☪ Anlam Arayışı

18. Al-Kahf سُورَةُ الكَهۡفِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri

● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf

Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
18:1 📚 2
ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ عَلَىٰ عَبْدِهِ ٱلْكِتَـٰبَ وَلَمْ يَجْعَل لَّهُۥ عِوَجَاۜ
ٱلْحَمْدُ
hamdolsun
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلَّذِىٓ
ki
أَنزَلَ
indirdi
عَلَىٰ
kuluna
عَبْدِهِ
His slave
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
وَلَمْ
ve
يَجْعَل
koymadı
لَّهُۥ
ona
عِوَجَاۜ
hiçbir eğrilik

Ali BulaçHamd, Kitab'ı kulu üzerine indiren ve onda hiçbir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir

18:2
قَيِّمًا لِّيُنذِرَ بَأْسًا شَدِيدًا مِّن لَّدُنْهُ وَيُبَشِّرَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٱلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا حَسَنًا
قَيِّمًۭا
dosdoğru olarak
لِّيُنذِرَ
uyarması için
بَأْسًۭا
azaba karşı
شَدِيدًۭا
şiddetli
مِّن
katından (indirdi)
لَّدُنْهُ
near Him
وَيُبَشِّرَ
ve müjdelemesi için
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere
ٱلَّذِينَ
yapan
يَعْمَلُونَ
do
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
أَنَّ
kendileri için bulunduğunu
لَهُمْ
for them
أَجْرًا
mükafat
حَسَنًۭا
güzel

Ali BulaçDosdoğru (bir Kitap'tır) ki, Kendi Katından şiddetli bir azapla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan mü'minlere müjde vermek için (onu indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır

18:3
مَّـٰكِثِينَ فِيهِ أَبَدًا
مَّـٰكِثِينَ
kalacaklardır
فِيهِ
onun içinde
أَبَدًۭا
sürekli olarak

Ali BulaçOnlar orda ebedi olarak kalıcıdırlar

18:4
وَيُنذِرَ ٱلَّذِينَ قَالُواْ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدًا
وَيُنذِرَ
ve uyarması için
ٱلَّذِينَ
diyenleri
قَالُوا۟
say
ٱتَّخَذَ
edindi
ٱللَّهُ
Allah
وَلَدًۭا
çocuk

Ali Bulaç(Bu Kur'an) "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarıp-korkutur

18:5
مَّا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِأَبَآئِهِمْ‌ۚ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَٲهِهِمْ‌ۚ إِن يَقُولُونَ إِلَّا كَذِبًا
مَّا
yoktur
لَهُم
onların
بِهِۦ
bu hususta
مِنْ
hiçbir
عِلْمٍۢ
bilgisi
وَلَا
ve yoktur
لِـَٔابَآئِهِمْ ۚ
atalarının
كَبُرَتْ
ne büyük (küstahça)
كَلِمَةًۭ
söz
تَخْرُجُ
çıkıyor
مِنْ
ağızlarından
أَفْوَٰهِهِمْ ۚ
their mouths
إِن
onlar söylemiyorlar
يَقُولُونَ
they say
إِلَّا
başka bir şey
كَذِبًۭا
yalandan

Ali BulaçBu konuda ne kendilerinin, ne atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) büyük. Onlar yalandan başkasını söylemiyorlar

18:6
فَلَعَلَّكَ بَـٰخِعٌ نَّفْسَكَ عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِمْ إِن لَّمْ يُؤْمِنُواْ بِهَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَسَفًا
فَلَعَلَّكَ
herhalde sen
بَـٰخِعٌۭ
helak edeceksin
نَّفْسَكَ
kendini
عَلَىٰٓ
peşlerinde
ءَاثَـٰرِهِمْ
their footsteps
إِن
diye
لَّمْ
inanmıyorlar
يُؤْمِنُوا۟
they believe
بِهَـٰذَا
bu
ٱلْحَدِيثِ
söze
أَسَفًا
üzüntüden

Ali BulaçŞimdi onlar bu söze (Kur'an'a) inanmayacak olurlarsa Sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)

18:7 📚 10
إِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى ٱلْأَرْضِ زِينَةً لَّهَا لِنَبْلُوَهُمْ أَيُّهُمْ أَحْسَنُ عَمَلاً
إِنَّا
şüphesiz biz
جَعَلْنَا
yarattık
مَا
şeyleri
عَلَى
üzerindeki
ٱلْأَرْضِ
yer
زِينَةًۭ
süs olsun diye
لَّهَا
kendisine
لِنَبْلُوَهُمْ
onları denemek için
أَيُّهُمْ
hangisinin
أَحْسَنُ
daha güzel
عَمَلًۭا
iş yaptığını

Ali BulaçŞüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık; onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye

18:8
وَإِنَّا لَجَـٰعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَعِيدًا جُرُزًا
وَإِنَّا
biz elbette
لَجَـٰعِلُونَ
yaparız
مَا
şeyleri
عَلَيْهَا
(yerin) üzerindeki
صَعِيدًۭا
bir toprak
جُرُزًا
kupkuru

Ali BulaçBiz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz

18:9
أَمْ حَسِبْتَ أَنَّ أَصْحَـٰبَ ٱلْكَهْفِ وَٱلرَّقِيمِ كَانُواْ مِنْ ءَايَـٰتِنَا عَجَبًا
أَمْ
yoksa
حَسِبْتَ
(mi) sandın?
أَنَّ
sadece
أَصْحَـٰبَ
sahiplerinin
ٱلْكَهْفِ
Kehf
وَٱلرَّقِيمِ
ve Rakim
كَانُوا۟
olduklarını
مِنْ
bizim ayetlerimizden
ءَايَـٰتِنَا
Our Signs
عَجَبًا
şaşılacak

Ali BulaçSen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın

18:10
إِذْ أَوَى ٱلْفِتْيَةُ إِلَى ٱلْكَهْفِ فَقَالُواْ رَبَّنَآ ءَاتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا
إِذْ
zaman
أَوَى
sığındıkları
ٱلْفِتْيَةُ
o gençler
إِلَى
mağaraya
ٱلْكَهْفِ
the cave
فَقَالُوا۟
dediler
رَبَّنَآ
Rabbimiz
ءَاتِنَا
bize ver
مِن
katından
لَّدُنكَ
Yourself
رَحْمَةًۭ
bir rahmet
وَهَيِّئْ
ve hazırla
لَنَا
bize
مِنْ
şu işimizden
أَمْرِنَا
our affair
رَشَدًۭا
bir çıkış yolu

Ali BulaçO gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi ki: "Rabbimiz, Katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl)

18:11
فَضَرَبْنَا عَلَىٰٓ ءَاذَانِهِمْ فِى ٱلْكَهْفِ سِنِينَ عَدَدًا
فَضَرَبْنَا
biz de vurduk
عَلَىٰٓ
(ağırlık)
ءَاذَانِهِمْ
kulaklarına
فِى
mağarada
ٱلْكَهْفِ
the cave
سِنِينَ
yıllar
عَدَدًۭا
nice

Ali BulaçBöylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik)

18:12
ثُمَّ بَعَثْنَـٰهُمْ لِنَعْلَمَ أَىُّ ٱلْحِزْبَيْنِ أَحْصَىٰ لِمَا لَبِثُوٓاْ أَمَدًا
ثُمَّ
sonra
بَعَثْنَـٰهُمْ
onları uyandırdık
لِنَعْلَمَ
bilmek için
أَىُّ
hangisinin
ٱلْحِزْبَيْنِ
iki zümreden
أَحْصَىٰ
daha iyi hesabedeceğini
لِمَا
(onların) kaldıkları
لَبِثُوٓا۟
(they had) remained
أَمَدًۭا
süreyi

Ali BulaçSonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık

18:13
نَّحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَأَهُم بِٱلْحَقِّ‌ۚ إِنَّهُمْ فِتْيَةٌ ءَامَنُواْ بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَـٰهُمْ هُدًى
نَّحْنُ
biz
نَقُصُّ
anlatıyoruz
عَلَيْكَ
sana
نَبَأَهُم
onların haberlerini
بِٱلْحَقِّ ۚ
gerçek olarak
إِنَّهُمْ
muhakkak onlar
فِتْيَةٌ
gençlerdi
ءَامَنُوا۟
inanmış
بِرَبِّهِمْ
Rablerine
وَزِدْنَـٰهُمْ
biz de onların artırmıştık
هُدًۭى
hidayetlerini

Ali BulaçBiz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi ve Biz de onların hidayetlerini artırmıştık

18:14 📚 2
وَرَبَطْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ إِذْ قَامُواْ فَقَالُواْ رَبُّنَا رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ لَن نَّدْعُوَاْ مِن دُونِهِۦٓ إِلَـٰهًا‌ۖ لَّقَدْ قُلْنَآ إِذًا شَطَطًا
وَرَبَطْنَا
ve metanet bağlamıştık
عَلَىٰ
üstüne
قُلُوبِهِمْ
kalblerinin
إِذْ
kalktılar
قَامُوا۟
they stood up
فَقَالُوا۟
ve dediler ki
رَبُّنَا
Rabbimiz
رَبُّ
Rabbidir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
لَن
biz asla demeyiz
نَّدْعُوَا۟
we will invoke
مِن
O'ndan başkasına
دُونِهِۦٓ
besides Him
إِلَـٰهًۭا ۖ
Tanrı
لَّقَدْ
yoksa
قُلْنَآ
konuşmuş oluruz
إِذًۭا
o zaman
شَطَطًا
saçma sapan

Ali BulaçOnların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir; İlah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız

18:15
هَـٰٓؤُلَآءِ قَوْمُنَا ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً‌ۖ لَّوْلَا يَأْتُونَ عَلَيْهِم بِسُلْطَـٰنِۭ بَيِّنٍ‌ۖ فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا
هَـٰٓؤُلَآءِ
şunlar
قَوْمُنَا
şu kavmimiz
ٱتَّخَذُوا۟
edindiler
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ
besides Him
ءَالِهَةًۭ ۖ
tanrılar
لَّوْلَا
gerekmez mi?
يَأْتُونَ
getirmeleri
عَلَيْهِم
onların
بِسُلْطَـٰنٍۭ
bir delil
بَيِّنٍۢ ۖ
açık
فَمَنْ
kim olabilir?
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّنِ
uydurandan
ٱفْتَرَىٰ
invents
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
كَذِبًۭا
yalan

Ali BulaçŞunlar, bizim kavmimizdir; O'ndan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir

18:16 📚 6
وَإِذِ ٱعْتَزَلْتُمُوهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ إِلَّا ٱللَّهَ فَأْوُۥٓاْ إِلَى ٱلْكَهْفِ يَنشُرْ لَكُمْ رَبُّكُم مِّن رَّحْمَتِهِۦ وَيُهَيِّئْ لَكُم مِّنْ أَمْرِكُم مِّرْفَقًا
وَإِذِ
madem ki
ٱعْتَزَلْتُمُوهُمْ
siz onlardan ayrıldınız
وَمَا
ve şeylerden
يَعْبُدُونَ
taptıkları
إِلَّا
başka
ٱللَّهَ
Allah'tan
فَأْوُۥٓا۟
o halde sığının
إِلَى
mağaraya
ٱلْكَهْفِ
the cave
يَنشُرْ
yaysın (bollaştırsın)
لَكُمْ
size
رَبُّكُم
Rabbiniz
مِّن
rahmetini
رَّحْمَتِهِۦ
His Mercy
وَيُهَيِّئْ
ve hazırlasın
لَكُم
size
مِّنْ
(şu) işinizden
أَمْرِكُم
your affair
مِّرْفَقًۭا
yararlı bir şey

Ali Bulaç(İçlerinden biri demişti ki:) "Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın

18:17 📚 1
۞ وَتَرَى ٱلشَّمْسَ إِذَا طَلَعَت تَّزَٲوَرُ عَن كَهْفِهِمْ ذَاتَ ٱلْيَمِينِ وَإِذَا غَرَبَت تَّقْرِضُهُمْ ذَاتَ ٱلشِّمَالِ وَهُمْ فِى فَجْوَةٍ مِّنْهُ‌ۚ ذَٲلِكَ مِنْ ءَايَـٰتِ ٱللَّهِ‌ۗ مَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِ‌ۖ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ وَلِيًّا مُّرْشِدًا
۞ وَتَرَى
ve görürsün
ٱلشَّمْسَ
güneşi
إِذَا
zaman
طَلَعَت
doğduğu
تَّزَٰوَرُ
eğiliyor
عَن
mağaralarından
كَهْفِهِمْ
their cave
ذَاتَ
sağa doğru
ٱلْيَمِينِ
the right
وَإِذَا
ve zaman
غَرَبَت
battığı
تَّقْرِضُهُمْ
onları makaslayıp geçiyor
ذَاتَ
sola doğru
ٱلشِّمَالِ
the left
وَهُمْ
ve onlar
فِى
içindedirler
فَجْوَةٍۢ
bir dehlizin
مِّنْهُ ۚ
onun (mağaranın)
ذَٰلِكَ
bu (durum)
مِنْ
ayetlerindendir
ءَايَـٰتِ
(the) Signs
ٱللَّهِ ۗ
Allah'ın
مَن
kime
يَهْدِ
hidayet verirse
ٱللَّهُ
Allah
فَهُوَ
o
ٱلْمُهْتَدِ ۖ
yolu bulmuştur
وَمَن
ve kimi de
يُضْلِلْ
sapıklıkta bırakırsa
فَلَن
artık
تَجِدَ
bulamazsın
لَهُۥ
onun için
وَلِيًّۭا
bir dost
مُّرْشِدًۭا
yol gösteren

Ali Bulaç(Onlara baktığında) Görürsün ki, güneş doğduğunda mağaralarına sağ yandan yönelir, battığında onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun (mağaranın) geniş boşluğundalardı. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Allah, kime hidayet verirse, işte hidayet bulan odur, kimi saptırırsa onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli bulamazsın

18:18 📚 1
وَتَحْسَبُهُمْ أَيْقَاظًا وَهُمْ رُقُودٌ‌ۚ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ ٱلْيَمِينِ وَذَاتَ ٱلشِّمَالِ‌ۖ وَكَلْبُهُم بَـٰسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِٱلْوَصِيدِ‌ۚ لَوِ ٱطَّلَعْتَ عَلَيْهِمْ لَوَلَّيْتَ مِنْهُمْ فِرَارًا وَلَمُلِئْتَ مِنْهُمْ رُعْبًا
وَتَحْسَبُهُمْ
sen onları sanırsın
أَيْقَاظًۭا
uyanıklar
وَهُمْ
onlar
رُقُودٌۭ ۚ
uyudukları halde
وَنُقَلِّبُهُمْ
ve onları (uykuda) çeviririz
ذَاتَ
sağlarına
ٱلْيَمِينِ
the right
وَذَاتَ
ve
ٱلشِّمَالِ ۖ
sollarına
وَكَلْبُهُم
ve köpekleri de
بَـٰسِطٌۭ
uzatmış vaziyettedir
ذِرَاعَيْهِ
ön ayaklarını
بِٱلْوَصِيدِ ۚ
girişte
لَوِ
eğer
ٱطَّلَعْتَ
görseydin
عَلَيْهِمْ
onların durumunu
لَوَلَّيْتَ
mutlaka dönüp
مِنْهُمْ
onlardan
فِرَارًۭا
kaçardın
وَلَمُلِئْتَ
ve içine dolardı
مِنْهُمْ
onlardan
رُعْبًۭا
korku

Ali BulaçSen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı

18:19 📚 6
وَكَذَٲلِكَ بَعَثْنَـٰهُمْ لِيَتَسَآءَلُواْ بَيْنَهُمْ‌ۚ قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ‌ۖ قَالُواْ لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ‌ۚ قَالُواْ رَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَٱبْعَثُوٓاْ أَحَدَكُم بِوَرِقِكُمْ هَـٰذِهِۦٓ إِلَى ٱلْمَدِينَةِ فَلْيَنظُرْ أَيُّهَآ أَزْكَىٰ طَعَامًا فَلْيَأْتِكُم بِرِزْقٍ مِّنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ أَحَدًا
وَكَذَٰلِكَ
yine böyle
بَعَثْنَـٰهُمْ
onları dirilttik
لِيَتَسَآءَلُوا۟
sormaları için
بَيْنَهُمْ ۚ
kendi aralarında
قَالَ
dedi ki
قَآئِلٌۭ
konuşan biri
مِّنْهُمْ
içlerinden
كَمْ
ne kadar?
لَبِثْتُمْ ۖ
kaldınız
قَالُوا۟
dediler
لَبِثْنَا
kaldık
يَوْمًا
bir gün
أَوْ
ya da
بَعْضَ
bir parçası (kadar)
يَوْمٍۢ ۚ
günün
قَالُوا۟
dediler
رَبُّكُمْ
Rabbiniz
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَا
ne kadar
لَبِثْتُمْ
kaldığınızı;
فَٱبْعَثُوٓا۟
gönderin
أَحَدَكُم
birinizi
بِوَرِقِكُمْ
gümüş (para) ile
هَـٰذِهِۦٓ
şu
إِلَى
şehre
ٱلْمَدِينَةِ
the city
فَلْيَنظُرْ
baksın
أَيُّهَآ
hangi
أَزْكَىٰ
daha temiz ise
طَعَامًۭا
yiyecek
فَلْيَأْتِكُم
size getirsin
بِرِزْقٍۢ
bir azık
مِّنْهُ
ondan
وَلْيَتَلَطَّفْ
ve dikkatli davransın
وَلَا
sakın
يُشْعِرَنَّ
sezdirmesin
بِكُمْ
sizi
أَحَدًا
birisine

Ali BulaçBöylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık." Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin

18:20
إِنَّهُمْ إِن يَظْهَرُواْ عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ أَوْ يُعِيدُوكُمْ فِى مِلَّتِهِمْ وَلَن تُفْلِحُوٓاْ إِذًا أَبَدًا
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
إِن
eğer
يَظْهَرُوا۟
ellerine geçirirlerse
عَلَيْكُمْ
sizi
يَرْجُمُوكُمْ
taşlayarak öldürürler
أَوْ
yahut
يُعِيدُوكُمْ
döndürürler
فِى
kendi dinlerine
مِلَّتِهِمْ
their religion
وَلَن
ve asla
تُفْلِحُوٓا۟
iflah olamazsınız
إِذًا
o takdirde
أَبَدًۭا
asla

Ali BulaçÇünkü onlar üzerinize çıkıp gelirlerse, sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız

18:21
وَكَذَٲلِكَ أَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُوٓاْ أَنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ وَأَنَّ ٱلسَّاعَةَ لَا رَيْبَ فِيهَآ إِذْ يَتَنَـٰزَعُونَ بَيْنَهُمْ أَمْرَهُمْ‌ۖ فَقَالُواْ ٱبْنُواْ عَلَيْهِم بُنْيَـٰنًا‌ۖ رَّبُّهُمْ أَعْلَمُ بِهِمْ‌ۚ قَالَ ٱلَّذِينَ غَلَبُواْ عَلَىٰٓ أَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِم مَّسْجِدًا
وَكَذَٰلِكَ
ve böylece
أَعْثَرْنَا
buldurduk
عَلَيْهِمْ
onları
لِيَعْلَمُوٓا۟
bilsinler diye
أَنَّ
şüphesiz
وَعْدَ
va'dinin
ٱللَّهِ
Allah'ın
حَقٌّۭ
gerçek olduğunu
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱلسَّاعَةَ
saatin(geleceğinde)
لَا
asla olmadığını
رَيْبَ
şüphe
فِيهَآ
onda
إِذْ
o sırada
يَتَنَـٰزَعُونَ
tartışıyorlardı
بَيْنَهُمْ
kendi aralarında
أَمْرَهُمْ ۖ
onların durumlarını
فَقَالُوا۟
dediler
ٱبْنُوا۟
bina edin
عَلَيْهِم
onların üstüne
بُنْيَـٰنًۭا ۖ
bir bina
رَّبُّهُمْ
Rableri
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِهِمْ ۚ
onları
قَالَ
dediler ki
ٱلَّذِينَ
gâlip gelenler
غَلَبُوا۟
prevailed
عَلَىٰٓ
onların işine
أَمْرِهِمْ
their matter
لَنَتَّخِذَنَّ
mutlaka yapacağız
عَلَيْهِم
onların üstüne
مَّسْجِدًۭا
bir mescid

Ali BulaçBöylece, Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına) onları buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir." Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler

18:22
سَيَقُولُونَ ثَلَـٰثَةٌ رَّابِعُهُمْ كَلْبُهُمْ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْمَۢا بِٱلْغَيْبِ‌ۖ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْ‌ۚ قُل رَّبِّىٓ أَعْلَمُ بِعِدَّتِهِم مَّا يَعْلَمُهُمْ إِلَّا قَلِيلٌ‌ۗ فَلَا تُمَارِ فِيهِمْ إِلَّا مِرَآءً ظَـٰهِرًا وَلَا تَسْتَفْتِ فِيهِم مِّنْهُمْ أَحَدًا
سَيَقُولُونَ
diyecekler
ثَلَـٰثَةٌۭ
onlar üçtür
رَّابِعُهُمْ
dördüncüleri
كَلْبُهُمْ
köpekleridir
وَيَقُولُونَ
ve diyecekler
خَمْسَةٌۭ
beştir
سَادِسُهُمْ
altıncıları
كَلْبُهُمْ
köpekleridir
رَجْمًۢا
taş atar gibi
بِٱلْغَيْبِ ۖ
görülmeyene
وَيَقُولُونَ
ve diyecekler
سَبْعَةٌۭ
yedidir
وَثَامِنُهُمْ
sekizincileri
كَلْبُهُمْ ۚ
köpekleridir
قُل
de ki
رَّبِّىٓ
Rabbim
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِعِدَّتِهِم
onların sayısını
مَّا
yoktur
يَعْلَمُهُمْ
onları bilen
إِلَّا
dışında
قَلِيلٌۭ ۗ
azı
فَلَا
münakaşaya girme
تُمَارِ
argue
فِيهِمْ
onlar hakkında
إِلَّا
dışında
مِرَآءًۭ
tartışma
ظَـٰهِرًۭا
sathi
وَلَا
ve
تَسْتَفْتِ
bir şey sorma
فِيهِم
onlar hakkında
مِّنْهُمْ
bunlardan
أَحَدًۭا
hiçbirine

Ali Bulaç(Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki: "Üç'tüler, onların dördüncüsü köpekleridir." Ve: "Beştiler, onların altıncısı köpekleridir" diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. "Yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir" diyecekler. De ki: "Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez." Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma

18:23
وَلَا تَقُولَنَّ لِشَاْىْءٍ إِنِّى فَاعِلٌ ذَٲلِكَ غَدًا
وَلَا
ve
تَقُولَنَّ
deme
لِشَا۟ىْءٍ
hiçbir şey için
إِنِّى
mutlaka
فَاعِلٌۭ
yapacağım
ذَٰلِكَ
bunu
غَدًا
yarın

Ali BulaçHiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme

18:24
إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ‌ۚ وَٱذْكُر رَّبَّكَ إِذَا نَسِيتَ وَقُلْ عَسَىٰٓ أَن يَهْدِيَنِ رَبِّى لِأَقْرَبَ مِنْ هَـٰذَا رَشَدًا
إِلَّآ
ancak
أَن
dilerse
يَشَآءَ
Allah wills
ٱللَّهُ ۚ
Allah
وَٱذْكُر
ve an (hatırla)
رَّبَّكَ
Rabbini
إِذَا
zaman
نَسِيتَ
unuttuğun
وَقُلْ
ve de ki
عَسَىٰٓ
umarım
أَن
beni ulaştırmasını
يَهْدِيَنِ
will guide me
رَبِّى
Rabbimin
لِأَقْرَبَ
daha yakın
مِنْ
bundan
هَـٰذَا
this
رَشَدًۭا
bir doğruya

Ali BulaçAncak: "Allah dilerse" (inşaAllah yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: "Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir

18:25
وَلَبِثُواْ فِى كَهْفِهِمْ ثَلَـٰثَ مِاْئَةٍ سِنِينَ وَٱزْدَادُواْ تِسْعًا
وَلَبِثُوا۟
ve kaldılar
فِى
mağaralarında
كَهْفِهِمْ
their cave
ثَلَـٰثَ
üç
مِا۟ئَةٍۢ
yüz
سِنِينَ
yıl
وَٱزْدَادُوا۟
ve ilave ettiler
تِسْعًۭا
dokuz (yıl)

Ali BulaçOnlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar

18:26
قُلِ ٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثُواْ‌ۖ لَهُۥ غَيْبُ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ‌ۖ أَبْصِرْ بِهِۦ وَأَسْمِعْ‌ۚ مَا لَهُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِىٍّ وَلَا يُشْرِكُ فِى حُكْمِهِۦٓ أَحَدًا
قُلِ
de ki
ٱللَّهُ
Allah
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَا
ne kadar
لَبِثُوا۟ ۖ
kaldıklarını
لَهُۥ
O'nundur
غَيْبُ
gaybı
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerin
أَبْصِرْ
ne güzel görendir
بِهِۦ
onu
وَأَسْمِعْ ۚ
ne güzel işitendir
مَا
yoktur
لَهُم
onların
مِّن
O'ndan başka
دُونِهِۦ
besides Him
مِن
hiçbir
وَلِىٍّۢ
yardımcısı
وَلَا
ve
يُشْرِكُ
O ortak etmez
فِى
kendi hükmüne
حُكْمِهِۦٓ
His Commands
أَحَدًۭا
kimseyi

Ali BulaçDe ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz

18:27 📚 1
وَٱتْلُ مَآ أُوحِىَ إِلَيْكَ مِن كِتَابِ رَبِّكَ‌ۖ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَـٰتِهِۦ وَلَن تَجِدَ مِن دُونِهِۦ مُلْتَحَدًا
وَٱتْلُ
oku
مَآ
şeyi
أُوحِىَ
vahyedilen
إِلَيْكَ
sana
مِن
Kitabı'ndan
كِتَابِ
the Book
رَبِّكَ ۖ
Rabbinin
لَا
yoktur
مُبَدِّلَ
değiştirecek
لِكَلِمَـٰتِهِۦ
O'nun sözlerini
وَلَن
ve
تَجِدَ
bulamazsın
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦ
besides Him
مُلْتَحَدًۭا
sığınılacak bir kimse

Ali BulaçSana Rabbinin kitabından vahyedileni oku. O'nun sözlerini değiştirici yoktur ve O'nun dışında kesin olarak bir sığınacak (makam) bulamazsın

18:28 📚 39
وَٱصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِٱلْغَدَوٲةِ وَٱلْعَشِىِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُۥ‌ۖ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ ٱلْحَيَوٲةِ ٱلدُّنْيَا‌ۖ وَلَا تُطِعْ مَنْ أَغْفَلْنَا قَلْبَهُۥ عَن ذِكْرِنَا وَٱتَّبَعَ هَوَٮٰهُ وَكَانَ أَمْرُهُۥ فُرُطًا
وَٱصْبِرْ
tut (sabret)
نَفْسَكَ
nefsini
مَعَ
beraber
ٱلَّذِينَ
yalvaranlarla
يَدْعُونَ
call
رَبَّهُم
Rablerine
بِٱلْغَدَوٰةِ
sabah
وَٱلْعَشِىِّ
akşam
يُرِيدُونَ
isteyerek
وَجْهَهُۥ ۖ
rızasını
وَلَا
ve
تَعْدُ
sapmasın
عَيْنَاكَ
gözlerin
عَنْهُمْ
onlardan
تُرِيدُ
isteyerek
زِينَةَ
süsünü
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا ۖ
dünya
وَلَا
ve
تُطِعْ
itaat etme
مَنْ
kişiye
أَغْفَلْنَا
alıkoyduğumuz
قَلْبَهُۥ
kalbini
عَن
bizi anmaktan
ذِكْرِنَا
Our remembrance
وَٱتَّبَعَ
ve tâbi olan
هَوَىٰهُ
keyfine
وَكَانَ
ve olan
أَمْرُهُۥ
işi
فُرُطًۭا
aşırılık

Ali BulaçSen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme

18:29 📚 6
وَقُلِ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكُمْ‌ۖ فَمَن شَآءَ فَلْيُؤْمِن وَمَن شَآءَ فَلْيَكْفُرْ‌ۚ إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلظَّـٰلِمِينَ نَارًا أَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَا‌ۚ وَإِن يَسْتَغِيثُواْ يُغَاثُواْ بِمَآءٍ كَٱلْمُهْلِ يَشْوِى ٱلْوُجُوهَ‌ۚ بِئْسَ ٱلشَّرَابُ وَسَآءَتْ مُرْتَفَقًا
وَقُلِ
de ki
ٱلْحَقُّ
bu gerçek
مِن
Rabbinizdendir
رَّبِّكُمْ ۖ
your Lord
فَمَن
artık kimse
شَآءَ
dileyen
فَلْيُؤْمِن
inansın
وَمَن
ve kimse
شَآءَ
dileyen
فَلْيَكْفُرْ ۚ
inkar etsin
إِنَّآ
çünkü biz
أَعْتَدْنَا
hazırladık
لِلظَّـٰلِمِينَ
zalimlere
نَارًا
bir ateş
أَحَاطَ
kuşatmıştır
بِهِمْ
onları
سُرَادِقُهَا ۚ
çadırı
وَإِن
ve eğer
يَسْتَغِيثُوا۟
feryad edip yardım isteseler
يُغَاثُوا۟
kendilerine yardım edilir
بِمَآءٍۢ
bir su ile
كَٱلْمُهْلِ
erimiş maden gibi
يَشْوِى
haşlayan
ٱلْوُجُوهَ ۚ
yüzleri
بِئْسَ
o ne kötü
ٱلشَّرَابُ
bir içecektir
وَسَآءَتْ
ve ne kötü
مُرْتَفَقًا
ağırlanmadır

Ali BulaçVe de ki: "Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Şüphesiz Biz zalimlere bir ateş hazırlamışız, onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Eğer onlar yardım isterlerse, katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan bir su ile yardım edilirler. Ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir

18:30 📚 7
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ مَنْ أَحْسَنَ عَمَلاً
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
onlar ki
ءَامَنُوا۟
inandılar
وَعَمِلُوا۟
ve yaptılar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
إِنَّا
elbette biz
لَا
asla
نُضِيعُ
zayi etmeyiz
أَجْرَ
ecrini
مَنْ
kimsenin
أَحْسَنَ
güzel yapan
عَمَلًا
işi

Ali BulaçŞüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise; Biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız

18:31 📚 3
أُوْلَـٰٓئِكَ لَهُمْ جَنَّـٰتُ عَدْنٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهِمُ ٱلْأَنْهَـٰرُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَيَلْبَسُونَ ثِيَابًا خُضْرًا مِّن سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَّكِــِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ‌ۚ نِعْمَ ٱلثَّوَابُ وَحَسُنَتْ مُرْتَفَقًا
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar öyle kimselerdir ki
لَهُمْ
kendileri için vardır
جَنَّـٰتُ
cennetleri
عَدْنٍۢ
Adn
تَجْرِى
akar
مِن
altlarından
تَحْتِهِمُ
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
يُحَلَّوْنَ
bezenirler
فِيهَا
orada
مِنْ
bileziklerle
أَسَاوِرَ
bracelets
مِن
altından
ذَهَبٍۢ
gold
وَيَلْبَسُونَ
ve giyerler
ثِيَابًا
giysiler
خُضْرًۭا
yeşil
مِّن
ince ipekten
سُندُسٍۢ
fine silk
وَإِسْتَبْرَقٍۢ
ve kalın ipekten
مُّتَّكِـِٔينَ
yaslanırlar
فِيهَا
orada
عَلَى
üzerine
ٱلْأَرَآئِكِ ۚ
koltuklar
نِعْمَ
ne güzel
ٱلثَّوَابُ
sevap
وَحَسُنَتْ
ve ne güzel
مُرْتَفَقًۭا
ağırlanma

Ali BulaçOnlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar. (Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek

18:32
۞ وَٱضْرِبْ لَهُم مَّثَلاً رَّجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِأَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ أَعْنَـٰبٍ وَحَفَفْنَـٰهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعًا
۞ وَٱضْرِبْ
ve anlat
لَهُم
onlara
مَّثَلًۭا
misal olarak
رَّجُلَيْنِ
şu iki adamı (ki)
جَعَلْنَا
vermiştik
لِأَحَدِهِمَا
ikisinden birine
جَنَّتَيْنِ
iki bağ
مِنْ
üzüm
أَعْنَـٰبٍۢ
grapes
وَحَفَفْنَـٰهُمَا
ve onların etrafını çevirmiştik
بِنَخْلٍۢ
hurmalarla
وَجَعَلْنَا
ve bitirmiştik
بَيْنَهُمَا
ortalarında da
زَرْعًۭا
ekin

Ali BulaçOnlara iki adamın örneğini ver; onlardan birine iki üzüm bağı verdik ve ikisini hurmalıklarla donattık, ikisinin arasında da ekinler bitirmiştik

18:33
كِلْتَا ٱلْجَنَّتَيْنِ ءَاتَتْ أُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِم مِّنْهُ شَيْــًٔا‌ۚ وَفَجَّرْنَا خِلَـٰلَهُمَا نَهَرًا
كِلْتَا
her iki
ٱلْجَنَّتَيْنِ
bağ (da)
ءَاتَتْ
vermişti
أُكُلَهَا
yemişini
وَلَمْ
ve
تَظْلِم
eksik etmemişti
مِّنْهُ
ondan
شَيْـًۭٔا ۚ
hiçbir şey
وَفَجَّرْنَا
ve akıtmıştık
خِلَـٰلَهُمَا
aralarından
نَهَرًۭا
bir ırmak

Ali Bulaçİki bağ da yemişlerini vermiş, ondan (verim bakımından) hiçbir şeyi noksan bırakmamış ve aralarında bir ırmak fışkırtmıştık

18:34
وَكَانَ لَهُۥ ثَمَرٌ فَقَالَ لِصَـٰحِبِهِۦ وَهُوَ يُحَاوِرُهُۥٓ أَنَا۟ أَكْثَرُ مِنكَ مَالاً وَأَعَزُّ نَفَرًا
وَكَانَ
ve vardı
لَهُۥ
O(adam)ın
ثَمَرٌۭ
ürünü
فَقَالَ
dedi ki
لِصَـٰحِبِهِۦ
arkadaşı
وَهُوَ
ve o
يُحَاوِرُهُۥٓ
konuşurken
أَنَا۠
ben
أَكْثَرُ
zenginim
مِنكَ
senden
مَالًۭا
malca
وَأَعَزُّ
ve güçlüyüm
نَفَرًۭا
adamca da

Ali Bulaç(İkisinden) Birinin başka ürün (veren yer)leri de vardı. Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: “Ben, mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm.”

18:35 📚 2
وَدَخَلَ جَنَّتَهُۥ وَهُوَ ظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ قَالَ مَآ أَظُنُّ أَن تَبِيدَ هَـٰذِهِۦٓ أَبَدًا
وَدَخَلَ
ve girdi
جَنَّتَهُۥ
bağına
وَهُوَ
o
ظَالِمٌۭ
zulmederek
لِّنَفْسِهِۦ
kendisine
قَالَ
dedi
مَآ
hiç
أَظُنُّ
sanmam
أَن
yok olacağını
تَبِيدَ
will perish
هَـٰذِهِۦٓ
bunun
أَبَدًۭا
ebediyyen

Ali BulaçKendi nefsinin zalimi olarak (böylece) bağına girdi (ve): "Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum" dedi

18:36
وَمَآ أَظُنُّ ٱلسَّاعَةَ قَآئِمَةً وَلَئِن رُّدِدتُّ إِلَىٰ رَبِّى لَأَجِدَنَّ خَيْرًا مِّنْهَا مُنقَلَبًا
وَمَآ
ve hiç
أَظُنُّ
zannetmem
ٱلسَّاعَةَ
kıyametin
قَآئِمَةًۭ
kopacağını
وَلَئِن
şayet
رُّدِدتُّ
döndürülsem bile
إِلَىٰ
Rabbime
رَبِّى
my Lord
لَأَجِدَنَّ
bulurum
خَيْرًۭا
daha güzel
مِّنْهَا
bundan
مُنقَلَبًۭا
bir akıbet

Ali BulaçKıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım

18:37 📚 1
قَالَ لَهُۥ صَاحِبُهُۥ وَهُوَ يُحَاوِرُهُۥٓ أَكَفَرْتَ بِٱلَّذِى خَلَقَكَ مِن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ سَوَّٮٰكَ رَجُلاً
قَالَ
dedi ki
لَهُۥ
ona
صَاحِبُهُۥ
arkadaşı
وَهُوَ
kendisiyle
يُحَاوِرُهُۥٓ
konuşan
أَكَفَرْتَ
inkar mı ediyorsun?
بِٱلَّذِى
seni yaratanı
خَلَقَكَ
created you
مِن
topraktan
تُرَابٍۢ
dust
ثُمَّ
sonra
مِن
nutfe (sperm)den
نُّطْفَةٍۢ
a minute quantity of semen
ثُمَّ
sonra da
سَوَّىٰكَ
seni biçimlendireni
رَجُلًۭا
bir adam olarak

Ali BulaçKendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona dedi ki: "Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratan, sonra da seni düzgün (eli ayağı tutan, gücü kuvveti yerinde) bir adam kılan (Allah)ı inkar mı ettin

18:38 📚 1
لَّـٰكِنَّا۟ هُوَ ٱللَّهُ رَبِّى وَلَآ أُشْرِكُ بِرَبِّىٓ أَحَدًا
لَّـٰكِنَّا۠
fakat
هُوَ
O
ٱللَّهُ
Allah
رَبِّى
benim Rabbimdir
وَلَآ
ve asla
أُشْرِكُ
ben ortak koşmam
بِرَبِّىٓ
Rabbime
أَحَدًۭا
hiç kimseyi

Ali BulaçFakat, O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam

18:39 📚 21
وَلَوْلَآ إِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَآءَ ٱللَّهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِٱللَّهِ‌ۚ إِن تَرَنِ أَنَا۟ أَقَلَّ مِنكَ مَالاً وَوَلَدًا
وَلَوْلَآ
gerekmez miydi?
إِذْ
zaman
دَخَلْتَ
girdiğin
جَنَّتَكَ
bağına
قُلْتَ
demen
مَا
ne
شَآءَ
dilerse
ٱللَّهُ
Allah
لَا
yoktur
قُوَّةَ
kuvvet
إِلَّا
başka
بِٱللَّهِ ۚ
Allah'tan
إِن
gerçi
تَرَنِ
sen görüyorsun
أَنَا۠
beni
أَقَلَّ
daha az
مِنكَ
senden
مَالًۭا
malca
وَوَلَدًۭا
ve evlatça

Ali BulaçBağına girdiğin zaman, 'MaşaAllah, Allah'tan başka kuvvet yoktur' demen gerekmez miydi? Eğer beni mal ve çocuk bakımından senden daha az (güçte) görüyorsan

18:40
فَعَسَىٰ رَبِّىٓ أَن يُؤْتِيَنِ خَيْرًا مِّن جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا حُسْبَانًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَتُصْبِحَ صَعِيدًا زَلَقًا
فَعَسَىٰ
umulur ki
رَبِّىٓ
Rabbim
أَن
bana verebilir
يُؤْتِيَنِ
will give me
خَيْرًۭا
daha iyisini
مِّن
senin bağından
جَنَّتِكَ
your garden
وَيُرْسِلَ
ve gönderir
عَلَيْهَا
onun üzerine
حُسْبَانًۭا
yıldırımlar
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
فَتُصْبِحَ
böylece kesilir
صَعِيدًۭا
bağın
زَلَقًا
kupkuru bir toprak

Ali BulaçBelki Rabbim senin bağından daha hayırlısını bana verir, (seninkinin) üstüne gökten 'yakıp-yıkan bir afet' gönderir de kaygan bir toprak kesiliverir

18:41
أَوْ يُصْبِحَ مَآؤُهَا غَوْرًا فَلَن تَسْتَطِيعَ لَهُۥ طَلَبًا
أَوْ
yahut
يُصْبِحَ
çekilir
مَآؤُهَا
suyu
غَوْرًۭا
dibe
فَلَن
bir daha
تَسْتَطِيعَ
gücün yetmez
لَهُۥ
onu
طَلَبًۭا
aramaya

Ali BulaçVeya onun suyu dibe göçüverir de böylelikle onu arayıp-bulmaya kesinlikle güç yetiremezsin

18:42 📚 1
وَأُحِيطَ بِثَمَرِهِۦ فَأَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلَىٰ مَآ أَنفَقَ فِيهَا وَهِىَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى لَمْ أُشْرِكْ بِرَبِّىٓ أَحَدًا
وَأُحِيطَ
derken yok edildi
بِثَمَرِهِۦ
ürünü
فَأَصْبَحَ
ve başladı
يُقَلِّبُ
oğuşturmağa
كَفَّيْهِ
ellerini
عَلَىٰ
üzerine
مَآ
şeyler
أَنفَقَ
harcadıkları
فِيهَا
ona
وَهِىَ
ve o
خَاوِيَةٌ
yıkılmıştı
عَلَىٰ
üzerine
عُرُوشِهَا
çardakları
وَيَقُولُ
ve diyordu
يَـٰلَيْتَنِى
ah keşke ben
لَمْ
ortak koşmasaydım
أُشْرِكْ
I had not associated
بِرَبِّىٓ
Rabbime
أَحَدًۭا
kimseyi

Ali Bulaç(Derken) Onun ürünleri (afetlerle) kuşatılıverdi. Artık o, uğrunda harcadıklarına karşı avuçlarını (esefle) oğuşturuyordu. O (bağın) çardakları yıkılmış durumdaydı, kendisi de şöyle diyordu: "Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım

18:43 📚 1
وَلَمْ تَكُن لَّهُۥ فِئَةٌ يَنصُرُونَهُۥ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَمَا كَانَ مُنتَصِرًا
وَلَمْ
ve
تَكُن
olmadı
لَّهُۥ
onun
فِئَةٌۭ
bir topluluğu
يَنصُرُونَهُۥ
kendisine yardım eden
مِن
başka
دُونِ
other than
ٱللَّهِ
Allah'tan
وَمَا
ve
كَانَ
olmadı
مُنتَصِرًا
kendisinine yardım edilen

Ali BulaçAllah'ın dışında ona yardım edecek bir topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi

18:44
هُنَالِكَ ٱلْوَلَـٰيَةُ لِلَّهِ ٱلْحَقِّ‌ۚ هُوَ خَيْرٌ ثَوَابًا وَخَيْرٌ عُقْبًا
هُنَالِكَ
işte o durumda
ٱلْوَلَـٰيَةُ
velilik (koruyuculuk)
لِلَّهِ
yalnız Allah'a mahsustur
ٱلْحَقِّ ۚ
hak olan
هُوَ
O'dur
خَيْرٌۭ
en iyi olan
ثَوَابًۭا
mükafatı
وَخَيْرٌ
ve daha hayırlıdır
عُقْبًۭا
akıbet

Ali Bulaçİşte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap bakımından hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır

18:45 📚 8
وَٱضْرِبْ لَهُم مَّثَلَ ٱلْحَيَوٲةِ ٱلدُّنْيَا كَمَآءٍ أَنزَلْنَـٰهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ فَٱخْتَلَطَ بِهِۦ نَبَاتُ ٱلْأَرْضِ فَأَصْبَحَ هَشِيمًا تَذْرُوهُ ٱلرِّيَـٰحُ‌ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ مُّقْتَدِرًا
وَٱضْرِبْ
ve anlat
لَهُم
onlara
مَّثَلَ
misalini
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا
dünya
كَمَآءٍ
bir su
أَنزَلْنَـٰهُ
indirdik
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
فَٱخْتَلَطَ
karıştı
بِهِۦ
onunla
نَبَاتُ
bitkisi
ٱلْأَرْضِ
yerin
فَأَصْبَحَ
ve haline geliverdi
هَشِيمًۭا
çöp kırıntıları
تَذْرُوهُ
savurduğu
ٱلرِّيَـٰحُ ۗ
rüzgarların
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
مُّقْتَدِرًا
kadirdir

Ali BulaçOnlara, dünya hayatının örneğini ver; gökten indirdiğimiz suya benzer, onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karıştı, böylece rüzgarların savurduğu çalı-çırpı oluverdi. Allah, herşeyin üzerinde güç yetirendir

18:46
ٱلْمَالُ وَٱلْبَنُونَ زِينَةُ ٱلْحَيَوٲةِ ٱلدُّنْيَا‌ۖ وَٱلْبَـٰقِيَـٰتُ ٱلصَّـٰلِحَـٰتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ أَمَلاً
ٱلْمَالُ
mal
وَٱلْبَنُونَ
ve oğullar
زِينَةُ
süsüdür
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا ۖ
dünya
وَٱلْبَـٰقِيَـٰتُ
fakat kalıcı olan
ٱلصَّـٰلِحَـٰتُ
güzel işler ise
خَيْرٌ
daha hayırlıdır
عِندَ
katında
رَبِّكَ
Rabbinin
ثَوَابًۭا
sevapça
وَخَيْرٌ
ve daha hayırlıdır
أَمَلًۭا
umutça da

Ali BulaçMal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır

18:47 📚 1
وَيَوْمَ نُسَيِّرُ ٱلْجِبَالَ وَتَرَى ٱلْأَرْضَ بَارِزَةً وَحَشَرْنَـٰهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ أَحَدًا
وَيَوْمَ
O gün
نُسَيِّرُ
yürütürüz
ٱلْجِبَالَ
dağları
وَتَرَى
ve görürsün
ٱلْأَرْضَ
yeri
بَارِزَةًۭ
çırılçıplak
وَحَشَرْنَـٰهُمْ
onları toplamışız
فَلَمْ
ve
نُغَادِرْ
bırakmamışızdır
مِنْهُمْ
onlardan
أَحَدًۭا
hiçbirini

Ali BulaçDağları yürüteceğimiz gün, yeri çırılçıplak (dümdüz olmuş) görürsün; onları birarada toplamışız da, içlerinden hiçbirini dışarda bırakmamışızdır

18:48
وَعُرِضُواْ عَلَىٰ رَبِّكَ صَفًّا لَّقَدْ جِئْتُمُونَا كَمَا خَلَقْنَـٰكُمْ أَوَّلَ مَرَّةِۭ‌ۚ بَلْ زَعَمْتُمْ أَلَّن نَّجْعَلَ لَكُم مَّوْعِدًا
وَعُرِضُوا۟
ve hepsi sunulmuşlardır
عَلَىٰ
senin Rabbine
رَبِّكَ
your Lord
صَفًّۭا
sıra sıra
لَّقَدْ
andolsun
جِئْتُمُونَا
bize geldiniz
كَمَا
gibi
خَلَقْنَـٰكُمْ
sizi yarattığımız
أَوَّلَ
ilk
مَرَّةٍۭ ۚ
defa
بَلْ
oysa
زَعَمْتُمْ
siz sanmıştınız
أَلَّن
tayin etmeyeceğimizi
نَّجْعَلَ
We made
لَكُم
size
مَّوْعِدًۭا
bir vade

Ali BulaçOnlar senin Rabbine sıra sıra sunulmuşlardır. Andolsun, siz ilk defa yarattığımız gibi Bize gelmiş oldunuz. Hayır, Bizim size bir kavuşma-zamanı tespit etmediğimizi sanmıştınız değil mi

18:49 📚 8
وَوُضِعَ ٱلْكِتَـٰبُ فَتَرَى ٱلْمُجْرِمِينَ مُشْفِقِينَ مِمَّا فِيهِ وَيَقُولُونَ يَـٰوَيْلَتَنَا مَالِ هَـٰذَا ٱلْكِتَـٰبِ لَا يُغَادِرُ صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً إِلَّآ أَحْصَـٰهَا‌ۚ وَوَجَدُواْ مَا عَمِلُواْ حَاضِرًا‌ۗ وَلَا يَظْلِمُ رَبُّكَ أَحَدًا
وَوُضِعَ
(ortaya) konulmuştur
ٱلْكِتَـٰبُ
Kitap
فَتَرَى
ve görürsün
ٱلْمُجْرِمِينَ
suçluların
مُشْفِقِينَ
korkarak
مِمَّا
onun içindekilerden
فِيهِ
(is) in it
وَيَقُولُونَ
ve dediklerini
يَـٰوَيْلَتَنَا
ey vah bize
مَالِ
ne oluyor
هَـٰذَا
bu
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitaba
لَا
(hiçbir şey)
يُغَادِرُ
bırakmıyor
صَغِيرَةًۭ
(ne) küçük
وَلَا
ne de
كَبِيرَةً
büyük
إِلَّآ
her (yaptığımız) şeyi sayıp döküyor
أَحْصَىٰهَا ۚ
has enumerated it
وَوَجَدُوا۟
ve bulmuşlardır
مَا
şeyleri
عَمِلُوا۟
yaptıkları
حَاضِرًۭا ۗ
hazır
وَلَا
ve
يَظْلِمُ
zulmetmez
رَبُّكَ
Rabbin
أَحَدًۭا
kimseye

Ali Bulaç(Önlerine) Kitap konulmuştur; artık suçlu-günahkarların, onda olanlardan dolayı dehşetle-korkuya kapıldıklarını görürsün. Derler ki: "Eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük bırakmayıp herşeyi sayıp-döküyor?" Yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmez

18:50 📚 2
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُواْ لِأَدَمَ فَسَجَدُوٓاْ إِلَّآ إِبْلِيسَ كَانَ مِنَ ٱلْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِۦٓ‌ۗ أَفَتَتَّخِذُونَهُۥ وَذُرِّيَّتَهُۥٓ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِى وَهُمْ لَكُمْ عَدُوُّۢ‌ۚ بِئْسَ لِلظَّـٰلِمِينَ بَدَلاً
وَإِذْ
ve hani
قُلْنَا
demiştik
لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ
meleklere
ٱسْجُدُوا۟
secde edin
لِـَٔادَمَ
Adem'e
فَسَجَدُوٓا۟
secde ettiler
إِلَّآ
hariç
إِبْلِيسَ
İblis
كَانَ
(O) idi
مِنَ
cinlerden
ٱلْجِنِّ
the jinn
فَفَسَقَ
dışına çıktı
عَنْ
buyruğunun
أَمْرِ
the Command
رَبِّهِۦٓ ۗ
Rabbinin
أَفَتَتَّخِذُونَهُۥ
siz onu mu ediniyorsunuz?
وَذُرِّيَّتَهُۥٓ
ve onun neslini
أَوْلِيَآءَ
dostlar
مِن
benden ayrı olarak
دُونِى
other than Me
وَهُمْ
oysa onlar
لَكُمْ
sizin
عَدُوٌّۢ ۚ
düşmanınızdır
بِئْسَ
ne kötü
لِلظَّـٰلِمِينَ
zalimler için
بَدَلًۭا
bir değiştirmedir

Ali BulaçHani meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir

18:51 📚 1
۞ مَّآ أَشْهَدتُّهُمْ خَلْقَ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ وَلَا خَلْقَ أَنفُسِهِمْ وَمَا كُنتُ مُتَّخِذَ ٱلْمُضِلِّينَ عَضُدًا
۞ مَّآ
onları hazır bulundurmadım
أَشْهَدتُّهُمْ
I made them witness
خَلْقَ
yaratılmasında
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَلَا
ve ne de
خَلْقَ
yaratılmasında
أَنفُسِهِمْ
kendilerinin
وَمَا
ve
كُنتُ
değilim
مُتَّخِذَ
edinmiş
ٱلْمُضِلِّينَ
yoldan şaşırtanları
عَضُدًۭا
yardımcı

Ali BulaçGöklerin ve yerin yaratılışında da, kendi nefislerinin yaratılışında da Ben onları şahid tutmadım. Ben, saptırıcıları yardımcı-güç de edinmedim

18:52
وَيَوْمَ يَقُولُ نَادُواْ شُرَكَآءِىَ ٱلَّذِينَ زَعَمْتُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَجِيبُواْ لَهُمْ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُم مَّوْبِقًا
وَيَوْمَ
ve o gün
يَقُولُ
(Allah kafirlere) der ki'
نَادُوا۟
çağırın
شُرَكَآءِىَ
benim ortaklarım
ٱلَّذِينَ
şeyleri
زَعَمْتُمْ
zannettiğiniz
فَدَعَوْهُمْ
işte çağırdılar
فَلَمْ
ama
يَسْتَجِيبُوا۟
cevap vermediler
لَهُمْ
kendilerine
وَجَعَلْنَا
ve biz koyduk
بَيْنَهُم
onların aralarına
مَّوْبِقًۭا
tehlikeli bir uçurum

Ali Bulaç(Kafirlere) "Benim ortaklarım sandığınız şeyleri çağırın" diyeceği gün; işte onları çağırmışlardır, ama onlar, kendilerine cevap vermemişlerdir. Biz onların aralarında bir uçurum koyduk

18:53
وَرَءَا ٱلْمُجْرِمُونَ ٱلنَّارَ فَظَنُّوٓاْ أَنَّهُم مُّوَاقِعُوهَا وَلَمْ يَجِدُواْ عَنْهَا مَصْرِفًا
وَرَءَا
ve gördüler
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlular
ٱلنَّارَ
ateşi
فَظَنُّوٓا۟
artık iyice anladılar
أَنَّهُم
kendilerinin
مُّوَاقِعُوهَا
içine düşeceklerini
وَلَمْ
fakat
يَجِدُوا۟
bulamadılar
عَنْهَا
ondan
مَصْرِفًۭا
kaçacak bir yer

Ali BulaçSuçlu-günahkarlar ateşi görmüşlerdir, artık içine kendilerinin gireceklerini de anlamışlardır; ancak ondan bir kaçış yolu bulamamışlardır

18:54
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِى هَـٰذَا ٱلْقُرْءَانِ لِلنَّاسِ مِن كُلِّ مَثَلٍ‌ۚ وَكَانَ ٱلْإِنسَـٰنُ أَكْثَرَ شَىْءٍ جَدَلاً
وَلَقَدْ
ve andolsun
صَرَّفْنَا
biz türlü biçimlerde anlattık
فِى
bu
هَـٰذَا
this
ٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'da
لِلنَّاسِ
insanlara
مِن
her çeşit
كُلِّ
every
مَثَلٍۢ ۚ
misali
وَكَانَ
ama
ٱلْإِنسَـٰنُ
insan
أَكْثَرَ
daha çok
شَىْءٍۢ
her şeyden
جَدَلًۭا
tartışmacıdır

Ali BulaçAndolsun, bu Kur'an'da insanlar için Biz her örnekten çeşitli açıklamalarda bulunduk. İnsan, herşeyden çok tartışmacıdır

18:55 📚 1
وَمَا مَنَعَ ٱلنَّاسَ أَن يُؤْمِنُوٓاْ إِذْ جَآءَهُمُ ٱلْهُدَىٰ وَيَسْتَغْفِرُواْ رَبَّهُمْ إِلَّآ أَن تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ أَوْ يَأْتِيَهُمُ ٱلْعَذَابُ قُبُلاً
وَمَا
şey
مَنَعَ
alıkoyan
ٱلنَّاسَ
insanları
أَن
inanmaktan
يُؤْمِنُوٓا۟
they believe
إِذْ
zaman
جَآءَهُمُ
kendilerine geldiği
ٱلْهُدَىٰ
hidayet
وَيَسْتَغْفِرُوا۟
ve istiğfar etmekten
رَبَّهُمْ
Rablerine
إِلَّآ
ancak
أَن
kendilerine de gelmesidir
تَأْتِيَهُمْ
comes to them
سُنَّةُ
yasasının
ٱلْأَوَّلِينَ
evvelkilerin
أَوْ
yahut
يَأْتِيَهُمُ
karşılarına gelmesidir
ٱلْعَذَابُ
azabın
قُبُلًۭا
açıkça

Ali BulaçKendilerine hidayet geldiği zaman insanları inanmaktan ve Rablerinden bağışlanma dilemelerinden alıkoyan şey, ancak evvelkilerin sünnetinin kendilerine de gelmesi veya azabın onları karşılarcasına gelmesi(ni beklemeleri)dir

18:56
وَمَا نُرْسِلُ ٱلْمُرْسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ‌ۚ وَيُجَـٰدِلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِٱلْبَـٰطِلِ لِيُدْحِضُواْ بِهِ ٱلْحَقَّ‌ۖ وَٱتَّخَذُوٓاْ ءَايَـٰتِى وَمَآ أُنذِرُواْ هُزُوًا
وَمَا
ve
نُرْسِلُ
biz göndermeyiz
ٱلْمُرْسَلِينَ
elçileri
إِلَّا
(olması) dışında
مُبَشِّرِينَ
müjdeleyiciler
وَمُنذِرِينَ ۚ
ve uyarıcılar
وَيُجَـٰدِلُ
ve mücadele ediyorlar
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
بِٱلْبَـٰطِلِ
batılla
لِيُدْحِضُوا۟
gidermek için
بِهِ
onunla
ٱلْحَقَّ ۖ
hakkı
وَٱتَّخَذُوٓا۟
ve edindiler
ءَايَـٰتِى
ayetlerimi
وَمَآ
ve şeyleri
أُنذِرُوا۟
uyarıldıkları
هُزُوًۭا
alay konusu

Ali BulaçBiz elçileri, müjde vericiler ve uyarıcılar olmak dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz. İnkar edenler ise, hakkı batıl ile geçersiz kılmak için mücadele ediyorlar. Onlar Benim ayetlerimi ve uyarıldıklarını (azabı) alay konusu edindiler

18:57 📚 3
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِـَٔـايَـٰتِ رَبِّهِۦ فَأَعْرَضَ عَنْهَا وَنَسِىَ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ‌ۚ إِنَّا جَعَلْنَا عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرًا‌ۖ وَإِن تَدْعُهُمْ إِلَى ٱلْهُدَىٰ فَلَن يَهْتَدُوٓاْ إِذًا أَبَدًا
وَمَنْ
kim olabilir?
أَظْلَمُ
daha zalim
مِمَّن
kimseden
ذُكِّرَ
hatırlatılan
بِـَٔايَـٰتِ
ayetleri
رَبِّهِۦ
Rabbinin
فَأَعْرَضَ
fakat yüz çeviren
عَنْهَا
onlardan
وَنَسِىَ
ve unutandan
مَا
şeyi
قَدَّمَتْ
öne sürdüğü
يَدَاهُ ۚ
ellerinin
إِنَّا
gerçekten biz
جَعَلْنَا
koyduk
عَلَىٰ
üzerine
قُلُوبِهِمْ
onların kalbleri
أَكِنَّةً
engel olan örtüler
أَن
onu anlamalarına
يَفْقَهُوهُ
they understand it
وَفِىٓ
ve içine
ءَاذَانِهِمْ
kulaklarının
وَقْرًۭا ۖ
ağırlıklar
وَإِن
eğer
تَدْعُهُمْ
onları çağırsan da
إِلَى
doğru yola
ٱلْهُدَىٰ
the guidance
فَلَن
asla
يَهْتَدُوٓا۟
doğru yola gelmezler
إِذًا
o halde
أَبَدًۭا
asla

Ali BulaçKendisine Rabbinin ayetleri öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin önden gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir? Biz gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar

18:58
وَرَبُّكَ ٱلْغَفُورُ ذُو ٱلرَّحْمَةِ‌ۖ لَوْ يُؤَاخِذُهُم بِمَا كَسَبُواْ لَعَجَّلَ لَهُمُ ٱلْعَذَابَ‌ۚ بَل لَّهُم مَّوْعِدٌ لَّن يَجِدُواْ مِن دُونِهِۦ مَوْئِلاً
وَرَبُّكَ
ve Rabbin
ٱلْغَفُورُ
çok bağışlayandır
ذُو
sahibidir
ٱلرَّحْمَةِ ۖ
rahmet
لَوْ
eğer
يُؤَاخِذُهُم
onları hemen cezalandırsaydı
بِمَا
yaptıklariyle
كَسَبُوا۟
they have earned
لَعَجَّلَ
çabuklaştırırdı
لَهُمُ
onların
ٱلْعَذَابَ ۚ
azabını
بَل
fakat
لَّهُم
onlar için vardır
مَّوْعِدٌۭ
va'dedilen bir zaman
لَّن
asla
يَجِدُوا۟
bulamayacaklardır
مِن
ondan başka
دُونِهِۦ
other than it
مَوْئِلًۭا
sığınacak bir yer

Ali BulaçSenin Rabbin rahmet sahibi (ve) bağışlayıcıdır. Eğer, kazandıklarından dolayı onları (azapla) yakalasaydı, şüphesiz onlara azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı. Hayır, onlar için bir buluşma zamanı vardır, onun dışında asla başka bir sığınak bulamayacaklardır

18:59
وَتِلْكَ ٱلْقُرَىٰٓ أَهْلَكْنَـٰهُمْ لَمَّا ظَلَمُواْ وَجَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِم مَّوْعِدًا
وَتِلْكَ
ve işte
ٱلْقُرَىٰٓ
(şu) kentleri
أَهْلَكْنَـٰهُمْ
helak ettik
لَمَّا
zulmetmeğe başlayınca
ظَلَمُوا۟
they wronged
وَجَعَلْنَا
ve belirledik;
لِمَهْلِكِهِم
onları helak etmek için
مَّوْعِدًۭا
bir süre

Ali Bulaçİşte ülkeler (ve onların halkları), zulmettikleri zaman onları yıkıma uğrattık; ve yıkımları için bir buluşma zamanı tespit ettik

18:60 📚 1
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِفَتَـٰهُ لَآ أَبْرَحُ حَتَّىٰٓ أَبْلُغَ مَجْمَعَ ٱلْبَحْرَيْنِ أَوْ أَمْضِىَ حُقُبًا
وَإِذْ
ve hani
قَالَ
demişti ki
مُوسَىٰ
Musa
لِفَتَىٰهُ
uşağına
لَآ
durmayacağım
أَبْرَحُ
I will cease
حَتَّىٰٓ
kadar
أَبْلُغَ
varıncaya
مَجْمَعَ
birleştiği yere
ٱلْبَحْرَيْنِ
iki denizin
أَوْ
veya
أَمْضِىَ
yürüyeceğim
حُقُبًۭا
uzun bir zaman

Ali BulaçHani Musa genç yardımcısına demişti: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim

18:61
فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا نَسِيَا حُوتَهُمَا فَٱتَّخَذَ سَبِيلَهُۥ فِى ٱلْبَحْرِ سَرَبًا
فَلَمَّا
ne zaman ki
بَلَغَا
varınca
مَجْمَعَ
birleştiği yere
بَيْنِهِمَا
iki (denizin) arasının
نَسِيَا
unuttular
حُوتَهُمَا
balıklarını
فَٱتَّخَذَ
(balık) tuttu
سَبِيلَهُۥ
yolunu
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
سَرَبًۭا
sıyrılıp

Ali BulaçBöylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu

18:62
فَلَمَّا جَاوَزَا قَالَ لِفَتَـٰهُ ءَاتِنَا غَدَآءَنَا لَقَدْ لَقِينَا مِن سَفَرِنَا هَـٰذَا نَصَبًا
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَاوَزَا
orayı geçip gittiklerinde
قَالَ
(Musa) dedi
لِفَتَىٰهُ
uşağına
ءَاتِنَا
bize getir
غَدَآءَنَا
kahvaltımızı
لَقَدْ
andolsun ki
لَقِينَا
çektik
مِن
yolculuğumuzdan
سَفَرِنَا
our journey
هَـٰذَا
şu
نَصَبًۭا
yorgunluk

Ali Bulaç(Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk

18:63
قَالَ أَرَءَيْتَ إِذْ أَوَيْنَآ إِلَى ٱلصَّخْرَةِ فَإِنِّى نَسِيتُ ٱلْحُوتَ وَمَآ أَنْسَـٰنِيهُ إِلَّا ٱلشَّيْطَـٰنُ أَنْ أَذْكُرَهُۥ‌ۚ وَٱتَّخَذَ سَبِيلَهُۥ فِى ٱلْبَحْرِ عَجَبًا
قَالَ
(Uşağı) dedi
أَرَءَيْتَ
gördün mü?
إِذْ
vakit
أَوَيْنَآ
sığındığımız
إِلَى
kayaya
ٱلصَّخْرَةِ
the rock
فَإِنِّى
gerçekten ben
نَسِيتُ
unuttum
ٱلْحُوتَ
balığı
وَمَآ
fakat
أَنسَىٰنِيهُ
bana unutturmadı
إِلَّا
başkası
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytandan
أَنْ
onu söylememi
أَذْكُرَهُۥ ۚ
I mention it
وَٱتَّخَذَ
ve tuttu
سَبِيلَهُۥ
yolunu
فِى
içinde
ٱلْبَحْرِ
denizin
عَجَبًۭا
şaşılacak biçimde

Ali Bulaç(Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu

18:64
قَالَ ذَٲلِكَ مَا كُنَّا نَبْغِ‌ۚ فَٱرْتَدَّا عَلَىٰٓ ءَاثَارِهِمَا قَصَصًا
قَالَ
(Musa) dedi
ذَٰلِكَ
işte
مَا
şey
كُنَّا
aradığımız
نَبْغِ ۚ
seeking
فَٱرْتَدَّا
geriye döndüler
عَلَىٰٓ
üzerini
ءَاثَارِهِمَا
izleri
قَصَصًۭا
ta'kibederek

Ali Bulaç(Musa) Dedi ki: "Bizim de aradığımız buydu." Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler

18:65
فَوَجَدَا عَبْدًا مِّنْ عِبَادِنَآ ءَاتَيْنَـٰهُ رَحْمَةً مِّنْ عِندِنَا وَعَلَّمْنَـٰهُ مِن لَّدُنَّا عِلْمًا
فَوَجَدَا
ve buldular
عَبْدًۭا
bir kul
مِّنْ
kullarımızdan
عِبَادِنَآ
Our servants
ءَاتَيْنَـٰهُ
biz ona vermiştik
رَحْمَةًۭ
bir rahmet
مِّنْ
katımızdan
عِندِنَا
Us
وَعَلَّمْنَـٰهُ
ve ona öğretmiştik
مِن
katımızdan
لَّدُنَّا
Us
عِلْمًۭا
bir ilim

Ali BulaçDerken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular

18:66 📚 4
قَالَ لَهُۥ مُوسَىٰ هَلْ أَتَّبِعُكَ عَلَىٰٓ أَن تُعَلِّمَنِ مِمَّا عُلِّمْتَ رُشْدًا
قَالَ
dedi ki
لَهُۥ
ona
مُوسَىٰ
Musa
هَلْ
sana tabi olabilir miyim?
أَتَّبِعُكَ
I follow you
عَلَىٰٓ
üzere
أَن
bana da öğretmen için
تُعَلِّمَنِ
you teach me
مِمَّا
şeyden
عُلِّمْتَ
sana öğretilen
رُشْدًۭا
bir bilgi

Ali BulaçMusa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim

18:67
قَالَ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِىَ صَبْرًا
قَالَ
dedi ki
إِنَّكَ
sen
لَن
asla
تَسْتَطِيعَ
dayanamazsın
مَعِىَ
benimle beraber bulunmaya
صَبْرًۭا
sabırla

Ali BulaçDedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin

18:68 📚 1
وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلَىٰ مَا لَمْ تُحِطْ بِهِۦ خُبْرًا
وَكَيْفَ
ve nasıl?
تَصْبِرُ
dayanabilirsin
عَلَىٰ
bir şeye
مَا
what
لَمْ
kavrayamadığın
تُحِطْ
you encompass
بِهِۦ
onu
خُبْرًۭا
haberdar edilerek

Ali Bulaç(Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin

18:69
قَالَ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ صَابِرًا وَلَآ أَعْصِى لَكَ أَمْرًا
قَالَ
dedi
سَتَجِدُنِىٓ
beni bulursun
إِن
eğer
شَآءَ
dilerse
ٱللَّهُ
Allah
صَابِرًۭا
sabredici
وَلَآ
ve
أَعْصِى
karşı gelmem
لَكَ
senin
أَمْرًۭا
emrine

Ali Bulaç(Musa:) "İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi

18:70 📚 3
قَالَ فَإِنِ ٱتَّبَعْتَنِى فَلَا تَسْــَٔلْنِى عَن شَىْءٍ حَتَّىٰٓ أُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْرًا
قَالَ
dedi
فَإِنِ
eğer
ٱتَّبَعْتَنِى
bana tabi olursan
فَلَا
bana soru sorma
تَسْـَٔلْنِى
ask me
عَن
hiçbir şey
شَىْءٍ
anything
حَتَّىٰٓ
kadar
أُحْدِثَ
ben anlatıncaya
لَكَ
sana
مِنْهُ
onu
ذِكْرًۭا
bir hatırlatma

Ali BulaçDedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar

18:71
فَٱنطَلَقَا حَتَّىٰٓ إِذَا رَكِبَا فِى ٱلسَّفِينَةِ خَرَقَهَا‌ۖ قَالَ أَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا لَقَدْ جِئْتَ شَيْــًٔا إِمْرًا
فَٱنطَلَقَا
sonra yürüdüler
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
zaman
رَكِبَا
bindikleri
فِى
gemiye
ٱلسَّفِينَةِ
the ship
خَرَقَهَا ۖ
onu deliverdi
قَالَ
dedi
أَخَرَقْتَهَا
mi onu deldin?
لِتُغْرِقَ
boğmak için
أَهْلَهَا
halkını
لَقَدْ
gerçekten
جِئْتَ
sen yaptın
شَيْـًٔا
bir iş
إِمْرًۭا
çok tehlikeli

Ali BulaçBöylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın

18:72
قَالَ أَلَمْ أَقُلْ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِىَ صَبْرًا
قَالَ
dedi
أَلَمْ
demedim mi?
أَقُلْ
I say
إِنَّكَ
gerçekten sen
لَن
dayanamazsın
تَسْتَطِيعَ
will be able
مَعِىَ
benimle beraber bulunmaya
صَبْرًۭا
sabırla

Ali BulaçDedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi

18:73 📚 1
قَالَ لَا تُؤَاخِذْنِى بِمَا نَسِيتُ وَلَا تُرْهِقْنِى مِنْ أَمْرِى عُسْرًا
قَالَ
dedi
لَا
beni kınama
تُؤَاخِذْنِى
blame me
بِمَا
şeyden ötürü
نَسِيتُ
unuttuğum
وَلَا
ve
تُرْهِقْنِى
bana çıkarma
مِنْ
dolayı
أَمْرِى
bu işimden
عُسْرًۭا
bir güçlük

Ali Bulaç(Musa:) "Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" dedi

18:74
فَٱنطَلَقَا حَتَّىٰٓ إِذَا لَقِيَا غُلَـٰمًا فَقَتَلَهُۥ قَالَ أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةَۢ بِغَيْرِ نَفْسٍ لَّقَدْ جِئْتَ شَيْــًٔا نُّكْرًا
فَٱنطَلَقَا
yine yürüdüler
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
rastladılar
لَقِيَا
they met
غُلَـٰمًۭا
bir çocuğa
فَقَتَلَهُۥ
hemen onu öldürdü
قَالَ
(Musa) dedi ki
أَقَتَلْتَ
mı katlettin?
نَفْسًۭا
bir canı
زَكِيَّةًۢ
tertemiz
بِغَيْرِ
karşılığı olmadan
نَفْسٍۢ
bir can
لَّقَدْ
doğrusu
جِئْتَ
sen yaptın
شَيْـًۭٔا
bir iş
نُّكْرًۭا
çirkin

Ali BulaçBöylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın

18:75 📚 1
۞ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكَ إِنَّكَ لَن تَسْتَطِيعَ مَعِىَ صَبْرًا
۞ قَالَ
dedi
أَلَمْ
dememiş miydim?
أَقُل
I say
لَّكَ
sana
إِنَّكَ
sen
لَن
dayanamazsın
تَسْتَطِيعَ
will be able
مَعِىَ
benimle beraber bulunmaya
صَبْرًۭا
sabırla

Ali BulaçDedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi

18:76
قَالَ إِن سَأَلْتُكَ عَن شَىْءِۭ بَعْدَهَا فَلَا تُصَـٰحِبْنِى‌ۖ قَدْ بَلَغْتَ مِن لَّدُنِّى عُذْرًا
قَالَ
dedi ki
إِن
eğer
سَأَلْتُكَ
sana sorarsam
عَن
bir şey
شَىْءٍۭ
anything
بَعْدَهَا
bundan sonra
فَلَا
artık olma
تُصَـٰحِبْنِى ۖ
bana arkadaş
قَدْ
elbette
بَلَغْتَ
sana ulaşmıştır
مِن
benim tarafımdan
لَّدُنِّى
from me
عُذْرًۭا
bir özür

Ali Bulaç(Musa:) "Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun" dedi

18:77 📚 2
فَٱنطَلَقَا حَتَّىٰٓ إِذَآ أَتَيَآ أَهْلَ قَرْيَةٍ ٱسْتَطْعَمَآ أَهْلَهَا فَأَبَوْاْ أَن يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ أَن يَنقَضَّ فَأَقَامَهُۥ‌ۖ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا
فَٱنطَلَقَا
yine yürüdüler
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَآ
vardıklarında
أَتَيَآ
they came
أَهْلَ
halkına
قَرْيَةٍ
bir kent
ٱسْتَطْعَمَآ
yemek istediler
أَهْلَهَا
oranın halkından
فَأَبَوْا۟
fakat kaçındılar
أَن
onları konuklamaktan
يُضَيِّفُوهُمَا
offer them hospitality
فَوَجَدَا
derken buldular
فِيهَا
orada
جِدَارًۭا
bir duvar
يُرِيدُ
yüz tutan
أَن
yıkılmağa
يَنقَضَّ
collapse
فَأَقَامَهُۥ ۖ
hemen onu doğrulttu
قَالَ
(Musa) dedi ki
لَوْ
eğer
شِئْتَ
isteseydin
لَتَّخَذْتَ
alırdın
عَلَيْهِ
buna karşılık
أَجْرًۭا
bir ücret

Ali Bulaç(Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin

18:78
قَالَ هَـٰذَا فِرَاقُ بَيْنِى وَبَيْنِكَ‌ۚ سَأُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِع عَّلَيْهِ صَبْرًا
قَالَ
dedi
هَـٰذَا
işte bu
فِرَاقُ
ayrılmasıdır
بَيْنِى
benimle
وَبَيْنِكَ ۚ
senin arasının
سَأُنَبِّئُكَ
sana haber vereceğim
بِتَأْوِيلِ
içyüzünü
مَا
şeylerin
لَمْ
güç yetiremediğin
تَسْتَطِع
you were able
عَّلَيْهِ
üzerine
صَبْرًا
sabırla

Ali BulaçDedi ki: "İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim

18:79
أَمَّا ٱلسَّفِينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَـٰكِينَ يَعْمَلُونَ فِى ٱلْبَحْرِ فَأَرَدتُّ أَنْ أَعِيبَهَا وَكَانَ وَرَآءَهُم مَّلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ غَصْبًا
أَمَّا
O gemi
ٱلسَّفِينَةُ
the ship
فَكَانَتْ
idi
لِمَسَـٰكِينَ
yoksulların
يَعْمَلُونَ
çalışan
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
فَأَرَدتُّ
istedim
أَنْ
ki
أَعِيبَهَا
onu kusurlu yapmak
وَكَانَ
çünkü vardı
وَرَآءَهُم
onların ilerisinde
مَّلِكٌۭ
bir kral
يَأْخُذُ
alan
كُلَّ
her
سَفِينَةٍ
gemiyi
غَصْبًۭا
zorla

Ali BulaçGemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı

18:80
وَأَمَّا ٱلْغُلَـٰمُ فَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَشِينَآ أَن يُرْهِقَهُمَا طُغْيَـٰنًا وَكُفْرًا
وَأَمَّا
gelince
ٱلْغُلَـٰمُ
çocuğa
فَكَانَ
idi
أَبَوَاهُ
onun anası babası
مُؤْمِنَيْنِ
mü'min insanlar
فَخَشِينَآ
korktuk
أَن
onlara sarmasından
يُرْهِقَهُمَا
he would overburden them
طُغْيَـٰنًۭا
azgınlık
وَكُفْرًۭا
ve küfür

Ali BulaçÇocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk

18:81
فَأَرَدْنَآ أَن يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًا مِّنْهُ زَكَوٲةً وَأَقْرَبَ رُحْمًا
فَأَرَدْنَآ
istedik ki
أَن
onun yerine versin
يُبْدِلَهُمَا
would change for them
رَبُّهُمَا
Rableri
خَيْرًۭا
daha hayırlısını
مِّنْهُ
ondan
زَكَوٰةًۭ
daha temiz
وَأَقْرَبَ
ve daha yakınını
رُحْمًۭا
merhamete

Ali BulaçBöylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik

18:82 📚 2
وَأَمَّا ٱلْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَـٰمَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِى ٱلْمَدِينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُۥ كَنزٌ لَّهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَـٰلِحًا فَأَرَادَ رَبُّكَ أَن يَبْلُغَآ أَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنزَهُمَا رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ‌ۚ وَمَا فَعَلْتُهُۥ عَنْ أَمْرِى‌ۚ ذَٲلِكَ تَأْوِيلُ مَا لَمْ تَسْطِع عَّلَيْهِ صَبْرًا
وَأَمَّا
ise
ٱلْجِدَارُ
duvar
فَكَانَ
idi
لِغُلَـٰمَيْنِ
çocuğun
يَتِيمَيْنِ
iki yetim
فِى
şehirde
ٱلْمَدِينَةِ
the town
وَكَانَ
ve vardı
تَحْتَهُۥ
altında
كَنزٌۭ
bir hazine
لَّهُمَا
onlara ait
وَكَانَ
ve idi
أَبُوهُمَا
babaları da
صَـٰلِحًۭا
iyi bir kimse
فَأَرَادَ
istedi ki
رَبُّكَ
Rabbin
أَن
onlar (büyüyüp) ersinler
يَبْلُغَآ
they reach
أَشُدَّهُمَا
güçlü çağlarına
وَيَسْتَخْرِجَا
ve çıkarsınlar
كَنزَهُمَا
hazinelerini
رَحْمَةًۭ
bir rahmet olarak
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ ۚ
your Lord
وَمَا
bunları yapmadım
فَعَلْتُهُۥ
I did it
عَنْ
ben kendiliğimden
أَمْرِى ۚ
my (own) accord
ذَٰلِكَ
işte budur
تَأْوِيلُ
içyüzü
مَا
şeylerin
لَمْ
senin güç yetiremediğin
تَسْطِع
you were able
عَّلَيْهِ
hakkında
صَبْرًۭا
sabırla

Ali BulaçDuvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu

18:83
وَيَسْــَٔلُونَكَ عَن ذِى ٱلْقَرْنَيْنِ‌ۖ قُلْ سَأَتْلُواْ عَلَيْكُم مِّنْهُ ذِكْرًا
وَيَسْـَٔلُونَكَ
ve sana soruyorlar
عَن
Zu'l-Karneyn'den
ذِى
Dhul-qarnain
ٱلْقَرْنَيْنِ ۖ
Zu'l-Karneyn'den
قُلْ
de ki
سَأَتْلُوا۟
okuyacağım
عَلَيْكُم
size
مِّنْهُ
ondan
ذِكْرًا
bir hatıra

Ali BulaçSana (Ey Muhammed,) Zu'l-Karneyn hakkında sorarlar. De ki: "Size, ondan 'öğüt ve hatırlatma olarak' (bazı bilgiler) vereceğim

18:84
إِنَّا مَكَّنَّا لَهُۥ فِى ٱلْأَرْضِ وَءَاتَيْنَـٰهُ مِن كُلِّ شَىْءٍ سَبَبًا
إِنَّا
elbette biz
مَكَّنَّا
güçlü kıldık
لَهُۥ
onu
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَءَاتَيْنَـٰهُ
ve ona verdik
مِن
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeyden
سَبَبًۭا
bir sebep

Ali BulaçGerçekten, Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona herşeyden bir yol (sebep) verdik

18:85
فَأَتْبَعَ سَبَبًا
فَأَتْبَعَ
o da tuttu
سَبَبًا
bir yol

Ali BulaçO da, bir yol tuttu

18:86 📚 2
حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ ٱلشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فِى عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِندَهَا قَوْمًا‌ۗ قُلْنَا يَـٰذَا ٱلْقَرْنَيْنِ إِمَّآ أَن تُعَذِّبَ وَإِمَّآ أَن تَتَّخِذَ فِيهِمْ حُسْنًا
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
ne zaman ki
بَلَغَ
ulaştı
مَغْرِبَ
battığı yere
ٱلشَّمْسِ
güneşin
وَجَدَهَا
ve onu buldu
تَغْرُبُ
batarken
فِى
bir gözede
عَيْنٍ
a spring
حَمِئَةٍۢ
kara balçıklı
وَوَجَدَ
ve buldu
عِندَهَا
onun yanında da
قَوْمًۭا ۗ
bir kavim
قُلْنَا
dedik ki
يَـٰذَا
Ey
ٱلْقَرْنَيْنِ
Zu'l-Karneyn
إِمَّآ
ya
أَن
azâb edersin
تُعَذِّبَ
you punish
وَإِمَّآ
veya
أَن
davranırsın
تَتَّخِذَ
you take
فِيهِمْ
kendilerine
حُسْنًۭا
güzel

Ali BulaçSonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin

18:87
قَالَ أَمَّا مَن ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُۥ ثُمَّ يُرَدُّ إِلَىٰ رَبِّهِۦ فَيُعَذِّبُهُۥ عَذَابًا نُّكْرًا
قَالَ
dedi ki
أَمَّا
kim
مَن
(one) who
ظَلَمَ
haksızlık ederse
فَسَوْفَ
ona azab edeceğiz
نُعَذِّبُهُۥ
we will punish him
ثُمَّ
sonra
يُرَدُّ
döndürülecektir
إِلَىٰ
Rabbine
رَبِّهِۦ
his Lord
فَيُعَذِّبُهُۥ
O da ona azab edecektir
عَذَابًۭا
bir azapla
نُّكْرًۭا
görülmemiş

Ali BulaçDedi ki: "Kim zulmederse biz onu azaplandıracağız, sonra Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azapla azaplandırır

18:88
وَأَمَّا مَنْ ءَامَنَ وَعَمِلَ صَـٰلِحًا فَلَهُۥ جَزَآءً ٱلْحُسْنَىٰ‌ۖ وَسَنَقُولُ لَهُۥ مِنْ أَمْرِنَا يُسْرًا
وَأَمَّا
ise
مَنْ
kimseye
ءَامَنَ
inanan
وَعَمِلَ
ve yapan
صَـٰلِحًۭا
iyi işler
فَلَهُۥ
ona vardır
جَزَآءً
mükafat
ٱلْحُسْنَىٰ ۖ
en güzel
وَسَنَقُولُ
ve söyleyeceğiz
لَهُۥ
ona
مِنْ
buyruğumuzdan
أَمْرِنَا
our command
يُسْرًۭا
kolay olanı

Ali BulaçKim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz

18:89
ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا
ثُمَّ
sonra yine
أَتْبَعَ
tuttu
سَبَبًا
bir yol

Ali BulaçSonra (yine) bir yol tuttu

18:90
حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ ٱلشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلَىٰ قَوْمٍ لَّمْ نَجْعَل لَّهُم مِّن دُونِهَا سِتْرًا
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
ne zaman ki
بَلَغَ
ulaştı
مَطْلِعَ
doğduğu yere
ٱلشَّمْسِ
güneşin
وَجَدَهَا
ve onu buldu
تَطْلُعُ
doğarken
عَلَىٰ
üzerine
قَوْمٍۢ
bir kavmin
لَّمْ
yapmadığımız
نَجْعَل
We made
لَّهُم
kendilerine
مِّن
ona (güneşe) karşı
دُونِهَا
against it
سِتْرًۭا
bir siper

Ali BulaçSonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu

18:91
كَذَٲلِكَ وَقَدْ أَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًا
كَذَٰلِكَ
işte böyle
وَقَدْ
ve muhakkak
أَحَطْنَا
biliyorduk
بِمَا
onun yanındakini
لَدَيْهِ
(was) with him
خُبْرًۭا
ilmimizle

Ali Bulaçİşte böyle, onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup-biten herşeyi) Biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık

18:92
ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا
ثُمَّ
sonra yine
أَتْبَعَ
tuttu
سَبَبًا
bir yol

Ali BulaçSonra bir yol (daha) tuttu

18:93
حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ بَيْنَ ٱلسَّدَّيْنِ وَجَدَ مِن دُونِهِمَا قَوْمًا لَّا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلاً
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
ne zaman ki
بَلَغَ
ulaştı
بَيْنَ
arasına
ٱلسَّدَّيْنِ
iki sed
وَجَدَ
buldu
مِن
onların dışında
دُونِهِمَا
besides them
قَوْمًۭا
bir kavim
لَّا
neredeyse
يَكَادُونَ
who would almost
يَفْقَهُونَ
hiç anlamayan
قَوْلًۭا
söz

Ali Bulaçİki seddin arasına kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu

18:94
قَالُواْ يَـٰذَا ٱلْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلَىٰٓ أَن تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا
قَالُوا۟
dediler ki
يَـٰذَا
O Dhul-qarnain
ٱلْقَرْنَيْنِ
Karneyn
إِنَّ
şüphesiz
يَأْجُوجَ
Ye'cuc
وَمَأْجُوجَ
ve Me'cuc
مُفْسِدُونَ
bozgunculuk yapıyorlar
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
فَهَلْ
mi?
نَجْعَلُ
verelim
لَكَ
sana
خَرْجًا
bir vergi
عَلَىٰٓ
için
أَن
yapman
تَجْعَلَ
you make
بَيْنَنَا
bizimle
وَبَيْنَهُمْ
onların arasına
سَدًّۭا
bir sed

Ali BulaçDediler ki: "Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar, bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi

18:95
قَالَ مَا مَكَّنِّى فِيهِ رَبِّى خَيْرٌ فَأَعِينُونِى بِقُوَّةٍ أَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا
قَالَ
dedi ki
مَا
beni bulundurduğu imkanlar
مَكَّنِّى
has established me
فِيهِ
içinde
رَبِّى
Rabbimin
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
فَأَعِينُونِى
siz bana yardım edin de
بِقُوَّةٍ
güçle
أَجْعَلْ
yapayım
بَيْنَكُمْ
sizinle
وَبَيْنَهُمْ
onlar arasına
رَدْمًا
sağlam bir engel

Ali BulaçDedi ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır. Madem öyle, bana (insani) güçle yardım edin de, sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım

18:96
ءَاتُونِى زُبَرَ ٱلْحَدِيدِ‌ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا سَاوَىٰ بَيْنَ ٱلصَّدَفَيْنِ قَالَ ٱنفُخُواْ‌ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَعَلَهُۥ نَارًا قَالَ ءَاتُونِىٓ أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا
ءَاتُونِى
bana getirin
زُبَرَ
kütleleri
ٱلْحَدِيدِ ۖ
demir
حَتَّىٰٓ
o kadar ki
إِذَا
aynı seviyeye getirince
سَاوَىٰ
he (had) leveled
بَيْنَ
arasını
ٱلصَّدَفَيْنِ
iki dağın
قَالَ
dedi
ٱنفُخُوا۟ ۖ
üfleyin!
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
onu sokunca
جَعَلَهُۥ
he made it
نَارًۭا
bir ateş haline
قَالَ
dedi
ءَاتُونِىٓ
getirin bana
أُفْرِغْ
dökeyim
عَلَيْهِ
üzerine
قِطْرًۭا
erimiş katran

Ali BulaçBana demir kütleleri getirin", iki dağın arası eşit düzeye gelince, "Körükleyin" dedi. Onu ateş haline getirinceye kadar (bu işi yaptı, sonra:) dedi ki: "Bana getirin, üzerine eritilmiş bakır dökeyim

18:97
فَمَا ٱسْطَـٰعُوٓاْ أَن يَظْهَرُوهُ وَمَا ٱسْتَطَـٰعُواْ لَهُۥ نَقْبًا
فَمَا
artık
ٱسْطَـٰعُوٓا۟
ne güçleri yetti
أَن
onu aşmaya
يَظْهَرُوهُ
scale it
وَمَا
ne de
ٱسْتَطَـٰعُوا۟
güçleri yetti
لَهُۥ
onu
نَقْبًۭا
delmeye

Ali BulaçBöylelikle, ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler

18:98
قَالَ هَـٰذَا رَحْمَةٌ مِّن رَّبِّى‌ۖ فَإِذَا جَآءَ وَعْدُ رَبِّى جَعَلَهُۥ دَكَّآءَ‌ۖ وَكَانَ وَعْدُ رَبِّى حَقًّا
قَالَ
(Zu'l-Karneyn) dedi ki
هَـٰذَا
bu
رَحْمَةٌۭ
bir rahmetdir
مِّن
Rabbimden
رَّبِّى ۖ
my Lord
فَإِذَا
zaman
جَآءَ
geldiği
وَعْدُ
va'di
رَبِّى
Rabbimin
جَعَلَهُۥ
onu eder
دَكَّآءَ ۖ
yerle bir
وَكَانَ
ve
وَعْدُ
va'di
رَبِّى
Rabbimin
حَقًّۭا
haktır (gerçektir)

Ali BulaçDedi ki: "Bu benim Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin va'di geldiği zaman, O, bunu dümdüz eder; Rabbimin va'di haktır

18:99
۞ وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فِى بَعْضٍ‌ۖ وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَجَمَعْنَـٰهُمْ جَمْعًا
۞ وَتَرَكْنَا
biz bırakırız
بَعْضَهُمْ
birbirlerini
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
يَمُوجُ
dalgalanır bir halde
فِى
içinde
بَعْضٍۢ ۖ
birbiri
وَنُفِخَ
ve üflenir
فِى
Sur'a
ٱلصُّورِ
the trumpet
فَجَمَعْنَـٰهُمْ
ve onları toplarız
جَمْعًۭا
hepsini

Ali BulaçBiz o gün, bir kısmını bir kısmı içinde dalgalanırcasına bırakıvermişiz. Sur'a da üfürülmüştür, artık onların tümünü birarada toparlamışız

18:100
وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِّلْكَـٰفِرِينَ عَرْضًا
وَعَرَضْنَا
ve göstereceğiz
جَهَنَّمَ
cehennemi
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لِّلْكَـٰفِرِينَ
kafirlere
عَرْضًا
açıkça

Ali BulaçVe o gün, cehennemi, inkar edenlere tam bir sunuşla sunmuşuz

18:101 📚 5
ٱلَّذِينَ كَانَتْ أَعْيُنُهُمْ فِى غِطَآءٍ عَن ذِكْرِى وَكَانُواْ لَا يَسْتَطِيعُونَ سَمْعًا
ٱلَّذِينَ
onlar ki
كَانَتْ
idi
أَعْيُنُهُمْ
gözleri
فِى
içinde
غِطَآءٍ
perde
عَن
karşı
ذِكْرِى
beni anmaya
وَكَانُوا۟
ve idiler
لَا
tahammül edemez
يَسْتَطِيعُونَ
able
سَمْعًا
(Kur'an'ı) dinlemeğe

Ali BulaçKi onlar, Beni zikretme (konusun)da gözleri bir perde içindeydi. (Kur'an'ı) dinlemeye katlanamazlardı

18:102
أَفَحَسِبَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَن يَتَّخِذُواْ عِبَادِى مِن دُونِىٓ أَوْلِيَآءَ‌ۚ إِنَّآ أَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَـٰفِرِينَ نُزُلاً
أَفَحَسِبَ
mi sandılar?
ٱلَّذِينَ
o
كَفَرُوٓا۟
inkarcılar
أَن
kendilerine edineceklerini
يَتَّخِذُوا۟
they (can) take
عِبَادِى
kullarımı
مِن
benden ayrı olarak
دُونِىٓ
besides Me
أَوْلِيَآءَ ۚ
veliler (dost)
إِنَّآ
şüphesiz biz
أَعْتَدْنَا
hazırladık
جَهَنَّمَ
cehennemi
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirlere
نُزُلًۭا
konak olarak

Ali Bulaçİnkar edenler, Beni bırakıp kullarımı veliler edindiklerini mi sandılar? Gerçekten Biz cehennemi kafirler için bir durak olarak hazırlamışız

18:103
قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُم بِٱلْأَخْسَرِينَ أَعْمَـٰلاً
قُلْ
de ki
هَلْ
mi?
نُنَبِّئُكُم
size söyleyeyim
بِٱلْأَخْسَرِينَ
en çok ziyana uğrayanları
أَعْمَـٰلًا
işleri bakımından

Ali BulaçDe ki: "Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi

18:104 📚 7
ٱلَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِى ٱلْحَيَوٲةِ ٱلدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا
ٱلَّذِينَ
onların
ضَلَّ
boşa gider
سَعْيُهُمْ
bütün çabaları
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَهُمْ
ve kendileri de
يَحْسَبُونَ
sanırlar
أَنَّهُمْ
kendilerinin
يُحْسِنُونَ
iyi yaptıklarını
صُنْعًا
işlerini

Ali BulaçOnların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar

18:105
أُوْلَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ بِـَٔـايَـٰتِ رَبِّهِمْ وَلِقَآئِهِۦ فَحَبِطَتْ أَعْمَـٰلُهُمْ فَلَا نُقِيمُ لَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ وَزْنًا
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
كَفَرُوا۟
inkar eden
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
رَبِّهِمْ
Rablerinin
وَلِقَآئِهِۦ
ve O'na kavuşmayı
فَحَبِطَتْ
bu yüzden boşa çıkar
أَعْمَـٰلُهُمْ
eylemleri
فَلَا
kurmayız
نُقِيمُ
We will assign
لَهُمْ
onlar için
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
وَزْنًۭا
bir terazi

Ali Bulaçİşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız

18:106
ذَٲلِكَ جَزَآؤُهُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُواْ وَٱتَّخَذُوٓاْ ءَايَـٰتِى وَرُسُلِى هُزُوًا
ذَٰلِكَ
işte bu
جَزَآؤُهُمْ
onların cezası
جَهَنَّمُ
cehennemdir
بِمَا
sebebiyle
كَفَرُوا۟
inkarları
وَٱتَّخَذُوٓا۟
ve edinmeleri
ءَايَـٰتِى
ayetlerimi
وَرُسُلِى
ve elçilerimi
هُزُوًا
eğlence

Ali Bulaçİşte, inkar etmeleri, ayetlerimi ve elçilerimi alay konusu edinmelerinden dolayı onların cezası cehennemdir

18:107
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّـٰتُ ٱلْفِرْدَوْسِ نُزُلاً
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
iman eden
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
كَانَتْ
onlar için vardır
لَهُمْ
for them will be
جَنَّـٰتُ
cennetleri
ٱلْفِرْدَوْسِ
Firdevs
نُزُلًا
konak olarak

Ali Bulaçİman edip salih amellerde bulunanlar... Firdevs cennetleri onlar için bir 'konaklama yeridir

18:108
خَـٰلِدِينَ فِيهَا لَا يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلاً
خَـٰلِدِينَ
sürekli kalacaklardır
فِيهَا
orada
لَا
hiç
يَبْغُونَ
istemezler
عَنْهَا
oradan
حِوَلًۭا
ayrılmak

Ali BulaçOnda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler

18:109 📚 4
قُل لَّوْ كَانَ ٱلْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَـٰتِ رَبِّى لَنَفِدَ ٱلْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَـٰتُ رَبِّى وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِۦ مَدَدًا
قُل
de ki
لَّوْ
şayet
كَانَ
olsa
ٱلْبَحْرُ
deniz
مِدَادًۭا
mürekkep
لِّكَلِمَـٰتِ
sözleri(ni yazmak) için
رَبِّى
Rabbimin
لَنَفِدَ
tükenir
ٱلْبَحْرُ
deniz
قَبْلَ
önce
أَن
tükenmeden
تَنفَدَ
(were) exhausted
كَلِمَـٰتُ
sözleri
رَبِّى
Rabbimin
وَلَوْ
ve şayet
جِئْنَا
getirsek bile
بِمِثْلِهِۦ
bir o kadarını daha
مَدَدًۭا
yardım için

Ali BulaçDe ki: "Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini (bir o kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, elbette deniz tükeniverirdi

18:110 📚 3
قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۟ بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَىٰٓ إِلَىَّ أَنَّمَآ إِلَـٰهُكُمْ إِلَـٰهٌ وَٲحِدٌ‌ۖ فَمَن كَانَ يَرْجُواْ لِقَآءَ رَبِّهِۦ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَـٰلِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِۦٓ أَحَدَۢا
قُلْ
de ki
إِنَّمَآ
şüphesiz
أَنَا۠
ben de
بَشَرٌۭ
bir insanım
مِّثْلُكُمْ
sizin gibi
يُوحَىٰٓ
vahyolunuyor
إِلَىَّ
bana
أَنَّمَآ
şüphesiz
إِلَـٰهُكُمْ
Tanrınız
إِلَـٰهٌۭ
Tanrıdır
وَٰحِدٌۭ ۖ
bir tek
فَمَن
o halde kim
كَانَ
ise
يَرْجُوا۟
arzu eder
لِقَآءَ
kavuşmayı
رَبِّهِۦ
Rabbine
فَلْيَعْمَلْ
yapsın
عَمَلًۭا
iş(ler)
صَـٰلِحًۭا
iyi
وَلَا
ve asla
يُشْرِكْ
ortak etmesin
بِعِبَادَةِ
(yaptığı) ibadete
رَبِّهِۦٓ
Rabbine
أَحَدًۢا
(hiç) kimseyi

Ali BulaçDe ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin İlahınızın tek bir İlah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın

← Önceki Sonraki →

18. Al-Kahf Suresi | Anlam Arayışı