78. An-Naba سُورَةُ النَّبَإِ
Süleyman AteşBirbirlerine hangi şeyden soruyorlar
Ali BulaçBirbirlerine hangi şeyi sorup duruyorlar
«عمَّ» عن أي شيء «يتساءلون» يسال بعض قريش بعضا.
Süleyman AteşO büyük haberden mi
Ali BulaçO büyük haberi mi
«عن النبأ العظيم» بيان لذلك الشيء والاستفهام لتفخيمه وهو ما جاء به النبي صلى الله عليه وسلم من القرآن المشتمل على البعث وغيره.
Süleyman AteşKi onlar onda ayrılığa düşmektedirler
Ali BulaçKi kendileri hakkında anlaşmazlık içindedirler
«الذي هم فيه مختلفون» فالمؤمنون يثبتونه والكافرون ينكرونه.
Süleyman AteşHayır (dedikleri gibi değil), yakında bilecekler
Ali BulaçHayır; yakında bileceklerdir
«كلا» ردع «سيعلمون» ما يحل بهم على إنكارهم له.
Süleyman AteşSonra hayır (dedikleri gibi değil), yakında bilecekler
Ali BulaçYine hayır; yakında bileceklerdir
«ثم كلا سيعلمون» تأكيد وجيء فيه بثم للإيذان بأن الوعيد الثاني أشد من الأول، ثم أومأ تعالى إلى القدرة على البعث فقال:
Süleyman AteşYapmadık mı biz, Arzı bir beşik
Ali BulaçBiz, yeryüzünü bir döşek kılmadık mı
«ألم نجعل الأرض مهادا» فراشا كالمهد.
Süleyman AteşDağları birer kazık
Ali BulaçDağları da birer kazık
«والجبال أوتادا» تثبت بها الأرض كما تثبت الخيام بالأوتاد، والاستفهام للتقرير.
Süleyman AteşVe sizi çift çift yarattık
Ali BulaçSizi çift çift yarattık
«وخلقناكم أزواجا» ذكورا وإناثا.
Süleyman AteşUykunuzu dinlenme yaptık
Ali BulaçUykunuzu bir dinlenme yaptık
«وجعلنا نومكم سباتا» راحة لأبدانكم.
Süleyman AteşGeceyi (sizi sarıp örten) bir giysi yaptık
Ali BulaçGeceyi bir örtü yaptık
«وجعلنا الليل لباسا» ساترا بسواده.
Süleyman AteşGündüzü de geçim zamanı yaptık
Ali BulaçGündüzü bir geçim-vakti kıldık
«وجعلنا النهار معاشا» وقتا للمعايش.
Süleyman AteşÜstünüzde yedi sağlam (gök) bina ettik
Ali BulaçSizin üstünüze sapasağlam yedi-gök bina ettik
«وبنينا فوقكم سبعا» سبع سماوات «شدادا» جمع شديدة، أي قوية محكمة لا يؤثر فيها مرور الزمان.
Süleyman AteşVe (orada) parıl parıl parlayan bir lamba yarattık
Ali BulaçParıldadıkça parıldayan bir kandil (güneş) kıldık
«وجعلنا سراجا» منيرا «وهاجا» وقادا: يعني الشمس.
Süleyman AteşSıkışan(bulut)lardan şarıl şarıl su indirdik
Ali BulaçSıkıp suyu çıkaran (bulut)lardan 'bardaktan boşanırcasına su' indirdik
«وأنزلنا من المعصرات» السحابات التي حان لها أن تمطر، كالمعصر الجارية التي دنت من الحيض «ماءً ثجاجا» صبابا.
Süleyman AteşKi onunla çıkaralım: Dane(ler), bitki(ler)
Ali BulaçBununla taneler ve bitkiler bitirip-çıkaralım diye
«لنخرج به حبا» كالحنطة «ونباتا» كالتين.
Süleyman AteşVe (ağaçları) birbirine sarmaş dolaş bahçeler
Ali BulaçVe birbirine sarmaş-dolaş bahçeleri de
«وجنات» بساتين «ألفافا» ملتفة، جمع لفيف كشريف وأشراف.
Süleyman AteşMuhakkak ki (haklının, haksızın ayırdedileceği) hüküm günü, belirlenmiş bir vakittir
Ali BulaçŞüphesiz o hüküm (fasl) günü, belirlenmiş bir vakittir
«إن يوم الفصل» بين الخلائق «كان ميقاتا» وقتا للثواب والعقاب.
Süleyman AteşO gün Sur'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz
Ali BulaçSur'a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga geleceksiniz
«يوم ينفخ في الصور» القرن بدل من يوم الفصل أو بيان له والنافخ إسرافيل «فتأتون» من قبوركم إلى الموقف «أفواجا» جماعات مختلفة.
Süleyman AteşGök açılmış, kapı kapı olmuştur
Ali BulaçO sırada gök açılmış ve kapı kapı olmuştur
«وفُتِّحت السماء» بالتشديد والتخفيف شققت لنزول الملائكة «فكانت أبوابا» ذات أبواب.
Süleyman AteşDağlar yürütülmüş, bir serab olmuştur
Ali BulaçDağlar yürütülmüş, artık bir serab oluvermiştir
«وسيِّرت الجبال» ذهب بها عن أماكنها «فكانت سرابا» هباء، أي مثله في خفة سيرها.
Süleyman AteşCehennem de gözetleme yeri olmuş(suçluları gözetleyip durmakta)dır
Ali BulaçGerçekten cehennem, bir gözetleme yeridir
«إن جهنم كانت مرصادا» راصدة أو مرصدة.
Süleyman AteşAzgınların varacağı yerdir
Ali BulaçTaşkınlık edip-azanlar için son bir varış yeridir
«للطاغين» الكافرين فلا يتجاوزونها «مآبا» مرجعا لهم فيدخلونها.
Süleyman AteşOrada çağlar boyu kalacalardır
Ali BulaçBütün zamanlar boyunca içinde kalacaklardır
«لابثين» حال مقدرة، أي مقدَّرا لبثهم «فيها أحقابا» دهورا لا نهاية لها جمع حقب بضم أوله.
Süleyman AteşOrada ne bir serinlik, ne de içilecek bir şey tadarlar
Ali BulaçOrada ne serinlik tadacaklar, ne bir içecek
«لا يذوقون فيها بردا» نوما فإنهم لا يذوقونه «ولا شرابا» ما يشرب تلذذا.
Süleyman AteşYalnız kaynar su ve irin (içerler)
Ali BulaçKaynar sudan ve irinden başka
«إلا» لكن «حميما» ماءً حارا غاية الحرارة «وغسَّاقا» بالتخفيف والتشديد ما يسيل من صديد أهل النار فإنهم يذوقونه جوزوا بذلك.
Süleyman AteşYaptıklarına uygun bir ceza olarak
Ali Bulaç(İşlediklerine) Uygun olan bir ceza olarak
«جزاءً وفاقا» موافقا لعملهم فلا ذنب أعظم من الكفر ولا عذاب أعظم من النار.
Süleyman AteşÇünkü onlar bir hesap (görüleceğini) ummuyorlardı
Ali BulaçDoğrusu onlar, hesaba çekileceklerini ummuyorlardı
«إنهم كانوا لا يرجون» يخافون «حسابا» لإنكارهم البعث.
Süleyman AteşAyetlerimizi de tamamen yalanlamışlardı
Ali BulaçBizim ayetlerimizi yalanlayabildikleri kadar yalanlıyorlardı
«وكذبوا بآياتنا» القرآن «كِذَّابا» تكذيبا.
Süleyman AteşBiz de her şeyi sayıp yazmıştık
Ali BulaçOysa Biz, herşeyi yazıp saymışızdır
«وكل شيءٍ» من الأعمال «أحصيناه» ضبطناه «كتابا» كتبا في اللوح المحفوظ لنجازي عليه ومن ذلك تكذيبهم بالقرآن.
Süleyman AteşŞimdi tadın (yaptıklarınızın tadını), artık size azabdan başka bir şey artırmayacağız! So taste (of that which ye have earned). No increase do We give you save of torment
Ali BulaçŞimdi tadın. Size artık azaptan başkasını arttırmayacağız
«فذوقوا» أي فيقال لهم في الآخرة عند وقوع العذاب ذوقوا جزاءكم «فلن نزيدكم إلا عذابا» فوق عذابكم.
Süleyman AteşKorunanlar için de başarı ödülü vardır
Ali BulaçGerçek şu ki, muttakiler için 'bir kurtuluş ve mutluluk' vardır
«إن للمتقين مفازا» مكان فوز في الجنة.
Süleyman AteşBahçeler, bağlar
Ali BulaçNice bahçeler ve üzüm bağları
«حدائق» بساتين بدل من مفازا أو بيان له «وأعنابا» عطف على مفازا.
Süleyman AteşGöğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar
Ali BulaçGöğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar
«وكواعب» جواري تكعبت ثديهن جمع كاعب «أترابا» على سن واحد، جمع تِرب بكسر التاء وسكون الراء.
Süleyman AteşVe dolu kadeh(ler)
Ali BulaçDopdolu kadehler
(وكأسا دهاقا) خمرا مالئة محالها، وفي سورة القتال: "" وأنهار من خمر "".
Süleyman AteşOrada ne boş söz ne de yalan işitirler
Ali Bulaçİçinde, ne 'boş ve saçma bir söz' işitirler, ne bir yalan
«لا يسمعون فيها» أي الجنة عند شرب الخمر وغيرها من الأحوال «لغوا» باطلا من القول «ولا كذَابا» بالتخفيف، أي: كذبا، وبالتشديد أي تكذيبا من واحد لغيره بخلاف ما يقع في الدنيا عند شرب الخمر.
Süleyman AteşRabbinden bir karşılık, yeterli bir bağış olarak
Ali BulaçRabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağış(tır bu)
«جزاءً من ربك» أي جزاهم الله بذلك جزاء «عطاءً» بدل من جزاء «حسابا» أي كثيرا، من قولهم: أعطاني فأحسبني، أي أكثر علي حتى قلت حسبي.
Süleyman AteşGöklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, çok merhametli (Rab). O'nun (izni olmadan) huzurunda konuşamazlar
Ali BulaçGöklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi Rahman olan (Allah); O’na hitap etmeye güç yetiremezler
«ربِّ السماوات والأرض» بالجر والرفع «وما بينهما الرحمنِ» كذلك وبرفعه مع جر رب «لا يملكون» أي الخلق «منه» تعالى «خطابا» أي لا يقدر أحد أن يخاطبه خوفا منه.
Süleyman AteşO gün Ruh ve melekler, sıra sıra dururlar. Ancak Rahman'ın izin verdiği konuşabilir, o da doğruyu söyler
Ali BulaçRuh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışında olanlar konuşmazlar. (Konuşacak olan da,) Doğruyu söyleyecektir
«يوم» ظرف لـ لا يملكون «يقوم الروح» جبريل أو جند الله «والملائكة صفا» حال، أي مصطفين «لا يتكلمون» أي الخلق «إلا من أذن له الرحمن» في الكلام «وقال» قولا «صوابا» من المؤمنين والملائكة كأن يشفعوا لمن ارتضى.
Süleyman Ateşİşte bu, hak günüdür. Artık dileyen, Rabbine varan bir yol tutar
Ali Bulaçİşte bu, hak gündür. Şu halde dileyen Rabbine bir dönüşyolu edinsin
«ذلك اليوم الحق» الثابت وقوعه وهو يوم القيامة «فمن شاء اتخذ إلى ربه مآبا» مرجعا، أي رجع إلى الله بطاعته ليسلم من العذاب فيه.
Süleyman AteşBiz sizi yakın bir azab ile uyardık. O gün kişi, ellerinin (yapıp) öne sürdüğü işlere bakar ve kafir: "Keşke ben, toprak olsaydım!" der
Ali BulaçGerçekten Biz sizi yakın bir azab ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da: "Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim" diyecek
«إنا أنذرناكم» يا كفار مكة «عذابا قريبا» عذاب يوم القيامة الآتي، وكل آت قريب «يوم» ظرف لعذابا بصفته «ينظر المرء» كل امرئ «ما قدمت يداه» من خير وشر «ويقول الكافر يا» حرف تنبيه «ليتني كنت ترابا» يعني فلا أعذب يقول ذلك عندما يقول الله تعالى للبهائم بعد الاقتصاص من بعضها لبعض: كوني ترابا.