78. An-Naba سُورَةُ النَّبَإِ
Saheeh InternationalAbout what are they asking one another
Elmalılı Hamdi YazırBirbirlerine neyi soruyorlar
Süleyman AteşBirbirlerine hangi şeyden soruyorlar
Saheeh InternationalAbout the great news
Elmalılı Hamdi YazırO büyük haberden (kıyametten) mi
Süleyman AteşO büyük haberden mi
Saheeh InternationalThat over which they are in disagreement
Elmalılı Hamdi YazırKi onlar onda ayrılığa düşmektedirler
Süleyman AteşKi onlar onda ayrılığa düşmektedirler
Saheeh InternationalNo! They are going to know
Elmalılı Hamdi YazırHayır, ilerde bilecekler
Süleyman AteşHayır (dedikleri gibi değil), yakında bilecekler
Saheeh InternationalThen, no! They are going to know
Elmalılı Hamdi YazırHayır hayır, ilerde bilecekler
Süleyman AteşSonra hayır (dedikleri gibi değil), yakında bilecekler
Saheeh InternationalHave We not made the earth a resting place
Elmalılı Hamdi YazırBiz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı
Süleyman AteşYapmadık mı biz, Arzı bir beşik
Saheeh InternationalAnd the mountains as stakes
Elmalılı Hamdi YazırDağları da birer kazık kılmadık mı
Süleyman AteşDağları birer kazık
Saheeh InternationalAnd We created you in pairs
Elmalılı Hamdi YazırSizleri çift çift yarattık
Süleyman AteşVe sizi çift çift yarattık
Saheeh InternationalAnd made your sleep [a means for] rest
Elmalılı Hamdi YazırUykunuzu bir dinlenme yaptık
Süleyman AteşUykunuzu dinlenme yaptık
Saheeh InternationalAnd made the night as clothing
Elmalılı Hamdi YazırGeceyi bir örtü yaptık
Süleyman AteşGeceyi (sizi sarıp örten) bir giysi yaptık
Saheeh InternationalAnd made the day for livelihood
Elmalılı Hamdi YazırGündüzü de bir geçim zamanı yaptık
Süleyman AteşGündüzü de geçim zamanı yaptık
Saheeh InternationalAnd constructed above you seven strong [heavens]
Elmalılı Hamdi YazırÜstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık
Süleyman AteşÜstünüzde yedi sağlam (gök) bina ettik
Saheeh InternationalAnd made [therein] a burning lamp
Elmalılı Hamdi Yazırİçlerine ışık saçan bir kandil astık
Süleyman AteşVe (orada) parıl parıl parlayan bir lamba yarattık
Saheeh InternationalAnd sent down, from the rain clouds, pouring water
Elmalılı Hamdi YazırYoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik
Süleyman AteşSıkışan(bulut)lardan şarıl şarıl su indirdik
Saheeh InternationalThat We may bring forth thereby grain and vegetation
Elmalılı Hamdi YazırOnunla taneler ve otlar çıkaralım diye
Süleyman AteşKi onunla çıkaralım: Dane(ler), bitki(ler)
Saheeh InternationalAnd gardens of entwined growth
Elmalılı Hamdi YazırVe sarmaş dolaş bağlar bahçeler (çıkaralım diye)
Süleyman AteşVe (ağaçları) birbirine sarmaş dolaş bahçeler
Saheeh InternationalIndeed, the Day of Judgement is an appointed time
Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur
Süleyman AteşMuhakkak ki (haklının, haksızın ayırdedileceği) hüküm günü, belirlenmiş bir vakittir
Saheeh InternationalThe Day the Horn is blown and you will come forth in multitudes
Elmalılı Hamdi YazırO gün Sûr'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz
Süleyman AteşO gün Sur'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz
Saheeh InternationalAnd the heaven is opened and will become gateways
Elmalılı Hamdi YazırGök de açılmış, kapı kapı olmuştur
Süleyman AteşGök açılmış, kapı kapı olmuştur
Saheeh InternationalAnd the mountains are removed and will be [but] a mirage
Elmalılı Hamdi YazırDağlar yürütülmüş, serap olmuştur
Süleyman AteşDağlar yürütülmüş, bir serab olmuştur
Saheeh InternationalIndeed, Hell has been lying in wait
Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz Cehennem gözetleme yeri olmuştur
Süleyman AteşCehennem de gözetleme yeri olmuş(suçluları gözetleyip durmakta)dır
Saheeh InternationalFor the transgressors, a place of return
Elmalılı Hamdi YazırAzgınlar için son varılacak yer olmuştur
Süleyman AteşAzgınların varacağı yerdir
Saheeh InternationalIn which they will remain for ages [unending]
Elmalılı Hamdi YazırOrada çağlarca kalacaklardır
Süleyman AteşOrada çağlar boyu kalacalardır
Saheeh InternationalThey will not taste therein [any] coolness or drink
Elmalılı Hamdi YazırOrada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey
Süleyman AteşOrada ne bir serinlik, ne de içilecek bir şey tadarlar
Saheeh InternationalExcept scalding water and [foul] purulence
Elmalılı Hamdi YazırAncak bir kaynar su ve irin (içecekler)
Süleyman AteşYalnız kaynar su ve irin (içerler)
Saheeh InternationalAn appropriate recompense
Elmalılı Hamdi YazırBir ceza ki tam yaptıklarına uygun
Süleyman AteşYaptıklarına uygun bir ceza olarak
Saheeh InternationalIndeed, they were not expecting an account
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü onlar hiçbir hesap ummazlardı
Süleyman AteşÇünkü onlar bir hesap (görüleceğini) ummuyorlardı
Saheeh InternationalAnd denied Our verses with [emphatic] denial
Elmalılı Hamdi YazırÂyetlerimizi yalanlaya yalanlaya tam bir yalancı olmuşlardı
Süleyman AteşAyetlerimizi de tamamen yalanlamışlardı
Saheeh InternationalBut all things We have enumerated in writing
Elmalılı Hamdi YazırBiz ise herşeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz
Süleyman AteşBiz de her şeyi sayıp yazmıştık
Saheeh InternationalSo taste [the penalty], and never will We increase you except in torment
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlara): "Şimdi tadın (cezanızı). Artık size azabınızı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız" (denir)
Süleyman AteşŞimdi tadın (yaptıklarınızın tadını), artık size azabdan başka bir şey artırmayacağız! So taste (of that which ye have earned). No increase do We give you save of torment
Saheeh InternationalIndeed, for the righteous is attainment
Elmalılı Hamdi YazırKuşkusuz takva sahipleri için bir kurtuluş var
Süleyman AteşKorunanlar için de başarı ödülü vardır
Saheeh InternationalGardens and grapevines
Elmalılı Hamdi YazırBahçeler var, bağlar var
Süleyman AteşBahçeler, bağlar
Saheeh InternationalAnd full-breasted [companions] of equal age
Elmalılı Hamdi YazırMemeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var
Süleyman AteşGöğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar
Saheeh InternationalAnd a full cup
Elmalılı Hamdi YazırDopdolu kadehler var
Süleyman AteşVe dolu kadeh(ler)
Saheeh InternationalNo ill speech will they hear therein or any falsehood
Elmalılı Hamdi YazırOrada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan
Süleyman AteşOrada ne boş söz ne de yalan işitirler
Saheeh International[As] reward from your Lord, [a generous] gift [made due by] account
Elmalılı Hamdi Yazır(Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir)
Süleyman AteşRabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak
Saheeh International[From] the Lord of the heavens and the earth and whatever is between them, the Most Merciful. They possess not from Him [authority for] speech
Elmalılı Hamdi YazırO, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Rahmân'dır. Hiç kimse ondan bir hitaba mâlik olamaz
Süleyman AteşGöklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, çok merhametli (Rab). O'nun (izni olmadan) huzurunda konuşamazlar
Saheeh InternationalThe Day that the Spirit and the angels will stand in rows, they will not speak except for one whom the Most Merciful permits, and he will say what is correct
Elmalılı Hamdi YazırO gün Ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Rahmân'ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler
Süleyman AteşO gün Ruh ve melekler, sıra sıra dururlar. Ancak Rahman'ın izin verdiği konuşabilir, o da doğruyu söyler
Saheeh InternationalThat is the True Day; so he who wills may take to his Lord a [way of] return
Elmalılı Hamdi Yazırİşte bu hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar
Süleyman Ateşİşte bu, hak günüdür. Artık dileyen, Rabbine varan bir yol tutar
Saheeh InternationalIndeed, We have warned you of a near punishment on the Day when a man will observe what his hands have put forth and the disbeliever will say, "Oh, I wish that I were dust
Elmalılı Hamdi YazırBiz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: "Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım
Süleyman AteşBiz sizi yakın bir azab ile uyardık. O gün kişi, ellerinin (yapıp) öne sürdüğü işlere bakar ve kafir: "Keşke ben, toprak olsaydım!" der