☪ Anlam Arayışı

22. Al-Hajj سُورَةُ الحَجِّ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
22:1 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُواْ رَبَّكُمۡۚ إِنَّ زَلۡزَلَةَ ٱلسَّاعَةِ شَيۡءٌ عَظِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
ٱتَّقُوا۟
korkun
رَبَّكُمْ ۚ
Rabbinizden
إِنَّ
çünkü
زَلْزَلَةَ
depremi
ٱلسَّاعَةِ
sa'atin
شَىْءٌ
bir şeydir
عَظِيمٌۭ
cidden korkunç

Süleyman AteşEy insanlar, Rabbinizden korkun, çünkü (Duruşma) sa'ati(ni)n depremi, cidden korkunç bir şeydir

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Rabbinizden sakının; doğrusu kıyamet gününün sarsıntısı büyük şeydir

22:2 📚 2
يَوۡمَ تَرَوۡنَهَا تَذۡهَلُ كُلُّ مُرۡضِعَةٍ عَمَّآ أَرۡضَعَتۡ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمۡلٍ حَمۡلَهَا وَتَرَى ٱلنَّاسَ سُكَٰرَىٰ وَمَا هُم بِسُكَٰرَىٰ وَلَٰكِنَّ عَذَابَ ٱللَّهِ شَدِيدࣱ‏
يَوْمَ
gün
تَرَوْنَهَا
onu gördüğünüz
تَذْهَلُ
unutur
كُلُّ
her
مُرْضِعَةٍ
emziren
عَمَّآ
emzirdiğini
أَرْضَعَتْ
she was nursing
وَتَضَعُ
ve bırakır
كُلُّ
her
ذَاتِ
(sahibi) gebe
حَمْلٍ
(yük) gebe
حَمْلَهَا
yükünü
وَتَرَى
ve görürsün
ٱلنَّاسَ
insanları
سُكَـٰرَىٰ
sarhoş
وَمَا
oysa değillerdir
هُم
onlar
بِسُكَـٰرَىٰ
sarhoş
وَلَـٰكِنَّ
ama
عَذَابَ
azabı
ٱللَّهِ
Allah'ın
شَدِيدٌۭ
şiddetlidir

Süleyman AteşOnu gördüğünüz gün, her emziren, emzirdiğinden geçer; her gebe yükünü bırakır; insanları sarhoş görürsün, oysa sarhoş değillerdir ama Allah'ın azabı şiddetlidir (bu dehşetli azab, onların akıllarını başlarından almıştır)

Diyanet İşleri MealiKıyameti gören her emzikli kadın emzirdiğini unutur, her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş gibi görürsün oysa sarhoş değildirler, fakat bu sadece Allah'ın azabının çetin olmasındandır

22:3
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَٰدِلُ فِي ٱللَّهِ بِغَيۡرِ عِلۡمࣲ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيۡطَٰنࣲ مَّرِيدࣲ‏
وَمِنَ
ve
ٱلنَّاسِ
insanlardan
مَن
kimi
يُجَـٰدِلُ
tartışır
فِى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
بِغَيْرِ
olmaksızın
عِلْمٍۢ
bilgisi
وَيَتَّبِعُ
ve uyar
كُلَّ
her
شَيْطَـٰنٍۢ
şeytana
مَّرِيدٍۢ
kaba (şarlatan)

Süleyman Ateşİnsanlardan kimi, Allah hakkında bilmeden tartışır ve her kaba (şarlatan) şeytana uyar

Diyanet İşleri MealiAllah hakkında bilmeden taşıyan ve her azılı şeytana uyan insanlar vardır

22:4 📚 3
كُتِبَ عَلَيۡهِ أَنَّهُۥ مَن تَوَلَّاهُ فَأَنَّهُۥ يُضِلُّهُۥ وَيَهۡدِيهِ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلسَّعِيرِ
كُتِبَ
yazılmıştır
عَلَيْهِ
onun hakkında
أَنَّهُۥ
şüphesiz o
مَن
kim
تَوَلَّاهُ
onu takibederse
فَأَنَّهُۥ
muhakkak bu
يُضِلُّهُۥ
onu saşırtır
وَيَهْدِيهِ
ve onu götürür
إِلَىٰ
azabına
عَذَابِ
(the) punishment
ٱلسَّعِيرِ
alevli ateş

Süleyman AteşO(Şeyta)nın hakkında: "Kim bunu takibederse muhakkak bu, onu saşırtır ve onu alevli ateş azabına götürür" diye yazılmıştır

Diyanet İşleri MealiOnun hakkında şöyle yazılmıştır: O kendisini dost edinen kimseyi saptırır ve alevli azaba götürür

22:5 📚 12
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِن كُنتُمۡ فِي رَيۡبࣲ مِّنَ ٱلۡبَعۡثِ فَإِنَّا خَلَقۡنَٰكُم مِّن تُرَابࣲ ثُمَّ مِن نُّطۡفَةࣲ ثُمَّ مِنۡ عَلَقَةࣲ ثُمَّ مِن مُّضۡغَةࣲ مُّخَلَّقَةࣲ وَغَيۡرِ مُخَلَّقَةࣲ لِّنُبَيِّنَ لَكُمۡۚ وَنُقِرُّ فِي ٱلۡأَرۡحَامِ مَا نَشَآءُ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ى ثُمَّ نُخۡرِجُكُمۡ طِفۡلࣰ ا ثُمَّ لِتَبۡلُغُوٓاْ أَشُدَّكُمۡۖ وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّىٰ وَمِنكُم مَّن يُرَدُّ إِلَىٰٓ أَرۡذَلِ ٱلۡعُمُرِ لِكَيۡلَا يَعۡلَمَ مِنۢ بَعۡدِ عِلۡمࣲ شَيۡـࣰٔ اۚ وَتَرَى ٱلۡأَرۡضَ هَامِدَةࣰ فَإِذَآ أَنزَلۡنَا عَلَيۡهَا ٱلۡمَآءَ ٱهۡتَزَّتۡ وَرَبَتۡ وَأَنۢبَتَتۡ مِن كُلِّ زَوۡجِۭ بَهِيجࣲ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
فِى
içinde
رَيْبٍۢ
kuşku
مِّنَ
yeniden dirilmekten
ٱلْبَعْثِ
the Resurrection
فَإِنَّا
(bilin ki) biz
خَلَقْنَـٰكُم
sizi yarattık
مِّن
(önce) topraktan
تُرَابٍۢ
dust
ثُمَّ
sonra
مِن
nutfe(sperm)den
نُّطْفَةٍۢ
a semen-drop
ثُمَّ
sonra
مِنْ
alaka(embriyo)dan
عَلَقَةٍۢ
a clinging substance
ثُمَّ
sonra
مِن
bir çiğnem et parçasından
مُّضْغَةٍۢ
an embryonic lump
مُّخَلَّقَةٍۢ
biçimlenmiş
وَغَيْرِ
ve
مُخَلَّقَةٍۢ
biçimlenmemiş
لِّنُبَيِّنَ
açıkça göstermek için
لَكُمْ ۚ
size
وَنُقِرُّ
ve tutarız
فِى
rahimlerde
ٱلْأَرْحَامِ
the wombs
مَا
dilediğimizi
نَشَآءُ
We will
إِلَىٰٓ
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ
a term
مُّسَمًّۭى
belirtilmiş
ثُمَّ
sonra
نُخْرِجُكُمْ
sizi çıkarırız;
طِفْلًۭا
bir bebek olarak
ثُمَّ
sonra
لِتَبْلُغُوٓا۟
ermeniz için
أَشُدَّكُمْ ۖ
güçlerinize
وَمِنكُم
ve içinizden
مَّن
kimi
يُتَوَفَّىٰ
öldürülür
وَمِنكُم
ve içinizden
مَّن
kimi de
يُرَدُّ
itilir
إِلَىٰٓ
en kötü çağına
أَرْذَلِ
the most abject
ٱلْعُمُرِ
ömrün
لِكَيْلَا
hale gelmesi için
يَعْلَمَ
bilmez
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
عِلْمٍۢ
bilen kimse iken
شَيْـًۭٔا ۚ
bir şey
وَتَرَى
ve görürsün
ٱلْأَرْضَ
yeri
هَامِدَةًۭ
kurumuş ölmüş
فَإِذَآ
zaman
أَنزَلْنَا
biz indirdiğimiz
عَلَيْهَا
onun üzerine
ٱلْمَآءَ
suyu
ٱهْتَزَّتْ
titreşir
وَرَبَتْ
ve kabarır
وَأَنۢبَتَتْ
ve bitirir
مِن
her
كُلِّ
every
زَوْجٍۭ
çifti
بَهِيجٍۢ
güzel

Süleyman AteşEy insanlar eğer öldükten sonra dirilmekten kuşkuda iseniz (bilin ki) biz sizi (önce) topraktan, sonra nutfe(sperm)den, sonra alaka(embriyo)dan, sonra biçimlenen ve biçimlenmeyen bir çiğnem et parçasından yarattık ki, size (kudretimizi) açıkça gösterelim. Dilediğimizi belirtilmiş bir süreye kadar rahimlerde tutarız, sonra sizi bir bebek olarak çıkarırız. Sonra güç(ve kabiliyetler)inize ermeniz için (sizi büyütürüz). İçinizden kimi (henüz çocukken) öldürülür, kimi de ömrün en kötü çağına(ihtiyarlığa) itilir ki, bilirken bir şey bilmez hale gelsin (çocukluğundaki gibi bedence ve akılca güçsüz bir duruma düşsün). Yeri de kurumuş, ölmüş görürsün. Fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman titreşir, kabarır ve her güzel çifti bitirir

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Öldükten sonra tekrar dirilmekten şüphede iseniz bilin ki, ne olduğunuzu size açıklamak için, Biz sizi topraktan sonra nutfeden, sonra pıhtılaşmış kandan, sonra da yapısı belli belirsiz bir çiğnem etten yaratmışızdır. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız; sonra sizi çocuk olarak çıkartırız, böylece yetişip erginlik çağına varırsınız. Kiminiz öldürülür, kiminiz de ömrünün en fena zamanına ulaştırılır ki, bilirken birşey bilmez olur. Yeryüzünü görürsün ki kupkurudur; fakat Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır, her güzel bitkiden çift çift yetiştirir

22:6 📚 1
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡحَقُّ وَأَنَّهُۥ يُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَأَنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
ذَٰلِكَ
bu böyledir
بِأَنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
O
ٱلْحَقُّ
tek gerçektir
وَأَنَّهُۥ
ve O
يُحْىِ
diriltir
ٱلْمَوْتَىٰ
ölüleri
وَأَنَّهُۥ
ve O
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Süleyman AteşBu böyledir. Çünkü Allah, tek gerçektir. (Her şey O'nunla varlık kazanır) ve O, ölüleri diriltir ve O, her şeyi yapabilir

Diyanet İşleri MealiBunlar, yalnız Allah'ın gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün herşeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, Allah'ın kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir

22:7 📚 12
وَأَنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةࣱ لَّا رَيۡبَ فِيهَا وَأَنَّ ٱللَّهَ يَبۡعَثُ مَن فِي ٱلۡقُبُورِ
وَأَنَّ
ve muhakkak
ٱلسَّاعَةَ
o sa'at
ءَاتِيَةٌۭ
gelecektir
لَّا
yoktur
رَيْبَ
şüphe
فِيهَا
onda
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَبْعَثُ
diriltecektir
مَن
olanları
فِى
kabirlerde
ٱلْقُبُورِ
the graves

Süleyman AteşVe (çünkü) o (duruşma) sa'at(i) mutlaka gelecektir, onda şüphe yoktur. Ve Allah, kabirlerde olanları diriltecektir

Diyanet İşleri MealiBunlar, yalnız Allah'ın gerçek olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün herşeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, Allah'ın kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir

22:8
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَٰدِلُ فِي ٱللَّهِ بِغَيۡرِ عِلۡمࣲ وَلَا هُدࣰ ى وَلَا كِتَٰبࣲ مُّنِيرࣲ‏
وَمِنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
mankind
مَن
kimi
يُجَـٰدِلُ
tartışır
فِى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
بِغَيْرِ
olmaksızın
عِلْمٍۢ
bilgisi
وَلَا
ve olmadan
هُدًۭى
bir yol göstereni
وَلَا
ve olmadan
كِتَـٰبٍۢ
bir Kitabı
مُّنِيرٍۢ
aydınlatıcı

Süleyman Ateşİnsanlardan kimi bilmeden, ne bir yol göstereni, ne de aydınlatıcı bir Kitabı olmadan, Allah hakkında tartışır

Diyanet İşleri MealiBilmeden, doğruya götüren bir rehberi olmadan, aydınlatıcı bir kitabı da bulunmadan Allah yolundan saptırmak için büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışan insan vardır. Dünyada rezillik onadır; ona kıyamet günü yakıcı azabı tattırırız

22:9 📚 1
ثَانِيَ عِطۡفِهِۦ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِۖ لَهُۥ فِي ٱلدُّنۡيَا خِزۡيࣱۖ وَنُذِيقُهُۥ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ عَذَابَ ٱلۡحَرِيقِ
ثَانِىَ
öteye döndürür
عِطْفِهِۦ
boynunu
لِيُضِلَّ
şaşırtmak için
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
لَهُۥ
onun için vardır
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
خِزْىٌۭ ۖ
bir kepazelik
وَنُذِيقُهُۥ
ve ona taddıracağız
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
عَذَابَ
azabını
ٱلْحَرِيقِ
yangın

Süleyman AteşAllah'ın yolundan şaşırtmak için boynunu öteye döndürerek (kabara kabara tartışmasını sürdürür), dünyada onun için bir kepazelik vardır. Kıyamet günü de ona yangın azabını taddıracağız

Diyanet İşleri MealiBilmeden, doğruya götüren bir rehberi olmadan, aydınlatıcı bir kitabı da bulunmadan Allah yolundan saptırmak için büyüklük taslayarak Allah hakkında tartışan insan vardır. Dünyada rezillik onadır; ona kıyamet günü yakıcı azabı tattırırız

22:10
ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتۡ يَدَاكَ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيۡسَ بِظَلَّٰمࣲ لِّلۡعَبِيدِ
ذَٰلِكَ
işte bu
بِمَا
yüzündendir
قَدَّمَتْ
önceden yaptıkları
يَدَاكَ
senin ellerinin
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَيْسَ
değildir
بِظَلَّـٰمٍۢ
zulmedici
لِّلْعَبِيدِ
kullara

Süleyman Ateş(Ey insan), "İşte bu, senin ellerinin yapıp öne sürdüğü işler yüzündendir. Allah kullara zulmedici değildir

Diyanet İşleri MealiOna: "Bunlar senin yaptıklarından ötürüdür" denir, yoksa Allah, kullarına karşı hiç de zalim değildir

22:11 📚 8
وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَعۡبُدُ ٱللَّهَ عَلَىٰ حَرۡفࣲۖ فَإِنۡ أَصَابَهُۥ خَيۡرٌ ٱطۡمَأَنَّ بِهِۦۖ وَإِنۡ أَصَابَتۡهُ فِتۡنَةٌ ٱنقَلَبَ عَلَىٰ وَجۡهِهِۦ خَسِرَ ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةَۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡخُسۡرَانُ ٱلۡمُبِينُ
وَمِنَ
ve
ٱلنَّاسِ
insanlardan
مَن
kimi
يَعْبُدُ
ibadet eder
ٱللَّهَ
Allah'a
عَلَىٰ
bir kenardan (uçurumdan)
حَرْفٍۢ ۖ
an edge
فَإِنْ
eğer
أَصَابَهُۥ
kendisine gelirse
خَيْرٌ
bir hayır
ٱطْمَأَنَّ
huzura kavuşur
بِهِۦ ۖ
onunla
وَإِنْ
ve eğer
أَصَابَتْهُ
başına gelirse
فِتْنَةٌ
bir kötülük
ٱنقَلَبَ
döner
عَلَىٰ
üstü
وَجْهِهِۦ
yüz
خَسِرَ
o kaybetmiştir
ٱلدُّنْيَا
dünyayı
وَٱلْـَٔاخِرَةَ ۚ
ve ahireti
ذَٰلِكَ
işte budur
هُوَ
o
ٱلْخُسْرَانُ
ziyan
ٱلْمُبِينُ
apaçık

Süleyman Ateşİnsanlardan kimi de Allah'a bir kenardan, ibadet eder. Eğer kendisine bir hayır gelirse onunla huzura kavuşur (sevinir) ve eğer başına bir kötülük gelirse yüz üstü döner (dini kötüleyerek ondan vazgeçer). O, dünyayı da, ahireti de kaybetmiştir. İşte apaçık ziyan budur

Diyanet İşleri Mealiİnsanlar içinde Allah'a, bir yar kenarındaymış gibi kulluk eden vardır. Ona bir iyilik gelirse yatışır, başına bir bela gelirse yüz üstü döner. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur

22:12 📚 1
يَدۡعُواْ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُۥ وَمَا لَا يَنفَعُهُۥۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلضَّلَٰلُ ٱلۡبَعِيدُ
يَدْعُوا۟
yalvarır
مِن
ayrı olarak
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
مَا
şeylere
لَا
ona zarar veremeyen
يَضُرُّهُۥ
harms him
وَمَا
ve şeylere
لَا
yarar sağlamayan
يَنفَعُهُۥ ۚ
benefits him
ذَٰلِكَ
işte budur
هُوَ
o
ٱلضَّلَـٰلُ
sapma
ٱلْبَعِيدُ
uzak(lara)

Süleyman AteşAllah'tan ayrı olarak kendisine ne zarar, ne de yarar veremeyen şeylere yalvarır. İşte (doğru yoldan) uzak(lara) sapma budur

Diyanet İşleri MealiAllah'ı bırakıp, kendisine fayda da zarar da veremeyen şeylere yalvarır. İşte derin sapıklık budur

22:13 📚 1
يَدۡعُواْ لَمَن ضَرُّهُۥٓ أَقۡرَبُ مِن نَّفۡعِهِۦۚ لَبِئۡسَ ٱلۡمَوۡلَىٰ وَلَبِئۡسَ ٱلۡعَشِيرُ
يَدْعُوا۟
yalvarır
لَمَن
olana
ضَرُّهُۥٓ
zararı
أَقْرَبُ
daha yakın
مِن
faydasından
نَّفْعِهِۦ ۚ
his benefit
لَبِئْسَ
ne kötü
ٱلْمَوْلَىٰ
bir yardımcı
وَلَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْعَشِيرُ
bir arkadaştır

Süleyman AteşZararı, faydasından daha yakın olana yalvarır. (O), Ne kötü bir yardımcı ve ne kötü bir arkadaştır

Diyanet İşleri MealiKendisine zararı faydasından daha yakın olana yalvarır. Yalvardığı şey ne kötü yardımcı ve ne kötü yoldaştır

22:14
إِنَّ ٱللَّهَ يُدۡخِلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَفۡعَلُ مَا يُرِيدُ
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُدْخِلُ
sokacaktır
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan
وَعَمِلُوا۟
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ
ırmaklar
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَفْعَلُ
yapar
مَا
şeyi
يُرِيدُ
istediği

Süleyman AteşAllah, inanan ve iyi işler yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Şüphesiz Allah istediğini yapar

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Allah, inananları ve yararlı işler işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Allah, şüphesiz, istediğini yapar

22:15
مَن كَانَ يَظُنُّ أَن لَّن يَنصُرَهُ ٱللَّهُ فِي ٱلدُّنۡيَا وَٱلۡأٓخِرَةِ فَلۡيَمۡدُدۡ بِسَبَبٍ إِلَى ٱلسَّمَآءِ ثُمَّ لۡيَقۡطَعۡ فَلۡيَنظُرۡ هَلۡ يُذۡهِبَنَّ كَيۡدُهُۥ مَا يَغِيظُ
مَن
kim
كَانَ
ise
يَظُنُّ
sanıyor
أَن
diye
لَّن
kendisine yardım etmeyecek
يَنصُرَهُ
Allah will help him
ٱللَّهُ
Allah
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَٱلْـَٔاخِرَةِ
ve ahirette
فَلْيَمْدُدْ
uzansın
بِسَبَبٍ
bir sebep(ip)le
إِلَى
göğe
ٱلسَّمَآءِ
the sky
ثُمَّ
sonra
لْيَقْطَعْ
kessin
فَلْيَنظُرْ
ve baksın
هَلْ
mi?
يُذْهِبَنَّ
giderebilecek
كَيْدُهُۥ
bu düzeni
مَا
şeyi
يَغِيظُ
öfkelendiği

Süleyman AteşKim Allah'ın, dünyada ve ahirette kendisine yardım etmeyeceğini sanıyorsa öfkesini gidermek için göğe bir sebep(ip)le uzansın, sonra (ayaklarını yerden) kessin de baksın, bu çaresi, öfkelendiği şeyi giderebilecek mi

Diyanet İşleri MealiAllah'ın peygamber'e dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanan kimse, yukarı bağladığı bir ipe kendini asıp, boğsun; bir düşünsün bakalım, bu hilesi kendisini öfkelendiren şeye engel olabilir mi

22:16
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلۡنَٰهُ ءَايَٰتِۭ بَيِّنَٰتࣲ وَأَنَّ ٱللَّهَ يَهۡدِي مَن يُرِيدُ
وَكَذَٰلِكَ
ve işte böyle
أَنزَلْنَـٰهُ
biz O'nu indirdik
ءَايَـٰتٍۭ
ayetler olarak
بَيِّنَـٰتٍۢ
açık açık
وَأَنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَهْدِى
doğru yola iletir
مَن
kimseyi
يُرِيدُ
dilediği

Süleyman AteşVe işte biz Kur'an'ı böyle açık açık ayetler olarak indirdik. Şüphesiz Allah, dilediğini doğru yola iletir

Diyanet İşleri Mealiİşte böylece Kuran'ı apaçık ayetler olarak indirdik. Allah, şüphesiz, dilediğini doğru yola eriştirir

22:17
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱلَّذِينَ هَادُواْ وَٱلصَّٰبِـِٔينَ وَٱلنَّصَٰرَىٰ وَٱلۡمَجُوسَ وَٱلَّذِينَ أَشۡرَكُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ يَفۡصِلُ بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ شَهِيدٌ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inananlar
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
هَادُوا۟
yahudiler
وَٱلصَّـٰبِـِٔينَ
ve sabiiler
وَٱلنَّصَـٰرَىٰ
ve hırıstiyanlar
وَٱلْمَجُوسَ
ve mecusiler
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
أَشْرَكُوٓا۟
ortak koşanlar
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَفْصِلُ
hüküm verecektir
بَيْنَهُمْ
bunlar arasında
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ
kıyamet
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
شَهِيدٌ
şahittir

Süleyman Ateşİnananlar, yahudiler, sabiiler, hırıstiyanlar, mecusiler ve (Allah'a) ortak koşanlar... Allah, kıyamet günü bunlar arasında hüküm verecek(haklıyı haksızı ortaya çıkaracak)tır. Şüphesiz Allah, her şeye şahidtir

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, inananlar ve yahudiler, sabiiler, hıristiyanlar, mecusiler, ortak koşanlar arasında, kıyamet günü Allah kesin hüküm verecektir. Doğrusu Allah herşeye şahiddir

22:18 📚 3
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يَسۡجُدُۤ لَهُۥۤ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِي ٱلۡأَرۡضِ وَٱلشَّمۡسُ وَٱلۡقَمَرُ وَٱلنُّجُومُ وَٱلۡجِبَالُ وَٱلشَّجَرُ وَٱلدَّوَآبُّ وَكَثِيرࣱ مِّنَ ٱلنَّاسِۖ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيۡهِ ٱلۡعَذَابُۗ وَمَن يُهِنِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن مُّكۡرِمٍۚ إِنَّ ٱللَّهَ يَفۡعَلُ مَا يَشَآءُ۩
أَلَمْ
görmedin mi
تَرَ
you see
أَنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah'a
يَسْجُدُ
secde ediyorlar
لَهُۥ
O'na
مَن
kimseler
فِى
göklerdeki
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَن
ve kimseler
فِى
yerdeki
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَٱلشَّمْسُ
ve güneş
وَٱلْقَمَرُ
ve ay
وَٱلنُّجُومُ
ve yıldızlar
وَٱلْجِبَالُ
ve dağlar
وَٱلشَّجَرُ
ve ağaçlar
وَٱلدَّوَآبُّ
ve hayvanlar
وَكَثِيرٌۭ
ve birçoğu
مِّنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ ۖ
the people
وَكَثِيرٌ
ama birçoğu
حَقَّ
hak olmuştur
عَلَيْهِ
üzerine
ٱلْعَذَابُ ۗ
azab
وَمَن
ve kimi
يُهِنِ
aşağılatırsa
ٱللَّهُ
Allah
فَمَا
artık olmaz
لَهُۥ
ona
مِن
hiç
مُّكْرِمٍ ۚ
değer veren
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَفْعَلُ
yapar
مَا
şeyi
يَشَآءُ ۩
dilediği

Süleyman AteşGörmedin mi (baksana), göklerde, yerde bulunan kimseler, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah'a secde ediyorlar! Ama birçoğuna da azab hak olmuştur. Allah kimi aşağılatırsa artık ona değer veren olmaz. Allah, dilediğini yapar

Diyanet İşleri MealiGöklerde ve yerde olanların, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanların ve insanların birçoğunun Allah'a secde ettiklerini görmüyor musun? İnsanların birçoğu da azabı hak etmiştir. Allah'ın alçalttığı kimseyi yükseltebilecek yoktur. Doğrusu Allah ne dilerse yapar

22:19 📚 1
۞هَٰذَانِ خَصۡمَانِ ٱخۡتَصَمُواْ فِي رَبِّهِمۡۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ قُطِّعَتۡ لَهُمۡ ثِيَابࣱ مِّن نَّارࣲ يُصَبُّ مِن فَوۡقِ رُءُوسِهِمُ ٱلۡحَمِيمُ
۞ هَـٰذَانِ
işte şunlar
خَصْمَانِ
iki hasım taraf
ٱخْتَصَمُوا۟
çekişen
فِى
hakkında
رَبِّهِمْ ۖ
Rableri
فَٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden(lere)
قُطِّعَتْ
biçildi
لَهُمْ
onlara
ثِيَابٌۭ
giysi
مِّن
ateşten
نَّارٍۢ
fire
يُصَبُّ
dökülüyor
مِن
üstünden
فَوْقِ
over
رُءُوسِهِمُ
başlarının
ٱلْحَمِيمُ
kaynar su

Süleyman Ateşİşte şunlar, Rableri hakkında çekişen iki hasım taraf: Nankörler için ateşten giysi biçildi, başlarının üstünden de kaynar su dökülüyor

Diyanet İşleri Mealiİşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir

22:20 📚 1
يُصۡهَرُ بِهِۦ مَا فِي بُطُونِهِمۡ وَٱلۡجُلُودُ
يُصْهَرُ
eritiliyor
بِهِۦ
onunla
مَا
şeyler
فِى
içindeki
بُطُونِهِمْ
karınlarının
وَٱلْجُلُودُ
ve derileri

Süleyman AteşOnunla karınlarının içindekiler ve derileri eritiliyor

Diyanet İşleri Mealiİşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir

22:21
وَلَهُم مَّقَٰمِعُ مِنۡ حَدِيدࣲ‏
وَلَهُم
ve onlar için vardır
مَّقَـٰمِعُ
kamçılar
مِنْ
demirden
حَدِيدٍۢ
iron

Süleyman Ateş(Ayrıca) onlar için demir kamçılar da var

Diyanet İşleri Mealiİşte Rableri hakkında tartışmaya giren iki taraf: O'nu inkar edenlere, ateşten elbiseler kesilmiştir, başlarına da kaynar su dökülür de bununla karınlarındakiler ve deriler eritilir. Demir topuzlar da onlar içindir

22:22
كُلَّمَآ أَرَادُوٓاْ أَن يَخۡرُجُواْ مِنۡهَا مِنۡ غَمٍّ أُعِيدُواْ فِيهَا وَذُوقُواْ عَذَابَ ٱلۡحَرِيقِ
كُلَّمَآ
her sefer
أَرَادُوٓا۟
istedikleri
أَن
çıkmak
يَخْرُجُوا۟
come out
مِنْهَا
oradan
مِنْ
(o) gamdan
غَمٍّ
anguish
أُعِيدُوا۟
geri çevrilirler
فِيهَا
oraya
وَذُوقُوا۟
ve tadın (denilir)
عَذَابَ
azabını
ٱلْحَرِيقِ
yangın

Süleyman AteşOradan, (o) gamdan her çıkmak istediklerinde (demir kamçılarla vurularak) oraya geri çevrilirler ve: "Yangın azabını tadın!" (denilir)

Diyanet İşleri MealiOrada, uğradıkları gamdan ne zaman çıkmak isteseler her defasında oraya geri çevrilirler: "Yakıcı azabı tadın" denir

22:23 📚 3
إِنَّ ٱللَّهَ يُدۡخِلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ يُحَلَّوۡنَ فِيهَا مِنۡ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبࣲ وَلُؤۡلُؤࣰ اۖ وَلِبَاسُهُمۡ فِيهَا حَرِيرࣱ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُدْخِلُ
sokar
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath it
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
يُحَلَّوْنَ
takınırlar
فِيهَا
orada
مِنْ
bilezikler
أَسَاوِرَ
bracelets
مِن
altından
ذَهَبٍۢ
gold
وَلُؤْلُؤًۭا ۖ
ve inci(ler)
وَلِبَاسُهُمْ
ve giysileri
فِيهَا
orada
حَرِيرٌۭ
ipektir

Süleyman AteşAllah, inanan ve iyi işler yapanları da altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. Orada altun bilezikler ve inci(ler) takınırlar. Orada giysileri de ipektir

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Allah, inanıp yararlı iş işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Orada altın bilezikler ve inciler takınırlar. Oradaki elbiseleri de ipektendir

22:24
وَهُدُوٓاْ إِلَى ٱلطَّيِّبِ مِنَ ٱلۡقَوۡلِ وَهُدُوٓاْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلۡحَمِيدِ
وَهُدُوٓا۟
ve iletilmişlerdir
إِلَى
güzeline
ٱلطَّيِّبِ
the good
مِنَ
sözün
ٱلْقَوْلِ
the speech
وَهُدُوٓا۟
ve iletilmişlerdir
إِلَىٰ
yoluna
صِرَٰطِ
(the) path
ٱلْحَمِيدِ
çok övülen(Allah)ın

Süleyman AteşSözün güzeline ve çok övülen(Allah)ın yoluna iletilmişlerdir

Diyanet İşleri MealiBu kimseler, sözün güzelini işitecek duruma ulaştırılmışlar, övülmeğe layık olan Allah'ın yoluna eriştirilmişlerdir

22:25 📚 4
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ ٱلَّذِي جَعَلۡنَٰهُ لِلنَّاسِ سَوَآءً ٱلۡعَٰكِفُ فِيهِ وَٱلۡبَادِۚ وَمَن يُرِدۡ فِيهِ بِإِلۡحَادِۭ بِظُلۡمࣲ نُّذِقۡهُ مِنۡ عَذَابٍ أَلِيمࣲ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَيَصُدُّونَ
ve geri çevirenler
عَن
yolundan
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَٱلْمَسْجِدِ
ve Mescid-i (Haram'dan)
ٱلْحَرَامِ
(ve Mescid-i) Haram'dan
ٱلَّذِى
yaptığımız
جَعَلْنَـٰهُ
We made it
لِلنَّاسِ
bütün insanlar için
سَوَآءً
eşit (ibadet yeri)
ٱلْعَـٰكِفُ
yerli olan
فِيهِ
orada
وَٱلْبَادِ ۚ
ve dışarıdan gelen
وَمَن
ve kim
يُرِدْ
isterse
فِيهِ
orada (böyle)
بِإِلْحَادٍۭ
haktan sapmak
بِظُلْمٍۢ
zulüm ile
نُّذِقْهُ
ona taddırırız
مِنْ
bir azabtan
عَذَابٍ
a punishment
أَلِيمٍۢ
acı

Süleyman AteşNankörlük edenler, Allah'ın yolundan ve gerek yerli, gerek dışarıdan gelen bütün insanlar için ibadet yeri yaptığımız Mescid-i Haram'dan (insanları) geri çevirenler (bilsinler ki), kim orada (böyle) zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı bir azab taddırırız

Diyanet İşleri MealiDoğrusu inkar edenleri, Allah'ın yolundan, yerli ve yolcu bütün insanlar için eşit kılınan Mescidi Haram'dan alıkoyanları ve orada zulm ile yanlış yola saptırmak isteyeni, can yakıcı bir azaba uğratırız

22:26
وَإِذۡ بَوَّأۡنَا لِإِبۡرَٰهِيمَ مَكَانَ ٱلۡبَيۡتِ أَن لَّا تُشۡرِكۡ بِي شَيۡـࣰٔ ا وَطَهِّرۡ بَيۡتِيَ لِلطَّآئِفِينَ وَٱلۡقَآئِمِينَ وَٱلرُّكَّعِ ٱلسُّجُودِ
وَإِذْ
bir zamanlar
بَوَّأْنَا
kondurmuştuk
لِإِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'i
مَكَانَ
yerine
ٱلْبَيْتِ
Beyt(Ka'be'n)in
أَن
diye
لَّا
ortak koşma
تُشْرِكْ
associate
بِى
bana
شَيْـًۭٔا
hiçbir şeyi
وَطَهِّرْ
ve temizle
بَيْتِىَ
evimi
لِلطَّآئِفِينَ
tavaf edenler için
وَٱلْقَآئِمِينَ
ve ayakta duranlar için
وَٱلرُّكَّعِ
ve rüku' edenler için
ٱلسُّجُودِ
secde edenler için

Süleyman AteşBir zamanlar İbrahim'i Beyt(Ka'be'n)in yerine kondurmuş(ve ona şöyle emretmiş)tik: "Bana hiçbir şeyi ortak koşma ve tavaf edenler, ayakta duranlar, rüku' ve secde edenler için Evimi temizle

Diyanet İşleri MealiBana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rüku edenler ve secdeye varanlar için Evimi temiz tut" diye İbrahim'i Kabe'nin yerine yerleştirmiştik

22:27 📚 3
وَأَذِّن فِي ٱلنَّاسِ بِٱلۡحَجِّ يَأۡتُوكَ رِجَالࣰ ا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِرࣲ يَأۡتِينَ مِن كُلِّ فَجٍّ عَمِيقࣲ‏
وَأَذِّن
ve ilan et
فِى
içinde
ٱلنَّاسِ
insanlar
بِٱلْحَجِّ
haccı
يَأْتُوكَ
sana gelsinler
رِجَالًۭا
yaya olarak
وَعَلَىٰ
ve üzerinde
كُلِّ
her
ضَامِرٍۢ
yorgun deve
يَأْتِينَ
gelen
مِن
(türlü)
كُلِّ
her
فَجٍّ
yollardan
عَمِيقٍۢ
uzak

Süleyman Ateşİnsanlar içinde haccı ilan et; yaya olarak veya uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler

Diyanet İşleri Mealiİnsanları hacca çağır; yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelsinler

22:28
لِّيَشۡهَدُواْ مَنَٰفِعَ لَهُمۡ وَيَذۡكُرُواْ ٱسۡمَ ٱللَّهِ فِيٓ أَيَّامࣲ مَّعۡلُومَٰتٍ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُم مِّنۢ بَهِيمَةِ ٱلۡأَنۡعَٰمِۖ فَكُلُواْ مِنۡهَا وَأَطۡعِمُواْ ٱلۡبَآئِسَ ٱلۡفَقِيرَ
لِّيَشْهَدُوا۟
şahit olmaları için
مَنَـٰفِعَ
birtakım faydalara
لَهُمْ
kendileri için
وَيَذْكُرُوا۟
ve anmaları için
ٱسْمَ
adını
ٱللَّهِ
Allah'ın
فِىٓ
günlerde
أَيَّامٍۢ
days
مَّعْلُومَـٰتٍ
belirli
عَلَىٰ
üzerine
مَا
şeyleri
رَزَقَهُم
onlara rızık olarak verilen
مِّنۢ
yürüyen-dan
بَهِيمَةِ
yürüyen
ٱلْأَنْعَـٰمِ ۖ
(of) cattle
فَكُلُوا۟
yeyin
مِنْهَا
onlardan
وَأَطْعِمُوا۟
ve yedirin
ٱلْبَآئِسَ
sıkıntı içinde bulunan
ٱلْفَقِيرَ
fakire

Süleyman AteşKi kendileri için birtakım faydalara tanık olsunlar ve (Allah'ın) kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah'ın adını ansınlar. Onlardan yeyin, sıkıntı içinde bulunan fakire de yedirin

Diyanet İşleri MealiTaki kendi menfaatlerine şahid olsunlar; Allah'ın onlara rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken O'nun adını ansınlar. Siz de bunlardan yiyin, çaresiz kalmış yoksulu da doyurun

22:29 📚 1
ثُمَّ لۡيَقۡضُواْ تَفَثَهُمۡ وَلۡيُوفُواْ نُذُورَهُمۡ وَلۡيَطَّوَّفُواْ بِٱلۡبَيۡتِ ٱلۡعَتِيقِ
ثُمَّ
sonra
لْيَقْضُوا۟
gidersinler
تَفَثَهُمْ
kirlerini
وَلْيُوفُوا۟
ve yerine getirsinler
نُذُورَهُمْ
adaklarını
وَلْيَطَّوَّفُوا۟
ve tavaf etsinler
بِٱلْبَيْتِ
(Eski) Evi [Kâbe'yi]
ٱلْعَتِيقِ
Eski (Evi) [Kâbe'yi]

Süleyman AteşSonra (bıyıklarını, tırnaklarını kesmek, sair temizlik gereklerini yapmak suretiyle) Kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Eski Ev(Ka'be'y)i tavaf etsinler

Diyanet İşleri MealiSonra kirlerini giderip temizlensinler. Adaklarını yerine getirsinler. Kabe'yi tavaf etsinler

22:30 📚 5
ذَٰلِكَۖ وَمَن يُعَظِّمۡ حُرُمَٰتِ ٱللَّهِ فَهُوَ خَيۡرࣱ لَّهُۥ عِندَ رَبِّهِۦۗ وَأُحِلَّتۡ لَكُمُ ٱلۡأَنۡعَٰمُ إِلَّا مَا يُتۡلَىٰ عَلَيۡكُمۡۖ فَٱجۡتَنِبُواْ ٱلرِّجۡسَ مِنَ ٱلۡأَوۡثَٰنِ وَٱجۡتَنِبُواْ قَوۡلَ ٱلزُّورِ
ذَٰلِكَ
işte öyle
وَمَن
ve kim
يُعَظِّمْ
saygı gösterirse
حُرُمَـٰتِ
yasaklarına
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَهُوَ
işte o
خَيْرٌۭ
hayırlıdır
لَّهُۥ
kendisi için
عِندَ
yanında
رَبِّهِۦ ۗ
Rabbinin
وَأُحِلَّتْ
ve size helal kılınmıştır
لَكُمُ
sizin için
ٱلْأَنْعَـٰمُ
hayvanlar
إِلَّا
dışındaki
مَا
şeyler
يُتْلَىٰ
oku(nup açıkla)nan
عَلَيْكُمْ ۖ
size
فَٱجْتَنِبُوا۟
artık kaçının
ٱلرِّجْسَ
pis
مِنَ
putlardan
ٱلْأَوْثَـٰنِ
the idols
وَٱجْتَنِبُوا۟
ve kaçının
قَوْلَ
sözden
ٱلزُّورِ
yalan

Süleyman Ateşİşte öyle. Kim Allah'ın yasaklarına saygı gösterirse, o (hareketi), Rabbinin yanında kendisi için iyidir. Size (ayetlerle) oku(nup açıkla)nanlar dışındaki hayvanlar sizin için helal kılınmıştır. Artık o pis putlardan ve yalan sözden kaçının

Diyanet İşleri Mealiİşte böyle. Kim Allah'ın yasaklarına saygı gösterirse, bu Rabbinin katında kendi iyiliğinedir. (Haram olduğu) size okunanlar dışında kalan hayvanlar, size helal kılındı. O halde pis putlardan sakının; yalan sözden kaçının

22:31 📚 3
حُنَفَآءَ لِلَّهِ غَيۡرَ مُشۡرِكِينَ بِهِۦۚ وَمَن يُشۡرِكۡ بِٱللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ ٱلسَّمَآءِ فَتَخۡطَفُهُ ٱلطَّيۡرُ أَوۡ تَهۡوِي بِهِ ٱلرِّيحُ فِي مَكَانࣲ سَحِيقࣲ‏
حُنَفَآءَ
hanifler olun
لِلَّهِ
Allah'ı
غَيْرَ
ortak koşmadan
مُشْرِكِينَ
associating partners
بِهِۦ ۚ
O'na
وَمَن
ve kim
يُشْرِكْ
ortak koşarsa
بِٱللَّهِ
Allah'a
فَكَأَنَّمَا
sanki gibidir
خَرَّ
düşmüş
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
فَتَخْطَفُهُ
ve kendisini kapıyor
ٱلطَّيْرُ
kuş
أَوْ
veya
تَهْوِى
sürüklüyor
بِهِ
onu
ٱلرِّيحُ
rüzgar
فِى
bir yere
مَكَانٍۢ
a place
سَحِيقٍۢ
uzak

Süleyman AteşAllah'a ortak koşmadan, halis olarak O'nu birleyenler olun. Kim Allah'a ortak koşarsa, o, sanki gökten düşmüş de kendisini kuş kapıyor veya rüzgar onu, uzak bir yere sürüklüyor gibidir

Diyanet İşleri MealiAllah'a ortak koşmaksızın O'na yönelerek pis putlardan kaçının, yalan sözden çekinin. Allah'a ortak koşan kimse, gökten düşüp de kuşların kaptığı veya rüzgarın bir uçuruma attığı şeye benzer

22:32
ذَٰلِكَۖ وَمَن يُعَظِّمۡ شَعَٰٓئِرَ ٱللَّهِ فَإِنَّهَا مِن تَقۡوَى ٱلۡقُلُوبِ
ذَٰلِكَ
işte böyle
وَمَن
ve kim
يُعَظِّمْ
saygı gösterirse
شَعَـٰٓئِرَ
nişanlarına
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَإِنَّهَا
şüphesiz bu
مِن
takvasındandır
تَقْوَى
(the) piety
ٱلْقُلُوبِ
kalblerin

Süleyman Ateşİşte böyle. Kim Allah'ın nişanlarına (hac ibadetlerine ve kurbanlara) saygı gösterirse, bu, kalblerin takvasındandır (kalblerinde Allah korkusu olanlar, O'nun dininin işaretlerine saygı gösterirler)

Diyanet İşleri MealiBu böyledir; kişinin Allah'ın nişanelerine hürmet göstermesi, kalblerin Allah'a karşı gelmekten sakınmasındandır

22:33
لَكُمۡ فِيهَا مَنَٰفِعُ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ى ثُمَّ مَحِلُّهَآ إِلَى ٱلۡبَيۡتِ ٱلۡعَتِيقِ
لَكُمْ
sizin için vardır
فِيهَا
onlarda
مَنَـٰفِعُ
menfaatler
إِلَىٰٓ
bir süreye kadar
أَجَلٍۢ
a term
مُّسَمًّۭى
belirli
ثُمَّ
sonra
مَحِلُّهَآ
onların varacakları yer
إِلَى
(Eski) Ev'dir [Kâbe]
ٱلْبَيْتِ
the House
ٱلْعَتِيقِ
Eski (Ev'dir) [Kâbe]

Süleyman AteşO(hayva)nlarda belli bir süreye kadar sizin için menfaatler vardır. Sonra onların varacakları yer, Eski Ev(Ka'be)dir. (Orada kurban edilirler)

Diyanet İşleri MealiBu nişanelerde sizin için belli bir süreye kadar faydalar vardır. Sonra bunlar Beyti Atik'de, Kabe'de son bulurlar

22:34 📚 1
وَلِكُلِّ أُمَّةࣲ جَعَلۡنَا مَنسَكࣰ ا لِّيَذۡكُرُواْ ٱسۡمَ ٱللَّهِ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُم مِّنۢ بَهِيمَةِ ٱلۡأَنۡعَٰمِۗ فَإِلَٰهُكُمۡ إِلَٰهࣱ وَٰحِدࣱ فَلَهُۥٓ أَسۡلِمُواْۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُخۡبِتِينَ
وَلِكُلِّ
ve hepsi için
أُمَّةٍۢ
ümmetin
جَعَلْنَا
biz koyduk
مَنسَكًۭا
bir kurban ibadeti
لِّيَذْكُرُوا۟
anmaları için
ٱسْمَ
adını
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَىٰ
üzerine
مَا
şey
رَزَقَهُم
rızık olarak verilen
مِّنۢ
hayvanlardan
بَهِيمَةِ
(the) beast
ٱلْأَنْعَـٰمِ ۗ
(kurbanlık)
فَإِلَـٰهُكُمْ
tanrınız
إِلَـٰهٌۭ
tanrıdır
وَٰحِدٌۭ
bir tek
فَلَهُۥٓ
yalnız O'na
أَسْلِمُوا۟ ۗ
teslim olun
وَبَشِّرِ
ve müjdele
ٱلْمُخْبِتِينَ
samimi insanları

Süleyman AteşBiz, her ümmet için bir kurban ibadeti koyduk ki Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine O'nun adını ansınlar. Tanrınız bir tek Tanrıdır, yalnız O'na teslim olun. (Ey Muhammed) o alçak gönüllü, saygılı, samimi insanları müjdele

Diyanet İşleri MealiHer ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. Sizin Tanrınız tek bir Tanrı'dır, O'na teslim olun. Allah anıldığı zaman kalbleri titreyen, başlarına gelene sabreden, namaz kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan sarfeden ve Allah'a gönül vermiş olan kimselere müjde et

22:35 📚 11
ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ ٱللَّهُ وَجِلَتۡ قُلُوبُهُمۡ وَٱلصَّٰبِرِينَ عَلَىٰ مَآ أَصَابَهُمۡ وَٱلۡمُقِيمِي ٱلصَّلَوٰةِ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ
ٱلَّذِينَ
onlar ki
إِذَا
zaman
ذُكِرَ
anıldığı
ٱللَّهُ
Allah
وَجِلَتْ
titrer
قُلُوبُهُمْ
kalbleri
وَٱلصَّـٰبِرِينَ
ve sabrederler
عَلَىٰ
(başlarına)
مَآ
edene
أَصَابَهُمْ
isabet
وَٱلْمُقِيمِى
ve kılarlar
ٱلصَّلَوٰةِ
namazı
وَمِمَّا
ve şeylerden
رَزَقْنَـٰهُمْ
kendilerini rızıkandırdığımız
يُنفِقُونَ
(Allah yoluna) harcarlar

Süleyman AteşOnlar ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer. Başlarına gelene sabrederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yoluna) harcarlar

Diyanet İşleri MealiHer ümmet için, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerlerine O'nun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık. Sizin Tanrınız tek bir Tanrı'dır, O'na teslim olun. Allah anıldığı zaman kalbleri titreyen, başlarına gelene sabreden, namaz kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan sarfeden ve Allah'a gönül vermiş olan kimselere müjde et

22:36 📚 1
وَٱلۡبُدۡنَ جَعَلۡنَٰهَا لَكُم مِّن شَعَٰٓئِرِ ٱللَّهِ لَكُمۡ فِيهَا خَيۡرࣱۖ فَٱذۡكُرُواْ ٱسۡمَ ٱللَّهِ عَلَيۡهَا صَوَآفَّۖ فَإِذَا وَجَبَتۡ جُنُوبُهَا فَكُلُواْ مِنۡهَا وَأَطۡعِمُواْ ٱلۡقَانِعَ وَٱلۡمُعۡتَرَّۚ كَذَٰلِكَ سَخَّرۡنَٰهَا لَكُمۡ لَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
وَٱلْبُدْنَ
kurbanlık develeri
جَعَلْنَـٰهَا
yaptık
لَكُم
sizin için
مِّن
işaretlerinden
شَعَـٰٓئِرِ
(the) Symbols
ٱللَّهِ
Allah'ın
لَكُمْ
sizin için vardır
فِيهَا
onlarda
خَيْرٌۭ ۖ
hayır
فَٱذْكُرُوا۟
anın (da boğazlayın)
ٱسْمَ
adını
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْهَا
üzerlerine
صَوَآفَّ ۖ
(kurban için) sıra halinde dururlarken
فَإِذَا
zaman
وَجَبَتْ
düştüğünde
جُنُوبُهَا
yanları üzerine (canları çıkınca)
فَكُلُوا۟
yeyin
مِنْهَا
onlardan
وَأَطْعِمُوا۟
ve yedirin
ٱلْقَانِعَ
kanaat edip isteyemeyene
وَٱلْمُعْتَرَّ ۚ
ve isteyene
كَذَٰلِكَ
işte böyle
سَخَّرْنَـٰهَا
onları boyun eğdirdi
لَكُمْ
size
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Süleyman AteşBiz o kurbanlık develeri de size Allah'ın (dininin) işaretlerinden yaptık. Onlarda sizin için hayır vardır. Onlar ön ayaklarını sıra halinde yere basmış durumda iken üzerlerine Allah'ın adını anın (da boğazlayın) yanları yere düş(üp canları çık)ınca da onlardan yeyin, kanaat eden(fakir)e de; isteyen(fakir)e de yedirin. Allah o(kocaman hayva)nları, size boyun eğdirdi ki şükredesiniz

Diyanet İşleri Mealiİşte kurbanlık deve ve sığırları Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Bağlı halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yan üstü düşüp ölünce onlardan yiyin, isteyene de istemeyene de verin. Şükredersiniz diye onları böylece sizin buyruğunuza verdik

22:37 📚 1
لَن يَنَالَ ٱللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَآؤُهَا وَلَٰكِن يَنَالُهُ ٱلتَّقۡوَىٰ مِنكُمۡۚ كَذَٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمۡ لِتُكَبِّرُواْ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَىٰكُمۡۗ وَبَشِّرِ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
لَن
ulaşmaz
يَنَالَ
reach
ٱللَّهَ
Allah'a
لُحُومُهَا
onların etleri
وَلَا
ve ne de
دِمَآؤُهَا
kanları
وَلَـٰكِن
fakat
يَنَالُهُ
O'na ulaşır
ٱلتَّقْوَىٰ
takvanız
مِنكُمْ ۚ
sizin
كَذَٰلِكَ
böylece
سَخَّرَهَا
onları boyun eğdirdi
لَكُمْ
size
لِتُكَبِّرُوا۟
anmanız için
ٱللَّهَ
Allah'ı
عَلَىٰ
üzere
مَا
diye
هَدَىٰكُمْ ۗ
sizi doğru yola iletti
وَبَشِّرِ
ve müjdele
ٱلْمُحْسِنِينَ
güzel davrananları

Süleyman AteşOnların etleri ve kanları Allah'a ulaşmaz. Fakat sizin takvanız O'na ulaşır. Allah onları size böyle boyun eğdirdi ki, sizi doğru yola ilettiği için O'nun büyüklüğünü anasınız. (Ey Muhammed), güzel davrananları müjdele

Diyanet İşleri MealiBu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin O'nun için yaptığınız gösterişten uzak amel ve ibadettir. Size doğru yolu gösterdiğinden, Allah'ı yüceltmeniz için onları böylece sizin buyruğunuza vermiştir. İyilik yapanlara müjde et

22:38 📚 1
۞إِنَّ ٱللَّهَ يُدَٰفِعُ عَنِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانࣲ كَفُورٍ
۞ إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُدَٰفِعُ
defeder (şerri)
عَنِ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
ءَامَنُوٓا۟ ۗ
inanan(lar)
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
sevmez
يُحِبُّ
like
كُلَّ
hiçbir
خَوَّانٍۢ
hain
كَفُورٍ
inkarcıyı

Süleyman AteşAllah inananları savunur. Allah hiçbir hain, nankörü sevmez

Diyanet İşleri MealiAllah şüphesiz inananları savunur, çünkü hainleri ve nankörleri hiç sevmez

22:39 📚 1
أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَٰتَلُونَ بِأَنَّهُمۡ ظُلِمُواْۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ نَصۡرِهِمۡ لَقَدِيرٌ
أُذِنَ
izin verildi
لِلَّذِينَ
kendileriyle
يُقَـٰتَلُونَ
savaşılanlara
بِأَنَّهُمْ
yüzünden
ظُلِمُوا۟ ۚ
onlara zulmedilmeleri
وَإِنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
onlara yardım etmeğe
نَصْرِهِمْ
their victory
لَقَدِيرٌ
kadirdir

Süleyman AteşKendileriyle savaşılan(mü'min)lere (karşı koyma) izn(i) verildi. Çünkü onlara zulmedilmiştir ve şüphesiz Allah, onlara yardım etmeğe kadirdir

Diyanet İşleri MealiHaksızlığa uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koyup savaşmasına izin verilmiştir. Allah onlara yardım etmeğe elbette Kadir'dir

22:40 📚 9
ٱلَّذِينَ أُخۡرِجُواْ مِن دِيَٰرِهِم بِغَيۡرِ حَقٍّ إِلَّآ أَن يَقُولُواْ رَبُّنَا ٱللَّهُۗ وَلَوۡلَا دَفۡعُ ٱللَّهِ ٱلنَّاسَ بَعۡضَهُم بِبَعۡضࣲ لَّهُدِّمَتۡ صَوَٰمِعُ وَبِيَعࣱ وَصَلَوَٰتࣱ وَمَسَٰجِدُ يُذۡكَرُ فِيهَا ٱسۡمُ ٱللَّهِ كَثِيرࣰ اۗ وَلَيَنصُرَنَّ ٱللَّهُ مَن يَنصُرُهُۥٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ
ٱلَّذِينَ
onlar
أُخْرِجُوا۟
çıkarıldılar
مِن
yurtlarından
دِيَـٰرِهِم
their homes
بِغَيْرِ
etmedikleri halde
حَقٍّ
hak
إِلَّآ
sadece
أَن
diye
يَقُولُوا۟
diyorlar
رَبُّنَا
Rabbimiz
ٱللَّهُ ۗ
Allah'tır
وَلَوْلَا
eğer olmasaydı
دَفْعُ
savunması
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلنَّاسَ
insanların
بَعْضَهُم
bazılarını
بِبَعْضٍۢ
diğer bazılarıyle
لَّهُدِّمَتْ
yıkılırdı
صَوَٰمِعُ
manastırlar
وَبِيَعٌۭ
ve kiliseler
وَصَلَوَٰتٌۭ
ve havralar
وَمَسَـٰجِدُ
ve mescidler
يُذْكَرُ
anılan
فِيهَا
içlerinde
ٱسْمُ
ismi
ٱللَّهِ
Allah'ın
كَثِيرًۭا ۗ
çokca
وَلَيَنصُرَنَّ
ve elbette yardım eder
ٱللَّهُ
Allah
مَن
kimseye
يَنصُرُهُۥٓ ۗ
kendine yardım eden
إِنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
لَقَوِىٌّ
kuvvetlidir
عَزِيزٌ
galibdir

Süleyman AteşOnlar, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah'ın bazı insanları diğer bazılarıyle savunması olmasaydı, içlerinde Allah'ın ismi çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılırdı. Allah, kendi(dini)ne yardım edene elbette yardım eder. Kuşkusuz Allah, kuvvetlidir, galibdir

Diyanet İşleri MealiOnlar haksız yere ve "Rabbimiz Allah'tır" dediler diye yurtlarından çıkarılmışlardır. Allah insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan camiler yıkılıp giderdi. And olsun ki, Allah'a yardım edenlere O da yardım eder. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür

22:41 📚 3
ٱلَّذِينَ إِن مَّكَّنَّٰهُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ أَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُاْ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَمَرُواْ بِٱلۡمَعۡرُوفِ وَنَهَوۡاْ عَنِ ٱلۡمُنكَرِۗ وَلِلَّهِ عَٰقِبَةُ ٱلۡأُمُورِ
ٱلَّذِينَ
eğer
إِن
if
مَّكَّنَّـٰهُمْ
onları iktidara getirirsek
فِى
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
أَقَامُوا۟
kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتَوُا۟
ve verirler
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَأَمَرُوا۟
ve emrederler
بِٱلْمَعْرُوفِ
iyiliği
وَنَهَوْا۟
ve vazgeçirmeğe çalışırlar
عَنِ
kötülükten
ٱلْمُنكَرِ ۗ
the wrong
وَلِلَّهِ
ve Allah'a aittir
عَـٰقِبَةُ
sonu
ٱلْأُمُورِ
bütün işlerin

Süleyman AteşO(Allah'ın dinine yardım ede)nleri yer yüzünde iktidara getirdiğimiz takdirde (zorbaların yoluna sapmazlar, bil'akis) namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeğe çalışırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir (her şey sonunda O'na varacaktır)

Diyanet İşleri MealiOnları biz yeryüzüne yerleştirirsek namaz kılarlar, zekat verirler, uygun olanı emrederler, fenalığı yasak ederler. İşlerin sonucu Allah'a aittir

22:42
وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدۡ كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ وَعَادࣱ وَثَمُودُ
وَإِن
ve eğer
يُكَذِّبُوكَ
seni yalanlıyorlarsa
فَقَدْ
gerçekten
كَذَّبَتْ
yalanlamıştı
قَبْلَهُمْ
bunlardan önce
قَوْمُ
kavmi de
نُوحٍۢ
Nuh
وَعَادٌۭ
ve 'Ad
وَثَمُودُ
ve Semud

Süleyman Ateş(Ey Muhammed), eğer (bunlar) seni yalanlıyorlarsa (bil ki) bunlardan önce Nuh, 'Ad ve Semud kavmi de yalanlamıştı

Diyanet İşleri MealiSeni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler

22:43
وَقَوۡمُ إِبۡرَٰهِيمَ وَقَوۡمُ لُوطࣲ‏
وَقَوْمُ
ve kavmi
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim
وَقَوْمُ
ve kavmi
لُوطٍۢ
Lut

Süleyman Ateşİbrahim kavmi ve Lut kavmi de (yalanlamıştı)

Diyanet İşleri MealiSeni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler

22:44
وَأَصۡحَٰبُ مَدۡيَنَۖ وَكُذِّبَ مُوسَىٰۖ فَأَمۡلَيۡتُ لِلۡكَٰفِرِينَ ثُمَّ أَخَذۡتُهُمۡۖ فَكَيۡفَ كَانَ نَكِيرِ
وَأَصْحَـٰبُ
ve halkı
مَدْيَنَ ۖ
Medyen
وَكُذِّبَ
ve yalanlanmıştı
مُوسَىٰ
Musa
فَأَمْلَيْتُ
ben de bir süre vermiştim
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirlere
ثُمَّ
sonra
أَخَذْتُهُمْ ۖ
onları yakalamıştım
فَكَيْفَ
nasıl
كَانَ
oldu
نَكِيرِ
benim inkarım

Süleyman AteşMedyen halkı da (yalanlamıştı); Musa da yalanlanmıştı. Ben de kafirlere bir süre vermiş, sonra onları yakalamıştım. (Bak), benim (onları) inkarım (görülmemiş biçimde cezalandırmam) nasıl oldu

Diyanet İşleri MealiSeni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh milleti, Ad, Semud, İbrahim milleti, Lut milleti ve Medyen halkı da peygamberlerini yalancı saymış ve Musa da yalanlanmıştı. Ama Ben, kafirlere önce mehil verdim, sonra da onları yakalayıverdim; Beni tanımamak nasılmış görsünler

22:45
فَكَأَيِّن مِّن قَرۡيَةٍ أَهۡلَكۡنَٰهَا وَهِيَ ظَالِمَةࣱ فَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا وَبِئۡرࣲ مُّعَطَّلَةࣲ وَقَصۡرࣲ مَّشِيدٍ
فَكَأَيِّن
niceleri vardır
مِّن
kentlerden
قَرْيَةٍ
a township
أَهْلَكْنَـٰهَا
helak ettiğimiz
وَهِىَ
o
ظَالِمَةٌۭ
zulmederken
فَهِىَ
ve o
خَاوِيَةٌ
çökmüştür
عَلَىٰ
üstüne
عُرُوشِهَا
tavanları
وَبِئْرٍۢ
ve kuyu
مُّعَطَّلَةٍۢ
kullanılmaz olmuştur
وَقَصْرٍۢ
ve saraylar
مَّشِيدٍ
sağlam

Süleyman Ateş(Halkı) zulmederken helak ettiğimiz nice kent vardırki duvarları (yıkılan) tavanlarının üstüne çökmüştür. Nice kullanılmaz olmuş kuyu ve nice (ıssız kalmış) sağlam köşk vardır

Diyanet İşleri MealiNice kasabaların halkını haksızlık yaparken yok ettik. Artık çatıları çökmüş, kuyuları metruk, sarayları bomboş kalmıştır

22:46 📚 7
أَفَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَتَكُونَ لَهُمۡ قُلُوبࣱ يَعۡقِلُونَ بِهَآ أَوۡ ءَاذَانࣱ يَسۡمَعُونَ بِهَاۖ فَإِنَّهَا لَا تَعۡمَى ٱلۡأَبۡصَٰرُ وَلَٰكِن تَعۡمَى ٱلۡقُلُوبُ ٱلَّتِي فِي ٱلصُّدُورِ
أَفَلَمْ
hiç
يَسِيرُوا۟
gezmediler mi?
فِى
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
فَتَكُونَ
olsun
لَهُمْ
onların
قُلُوبٌۭ
kalbleri
يَعْقِلُونَ
düşünecekleri
بِهَآ
onunla
أَوْ
veyahut
ءَاذَانٌۭ
kulakları
يَسْمَعُونَ
işitecekleri
بِهَا ۖ
onunla
فَإِنَّهَا
zira
لَا
kör olmaz
تَعْمَى
(are) blinded
ٱلْأَبْصَـٰرُ
gözler
وَلَـٰكِن
fakat
تَعْمَى
kör olur
ٱلْقُلُوبُ
kalbler
ٱلَّتِى
içindeki
فِى
(are) in
ٱلصُّدُورِ
göğüsler

Süleyman AteşHiç yer yüzünde gezmediler mi ki (kendilerinden önce mahvolanların yerlerini görsünler de) düşünecekleri kalbleri, işitecekleri kulakları olsun (akıllları başlarına gelsin, hak sözünü işitsinler). Zira gözler kör olmaz (çünkü gözlerin körlüğü, geçici bir görme yetersizliğidir); fakat (asıl) göğüslerdeki kalbler kör olur

Diyanet İşleri MealiYeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Ama yalnız gözler kör olmaz, fakat göğüslerde olan kalbler de körleşir

22:47 📚 2
وَيَسۡتَعۡجِلُونَكَ بِٱلۡعَذَابِ وَلَن يُخۡلِفَ ٱللَّهُ وَعۡدَهُۥۚ وَإِنَّ يَوۡمًا عِندَ رَبِّكَ كَأَلۡفِ سَنَةࣲ مِّمَّا تَعُدُّونَ
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ
ve senden çabucak istiyorlar
بِٱلْعَذَابِ
azabı
وَلَن
fakat
يُخْلِفَ
caymaz
ٱللَّهُ
Allah
وَعْدَهُۥ ۚ
sözünden
وَإِنَّ
ve şüphesiz;
يَوْمًا
bir gün
عِندَ
yanında
رَبِّكَ
Rabbinin
كَأَلْفِ
bin (yıl) gibidir
سَنَةٍۢ
yıl
مِّمَّا
sizin saydıklarınızdan
تَعُدُّونَ
you count

Süleyman AteşSenden azabı çabuk istiyorlar. Allah sözünden caymaz. (Ama herşeyin bir zamanı vardır. O, acele etmez. Zira) Rabbinin yanında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir

Diyanet İşleri MealiSenden, başlarına acele azap getirmeni istiyorlar. Allah sözünden asla caymayacaktır. Rabbinin katında bir gün, saydıklarınızdan bin yıl gibidir

22:48
وَكَأَيِّن مِّن قَرۡيَةٍ أَمۡلَيۡتُ لَهَا وَهِيَ ظَالِمَةࣱ ثُمَّ أَخَذۡتُهَا وَإِلَيَّ ٱلۡمَصِيرُ
وَكَأَيِّن
ve niceleri var ki
مِّن
kentlerden
قَرْيَةٍ
a township
أَمْلَيْتُ
biraz süre vermişimdir
لَهَا
ona
وَهِىَ
o
ظَالِمَةٌۭ
zulmederken
ثُمَّ
sonra
أَخَذْتُهَا
onu yakalamışımdır
وَإِلَىَّ
ancak banadır
ٱلْمَصِيرُ
dönüş

Süleyman AteşNice kent var ki zulmederken ona biraz süre vermişim, sonra onu yakalamışımdır. Sonunda dönüş ancak banadır

Diyanet İşleri MealiNice kasabalara, haksız oldukları halde, mehil vermiştim; sonunda onları yakalayıverdim. Dönüş ancak Bana'dır

22:49
قُلۡ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّمَآ أَنَا۠ لَكُمۡ نَذِيرࣱ مُّبِينࣱ‏
قُلْ
de ki
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
إِنَّمَآ
şüphesiz
أَنَا۠
ben
لَكُمْ
sizin için
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcıyım
مُّبِينٌۭ
apaçık

Süleyman AteşDe ki: "Ey insanlar, ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım" de

22:50
فَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَرِزۡقࣱ كَرِيمࣱ‏
فَٱلَّذِينَ
ve
ءَامَنُوا۟
inananlar için
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar için
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
لَهُم
onlara vardır
مَّغْفِرَةٌۭ
mağfiret
وَرِزْقٌۭ
ve rızık
كَرِيمٌۭ
bol

Süleyman Ateşİnanıp iyi işler yapanlar için mağfiret ve bol rızık vardır

Diyanet İşleri MealiCömertçe verilmiş rızık ve mağfiret, inanan ve yararlı iş işleyenleredir

22:51
وَٱلَّذِينَ سَعَوۡاْ فِيٓ ءَايَٰتِنَا مُعَٰجِزِينَ أُوْلَٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَحِيمِ
وَٱلَّذِينَ
çalışanlara gelince
سَعَوْا۟
strove
فِىٓ
eyetlerimizi
ءَايَـٰتِنَا
Our Verses
مُعَـٰجِزِينَ
etkisiz bırakmak için
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar
أَصْحَـٰبُ
ashabıdır
ٱلْجَحِيمِ
cehennem

Süleyman AteşAyetlerimizi etkisiz bırakmak için çalışanlara gelince, onlar da cehennemin adamlarıdır

Diyanet İşleri MealiAyetlerimizi tartışarak bozmağa uğraşanlar, işte onlar cehennemliklerdir

22:52 📚 16
وَمَآ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ مِن رَّسُولࣲ وَلَا نَبِيٍّ إِلَّآ إِذَا تَمَنَّىٰٓ أَلۡقَى ٱلشَّيۡطَٰنُ فِيٓ أُمۡنِيَّتِهِۦ فَيَنسَخُ ٱللَّهُ مَا يُلۡقِي ٱلشَّيۡطَٰنُ ثُمَّ يُحۡكِمُ ٱللَّهُ ءَايَٰتِهِۦۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏
وَمَآ
ve
أَرْسَلْنَا
göndermemiştik
مِن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
مِن
hiçbir
رَّسُولٍۢ
resul
وَلَا
ve ne de
نَبِىٍّ
nebi
إِلَّآ
olmayan
إِذَا
zaman
تَمَنَّىٰٓ
temenni ettiği
أَلْقَى
(bir düşünce) atmış
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytan
فِىٓ
onun temennisine
أُمْنِيَّتِهِۦ
his recitation
فَيَنسَخُ
fakat siler
ٱللَّهُ
Allah
مَا
şeyi
يُلْقِى
attığı
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytanın
ثُمَّ
sonra
يُحْكِمُ
sağlamlaştırır
ٱللَّهُ
Allah
ءَايَـٰتِهِۦ ۗ
kendi ayetlerini
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلِيمٌ
alim(bilen)dir
حَكِيمٌۭ
hakimdir

Süleyman AteşSenden önce hiçbir resul ve nebi göndermemiştik ki o, temenni ettiği zaman, şeytan onun temennisine (bir düşünce) atmış olmasın. Fakat Allah, şeytanın attığını siler, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah, 'alim(bilen)dir, hakim (sağlamlaştıran)dır

Diyanet İşleri MealiSenden önce gönderdiğimiz hiçbir resul ve nebi yoktur ki, birşeyi arzuladığı zaman, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun. Fakat Allah, şeytanın attığını derhal iptal eder, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

22:53 📚 1
لِّيَجۡعَلَ مَا يُلۡقِي ٱلشَّيۡطَٰنُ فِتۡنَةࣰ لِّلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضࣱ وَٱلۡقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمۡۗ وَإِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَفِي شِقَاقِۭ بَعِيدࣲ‏
لِّيَجْعَلَ
yapmak için
مَا
şeyi
يُلْقِى
attığı
ٱلشَّيْطَـٰنُ
şeytanın
فِتْنَةًۭ
bir imtihan
لِّلَّذِينَ
olanlara
فِى
kalblerinde
قُلُوبِهِم
their hearts
مَّرَضٌۭ
bir hastalık
وَٱلْقَاسِيَةِ
ve katılaşanlara
قُلُوبُهُمْ ۗ
kalbleri
وَإِنَّ
ve şüphesiz
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler
لَفِى
içindedirler
شِقَاقٍۭ
bir ayrılık
بَعِيدٍۢ
uzak

Süleyman Ateş(Allah, böyle yapar ki) Şeytanın attığını, kalblerinde hastalık olanlar ve kalbleri katılaşanlar için bir imtihan yapsın; zalimler uzak bir ayrılık içindedirler

Diyanet İşleri MealiAllah şeytanın karıştırdığını, kalblerinde hastalık bulunan ve kalbleri kaskatı olan kimseleri sınamayı vesile kılar. Zalimler şüphesiz derin bir ayrılık içindedirler

22:54 📚 2
وَلِيَعۡلَمَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ أَنَّهُ ٱلۡحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَيُؤۡمِنُواْ بِهِۦ فَتُخۡبِتَ لَهُۥ قُلُوبُهُمۡۗ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهَادِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
وَلِيَعْلَمَ
ve bilsinler diye
ٱلَّذِينَ
kendilerine
أُوتُوا۟
verilenler
ٱلْعِلْمَ
ilim
أَنَّهُ
onun (Kur'an'ın)
ٱلْحَقُّ
bir hak (gerçek) olduğunu
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
فَيُؤْمِنُوا۟
ve inansınlar diye
بِهِۦ
ona
فَتُخْبِتَ
böylece saygı duysun
لَهُۥ
ona
قُلُوبُهُمْ ۗ
kalbleri
وَإِنَّ
ve şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَهَادِ
mutlaka iletir
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوٓا۟
inanan(ları)
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
a Path
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Süleyman AteşVe kendilerine ilim verilmiş olanlar da o(Kur'a)nın, Rabbinden (gelen) gerçek olduğunu bilsinler de ona inansınlar; böylece kalbleri ona saygı duysun. Şüphesiz Allah, inananları mutlaka doğru yola iletir

Diyanet İşleri MealiBu, kendilerine ilim verilenlerin Kuran'ın, senin Rabbin'den bir gerçek olduğunu bilip de ona inanmaları ve gönüllerini bağlamaları içindir. Allah inananları şüphesiz doğru yola eriştirir

22:55
وَلَا يَزَالُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي مِرۡيَةࣲ مِّنۡهُ حَتَّىٰ تَأۡتِيَهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغۡتَةً أَوۡ يَأۡتِيَهُمۡ عَذَابُ يَوۡمٍ عَقِيمٍ
وَلَا
ve
يَزَالُ
bitmez
ٱلَّذِينَ
inkar edenlerin
كَفَرُوا۟
disbelieve
فِى
içinde (olmaları)
مِرْيَةٍۢ
kuşku
مِّنْهُ
o(Kur'a)ndan
حَتَّىٰ
kadar
تَأْتِيَهُمُ
kendilerine gelinceye
ٱلسَّاعَةُ
o sa'at
بَغْتَةً
ansızın
أَوْ
yahut
يَأْتِيَهُمْ
kendilerine gelinceye kadar
عَذَابُ
azabı
يَوْمٍ
günün
عَقِيمٍ
kısır (hayırsız)

Süleyman Ateşİnkar edenler ise ansızın o sa'at (kıyamet veya ölüm) kendilerine gelinceye yahut o kısır (hayırsız) günün azabı kendilerine gelinceye kadar o(Kur'a)ndan yana, kuşku içinde olacaklardır

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, ceza saati kendilerine ansızın gelene veya gecesi olmayan günün azabı çatana kadar Kuran'dan şüphe etmekte devam ederler

22:56
ٱلۡمُلۡكُ يَوۡمَئِذࣲ لِّلَّهِ يَحۡكُمُ بَيۡنَهُمۡۚ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
ٱلْمُلْكُ
mülk
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
لِّلَّهِ
Allah'ındır
يَحْكُمُ
hükmeder
بَيْنَهُمْ ۚ
onların aralarında
فَٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inananlar
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
فِى
cennetlerindedirler
جَنَّـٰتِ
Gardens
ٱلنَّعِيمِ
ni'met

Süleyman AteşO gün mülk Allah'ındır. (O) onların aralarında hükmeder. İnananlar ve iyi işler yapanlar ni'met cennetlerindedirler

Diyanet İşleri Mealiİşte o gün hükümranlık Allah'ındır. O aralarında hükmeder. İnanıp yararlı iş işleyenler nimet cennetlerindedirler

22:57
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا فَأُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابࣱ مُّهِينࣱ‏
وَٱلَّذِينَ
ve
كَفَرُوا۟
inkar edenler
وَكَذَّبُوا۟
ve yalanlayanlar
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
لَهُمْ
onlara vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
مُّهِينٌۭ
alçaltan

Süleyman Ateşİnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara da alçaltan bir azab vardır

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenler, ayetlerimizi yalan sayan kimseler, işte onlar için hakir düşüren azap vardır

22:58
وَٱلَّذِينَ هَاجَرُواْ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ ثُمَّ قُتِلُوٓاْ أَوۡ مَاتُواْ لَيَرۡزُقَنَّهُمُ ٱللَّهُ رِزۡقًا حَسَنࣰ اۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ خَيۡرُ ٱلرَّٰزِقِينَ
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
هَاجَرُوا۟
hicret eden(ler)
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ
Allah
ثُمَّ
sonra
قُتِلُوٓا۟
öldürülenler
أَوْ
veya
مَاتُوا۟
ölenler
لَيَرْزُقَنَّهُمُ
onları rızıklandıracaktır
ٱللَّهُ
Allah
رِزْقًا
bir rızıkla
حَسَنًۭا ۚ
en güzel
وَإِنَّ
ve doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
لَهُوَ
elbette o
خَيْرُ
en hayırlısıdır
ٱلرَّٰزِقِينَ
rızık verenlerin

Süleyman AteşAllah yolunda göç edip sonra öldürülen veya ölenlere gelince, Allah onları en güzel bir rızıkla besleyecektir. Doğrusu Allah, rızık verenlerin en iyisidir

Diyanet İşleri MealiAllah yolunda hicret edenlere, sonra öldürülen veya ölenlere Allah, elbette onlara güzel bir rızık verecektir. Rızık verenlerin en hayırlısı yalnız Allah'tır

22:59
لَيُدۡخِلَنَّهُم مُّدۡخَلࣰ ا يَرۡضَوۡنَهُۥۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَعَلِيمٌ حَلِيمࣱ‏
لَيُدْخِلَنَّهُم
elbette onları sokacaktır
مُّدْخَلًۭا
bir yere
يَرْضَوْنَهُۥ ۗ
razı olacakları
وَإِنَّ
ve doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
لَعَلِيمٌ
bilendir
حَلِيمٌۭ
halimdir

Süleyman AteşOnları razı olacakları bir yere sokacaktır. Doğrusu Allah, bilendir, halimdir

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onları hoşnut olacakları bir yere koyar. Şüphesiz Allah bilendir, Halim'dir

22:60
۞ذَٰلِكَۖ وَمَنۡ عَاقَبَ بِمِثۡلِ مَا عُوقِبَ بِهِۦ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيۡهِ لَيَنصُرَنَّهُ ٱللَّهُۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورࣱ‏
۞ ذَٰلِكَ
işte böyle
وَمَنْ
ve kim
عَاقَبَ
ceza verir de
بِمِثْلِ
dengiyle
مَا
yapılan cezanın
عُوقِبَ
he was made to suffer
بِهِۦ
kendisine
ثُمَّ
sonra
بُغِىَ
tekrar saldırılırsa
عَلَيْهِ
kendisine
لَيَنصُرَنَّهُ
elbette ona yardım eder
ٱللَّهُ ۗ
Allah
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَعَفُوٌّ
affedendir
غَفُورٌۭ
bağışlayındır

Süleyman Ateşİşte böyle. Kim kendisine yapılan cezanın dengiyle ceza verir de sonra kendisine tekrar saldırılırsa elbette, Allah ona yardım eder. Şüphesiz Allah, affeden, bağışlayındır

Diyanet İşleri MealiBu böyledir; kim kendisine verilen kadar ceza verirse ve kendisine yine de saldırılırsa, Allah ona, and olsun ki yardım edecektir. Allah şüphesiz, affeder ve bağışlar

22:61
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ يُولِجُ ٱلَّيۡلَ فِي ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِي ٱلَّيۡلِ وَأَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعُۢ بَصِيرࣱ‏
ذَٰلِكَ
işte böyle
بِأَنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُولِجُ
sokar
ٱلَّيْلَ
geceyi
فِى
içine
ٱلنَّهَارِ
gündüzün
وَيُولِجُ
ve sokar
ٱلنَّهَارَ
gündüzü
فِى
içine
ٱلَّيْلِ
gecenin
وَأَنَّ
ve doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌۢ
işitendir
بَصِيرٌۭ
görendir

Süleyman Ateşİşte böyle. (Allah), geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü gecenin içine sokar. Doğrusu Allah, işiten ve görendir

Diyanet İşleri MealiBöyledir; Allah geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye katar ve Allah şüphesiz işitir ve görür

22:62 📚 2
ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدۡعُونَ مِن دُونِهِۦ هُوَ ٱلۡبَٰطِلُ وَأَنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡعَلِيُّ ٱلۡكَبِيرُ
ذَٰلِكَ
işte böyle
بِأَنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
o
ٱلْحَقُّ
Hak'tır
وَأَنَّ
ve gerçekten
مَا
şeyler
يَدْعُونَ
yalvardıkları
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦ
besides Him
هُوَ
o
ٱلْبَـٰطِلُ
batıldır
وَأَنَّ
ve gerçek şu ki
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
O
ٱلْعَلِىُّ
çok yücedir
ٱلْكَبِيرُ
çok büyüktür

Süleyman Ateşİşte böyle. Çünkü Allah, Hak'tır, O'ndan başka yalvardıkları ise batıldır (aslı olmayan yalan şeylerdir). İşte çok yüce, çok büyük olan, Allah'tır

Diyanet İşleri MealiKeza Hak yalnız Allah'tır; O'nu bırakıp taptıkları sadece batıldır. Doğrusu Allah yücedir büyüktür

22:63 📚 5
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَتُصۡبِحُ ٱلۡأَرۡضُ مُخۡضَرَّةًۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرࣱ‏
أَلَمْ
görmedin mi
تَرَ
you see
أَنَّ
kesinlikle
ٱللَّهَ
Allah
أَنزَلَ
indirir
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
bir su
فَتُصْبِحُ
böylece olur
ٱلْأَرْضُ
yeryüzü
مُخْضَرَّةً ۗ
yemyeşil
إِنَّ
doğrusu
ٱللَّهَ
Allah
لَطِيفٌ
latiftir
خَبِيرٌۭ
habirdir

Süleyman AteşGörmedin mi Allah gökten bir su indirdi de yer yeşeriyor. Doğrusu Allah latiftir (bilgisi veya lutfu en ince ve nazik şeylere kadar varır), habirdir (her türlü tedbiri bilir, her şeyi haber alır)

Diyanet İşleri MealiAllah'ın gökten indirdiği su ile yerin yemyeşil olduğunu görmez misin? Doğrusu Allah Latif'dir, haberdardır

22:64 📚 1
لَّهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ ٱلۡغَنِيُّ ٱلۡحَمِيدُ
لَّهُۥ
hep O'nundur
مَا
ne varsa
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve ne varsa
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ
the earth
وَإِنَّ
ve ancak
ٱللَّهَ
Allah
لَهُوَ
işte O'dur
ٱلْغَنِىُّ
zengin olan
ٱلْحَمِيدُ
övülmeğe layık olan

Süleyman AteşGöklerde ve yerde ne varsa hep O'nundur. Allah; işte zengin O'dur, övülmeğe layık O'dur

Diyanet İşleri MealiGöklerde olanlar, yerde olanlar O'nundur. Doğrusu Allah müstağnidir, övülmeğe layık olandır

22:65 📚 6
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَٱلۡفُلۡكَ تَجۡرِي فِي ٱلۡبَحۡرِ بِأَمۡرِهِۦ وَيُمۡسِكُ ٱلسَّمَآءَ أَن تَقَعَ عَلَى ٱلۡأَرۡضِ إِلَّا بِإِذۡنِهِۦٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفࣱ رَّحِيمࣱ‏
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
أَنَّ
ki
ٱللَّهَ
Allah
سَخَّرَ
buyruğunuza verdi
لَكُم
sizin
مَّا
olanları
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَٱلْفُلْكَ
ve gemileri
تَجْرِى
akıp giden
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
بِأَمْرِهِۦ
emriyle
وَيُمْسِكُ
ve tutuyor
ٱلسَّمَآءَ
göğü
أَن
diye
تَقَعَ
düşmesin
عَلَى
üstüne
ٱلْأَرْضِ
yerin
إِلَّا
dışında
بِإِذْنِهِۦٓ ۗ
O'nun izni
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
بِٱلنَّاسِ
insanlara
لَرَءُوفٌۭ
çok şefkatlidir
رَّحِيمٌۭ
çok merhametlidir

Süleyman AteşGörmedin mi Allah, yerdekileri ve emriyle, (koyduğu kanunla) denizde akıp giden gemileri sizin buyruğunuza verdi. Yerin üstüne düşmesin diye göğü tutuyor. (Gök) ancak O'nun izniyle düşer. Çünkü Allah, insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir

Diyanet İşleri MealiAllah'ın yerde olanları ve emriyle denizlerde yürüyen gemileri buyruğunuz altına vermiş olduğunu; buyruğu olmaksızın yere düşmemesi için göğü O'nun tuttuğunu görmez misin? Doğrusu Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametli olandır

22:66 📚 1
وَهُوَ ٱلَّذِيٓ أَحۡيَاكُمۡ ثُمَّ يُمِيتُكُمۡ ثُمَّ يُحۡيِيكُمۡۗ إِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ لَكَفُورࣱ‏
وَهُوَ
ve O'dur
ٱلَّذِىٓ
sizi dirilten
أَحْيَاكُمْ
gave you life
ثُمَّ
sonra
يُمِيتُكُمْ
sizi öldüren
ثُمَّ
sonra (yine)
يُحْيِيكُمْ ۗ
sizi dirilten
إِنَّ
gerçekten
ٱلْإِنسَـٰنَ
insan
لَكَفُورٌۭ
çok nankördür

Süleyman AteşO'dur ki sizi diriltti, sonra sizi öldürür, sonra yine sizi diriltir. Gerçekten insan çok nankördür

Diyanet İşleri MealiSizi dirilten, sonra öldürecek sonra yine diriltecek olan O'dur. İnsan gerçekten pek nankördür

22:67
لِّكُلِّ أُمَّةࣲ جَعَلۡنَا مَنسَكًا هُمۡ نَاسِكُوهُۖ فَلَا يُنَٰزِعُنَّكَ فِي ٱلۡأَمۡرِۚ وَٱدۡعُ إِلَىٰ رَبِّكَۖ إِنَّكَ لَعَلَىٰ هُدࣰ ى مُّسۡتَقِيمࣲ‏
لِّكُلِّ
her
أُمَّةٍۢ
ümmete
جَعَلْنَا
belirledik
مَنسَكًا
ibadet şekli
هُمْ
onların
نَاسِكُوهُ ۖ
uydukları
فَلَا
asla
يُنَـٰزِعُنَّكَ
seninle çekişmesinler
فِى
bu işte
ٱلْأَمْرِ ۚ
the matter
وَٱدْعُ
çağır
إِلَىٰ
Rabbine
رَبِّكَ ۖ
your Lord
إِنَّكَ
kuşkusuz sen
لَعَلَىٰ
üzerindesin
هُدًۭى
bir yol
مُّسْتَقِيمٍۢ
dosdoğru

Süleyman AteşBiz her ümmete, uydukları bir mensek (ibadet yöntemi) yaptık. Bu işte seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine çağır, kuşkusuz sen doğru, bir yol üzerindesin

Diyanet İşleri MealiHer ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: "Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir" de

22:68
وَإِن جَٰدَلُوكَ فَقُلِ ٱللَّهُ أَعۡلَمُ بِمَا تَعۡمَلُونَ
وَإِن
ve eğer
جَـٰدَلُوكَ
seninle mücadele ederlerse
فَقُلِ
de ki
ٱللَّهُ
Allah
أَعْلَمُ
daha iyi bilir
بِمَا
şeyleri
تَعْمَلُونَ
yaptıklarınız

Süleyman AteşEğer seninle mücadele ederlerse: "Allah yaptıklarınızı daha iyi bilir" de

Diyanet İşleri MealiHer ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: "Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir" de

22:69
ٱللَّهُ يَحۡكُمُ بَيۡنَكُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ فِيمَا كُنتُمۡ فِيهِ تَخۡتَلِفُونَ
ٱللَّهُ
Allah
يَحْكُمُ
hükmedecektir
بَيْنَكُمْ
aranızda
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
فِيمَا
hususlarda
كُنتُمْ
olduğunuz
فِيهِ
onda
تَخْتَلِفُونَ
ayrılığa düşüyor

Süleyman AteşAllah kıyamet günü, ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedecek(haklıyı, haksızı ayıracak)tır

Diyanet İşleri MealiHer ümmete, yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyleyse, bu konuda seninle çekişmelerine fırsat verme; Rabbine davet et, sen şüphesiz doğru yol üzerindesin. Seninle tartışırlarsa: "Allah yaptığınızı çok iyi bilir; ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında, kıyamet günü aranızda Allah hükmedecektir" de

22:70 📚 1
أَلَمۡ تَعۡلَمۡ أَنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ مَا فِي ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۚ إِنَّ ذَٰلِكَ فِي كِتَٰبٍۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرࣱ‏
أَلَمْ
bilmez misin?
تَعْلَمْ
you know
أَنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
ne varsa
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the heaven
وَٱلْأَرْضِ ۗ
ve yerde
إِنَّ
kuşkusuz
ذَٰلِكَ
bunların hepsi
فِى
bir Kitaptadır
كِتَـٰبٍ ۚ
a Record
إِنَّ
şüphesiz
ذَٰلِكَ
bu
عَلَى
için
ٱللَّهِ
Allah
يَسِيرٌۭ
kolaydır

Süleyman AteşBilmez misin ki Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Bunların hepsi, bir Kitaptadır (katında yazılıdır). Bu, Allah'a kolaydır

Diyanet İşleri MealiGökte ve yerde olanı Allah'ın bildiğini bilmez misin? Bunlar hiç şüphesiz Kitap'dadır ve şüphesiz bunlar Allah'a kolaydır

22:71
وَيَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَمۡ يُنَزِّلۡ بِهِۦ سُلۡطَٰنࣰ ا وَمَا لَيۡسَ لَهُم بِهِۦ عِلۡمࣱۗ وَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِن نَّصِيرࣲ‏
وَيَعْبُدُونَ
ve tapıyorlar
مِن
şeylere
دُونِ
dışında
ٱللَّهِ
Allah'ın
مَا
indirmemiştir
لَمْ
not
يُنَزِّلْ
He (has) sent down
بِهِۦ
onlara
سُلْطَـٰنًۭا
hiçbir delil
وَمَا
ve
لَيْسَ
yoktur
لَهُم
kendilerinin
بِهِۦ
onun hakkında
عِلْمٌۭ ۗ
bir bilgileri
وَمَا
ve yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ
o zalimlerin
مِن
hiçbir
نَّصِيرٍۢ
yardımcısı

Süleyman AteşAllah'tan ayrı olarak öyle şeylere tapıyorlar ki (Allah), onlara hiçbir kudret indirmemiştir. Kendilerinin de onların tanrı olabileceği hakkında bir bilgileri yoktur. O zalimlerin yardımcısı yoktur

Diyanet İşleri MealiOnlar Allah'ı bırakıp da O'nun, haklarında hiçbir delil indirmediği, kendilerinde de bir bilgi olmayan şeylere taparlar. Zulmedenlerin yardımcısı olmaz

22:72
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتࣲ تَعۡرِفُ فِي وُجُوهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلۡمُنكَرَۖ يَكَادُونَ يَسۡطُونَ بِٱلَّذِينَ يَتۡلُونَ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتِنَاۗ قُلۡ أَفَأُنَبِّئُكُم بِشَرࣲّ مِّن ذَٰلِكُمُۚ ٱلنَّارُ وَعَدَهَا ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۖ وَبِئۡسَ ٱلۡمَصِيرُ
وَإِذَا
ve zaman
تُتْلَىٰ
okunduğu
عَلَيْهِمْ
kendilerine
ءَايَـٰتُنَا
ayetlerimiz
بَيِّنَـٰتٍۢ
apaçık
تَعْرِفُ
anlarsın
فِى
yüzlerinde
وُجُوهِ
(the) faces
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَفَرُوا۟
inkar eden
ٱلْمُنكَرَ ۖ
hoşnutsuzluk
يَكَادُونَ
neredeyse
يَسْطُونَ
üzerine saldıracaklar
بِٱلَّذِينَ
okuyanların
يَتْلُونَ
recite
عَلَيْهِمْ
kendilerine
ءَايَـٰتِنَا ۗ
ayetlerimizi
قُلْ
de ki
أَفَأُنَبِّئُكُم
size haber vereyim mi?
بِشَرٍّۢ
daha kötü bir şey
مِّن
bundan
ذَٰلِكُمُ ۗ
that
ٱلنَّارُ
ateş!
وَعَدَهَا
ve onu va'detmiştir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟ ۖ
inkar eden
وَبِئْسَ
ve ne kötü
ٱلْمَصِيرُ
sondur

Süleyman AteşKendilerine apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman kafirlerin yüzlerinde hoşnutsuzluk belirdiğini anlarsın. Neredeyse kendilerine ayetlerimizi okuyanların üzerine saldıracaklar. De ki: "Size bundan (bu öfkeli durumunuzdan) daha kötü bir şey haber vereyim mi? Varacağınız ateş! Allah onu kafirlere va'detmiştir. Ne kötü sonuçtur (o)

Diyanet İşleri MealiOnlara ayetlerimiz apaçık olarak okunduğu zaman, inkar edenlerin yüzlerinden inkarlarını anlarsın. Nerdeyse, kendilerine ayetlerimizi okuyanlara saldıracaklar. De ki: "Size bundan daha fenasını haber vereyim mi? Allah'ın inkarcılara vadettiği ateş! Ne kötü bir dönüştür

22:73 📚 11
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ضُرِبَ مَثَلࣱ فَٱسۡتَمِعُواْ لَهُۥٓۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَن يَخۡلُقُواْ ذُبَابࣰ ا وَلَوِ ٱجۡتَمَعُواْ لَهُۥۖ وَإِن يَسۡلُبۡهُمُ ٱلذُّبَابُ شَيۡـࣰٔ ا لَّا يَسۡتَنقِذُوهُ مِنۡهُۚ ضَعُفَ ٱلطَّالِبُ وَٱلۡمَطۡلُوبُ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
ضُرِبَ
size verildi
مَثَلٌۭ
bir temsil
فَٱسْتَمِعُوا۟
dinleyin
لَهُۥٓ ۚ
onu
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
yalvardıklarınız
تَدْعُونَ
you invoke
مِن
başka
دُونِ
besides Allah
ٱللَّهِ
Allah'tan
لَن
yaratamazlar
يَخْلُقُوا۟
create
ذُبَابًۭا
bir sinek dahi
وَلَوِ
şayet
ٱجْتَمَعُوا۟
bir araya toplansalar
لَهُۥ ۖ
onların hepsi
وَإِن
ve eğer
يَسْلُبْهُمُ
onlardan kapsa
ٱلذُّبَابُ
sinek
شَيْـًۭٔا
bir şey
لَّا
bunu kurtaramazlar
يَسْتَنقِذُوهُ
they (could) take it back
مِنْهُ ۚ
ondan
ضَعُفَ
aciz
ٱلطَّالِبُ
isteyen de
وَٱلْمَطْلُوبُ
istenen de

Süleyman AteşEy insanlar, size bir temsil verildi, onu dinleyin: O Allah'tan başka yalvardıklarınız (var ya), onların hepsi bir araya toplansalar, bir sinek dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de aciz, istenen de

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Bir misal verilmektedir, şimdi onu dinleyin: Sizlerin Allah'ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek bile yaratamıyacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa, onu kurtaramazlar; isteyen de, istenen de aciz

22:74 📚 1
مَا قَدَرُواْ ٱللَّهَ حَقَّ قَدۡرِهِۦٓۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ
مَا
takdir edemediler
قَدَرُوا۟
they (have) estimated
ٱللَّهَ
Allah'ı
حَقَّ
hakkıyle
قَدْرِهِۦٓ ۗ
kadrini
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَقَوِىٌّ
kuvvetlidir
عَزِيزٌ
üstündür

Süleyman AteşAllah'ı layikıyle takdir edemediler (O'nu gereği gibi bilemediler). Allah kuvvetlidir, üstündür

Diyanet İşleri MealiAllah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür

22:75 📚 1
ٱللَّهُ يَصۡطَفِي مِنَ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ رُسُلࣰ ا وَمِنَ ٱلنَّاسِۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعُۢ بَصِيرࣱ‏
ٱللَّهُ
Allah
يَصْطَفِى
seçer
مِنَ
meleklerden
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
the Angels
رُسُلًۭا
elçiler
وَمِنَ
ve
ٱلنَّاسِ ۚ
insanlardan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌۢ
işitendir
بَصِيرٌۭ
görendir

Süleyman AteşAllah meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer. Allah, işitendir, görendir

Diyanet İşleri MealiAllah meleklerden ve insanlardan peygamberler seçer. Doğrusu Allah işitir ve görür

22:76 📚 1
يَعۡلَمُ مَا بَيۡنَ أَيۡدِيهِمۡ وَمَا خَلۡفَهُمۡۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ
يَعْلَمُ
bilir
مَا
olanı
بَيْنَ
arasında (önlerinde)
أَيْدِيهِمْ
elleri (önlerinde)
وَمَا
ve olanı
خَلْفَهُمْ ۗ
arkalarında
وَإِلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'a
تُرْجَعُ
döndürülür
ٱلْأُمُورُ
bütün işler

Süleyman AteşOnların önlerinde ve arkalarında olan(bütün olayları, yaptıkları bütün işler)i bilir. Bütün işler Allah'a döndürülür

Diyanet İşleri MealiO, geçmişlerini geleceklerini bilir. Bütün işler Allah'a döner

22:77 📚 2
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱرۡكَعُواْ وَٱسۡجُدُواْۤ وَٱعۡبُدُواْ رَبَّكُمۡ وَٱفۡعَلُواْ ٱلۡخَيۡرَ لَعَلَّكُمۡ تُفۡلِحُونَ۩
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan
ٱرْكَعُوا۟
rüku' edin
وَٱسْجُدُوا۟
ve secde edin
وَٱعْبُدُوا۟
ve ibadet edin
رَبَّكُمْ
Rabbinize
وَٱفْعَلُوا۟
ve işleyin
ٱلْخَيْرَ
hayır
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُفْلِحُونَ ۩
kurtuluşa erersiniz

Süleyman AteşEy inananlar, rüku' edin, secde edin, Rabbinize ibadet edin, hayır işleyin ki umduğunuza eresiniz

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Rüku edin, secdeye varın, Rabbiniz'e kulluk edin, iyilik yapın ki saadete erişesiniz

22:78 📚 3
وَجَٰهِدُواْ فِي ٱللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِۦۚ هُوَ ٱجۡتَبَىٰكُمۡ وَمَا جَعَلَ عَلَيۡكُمۡ فِي ٱلدِّينِ مِنۡ حَرَجࣲۚ مِّلَّةَ أَبِيكُمۡ إِبۡرَٰهِيمَۚ هُوَ سَمَّىٰكُمُ ٱلۡمُسۡلِمِينَ مِن قَبۡلُ وَفِي هَٰذَا لِيَكُونَ ٱلرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيۡكُمۡ وَتَكُونُواْ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِۚ فَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱعۡتَصِمُواْ بِٱللَّهِ هُوَ مَوۡلَىٰكُمۡۖ فَنِعۡمَ ٱلۡمَوۡلَىٰ وَنِعۡمَ ٱلنَّصِيرُ
وَجَـٰهِدُوا۟
ve cihad edin
فِى
uğrunda
ٱللَّهِ
Allah
حَقَّ
hakkıyla
جِهَادِهِۦ ۚ
cihadın
هُوَ
O
ٱجْتَبَىٰكُمْ
sizi seçti
وَمَا
ve
جَعَلَ
yüklemedi
عَلَيْكُمْ
size
فِى
dinde
ٱلدِّينِ
the religion
مِنْ
hiç bir
حَرَجٍۢ ۚ
güçlük
مِّلَّةَ
dinine
أَبِيكُمْ
babanız
إِبْرَٰهِيمَ ۚ
İbrahim'in
هُوَ
O
سَمَّىٰكُمُ
size adını verdi
ٱلْمُسْلِمِينَ
müslümanlar
مِن
bundan önce
قَبْلُ
before
وَفِى
ve
هَـٰذَا
bu(Kur'a)nda
لِيَكُونَ
olması için
ٱلرَّسُولُ
Elçi'nin
شَهِيدًا
şahid
عَلَيْكُمْ
size
وَتَكُونُوا۟
ve sizin olmanız için
شُهَدَآءَ
şahid
عَلَى
üzerine
ٱلنَّاسِ ۚ
insanlar
فَأَقِيمُوا۟
haydi kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَءَاتُوا۟
ve verin
ٱلزَّكَوٰةَ
zekatı
وَٱعْتَصِمُوا۟
ve sarılın
بِٱللَّهِ
Allah'a
هُوَ
O'dur
مَوْلَىٰكُمْ ۖ
mevlanız (sahibiniz)
فَنِعْمَ
ne güzel
ٱلْمَوْلَىٰ
mevladır
وَنِعْمَ
ve ne güzel
ٱلنَّصِيرُ
yardımcıdır

Süleyman AteşAllah uğrunda, O'na yaraşır biçimde cihad edin. O, sizi seçti ve dinde size bir güçlük yüklemedi; babanız İbrahim'in dini(ne uyun). O (Allah) bu (Kur'a)ndan önce(ki Kitaplarda) da, bu(Kur'a)nda da size "müslümanlar" adını verdi ki, Elçi size şahid olsun, siz de insanlara şahid olasınız. Haydi namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın; sahibiniz O'dur. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır (O)

Diyanet İşleri MealiAllah uğrunda gereği gibi cihat edin. O, sizi seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kuran'da, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren O'dur. Artık, namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır

← Önceki Sonraki →

22. Al-Hajj Suresi | Anlam Arayışı