☪ Anlam Arayışı

80. Abasa سُورَةُ عَبَسَ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
80:1
عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ
عَبَسَ
surat astı
وَتَوَلَّىٰٓ
ve döndü

Süleyman AteşSurat astı ve döndü

Saheeh InternationalThe Prophet frowned and turned away

Diyanet İşleri MealiYanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi

80:2 📚 5
أَن جَآءَهُ ٱلۡأَعۡمَىٰ
أَن
diye
جَآءَهُ
ona geldi
ٱلْأَعْمَىٰ
kör

Süleyman AteşKör geldi diye

Saheeh InternationalBecause there came to him the blind man, [interrupting]

Diyanet İşleri MealiYanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi

80:3 📚 2
وَمَا يُدۡرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ
وَمَا
ve ne?
يُدْرِيكَ
bilirsin
لَعَلَّهُۥ
belki o
يَزَّكَّىٰٓ
arınacaktır

Süleyman AteşNe bilirsin belki o arınacak

Saheeh InternationalBut what would make you perceive, [O Muhammad], that perhaps he might be purified

Diyanet İşleri MealiNe bilirsin, belki de o arınacak

80:4 📚 1
أَوۡ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكۡرَىٰٓ
أَوْ
yahut
يَذَّكَّرُ
öğüt dinleyecektir
فَتَنفَعَهُ
ve kendisine yarayacaktır
ٱلذِّكْرَىٰٓ
öğüt

Süleyman AteşYahut öğüt dinleyecek de öğüt, kendisine yarayacak

Saheeh InternationalOr be reminded and the remembrance would benefit him

Diyanet İşleri MealiYahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti

80:5 📚 4
أَمَّا مَنِ ٱسۡتَغۡنَىٰ
أَمَّا
ama
مَنِ
kimse ise
ٱسْتَغْنَىٰ
kendisini muhtaç hissetmeyen

Süleyman AteşKendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince

Saheeh InternationalAs for he who thinks himself without need

Diyanet İşleri MealiAma sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun

80:6 📚 3
فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ
فَأَنتَ
sen
لَهُۥ
ona
تَصَدَّىٰ
yöneliyorsun

Süleyman AteşSen ona yöneliyorsun

Saheeh InternationalTo him you give attention

Diyanet İşleri MealiAma sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun

80:7 📚 2
وَمَا عَلَيۡكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ
وَمَا
nedir?
عَلَيْكَ
sana düşen
أَلَّا
onun arınmamasından
يَزَّكَّىٰ
he purifies himself

Süleyman AteşOnun arınmamasından sana ne

Saheeh InternationalAnd not upon you [is any blame] if he will not be purified

Diyanet İşleri MealiArınmak istememesinden sana ne

80:8 📚 1
وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسۡعَىٰ
وَأَمَّا
fakat
مَن
kimse ise
جَآءَكَ
sana gelen
يَسْعَىٰ
koşarak

Süleyman AteşFakat koşarak sana gelen

Saheeh InternationalBut as for he who came to you striving [for knowledge]

Diyanet İşleri MealiSen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun

80:9
وَهُوَ يَخۡشَىٰ
وَهُوَ
ve o
يَخْشَىٰ
saygı duyarak

Süleyman AteşSaygılı olarak gelmişken

Saheeh InternationalWhile he fears [Allah]

Diyanet İşleri MealiSen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun

80:10 📚 2
فَأَنتَ عَنۡهُ تَلَهَّىٰ
فَأَنتَ
sen
عَنْهُ
onunla
تَلَهَّىٰ
ilgilenmiyorsun

Süleyman AteşSen onunla ilgilenmiyorsun

Saheeh InternationalFrom him you are distracted

Diyanet İşleri MealiSen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun

80:11
كَلَّآ إِنَّهَا تَذۡكِرَةࣱ‏
كَلَّآ
hayır
إِنَّهَا
elbette o
تَذْكِرَةٌۭ
bir hatırlatmadır

Süleyman AteşHayır (olmaz böyle şey); o (ayetler), bir hatırlatmadır

Saheeh InternationalNo! Indeed, these verses are a reminder

Diyanet İşleri MealiDikkat et; bu Kuran bir öğüttür

80:12 📚 1
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ
فَمَن
kimse
شَآءَ
dileyen
ذَكَرَهُۥ
onu düşünür öğüt alır

Süleyman AteşDileyen onu düşünüp öğüt alır

Saheeh InternationalSo whoever wills may remember it

Diyanet İşleri MealiDileyen onu öğüt kabul eder

80:13 📚 1
فِي صُحُفࣲ مُّكَرَّمَةࣲ‏
فِى
içindedir
صُحُفٍۢ
sahifeler
مُّكَرَّمَةٍۢ
değer verilen

Süleyman Ateş(O öğüt) Sahifeler içindedir: Değer verilen

Saheeh International[It is recorded] in honored sheets

Diyanet İşleri MealiO, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir

80:14
مَّرۡفُوعَةࣲ مُّطَهَّرَةِۭ
مَّرْفُوعَةٍۢ
(saygı ile) yükseltilen
مُّطَهَّرَةٍۭ
tertemiz

Süleyman AteşSaygı ile yükseltilen, tertemiz (sayfalar)

Saheeh InternationalExalted and purified

Diyanet İşleri MealiO, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir

80:15
بِأَيۡدِي سَفَرَةࣲ‏
بِأَيْدِى
ellerinde
سَفَرَةٍۢ
yazıcıların

Süleyman AteşYazıcıların ellerinde

Saheeh International[Carried] by the hands of messenger-angels

Diyanet İşleri Mealiİyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır

80:16
كِرَامِۭ بَرَرَةࣲ‏
كِرَامٍۭ
değerli
بَرَرَةٍۢ
iyilik sahibi

Süleyman AteşDeğerli, iyi (yazıcıların)

Saheeh InternationalNoble and dutiful

Diyanet İşleri Mealiİyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır

80:17
قُتِلَ ٱلۡإِنسَٰنُ مَآ أَكۡفَرَهُۥ
قُتِلَ
kahrolası
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
مَآ
ne kadar
أَكْفَرَهُۥ
nankördür

Süleyman AteşKahrolası insan, ne kadar da nankördür

Saheeh InternationalCursed is man; how disbelieving is he

Diyanet İşleri MealiCanı çıksın o insanın, o ne nankördür

80:18 📚 5
مِنۡ أَيِّ شَيۡءٍ خَلَقَهُۥ
مِنْ
hangi-den?
أَىِّ
hangi
شَىْءٍ
thing
خَلَقَهُۥ
onu yarattı

Süleyman Ateş(Allah) Onu hangi şeyden yarattı

Saheeh InternationalFrom what substance did He create him

Diyanet İşleri MealiAllah onu hangi şeyden yaratmış

80:19 📚 5
مِن نُّطۡفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ
مِن
nutfe (sperm)den
نُّطْفَةٍ
a semen-drop
خَلَقَهُۥ
onu yarattı
فَقَدَّرَهُۥ
sonra ona biçim verdi

Süleyman AteşNutfe (sperm)den. Onu yarattı, ona biçim verdi

Saheeh InternationalFrom a sperm-drop He created him and destined for him

Diyanet İşleri MealiOnu meniden yaratıp merhalelerden geçirerek ona şekil vermiş

80:20 📚 4
ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ
ثُمَّ
sonra
ٱلسَّبِيلَ
yolu
يَسَّرَهُۥ
ona kolaylaştırdı

Süleyman AteşSonra ona yolu kolaylaştırdı

Saheeh InternationalThen He eased the way for him

Diyanet İşleri MealiSonra, yolu ona kolaylaştırmıştır

80:21 📚 4
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقۡبَرَهُۥ
ثُمَّ
sonra
أَمَاتَهُۥ
onu öldürdü
فَأَقْبَرَهُۥ
kabre koydurdu

Süleyman AteşSonra onu öldürdü, kabre koydurdu

Saheeh InternationalThen He causes his death and provides a grave for him

Diyanet İşleri MealiSonra onu öldürür ve kabre koyar

80:22 📚 5
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ
ثُمَّ
sonra
إِذَا
zaman
شَآءَ
dilediği
أَنشَرَهُۥ
onu diriltip kaldırdı

Süleyman AteşSonra dilediği zaman onu diriltip kaldırdı

Saheeh InternationalThen when He wills, He will resurrect him

Diyanet İşleri MealiSonra, dilediği zaman onu tekrar diriltir

80:23 📚 4
كَلَّا لَمَّا يَقۡضِ مَآ أَمَرَهُۥ
كَلَّا
hayır
لَمَّا
yerine getirmedi
يَقْضِ
he has accomplished
مَآ
şeyi
أَمَرَهُۥ
O'nun kendisine emrettiği

Süleyman AteşHayır, insan, O'nun kendisine emrettiğini yapmadı

Saheeh InternationalNo! Man has not yet accomplished what He commanded him

Diyanet İşleri MealiHayır; Allah'ın kendisine buyurduğunu hala yerine getirmemiştir

80:24
فَلۡيَنظُرِ ٱلۡإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ
فَلْيَنظُرِ
o halde baksın
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
إِلَىٰ
şu yiyeceğine
طَعَامِهِۦٓ
his food

Süleyman Ateşİnsan şu yiyeceğine baksın

Saheeh InternationalThen let mankind look at his food

Diyanet İşleri Mealiİnsan, yiyeceğine bir baksın

80:25
أَنَّا صَبَبۡنَا ٱلۡمَآءَ صَبࣰّ ا
اَنَّا
biz
صَبَبْنَا
döktük
ٱلْمَآءَ
suyu
صَبًّۭا
iyice döküşle

Süleyman AteşBiz suyu iyice döktük

Saheeh InternationalHow We poured down water in torrents

Diyanet İşleri MealiDoğrusu suyu bol bol indirmekteyiz

80:26
ثُمَّ شَقَقۡنَا ٱلۡأَرۡضَ شَقࣰّ ا
ثُمَّ
sonra
شَقَقْنَا
yardık
ٱلْأَرْضَ
toprağı
شَقًّۭا
güzel bir yarışla

Süleyman AteşSonra toprağı güzelce yardık da

Saheeh InternationalThen We broke open the earth, splitting [it with sprouts]

Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz

80:27
فَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا حَبࣰّ ا
فَأَنۢبَتْنَا
ve bitirdik
فِيهَا
orada
حَبًّۭا
dane

Süleyman AteşOrada bitirdik: Dane

Saheeh InternationalAnd caused to grow within it grain

Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz

80:28
وَعِنَبࣰ ا وَقَضۡبࣰ ا
وَعِنَبًۭا
ve üzüm
وَقَضْبًۭا
ve yonca

Süleyman AteşÜzüm, yonca

Saheeh InternationalAnd grapes and herbage

Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz

80:29
وَزَيۡتُونࣰ ا وَنَخۡلࣰ ا
وَزَيْتُونًۭا
ve zeytin
وَنَخْلًۭا
ve hurma

Süleyman AteşZeytin, hurma

Saheeh InternationalAnd olive and palm trees

Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz

80:30
وَحَدَآئِقَ غُلۡبࣰ ا
وَحَدَآئِقَ
ve bahçeler
غُلْبًۭا
iri ve gür

Süleyman Ateşİri ve gür bahçeler

Saheeh InternationalAnd gardens of dense shrubbery

Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz

80:31
وَفَٰكِهَةࣰ وَأَبࣰّ ا
وَفَـٰكِهَةًۭ
ve meyva
وَأَبًّۭا
ve çayır

Süleyman AteşMeyva ve çayır

Saheeh InternationalAnd fruit and grass

Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz

80:32
مَّتَٰعࣰ ا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡ
مَّتَـٰعًۭا
geçim olarak
لَّكُمْ
sizin için
وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ
ve hayvanlarınız için

Süleyman AteşSizin ve hayvanlarınızın geçimi için

Saheeh International[As] enjoyment for you and your grazing livestock

Diyanet İşleri MealiBunlar sizin ve hayvanlarınız için geçimliktir

80:33
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ
فَإِذَا
zaman
جَآءَتِ
geldiği
ٱلصَّآخَّةُ
kulakları sağır eden o ses

Süleyman AteşÇarpınca kulakları sağır eden o gürültü geldiği zaman

Saheeh InternationalBut when there comes the Deafening Blast

Diyanet İşleri MealiO muazzam gürültü, kıyamet kopup geldiği zaman

80:34 📚 5
يَوۡمَ يَفِرُّ ٱلۡمَرۡءُ مِنۡ أَخِيهِ
يَوْمَ
işte o gün
يَفِرُّ
kaçar
ٱلْمَرْءُ
kişi
مِنْ
kardeşinden
أَخِيهِ
his brother

Süleyman Ateşİşte o gün kişi kaçar: kardeşinden

Saheeh InternationalOn the Day a man will flee from his brother

Diyanet İşleri MealiO gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar

80:35
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ
وَأُمِّهِۦ
ve anasından
وَأَبِيهِ
ve babası(ndan)

Süleyman AteşAnasından, babasından

Saheeh InternationalAnd his mother and his father

Diyanet İşleri MealiO gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar

80:36
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ
وَصَـٰحِبَتِهِۦ
ve eşi(nden)
وَبَنِيهِ
ve oğulları(ndan)

Süleyman AteşEşinden ve oğullarından

Saheeh InternationalAnd his wife and his children

Diyanet İşleri MealiO gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar

80:37
لِكُلِّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ شَأۡنࣱ يُغۡنِيهِ
لِكُلِّ
hepsinin vardır
ٱمْرِئٍۢ
her kişinin
مِّنْهُمْ
onlardan
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
شَأْنٌۭ
bir derdi
يُغْنِيهِ
kendisine yeter

Süleyman AteşO gün, onlardan her kişinin, kendisine yeter derecede işi vardır

Saheeh InternationalFor every man, that Day, will be a matter adequate for him

Diyanet İşleri MealiO gün, herkesin kendine yeter derdi vardır

80:38
وُجُوهࣱ يَوۡمَئِذࣲ مُّسۡفِرَةࣱ‏
وُجُوهٌۭ
yüzler (var ki)
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
مُّسْفِرَةٌۭ
parıl parıl

Süleyman AteşYüzler var ki o gün parıl parıl

Saheeh International[Some] faces, that Day, will be bright

Diyanet İşleri MealiO gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir

80:39
ضَاحِكَةࣱ مُّسۡتَبۡشِرَةࣱ‏
ضَاحِكَةٌۭ
güleçtir
مُّسْتَبْشِرَةٌۭ
sevinçlidir

Süleyman AteşGüleç, sevinçli

Saheeh InternationalLaughing, rejoicing at good news

Diyanet İşleri MealiO gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir

80:40
وَوُجُوهࣱ يَوۡمَئِذٍ عَلَيۡهَا غَبَرَةࣱ‏
وَوُجُوهٌۭ
ve yüzler (vardır)
يَوْمَئِذٍ
o gün
عَلَيْهَا
üzeri
غَبَرَةٌۭ
tozlanmış

Süleyman AteşYüzler de var ki o gün tozlanmış

Saheeh InternationalAnd [other] faces, that Day, will have upon them dust

Diyanet İşleri MealiO gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür

80:41
تَرۡهَقُهَا قَتَرَةٌ
تَرْهَقُهَا
onları bürümüş
قَتَرَةٌ
karanlık

Süleyman AteşOnları karanlık bürümüş (öylesine üzgün, öylesine dertli)

Saheeh InternationalBlackness will cover them

Diyanet İşleri MealiO gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür

80:42
أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَفَرَةُ ٱلۡفَجَرَةُ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلْكَفَرَةُ
kafirlerdir
ٱلْفَجَرَةُ
Hak'tan sapanlardır

Süleyman Ateşİşte onlar kafirler, Hak'tan sapanlardır

Saheeh InternationalThose are the disbelievers, the wicked ones

Diyanet İşleri Mealiİşte bunlar inkarcı olanlar, Allah'ın buyruğundan çıkanlardır

← Önceki Sonraki →

80. Abasa Suresi | Anlam Arayışı