77. Al-Mursalaat سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
Yusuf AliBy the (Winds) sent forth one after another (to man's profit)
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun birbiri ardınca gönderilenlere
Süleyman AteşAndolsun; birbiri ardınca gönderilenlere
Yusuf AliWhich then blow violently in tempestuous Gusts
Elmalılı Hamdi YazırBüküp devirenlere
Süleyman AteşEsip savuranlara
Yusuf AliAnd scatter (things) far and wide
Elmalılı Hamdi YazırYaydıkça yayanlara
Süleyman AteşYaydıkça yayanlara
Yusuf AliThen separate them, one from another
Elmalılı Hamdi YazırSeçip ayıranlara
Süleyman AteşAyırdıkça ayıranlara
Yusuf AliThen spread abroad a Message
Elmalılı Hamdi YazırBir öğüt bırakanlara
Süleyman AteşÖğüt bırakanlara
Yusuf AliWhether of Justification or of Warning
Elmalılı Hamdi YazırGerek özür için olsun, gerek uyarı için
Süleyman AteşÖzür yahut uyarmak için
Yusuf AliAssuredly, what ye are promised must come to pass
Elmalılı Hamdi YazırHerhalde size vaad olunan kesinlikle olacaktır
Süleyman Ateş(Bunlara andolsun) Ki size va'dedilen, mutlaka olacaktır
Yusuf AliThen when the stars become dim
Elmalılı Hamdi YazırHani o yıldızlar silindiği zaman
Süleyman AteşYıldızlar(ın ışığı) silindiği zaman
Yusuf AliWhen the heaven is cleft asunder
Elmalılı Hamdi YazırGök yarıldığı zaman
Süleyman AteşGök yarıldığı zaman
Yusuf AliWhen the mountains are scattered (to the winds) as dust
Elmalılı Hamdi YazırDağlar savrulduğu zaman
Süleyman AteşDağlar ufalanıp savrulduğu zaman
Yusuf AliAnd when the apostles are (all) appointed a time (to collect)
Elmalılı Hamdi YazırElçiler, tayin edilen vakitlerine erdirildikleri zaman
Süleyman AteşElçilere vakit belirlendiği zaman
Yusuf AliFor what Day are these (portents) deferred
Elmalılı Hamdi YazırBunlar hangi güne ertelendiler
Süleyman AteşErtelenmiş oldukları gün için
Yusuf AliFor the Day of Sorting out
Elmalılı Hamdi YazırHüküm gününe
Süleyman AteşYani hüküm günü için
Yusuf AliAnd what will explain to thee what is the Day of Sorting out
Elmalılı Hamdi YazırBildin mi, nedir o hüküm günü
Süleyman AteşHüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vay haline
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliDid We not destroy the men of old (for their evil)
Elmalılı Hamdi YazırBiz, öncekileri helak etmedik mi
Süleyman AteşÖncekileri helak etmedik mi
Yusuf AliSo shall We make later (generations) follow them
Elmalılı Hamdi YazırSonra geridekileri de onlara katarız
Süleyman AteşSonra geridekileri de onların ardına takarız
Yusuf AliThus do We deal with men of sin
Elmalılı Hamdi YazırBiz suçlulara böyle yaparız
Süleyman AteşSuçlulara böyle yaparız
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vah haline
Süleyman Ateş(Hakkı) yalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliHave We not created you from a fluid (held) despicable
Elmalılı Hamdi YazırBiz sizi âdi bir sudan yaratmadık mı
Süleyman AteşSizi adi bir sudan yaratmadık mı
Yusuf AliThe which We placed in a place of rest, firmly fixed
Elmalılı Hamdi YazırOnu sağlam bir yerde oturttuk
Süleyman AteşOnu sağlam bir karar yerine koyduk
Yusuf AliFor a period (of gestation), determined (according to need)
Elmalılı Hamdi YazırBelli bir süreye kadar
Süleyman AteşBelli bir süreye kadar
Yusuf AliFor We do determine (according to need); for We are the best to determine (things)
Elmalılı Hamdi YazırDemek ki biçimlendirmişiz. Ne güzel biçimlendireniz biz
Süleyman AteşBiçimlendirdik. Ne güzel biçim vereniz Biz
Yusuf AliAh woe, that Day! to the Rejecters of Truth
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vay haline
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliHave We not made the earth (as a place) to draw together
Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı
Süleyman AteşArz'ı toplanma yeri yapmadık mı
Yusuf AliThe living and the dead
Elmalılı Hamdi YazırGerek diriler, gerekse ölüler için
Süleyman AteşDiriler ve ölüler için
Yusuf AliAnd made therein mountains standing firm, lofty (in stature); and provided for you water sweet (and wholesome)
Elmalılı Hamdi YazırOrada yüksek yüksek dağlar oturtup da size bir tatlı su sunmadık mı
Süleyman AteşOrada yüksek yüksek dağlar meydana getirmedik mi? Ve size tatlı su(lar) içirmedik mi
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vay haline
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf Ali(It will be said:) "Depart ye to that which ye used to reject as false
Elmalılı Hamdi Yazır(Kıyameti yalanlayanlara şöyle denir): "Haydin gidin o yalanladığınız şeye doğru
Süleyman AteşHaydi yalanladığınız(azab)a gidin
Yusuf AliDepart ye to a Shadow (of smoke ascending) in three columns
Elmalılı Hamdi YazırHaydi gidin o üç çatallı gölgeye (cehenneme)
Süleyman AteşÜç dallı bir gölgeye gidin
Yusuf Ali(Which yields) no shade of coolness, and is of no use against the fierce Blaze
Elmalılı Hamdi YazırO, ne gölgelendirir, ne alevden korur
Süleyman AteşKi ne gölgelendirir, ne de alevden korur
Yusuf AliIndeed it throws about sparks (huge) as Forts
Elmalılı Hamdi YazırO, saray gibi kıvılcımlar atar
Süleyman AteşO, kütük gibi kıvılcım(lar) saçar
Yusuf AliAs if there were (a string of) yellow camels (marching swiftly)
Elmalılı Hamdi YazırSanki o kıvılcımlar, sarı sarı (erkek deve sürüleridir)
Süleyman Ateş(Saçtığı) kıvılcım, sanki sarı bir halattır
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vay haline
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliThat will be a Day when they shall not be able to speak
Elmalılı Hamdi YazırBugün, konuşamıyacakları gündür
Süleyman AteşBu, konuşamayacakları gündür
Yusuf AliNor will it be open to them to put forth pleas
Elmalılı Hamdi YazırKendilerine izin de verilmez ki, özür beyan etsinler
Süleyman AteşKendilerine izin de verilmez ki özür dilesinler
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vay haline
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliThat will be a Day of Sorting out! We shall gather you together and those before (you)
Elmalılı Hamdi YazırBu, işte o hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık
Süleyman Ateşİşte bu, hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık
Yusuf AliNow, if ye have a trick (or plot), use it against Me
Elmalılı Hamdi YazırBir hileniz varsa beni atlatın
Süleyman AteşEğer (kurtulmak için yapacağınız) bir hileniz varsa bana hile yapın (da beni atlatın)
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vay haline
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliAs to the Righteous, they shall be amidst (cool) shades and springs (of water)
Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır
Süleyman AteşKorunanlar ise gölgeler altında, çeşme başındadırlar
Yusuf AliAnd (they shall have) fruits,- all they desire
Elmalılı Hamdi YazırCanlarının çektiğinden türlü meyveler arasındadırlar
Süleyman AteşGönüllerinin çektiği meyvalar içindedirler
Yusuf AliEat ye and drink ye to your heart's content: for that ye worked (Righteousness)
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için" (denir)
Süleyman AteşYaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için
Yusuf AliThus do We certainly reward the Doers of Good
Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz güzel amel işleyenleri böyle mükafatlandırırız
Süleyman AteşBiz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vay haline
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf Ali(O ye unjust!) Eat ye and enjoy yourselves (but) a little while, for that ye are Sinners
Elmalılı Hamdi YazırYiyin, zevklenin biraz, çünkü siz suçlularsınız
Süleyman AteşYeyin, azıcık sefa sürün, siz suçlularsınız
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Elmalılı Hamdi YazırO gün yalanlayanların vay haline
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliAnd when it is said to them, "Prostrate yourselves!" they do not so
Elmalılı Hamdi YazırOnlara: "Rüku edin" denildiği zaman etmezler
Süleyman AteşOnlara: "Rüku' edin" dendiği zaman rüku' etmezler
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
Elmalılı Hamdi YazırVay haline o gün yalanlayanların
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliThen what Message, after that, will they believe in
Elmalılı Hamdi YazırArtık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar
Süleyman AteşOnlar bun(a inanmadık)dan sonra hangi hadise (söze) inanacaklar