77. Al-Mursalaat سُورَةُ المُرۡسَلَاتِ
Süleyman AteşAndolsun; birbiri ardınca gönderilenlere
Yusuf AliBy the (Winds) sent forth one after another (to man's profit)
«والمرسلات عُرفا» أي الرياح متتابعة كعرف الفرس يتلو بعضه بعضا ونصبه على الحال.
Süleyman AteşEsip savuranlara
Yusuf AliWhich then blow violently in tempestuous Gusts
«فالعاصفات عصفا» الرياح الشديدة.
Süleyman AteşYaydıkça yayanlara
Yusuf AliAnd scatter (things) far and wide
«والناشرات نشرا» الرياح تنشر المطر.
Süleyman AteşAyırdıkça ayıranlara
Yusuf AliThen separate them, one from another
«فالفارقات فرقا» أي آيات القرآن تفرق بين الحق والباطل والحلال والحرام.
Süleyman AteşÖğüt bırakanlara
Yusuf AliThen spread abroad a Message
«فالملقيات ذكرا» أي الملائكة تنزل بالوحي إلى الأنبياء والرسل يلقون الوحي إلى الأمم.
Süleyman AteşÖzür yahut uyarmak için
Yusuf AliWhether of Justification or of Warning
«عذْرا أو نذرا» أي للإعذار والإنذار من الله تعالى وفي قراءة بضم ذال نذرا وقرئ بضم ذال عذرا.
Süleyman Ateş(Bunlara andolsun) Ki size va'dedilen, mutlaka olacaktır
Yusuf AliAssuredly, what ye are promised must come to pass
«إنما توعدون» أي يا كفار مكة من البعث والعذاب «لواقع» كائن لا محالة.
Süleyman AteşYıldızlar(ın ışığı) silindiği zaman
Yusuf AliThen when the stars become dim
«فإذا النجوم طمست» محي نورها.
Süleyman AteşGök yarıldığı zaman
Yusuf AliWhen the heaven is cleft asunder
«وإذا السماء فرجت» شقت.
Süleyman AteşDağlar ufalanıp savrulduğu zaman
Yusuf AliWhen the mountains are scattered (to the winds) as dust
«وإذا الجبال نسفت» فتتت وسيرت.
Süleyman AteşElçilere vakit belirlendiği zaman
Yusuf AliAnd when the apostles are (all) appointed a time (to collect)
«وإذا الرسل أُقتت» بالواو وبالهمزة بدلا منها، أي جمعت لوقت.
Süleyman AteşErtelenmiş oldukları gün için
Yusuf AliFor what Day are these (portents) deferred
«لأي يوم» ليوم عظيم «أُجلت» للشهادة على أممهم بالتبليغ.
Süleyman AteşYani hüküm günü için
Yusuf AliFor the Day of Sorting out
«ليوم الفصل» بين الخلق ويؤخذ منه جواب إذا، أي وقع الفصل بين الخلائق.
Süleyman AteşHüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin
Yusuf AliAnd what will explain to thee what is the Day of Sorting out
«وما أدراك ما يوم الفصل» تهويل لشأنه.
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
«ويل يومئذ للمكذبين» هذا وعيد لهم.
Süleyman AteşÖncekileri helak etmedik mi
Yusuf AliDid We not destroy the men of old (for their evil)
«ألم نهلك الأولين» بتكذيبهم، أي أهلكناهم.
Süleyman AteşSonra geridekileri de onların ardına takarız
Yusuf AliSo shall We make later (generations) follow them
«ثم نتبعهم الآخرين» ممن كذبوا ككفار مكة فنهلكهم.
Süleyman AteşSuçlulara böyle yaparız
Yusuf AliThus do We deal with men of sin
«كذلك» مثل ما فعلنا بالمكذبين «نفعل بالمجرمين» بكل من أجرم فيما يستقبل فنهلكهم.
Süleyman Ateş(Hakkı) yalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
«ويل يومئذ للمكذبين» تأكيد.
Süleyman AteşSizi adi bir sudan yaratmadık mı
Yusuf AliHave We not created you from a fluid (held) despicable
«أَلم نخلقكم من ماء مهين» ضعيف وهو المني.
Süleyman AteşOnu sağlam bir karar yerine koyduk
Yusuf AliThe which We placed in a place of rest, firmly fixed
«فجعلناه في قرار مكين» حريز وهو الرحم.
Süleyman AteşBelli bir süreye kadar
Yusuf AliFor a period (of gestation), determined (according to need)
«إلى قدر معلوم» وهو وقت الولادة.
Süleyman AteşBiçimlendirdik. Ne güzel biçim vereniz Biz
Yusuf AliFor We do determine (according to need); for We are the best to determine (things)
«فقَدرنا» على ذلك «فنعم القادرون» نحن.
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliAh woe, that Day! to the Rejecters of Truth
«ويل يومئذ للمكذبين».
Süleyman AteşArz'ı toplanma yeri yapmadık mı
Yusuf AliHave We not made the earth (as a place) to draw together
«ألم نجعل الأرض كفاتا» مصدر كفت بمعنى ضم، أي ضامة.
Süleyman AteşDiriler ve ölüler için
Yusuf AliThe living and the dead
«أحياءً» على ظهرها «وأمواتا» في بطنها.
Süleyman AteşOrada yüksek yüksek dağlar meydana getirmedik mi? Ve size tatlı su(lar) içirmedik mi
Yusuf AliAnd made therein mountains standing firm, lofty (in stature); and provided for you water sweet (and wholesome)
«وجعلنا فيها رواسيَ شامخات» جبالا مرتفعات «وأسقيناكم ماء فراتا» عذبا.
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
«ويل يومئذ للمكذبين» ويقال للمكذبين يوم القيامة:
Süleyman AteşHaydi yalanladığınız(azab)a gidin
Yusuf Ali(It will be said:) "Depart ye to that which ye used to reject as false
«انطلقوا إلى ما كنتم به» من العذاب «تكذبون».
Süleyman AteşÜç dallı bir gölgeye gidin
Yusuf AliDepart ye to a Shadow (of smoke ascending) in three columns
«انطلقوا إلى ظل ذي ثلاث شعب» هو دخان جهنم إذا ارتفع افترق ثلاث فرق لعظمه.
Süleyman AteşKi ne gölgelendirir, ne de alevden korur
Yusuf Ali(Which yields) no shade of coolness, and is of no use against the fierce Blaze
«لا ظليل» كنين يظلهم من حر ذلك اليوم «ولا يغني» يرد عنهم شيئا «من اللهب» النار.
Süleyman AteşO, kütük gibi kıvılcım(lar) saçar
Yusuf AliIndeed it throws about sparks (huge) as Forts
«إنها» أي النار «ترمي بشرر» هو ما تطاير منها «كالقصر» من البناء في عظمه وارتفاعه.
Süleyman Ateş(Saçtığı) kıvılcım, sanki sarı bir halattır
Yusuf AliAs if there were (a string of) yellow camels (marching swiftly)
(كأنه جمالات) جمالات جمع جمل وفي قراءة جمالت (صفر) في هيئتها ولونها وفي الحديث "" شرار الناس أسود كالقير "" والعرب تسمي سود الإبل صفرا لشوب سوادها بصفرة فقيل صفر في الآية بمعنى سود لما ذكر وقيل لا، والشرر: جمع شرارة، والقير: القار.
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
«ويل يومئذ للمكذبين».
Süleyman AteşBu, konuşamayacakları gündür
Yusuf AliThat will be a Day when they shall not be able to speak
«هذا» أي يوم القيامة «يوم لا ينطقون» فيه بشيء.
Süleyman AteşKendilerine izin de verilmez ki özür dilesinler
Yusuf AliNor will it be open to them to put forth pleas
«ولا يؤذن لهم» في العذر «فيعتذرون» عطف على يؤذن من غير تسبب عنه فهو داخل في حيز النفي، أي لا إذن فلا اعتذار.
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
«ويل يومئذ للمكذبين».
Süleyman Ateşİşte bu, hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık
Yusuf AliThat will be a Day of Sorting out! We shall gather you together and those before (you)
«هذا يوم الفصل جمعناكم» أيها المكذبون من هذه الأمة «والأولين» من المكذبين قبلكم فتحاسبون وتعذبون جميعا.
Süleyman AteşEğer (kurtulmak için yapacağınız) bir hileniz varsa bana hile yapın (da beni atlatın)
Yusuf AliNow, if ye have a trick (or plot), use it against Me
«فإن كان لكم كيد» حيلة في دفع العذاب عنكم «فكيدون» فافعلوها.
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
«ويل يومئذ للمكذبين».
Süleyman AteşKorunanlar ise gölgeler altında, çeşme başındadırlar
Yusuf AliAs to the Righteous, they shall be amidst (cool) shades and springs (of water)
«إن المتقين في ظلال» أي تكاثف أشجار إذ لا شمس يظل من حرها «وعيون» نابعة من الماء.
Süleyman AteşGönüllerinin çektiği meyvalar içindedirler
Yusuf AliAnd (they shall have) fruits,- all they desire
«وفواكه مما يشتهون» فيه إعلام بأن المأكل والمشرب في الجنة بحسب شهواتهم بخلاف الدنيا فبحسب ما يجد الناس في الأغلب ويقال لهم:
Süleyman AteşYaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için
Yusuf AliEat ye and drink ye to your heart's content: for that ye worked (Righteousness)
«كلوا واشربوا هنيئا» حال، أي متهنئين «بما كنتم تعملون» من الطاعة.
Süleyman AteşBiz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız
Yusuf AliThus do We certainly reward the Doers of Good
«إنا كذلك» كما جزينا المتقين «نجزي المحسنين».
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
«ويل يومئذ للمكذبين».
Süleyman AteşYeyin, azıcık sefa sürün, siz suçlularsınız
Yusuf Ali(O ye unjust!) Eat ye and enjoy yourselves (but) a little while, for that ye are Sinners
«كلوا وتمتعوا» خطاب للكفار في الدنيا «قليلا» من الزمان وغايته الموت، وفي هذا تهديد لهم «إنكم مجرمون».
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
«ويل يومئذ للمكذبين».
Süleyman AteşOnlara: "Rüku' edin" dendiği zaman rüku' etmezler
Yusuf AliAnd when it is said to them, "Prostrate yourselves!" they do not so
«وإذا قيل لهم اركعوا» صلوا «لا يركعون» لا يصلون.
Süleyman AteşYalanlayanların vay haline o gün
Yusuf AliAh woe, that Day, to the Rejecters of Truth
«ويل يومئذ للمكذبين».
Süleyman AteşOnlar bun(a inanmadık)dan sonra hangi hadise (söze) inanacaklar
Yusuf AliThen what Message, after that, will they believe in
«فبأي حديث بعده» أي القرآن «يؤمنون» أي لا يمكن إيمانهم بغيره من كتب الله بعد تكذيبهم به لاشتماله على الإعجاز الذي لم يشتمل عليه غيره.