا
rüku' etmezler
يَرْكَعُونَ
they bow

Ali BulaçOnlara: "Rüku edin" denildiği zaman, rüku etmezler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإذا قيل لهم اركعوا» صلوا «لا يركعون» لا يصلون.

77:49
وَيۡلࣱ يَوۡمَئِذࣲ لِّلۡمُكَذِّبِينَ
وَيْلٌۭ
vay haline
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لِّلْمُكَذِّبِينَ
yalanlayanların

Ali BulaçO gün, yalanlayanların vay haline

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويل يومئذ للمكذبين».

77:50
فَبِأَيِّ حَدِيثِۭ بَعۡدَهُۥ يُؤۡمِنُونَ
فَبِأَىِّ
hangi?
حَدِيثٍۭ
söze
بَعْدَهُۥ
bundan sonra
يُؤْمِنُونَ
inanacaklar

Ali BulaçArtık onlar, bundan sonra hangi söze inanacaklar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فبأي حديث بعده» أي القرآن «يؤمنون» أي لا يمكن إيمانهم بغيره من كتب الله بعد تكذيبهم به لاشتماله على الإعجاز الذي لم يشتمل عليه غيره.

← Önceki Sonraki →

77. Al-Mursalaat Suresi | Anlam Arayışı