☪ Anlam Arayışı

78. An-Naba سُورَةُ النَّبَإِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
78:1
عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ
عَمَّ
hangi şeyden?
يَتَسَآءَلُونَ
birbirlerine soruyorlar

Süleyman AteşBirbirlerine hangi şeyden soruyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عمَّ» عن أي شيء «يتساءلون» يسال بعض قريش بعضا.

78:2 📚 2
عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلۡعَظِيمِ
عَنِ
haberden (mi?)
ٱلنَّبَإِ
the News
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Süleyman AteşO büyük haberden mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عن النبأ العظيم» بيان لذلك الشيء والاستفهام لتفخيمه وهو ما جاء به النبي صلى الله عليه وسلم من القرآن المشتمل على البعث وغيره.

78:3 📚 1
ٱلَّذِي هُمۡ فِيهِ مُخۡتَلِفُونَ
ٱلَّذِى
ki
هُمْ
onlar
فِيهِ
onda
مُخْتَلِفُونَ
ayrılığa düşmektedirler

Süleyman AteşKi onlar onda ayrılığa düşmektedirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذي هم فيه مختلفون» فالمؤمنون يثبتونه والكافرون ينكرونه.

78:4
كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ
كَلَّا
hayır
سَيَعْلَمُونَ
yakında bilecekler

Süleyman AteşHayır (dedikleri gibi değil), yakında bilecekler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كلا» ردع «سيعلمون» ما يحل بهم على إنكارهم له.

78:5 📚 2
ثُمَّ كَلَّا سَيَعۡلَمُونَ
ثُمَّ
sonra
كَلَّا
hayır
سَيَعْلَمُونَ
yakında bilecekler

Süleyman AteşSonra hayır (dedikleri gibi değil), yakında bilecekler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم كلا سيعلمون» تأكيد وجيء فيه بثم للإيذان بأن الوعيد الثاني أشد من الأول، ثم أومأ تعالى إلى القدرة على البعث فقال:

78:6
أَلَمۡ نَجۡعَلِ ٱلۡأَرۡضَ مِهَٰدࣰ ا
أَلَمْ
yapmadık mı?
نَجْعَلِ
We made
ٱلْأَرْضَ
arzı
مِهَـٰدًۭا
bir beşik

Süleyman AteşYapmadık mı biz, Arzı bir beşik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم نجعل الأرض مهادا» فراشا كالمهد.

78:7
وَٱلۡجِبَالَ أَوۡتَادࣰ ا
وَٱلْجِبَالَ
ve dağları
أَوْتَادًۭا
birer kazık

Süleyman AteşDağları birer kazık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والجبال أوتادا» تثبت بها الأرض كما تثبت الخيام بالأوتاد، والاستفهام للتقرير.

78:8
وَخَلَقۡنَٰكُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا
وَخَلَقْنَـٰكُمْ
ve sizi yarattık
أَزْوَٰجًۭا
çift çift

Süleyman AteşVe sizi çift çift yarattık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وخلقناكم أزواجا» ذكورا وإناثا.

78:9
وَجَعَلۡنَا نَوۡمَكُمۡ سُبَاتࣰ ا
وَجَعَلْنَا
ve yaptık
نَوْمَكُمْ
uykunuzu
سُبَاتًۭا
dinlenme

Süleyman AteşUykunuzu dinlenme yaptık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجعلنا نومكم سباتا» راحة لأبدانكم.

78:10
وَجَعَلۡنَا ٱلَّيۡلَ لِبَاسࣰ ا
وَجَعَلْنَا
ve yaptık
ٱلَّيْلَ
geceyi
لِبَاسًۭا
bir giysi

Süleyman AteşGeceyi (sizi sarıp örten) bir giysi yaptık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجعلنا الليل لباسا» ساترا بسواده.

78:11
وَجَعَلۡنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشࣰ ا
وَجَعَلْنَا
ve yaptık
ٱلنَّهَارَ
gündüzü
مَعَاشًۭا
geçim zamanı

Süleyman AteşGündüzü de geçim zamanı yaptık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجعلنا النهار معاشا» وقتا للمعايش.

78:12
وَبَنَيۡنَا فَوۡقَكُمۡ سَبۡعࣰ ا شِدَادࣰ ا
وَبَنَيْنَا
ve bina ettik
فَوْقَكُمْ
üstünüzde
سَبْعًۭا
yedi (gök)
شِدَادًۭا
sağlam

Süleyman AteşÜstünüzde yedi sağlam (gök) bina ettik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وبنينا فوقكم سبعا» سبع سماوات «شدادا» جمع شديدة، أي قوية محكمة لا يؤثر فيها مرور الزمان.

78:13
وَجَعَلۡنَا سِرَاجࣰ ا وَهَّاجࣰ ا
وَجَعَلْنَا
ve yarattık
سِرَاجًۭا
bir lamba
وَهَّاجًۭا
parıl parıl parlayan

Süleyman AteşVe (orada) parıl parıl parlayan bir lamba yarattık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجعلنا سراجا» منيرا «وهاجا» وقادا: يعني الشمس.

78:14
وَأَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡمُعۡصِرَٰتِ مَآءࣰ ثَجَّاجࣰ ا
وَأَنزَلْنَا
ve indirdik
مِنَ
sıkışan(bulut)lardan
ٱلْمُعْصِرَٰتِ
the rain clouds
مَآءًۭ
su
ثَجَّاجًۭا
şarıl şarıl

Süleyman AteşSıkışan(bulut)lardan şarıl şarıl su indirdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنزلنا من المعصرات» السحابات التي حان لها أن تمطر، كالمعصر الجارية التي دنت من الحيض «ماءً ثجاجا» صبابا.

78:15
لِّنُخۡرِجَ بِهِۦ حَبࣰّ ا وَنَبَاتࣰ ا
لِّنُخْرِجَ
çıkaralım diye
بِهِۦ
onunla
حَبًّۭا
dane(ler)
وَنَبَاتًۭا
ve bitki(ler)

Süleyman AteşKi onunla çıkaralım: Dane(ler), bitki(ler)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لنخرج به حبا» كالحنطة «ونباتا» كالتين.

78:16
وَجَنَّٰتٍ أَلۡفَافًا
وَجَنَّـٰتٍ
ve bahçeler
أَلْفَافًا
birbirine sarmaş dolaş

Süleyman AteşVe (ağaçları) birbirine sarmaş dolaş bahçeler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجنات» بساتين «ألفافا» ملتفة، جمع لفيف كشريف وأشراف.

78:17
إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ كَانَ مِيقَٰتࣰ ا
إِنَّ
muhakkak ki
يَوْمَ
günü
ٱلْفَصْلِ
hüküm
كَانَ
belirlenmiş bir vakittir
مِيقَـٰتًۭا
an appointed time

Süleyman AteşMuhakkak ki (haklının, haksızın ayırdedileceği) hüküm günü, belirlenmiş bir vakittir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن يوم الفصل» بين الخلائق «كان ميقاتا» وقتا للثواب والعقاب.

78:18
يَوۡمَ يُنفَخُ فِي ٱلصُّورِ فَتَأۡتُونَ أَفۡوَاجࣰ ا
يَوْمَ
o gün
يُنفَخُ
üflenir
فِى
Sur'a
ٱلصُّورِ
the trumpet
فَتَأْتُونَ
gelirsiniz
أَفْوَاجًۭا
bölük bölük

Süleyman AteşO gün Sur'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوم ينفخ في الصور» القرن بدل من يوم الفصل أو بيان له والنافخ إسرافيل «فتأتون» من قبوركم إلى الموقف «أفواجا» جماعات مختلفة.

78:19
وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتۡ أَبۡوَٰبࣰ ا
وَفُتِحَتِ
ve açılmıştır
ٱلسَّمَآءُ
gök
فَكَانَتْ
ve olmuştur
أَبْوَٰبًۭا
kapı kapı

Süleyman AteşGök açılmış, kapı kapı olmuştur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفُتِّحت السماء» بالتشديد والتخفيف شققت لنزول الملائكة «فكانت أبوابا» ذات أبواب.

78:20
وَسُيِّرَتِ ٱلۡجِبَالُ فَكَانَتۡ سَرَابًا
وَسُيِّرَتِ
ve yürütülmüştür
ٱلْجِبَالُ
dağlar
فَكَانَتْ
olmuştur
سَرَابًا
bir serab

Süleyman AteşDağlar yürütülmüş, bir serab olmuştur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وسيِّرت الجبال» ذهب بها عن أماكنها «فكانت سرابا» هباء، أي مثله في خفة سيرها.

78:21
إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتۡ مِرۡصَادࣰ ا
إِنَّ
şüphesiz
جَهَنَّمَ
cehennem
كَانَتْ
olmuştur
مِرْصَادًۭا
gözetleme yeri

Süleyman AteşCehennem de gözetleme yeri olmuş(suçluları gözetleyip durmakta)dır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن جهنم كانت مرصادا» راصدة أو مرصدة.

78:22
لِّلطَّٰغِينَ مَـَٔابࣰ ا
لِّلطَّـٰغِينَ
azgınların
مَـَٔابًۭا
varacağı yerdir

Süleyman AteşAzgınların varacağı yerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«للطاغين» الكافرين فلا يتجاوزونها «مآبا» مرجعا لهم فيدخلونها.

78:23
لَّٰبِثِينَ فِيهَآ أَحۡقَابࣰ ا
لَّـٰبِثِينَ
kalacaklardır
فِيهَآ
orada
أَحْقَابًۭا
çağlar boyu

Süleyman AteşOrada çağlar boyu kalacalardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لابثين» حال مقدرة، أي مقدَّرا لبثهم «فيها أحقابا» دهورا لا نهاية لها جمع حقب بضم أوله.

78:24
لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرۡدࣰ ا وَلَا شَرَابًا
لَّا
tadmazlar
يَذُوقُونَ
they will taste
فِيهَا
orada
بَرْدًۭا
bir serinlik
وَلَا
ve ne de
شَرَابًا
içilecek bir şey

Süleyman AteşOrada ne bir serinlik, ne de içilecek bir şey tadarlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يذوقون فيها بردا» نوما فإنهم لا يذوقونه «ولا شرابا» ما يشرب تلذذا.

78:25
إِلَّا حَمِيمࣰ ا وَغَسَّاقࣰ ا
إِلَّا
yalnız (içerler)
حَمِيمًۭا
kaynar su
وَغَسَّاقًۭا
ve irin

Süleyman AteşYalnız kaynar su ve irin (içerler)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا» لكن «حميما» ماءً حارا غاية الحرارة «وغسَّاقا» بالتخفيف والتشديد ما يسيل من صديد أهل النار فإنهم يذوقونه جوزوا بذلك.

78:26
جَزَآءࣰ وِفَاقًا
جَزَآءًۭ
bir ceza olarak
وِفَاقًا
uygun

Süleyman AteşYaptıklarına uygun bir ceza olarak

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«جزاءً وفاقا» موافقا لعملهم فلا ذنب أعظم من الكفر ولا عذاب أعظم من النار.

78:27
إِنَّهُمۡ كَانُواْ لَا يَرۡجُونَ حِسَابࣰ ا
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
كَانُوا۟
idiler
لَا
ummuyor(lar)
يَرْجُونَ
expecting
حِسَابًۭا
bir hesap

Süleyman AteşÇünkü onlar bir hesap (görüleceğini) ummuyorlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنهم كانوا لا يرجون» يخافون «حسابا» لإنكارهم البعث.

78:28
وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا كِذَّابࣰ ا
وَكَذَّبُوا۟
ve yalanlamışlardı
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
كِذَّابًۭا
tekzib ile

Süleyman AteşAyetlerimizi de tamamen yalanlamışlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكذبوا بآياتنا» القرآن «كِذَّابا» تكذيبا.

78:29
وَكُلَّ شَيۡءٍ أَحۡصَيۡنَٰهُ كِتَٰبࣰ ا
وَكُلَّ
ve her
شَىْءٍ
şeyi
أَحْصَيْنَـٰهُ
saymıştık
كِتَـٰبًۭا
yazmıştık

Süleyman AteşBiz de her şeyi sayıp yazmıştık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكل شيءٍ» من الأعمال «أحصيناه» ضبطناه «كتابا» كتبا في اللوح المحفوظ لنجازي عليه ومن ذلك تكذيبهم بالقرآن.

78:30 📚 2
فَذُوقُواْ فَلَن نَّزِيدَكُمۡ إِلَّا عَذَابًا
فَذُوقُوا۟
şimdi tadın
فَلَن
artık asla
نَّزِيدَكُمْ
size artırmayacağız
إِلَّا
başka bir şey
عَذَابًا
azabdan

Süleyman AteşŞimdi tadın (yaptıklarınızın tadını), artık size azabdan başka bir şey artırmayacağız! So taste (of that which ye have earned). No increase do We give you save of torment

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فذوقوا» أي فيقال لهم في الآخرة عند وقوع العذاب ذوقوا جزاءكم «فلن نزيدكم إلا عذابا» فوق عذابكم.

78:31
إِنَّ لِلۡمُتَّقِينَ مَفَازًا
إِنَّ
şüphesiz
لِلْمُتَّقِينَ
muttakiler için vardır
مَفَازًا
başarı ödülü

Süleyman AteşKorunanlar için de başarı ödülü vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن للمتقين مفازا» مكان فوز في الجنة.

78:32
حَدَآئِقَ وَأَعۡنَٰبࣰ ا
حَدَآئِقَ
bahçeler
وَأَعْنَـٰبًۭا
ve bağlar

Süleyman AteşBahçeler, bağlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«حدائق» بساتين بدل من مفازا أو بيان له «وأعنابا» عطف على مفازا.

78:33
وَكَوَاعِبَ أَتۡرَابࣰ ا
وَكَوَاعِبَ
ve göğüsleri tomurcuklanmış
أَتْرَابًۭا
yaşıt kızlar

Süleyman AteşGöğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكواعب» جواري تكعبت ثديهن جمع كاعب «أترابا» على سن واحد، جمع تِرب بكسر التاء وسكون الراء.

78:34
وَكَأۡسࣰ ا دِهَاقࣰ ا
وَكَأْسًۭا
ve kadeh(ler)
دِهَاقًۭا
dolu

Süleyman AteşVe dolu kadeh(ler)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وكأسا دهاقا) خمرا مالئة محالها، وفي سورة القتال: "" وأنهار من خمر "".

78:35
لَّا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوࣰ ا وَلَا كِذَّٰبࣰ ا
لَّا
işitmezler
يَسْمَعُونَ
they will hear
فِيهَا
orada
لَغْوًۭا
boş söz
وَلَا
ve ne de
كِذَّٰبًۭا
yalan

Süleyman AteşOrada ne boş söz ne de yalan işitirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يسمعون فيها» أي الجنة عند شرب الخمر وغيرها من الأحوال «لغوا» باطلا من القول «ولا كذَابا» بالتخفيف، أي: كذبا، وبالتشديد أي تكذيبا من واحد لغيره بخلاف ما يقع في الدنيا عند شرب الخمر.

78:36
جَزَآءࣰ مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابࣰ ا
جَزَآءًۭ
bir karşılık
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
عَطَآءً
bir bağış olarak
حِسَابًۭا
yeterli

Süleyman AteşRabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«جزاءً من ربك» أي جزاهم الله بذلك جزاء «عطاءً» بدل من جزاء «حسابا» أي كثيرا، من قولهم: أعطاني فأحسبني، أي أكثر علي حتى قلت حسبي.

78:37
رَّبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَا ٱلرَّحۡمَٰنِۖ لَا يَمۡلِكُونَ مِنۡهُ خِطَابࣰ ا
رَّبِّ
Rabbi
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَمَا
ve bulunanların
بَيْنَهُمَا
ikisi arasında
ٱلرَّحْمَـٰنِ ۖ
çok merhametli
لَا
güçleri yetmez
يَمْلِكُونَ
they have power
مِنْهُ
O'nun huzurunda
خِطَابًۭا
konuşmaya

Süleyman AteşGöklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, çok merhametli (Rab). O'nun (izni olmadan) huzurunda konuşamazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ربِّ السماوات والأرض» بالجر والرفع «وما بينهما الرحمنِ» كذلك وبرفعه مع جر رب «لا يملكون» أي الخلق «منه» تعالى «خطابا» أي لا يقدر أحد أن يخاطبه خوفا منه.

78:38 📚 2
يَوۡمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ صَفࣰّ اۖ لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنۡ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحۡمَٰنُ وَقَالَ صَوَابࣰ ا
يَوْمَ
o gün
يَقُومُ
dururlar
ٱلرُّوحُ
Ruh
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ve melekler
صَفًّۭا ۖ
sıra sıra
لَّا
konuşamaz
يَتَكَلَّمُونَ
they will speak
إِلَّا
dışındakiler
مَنْ
kimseler
أَذِنَ
izin verdiği
لَهُ
kendisine
ٱلرَّحْمَـٰنُ
Rahman'ın
وَقَالَ
ve o da söyler
صَوَابًۭا
doğruyu

Süleyman AteşO gün Ruh ve melekler, sıra sıra dururlar. Ancak Rahman'ın izin verdiği konuşabilir, o da doğruyu söyler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوم» ظرف لـ لا يملكون «يقوم الروح» جبريل أو جند الله «والملائكة صفا» حال، أي مصطفين «لا يتكلمون» أي الخلق «إلا من أذن له الرحمن» في الكلام «وقال» قولا «صوابا» من المؤمنين والملائكة كأن يشفعوا لمن ارتضى.

78:39
ذَٰلِكَ ٱلۡيَوۡمُ ٱلۡحَقُّۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا
ذَٰلِكَ
işte bu
ٱلْيَوْمُ
günüdür
ٱلْحَقُّ ۖ
hak
فَمَن
artık kimse
شَآءَ
dileyen
ٱتَّخَذَ
tutar
إِلَىٰ
varan
رَبِّهِۦ
Rabbine
مَـَٔابًا
bir yol

Süleyman Ateşİşte bu, hak günüdür. Artık dileyen, Rabbine varan bir yol tutar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك اليوم الحق» الثابت وقوعه وهو يوم القيامة «فمن شاء اتخذ إلى ربه مآبا» مرجعا، أي رجع إلى الله بطاعته ليسلم من العذاب فيه.

78:40
إِنَّآ أَنذَرۡنَٰكُمۡ عَذَابࣰ ا قَرِيبࣰ ا يَوۡمَ يَنظُرُ ٱلۡمَرۡءُ مَا قَدَّمَتۡ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلۡكَافِرُ يَٰلَيۡتَنِي كُنتُ تُرَٰبَۢا
إِنَّآ
elbette biz
أَنذَرْنَـٰكُمْ
siz uyardık
عَذَابًۭا
bir azab ile
قَرِيبًۭا
yakın
يَوْمَ
o gün
يَنظُرُ
bakar
ٱلْمَرْءُ
kişi
مَا
işlere
قَدَّمَتْ
öne sürdüğü
يَدَاهُ
ellerinin
وَيَقُولُ
ve der
ٱلْكَافِرُ
kafir
يَـٰلَيْتَنِى
ey keşke
كُنتُ
ben olsaydım
تُرَٰبًۢا
toprak

Süleyman AteşBiz sizi yakın bir azab ile uyardık. O gün kişi, ellerinin (yapıp) öne sürdüğü işlere bakar ve kafir: "Keşke ben, toprak olsaydım!" der

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا أنذرناكم» يا كفار مكة «عذابا قريبا» عذاب يوم القيامة الآتي، وكل آت قريب «يوم» ظرف لعذابا بصفته «ينظر المرء» كل امرئ «ما قدمت يداه» من خير وشر «ويقول الكافر يا» حرف تنبيه «ليتني كنت ترابا» يعني فلا أعذب يقول ذلك عندما يقول الله تعالى للبهائم بعد الاقتصاص من بعضها لبعض: كوني ترابا.

← Önceki Sonraki →

78. An-Naba Suresi | Anlam Arayışı