77. Al-Mursalaat سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
Yusuf AliBy the (Winds) sent forth one after another (to man's profit)
Diyanet İşleri MealiBirbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun birbiri ardınca gönderilenlere
Yusuf AliWhich then blow violently in tempestuous Gusts
Diyanet İşleri MealiBirbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
Elmalılı Hamdi YazırBüküp devirenlere
Yusuf AliAnd scatter (things) far and wide
Diyanet İşleri MealiBirbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
Elmalılı Hamdi YazırYaydıkça yayanlara
Yusuf AliThen separate them, one from another
Diyanet İşleri MealiBirbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
Elmalılı Hamdi YazırSeçip ayıranlara
Yusuf AliThen spread abroad a Message
Diyanet İşleri MealiBirbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
Elmalılı Hamdi YazırBir öğüt bırakanlara
Yusuf AliWhether of Justification or of Warning
Diyanet İşleri MealiBirbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
Elmalılı Hamdi YazırGerek özür için olsun, gerek uyarı için
Yusuf AliAssuredly, what ye are promised must come to pass
Diyanet İşleri MealiBirbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır
Elmalılı Hamdi YazırHerhalde size vaad olunan kesinlikle olacaktır
Yusuf AliThen when the stars become dim
Diyanet İşleri MealiYıldızların ışığı giderildiği zaman
Elmalılı Hamdi YazırHani o yıldızlar silindiği zaman
Yusuf AliWhen the heaven is cleft asunder
Diyanet İşleri MealiGök yarıldığı zaman
Elmalılı Hamdi YazırGök yarıldığı zaman
Yusuf AliWhen the mountains are scattered (to the winds) as dust
Diyanet İşleri MealiDağlar pamuk gibi atıldığı zaman
Elmalılı Hamdi YazırDağlar savrulduğu zaman
Yusuf AliAnd when the apostles are (all) appointed a time (to collect)
Diyanet İşleri MealiPeygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman
Elmalılı Hamdi YazırElçiler, tayin edilen vakitlerine erdirildikleri zaman
Yusuf AliFor what Day are these (portents) deferred
Diyanet İşleri MealiBu, hangi güne bırakılmıştı
Elmalılı Hamdi YazırBunlar hangi güne ertelendiler
Yusuf AliFor the Day of Sorting out
Diyanet İşleri MealiHüküm gününe bırakılmıştı
Elmalılı Hamdi YazırHüküm gününe
Yusuf AliAnd what will explain to thee what is the Day of Sorting out
Diyanet İşleri MealiHüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin
Elmalılı Hamdi YazırBildin mi, nedir o hüküm günü
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Diyanet İşleri MealiO gün yalanlamış olanların vay haline
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vay haline
Yusuf AliDid We not destroy the men of old (for their evil)
Diyanet İşleri MealiÖncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız
Elmalılı Hamdi YazırBiz, öncekileri helak etmedik mi
Yusuf AliSo shall We make later (generations) follow them
Diyanet İşleri MealiÖncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız
Elmalılı Hamdi YazırSonra geridekileri de onlara katarız
Yusuf AliThus do We deal with men of sin
Diyanet İşleri MealiSuçlulara böyle yaparız
Elmalılı Hamdi YazırBiz suçlulara böyle yaparız
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Diyanet İşleri MealiO gün, yalanlamış olanların vay haline
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vah haline
Yusuf AliHave We not created you from a fluid (held) despicable
Diyanet İşleri MealiSizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi
Elmalılı Hamdi YazırBiz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı
Yusuf AliThe which We placed in a place of rest, firmly fixed
Diyanet İşleri MealiSizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi
Elmalılı Hamdi YazırOnu sağlam bir yerde oturttuk
Yusuf AliFor a period (of gestation), determined (according to need)
Diyanet İşleri MealiSizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi
Elmalılı Hamdi YazırBelli bir süreye kadar
Yusuf AliFor We do determine (according to need); for We are the best to determine (things)
Diyanet İşleri MealiBuna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz
Elmalılı Hamdi YazırDemek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz
Yusuf AliAh woe, that Day! to the Rejecters of Truth
Diyanet İşleri MealiO gün yalanlamış olanların vay haline
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vay haline
Yusuf AliHave We not made the earth (as a place) to draw together
Diyanet İşleri MealiBiz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı
Yusuf AliThe living and the dead
Diyanet İşleri MealiBiz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı
Elmalılı Hamdi YazırGerek diriler, gerekse ölüler için
Yusuf AliAnd made therein mountains standing firm, lofty (in stature); and provided for you water sweet (and wholesome)
Diyanet İşleri MealiOrada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi
Elmalılı Hamdi YazırOrada yüksek yüksek dağlar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Diyanet İşleri MealiYalanlamış olanların vay o gün haline
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vay haline
Yusuf Ali(It will be said:) "Depart ye to that which ye used to reject as false
Diyanet İşleri Mealiİnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin
Elmalılı Hamdi Yazır(Kıyameti yalanlayanlara şöyle denir): "Haydin gidin o yalanladığınız şeye doğru
Yusuf AliDepart ye to a Shadow (of smoke ascending) in three columns
Diyanet İşleri Mealigölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin
Elmalılı Hamdi YazırHaydi gidin o üç çatallı gölgeye (cehenneme)
Yusuf Ali(Which yields) no shade of coolness, and is of no use against the fierce Blaze
Diyanet İşleri Mealigölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin
Elmalılı Hamdi YazırO, ne gölgelendirir, ne alevden korur
Yusuf AliIndeed it throws about sparks (huge) as Forts
Diyanet İşleri MealiO gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür
Elmalılı Hamdi YazırO, saray gibi kıvılcımlar atar
Yusuf AliAs if there were (a string of) yellow camels (marching swiftly)
Diyanet İşleri MealiO gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür
Elmalılı Hamdi YazırSanki o kıvılcımlar, sarı sarı (erkek deve sürüleridir)
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Diyanet İşleri MealiYalanlamış olanların o gün vay haline
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vay haline
Yusuf AliThat will be a Day when they shall not be able to speak
Diyanet İşleri MealiBu, onların konuşamayacakları gündür
Elmalılı Hamdi YazırBugün, konuşamıyacakları gündür
Yusuf AliNor will it be open to them to put forth pleas
Diyanet İşleri MealiOnlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler
Elmalılı Hamdi YazırKendilerine izin de verilmez ki, özür beyan etsinler
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Diyanet İşleri MealiYalanlamış olanların o gün vay haline
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vay haline
Yusuf AliThat will be a Day of Sorting out! We shall gather you together and those before (you)
Diyanet İşleri MealiBu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür
Elmalılı Hamdi YazırBu, işte o hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık
Yusuf AliNow, if ye have a trick (or plot), use it against Me
Diyanet İşleri MealiEğer bir düzeniniz varsa Bana kurun
Elmalılı Hamdi YazırBir hileniz varsa beni atlatın
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Diyanet İşleri MealiYalanlamış olanların o gün vay haline
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vay haline
Yusuf AliAs to the Righteous, they shall be amidst (cool) shades and springs (of water)
Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar
Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır
Yusuf AliAnd (they shall have) fruits,- all they desire
Diyanet İşleri MealiCanlarının istediği meyveler arasındadırlar
Elmalılı Hamdi YazırCanlarının çektiğinden türlü meyveler arasındadırlar
Yusuf AliEat ye and drink ye to your heart's content: for that ye worked (Righteousness)
Diyanet İşleri MealiOnlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için" (denir)
Yusuf AliThus do We certainly reward the Doers of Good
Diyanet İşleri MealiBiz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz güzel amel işleyenleri böyle mükafatlandırırız
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Diyanet İşleri MealiO gün yalanlamış olanların vay haline
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vay haline
Yusuf Ali(O ye unjust!) Eat ye and enjoy yourselves (but) a little while, for that ye are Sinners
Diyanet İşleri MealiYiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız
Elmalılı Hamdi YazırYiyin, zevklenin biraz, çünkü siz suçlularsınız
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Diyanet İşleri MealiO gün yalanlamış olanların vay haline
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vay haline
Yusuf AliAnd when it is said to them, "Prostrate yourselves!" they do not so
Diyanet İşleri MealiOnlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar
Elmalılı Hamdi YazırOnlara: "Rüku edin" denildiği zaman etmezler
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Diyanet İşleri MealiO gün yalanlamış olanların vay haline
Elmalılı Hamdi YazırVay haline o gün yalanlayanların
Yusuf AliThen what Message, after that, will they believe in
Diyanet İşleri MealiKuran'dan başka hangi söze inanacaklar
Elmalılı Hamdi YazırArtık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar