23. Al-Muminoon سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
Saheeh InternationalCertainly will the believers have succeeded
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten müminler kurtuluşa ermiştir
Ali BulaçMü'minler gerçekten felah bulmuştur
Saheeh InternationalThey who are during their prayer humbly submissive
Elmalılı Hamdi YazırOnlar ki, namazlarında huşû içindedirler
Ali BulaçOnlar namazlarında hûşû içinde olanlardır
Saheeh InternationalAnd they who turn away from ill speech
Elmalılı Hamdi YazırOnlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler
Ali BulaçOnlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir
Saheeh InternationalAnd they who are observant of zakah
Elmalılı Hamdi YazırOnlar ki, zekat (vazifelerini) yerine getirirler
Ali BulaçOnlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir
Saheeh InternationalAnd they who guard their private parts
Elmalılı Hamdi YazırVe onlar ki, iffetlerini korurlar
Ali BulaçVe onlar ırzlarını koruyanlardır
Saheeh InternationalExcept from their wives or those their right hands possess, for indeed, they will not be blamed
Elmalılı Hamdi YazırAncak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir
Ali BulaçAncak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı (tutumları) hariç; bu konuda kınanmış değillerdir
Saheeh InternationalBut whoever seeks beyond that, then those are the transgressors
Elmalılı Hamdi YazırŞu halde, kim bunun ötesine gitmeyi isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir
Ali BulaçFakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir
Saheeh InternationalAnd they who are to their trusts and their promises attentive
Elmalılı Hamdi YazırYine onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler
Ali Bulaç(Yine) Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir
Saheeh InternationalAnd they who carefully maintain their prayers
Elmalılı Hamdi YazırVe onlar ki, namazlarını muhafaza ederler
Ali BulaçOnlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır
Saheeh InternationalThose are the inheritors
Elmalılı Hamdi Yazırİşte asıl onlar varislerdir
Ali Bulaçİşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır
Saheeh InternationalWho will inherit al-Firdaus. They will abide therein eternally
Elmalılı Hamdi YazırKi, Firdevs'e varis olan bu kimseler orada ebedî kalırlar
Ali BulaçKi onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır; içinde de ebedi olarak kalacaklardır
Saheeh InternationalAnd certainly did We create man from an extract of clay
Elmalılı Hamdi YazırAnd olsun biz insanı, çamurdan, bir sülâleden (süzülüp çıkarılmış çamurdan) yarattık
Ali BulaçAndolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık
Saheeh InternationalThen We placed him as a sperm-drop in a firm lodging
Elmalılı Hamdi YazırSonra onu emin ve sağlam bir karargahta (rahimde) nutfe (sperma) haline getirdik
Ali BulaçSonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik
Saheeh InternationalThen We made the sperm-drop into a clinging clot, and We made the clot into a lump [of flesh], and We made [from] the lump, bones, and We covered the bones with flesh; then We developed him into another creation. So blessed is Allah, the best of creators
Elmalılı Hamdi YazırSonra nutfeyi bir alaka (embrio) yarattık, derken o alakayı bir mudga (bir çiğnem et parçası halinde) yarattık, derken o mudgayı bir takım kemik yarattık, derken o kemiklere bir et giydirdik, sonra onu diğer bir yaratık olarak teşekkül ettirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah, pek yücedir
Ali BulaçSonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir
Saheeh InternationalThen indeed, after that you are to die
Elmalılı Hamdi YazırSonra siz bunun ardından, muhakkak ki öleceksiniz
Ali BulaçSonra bunun ardından siz gerçekten ölecek olanlarsınız
Saheeh InternationalThen indeed you, on the Day of Resurrection, will be resurrected
Elmalılı Hamdi YazırSonra da siz, şüphesiz, kıyamet gününde tekrar diriltileceksiniz
Ali BulaçSonra siz gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz
Saheeh InternationalAnd We have created above you seven layered heavens, and never have We been of [Our] creation unaware
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz, sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Biz, yaratmaktan habersiz değiliz
Ali BulaçAndolsun, Biz sizin üstünüzde yedi yol yarattık; Biz yaratmada gafiller değiliz
Saheeh InternationalAnd We have sent down rain from the sky in a measured amount and settled it in the earth. And indeed, We are Able to take it away
Elmalılı Hamdi YazırGökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu yerde durgunlaştırdık. Bizim onu gidermeye de elbet gücümüz yeter
Ali BulaçBiz gökten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik; şüphesiz Biz onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz
Saheeh InternationalAnd We brought forth for you thereby gardens of palm trees and grapevines in which for you are abundant fruits and from which you eat
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onun (yağmurun) sayesinde sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik ki, bunlarda sizin için bir çok meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz
Ali BulaçBöylelikle, bununla size hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar geliştirdik, içlerinde çok sayıda yemişler vardır; sizler onlardan yemektesiniz
Saheeh InternationalAnd [We brought forth] a tree issuing from Mount Sinai which produces oil and food for those who eat
Elmalılı Hamdi YazırTûrı Sinâ'da (dahi) yetişen bir ağaç da meydana getirdik ki, bu ağaç, hem yağ, hem de yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri (zeytin) verir
Ali BulaçVe (daha çok) Tur-i Sina'da çıkan bir ağaç (türü de yarattık); o yağlı ve yiyenlere bir katık olarak bitmekte (ürün vermekte)dir
Saheeh InternationalAnd indeed, for you in livestock is a lesson. We give you drink from that which is in their bellies, and for you in them are numerous benefits, and from them you eat
Elmalılı Hamdi YazırHayvanlarda da sizin için elbette ibretler vardır. Onların karınlarındakilerden size içiririz. Onlarda sizin için birtakım faydalar daha vardır; ayrıca etlerini yersiniz
Ali BulaçGerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır; karınlarının içinde olanlardan size içirmekteyiz ve onlarda sizin için daha birçok yararlar var. Sizler onlardan yemektesiniz
Saheeh InternationalAnd upon them and on ships you are carried
Elmalılı Hamdi YazırHem onlara ve hem gemiye yüklenirsiniz
Ali BulaçOnların üzerinde ve gemilerde taşınmaktasınız
Saheeh InternationalAnd We had certainly sent Noah to his people, and he said, "O my people, worship Allah; you have no deity other than Him; then will you not fear Him
Elmalılı Hamdi YazırAnd olsun biz, Nûh'u kavmine gönderdik. "Ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin. O'ndan başka tanrınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız
Ali BulaçAndolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: "Ey Kavmim, Allah'a kulluk edin. O'nun dışında sizin başka İlahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız
Saheeh InternationalBut the eminent among those who disbelieved from his people said, "This is not but a man like yourselves who wishes to take precedence over you; and if Allah had willed [to send a messenger], He would have sent down angels. We have not heard of this among our forefathers
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine, kavminin içinden kâfir kodaman topluluğu "Bu, dediler, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hakim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık
Ali BulaçBunun üzerine, kavminden inkara sapmış önde gelenler dediler ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz
Saheeh InternationalHe is not but a man possessed with madness, so wait concerning him for a time
Elmalılı Hamdi YazırBu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar ona katlanıp (durumu) gözetleyin bakalım
Ali BulaçO, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin
Saheeh International[Noah] said, "My Lord, support me because they have denied me
Elmalılı Hamdi YazırNuh: "Rabbim! dedi, beni yalana çıkarmalarına karşı bana yardım et
Ali BulaçRabbim" dedi (Nuh). "Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et
Saheeh InternationalSo We inspired to him, "Construct the ship under Our observation, and Our inspiration, and when Our command comes and the oven overflows, put into the ship from each [creature] two mates and your family, except those for whom the decree [of destruction] has proceeded. And do not address Me concerning those who have wronged; indeed, they are to be drowned
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine ona şöyle vahyettik: Bizim nezaretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır kaynayınca, her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır
Ali BulaçBöylelikle Biz ona: "Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim Bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş (azap gerekmiş) olanlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda Bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır" diye vahyettik
Saheeh InternationalAnd when you have boarded the ship, you and those with you, then say, 'Praise to Allah who has saved us from the wrongdoing people
Elmalılı Hamdi YazırSen, yanındakilerle beraber gemiye yerleştiğinde: "Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun" de
Ali BulaçBöylece sen, beraberinde olanlarla gemiye bindiğinde o zaman de ki: "Bizi o zulmeden kavimden kurtaran Allah'a hamd olsun
Saheeh InternationalAnd say, 'My Lord, let me land at a blessed landing place, and You are the best to accommodate [us]
Elmalılı Hamdi YazırVe de ki: "Rabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen, konuklatanların en hayırlısısın
Ali BulaçVe de ki: "Rabbim, beni kutlu bir konakta indir, Sen konuklayanların en hayırlısısın
Saheeh InternationalIndeed in that are signs, and indeed, We are ever testing [Our servants]
Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz bunda sizin için birtakım ibretler vardır. Çünkü biz, kullarımızı böyle denemişizdir
Ali BulaçHiç şüphesiz bunda ayetler vardır ve Biz gerçekten denemeden geçiririz
Saheeh InternationalThen We produced after them a generation of others
Elmalılı Hamdi YazırSonra onların ardından bir başka nesil getirdik
Ali BulaçSonra onların ardından bir başka insan-nesli yaratıp-inşa ettik
Saheeh InternationalAnd We sent among them a messenger from themselves, [saying], "Worship Allah; you have no deity other than Him; then will you not fear Him
Elmalılı Hamdi YazırBunun üzerine, onlar arasından kendilerine, "Allah'a kulluk edin; çünkü sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâlâ Allah'tan korkmaz mısınız? (mesajını ileten) bir resul gönderdik
Ali BulaçOnlara da kendi içlerinden: "Allah'a ibadet edin. O'nun dışında sizin başka İlahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?" (desin) diye içlerinden bir elçi gönderdik
Saheeh InternationalAnd the eminent among his people who disbelieved and denied the meeting of the Hereafter while We had given them luxury in the worldly life said, "This is not but a man like yourselves. He eats of that from which you eat and drinks of what you drink
Elmalılı Hamdi YazırOnun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kodaman güruh dedi ki: "Bu dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer
Ali BulaçKendi kavminden, inkar edip ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine, dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir
Saheeh InternationalAnd if you should obey a man like yourselves, indeed, you would then be losers
Elmalılı Hamdi YazırGerçekten, tıpkı kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz herhalde ziyan edersiniz
Ali BulaçEğer sizin benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız, andolsun, siz gerçekten hüsrana uğrayanlar olursunuz
Saheeh InternationalDoes he promise you that when you have died and become dust and bones that you will be brought forth [once more]
Elmalılı Hamdi YazırSize, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını haline geldiğinizde, mutlak surette sizin (tekrar) meydana çıkarılacağınızı mı vaad ediyor
Ali BulaçO, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı va'dediyor
Saheeh InternationalHow far, how far, is that which you are promised
Elmalılı Hamdi YazırHeyhât o size vaad edilen şey ne kadar uzak
Ali BulaçHeyhat, size va'dedilen şeye heyhat
Saheeh InternationalLife is not but our worldly life - we die and live, but we will not be resurrected
Elmalılı Hamdi YazırDünya hayatından başka gerçek yoktur. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha diriltilecek değiliz
Ali BulaçO (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz
Saheeh InternationalHe is not but a man who has invented a lie about Allah, and we will not believe him
Elmalılı Hamdi YazırBu adam, sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir; biz ona inanmıyoruz
Ali BulaçO ise, yalnızca bir adam (insan)dır, Allah'a karşı yalan uydurmaktadır, bizler de ona inanacak değiliz
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, support me because they have denied me
Elmalılı Hamdi YazırO Peygamber: "Rabbim, dedi, beni yalanlamalarına karşı bana yardımcı ol
Ali Bulaç(Peygamber) Dedi ki: "Rabbim, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et
Saheeh International[Allah] said, "After a little, they will surely become regretful
Elmalılı Hamdi YazırAllah şöyle buyurdu: "Pek yakında onlar pişman olacaklar
Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "Az bir süre (bekle), onlar gerçekten pişman olacaklar
Saheeh InternationalSo the shriek seized them in truth, and We made them as [plant] stubble. Then away with the wrongdoing people
Elmalılı Hamdi YazırNitekim, Hak tarafından korkuç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen çepeçevre kuşattık. Zalimler topluluğunun canı cehenneme
Ali BulaçDerken, hak (ettikleri cezaya karşılık) olmak üzere, o korkunç çığlık onları yakalayıverdi. Böylece onları bir süprüntü kılıverdik. Zulmeden kavim için yıkım olsun
Saheeh InternationalThen We produced after them other generations
Elmalılı Hamdi YazırSonra onların ardından bir başka nesil getirdik
Ali BulaçSonra onların ardından başka nesiller yaratıp-inşa ettik
Saheeh InternationalNo nation will precede its time [of termination], nor will they remain [thereafter]
Elmalılı Hamdi YazırHiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir
Ali BulaçÜmmetlerden hiçbiri, kendisine tespit edilmiş eceli ne öne alabilir, ne erteleyebilir
Saheeh InternationalThen We sent Our messengers in succession. Every time there came to a nation its messenger, they denied him, so We made them follow one another [to destruction], and We made them narrations. So away with a people who do not believe
Elmalılı Hamdi YazırSonra biz peyderpey peygamberlerimizi gönderdik. Herhangi bir ümmete peygamberlerinin geldiği her defasında, onlar bu peygamberi yalanladılar; biz de onları birbiri ardından (yokluğa) yuvarladık ve onları efsâne yaptık. Artık iman etmeyen kavmin canı cehenneme
Ali BulaçSonra birbiri peşi sıra elçilerimizi gönderdik; her ümmete kendi elçisi geldiğinde, onu yalanladılar. Böylece Biz de onları (yıkıma uğratıp yok etmede) kimini kiminin izinde yürüttük ve onları (tarihin anlatıp aktardığı) bir olay kıldık. İman etmeyen kavim için yıkım olsun
Saheeh InternationalThen We sent Moses and his brother Aaron with Our signs and a clear authority
Elmalılı Hamdi YazırSonra birtakım âyetlerimiz ve açık bir ferman ile Musa'yı ve kardeşi Harun'u gönderdik
Ali BulaçSonra Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik
Saheeh InternationalTo Pharaoh and his establishment, but they were arrogant and were a haughty people
Elmalılı Hamdi YazırFiravun'a ve ileri gelenlerine de (gönderdik). Bunun üzerine onlar kibire kapıldılar ve ululuk taslayan zorba bir kavim oldular
Ali BulaçFiravun'a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen-zorba' bir topluluktu
Saheeh InternationalThey said, "Should we believe two men like ourselves while their people are for us in servitude
Elmalılı Hamdi YazırOnun için: Biz, dediler, "kavimleri bize kölelik ederken bizim benzerimiz olan bu iki adama inanacak mıyız
Ali BulaçDediler ki: "Bizim benzerimiz olan iki beşere mi inanacak mışız? Kaldı ki, onların kavimleri bize kullukta (kölelikte) bulunmaktadırlar
Saheeh InternationalSo they denied them and were of those destroyed
Elmalılı Hamdi YazırBöylece onları yalanladılar, bu yüzden de helâk edilenlerden oldular
Ali BulaçBöylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular
Saheeh InternationalAnd We certainly gave Moses the Scripture that perhaps they would be guided
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun biz Musa'ya belki onlar yola gelirler diye, o kitabı da verdik
Ali BulaçAndolsun, Biz Musa’ya kitabı verdik, belki onlar hidayete erer diye
Saheeh InternationalAnd We made the son of Mary and his mother a sign and sheltered them within a high ground having level [areas] and flowing water
Elmalılı Hamdi YazırMeryemoğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık; onları, yerleşmeye elverişli, sulu bir tepeye yerleştirdik
Ali BulaçBiz, Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik
Saheeh International[Allah said], "O messengers, eat from the good foods and work righteousness. Indeed, I, of what you do, am Knowing
Elmalılı Hamdi YazırEy peygamberler! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin; güzel amel ve hareketlerde bulunun. Çünkü ben sizin yaptıklarınızı bilirim
Ali BulaçEy elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun; çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum
Saheeh InternationalAnd indeed this, your religion, is one religion, and I am your Lord, so fear Me
Elmalılı Hamdi YazırVe işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise benden sakının." (denildi)
Ali Bulaçİşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse Benden korkup-sakının
Saheeh InternationalBut the people divided their religion among them into sects - each faction, in what it has, rejoicing
Elmalılı Hamdi YazırDerken insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her grup, kendinde bulunan ile sevinip böbürlendi
Ali BulaçAncak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir
Saheeh InternationalSo leave them in their confusion for a time
Elmalılı Hamdi YazırSen şimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak
Ali BulaçArtık sen onları, belli bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak
Saheeh InternationalDo they think that what We extend to them of wealth and children
Elmalılı Hamdi YazırSanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile
Ali BulaçOnlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla
Saheeh InternationalIs [because] We hasten for them good things? Rather, they do not perceive
Elmalılı Hamdi YazırKendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar
Ali BulaçBiz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller
Saheeh InternationalIndeed, they who are apprehensive from fear of their Lord
Elmalılı Hamdi YazırRablerine olan saygıdan dolayı titreyenler
Ali BulaçGerçekten, Rablerine olan haşyetlerinden dolayı saygıyla korkanlar
Saheeh InternationalAnd they who believe in the signs of their Lord
Elmalılı Hamdi YazırRablerinin âyetlerine inananlar
Ali BulaçRablerinin ayetlerine iman edenler
Saheeh InternationalAnd they who do not associate anything with their Lord
Elmalılı Hamdi YazırRablerine ortak tanımayanlar
Ali BulaçRablerine ortak koşmayanlar
Saheeh InternationalAnd they who give what they give while their hearts are fearful because they will be returning to their Lord
Elmalılı Hamdi YazırVe, Rablerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri titreyerek yapanlar
Ali BulaçVe gerçekten Rablerine dönecekler diye, vermekte olduklarını kalpleri ürpererek verenler
Saheeh InternationalIt is those who hasten to good deeds, and they outstrip [others] therein
Elmalılı Hamdi Yazırİşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar
Ali Bulaçİşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler
Saheeh InternationalAnd We charge no soul except [with that within] its capacity, and with Us is a record which speaks with truth; and they will not be wronged
Elmalılı Hamdi YazırBiz hiç kimseyi, gücünün yettiğinden başkası ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar
Ali BulaçHiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz; elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hiçbir haksızlığa uğratılmazlar
Saheeh InternationalBut their hearts are covered with confusion over this, and they have [evil] deeds besides disbelief which they are doing
Elmalılı Hamdi YazırHayır, onların kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan öte birtakım kötü işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar
Ali BulaçHayır, onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet içindedir. Üstelik onların, bunun dışında yapmakta oldukları (birtakım şeyler) vardır; onlar bunun için çalışmaktadırlar
Saheeh InternationalUntil when We seize their affluent ones with punishment, at once they are crying [to Allah] for help
Elmalılı Hamdi YazırNihayet, refah ve bolluk içinde olanlarını sıkıntıya uğrattığımızda, bakarsın ki onlar feryadı basarlar
Ali BulaçNihayet, onların refahtan şımaran önde gelenlerini azap ile yakalayıverdiğimiz zaman, onlar hemen feryadı basacaklar
Saheeh InternationalDo not cry out today. Indeed, by Us you will not be helped
Elmalılı Hamdi YazırBoşuna feryad etmeyin bugün! Zira bizden yardım göremeyeceksiniz
Ali BulaçBugün feryad etmeyin, çünkü Bizden yardım göremezsiniz
Saheeh InternationalMy verses had already been recited to you, but you were turning back on your heels
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü âyetlerimiz size okunurdu da, buna karşı siz arkanızı dönerdiniz
Ali BulaçGerçekten Benim ayetlerim size okunuyordu, fakat siz topuklarınız üzerinde geri dönüyordunuz
Saheeh InternationalIn arrogance regarding it, conversing by night, speaking evil
Elmalılı Hamdi YazırKafa tutardınız ve geceleyin hezeyanlar savururdunuz
Ali BulaçBuna (ayetlerime) karşı büyüklük taslayarak; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz
Saheeh InternationalThen have they not reflected over the Qur'an, or has there come to them that which had not come to their forefathers
Elmalılı Hamdi YazırOnlar bu sözü (Kur'ân'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi
Ali BulaçOnlar, yine de o sözü (Kur'an'ı) gereği gibi düşünmediler mi, yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi
Saheeh InternationalOr did they not know their Messenger, so they are toward him disacknowledging
Elmalılı Hamdi YazırYoksa peygamberlerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar
Ali BulaçYa da kendi elçilerini tanımadılar mı ki, şimdi onu inkar ediyorlar
Saheeh InternationalOr do they say, "In him is madness?" Rather, he brought them the truth, but most of them, to the truth, are averse
Elmalılı Hamdi YazırYoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Aksine o, kendilerine hakkı getirmiştir. Halbuki onlar haktan hoşlanmamaktadırlar
Ali BulaçYahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar
Saheeh InternationalBut if the Truth had followed their inclinations, the heavens and the earth and whoever is in them would have been ruined. Rather, We have brought them their message, but they, from their message, are turning away
Elmalılı Hamdi YazırEğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda bulunan kimseler bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik; fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirirler
Ali BulaçEğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar
Saheeh InternationalOr do you, [O Muhammad], ask them for payment? But the reward of your Lord is best, and He is the best of providers
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır
Ali BulaçYoksa sen onlardan haraç mı istiyorsun? İşte Rabbinin haracı (dünya ve ahiret armağanı) daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır
Saheeh InternationalAnd indeed, you invite them to a straight path
Elmalılı Hamdi YazırGerçek şu ki sen onları doğru bir yola çağırıyorsun
Ali BulaçGerçekten sen onları dosdoğru olan bir yola çağırıyorsun
Saheeh InternationalBut indeed, those who do not believe in the Hereafter are deviating from the path
Elmalılı Hamdi YazırFakat ahirete inanmayanlar ise, ısrarla yoldan çıkmaktadırlar
Ali BulaçAncak ahirete inanmayanlar, şüphesiz yoldan sapanlardır
Saheeh InternationalAnd even if We gave them mercy and removed what was upon them of affliction, they would persist in their transgression, wandering blindly
Elmalılı Hamdi YazırEğer onlara acıyıp da için de bulundukları sıkıntıyı giderseydik, iyice körleşerek azgınlıklarında büsbütün direnirlerdi
Ali BulaçEğer onlara merhamet eder ve onlara dokunan zararı gideriverirsek, taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarını sürdürecekler
Saheeh InternationalAnd We had gripped them with suffering [as a warning], but they did not yield to their Lord, nor did they humbly supplicate, [and will continue thus]
Elmalılı Hamdi YazırAndolsun, biz onları sıkıntıya düşürdük de yine Rablerine boyun eğmediler, tazarru' ve niyazda da bulunmadılar
Ali BulaçAndolsun, Biz onları azapla yakalayıverdik, fakat yine de Rablerine boyun eğmediler ve yakarıp-yalvarmadılar
Saheeh InternationalUntil when We have opened before them a door of severe punishment, immediately they will be therein in despair
Elmalılı Hamdi YazırNihayet üzerlerine, azabı çok şiddetli bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada şaşkın ve ümitsiz kalmışlardır
Ali BulaçSonunda, üzerlerine azabı şiddetli olan bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp umutlarını kaybettiler
Saheeh InternationalAnd it is He who produced for you hearing and vision and hearts; little are you grateful
Elmalılı Hamdi YazırHalbuki sizin için o kulağı, o gözleri ve o gönülleri yaratan O'dur. Ne de az şükrediyorsunuz
Ali BulaçO, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz
Saheeh InternationalAnd it is He who has multiplied you throughout the earth, and to Him you will be gathered
Elmalılı Hamdi YazırVe sizi yeryüzünde yaratıp türeden O'dur. Sırf O'nun huzuruna toplanacaksınız
Ali BulaçO, sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir ve hepiniz yalnızca O'na (döndürülüp) toplanacaksınız
Saheeh InternationalAnd it is He who gives life and causes death, and His is the alternation of the night and the day. Then will you not reason
Elmalılı Hamdi YazırVe O, yaşatan ve öldürendir; gecenin ve gündüzün değişmesi O'nun eseridir. Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız
Ali BulaçO, yaşatan ve öldürendir; gece ile gündüzün aykırılığı (veya ardarda gelişi) da O'nun (kanunu)dur. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız
Saheeh InternationalRather, they say like what the former peoples said
Elmalılı Hamdi YazırHayır, öncekilerin söylediklerinin benzerini söylediler
Ali BulaçHayır; onlar, geçmiştekilerin söylediklerinin benzerini söylediler
Saheeh InternationalThey said, "When we have died and become dust and bones, are we indeed to be resurrected
Elmalılı Hamdi YazırDediler ki: "Sahi biz, ölüp de bir toprak ve kemik yığını haline gelmişken, mutlaka yeniden diriltileceğiz öyle mi
Ali BulaçDediler ki: "Öldüğümüz, bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi diriltilecek mişiz
Saheeh InternationalWe have been promised this, we and our forefathers, before; this is not but legends of the former peoples
Elmalılı Hamdi YazırYemin ederiz ki, gerek bize, gerekse daha önce atalarımıza böyle bir vaadde bulunuldu; (fakat) bu geçmiştekilerin masallarından başka bir şey değildir
Ali BulaçAndolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "To whom belongs the earth and whoever is in it, if you should know
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) de ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir
Ali BulaçDe ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir
Saheeh InternationalThey will say, "To Allah." Say, "Then will you not remember
Elmalılı Hamdi YazırAllah'a aittir" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız?" de
Ali BulaçAllah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz
Saheeh InternationalSay, "Who is Lord of the seven heavens and Lord of the Great Throne
Elmalılı Hamdi YazırYedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş'ın Rabbi kimdir?" diye sor
Ali BulaçDe ki: "Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir
Saheeh InternationalThey will say, "[They belong] to Allah." Say, "Then will you not fear Him
Elmalılı Hamdi Yazır(Onlar da) Allah'ındır." diyecekler. "Şu halde siz Allah'tan korkmaz mısınız?" de
Ali BulaçAllah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız
Saheeh InternationalSay, "In whose hand is the realm of all things - and He protects while none can protect against Him - if you should know
Elmalılı Hamdi YazırEğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan; fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir?" diye sor
Ali BulaçDe ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Herşeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken Kendisi korunmuyor
Saheeh InternationalThey will say, "[All belongs] to Allah." Say, "Then how are you deluded
Elmalılı Hamdi Yazır(Bunlar da) Allah'ındır." diyecekler. "Öyle ise nasıl olur da büyülenirsiniz?" de
Ali BulaçAllah'ındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz
Saheeh InternationalRather, We have brought them the truth, and indeed they are liars
Elmalılı Hamdi YazırDoğrusu biz onlara hakkı getirdik; onlar ise cidden yalancıdırlar
Ali BulaçHayır, Biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar
Saheeh InternationalAllah has not taken any son, nor has there ever been with Him any deity. [If there had been], then each deity would have taken what it created, and some of them would have sought to overcome others. Exalted is Allah above what they describe [concerning Him]
Elmalılı Hamdi YazırAllah evlat edinmemiştir; O'nunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine galip gelirdi. Allah, onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir
Ali BulaçAllah, hiçbir çocuk edinmemiştir ve O'nunla birlikte hiçbir İlah yoktur; eğer olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattığını götürüverirdi ve (ilahların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Allah, onların nitelendiregeldiklerinden Yücedir
Saheeh International[He is] Knower of the unseen and the witnessed, so high is He above what they associate [with Him]
Elmalılı Hamdi YazırAllah, gaybı da, açık olanı da bilir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir
Ali BulaçGaybı ve müşahede edilebileni bilendir; onların ortak koştuklarından Yücedir
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "My Lord, if You should show me that which they are promised
Elmalılı Hamdi Yazır(Resulüm!) De ki: Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi (dünyevî sıkıntıyı ve uhrevî azabı) mutlaka göstereceksen
Ali BulaçDe ki: "Rabbim, eğer onlara va'dolunan (azab)ı mutlaka bana göstereceksen
Saheeh InternationalMy Lord, then do not place me among the wrongdoing people
Elmalılı Hamdi YazırBu durumda beni, o zalimler topluluğunda bulundurma, Rabbim
Ali BulaçRabbim, bu durumda beni zulmeden kavmin içinde bırakma
Saheeh InternationalAnd indeed, We are able to show you what We have promised them
Elmalılı Hamdi YazırBiz, onlara yönelttiğimiz tehdidi sana göstermeye elbette ki kadiriz
Ali BulaçGerçek şu ki Biz, onları tehdit ettiğimiz şeyi şüphesiz sana gösterme gücüne sahibiz
Saheeh InternationalRepel, by [means of] what is best, [their] evil. We are most knowing of what they describe
Elmalılı Hamdi YazırSen, kötülüğü en güzel bir tutumla sav, çünkü biz onların yakıştırmakta oldukları şeyi çok iyi bilmekteyiz
Ali BulaçKötülüğü en güzel olanla uzaklaştır; Biz, onların nitelendiregeldiklerini en iyi bileniz
Saheeh InternationalAnd say, "My Lord, I seek refuge in You from the incitements of the devils
Elmalılı Hamdi YazırVe de ki: Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım
Ali BulaçVe de ki: "Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından Sana sığınırım
Saheeh InternationalAnd I seek refuge in You, my Lord, lest they be present with me
Elmalılı Hamdi YazırOnların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım
Ali BulaçVe onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim
Saheeh International[For such is the state of the disbelievers], until, when death comes to one of them, he says, "My Lord, send me back
Elmalılı Hamdi YazırNihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim, der, lütfen beni (dünyaya) geri gönder
Ali BulaçSonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin
Saheeh InternationalThat I might do righteousness in that which I left behind." No! It is only a word he is saying; and behind them is a barrier until the Day they are resurrected
Elmalılı Hamdi YazırTa ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım." Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır
Ali BulaçKi, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır
Saheeh InternationalSo when the Horn is blown, no relationship will there be among them that Day, nor will they ask about one another
Elmalılı Hamdi YazırSûr'a üflendiği zaman aralarında artık ne soysop (çekişmesi) vardır, ne de birbirlerini soruşturacaklardır
Ali BulaçBöylece Sur'a üfürüldüğü zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da
Saheeh InternationalAnd those whose scales are heavy [with good deeds] - it is they who are the successful
Elmalılı Hamdi YazırBöylece kimlerin tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir
Ali BulaçArtık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir
Saheeh InternationalBut those whose scales are light - those are the ones who have lost their souls, [being] in Hell, abiding eternally
Elmalılı Hamdi YazırKimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler
Ali BulaçKimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da kendi nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır
Saheeh InternationalThe Fire will sear their faces, and they therein will have taut smiles
Elmalılı Hamdi YazırOrada dişleri sırıtır halde iken ateş yüzlerini yalar
Ali BulaçAteş, onların yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde onlar, (etleri sıyrılmış olarak sırıtan) dişleriyle kalıverirler
Saheeh International[It will be said]. "Were not My verses recited to you and you used to deny them
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah Teâlâ,) Size âyetlerim okunurdu da, siz onları yalanlardınız değil mi?... der
Ali BulaçAyetlerim size okunuyorken, yalanlayanlar sizler değil miydiniz
Saheeh InternationalThey will say, "Our Lord, our wretchedness overcame us, and we were a people astray
Elmalılı Hamdi YazırDerler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi altetti; biz, bir sapıklar topluluğu idik
Ali BulaçDediler ki: "Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi, biz sapan bir topluluk imişiz
Saheeh InternationalOur Lord, remove us from it, and if we were to return [to evil], we would indeed be wrongdoers
Elmalılı Hamdi YazırRabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha (ettiklerimize) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız
Ali BulaçRabbimiz, bizi (ateşin) içinden çıkar, eğer yine (inkara) dönersek, artık gerçekten zalim kimseler oluruz
Saheeh InternationalHe will say, "Remain despised therein and do not speak to Me
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah) buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana konuşmayın artık
Ali BulaçDer ki: "Onun içine sinin ve Benimle söyleşmeyin
Saheeh InternationalIndeed, there was a party of My servants who said, 'Our Lord, we have believed, so forgive us and have mercy upon us, and You are the best of the merciful
Elmalılı Hamdi YazırÇünkü kullarımdan bir zümre "Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi bağışla, bize merhamet et, sen, merhametlilerin en iyisisin." diyorlardı
Ali BulaçÇünkü gerçekten Benim kullarımdan bir grup: “Rabbimiz, iman ettik, Sen artık bizi bağışla ve bize merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın, derlerdi de
Saheeh InternationalBut you took them in mockery to the point that they made you forget My remembrance, and you used to laugh at them
Elmalılı Hamdi Yazırİşte siz onları alaya aldınız; sonunda bu davranışınız size beni yâd etmeyi unutturdu; çünkü siz onlara gülüyordunuz
Ali BulaçSiz onları alay konusu edinmiştiniz; öyle ki, size Benim zikrimi unutturdular ve siz onlara gülüp duruyordunuz
Saheeh InternationalIndeed, I have rewarded them this Day for their patient endurance - that they are the attainers [of success]
Elmalılı Hamdi YazırBugün ben onlara, sabrettiklerinin karşılığını verdim; onlar, hakikaten muradlarına erenlerdir
Ali BulaçBugün Ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenlerdir
Saheeh International[Allah] will say, "How long did you remain on earth in number of years
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah inkârcılara) "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar
Ali BulaçDedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız
Saheeh InternationalThey will say, "We remained a day or part of a day; ask those who enumerate
Elmalılı Hamdi YazırBir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte bilenlere sor." derler
Ali BulaçDediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor
Saheeh InternationalHe will say, "You stayed not but a little - if only you had known
Elmalılı Hamdi Yazır(Allah) buyurur ki: Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş olsaydınız
Ali BulaçDedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz
Saheeh InternationalThen did you think that We created you uselessly and that to Us you would not be returned
Elmalılı Hamdi YazırSizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız
Ali BulaçBizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız
Saheeh InternationalSo exalted is Allah, the Sovereign, the Truth; there is no deity except Him, Lord of the Noble Throne
Elmalılı Hamdi YazırMutlak hâkim ve hak olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka ilâh yoktur. O, bereketli Arş'ın sahibidir
Ali BulaçHak melik olan Allah pek Yücedir, O'ndan başka İlah yoktur; Kerim olan Arş'ın Rabbidir
Saheeh InternationalAnd whoever invokes besides Allah another deity for which he has no proof - then his account is only with his Lord. Indeed, the disbelievers will not succeed
Elmalılı Hamdi YazırHer kim Allah ile birlikte diğer bir tanrıya taparsaki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur o kimsenin hesabı ancak Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki, kâfirler kurtuluşa eremezler
Ali BulaçKim Allah ile beraber ona ilişkin geçerli kesin bir kanıt (burhan)ı olmaksızın başka bir İlah'a taparsa, artık onun hesabı Rabbinin Katındadır. Şüphesiz inkar edenler kurtuluşa eremezler
Saheeh InternationalAnd, [O Muhammad], say, "My Lord, forgive and have mercy, and You are the best of the merciful
Elmalılı Hamdi YazırResulüm! De ki: "Rabbim, bağışla ve merhamet et! Sen merhametlilerin en iyisisin
Ali BulaçVe de ki: "Rabbim, bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın