☪ Anlam Arayışı

22. Al-Hajj سُورَةُ الحَجِّ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
22:1 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُمۡۚ إِنَّ زَلۡزَلَةَ ٱلسَّاعَةِ شَيۡءٌ عَظِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
ٱتَّقُوا۟
korkun
رَبَّكُمْ ۚ
Rabbinizden
إِنَّ
çünkü
زَلْزَلَةَ
depremi
ٱلسَّاعَةِ
sa'atin
شَىْءٌ
bir şeydir
عَظِيمٌۭ
cidden korkunç

Ali BulaçEy insanlar, Rabbinizden korkup-sakının, çünkü kıyamet saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir

Elmalılı Hamdi YazırEy İnsanlar! Rabbinizden sakının; şüphesiz o kıyamet gününün sarsıntısı çok büyük bir şeydir

22:2 📚 2
يَوۡمَ تَرَوۡنَهَا تَذۡهَلُ كُلُّ مُرۡضِعَةٍ عَمَّآ أَرۡضَعَتۡ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمۡلٍ حَمۡلَهَا وَتَرَى ٱلنَّاسَ سُكَٰرَىٰ وَمَا هُم بِسُكَٰرَىٰ وَلَٰكِنَّ عَذَابَ ٱللَّهِ شَدِيدࣱ‏
يَوْمَ
gün
تَرَوْنَهَا
onu gördüğünüz
تَذْهَلُ
unutur
كُلُّ
her
مُرْضِعَةٍ
emziren
عَمَّآ
emzirdiğini
أَرْضَعَتْ
she was nursing
وَتَضَعُ
ve bırakır
كُلُّ
her
ذَاتِ
(sahibi) gebe
حَمْلٍ
(yük) gebe
حَمْلَهَا
yükünü
وَتَرَى
ve görürsün
ٱلنَّاسَ
insanları
سُكَـٰرَىٰ
sarhoş
وَمَا
oysa değillerdir
هُم
onlar
بِسُكَـٰرَىٰ
sarhoş
وَلَـٰكِنَّ
ama
عَذَابَ
azabı
ٱللَّهِ
Allah'ın
شَدِيدٌۭ
şiddetlidir

Ali BulaçOnu gördüğünüz gün, her emzikli kendi emzirdiğini unutup geçecek ve her gebe kendi yükünü düşürecektir. İnsanları da sarhoş olmuş görürsün, oysa onlar sarhoş değillerdir. Ancak Allah'ın azabı pek şiddetlidir

Elmalılı Hamdi YazırOnu göreceğiniz gün, her emzikli kadın emzirdiğinden geçer. Ve her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları hep sarhoş görürsün, halbuki sarhoş değillerdir. Fakat Allah'ın azabı çok şiddetlidir

22:3
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَٰدِلُ فِي ٱللَّهِ بِغَيۡرِ عِلۡمࣲ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيۡطَٰنࣲ مَّرِيدࣲ‏
وَمِنَ
ve
ٱلنَّاسِ
insanlardan
مَن
kimi
يُجَـٰدِلُ
tartışır
فِى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
بِغَيْرِ
olmaksızın
عِلْمٍۢ
bilgisi
وَيَتَّبِعُ
ve uyar
كُلَّ
her
شَيْطَـٰنٍۢ
şeytana
مَّرِيدٍۢ
kaba (şarlatan)

Ali Bulaçİnsanlardan kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur ve her azgın-kaypak şeytanın peşine düşer

Elmalılı Hamdi Yazırİnsanlardan bazıları Allah hakkında bir bilgisi olmadığı halde tartışır da her azılı şeytanın ardına düşer

22:4 📚 3
كُتِبَ عَلَيۡهِ أَنَّهُۥ مَن تَوَلَّاهُ فَأَنَّهُۥ يُضِلُّهُۥ وَيَهۡدِيهِ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلسَّعِيرِ
كُتِبَ
yazılmıştır
عَلَيْهِ
onun hakkında
أَنَّهُۥ
şüphesiz o
مَن
kim
تَوَلَّاهُ
onu takibederse
فَأَنَّهُۥ
muhakkak bu
يُضِلُّهُۥ
onu saşırtır
وَيَهْدِيهِ
ve onu götürür
إِلَىٰ
azabına
عَذَابِ
(the) punishment
ٱلسَّعِيرِ
alevli ateş

Ali BulaçOna yazılmıştır: "Kim onu veli edinirse, şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp-saptırır ve onu çılgın ateşin azabına yöneltir

Elmalılı Hamdi Yazır(O şeytanki) hakkında şöyle hüküm verilmiştir: Şüphesiz kim onu dost edinirse, o muhakkak onu saptırır ve doğruca cehennem azabına götürür

22:5 📚 12
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِن كُنتُمۡ فِي رَيۡبࣲ مِّنَ ٱلۡبَعۡثِ فَإِنَّا خَلَقۡنَٰكُم مِّن تُرَابࣲ ثُمَّ مِن نُّطۡفَةࣲ ثُمَّ مِنۡ عَلَقَةࣲ ثُمَّ مِن مُّضۡغَةࣲ مُّخَلَّقَةࣲ وَغَيۡرِ مُخَلَّقَةࣲ لِّنُبَيِّنَ لَكُمۡۚ وَنُقِرُّ فِي ٱلۡأَرۡحَامِ مَا نَشَآءُ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ى ثُمَّ نُخۡرِجُكُمۡ طِفۡلࣰ ا ثُمَّ لِتَبۡلُغُوٓاْ أَشُدَّكُمۡۖ وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّىٰ وَمِنكُم مَّن يُرَدُّ إِلَىٰٓ أَرۡذَلِ ٱلۡعُمُرِ لِكَيۡلَا يَعۡلَمَ مِنۢ بَعۡدِ عِلۡمࣲ شَيۡـࣰٔ اۚ وَتَرَى ٱلۡأَرۡضَ هَامِدَةࣰ فَإِذَآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡهَا ٱلۡمَآءَ ٱهۡتَزَّتۡ وَرَبَتۡ وَأَنۢبَتَتۡ مِن كُلِّ زَوۡجِۭ بَهِيجࣲ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
فِى
içinde
رَيْبٍۢ
kuşku
مِّنَ
yeniden dirilmekten
ٱلْبَعْثِ
the Resurrection
فَإِنَّا
(bilin ki) biz
خَلَقْنَـٰكُم
sizi yarattık
مِّن
(önce) topraktan
تُرَابٍۢ
dust
ثُمَّ
sonra
مِن
nutfe(sperm)den
نُّطْفَةٍۢ
a semen-drop
ثُمَّ
sonra
مِنْ
alaka(embriyo)dan
عَلَقَةٍۢ
a clinging substance
ثُمَّ
sonra
مِن
bir çiğnem et parçasından
مُّضْغَةٍۢ
an embryonic lump
مُّخَلَّقَةٍۢ
biçimlenmiş
وَغَيْرِ
ve
مُخَلَّقَةٍۢ
biçimlenmemiş
لِّنُبَيِّنَ
açıkça göstermek için
لَكُمْ ۚ
size
وَنُقِرُّ
ve tutarız
فِى
rahimlerde
ٱلْأَرْحَامِ
the wombs
مَا
dilediğimizi
نَشَآءُ
We will
إِلَىٰٓ
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ
a term
مُّسَمًّۭى
belirtilmiş
ثُمَّ
sonra
نُخْرِجُكُمْ
sizi çıkarırız;
طِفْلًۭا
bir bebek olarak
ثُمَّ
sonra
لِتَبْلُغُوٓا۟
ermeniz için
أَشُدَّكُمْ ۖ
güçlerinize
وَمِنكُم
ve içinizden
مَّن
kimi
يُتَوَفَّىٰ
öldürülür
وَمِنكُم
ve içinizden
مَّن
kimi de
يُرَدُّ
itilir
إِلَىٰٓ
en kötü çağına
أَرْذَلِ
the most abject
ٱلْعُمُرِ
ömrün
لِكَيْلَا
hale gelmesi için
يَعْلَمَ
bilmez
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
عِلْمٍۢ
bilen kimse iken
شَيْـًۭٔا ۚ
bir şey
وَتَرَى
ve görürsün
ٱلْأَرْضَ
yeri
هَامِدَةًۭ
kurumuş ölmüş
فَإِذَآ
zaman
أَنزَلْنَا
biz indirdiğimiz
عَلَيْهَا
onun üzerine
ٱلْمَآءَ
suyu
ٱهْتَزَّتْ
titreşir
وَرَبَتْ
ve kabarır
وَأَنۢبَتَتْ
ve bitirir
مِن
her
كُلِّ
every
زَوْجٍۭ
çifti
بَهِيجٍۢ
güzel

Ali BulaçEy insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, Biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiçbir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir. Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, fakat Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten (ürünler) bitirir

Elmalılı Hamdi YazırEy insanlar! Eğer öldükten sonra dirilmekten şüphede iseniz, (bilin ki) ne olduğunuzu size açıklamak için şüphesiz biz sizi topraktan, sonra nutfeden (spermadan) sonra bir alekadan (embriodan) sonra yapısı belli belirsiz bir et parçasından yaratmışızdır. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkartırız, sonra sizi, olgunluk çağına erişmeniz için bırakırız. Bununla beraber kiminiz öldürülür, kiminiz de önceki bilgisinden sonra, hiçbir şey bilmemek üzere, ömrünün en fena zamanına ulaştırılır. Bir de yeryüzünü görürsün ki kupkurudur; fakat biz onun üzerine su indirdiğimiz zaman, harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten bitkiler bitirir

22:6 📚 1
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡحَقُّ وَأَنَّهُۥ يُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَأَنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
ذَٰلِكَ
bu böyledir
بِأَنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
O
ٱلْحَقُّ
tek gerçektir
وَأَنَّهُۥ
ve O
يُحْىِ
diriltir
ٱلْمَوْتَىٰ
ölüleri
وَأَنَّهُۥ
ve O
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Ali Bulaçİşte böyle; şüphesiz Allah, hakkın Kendisi'dir ve şüphesiz ölüleri diriltir ve gerçekten herşeye güç yetirendir

Elmalılı Hamdi Yazırİşte bunlar gösteriyor ki, Allah şüphesiz haktır. Şüphesiz ölüleri o diriltir ve o her şeye kadirdir

22:7 📚 12
وَأَنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةࣱ لَّا رَيۡبَ فِيهَا وَأَنَّ ٱللَّهَ يَبۡعَثُ مَن فِي ٱلۡقُبُورِ
وَأَنَّ
ve muhakkak
ٱلسَّاعَةَ
o sa'at
ءَاتِيَةٌۭ
gelecektir
لَّا
yoktur
رَيْبَ
şüphe
فِيهَا
onda
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَبْعَثُ
diriltecektir
مَن
olanları
فِى
kabirlerde
ٱلْقُبُورِ
the graves

Ali BulaçGerçek şu ki, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir, onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah kabirlerde olanları diriltecektir

Elmalılı Hamdi YazırKıyamet ise şüphesiz gelecek ve muhakkak ki Allah bütün kabirlerde olan kimseleri tekrar diriltecektir

22:8
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَٰدِلُ فِي ٱللَّهِ بِغَيۡرِ عِلۡمࣲ وَلَا هُدࣰ ى وَلَا كِتَٰبࣲ مُّنِيرࣲ‏
وَمِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
mankind
مَن
kimi
يُجَـٰدِلُ
tartışır
فِى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
بِغَيْرِ
olmaksızın
عِلْمٍۢ
bilgisi
وَلَا
ve olmadan
هُدًۭى
bir yol göstereni
وَلَا
ve olmadan
كِتَـٰبٍۢ
bir Kitabı
مُّنِيرٍۢ
aydınlatıcı

Ali Bulaçİnsanlardan kimi, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır-durur

Elmalılı Hamdi Yazırİnsanlardan kimi de vardır ki ne bir bilgiye, ne bir delile, ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışır

22:9 📚 1
ثَانِيَ عِطۡفِهِۦ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۖ لَهُۥ فِي ٱلدُّنۡيَا خِزۡيࣱۖ وَنُذِيقُهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ عَذَابَ ٱلۡحَرِيقِ
ثَانِىَ
öteye döndürür
عِطْفِهِۦ
boynunu
لِيُضِلَّ
şaşırtmak için
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
لَهُۥ
onun için vardır
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
خِزْىٌۭ ۖ
bir kepazelik
وَنُذِيقُهُۥ
ve ona taddıracağız
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
عَذَابَ
azabını
ٱلْحَرِيقِ
yangın

Ali BulaçAllah'ın yolundan saptırmak amacıyla 'gururla salınıp-kasılarak' (bunu yapar); dünyada onun için aşağılanma vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı ona taddıracağız

Elmalılı Hamdi YazırAllah yolundan şaşırtmak (saptırmak) için büyüklük taslayarak (tartışır). Dünyada ona bir rezillik vardır. Kıyamet gününde ise ona cehennem azabını tattıracağız

22:10
ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتۡ يَدَاكَ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيۡسَ بِظَلَّٰمࣲ لِّلۡعَبِيدِ
ذَٰلِكَ
işte bu
بِمَا
yüzündendir
قَدَّمَتْ
önceden yaptıkları
يَدَاكَ
senin ellerinin
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَيْسَ
değildir
بِظَلَّـٰمٍۢ
zulmedici
لِّلْعَبِيدِ
kullara

Ali Bulaç(Ey insan) Bu, senin ellerinin önden takdim ettikleridir. Şüphesiz Allah, kullar için zulmedici değildir

Elmalılı Hamdi YazırOna "Bunlar, senin ellerinle kazandığın günahlar sebebiyledir" denir. Şüphesiz Allah kullarına zulmeden değildir

22:11 📚 8
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَعۡبُدُ ٱللَّهَ عَلَىٰ حَرۡفࣲۖ فَإِنۡ أَصَابَهُۥ خَيۡرٌ ٱطۡمَأَنَّ بِهِۦۖ وَإِنۡ أَصَابَتۡهُ فِتۡنَةٌ ٱنقَلَبَ عَلَىٰ وَجۡهِهِۦ خَسِرَ ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةَۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡخُسۡرَانُ ٱلۡمُبِينُ
وَمِنَ
ve
ٱلنَّاسِ
insanlardan
مَن
kimi
يَعْبُدُ
ibadet eder
ٱللَّهَ
Allah'a
عَلَىٰ
bir kenardan (uçurumdan)
حَرْفٍۢ ۖ
an edge
فَإِنْ
eğer
أَصَابَهُۥ
kendisine gelirse
خَيْرٌ
bir hayır
ٱطْمَأَنَّ
huzura kavuşur
بِهِۦ ۖ
onunla
وَإِنْ
ve eğer
أَصَابَتْهُ
başına gelirse
فِتْنَةٌ
bir kötülük
ٱنقَلَبَ
döner
عَلَىٰ
üstü
وَجْهِهِۦ
yüz
خَسِرَ
o kaybetmiştir
ٱلدُّنْيَا
dünyayı
وَٱلْـَٔاخِرَةَ ۚ
ve ahireti
ذَٰلِكَ
işte budur
هُوَ
o
ٱلْخُسْرَانُ
ziyan
ٱلْمُبِينُ
apaçık

Ali Bulaçİnsanlardan kimi, Allah'a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır

Elmalılı Hamdi Yazırİnsanlardan kimi de Allah'a bir yar kenarındaymış gibi ibadet eder, eğer kendisine bir iyilik gelirse ona gönlü yatışır ve eğer başına bir bela gelirse yüzüstü dönüverir. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur

22:12 📚 1
يَدۡعُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُۥ وَمَا لَا يَنفَعُهُۥۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلضَّلَٰلُ ٱلۡبَعِيدُ
يَدْعُوا۟
yalvarır
مِن
ayrı olarak
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
مَا
şeylere
لَا
ona zarar veremeyen
يَضُرُّهُۥ
harms him
وَمَا
ve şeylere
لَا
yarar sağlamayan
يَنفَعُهُۥ ۚ
benefits him
ذَٰلِكَ
işte budur
هُوَ
o
ٱلضَّلَـٰلُ
sapma
ٱلْبَعِيدُ
uzak(lara)

Ali BulaçAllah'tan başka, kendisine ne zararı dokunan, ne yararı olan şeylere yakarır. İşte bu, en uzak bir sapıklıktır

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ı bırakır da kendine ne zarar, ne menfaat veremeyecek şeylere yalvarır. İşte derin sapıklık budur

22:13 📚 1
يَدۡعُواْ لَمَن ضَرُّهُۥٓ أَقۡرَبُ مِن نَّفۡعِهِۦۚ لَبِئۡسَ ٱلۡمَوۡلَىٰ وَلَبِئۡسَ ٱلۡعَشِيرُ
يَدْعُوا۟
yalvarır
لَمَن
olana
ضَرُّهُۥٓ
zararı
أَقْرَبُ
daha yakın
مِن
faydasından
نَّفْعِهِۦ ۚ
his benefit
لَبِئْسَ
ne kötü
ٱلْمَوْلَىٰ
bir yardımcı
وَلَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْعَشِيرُ
bir arkadaştır

Ali Bulaç(Ya da) Zararı, yararından daha yakın olana tapar; ne kötü yardımcı ve ne kötü yoldaştır

Elmalılı Hamdi YazırHerhalde o, zararı faydasından daha yakın olana yalvarıyor. Yalvardığı şey ne kötü yardımcı ve ne kötü yoldaştır

22:14
إِنَّ ٱللَّهَ يُدۡخِلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَفۡعَلُ مَا يُرِيدُ
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُدْخِلُ
sokacaktır
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan
وَعَمِلُوا۟
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ
ırmaklar
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَفْعَلُ
yapar
مَا
şeyi
يُرِيدُ
istediği

Ali BulaçŞüphesiz Allah, iman edip salih amellerde bulunanları, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Gerçekten Allah, her istediğini yapar

Elmalılı Hamdi YazırŞüphe yok ki Allah, iman edip salih amelleri işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere koyacak. Şüphesiz Allah dilediğini yapar

22:15
مَن كَانَ يَظُنُّ أَن لَّن يَنصُرَهُ ٱللَّهُ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ فَلۡيَمۡدُدۡ بِسَبَبٍ إِلَى ٱلسَّمَآءِ ثُمَّ لۡيَقۡطَعۡ فَلۡيَنظُرۡ هَلۡ يُذۡهِبَنَّ كَيۡدُهُۥ مَا يَغِيظُ
مَن
kim
كَانَ
ise
يَظُنُّ
sanıyor
أَن
diye
لَّن
kendisine yardım etmeyecek
يَنصُرَهُ
Allah will help him
ٱللَّهُ
Allah
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ
ve ahirette
فَلْيَمْدُدْ
uzansın
بِسَبَبٍ
bir sebep(ip)le
إِلَى
göğe
ٱلسَّمَآءِ
the sky
ثُمَّ
sonra
لْيَقْطَعْ
kessin
فَلْيَنظُرْ
ve baksın
هَلْ
mi?
يُذْهِبَنَّ
giderebilecek
كَيْدُهُۥ
bu düzeni
مَا
şeyi
يَغِيظُ
öfkelendiği

Ali BulaçKim, Allah'ın ona, dünyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir araç uzatsın sonra kesiversin de bir bakıversin, kurduğu düzen, onun öfkesini giderebilecek mi

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ın ona (peygambere) dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanan kimse hemen yukarıya bir ip uzatsın, sonra (kendini intihar edip) boğsun da baksın bu hilesi kendisini öfkelendiren şeyi giderecek mi

22:16
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلۡنَٰهُ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتࣲ وَأَنَّ ٱللَّهَ يَهۡدِي مَن يُرِيدُ
وَكَذَٰلِكَ
ve işte böyle
أَنزَلْنَـٰهُ
biz O'nu indirdik
ءَايَـٰتٍۭ
ayetler olarak
بَيِّنَـٰتٍۢ
açık açık
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَهْدِى
doğru yola iletir
مَن
kimseyi
يُرِيدُ
dilediği

Ali Bulaçİşte Biz onu (Kur'an'ı) apaçık ayetler olarak indirdik; şüphesiz Allah, dilediğini hidayete yöneltir

Elmalılı Hamdi Yazırİşte biz onu (Kur'ân'ı) böylece, apaçık âyetler olarak indirdik. Şüphesiz Allah dilediğini doğru yola eriştirir

22:17
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱلَّذِينَ هَادُواْ وَٱلصَّٰبِـِٔينَ وَٱلنَّصَٰرَىٰ وَٱلۡمَجُوسَ وَٱلَّذِينَ أَشۡرَكُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ يَفۡصِلُ بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ شَهِيدٌ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inananlar
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
هَادُوا۟
yahudiler
وَٱلصَّـٰبِـِٔينَ
ve sabiiler
وَٱلنَّصَـٰرَىٰ
ve hırıstiyanlar
وَٱلْمَجُوسَ
ve mecusiler
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
أَشْرَكُوٓا۟
ortak koşanlar
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَفْصِلُ
hüküm verecektir
بَيْنَهُمْ
bunlar arasında
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ
kıyamet
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
شَهِيدٌ
şahittir

Ali BulaçGerçekten iman edenler, Yahudiler, yıldıza tapanlar (Sabii) Hıristiyanlar, ateşe tapanlar (Mecusi) ve şirk koşanlar; şüphesiz Allah, kıyamet günü aralarını ayıracaktır. Doğrusu Allah, herşeyin üzerinde şahid olandır

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz o iman edenler, yahudi olanlar, sabiîler (yıldıza tapanlar), hıristiyanlar, ateşe tapanlar ve (Allah'a) eş koşanlar (yok mu?) Allah, kıyamet günü bunların arasını şüphesiz ayıracaktır. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla görüp bilendir

22:18 📚 3
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يَسۡجُدُۤ لَهُۥۤ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ وَٱلشَّمۡسُ وَٱلۡقَمَرُ وَٱلنُّجُومُ وَٱلۡجِبَالُ وَٱلشَّجَرُ وَٱلدَّوَآبُّ وَكَثِيرࣱ مِّنَ ٱلنَّاسِۖ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيۡهِ ٱلۡعَذَابُۗ وَمَن يُهِنِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن مُّكۡرِمٍۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَفۡعَلُ مَا يَشَآءُ۩
أَلَمْ
görmedin mi
تَرَ
you see
أَنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah'a
يَسْجُدُ
secde ediyorlar
لَهُۥ
O'na
مَن
kimseler
فِى
göklerdeki
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَن
ve kimseler
فِى
yerdeki
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَٱلشَّمْسُ
ve güneş
وَٱلْقَمَرُ
ve ay
وَٱلنُّجُومُ
ve yıldızlar
وَٱلْجِبَالُ
ve dağlar
وَٱلشَّجَرُ
ve ağaçlar
وَٱلدَّوَآبُّ
ve hayvanlar
وَكَثِيرٌۭ
ve birçoğu
مِّنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ ۖ
the people
وَكَثِيرٌ
ama birçoğu
حَقَّ
hak olmuştur
عَلَيْهِ
üzerine
ٱلْعَذَابُ ۗ
azab
وَمَن
ve kimi
يُهِنِ
aşağılatırsa
ٱللَّهُ
Allah
فَمَا
artık olmaz
لَهُۥ
ona
مِن
hiç
مُّكْرِمٍ ۚ
değer veren
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَفْعَلُ
yapar
مَا
şeyi
يَشَآءُ ۩
dilediği

Ali BulaçGörmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde etmektedirler. Birçoğu üzerine azap hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar

Elmalılı Hamdi YazırGörmedin mi, göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler, güneş, ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar, bütün hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah'a secde ediyor. Birçoğunun üzerine de azab hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa artık ona ikram edecek yoktur. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar

22:19 📚 1
۞هَٰذَانِ خَصۡمَانِ ٱخۡتَصَمُواْ فِي رَبِّهِمۡۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ قُطِّعَتۡ لَهُمۡ ثِيَابࣱ مِّن نَّارࣲ يُصَبُّ مِن فَوۡقِ رُءُوسِهِمُ ٱلۡحَمِيمُ
۞ هَـٰذَانِ
işte şunlar
خَصْمَانِ
iki hasım taraf
ٱخْتَصَمُوا۟
çekişen
فِى
hakkında
رَبِّهِمْ ۖ
Rableri
فَٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden(lere)
قُطِّعَتْ
biçildi
لَهُمْ
onlara
ثِيَابٌۭ
giysi
مِّن
ateşten
نَّارٍۢ
fire
يُصَبُّ
dökülüyor
مِن
üstünden
فَوْقِ
over
رُءُوسِهِمُ
başlarının
ٱلْحَمِيمُ
kaynar su

Ali Bulaçİşte bunlar çekişen iki gruptur, Rableri konusunda çekiştiler. İşte o inkar edenler, onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir; başları üstünden de kaynar su dökülür

Elmalılı Hamdi YazırŞu ikisi Rableri hakkında tartışmaya girmiş iki hasımdır. O'nu inkar edenler için ateşten elbiseleri biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar su dökülür

22:20 📚 1
يُصۡهَرُ بِهِۦ مَا فِي بُطُونِهِمۡ وَٱلۡجُلُودُ
يُصْهَرُ
eritiliyor
بِهِۦ
onunla
مَا
şeyler
فِى
içindeki
بُطُونِهِمْ
karınlarının
وَٱلْجُلُودُ
ve derileri

Ali BulaçBununla karınları içinde olanlar ve derileri eritilmiş olur

Elmalılı Hamdi YazırBununla karınlarındaki ve derileri eritilir

22:21
وَلَهُم مَّقَٰمِعُ مِنۡ حَدِيدࣲ‏
وَلَهُم
ve onlar için vardır
مَّقَـٰمِعُ
kamçılar
مِنْ
demirden
حَدِيدٍۢ
iron

Ali BulaçOnlar için demirden kamçılar vardır

Elmalılı Hamdi YazırBir de bunlara demirden kamçılar vardır

22:22
كُلَّمَآ أَرَادُوٓاْ أَن يَخۡرُجُواْ مِنۡهَا مِنۡ غَمٍّ أُعِيدُواْ فِيهَا وَذُوقُواْ عَذَابَ ٱلۡحَرِيقِ
كُلَّمَآ
her sefer
أَرَادُوٓا۟
istedikleri
أَن
çıkmak
يَخْرُجُوا۟
come out
مِنْهَا
oradan
مِنْ
(o) gamdan
غَمٍّ
anguish
أُعِيدُوا۟
geri çevrilirler
فِيهَا
oraya
وَذُوقُوا۟
ve tadın (denilir)
عَذَابَ
azabını
ٱلْحَرِيقِ
yangın

Ali BulaçNe zaman ordan, sarsıcı-üzüntüden çıkmak isterlerse, oraya geri çevrilirler ve (onlara:) "Yakıcı azabı tadın" (denir)

Elmalılı Hamdi YazırUğradıkları gamdan (dolayı) oradan ne zaman çıkmak isteseler, her defasında oraya geri çevrilirler: "Yakıcı azabı tadın" denir

22:23 📚 3
إِنَّ ٱللَّهَ يُدۡخِلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ يُحَلَّوۡنَ فِيهَا مِنۡ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبࣲ وَلُؤۡلُؤࣰ اۖ وَلِبَاسُهُمۡ فِيهَا حَرِيرࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُدْخِلُ
sokar
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
يُحَلَّوْنَ
takınırlar
فِيهَا
orada
مِنْ
bilezikler
أَسَاوِرَ
bracelets
مِن
altından
ذَهَبٍۢ
gold
وَلُؤْلُؤًۭا ۖ
ve inci(ler)
وَلِبَاسُهُمْ
ve giysileri
فِيهَا
orada
حَرِيرٌۭ
ipektir

Ali BulaçHiç şüphesiz Allah, iman edenleri ve salih amellerde bulunanları altından ırmaklar akan cennetlere sokar, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler; ordaki elbiseleri ipek(ten)tir

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Allah iman edip yararlı iş işleyenleri, altından ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altın bilezikler ve inciler takınacaklar. Oradaki elbiseleri de ipektendir

22:24
وَهُدُوٓاْ إِلَى ٱلطَّيِّبِ مِنَ ٱلۡقَوۡلِ وَهُدُوٓاْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلۡحَمِيدِ
وَهُدُوٓا۟
ve iletilmişlerdir
إِلَى
güzeline
ٱلطَّيِّبِ
the good
مِنَ
sözün
ٱلْقَوْلِ
the speech
وَهُدُوٓا۟
ve iletilmişlerdir
إِلَىٰ
yoluna
صِرَٰطِ
(the) path
ٱلْحَمِيدِ
çok övülen(Allah)ın

Ali BulaçOnlar, sözün en güzeline iletilmişlerdir ve övülen doğru yola iletilmişlerdir

Elmalılı Hamdi YazırHem sözün güzelini işitecek duruma ulaştırılmışlar, hem de övülmeye layık (olan Allah'ın) yoluna eriştirilmişlerdir

22:25 📚 4
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ ٱلَّذِي جَعَلۡنَٰهُ لِلنَّاسِ سَوَآءً ٱلۡعَٰكِفُ فِيهِ وَٱلۡبَادِۚ وَمَن يُرِدۡ فِيهِ بِإِلۡحَادِۭ بِظُلۡمࣲ نُّذِقۡهُ مِنۡ عَذَابٍ أَلِيمࣲ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَيَصُدُّونَ
ve geri çevirenler
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَٱلْمَسْجِدِ
ve Mescid-i (Haram'dan)
ٱلْحَرَامِ
(ve Mescid-i) Haram'dan
ٱلَّذِى
yaptığımız
جَعَلْنَـٰهُ
We made it
لِلنَّاسِ
bütün insanlar için
سَوَآءً
eşit (ibadet yeri)
ٱلْعَـٰكِفُ
yerli olan
فِيهِ
orada
وَٱلْبَادِ ۚ
ve dışarıdan gelen
وَمَن
ve kim
يُرِدْ
isterse
فِيهِ
orada (böyle)
بِإِلْحَادٍۭ
haktan sapmak
بِظُلْمٍۢ
zulüm ile
نُّذِقْهُ
ona taddırırız
مِنْ
bir azabtan
عَذَابٍ
a punishment
أَلِيمٍۢ
acı

Ali BulaçGerçek şu ki, inkar edip Allah yolundan ve yerlilerle dışarıdan gelenler için eşit olarak (haram ve kıble) kıldığımız Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara, orada zulmederek adaletten ayrılanlara acı bir azap taddırırız

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz inkâr edenlere, Allah'ın yolundan, yerli ve yolcu bütün insanlar için eşit kılınan Mescidi Haram'dan alıkoyanlara ve orada zulümle yanlış yola saptırmak isteyene can yakıcı bir azab tattırırız

22:26
وَإِذۡ بَوَّأۡنَا لِإِبۡرَٰهِيمَ مَكَانَ ٱلۡبَيۡتِ أَن لَّا تُشۡرِكۡ بِي شَيۡـࣰٔ ا وَطَهِّرۡ بَيۡتِيَ لِلطَّآئِفِينَ وَٱلۡقَآئِمِينَ وَٱلرُّكَّعِ ٱلسُّجُودِ
وَإِذْ
bir zamanlar
بَوَّأْنَا
kondurmuştuk
لِإِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'i
مَكَانَ
yerine
ٱلْبَيْتِ
Beyt(Ka'be'n)in
أَن
diye
لَّا
ortak koşma
تُشْرِكْ
associate
بِى
bana
شَيْـًۭٔا
hiçbir şeyi
وَطَهِّرْ
ve temizle
بَيْتِىَ
evimi
لِلطَّآئِفِينَ
tavaf edenler için
وَٱلْقَآئِمِينَ
ve ayakta duranlar için
وَٱلرُّكَّعِ
ve rüku' edenler için
ٱلسُّجُودِ
secde edenler için

Ali BulaçHani Biz İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut

Elmalılı Hamdi YazırBir zamanlar Kâbe'nin yerini İbrahim'e şu şekilde hazırlamıştık: Sakın bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada (kıyama) duranlar, ruku edenler ve secdeye varanlar için evimi tertemiz et

22:27 📚 3
وَأَذِّن فِي ٱلنَّاسِ بِٱلۡحَجِّ يَأۡتُوكَ رِجَالࣰ ا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِرࣲ يَأۡتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقࣲ‏
وَأَذِّن
ve ilan et
فِى
içinde
ٱلنَّاسِ
insanlar
بِٱلْحَجِّ
haccı
يَأْتُوكَ
sana gelsinler
رِجَالًۭا
yaya olarak
وَعَلَىٰ
ve üzerinde
كُلِّ
her
ضَامِرٍۢ
yorgun deve
يَأْتِينَ
gelen
مِن
(türlü)
كُلِّ
her
فَجٍّ
yollardan
عَمِيقٍۢ
uzak

Ali Bulaçİnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya, gerekse uzak yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler

Elmalılı Hamdi Yazırİnsanları hacca çağır; yürüyerek veya incelmiş binekler üstünde (uzak yollardan) her derin vadiyi aşarak sana gelsinler

22:28
لِّيَشۡهَدُواْ مَنَٰفِعَ لَهُمۡ وَيَذۡكُرُواْ ٱسۡمَ ٱللَّهِ فِيٓ أَيَّامࣲ مَّعۡلُومَٰتٍ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُم مِّنۢ بَهِيمَةِ ٱلۡأَنۡعَٰمِۖ فَكُلُواْ مِنۡهَا وَأَطۡعِمُواْ ٱلۡبَآئِسَ ٱلۡفَقِيرَ
لِّيَشْهَدُوا۟
şahit olmaları için
مَنَـٰفِعَ
birtakım faydalara
لَهُمْ
kendileri için
وَيَذْكُرُوا۟
ve anmaları için
ٱسْمَ
adını
ٱللَّهِ
Allah'ın
فِىٓ
günlerde
أَيَّامٍۢ
days
مَّعْلُومَـٰتٍ
belirli
عَلَىٰ
üzerine
مَا
şeyleri
رَزَقَهُم
onlara rızık olarak verilen
مِّنۢ
yürüyen-dan
بَهِيمَةِ
yürüyen
ٱلْأَنْعَـٰمِ ۖ
(of) cattle
فَكُلُوا۟
yeyin
مِنْهَا
onlardan
وَأَطْعِمُوا۟
ve yedirin
ٱلْبَآئِسَ
sıkıntı içinde bulunan
ٱلْفَقِيرَ
fakire

Ali BulaçKendileri için birtakım yararlara şahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (kurban adarken) Allah'ın adını ansınlar. Artık bunlardan yiyin ve zorluk çeken yoksulu da doyurun

Elmalılı Hamdi YazırTa ki kendilerine ait birtakım menfaatlere şahid olsunlar; Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O'nun adını ansınlar. Siz de onlardan yiyin, yoksulu, fakiri de doyurun

22:29 📚 1
ثُمَّ لۡيَقۡضُواْ تَفَثَهُمۡ وَلۡيُوفُواْ نُذُورَهُمۡ وَلۡيَطَّوَّفُواْ بِٱلۡبَيۡتِ ٱلۡعَتِيقِ
ثُمَّ
sonra
لْيَقْضُوا۟
gidersinler
تَفَثَهُمْ
kirlerini
وَلْيُوفُوا۟
ve yerine getirsinler
نُذُورَهُمْ
adaklarını
وَلْيَطَّوَّفُوا۟
ve tavaf etsinler
بِٱلْبَيْتِ
(Eski) Evi [Kâbe'yi]
ٱلْعَتِيقِ
Eski (Evi) [Kâbe'yi]

Ali BulaçSonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler. Beyt-i Atik'i tavaf etsinler

Elmalılı Hamdi YazırSonra kirlerini giderip temizlensinler. Adaklarını yerine getirsinler. Kâbeyi tavaf etsinler

22:30 📚 5
ذَٰلِكَۖ وَمَن يُعَظِّمۡ حُرُمَٰتِ ٱللَّهِ فَهُوَ خَيۡرࣱ لَّهُۥ عِندَ رَبِّهِۦۗ وَأُحِلَّتۡ لَكُمُ ٱلۡأَنۡعَٰمُ إِلَّا مَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡۖ فَٱجۡتَنِبُواْ ٱلرِّجۡسَ مِنَ ٱلۡأَوۡثَٰنِ وَٱجۡتَنِبُواْ قَوۡلَ ٱلزُّورِ
ذَٰلِكَ
işte öyle
وَمَن
ve kim
يُعَظِّمْ
saygı gösterirse
حُرُمَـٰتِ
yasaklarına
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَهُوَ
işte o
خَيْرٌۭ
hayırlıdır
لَّهُۥ
kendisi için
عِندَ
yanında
رَبِّهِۦ ۗ
Rabbinin
وَأُحِلَّتْ
ve size helal kılınmıştır
لَكُمُ
sizin için
ٱلْأَنْعَـٰمُ
hayvanlar
إِلَّا
dışındaki
مَا
şeyler
يُتْلَىٰ
oku(nup açıkla)nan
عَلَيْكُمْ ۖ
size
فَٱجْتَنِبُوا۟
artık kaçının
ٱلرِّجْسَ
pis
مِنَ
putlardan
ٱلْأَوْثَـٰنِ
the idols
وَٱجْتَنِبُوا۟
ve kaçının
قَوْلَ
sözden
ٱلزُّورِ
yalan

Ali Bulaçİşte böyle; kim Allah'ın haram kıldıklarını (gözetip hükümlerini) yüceltirse, Rabbinin Katında kendisi için hayırlıdır. Size (haklarında yasaklar) okunanlar dışındaki hayvanlar helal kılındı. Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının, yalan söz söylemekten de kaçının

Elmalılı Hamdi YazırEmir budur, Allah'ın yasaklarına kim saygı gösterirse, bu, kendisi için Rabbinin katında şüphesiz hayırdır. Size bildirilegelenden başka bütün hayvanlar helal kılınmıştır. O halde o pis putlardan kaçının ve yalan sözden sakının

22:31 📚 3
حُنَفَآءَ لِلَّهِ غَيۡرَ مُشۡرِكِينَ بِهِۦۚ وَمَن يُشۡرِكۡ بِٱللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ ٱلسَّمَآءِ فَتَخۡطَفُهُ ٱلطَّيۡرُ أَوۡ تَهۡوِي بِهِ ٱلرِّيحُ فِي مَكَانࣲ سَحِيقࣲ‏
حُنَفَآءَ
hanifler olun
لِلَّهِ
Allah'ı
غَيْرَ
ortak koşmadan
مُشْرِكِينَ
associating partners
بِهِۦ ۚ
O'na
وَمَن
ve kim
يُشْرِكْ
ortak koşarsa
بِٱللَّهِ
Allah'a
فَكَأَنَّمَا
sanki gibidir
خَرَّ
düşmüş
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
فَتَخْطَفُهُ
ve kendisini kapıyor
ٱلطَّيْرُ
kuş
أَوْ
veya
تَهْوِى
sürüklüyor
بِهِ
onu
ٱلرِّيحُ
rüzgar
فِى
bir yere
مَكَانٍۢ
a place
سَحِيقٍۢ
uzak

Ali BulaçAllah'ı birleyen (Hanif)ler olarak, O'na (hiçbir) ortak koşmaksızın. Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir

Elmalılı Hamdi YazırAllah için, O'na eş koşmayan, O'nun birliğine inanmış kimseler olun. Allah'a ortak koşan kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın bir uçuruma sürüklediği şeye benzer

22:32
ذَٰلِكَۖ وَمَن يُعَظِّمۡ شَعَٰٓئِرَ ٱللَّهِ فَإِنَّهَا مِن تَقۡوَى ٱلۡقُلُوبِ
ذَٰلِكَ
işte böyle
وَمَن
ve kim
يُعَظِّمْ
saygı gösterirse
شَعَـٰٓئِرَ
nişanlarına
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَإِنَّهَا
şüphesiz bu
مِن
takvasındandır
تَقْوَى
(the) piety
ٱلْقُلُوبِ
kalblerin

Ali Bulaçİşte böyle; kim Allah'ın şiarlarını yüceltirse, şüphesiz bu, kalplerin takvasındandır

Elmalılı Hamdi YazırBu böyledir; kim Allah'ın nişanelerine, kurbanlıklarına saygı gösterirse, şüphesiz o kalblerin takvasındandır

22:33
لَكُمۡ فِيهَا مَنَٰفِعُ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ى ثُمَّ مَحِلُّهَآ إِلَى ٱلۡبَيۡتِ ٱلۡعَتِيقِ
لَكُمْ
sizin için vardır
فِيهَا
onlarda
مَنَـٰفِعُ
menfaatler
إِلَىٰٓ
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ
a term
مُّسَمًّۭى
belirli
ثُمَّ
sonra
مَحِلُّهَآ
onların varacakları yer
إِلَى
(Eski) Ev'dir [Kâbe]
ٱلْبَيْتِ
the House
ٱلْعَتِيقِ
Eski (Ev'dir) [Kâbe]

Ali BulaçOnlarda sizin için adı konulmuş bir süreye kadar yararlar vardır. Sonra onların yerleri Beyt-i Atik'tir

Elmalılı Hamdi YazırSizin için onlarda belli bir süreye kadar bir takım faydalar vardır. Sonra bunlar Beyti atik (kâbe) de son bulurlar

22:34 📚 1
وَلِكُلِّ أُمَّةࣲ جَعَلۡنَا مَنسَكࣰ ا لِّيَذۡكُرُواْ ٱسۡمَ ٱللَّهِ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُم مِّنۢ بَهِيمَةِ ٱلۡأَنۡعَٰمِۗ فَإِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱ فَلَهُۥٓ أَسۡلِمُواْۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُخۡبِتِينَ
وَلِكُلِّ
ve hepsi için
أُمَّةٍۢ
ümmetin
جَعَلْنَا
biz koyduk
مَنسَكًۭا
bir kurban ibadeti
لِّيَذْكُرُوا۟
anmaları için
ٱسْمَ
adını
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَىٰ
üzerine
مَا
şey
رَزَقَهُم
rızık olarak verilen
مِّنۢ
hayvanlardan
بَهِيمَةِ
(the) beast
ٱلْأَنْعَـٰمِ ۗ
(kurbanlık)
فَإِلَـٰهُكُمْ
tanrınız
إِلَـٰهٌۭ
tanrıdır
وَٰحِدٌۭ
bir tek
فَلَهُۥٓ
yalnız O'na
أَسْلِمُوا۟ ۗ
teslim olun
وَبَشِّرِ
ve müjdele
ٱلْمُخْبِتِينَ
samimi insanları

Ali BulaçBiz her ümmet için bir "Mensek" kıldık, O'nun kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar diye. İşte sizin İlahınız bir tek İlah'tır, artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver

Elmalılı Hamdi YazırHer ümmet için Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar diye bir mabed yapmışızdır. Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır. Onun için yalnız O'na teslim olan müslümanlar olun. (Ey Muhammed!) Allah'a itaat eden alçak gönüllüleri müjdele

22:35 📚 11
ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ ٱللَّهُ وَجِلَتۡ قُلُوبُهُمۡ وَٱلصَّٰبِرِينَ عَلَىٰ مَآ أَصَابَهُمۡ وَٱلۡمُقِيمِي ٱلصَّلَوٰةِ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
إِذَا
zaman
ذُكِرَ
anıldığı
ٱللَّهُ
Allah
وَجِلَتْ
titrer
قُلُوبُهُمْ
kalbleri
وَٱلصَّـٰبِرِينَ
ve sabrederler
عَلَىٰ
(başlarına)
مَآ
edene
أَصَابَهُمْ
isabet
وَٱلْمُقِيمِى
ve kılarlar
ٱلصَّلَوٰةِ
namazı
وَمِمَّا
ve şeylerden
رَزَقْنَـٰهُمْ
kendilerini rızıkandırdığımız
يُنفِقُونَ
(Allah yoluna) harcarlar

Ali BulaçOnlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir

Elmalılı Hamdi YazırKi Allah anıldığı vakit onların kalpleri titrer. Onlar başlarına gelene sabreden, namaz kılan kimselerdir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar

22:36 📚 1
وَٱلۡبُدۡنَ جَعَلۡنَٰهَا لَكُم مِّن شَعَٰٓئِرِ ٱللَّهِ لَكُمۡ فِيهَا خَيۡرࣱۖ فَٱذۡكُرُواْ ٱسۡمَ ٱللَّهِ عَلَيۡهَا صَوَآفَّۖ فَإِذَا وَجَبَتۡ جُنُوبُهَا فَكُلُواْ مِنۡهَا وَأَطۡعِمُواْ ٱلۡقَانِعَ وَٱلۡمُعۡتَرَّۚ كَذَٰلِكَ سَخَّرۡنَٰهَا لَكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
وَٱلْبُدْنَ
kurbanlık develeri
جَعَلْنَـٰهَا
yaptık
لَكُم
sizin için
مِّن
işaretlerinden
شَعَـٰٓئِرِ
(the) Symbols
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَكُمْ
sizin için vardır
فِيهَا
onlarda
خَيْرٌۭ ۖ
hayır
فَٱذْكُرُوا۟
anın (da boğazlayın)
ٱسْمَ
adını
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْهَا
üzerlerine
صَوَآفَّ ۖ
(kurban için) sıra halinde dururlarken
فَإِذَا
zaman
وَجَبَتْ
düştüğünde
جُنُوبُهَا
yanları üzerine (canları çıkınca)
فَكُلُوا۟
yeyin
مِنْهَا
onlardan
وَأَطْعِمُوا۟
ve yedirin
ٱلْقَانِعَ
kanaat edip isteyemeyene
وَٱلْمُعْتَرَّ ۚ
ve isteyene
كَذَٰلِكَ
işte böyle
سَخَّرْنَـٰهَا
onları boyun eğdirdi
لَكُمْ
size
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Ali Bulaçİri cüsseli develeri size Allah'ın işaretlerinden kıldık, sizler için onlarda bir hayır vardır. Öyleyse onlar bir dizi halinde (veya saf tutmuşcasına ayakta durup) boğazlanırken Allah'ın adını anın; yanları üzerine yattıkları zaman da onlardan yiyin, kanaatkara ve isteyene yedirin. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirdik, umulur ki şükredersiniz

Elmalılı Hamdi YazırKurbanlık deve ve sığırları Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Ön ayaklarının biri bağlı halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yanları yere yaslandığı vakit de onlardan yiyin, kanaat edip istemeyene de, isteyene de yedirin. Böylece onları sizin buyruğunuza verdik ki, şükredesiniz

22:37 📚 1
لَن يَنَالَ ٱللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَآؤُهَا وَلَٰكِن يَنَالُهُ ٱلتَّقۡوَىٰ مِنكُمۡۚ كَذَٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمۡ لِتُكَبِّرُواْ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَىٰكُمۡۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
لَن
ulaşmaz
يَنَالَ
reach
ٱللَّهَ
Allah'a
لُحُومُهَا
onların etleri
وَلَا
ve ne de
دِمَآؤُهَا
kanları
وَلَـٰكِن
fakat
يَنَالُهُ
O'na ulaşır
ٱلتَّقْوَىٰ
takvanız
مِنكُمْ ۚ
sizin
كَذَٰلِكَ
böylece
سَخَّرَهَا
onları boyun eğdirdi
لَكُمْ
size
لِتُكَبِّرُوا۟
anmanız için
ٱللَّهَ
Allah'ı
عَلَىٰ
üzere
مَا
diye
هَدَىٰكُمْ ۗ
sizi doğru yola iletti
وَبَشِّرِ
ve müjdele
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananları

Ali BulaçOnların etleri ve kanları kesin olarak Allah'a ulaşmaz, ancak O'na sizden takva ulaşır. İşte böyle, onlara sizin için boyun eğdirmiştir; O'nun size hidayet vermesine karşılık Allah'ı tekbir etmeniz için. Güzellikte bulunanlara müjde ver

Elmalılı Hamdi YazırElbette onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmayacaktır. Ancak O'na sizin takvanız erecektir. Onları bu şekilde sizin buyruğunuza verdi ki, size yolunu gösterdiğinden dolayı, Allah'ı tekbir ile yüceltesiniz. (Ey Muhammed!) Vazifelerini güzelce yapan iyilik sevenleri müjdele

22:38 📚 1
۞إِنَّ ٱللَّهَ يُدَٰفِعُ عَنِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانࣲ كَفُورٍ
۞ إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُدَٰفِعُ
defeder (şerri)
عَنِ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
ءَامَنُوٓا۟ ۗ
inanan(lar)
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
like
كُلَّ
hiçbir
خَوَّانٍۢ
hain
كَفُورٍ
inkarcıyı

Ali BulaçŞüphesiz Allah, (müşriklerin saldırı ve sinsi tuzaklarını) iman edenlerden uzaklaştırmaktadır. Gerçekten Allah, hain ve nankör olan kimseyi sevmez

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Allah inananları savunur. Çünkü Allah hâin ve nankörlerin hiçbirini sevmez

22:39 📚 1
أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَٰتَلُونَ بِأَنَّهُمۡ ظُلِمُواْۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ نَصۡرِهِمۡ لَقَدِيرٌ
أُذِنَ
izin verildi
لِلَّذِينَ
kendileriyle
يُقَـٰتَلُونَ
savaşılanlara
بِأَنَّهُمْ
yüzünden
ظُلِمُوا۟ ۚ
onlara zulmedilmeleri
وَإِنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
onlara yardım etmeğe
نَصْرِهِمْ
their victory
لَقَدِيرٌ
kadirdir

Ali BulaçKendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı savaş açılana (mü'minlere, savaşma) izni verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye güç yetirendir

Elmalılı Hamdi YazırKendilerine savaş açılan kimselere (kâfirlere karşı koymak için) izin verildi. Çünkü onlar zulme uğradılar. Şüphesiz Allah onları zafere ulaştırmaya kadirdir

22:40 📚 9
ٱلَّذِينَ أُخۡرِجُواْ مِن دِيَٰرِهِم بِغَيۡرِ حَقٍّ إِلَّآ أَن يَقُولُواْ رَبُّنَا ٱللَّهُۗ وَلَوۡلَا دَفۡعُ ٱللَّهِ ٱلنَّاسَ بَعۡضَهُم بِبَعۡضࣲ لَّهُدِّمَتۡ صَوَٰمِعُ وَبِيَعࣱ وَصَلَوَٰتࣱ وَمَسَٰجِدُ يُذۡكَرُ فِيهَا ٱسۡمُ ٱللَّهِ كَثِيرࣰ اۗ وَلَيَنصُرَنَّ ٱللَّهُ مَن يَنصُرُهُۥٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ
ٱلَّذِينَ
onlar
أُخْرِجُوا۟
çıkarıldılar
مِن
yurtlarından
دِيَـٰرِهِم
their homes
بِغَيْرِ
etmedikleri halde
حَقٍّ
hak
إِلَّآ
sadece
أَن
diye
يَقُولُوا۟
diyorlar
رَبُّنَا
Rabbimiz
ٱللَّهُ ۗ
Allah'tır
وَلَوْلَا
eğer olmasaydı
دَفْعُ
savunması
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلنَّاسَ
insanların
بَعْضَهُم
bazılarını
بِبَعْضٍۢ
diğer bazılarıyle
لَّهُدِّمَتْ
yıkılırdı
صَوَٰمِعُ
manastırlar
وَبِيَعٌۭ
ve kiliseler
وَصَلَوَٰتٌۭ
ve havralar
وَمَسَـٰجِدُ
ve mescidler
يُذْكَرُ
anılan
فِيهَا
içlerinde
ٱسْمُ
ismi
ٱللَّهِ
Allah'ın
كَثِيرًۭا ۗ
çokca
وَلَيَنصُرَنَّ
ve elbette yardım eder
ٱللَّهُ
Allah
مَن
kimseye
يَنصُرُهُۥٓ ۗ
kendine yardım eden
إِنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
لَقَوِىٌّ
kuvvetlidir
عَزِيزٌ
galibdir

Ali BulaçOnlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah Kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, Aziz olandır

Elmalılı Hamdi YazırOnlar "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden başka bir sebep olmaksızın haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan mescidler elbette yıkılırdı. Şüphesiz Allah kendi (dini) ne yardım edene yardım edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, çok izetlidir (her şeye galiptir)

22:41 📚 3
ٱلَّذِينَ إِن مَّكَّنَّٰهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ أَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُاْ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَمَرُواْ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَنَهَوۡاْ عَنِ ٱلۡمُنكَرِۗ وَلِلَّهِ عَٰقِبَةُ ٱلۡأُمُورِ
ٱلَّذِينَ
eğer
إِن
if
مَّكَّنَّـٰهُمْ
onları iktidara getirirsek
فِى
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
أَقَامُوا۟
kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتَوُا۟
ve verirler
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَأَمَرُوا۟
ve emrederler
بِٱلْمَعْرُوفِ
iyiliği
وَنَهَوْا۟
ve vazgeçirmeğe çalışırlar
عَنِ
kötülükten
ٱلْمُنكَرِ ۗ
the wrong
وَلِلَّهِ
ve Allah'a aittir
عَـٰقِبَةُ
sonu
ٱلْأُمُورِ
bütün işlerin

Ali BulaçOnlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir

Elmalılı Hamdi YazırOnlar (o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu sırf Allah'a âittir

22:42
وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدۡ كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ وَعَادࣱ وَثَمُودُ
وَإِن
ve eğer
يُكَذِّبُوكَ
seni yalanlıyorlarsa
فَقَدْ
gerçekten
كَذَّبَتْ
yalanlamıştı
قَبْلَهُمْ
bunlardan önce
قَوْمُ
kavmi de
نُوحٍۢ
Nuh
وَعَادٌۭ
ve 'Ad
وَثَمُودُ
ve Semud

Ali BulaçEğer seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nuh, Ad, Semud kavmi de yalanlamıştı

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) Eğer seni (müşrikler) yalanlıyorlarsa bil ki onlardan önce Nûh kavmi, Âd ve Semûd (kavimleri de kendi peygamberlerini) yalancı saydılar

22:43
وَقَوۡمُ إِبۡرَٰهِيمَ وَقَوۡمُ لُوطࣲ‏
وَقَوْمُ
ve kavmi
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
وَقَوْمُ
ve kavmi
لُوطٍۢ
Lut

Ali Bulaçİbrahim'in kavmi ve Lut'un kavmi de

Elmalılı Hamdi Yazırİbrahim'in kavmi de, Lût'un kavmi de (peygamberlerini) yalancı saydılar

22:44
وَأَصۡحَٰبُ مَدۡيَنَۖ وَكُذِّبَ مُوسَىٰۖ فَأَمۡلَيۡتُ لِلۡكَٰفِرِينَ ثُمَّ أَخَذۡتُهُمۡۖ فَكَيۡفَ كَانَ نَكِيرِ
وَأَصْحَـٰبُ
ve halkı
مَدْيَنَ ۖ
Medyen
وَكُذِّبَ
ve yalanlanmıştı
مُوسَىٰ
Musa
فَأَمْلَيْتُ
ben de bir süre vermiştim
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirlere
ثُمَّ
sonra
أَخَذْتُهُمْ ۖ
onları yakalamıştım
فَكَيْفَ
nasıl
كَانَ
oldu
نَكِيرِ
benim inkarım

Ali BulaçMedyen halkı da (peygamberlerini yalanlamıştı). Musa da yalanlanmıştı. Böylelikle Ben, o inkar edenlere bir süre tanıdım, sonra onları yakalayıverdim. Nasılmış Benim (herşeyi alt üst edip kökten değiştiren) inkılabım (veya inkarım)

Elmalılı Hamdi Yazır(Şuayb'ın kavmi olan) Medyen halkı da (Şûayb'ı) yalanladı. Musa da (Firavun tarafından) yalanlandı. Ben de o kâfirlere bir süre verdim. Sonra da onları yakalayıverdim. Beni tanımamak nasılmış görsünler

22:45
فَكَأَيِّن مِّن قَرۡيَةٍ أَهۡلَكۡنَٰهَا وَهِيَ ظَالِمَةࣱ فَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا وَبِئۡرࣲ مُّعَطَّلَةࣲ وَقَصۡرࣲ مَّشِيدٍ
فَكَأَيِّن
niceleri vardır
مِّن
kentlerden
قَرْيَةٍ
a township
أَهْلَكْنَـٰهَا
helak ettiğimiz
وَهِىَ
o
ظَالِمَةٌۭ
zulmederken
فَهِىَ
ve o
خَاوِيَةٌ
çökmüştür
عَلَىٰ
üstüne
عُرُوشِهَا
tavanları
وَبِئْرٍۢ
ve kuyu
مُّعَطَّلَةٍۢ
kullanılmaz olmuştur
وَقَصْرٍۢ
ve saraylar
مَّشِيدٍ
sağlam

Ali Bulaç(Halkı) Zulmediyorken yıkıma uğrattığımız nice ülkeler vardır ki, şimdi onların altları üstlerine gelmiş ıpıssız durmakta, kullanılamaz durumdaki kuyuları (terk edilmiş bulunmakta), yüksek sarayları (çın çın ötmektedir)

Elmalılı Hamdi YazırNice memleketler vardı ki, zulüm yaparlarken biz onları yok ettik. Artık damları çökmüş, duvarları üzerine yıkılmıştır. (Geride) Nice terkedilmiş kuyularla bomboş kalmış yüksek saraylar (bırakılmıştır)

22:46 📚 7
أَفَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَتَكُونَ لَهُمۡ قُلُوبࣱ يَعۡقِلُونَ بِهَآ أَوۡ ءَاذَانࣱ يَسۡمَعُونَ بِهَاۖ فَإِنَّهَا لَا تَعۡمَى ٱلۡأَبۡصَٰرُ وَلَٰكِن تَعۡمَى ٱلۡقُلُوبُ ٱلَّتِي فِي ٱلصُّدُورِ
أَفَلَمْ
hiç
يَسِيرُوا۟
gezmediler mi?
فِى
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
فَتَكُونَ
olsun
لَهُمْ
onların
قُلُوبٌۭ
kalbleri
يَعْقِلُونَ
düşünecekleri
بِهَآ
onunla
أَوْ
veyahut
ءَاذَانٌۭ
kulakları
يَسْمَعُونَ
işitecekleri
بِهَا ۖ
onunla
فَإِنَّهَا
zira
لَا
kör olmaz
تَعْمَى
(are) blinded
ٱلْأَبْصَـٰرُ
gözler
وَلَـٰكِن
fakat
تَعْمَى
kör olur
ٱلْقُلُوبُ
kalbler
ٱلَّتِى
içindeki
فِى
(are) in
ٱلصُّدُورِ
göğüsler

Ali BulaçYeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir

Elmalılı Hamdi YazırYeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Gerçek şudur ki, gözler kör olmaz, fakat asıl göğüslerin içindeki kalpler kör olur

22:47 📚 2
وَيَسۡتَعۡجِلُونَكَ بِٱلۡعَذَابِ وَلَن يُخۡلِفَ ٱللَّهُ وَعۡدَهُۥۚ وَإِنَّ يَوۡمًا عِندَ رَبِّكَ كَأَلۡفِ سَنَةࣲ مِّمَّا تَعُدُّونَ
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ
ve senden çabucak istiyorlar
بِٱلْعَذَابِ
azabı
وَلَن
fakat
يُخْلِفَ
caymaz
ٱللَّهُ
Allah
وَعْدَهُۥ ۚ
sözünden
وَإِنَّ
ve şüphesiz;
يَوْمًا
bir gün
عِندَ
yanında
رَبِّكَ
Rabbinin
كَأَلْفِ
bin (yıl) gibidir
سَنَةٍۢ
yıl
مِّمَّا
sizin saydıklarınızdan
تَعُدُّونَ
you count

Ali BulaçOnlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin Katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir

Elmalılı Hamdi YazırBir de senden acele azab istiyorlar. Elbette Allah sözünden caymaz. Bununla beraber Rabbinin katında birgün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir

22:48
وَكَأَيِّن مِّن قَرۡيَةٍ أَمۡلَيۡتُ لَهَا وَهِيَ ظَالِمَةࣱ ثُمَّ أَخَذۡتُهَا وَإِلَيَّ ٱلۡمَصِيرُ
وَكَأَيِّن
ve niceleri var ki
مِّن
kentlerden
قَرْيَةٍ
a township
أَمْلَيْتُ
biraz süre vermişimdir
لَهَا
ona
وَهِىَ
o
ظَالِمَةٌۭ
zulmederken
ثُمَّ
sonra
أَخَذْتُهَا
onu yakalamışımdır
وَإِلَىَّ
ancak banadır
ٱلْمَصِيرُ
dönüş

Ali BulaçNice ülkeler vardır ki, (halkı) zulmediyorken Ben ona bir süre tanıdım, sonra yakalayıverdim; dönüş yalnızca Banadır

Elmalılı Hamdi YazırZulmedip dururlarken kendilerine mühlet verdiğim nice memleket halkı vardı ki, sonunda onları yakalayıvermiştim. Dönüş ancak banadır

22:49
قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّمَآ أَنَا۠ لَكُمۡ نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏
قُلْ
de ki
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
إِنَّمَآ
şüphesiz
أَنَا۠
ben
لَكُمْ
sizin için
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcıyım
مُّبِينٌۭ
apaçık

Ali BulaçDe ki: "Ey insanlar, gerçekten ben sizin için yalnızca bir uyarıcıyım

Elmalılı Hamdi Yazır(Habîbim!) De ki: "Ey insanlar! Ben size ancak apaçık anlatan bir uyarıcıyım

22:50
فَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَرِزۡقࣱ كَرِيمࣱ‏
فَٱلَّذِينَ
ve
ءَامَنُوا۟
inananlar için
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar için
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
لَهُم
onlara vardır
مَّغْفِرَةٌۭ
mağfiret
وَرِزْقٌۭ
ve rızık
كَرِيمٌۭ
bol

Ali BulaçBuna göre, iman edip salih amellerde bulunanlar, onlar için bir bağışlanma (mağfiret) ve üstün bir rızık vardır

Elmalılı Hamdi Yazırİşte iman edip salih amel işleyenler için hem bir mağfiret, hem de (cennette) tükenmez bir rızık vardır

22:51
وَٱلَّذِينَ سَعَوۡاْ فِيٓ ءَايَٰتِنَا مُعَٰجِزِينَ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَحِيمِ
وَٱلَّذِينَ
çalışanlara gelince
سَعَوْا۟
strove
فِىٓ
eyetlerimizi
ءَايَـٰتِنَا
Our Verses
مُعَـٰجِزِينَ
etkisiz bırakmak için
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
أَصْحَـٰبُ
ashabıdır
ٱلْجَحِيمِ
cehennem

Ali BulaçAyetlerimiz konusunda acze düşürücü çabalar harcayanlar, alevli ateşin halkıdır

Elmalılı Hamdi YazırÂyetlerimizi tartışarak bozmaya uğraşanlara gelince, işte onlar cehennemliktirler. Böyle de ve temennilere uyma. Çünkü

22:52 📚 16
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ مِن رَّسُولࣲ وَلَا نَبِيٍّ إِلَّآ إِذَا تَمَنَّىٰٓ أَلۡقَى ٱلشَّيۡطَٰنُ فِيٓ أُمۡنِيَّتِهِۦ فَيَنسَخُ ٱللَّهُ مَا يُلۡقِي ٱلشَّيۡطَٰنُ ثُمَّ يُحۡكِمُ ٱللَّهُ ءَايَٰتِهِۦۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَا
göndermemiştik
مِن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
مِن
hiçbir
رَّسُولٍۢ
resul
وَلَا
ve ne de
نَبِىٍّ
nebi
إِلَّآ
olmayan
إِذَا
zaman
تَمَنَّىٰٓ
temenni ettiği
أَلْقَى
(bir düşünce) atmış
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
فِىٓ
onun temennisine
أُمْنِيَّتِهِۦ
his recitation
فَيَنسَخُ
fakat siler
ٱللَّهُ
Allah
مَا
şeyi
يُلْقِى
attığı
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytanın
ثُمَّ
sonra
يُحْكِمُ
sağlamlaştırır
ٱللَّهُ
Allah
ءَايَـٰتِهِۦ ۗ
kendi ayetlerini
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلِيمٌ
alim(bilen)dir
حَكِيمٌۭ
hakimdir

Ali BulaçBiz senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir, sonra Kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

Elmalılı Hamdi Yazır(Ey Muhammed!) Biz senden önce hiçbir elçi ve hiçbir peygamber göndermedik ki o bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun arzusuna şüpheler karıştırmasın. Bunun üzerine Allah şeytanın karıştırdığı şüpheyi giderir. Sonra da Allah, âyetlerini tahkim eder (güçlendirir). Allah Alîm'dir (herşeyi bilir), Hakîmdir (Hikmet sahibidir)

22:53 📚 1
لِّيَجۡعَلَ مَا يُلۡقِي ٱلشَّيۡطَٰنُ فِتۡنَةࣰ لِّلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضࣱ وَٱلۡقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمۡۗ وَإِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَفِي شِقَاقِۭ بَعِيدࣲ‏
لِّيَجْعَلَ
yapmak için
مَا
şeyi
يُلْقِى
attığı
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytanın
فِتْنَةًۭ
bir imtihan
لِّلَّذِينَ
olanlara
فِى
kalblerinde
قُلُوبِهِم
their hearts
مَّرَضٌۭ
bir hastalık
وَٱلْقَاسِيَةِ
ve katılaşanlara
قُلُوبُهُمْ ۗ
kalbleri
وَإِنَّ
ve şüphesiz
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler
لَفِى
içindedirler
شِقَاقٍۭ
bir ayrılık
بَعِيدٍۢ
uzak

Ali BulaçŞeytanın (bu tür) katıp bırakmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (Allah'ın) bir deneme kılması içindir. Şüphesiz zalimler, (gerçeğin kendisinden) uzak bir ayrılık içindedirler

Elmalılı Hamdi YazırAllah, şeytanın karıştırdığını, kalblerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimseleri sınamaya vesile kılar. Zalimler şüphesiz (haktan uzak) derin bir ayrılık içindedirler

22:54 📚 2
وَلِيَعۡلَمَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ أَنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَيُؤۡمِنُواْ بِهِۦ فَتُخۡبِتَ لَهُۥ قُلُوبُهُمۡۗ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهَادِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
وَلِيَعْلَمَ
ve bilsinler diye
ٱلَّذِينَ
kendilerine
أُوتُوا۟
verilenler
ٱلْعِلْمَ
ilim
أَنَّهُ
onun (Kur'an'ın)
ٱلْحَقُّ
bir hak (gerçek) olduğunu
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
فَيُؤْمِنُوا۟
ve inansınlar diye
بِهِۦ
ona
فَتُخْبِتَ
böylece saygı duysun
لَهُۥ
ona
قُلُوبُهُمْ ۗ
kalbleri
وَإِنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَهَادِ
mutlaka iletir
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوٓا۟
inanan(ları)
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
a Path
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Ali Bulaç(Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin, bunun (Kur'an'ın) hiç tartışmasız Rablerinden olan bir gerçek olduğunu bilmeleri için; böylelikle ona iman etsinler ve kalpleri ona tatmin bulmuş olarak bağlansın. Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru yola yöneltir

Elmalılı Hamdi YazırBir de kendilerine ilim verilmiş olanlar, Kur'ân'ın şüphesiz Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu bilsinler ve ona iman etsinler de kalpleri ona saygı duysun. Çünkü Allah, iman edenleri doğru yola eriştirir

22:55
وَلَا يَزَالُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي مِرۡيَةࣲ مِّنۡهُ حَتَّىٰ تَأۡتِيَهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغۡتَةً أَوۡ يَأۡتِيَهُمۡ عَذَابُ يَوۡمٍ عَقِيمٍ
وَلَا
ve
يَزَالُ
bitmez
ٱلَّذِينَ
inkar edenlerin
كَفَرُوا۟
disbelieve
فِى
içinde (olmaları)
مِرْيَةٍۢ
kuşku
مِّنْهُ
o(Kur'a)ndan
حَتَّىٰ
kadar
تَأْتِيَهُمُ
kendilerine gelinceye
ٱلسَّاعَةُ
o sa'at
بَغْتَةً
ansızın
أَوْ
yahut
يَأْتِيَهُمْ
kendilerine gelinceye kadar
عَذَابُ
azabı
يَوْمٍ
günün
عَقِيمٍ
kısır (hayırsız)

Ali Bulaçİnkar edenler ise, kıyamet-saati onlara apansız gelinceye veya kesintiye uğramış (akim, verimsiz) bir günün azabı onlara yetişinceye kadar ondan (Kur'an'dan) yana şüphe içinde sür-git kalacaklardır

Elmalılı Hamdi Yazırİnkâr edenler de, kendilerine ansızın kıyamet gelinceye veya akîm (kısır) bir günün azabı gelinceye kadar, Kur'ân'dan şüphe etmekte devam edip giderler

22:56
ٱلۡمُلۡكُ يَوۡمَئِذࣲ لِّلَّهِ يَحۡكُمُ بَيۡنَهُمۡۚ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
ٱلْمُلْكُ
mülk
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لِّلَّهِ
Allah'ındır
يَحْكُمُ
hükmeder
بَيْنَهُمْ ۚ
onların aralarında
فَٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inananlar
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
فِى
cennetlerindedirler
جَنَّـٰتِ
Gardens
ٱلنَّعِيمِ
ni'met

Ali BulaçMülk, o gün yalnızca Allah'ındır. O, aralarında hükmedecektir. Artık iman edip salih amellerde bulunanlar; nimetlerle donatılmış cennetler içindedirler

Elmalılı Hamdi YazırO gün hükümranlık yalnız Allah'ındır, O aralarında hükmünü verir. Artık iman edip yararlı iş işleyenler nimet cennetlerindedirler

22:57
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا فَأُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابࣱ مُّهِينࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
ve
كَفَرُوا۟
inkar edenler
وَكَذَّبُوا۟
ve yalanlayanlar
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
لَهُمْ
onlara vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
مُّهِينٌۭ
alçaltan

Ali Bulaçİnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar; artık onlar için aşağılatıcı bir azap vardır

Elmalılı Hamdi Yazırİnkâr edip âyetlerimizi yalan sayanlar ise, işte bunlar için hakîr düşüren bir azab vardır

22:58
وَٱلَّذِينَ هَاجَرُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ قُتِلُوٓاْ أَوۡ مَاتُواْ لَيَرۡزُقَنَّهُمُ ٱللَّهُ رِزۡقًا حَسَنࣰ اۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ خَيۡرُ ٱلرَّٰزِقِينَ
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
هَاجَرُوا۟
hicret eden(ler)
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
ثُمَّ
sonra
قُتِلُوٓا۟
öldürülenler
أَوْ
veya
مَاتُوا۟
ölenler
لَيَرْزُقَنَّهُمُ
onları rızıklandıracaktır
ٱللَّهُ
Allah
رِزْقًا
bir rızıkla
حَسَنًۭا ۚ
en güzel
وَإِنَّ
ve doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
لَهُوَ
elbette o
خَيْرُ
en hayırlısıdır
ٱلرَّٰزِقِينَ
rızık verenlerin

Ali BulaçAllah yolunda hicret edip öldürülen veya ölenlere gelince muhakkak Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır

Elmalılı Hamdi YazırAllah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlara gelince, elbette Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Çünkü Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır

22:59
لَيُدۡخِلَنَّهُم مُّدۡخَلࣰ ا يَرۡضَوۡنَهُۥۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَعَلِيمٌ حَلِيمࣱ‏
لَيُدْخِلَنَّهُم
elbette onları sokacaktır
مُّدْخَلًۭا
bir yere
يَرْضَوْنَهُۥ ۗ
razı olacakları
وَإِنَّ
ve doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
لَعَلِيمٌ
bilendir
حَلِيمٌۭ
halimdir

Ali BulaçOnları, kendisinden gerçekten hoşnut kalacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah, bilendir, halimdir

Elmalılı Hamdi YazırAllah onları hoşnud olacakları bir yere (cennete) elbette koyacaktır. Şüphesiz Allah Alîmdir (herşeyi bilir) Halîmdir, (Kullarına yumuşak davranır)

22:60
۞ذَٰلِكَۖ وَمَنۡ عَاقَبَ بِمِثۡلِ مَا عُوقِبَ بِهِۦ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيۡهِ لَيَنصُرَنَّهُ ٱللَّهُۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورࣱ‏
۞ ذَٰلِكَ
işte böyle
وَمَنْ
ve kim
عَاقَبَ
ceza verir de
بِمِثْلِ
dengiyle
مَا
yapılan cezanın
عُوقِبَ
he was made to suffer
بِهِۦ
kendisine
ثُمَّ
sonra
بُغِىَ
tekrar saldırılırsa
عَلَيْهِ
kendisine
لَيَنصُرَنَّهُ
elbette ona yardım eder
ٱللَّهُ ۗ
Allah
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَعَفُوٌّ
affedendir
غَفُورٌۭ
bağışlayındır

Ali Bulaçİşte böyle; her kim kendisine yapılan haksızlığın benzeriyle karşılık verir, sonra aleyhine 'azgınlık ve saldırıda' bulunulursa, Allah, mutlaka ona yardım eder. Şüphesiz Allah, affedicidir, bağışlayıcıdır

Elmalılı Hamdi YazırBu böyledir, kim kendisine yapılan cezaya aynı ile karşılık verir de, sonra yine kendisine zulüm yapılırsa, muhakkak ki, Allah ona yardım eder. Allah şüphesiz çok af edicidir, çok bağışlayıcıdır

22:61
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ يُولِجُ ٱلَّيۡلَ فِي ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِي ٱلَّيۡلِ وَأَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعُۢ بَصِيرࣱ‏
ذَٰلِكَ
işte böyle
بِأَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُولِجُ
sokar
ٱلَّيْلَ
geceyi
فِى
içine
ٱلنَّهَارِ
gündüzün
وَيُولِجُ
ve sokar
ٱلنَّهَارَ
gündüzü
فِى
içine
ٱلَّيْلِ
gecenin
وَأَنَّ
ve doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌۢ
işitendir
بَصِيرٌۭ
görendir

Ali Bulaçİşte böyle; çünkü Allah, geceyi gündüze bağlayıp katar ve gündüzü geceye bağlayıp-katar. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir

Elmalılı Hamdi YazırÇünkü Allah, geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. Şüphesiz Allah, Semîdir (herşeyi işitir) Basîrdir (herşeyi görür)

22:62 📚 2
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدۡعُونَ مِن دُونِهِۦ هُوَ ٱلۡبَٰطِلُ وَأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡعَلِيُّ ٱلۡكَبِيرُ
ذَٰلِكَ
işte böyle
بِأَنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
o
ٱلْحَقُّ
Hak'tır
وَأَنَّ
ve gerçekten
مَا
şeyler
يَدْعُونَ
yalvardıkları
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦ
besides Him
هُوَ
o
ٱلْبَـٰطِلُ
batıldır
وَأَنَّ
ve gerçek şu ki
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
O
ٱلْعَلِىُّ
çok yücedir
ٱلْكَبِيرُ
çok büyüktür

Ali Bulaçİşte böyle; çünkü Allah, hakkın ta Kendisi'dir. O'nun dışında, onların taptıkları ise, şüphesiz batılın ta kendisidir. Gerçekten Allah, Yücedir, büyüktür

Elmalılı Hamdi Yazır(Bu sonsuz güç şundandır) Çünkü Allah, varlığı kendinden olan Hak'tır. Müşriklerin O'nu bırakıp da tapındıkları putlar ise hep bâtıldır. Şüphesiz Allah, yücedir, büyüktür

22:63 📚 5
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَتُصۡبِحُ ٱلۡأَرۡضُ مُخۡضَرَّةًۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرࣱ‏
أَلَمْ
görmedin mi
تَرَ
you see
أَنَّ
kesinlikle
ٱللَّهَ
Allah
أَنزَلَ
indirir
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
bir su
فَتُصْبِحُ
böylece olur
ٱلْأَرْضُ
yeryüzü
مُخْضَرَّةً ۗ
yemyeşil
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
لَطِيفٌ
latiftir
خَبِيرٌۭ
habirdir

Ali BulaçGörmedin mi, Allah, gökten su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, lütfedicidir, herşeyden haberdardır

Elmalılı Hamdi YazırGörmedin mi Allah'ın gökten indirdiği su ile yeryüzü (nasıl) yemyeşil oluyor? Gerçekten Allah çok lütufkârdır, her şeyden haberdardır

22:64 📚 1
لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ ٱلۡغَنِيُّ ٱلۡحَمِيدُ
لَّهُۥ
hep O'nundur
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve ne varsa
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ
the earth
وَإِنَّ
ve ancak
ٱللَّهَ
Allah
لَهُوَ
işte O'dur
ٱلْغَنِىُّ
zengin olan
ٱلْحَمِيدُ
övülmeğe layık olan

Ali BulaçGöklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır

Elmalılı Hamdi YazırGöklerde ve yerde ne varsa hep O'nundur. Doğrusu Allah müstağnîdir, övülmeğe layıktır

22:65 📚 6
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَٱلۡفُلۡكَ تَجۡرِي فِي ٱلۡبَحۡرِ بِأَمۡرِهِۦ وَيُمۡسِكُ ٱلسَّمَآءَ أَن تَقَعَ عَلَى ٱلۡأَرۡضِ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفࣱ رَّحِيمࣱ‏
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
أَنَّ
ki
ٱللَّهَ
Allah
سَخَّرَ
buyruğunuza verdi
لَكُم
sizin
مَّا
olanları
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَٱلْفُلْكَ
ve gemileri
تَجْرِى
akıp giden
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
بِأَمْرِهِۦ
emriyle
وَيُمْسِكُ
ve tutuyor
ٱلسَّمَآءَ
göğü
أَن
diye
تَقَعَ
düşmesin
عَلَى
üstüne
ٱلْأَرْضِ
yerin
إِلَّا
dışında
بِإِذْنِهِۦٓ ۗ
O'nun izni
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
بِٱلنَّاسِ
insanlara
لَرَءُوفٌۭ
çok şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ
çok merhametlidir

Ali BulaçGörmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir

Elmalılı Hamdi YazırGörmedin mi ki, Allah bütün yerdekileri ve emriyle denizlerde akıp giden gemileri hep sizin buyruğunuz altına verdi. Göğü de izni olmaksızın yere düşmekten o (koruyup havada) tutuyor. Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir

22:66 📚 1
وَهُوَ ٱلَّذِيٓ أَحۡيَاكُمۡ ثُمَّ يُمِيتُكُمۡ ثُمَّ يُحۡيِيكُمۡۗ إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ لَكَفُورࣱ‏
وَهُوَ
ve O'dur
ٱلَّذِىٓ
sizi dirilten
أَحْيَاكُمْ
gave you life
ثُمَّ
sonra
يُمِيتُكُمْ
sizi öldüren
ثُمَّ
sonra (yine)
يُحْيِيكُمْ ۗ
sizi dirilten
إِنَّ
gerçekten
ٱلْإِنسَـٰنَ
insan
لَكَفُورٌۭ
çok nankördür

Ali BulaçSizi diri tutan, sonra öldürecek, sonra da diriltecek olan O'dur. Gerçekten insan pek nankördür

Elmalılı Hamdi YazırSize (ilk defa) hayat veren, sonra öldürecek olan, sonra da yeniden diriltecek olan O'dur. İnsan gerçekten pek nankördür

22:67
لِّكُلِّ أُمَّةࣲ جَعَلۡنَا مَنسَكًا هُمۡ نَاسِكُوهُۖ فَلَا يُنَٰزِعُنَّكَ فِي ٱلۡأَمۡرِۚ وَٱدۡعُ إِلَىٰ رَبِّكَۖ إِنَّكَ لَعَلَىٰ هُدࣰ ى مُّسۡتَقِيمࣲ‏
لِّكُلِّ
her
أُمَّةٍۢ
ümmete
جَعَلْنَا
belirledik
مَنسَكًا
ibadet şekli
هُمْ
onların
نَاسِكُوهُ ۖ
uydukları
فَلَا
asla
يُنَـٰزِعُنَّكَ
seninle çekişmesinler
فِى
bu işte
ٱلْأَمْرِ ۚ
the matter
وَٱدْعُ
çağır
إِلَىٰ
Rabbine
رَبِّكَ ۖ
your Lord
إِنَّكَ
kuşkusuz sen
لَعَلَىٰ
üzerindesin
هُدًۭى
bir yol
مُّسْتَقِيمٍۢ
dosdoğru

Ali BulaçBiz her ümmete bir ibadet tarzı (Mensek) kıldık, onlar bu tarz üzere ibadet etmektedirler. Öyleyse, (din) iş(in)de seninle çekişmesinler. Sen, Rabbine çağır. Şüphesiz sen dosdoğru bir hidayet üzerindesin

Elmalılı Hamdi YazırBiz her ümmet için bir şeriat tayin ettik ki, onlar onunla amel ederler. Bunun için (ey Muhammed!) bu konuda seninle hiçbir zaman çekişmesinler. (İnsanları) Rabbine (ibadet etmeye) çağır. Şüphesiz sen gerçekten hidayete götüren doğru bir yol üzerindesin

22:68
وَإِن جَٰدَلُوكَ فَقُلِ ٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا تَعۡمَلُونَ
وَإِن
ve eğer
جَـٰدَلُوكَ
seninle mücadele ederlerse
فَقُلِ
de ki
ٱللَّهُ
Allah
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız

Ali BulaçEğer seninle mücadeleye girişirlerse, de ki: "Allah, yapmakta olduklarınızı daha iyi bilir

Elmalılı Hamdi YazırEğer seninle tartışırlarsa, de ki: "Allah yaptıklarınızı çok iyi bilir

22:69
ٱللَّهُ يَحۡكُمُ بَيۡنَكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فِيمَا كُنتُمۡ فِيهِ تَخۡتَلِفُونَ
ٱللَّهُ
Allah
يَحْكُمُ
hükmedecektir
بَيْنَكُمْ
aranızda
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فِيمَا
hususlarda
كُنتُمْ
olduğunuz
فِيهِ
onda
تَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düşüyor

Ali BulaçAllah, kıyamet günü, kendisinde ihtilafa düştüğünüz şey hakkında aranızda hükmedecektir

Elmalılı Hamdi YazırAyrılığa düştüğünüz şeyler hakkında kıyamet günü Allah aranızda hükmünü verecektir

22:70 📚 1
أَلَمۡ تَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا فِي ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۚ إِنَّ ذَٰلِكَ فِي كِتَٰبٍۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرࣱ‏
أَلَمْ
bilmez misin?
تَعْلَمْ
you know
أَنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
ne varsa
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
وَٱلْأَرْضِ ۗ
ve yerde
إِنَّ
kuşkusuz
ذَٰلِكَ
bunların hepsi
فِى
bir Kitaptadır
كِتَـٰبٍ ۚ
a Record
إِنَّ
şüphesiz
ذَٰلِكَ
bu
عَلَى
için
ٱللَّهِ
Allah
يَسِيرٌۭ
kolaydır

Ali BulaçAllah'ın, gökte ve yerde olanların hepsini bilmekte olduğunu bilmiyor musun? Gerçekten bunlar bir kitaptadır. Hiç şüphesiz bunlar(ı bilmek), Allah için pek kolaydır

Elmalılı Hamdi YazırBilmez misin ki, Allah, gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Şüphesiz bunlar bir kitabtadır. Hiç şüphe yok ki bunlar Allah'a pek kolaydır

22:71
وَيَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَمۡ يُنَزِّلۡ بِهِۦ سُلۡطَٰنࣰ ا وَمَا لَيۡسَ لَهُم بِهِۦ عِلۡمࣱۗ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِن نَّصِيرࣲ‏
وَيَعْبُدُونَ
ve tapıyorlar
مِن
şeylere
دُونِ
dışında
ٱللَّهِ
Allah'ın
مَا
indirmemiştir
لَمْ
not
يُنَزِّلْ
He (has) sent down
بِهِۦ
onlara
سُلْطَـٰنًۭا
hiçbir delil
وَمَا
ve
لَيْسَ
yoktur
لَهُم
kendilerinin
بِهِۦ
onun hakkında
عِلْمٌۭ ۗ
bir bilgileri
وَمَا
ve yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ
o zalimlerin
مِن
hiçbir
نَّصِيرٍۢ
yardımcısı

Ali BulaçOnlar, Allah'ı bırakıp da (Allah'ın) kendisine bir delil indirmediği ve haklarında (hiçbir) bilgileri olmayan şeylere tapıyorlar. Zulmedenler için hiçbir yardımcı yoktur

Elmalılı Hamdi YazırOnlar Allah'ı bırakıp da O'nun, haklarında hiçbir delil indirmediği ve kendilerinde de bir bilgi bulunmayan şeylere taparlar. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur

22:72
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتࣲ تَعۡرِفُ فِي وُجُوهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلۡمُنكَرَۖ يَكَادُونَ يَسۡطُونَ بِٱلَّذِينَ يَتۡلُونَ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِنَاۗ قُلۡ أَفَأُنَبِّئُكُم بِشَرࣲّ مِّن ذَٰلِكُمُۚ ٱلنَّارُ وَعَدَهَا ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ
وَإِذَا
ve zaman
تُتْلَىٰ
okunduğu
عَلَيْهِمْ
kendilerine
ءَايَـٰتُنَا
ayetlerimiz
بَيِّنَـٰتٍۢ
apaçık
تَعْرِفُ
anlarsın
فِى
yüzlerinde
وُجُوهِ
(the) faces
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden
ٱلْمُنكَرَ ۖ
hoşnutsuzluk
يَكَادُونَ
neredeyse
يَسْطُونَ
üzerine saldıracaklar
بِٱلَّذِينَ
okuyanların
يَتْلُونَ
recite
عَلَيْهِمْ
kendilerine
ءَايَـٰتِنَا ۗ
ayetlerimizi
قُلْ
de ki
أَفَأُنَبِّئُكُم
size haber vereyim mi?
بِشَرٍّۢ
daha kötü bir şey
مِّن
bundan
ذَٰلِكُمُ ۗ
that
ٱلنَّارُ
ateş!
وَعَدَهَا
ve onu va'detmiştir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟ ۖ
inkar eden
وَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
sondur

Ali BulaçOnlara karşı apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, sen o inkar edenlerin yüzlerindeki 'red ve inkarı' tanıyabilirsin. Neredeyse, kendilerine karşı ayetlerimizi okuyanın üzerine çullanıverecekler. De ki: "Size, bundan daha kötü olanını haber vereyim mi? Ateş... Allah, onu inkar edenlere va'detmiş bulunmaktadır; ne kötü bir duraktır

Elmalılı Hamdi YazırÂyetlerimiz kendilerine apaçık olarak okunduğu zaman, o kâfirlerin yüzlerinden inkârlarını anlarsın. Neredeyse, kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: "Şimdi size ondan daha kötü olanını haber vereyim mi? O, ateştir. Allah bunu kâfir olanlara vaad buyurdu. O ne kötü bir dönüş yeridir

22:73 📚 11
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ضُرِبَ مَثَلࣱ فَٱسۡتَمِعُواْ لَهُۥٓۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَن يَخۡلُقُواْ ذُبَابࣰ ا وَلَوِ ٱجۡتَمَعُواْ لَهُۥۖ وَإِن يَسۡلُبۡهُمُ ٱلذُّبَابُ شَيۡـࣰٔ ا لَّا يَسۡتَنقِذُوهُ مِنۡهُۚ ضَعُفَ ٱلطَّالِبُ وَٱلۡمَطۡلُوبُ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
ضُرِبَ
size verildi
مَثَلٌۭ
bir temsil
فَٱسْتَمِعُوا۟
dinleyin
لَهُۥٓ ۚ
onu
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
yalvardıklarınız
تَدْعُونَ
you invoke
مِن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
لَن
yaratamazlar
يَخْلُقُوا۟
create
ذُبَابًۭا
bir sinek dahi
وَلَوِ
şayet
ٱجْتَمَعُوا۟
bir araya toplansalar
لَهُۥ ۖ
onların hepsi
وَإِن
ve eğer
يَسْلُبْهُمُ
onlardan kapsa
ٱلذُّبَابُ
sinek
شَيْـًۭٔا
bir şey
لَّا
bunu kurtaramazlar
يَسْتَنقِذُوهُ
they (could) take it back
مِنْهُ ۚ
ondan
ضَعُفَ
aciz
ٱلطَّالِبُ
isteyen de
وَٱلْمَطْلُوبُ
istenen de

Ali BulaçEy insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de

Elmalılı Hamdi YazırEy insanlar! Bir misal verilmektedir, şimdi ona iyi kulak verin: Sizin Allah'ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamayacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa onu kurtaramazlar. İsteyen de, istenen de âcizdir

22:74 📚 1
مَا قَدَرُواْ ٱللَّهَ حَقَّ قَدۡرِهِۦٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ
مَا
takdir edemediler
قَدَرُوا۟
they (have) estimated
ٱللَّهَ
Allah'ı
حَقَّ
hakkıyle
قَدْرِهِۦٓ ۗ
kadrini
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَقَوِىٌّ
kuvvetlidir
عَزِيزٌ
üstündür

Ali BulaçOnlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, Azizdir

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ın büyüklüğünü gereği gibi değerlendirip bilemediler. Şüphesiz ki Allah çok kuvvetlidir, her şeye üstündür

22:75 📚 1
ٱللَّهُ يَصۡطَفِي مِنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ رُسُلࣰ ا وَمِنَ ٱلنَّاسِۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعُۢ بَصِيرࣱ‏
ٱللَّهُ
Allah
يَصْطَفِى
seçer
مِنَ
meleklerden
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
the Angels
رُسُلًۭا
elçiler
وَمِنَ
ve
ٱلنَّاسِ ۚ
insanlardan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌۢ
işitendir
بَصِيرٌۭ
görendir

Ali BulaçAllah, meleklerden elçiler seçer ve insanlardan da. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir

Elmalılı Hamdi YazırAllah hem meleklerden, hem de insanlardan elçiler seçer. Şüphesiz Allah her şeyi işitir, her şeyi görür

22:76 📚 1
يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ
يَعْلَمُ
bilir
مَا
olanı
بَيْنَ
arasında (önlerinde)
أَيْدِيهِمْ
elleri (önlerinde)
وَمَا
ve olanı
خَلْفَهُمْ ۗ
arkalarında
وَإِلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'a
تُرْجَعُ
döndürülür
ٱلْأُمُورُ
bütün işler

Ali BulaçO, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Bütün işler Allah'a döndürülür

Elmalılı Hamdi YazırO geçmişlerini ve geleceklerini bilir. Bütün işler Allah'a döndürülür

22:77 📚 2
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱرۡكَعُواْ وَٱسۡجُدُواْۤ وَٱعۡبُدُواْ رَبَّكُمۡ وَٱفۡعَلُواْ ٱلۡخَيۡرَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ۩
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
ٱرْكَعُوا۟
rüku' edin
وَٱسْجُدُوا۟
ve secde edin
وَٱعْبُدُوا۟
ve ibadet edin
رَبَّكُمْ
Rabbinize
وَٱفْعَلُوا۟
ve işleyin
ٱلْخَيْرَ
hayır
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُفْلِحُونَ ۩
kurtuluşa erersiniz

Ali BulaçEy iman edenler, rüku edin, secdeye varın, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin, umulur ki kurtuluş bulursunuz

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! rükû edin, secdeye varın, Rabbinize kulluk edin, iyilik yapın ki kurtulabilesiniz

22:78 📚 3
وَجَٰهِدُواْ فِي ٱللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِۦۚ هُوَ ٱجۡتَبَىٰكُمۡ وَمَا جَعَلَ عَلَيۡكُمۡ فِي ٱلدِّينِ مِنۡ حَرَجࣲۚ مِّلَّةَ أَبِيكُمۡ إِبۡرَٰهِيمَۚ هُوَ سَمَّىٰكُمُ ٱلۡمُسۡلِمِينَ مِن قَبۡلُ وَفِي هَٰذَا لِيَكُونَ ٱلرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيۡكُمۡ وَتَكُونُواْ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِۚ فَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱعۡتَصِمُواْ بِٱللَّهِ هُوَ مَوۡلَىٰكُمۡۖ فَنِعۡمَ ٱلۡمَوۡلَىٰ وَنِعۡمَ ٱلنَّصِيرُ
وَجَـٰهِدُوا۟
ve cihad edin
فِى
uğrunda
ٱللَّهِ
Allah
حَقَّ
hakkıyla
جِهَادِهِۦ ۚ
cihadın
هُوَ
O
ٱجْتَبَىٰكُمْ
sizi seçti
وَمَا
ve
جَعَلَ
yüklemedi
عَلَيْكُمْ
size
فِى
dinde
ٱلدِّينِ
the religion
مِنْ
hiç bir
حَرَجٍۢ ۚ
güçlük
مِّلَّةَ
dinine
أَبِيكُمْ
babanız
إِبْرَٰهِيمَ ۚ
İbrahim'in
هُوَ
O
سَمَّىٰكُمُ
size adını verdi
ٱلْمُسْلِمِينَ
müslümanlar
مِن
bundan önce
قَبْلُ
before
وَفِى
ve
هَـٰذَا
bu(Kur'a)nda
لِيَكُونَ
olması için
ٱلرَّسُولُ
Elçi'nin
شَهِيدًا
şahid
عَلَيْكُمْ
size
وَتَكُونُوا۟
ve sizin olmanız için
شُهَدَآءَ
şahid
عَلَى
üzerine
ٱلنَّاسِ ۚ
insanlar
فَأَقِيمُوا۟
haydi kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَٱعْتَصِمُوا۟
ve sarılın
بِٱللَّهِ
Allah'a
هُوَ
O'dur
مَوْلَىٰكُمْ ۖ
mevlanız (sahibiniz)
فَنِعْمَ
ne güzel
ٱلْمَوْلَىٰ
mevladır
وَنِعْمَ
ve ne güzel
ٱلنَّصِيرُ
yardımcıdır

Ali BulaçAllah adına gerektiği gibi mücadele edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın, sizin Mevlanız O'dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı

Elmalılı Hamdi YazırAllah uğrunda gerektiği gibi cihad edin. Sizi o seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'ân'da, Peygamberin size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size müslüman adını veren O'dur. Artık namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır

← Önceki Sonraki →

22. Al-Hajj Suresi | Anlam Arayışı