☪ Anlam Arayışı

80. Abasa سُورَةُ عَبَسَ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
80:1
عَبَسَ وَتَوَلَّىٰٓ

Diyanet İşleri MealiYanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi

Elmalılı Hamdi Yazır(Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü

Tefsîru'l-Begavî
مكية"عبس"، كلح، "وتولى"، أعرض بوجهه.

80:2 📚 5
أَن جَآءَهُ ٱلۡأَعۡمَىٰ

Diyanet İşleri MealiYanına kör bir kimse geldi diye (Peygamber) yüzünü asıp çevirdi

Elmalılı Hamdi YazırKendisine âmâ geldi, diye

Tefsîru'l-Begavî
( أن جاءه الأعمى ) [ أي : لأن جاءه الأعمى ] وهو ابن أم مكتوم ، واسمه عبد الله بن شريح بن مالك بن ربيعة الفهري من بني عامر بن لؤي ، وذلك أنه أتى رسول الله - صلى الله عليه وسلم - ، وهو يناجي عتبة بن ربيعة ، وأبا جهل بن هشام ، والعباس بن عبد المطلب ، وأبي بن خلف ، وأخاه أمية ، يدعوهم إلى الله ، يرجو إسلامهم ، فقال ابن أم مكتوم : [ يا رسول الله ] أقرئني وعلمني مما علمك الله ، فجعل يناديه ويكرر النداء ، ولا يدري أنه مقبل على غيره حتى ظهرت الكراهية في وجه رسول الله - صلى الله عليه وسلم - لقطعه كلامه ، وقال في نفسه : يقول هؤلاء الصناديد : إنما أتباعه العميان والعبيد والسفلة ، فعبس وجهه وأعرض عنه ، وأقبل على القوم الذين يكلمهم ، فأنزل الله هذه الآيات ، فكان رسول الله - صلى الله عليه وسلم - بعد ذلك يكرمه ، وإذا رآه قال : مرحبا بمن عاتبني فيه ربي ، ويقول له : هل لك من حاجة ؟ واستخلفه على المدينة مرتين في غزوتين غزاهما ، قال أنس بن مالك : فرأيته يوم القادسية عليه درع ومعه راية سوداء .

80:3 📚 2
وَمَا يُدۡرِيكَ لَعَلَّهُۥ يَزَّكَّىٰٓ

Diyanet İşleri MealiNe bilirsin, belki de o arınacak

Elmalılı Hamdi YazırNe bilirsin, belki o temizlenecek

Tefsîru'l-Begavî
"وما يدريك لعله يزكى"، يتطهر من الذنوب بالعمل الصالح وما يتعلمه منك، وقال ابن زيد: يسلم.

80:4 📚 1
أَوۡ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ ٱلذِّكۡرَىٰٓ

Diyanet İşleri MealiYahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda verecekti

Elmalılı Hamdi YazırVeya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek

Tefsîru'l-Begavî
"أو يذكر"، يتعظ، "فتنفعه الذكرى"، الموعظة قرأ عاصم: "فتنفعه" بنصب العين على جواب لعل بالفاء، وقراءة العامة بالرفع نسقاً على قوله: "يذكر".

80:5 📚 4
أَمَّا مَنِ ٱسۡتَغۡنَىٰ

Diyanet İşleri MealiAma sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun

Elmalılı Hamdi YazırAma buna ihtiyaç hissetmeyene gelince

Tefsîru'l-Begavî
"أما من استغنى"، قال ابن عباس: عن الله وعن الإيمان بما له من المال.

80:6 📚 3
فَأَنتَ لَهُۥ تَصَدَّىٰ

Diyanet İşleri MealiAma sen, kendisini öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun

Elmalılı Hamdi YazırSen ona yöneliyorsun

Tefsîru'l-Begavî
"فأنت له تصدى"، تتعرض له وتقبل عليه وتصغي إليه كلامه، وقرأ أهل الحجاز: "تصدى" بتشديد الصاد على الإدغام، أي: تتصدى، وقرأ الآخرون بتخفيف الصاد على الحذف.

80:7 📚 2
وَمَا عَلَيۡكَ أَلَّا يَزَّكَّىٰ

Diyanet İşleri MealiArınmak istememesinden sana ne

Elmalılı Hamdi YazırOnun temizlenmemesinden sana ne

Tefsîru'l-Begavî
" وما عليك أن لا يزكى "، لا يؤمن ولا يهتدي، إن عليك إلا البلاغ.

80:8 📚 1
وَأَمَّا مَن جَآءَكَ يَسۡعَىٰ

Diyanet İşleri MealiSen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun

Elmalılı Hamdi YazırAma sana can atarak gelen

Tefsîru'l-Begavî
"وأما من جاءك يسعى"، يمشي يعني: ابن أم مكتوم.

80:9
وَهُوَ يَخۡشَىٰ

Diyanet İşleri MealiSen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun

Elmalılı Hamdi YazırAllah'tan korkarak gelmişken

Tefsîru'l-Begavî
"وهو يخشى"، الله عز وجل.

80:10 📚 2
فَأَنتَ عَنۡهُ تَلَهَّىٰ

Diyanet İşleri MealiSen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun

Elmalılı Hamdi YazırSen onunla ilgilenmiyorsun

Tefsîru'l-Begavî
"فأنت عنه تلهى"، تتشاغل وتعرض عنه.

80:11
كَلَّآ إِنَّهَا تَذۡكِرَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiDikkat et; bu Kuran bir öğüttür

Elmalılı Hamdi YazırHayır hayır, sakın. Çünkü o Kur'ân bir öğüttür

Tefsîru'l-Begavî
"كلا"، زجر، أي لا تفعل بعدها مثلها، "إنها" يعني هذه الموعظة. وقال مقاتل: آيات القرآن، "تذكرة"، موعظة وتذكير للخلق.

80:12 📚 1
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ

Diyanet İşleri MealiDileyen onu öğüt kabul eder

Elmalılı Hamdi YazırArtık dileyen onu düşünür

Tefsîru'l-Begavî
"فمن شاء"، من عباد الله، "ذكره"، أي اتعظ به. وقال مقاتل: فمن شاء الله ذكره وفهمه، واتعظ بمشيئته وتفهيمه، والهاء في "ذكره" راجعة إلى القرآن والتنزيل والوعظ.

80:13 📚 1
فِي صُحُفࣲ مُّكَرَّمَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiO, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir

Elmalılı Hamdi YazırO, değerli sahifelerdedir

Tefsîru'l-Begavî
ثم أخبر عن جلالته عنده فقال: "في صحف مكرمة"، يعني اللوح المحفوظ. وقيل: كتب الأنبياء عليهم السلام، دليله قوله تعالى: " إن هذا لفي الصحف الأولى * صحف إبراهيم وموسى " (الأعلى- 18، 19).

80:14
مَّرۡفُوعَةࣲ مُّطَهَّرَةِۭ

Diyanet İşleri MealiO, kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir

Elmalılı Hamdi YazırYüksek tutulan tertemiz sahifelerde

Tefsîru'l-Begavî
"مرفوعة"، رفيعة القدر عند الله عز وجل، وقيل: مرفوعة يعني في السماء السابعة. "مطهرة"، لا يمسها إلا المطهرون، وهم الملائكة.

80:15
بِأَيۡدِي سَفَرَةࣲ‏

Diyanet İşleri Mealiİyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır

Elmalılı Hamdi YazırYazıcıların ellerindedir

Tefsîru'l-Begavî
"بأيدي سفرة"، قال ابن عباس ومجاهد: كتبة، وهم الملائكة الكرام الكاتبون، واحدهم سافر، يقال: سفرت أي كتبت. ومنه قيل للكاتب: سافر، وللكتاب: سفر، وجمعه: أسفار. وقال الآخرون: هم الرسل من الملائكة واحدهم سفير، وهو الرسول، وسفير القوم الذي يسعى بينهم للصلح، وسفرت بين القوم إذا أصلحت بينهم.

80:16
كِرَامِۭ بَرَرَةࣲ‏

Diyanet İşleri Mealiİyi kimseler, saygıdeğer elçilerin eliyle yazılmıştır

Elmalılı Hamdi YazırDeğerli, iyi yazıcıların

Tefsîru'l-Begavî
ثم أثنى عليهم فقال: "كرام بررة"، أي: كرام على الله، بررة مطيعين، جمع بار.

80:17
قُتِلَ ٱلۡإِنسَٰنُ مَآ أَكۡفَرَهُۥ

Diyanet İşleri MealiCanı çıksın o insanın, o ne nankördür

Elmalılı Hamdi YazırO kahrolası insan, ne nankör şey

Tefsîru'l-Begavî
قوله - عز وجل - : ( قتل الإنسان ) أي لعن الكافر . قال مقاتل : نزلت في عتبة بن أبي لهب ( ما أكفره ) ما أشد كفره بالله مع كثرة إحسانه إليه وأياديه عنده ، على طريق التعجب ، قال الزجاج : معناه : اعجبوا أنتم من كفره . وقال الكلبي ومقاتل : هو " ما " الاستفهام ، يعني : أي شيء حمله على الكفر ؟

80:18 📚 5
مِنۡ أَيِّ شَيۡءٍ خَلَقَهُۥ

Diyanet İşleri MealiAllah onu hangi şeyden yaratmış

Elmalılı Hamdi YazırO yaratan onu hangi şeyden yarattı

Tefsîru'l-Begavî
ثم بين من أمره ما كان ينبغي معه أن يعلم أن الله خالقه فقال: "من أي شيء خلقه"، لفظه استفهام ومعناه التقرير.

80:19 📚 5
مِن نُّطۡفَةٍ خَلَقَهُۥ فَقَدَّرَهُۥ

Diyanet İşleri MealiOnu meniden yaratıp merhalelerden geçirerek ona şekil vermiş

Elmalılı Hamdi YazırBir damla sudan, onu yarattı da biçime koydu

Tefsîru'l-Begavî
ثم فسره فقال: "من نطفة خلقه فقدره"، أطواراً: نطفة ثم علقة إلى آخر خلقه، قال الكلبي: قدر خلقه، رأسه وعينيه ويديه ورجليه.

80:20 📚 4
ثُمَّ ٱلسَّبِيلَ يَسَّرَهُۥ

Diyanet İşleri MealiSonra, yolu ona kolaylaştırmıştır

Elmalılı Hamdi YazırSonra ona yolunu kolaylaştırdı

Tefsîru'l-Begavî
"ثم السبيل يسره"، أي طريق خروجه من بطن أمه. قال السدي ومقاتل، والحسن ومجاهد: يعني طريق الحق والباطل، سهل له العلم به، كما قال: "إنا هديناه السبيل" (الإنسان- 3) "وهديناه النجدين" (البلد-10)، وقيل: يسر على كل أحد ما خلقه له وقدره عليه.

80:21 📚 4
ثُمَّ أَمَاتَهُۥ فَأَقۡبَرَهُۥ

Diyanet İşleri MealiSonra onu öldürür ve kabre koyar

Elmalılı Hamdi YazırSonra onu öldürdü de kabre koydurdu

Tefsîru'l-Begavî
( ثم أماته فأقبره ) جعل له قبرا يوارى فيه . قال الفراء : جعله مقبورا ولم يجعله ممن يلقى كالسباع والطيور . يقال : قبرت الميت إذا دفنته ، وأقبره الله : أي صيره بحيث يقبر ، وجعله ذا قبر ، كما يقال : طردت فلانا والله أطرده أي صيره طريدا .

80:22 📚 5
ثُمَّ إِذَا شَآءَ أَنشَرَهُۥ

Diyanet İşleri MealiSonra, dilediği zaman onu tekrar diriltir

Elmalılı Hamdi YazırSonra dilediği vakit onu tekrar diriltir

Tefsîru'l-Begavî
"ثم إذا شاء أنشره"، أحياه بعد موته.

80:23 📚 4
كَلَّا لَمَّا يَقۡضِ مَآ أَمَرَهُۥ

Diyanet İşleri MealiHayır; Allah'ın kendisine buyurduğunu hala yerine getirmemiştir

Elmalılı Hamdi YazırHayır hayır, doğrusu o, hiç Allah'ın emrini tam yerine getirmedi

Tefsîru'l-Begavî
"كلا"، رداً عليه، أي: ليس كما يقول ويظن هذا الكافر، وقال الحسن: حقاً. "لما يقض ما أمره"، أي لم يفعل ما أمره الله به ولم يؤد ما فرض عليه.

80:24
فَلۡيَنظُرِ ٱلۡإِنسَٰنُ إِلَىٰ طَعَامِهِۦٓ

Diyanet İşleri Mealiİnsan, yiyeceğine bir baksın

Elmalılı Hamdi YazırBir de o insan yiyeceğine baksın

Tefsîru'l-Begavî
ولما ذكر خلق ابن آدم ذكر رزقه ليعتبر فقال: "فلينظر الإنسان إلى طعامه"، كيف قدره ربه ودبره له وجعله سبباً لحياته. وقال مجاهد: إلى مدخله ومخرجه.

80:25
أَنَّا صَبَبۡنَا ٱلۡمَآءَ صَبࣰّ ا

Diyanet İşleri MealiDoğrusu suyu bol bol indirmekteyiz

Elmalılı Hamdi YazırBiz o suyu bol bol döktük

Tefsîru'l-Begavî
ثم بين فقال: "أنا" قرأ أهل الكوفة: "أنا" بالفتح على تكرير الخافض، مجازه: فلينظر إلى أنا وقرأ الآخرون بالكسر على الاستئناف. "صببنا الماء صباً"، يعني المطر.

80:26
ثُمَّ شَقَقۡنَا ٱلۡأَرۡضَ شَقࣰّ ا

Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz

Elmalılı Hamdi YazırSonra toprağı nasıl da yardık

Tefsîru'l-Begavî
"ثم شققنا الأرض شقاً"، بالنبات.

80:27
فَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا حَبࣰّ ا

Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz

Elmalılı Hamdi YazırBu suretle orada ekinler bitirdik

Tefsîru'l-Begavî
"فأنبتنا فيها حباً"، يعني الحبوب التي يتغذى بها.

80:28
وَعِنَبࣰ ا وَقَضۡبࣰ ا

Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz

Elmalılı Hamdi YazırÜzümler, yoncalar

Tefsîru'l-Begavî
"وعنباً وقضباً"، وهو القت الرطب، سمي بذلك لأنه يقضب في كل الأيام يقطع. وقال الحسن: القضب: العلف للدواب.

80:29
وَزَيۡتُونࣰ ا وَنَخۡلࣰ ا

Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz

Elmalılı Hamdi YazırZeytinlikler, hurmalıklar

Tefsîru'l-Begavî
"وزيتوناً"، وهو ما يعصر منه الزيت، "ونخلاً"، جمع نخلة.

80:30
وَحَدَآئِقَ غُلۡبࣰ ا

Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz

Elmalılı Hamdi Yazırİri ve sık ağaçlı bahçeler

Tefsîru'l-Begavî
"وحدائق غلباً"، غلاظ الأشجار، واحدها أغلب، ومنه قيل لغليظ الرقبة: أغلب. وقال مجاهد ومقاتل: الغلب: الملتفة الشجر بعضه في بعض، قال ابن عباس: طوالاً.

80:31
وَفَٰكِهَةࣰ وَأَبࣰّ ا

Diyanet İşleri MealiSonra yeryüzünü iyice yarmakta ve orada taneli ekinler, üzümler, sebzeler, zeytin, hurma ağaçları ve bahçelerde koca koca ağaçlı meyveler ve çayırlar bitirmekteyiz

Elmalılı Hamdi YazırMeyveler, çayırlar bitirdik

Tefsîru'l-Begavî
( وفاكهة ) يريد ألوان الفواكه ( وأبا ) يعني الكلأ والمرعى الذي لم يزرعه الناس ، مما يأكله الأنعام والدواب .قال عكرمة : " الفاكهة " ما يأكله الناس ، و " الأب " ما يأكله الدواب . ومثله عن قتادة قال : الفاكهة لكم والأب لأنعامكم .وقال سعيد بن جبير عن ابن عباس قال : ما أنبتت [ الأرض ] مما يأكل الناس والأنعام .وروي عن إبراهيم التيمي أن أبا بكر سئل عن قوله : " وفاكهة وأبا " فقال : أي سماء تظلني وأي أرض تقلني إذا قلت في كتاب الله ما لا أعلم .وروى ابن شهاب عن أنس أنه سمع عمر بن الخطاب قرأ هذه الآية ثم قال : كل هذا قد عرفنا فما الأب ؟ ثم رفض عصا كانت بيده وقال : هذا [ والله ] لعمر الله التكلف ، وما عليك يا ابن [ أم ] عمر أن لا تدري ما الأب ، ثم قال : اتبعوا ما تبين لكم من هذا الكتاب ، وما لا [ تبين ] فدعوه .

80:32
مَّتَٰعࣰ ا لَّكُمۡ وَلِأَنۡعَٰمِكُمۡ

Diyanet İşleri MealiBunlar sizin ve hayvanlarınız için geçimliktir

Elmalılı Hamdi YazırSiz ve hayvanlarınız faydalansın diye

Tefsîru'l-Begavî
"متاعاً لكم"، منفعة لكم يعني الفاكهة، "ولأنعامكم"، يعني العشب.

80:33
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلصَّآخَّةُ

Diyanet İşleri MealiO muazzam gürültü, kıyamet kopup geldiği zaman

Elmalılı Hamdi YazırKulakları sağır eden o gürültü geldiğinde

Tefsîru'l-Begavî
ثم ذكر القيامة فقال: "فإذا جاءت الصاخة"، يعني صيحة القيامة سميت بذلك لأنها تصخ الأسماع، أي تبالغ في الأسماع حتى تكاد تصمها.

80:34 📚 5
يَوۡمَ يَفِرُّ ٱلۡمَرۡءُ مِنۡ أَخِيهِ

Diyanet İşleri MealiO gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar

Elmalılı Hamdi YazırO gün kişi kaçar, kardeşinden

Tefsîru'l-Begavî
"يوم يفر المرء من أخيه".

80:35
وَأُمِّهِۦ وَأَبِيهِ

Diyanet İşleri MealiO gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar

Elmalılı Hamdi YazırAnasından, babasından

Tefsîru'l-Begavî
"وأمه وأبيه".

80:36
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَبَنِيهِ

Diyanet İşleri MealiO gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar

Elmalılı Hamdi YazırEşinden ve oğullarından

Tefsîru'l-Begavî
"وصاحبته وبنيه"لا يلتفت إلى واحد منهم لشغله بنفسه .حكي عن قتادة قال في هذه الآية يوم يفر المرء من أخيه وأمه وأبيه وصاحبته وبنيه قال : يفر هابيل من قابيل ، ويفر النبي - صلى الله عليه وسلم - من أمه ، وإبراهيم - عليه السلام - من أبيه ، ولوط - عليه السلام - من صاحبته ، ونوح - عليه السلام - من ابنه .

80:37
لِكُلِّ ٱمۡرِيࣲٕ مِّنۡهُمۡ يَوۡمَئِذࣲ شَأۡنࣱ يُغۡنِيهِ

Diyanet İşleri MealiO gün, herkesin kendine yeter derdi vardır

Elmalılı Hamdi YazırOnlardan her birinin o gün başından aşan işi vardır

Tefsîru'l-Begavî
( لكل امرئ منهم يومئذ شأن يغنيه ) يشغله عن شأن غيره .أخبرنا أحمد بن إبراهيم الشريحي ، أخبرنا أحمد بن محمد بن إبراهيم الثعلبي ، أخبرني الحسين بن محمد بن عبد الله ، حدثنا عبد الله بن عبد الرحمن ، حدثنا محمد بن عبد العزيز ، حدثنا ابن أبي أويس ، حدثنا أبي ، عن محمد بن أبي عياش ، عن عطاء بن يسار ، عن سودة زوج النبي - صلى الله عليه وسلم - قالت : قال رسول الله - صلى الله عليه وسلم - : " يبعث الناس حفاة عراة غرلا قد ألجمهم العرق وبلغ شحوم الآذان ، فقلت : يا رسول الله ، واسوأتاه ينظر بعضنا إلى بعض ؟ فقال : قد شغل الناس ، لكل امرئ منهم يومئذ شأن يغنيه " .

80:38
وُجُوهࣱ يَوۡمَئِذࣲ مُّسۡفِرَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiO gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir

Elmalılı Hamdi YazırYüzler var ki, o gün parıl parıl

Tefsîru'l-Begavî
"وجوه يومئذ مسفرة"، مشرقة مضيئة.

80:39
ضَاحِكَةࣱ مُّسۡتَبۡشِرَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiO gün bir takım yüzler aydınlıktır, gülmekte ve sevinmektedir

Elmalılı Hamdi YazırGüler, sevinir

Tefsîru'l-Begavî
"ضاحكة"، بالسرور "مستبشرة"، فرحة بما نالت من كرامة الله عز وجل.

80:40
وَوُجُوهࣱ يَوۡمَئِذٍ عَلَيۡهَا غَبَرَةࣱ‏

Diyanet İşleri MealiO gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür

Elmalılı Hamdi YazırYüzler de var ki, o gün tozlanmış

Tefsîru'l-Begavî
"ووجوه يومئذ عليها غبرة"، سواد وكآبة الهم والحزن.

80:41
تَرۡهَقُهَا قَتَرَةٌ

Diyanet İşleri MealiO gün birtakım yüzler de tozlanmış ve onları karanlık bürümüştür

Elmalılı Hamdi YazırOnları karanlık bürümüş

Tefsîru'l-Begavî
"ترهقها قترة"، تعلوها وتغشاها ظلمة وكسوف. قال ابن عباس: تغشاها ذلة. قال ابن زيد: الفرق بين الغبرة والقترة: أن القترة ما ارتفع من الغبار فلحق بالسماء، والغبرة ما كان أسفل في الأرض.

80:42
أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَفَرَةُ ٱلۡفَجَرَةُ

Diyanet İşleri Mealiİşte bunlar inkarcı olanlar, Allah'ın buyruğundan çıkanlardır

Elmalılı Hamdi Yazırİşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar

Tefsîru'l-Begavî
"أولئك"، الذين يصنع بهم هذا، "هم الكفرة الفجرة"، جمع الكافر والفاجر.

← Önceki Sonraki →

80. Abasa Suresi | Anlam Arayışı