80. Abasa سُورَةُ عَبَسَ
Yusuf Ali(The Prophet) frowned and turned away
Ali BulaçSurat astı ve yüz çevirdi
Diyanet İşleri MealiYanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi
Yusuf AliBecause there came to him the blind man (interrupting)
Ali BulaçKendisine o kör geldi diye
Diyanet İşleri MealiYanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi
Yusuf AliBut what could tell thee but that perchance he might grow (in spiritual understanding)
Ali BulaçNerden biliyorsun; belki o, temizlenip-arınacak
Diyanet İşleri MealiNe bilirsin, belki de o arınacak
Yusuf AliOr that he might receive admonition, and the teaching might profit him
Ali BulaçVeya öğüt alacak; böylelikle bu öğüt kendisine yarar sağlayacak
Diyanet İşleri MealiYahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti
Yusuf AliAs to one who regards Himself as self-sufficient
Ali BulaçFakat kendini müstağni gören (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını sanan) ise
Diyanet İşleri MealiAma sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun
Yusuf AliTo him dost thou attend
Ali Bulaçİşte sen, onda 'yankı uyandırmaya’ çalışıyorsun
Diyanet İşleri MealiAma sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun
Yusuf AliThough it is no blame to thee if he grow not (in spiritual understanding)
Ali BulaçOysa, onun temizlenip-arınmasından sana ne
Diyanet İşleri MealiArınmak istememesinden sana ne
Yusuf AliBut as to him who came to thee striving earnestly
Ali BulaçAma koşarak sana gelen ise
Diyanet İşleri MealiSen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun
Yusuf AliAnd with fear (in his heart)
Ali BulaçKi o, 'içi titreyerek korkar' bir durumdadır
Diyanet İşleri MealiSen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun
Yusuf AliOf him wast thou unmindful
Ali BulaçSen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun
Diyanet İşleri MealiSen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun
Yusuf AliBy no means (should it be so)! For it is indeed a Message of instruction
Ali BulaçHayır; çünkü o (Kur'an), bir öğüttür
Diyanet İşleri MealiDikkat et; bu Kuran bir öğüttür
Yusuf AliTherefore let whoso will, keep it in remembrance
Ali BulaçArtık dileyen, onu 'düşünüp-öğüt alsın
Diyanet İşleri MealiDileyen onu öğüt kabul eder
Yusuf Ali(It is) in Books held (greatly) in honour
Ali BulaçO (Kur'an), 'şerefli-üstün' sahifelerdedir
Diyanet İşleri MealiO, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir
Yusuf AliExalted (in dignity), kept pure and holy
Ali BulaçYüceltilmiş, tertemiz (mutahhar) kılınmış
Diyanet İşleri MealiO, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir
Yusuf Ali(Written) by the hands of scribes
Ali BulaçKatiplerin ellerinde
Diyanet İşleri Mealiİyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır
Yusuf AliHonourable and Pious and Just
Ali Bulaç(Ki onlar,) Üstün değerli, 'iyilik ve dürüstlük sembolü
Diyanet İşleri Mealiİyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır
Yusuf AliWoe to man! What hath made him reject God
Ali BulaçKahrolası insan, ne kadar nankördür
Diyanet İşleri MealiCanı çıksın o insanın, o ne nankördür
Yusuf AliFrom what stuff hath He created him
Ali Bulaç(Allah) Onu hangi şeyden yarattı
Diyanet İşleri MealiAllah onu hangi şeyden yaratmış
Yusuf AliFrom a sperm-drop: He hath created him, and then mouldeth him in due proportions
Ali BulaçBir damla sudan yarattı da onu 'bir ölçüyle biçime soktu
Diyanet İşleri MealiOnu meniden yaratıp merhalelerden geçirerek ona şekil vermiş
Yusuf AliThen doth He make His path smooth for him
Ali BulaçSonra ona yolu kolaylaştırdı
Diyanet İşleri MealiSonra, yolu ona kolaylaştırmıştır
Yusuf AliThen He causeth him to die, and putteth him in his grave
Ali BulaçSonra onu öldürdü, böylece kabre gömdürdü
Diyanet İşleri MealiSonra onu öldürür ve kabre koyar
Yusuf AliThen, when it is His Will, He will raise him up (again)
Ali BulaçSonra dilediği zaman onu diriltir
Diyanet İşleri MealiSonra, dilediği zaman onu tekrar diriltir
Yusuf AliBy no means hath he fulfilled what God hath commanded him
Ali BulaçHayır; ona (Allah'ın) emrettiğini yerine getirmedi
Diyanet İşleri MealiHayır; Allah'ın kendisine buyurduğunu hala yerine getirmemiştir
Yusuf AliThen let man look at his food, (and how We provide it)
Ali BulaçBir de insan, yediğine bir bakıversin
Diyanet İşleri Mealiİnsan, yiyeceğine bir baksın
Yusuf AliFor that We pour forth water in abundance
Ali BulaçBiz şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık
Diyanet İşleri MealiDoğrusu suyu bol bol indirmekteyiz
Yusuf AliAnd We split the earth in fragments
Ali BulaçSonra yeri yardıkça yardık
Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz
Yusuf AliAnd produce therein corn
Ali BulaçBöylece onda taneler bitirdik
Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz
Yusuf AliAnd Grapes and nutritious plants
Ali BulaçÜzümler, yoncalar
Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz
Yusuf AliAnd Olives and Dates
Ali BulaçZeytinler, hurmalar
Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz
Yusuf AliAnd enclosed Gardens, dense with lofty trees
Ali BulaçBoyları birbiriyle yarışan ve içiçe girmiş ağaçlı bahçeler
Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz
Yusuf AliAnd fruits and fodder
Ali BulaçMeyveler ve otlaklıklar
Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz
Yusuf AliFor use and convenience to you and your cattle
Ali BulaçSize ve hayvanlarınıza bir yarar (meta) olmak üzere
Diyanet İşleri MealiBunlar sizin ve hayvanlarınız için geçimliktir
Yusuf AliAt length, when there comes the Deafening Noise
Ali BulaçFakat 'kulakları patlatırcasına olan o gürleme' geldiği zaman
Diyanet İşleri MealiO muazzam gürültü, kıyamet kopup geldiği zaman
Yusuf AliThat Day shall a man flee from his own brother
Ali BulaçKişi o gün, kendi kardeşinden kaçar
Diyanet İşleri MealiO gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar
Yusuf AliAnd from his mother and his father
Ali BulaçAnnesinden ve babasından
Diyanet İşleri MealiO gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar
Yusuf AliAnd from his wife and his children
Ali BulaçEşinden ve çocuklarından
Diyanet İşleri MealiO gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar
Yusuf AliEach one of them, that Day, will have enough concern (of his own) to make him indifferent to the others
Ali BulaçO gün, onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır
Diyanet İşleri MealiO gün, herkesin kendine yeter derdi vardır
Yusuf AliSome faces that Day will be beaming
Ali BulaçO gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır
Diyanet İşleri MealiO gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir
Yusuf AliLaughing, rejoicing
Ali BulaçGüler ve sevinç içindedir
Diyanet İşleri MealiO gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir
Yusuf AliAnd other faces that Day will be dust-stained
Ali BulaçVe o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz bürümüştür
Diyanet İşleri MealiO gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür
Yusuf AliBlackness will cover them
Ali BulaçBir karartı sarıp-kaplamıştır
Diyanet İşleri MealiO gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür
Yusuf AliSuch will be the Rejecters of God, the doers of iniquity
Ali Bulaçİşte onlar da, kafir, facir olanlardır
Diyanet İşleri Mealiİşte bunlar inkarcı olanlar, Allah'ın buyruğundan çıkanlardır