23. Al-Muminoon سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
Yusuf AliThe believers must (eventually) win through
Süleyman AteşFelaha ulaştı o mü'minler
Ali BulaçMü'minler gerçekten felah bulmuştur
Yusuf AliThose who humble themselves in their prayers
Süleyman AteşKi onlar, namazlarında saygılıdırlar
Ali BulaçOnlar namazlarında hûşû içinde olanlardır
Yusuf AliWho avoid vain talk
Süleyman AteşOnlar boş şeylerden yüz çevirirler
Ali BulaçOnlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir
Yusuf AliWho are active in deeds of charity
Süleyman AteşOnlar zekatı verirler
Ali BulaçOnlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir
Yusuf AliWho abstain from sex
Süleyman AteşVe onlar ırzlarını korurlar
Ali BulaçVe onlar ırzlarını koruyanlardır
Yusuf AliExcept with those joined to them in the marriage bond, or (the captives) whom their right hands possess,- for (in their case) they are free from blame
Süleyman AteşAncak eşleri, yahut ellerinin sahipolduğu (cariyeler) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı da) onlar kınanmazlar
Ali BulaçAncak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı (tutumları) hariç; bu konuda kınanmış değillerdir
Yusuf AliBut those whose desires exceed those limits are transgressors
Süleyman AteşAma bunun ötesine gitmek isteyen olursa, işte onlar haddi aşanlardır
Ali BulaçFakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir
Yusuf AliThose who faithfully observe their trusts and their covenants
Süleyman AteşVe o(mü'min)ler emanetlerine ve ahidlerine özen gösterirler
Ali Bulaç(Yine) Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir
Yusuf AliAnd who (strictly) guard their prayers
Süleyman AteşOnlar namazlarını (vakitlerinde kılarak) korurlar
Ali BulaçOnlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır
Yusuf AliThese will be the heirs
Süleyman Ateşİşte varis olacaklar onlardır
Ali Bulaçİşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır
Yusuf AliWho will inherit Paradise: they will dwell therein (for ever)
Süleyman AteşOnlar (en yüksek cennet olan) Firdevs'e varis olacaklar, orada ebedi kalacaklardır
Ali BulaçKi onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır; içinde de ebedi olarak kalacaklardır
Yusuf AliMan We did create from a quintessence (of clay)
Süleyman AteşAndolsun biz insanı çamurdan bir süzmeden yarattık
Ali BulaçAndolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık
Yusuf AliThen We placed him as (a drop of) sperm in a place of rest, firmly fixed
Süleyman AteşSonra onu bir nutfe (sperm) olarak sağlam bir karar yerine koyduk
Ali BulaçSonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik
Yusuf AliThen We made the sperm into a clot of congealed blood; then of that clot We made a (foetus) lump; then we made out of that lump bones and clothed the bones with flesh; then we developed out of it another creature. So blessed be God, the best t o create
Süleyman AteşSonra nutfeyi alaka(embriyo)ya çevirdik, alaka(embriyo)yı bir çiğnemlik ete çevirdik, bir çiğnemlik eti kemiklere çevirdik, kemiklere et giydirdik; sonra onu bambaşka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli Allah, ne yücedir
Ali BulaçSonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir
Yusuf AliAfter that, at length ye will die
Süleyman AteşSonra siz, bunun ardından öleceksiniz
Ali BulaçSonra bunun ardından siz gerçekten ölecek olanlarsınız
Yusuf AliAgain, on the Day of Judgment, will ye be raised up
Süleyman AteşSonra, siz kıyamet günü muhakkak diriltileceksiniz
Ali BulaçSonra siz gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz
Yusuf AliAnd We have made, above you, seven tracts; and We are never unmindful of (our) Creation
Süleyman AteşÜstünüzde de yedi tabaka (yedi gök) yarattık. Biz yaratmadan gafil değiliz
Ali BulaçAndolsun, Biz sizin üstünüzde yedi yol yarattık; Biz yaratmada gafiller değiliz
Yusuf AliAnd We send down water from the sky according to (due) measure, and We cause it to soak in the soil; and We certainly are able to drain it off (with ease)
Süleyman AteşGökten belli ölçü ve miktarda su indirip onu yerde durdurduk. Biz onu (indirmeğe kadir olduğumuz gibi) gidermeğe de kadiriz
Ali BulaçBiz gökten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik; şüphesiz Biz onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz
Yusuf AliWith it We grow for you gardens of date-palms and vines: in them have ye abundant fruits: and of them ye eat (and have enjoyment)
Süleyman AteşOnunla size, içlerinde sizin için birçok meyvalar bulunan hurma ve üzüm bahçeleri yetiştirdik, onlardan yiyorsunuz
Ali BulaçBöylelikle, bununla size hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar geliştirdik, içlerinde çok sayıda yemişler vardır; sizler onlardan yemektesiniz
Yusuf AliAlso a tree springing out of Mount Sinai, which produces oil, and relish for those who use it for food
Süleyman AteşYine onunla Tur-i Sina'dan çıkan, (meyvası) yağlı olarak biten, yiyenlerin (yağına ekmeklerini) batıracakları bir (zeytin) ağac(ı) yetiştirdik
Ali BulaçVe (daha çok) Tur-i Sina'da çıkan bir ağaç (türü de yarattık); o yağlı ve yiyenlere bir katık olarak bitmekte (ürün vermekte)dir
Yusuf AliAnd in cattle (too) ye have an instructive example: from within their bodies We produce (milk) for you to drink; there are, in them, (besides), numerous (other) benefits for you; and of their (meat) ye eat
Süleyman AteşHayvanlarda da sizin için ibret vardır: Karınlarının içindekinden size içiriyoruz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar var, aynı zamanda onlardan yersiniz
Ali BulaçGerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır; karınlarının içinde olanlardan size içirmekteyiz ve onlarda sizin için daha birçok yararlar var. Sizler onlardan yemektesiniz
Yusuf AliAn on them, as well as in slips, ye side
Süleyman AteşO(hayva)nların üzerinde ve gemiler üzerinde taşınırsınız
Ali BulaçOnların üzerinde ve gemilerde taşınmaktasınız
Yusuf Ali(Further, We sent a long line of prophets for your instruction). We sent Noah to his people: He said, "O my people! worship God! Ye have no other god but Him. Will ye not fear (Him)
Süleyman AteşAndolsun biz, Nuh'u kavmine gönderdik: "Ey kavmim, dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka tanrınız yoktur, korunmaz mısınız
Ali BulaçAndolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: "Ey Kavmim, Allah'a kulluk edin. O'nun dışında sizin başka İlahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız
Yusuf AliThe chiefs of the Unbelievers among his people said: "He is no more than a man like yourselves: his wish is to assert his superiority over you: if God had wished (to send messengers), He could have sent down angels; never did we hear such a th ing (as he says), among our ancestors of old
Süleyman AteşKavminin içinden ileri gelen inkarcı bir grup (şöyle) dedi: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allah (elçi göndermek) dileseydi, melekleri indirirdi. Biz ilk babalarımızdan böyle bir şey işitmedik
Ali BulaçBunun üzerine, kavminden inkara sapmış önde gelenler dediler ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz
Yusuf Ali(And some said): "He is only a man possessed: wait (and have patience) with him for a time
Süleyman AteşO, kendisinde delilik bulunan bir adamdır, başka bir şey değildir. Hele bir süreye kadar onu gözetleyin. He is only a man in whom is a madness, so watch him for a while
Ali BulaçO, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin
Yusuf Ali(Noah) said: "O my Lord! help me: for that they accuse me of falsehood
Süleyman Ateş(Nuh): "Rabbim, beni yalanlamaları karşısında bana yardım et (bana verdiğin sözü yerine getir)!" dedi
Ali BulaçRabbim" dedi (Nuh). "Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et
Yusuf AliSo We inspired him (with this message): "Construct the Ark within Our sight and under Our guidance: then when comes Our Command, and the fountains of the earth gush forth, take thou on board pairs of every species, male and female, and thy fam ily- except those of them against whom the Word has already gone forth: And address Me not in favour of the wrong-doers; for they shall be drowned (in the Flood)
Süleyman AteşBiz de ona vahyettik ki: "Gözlerimizin önünde ve vahyimiz(öğretimimiz)le o gemiyi yap. Bizim buyruğumuz gelip de tandır kaynayınca her cinsten iki çift ve aileni de alıp ona sok. Yalnız onlar içinde alehylerine söz geçmiş (azabımıza uğrama hükmü giymiş) olanları bırak. O zulmedenler hakkında bana yalvarma; onlar, mutlaka boğulacaklardır
Ali BulaçBöylelikle Biz ona: "Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim Bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş (azap gerekmiş) olanlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda Bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır" diye vahyettik
Yusuf AliAnd when thou hast embarked on the Ark - thou and those with thee,- say: "Praise be to God, Who has saved us from the people who do wrong
Süleyman AteşSen ve yanında bulunanlar gemiye yerleştiğiniz zaman: "Bizi o zalim kavimden kurtaran Allah'a hamdolsun." de
Ali BulaçBöylece sen, beraberinde olanlarla gemiye bindiğinde o zaman de ki: "Bizi o zulmeden kavimden kurtaran Allah'a hamd olsun
Yusuf AliAnd say: "O my Lord! enable me to disembark with thy blessing: for Thou art the Best to enable (us) to disembark
Süleyman AteşVe de ki: "Rabbim, beni mübarek bir inişle indir; sen konuklayanların en hayırlısısın
Ali BulaçVe de ki: "Rabbim, beni kutlu bir konakta indir, Sen konuklayanların en hayırlısısın
Yusuf AliVerily in this there are Signs (for men to understand); (thus) do We try (men)
Süleyman AteşGerçi biz, (onları) sınıyorduk ama, bu olayda (sizler için de) nice ibretler vardır
Ali BulaçHiç şüphesiz bunda ayetler vardır ve Biz gerçekten denemeden geçiririz
Yusuf AliThen We raised after them another generation
Süleyman AteşSonra onların ardından başka bir nesil yetiştirdik
Ali BulaçSonra onların ardından bir başka insan-nesli yaratıp-inşa ettik
Yusuf AliAnd We sent to them an apostle from among themselves, (saying), "Worship God! ye have no other god but Him. Will ye not fear (Him)
Süleyman AteşOnlara da kendi içlerinden: "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka Tanrınız yoktur, (Allah'ın azabından) korunmaz mısınız?" diyen bir elçi gönderdik
Ali BulaçOnlara da kendi içlerinden: "Allah'a ibadet edin. O'nun dışında sizin başka İlahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?" (desin) diye içlerinden bir elçi gönderdik
Yusuf AliAnd the chiefs of his people, who disbelieved and denied the Meeting in the Hereafter, and on whom We had bestowed the good things of this life, said: "He is no more than a man like yourselves: he eats of that of which ye eat, and drinks of wha t ye drink
Süleyman AteşKavminden, kendilerine dünya hayatında bol ni'met verdiğimiz o inkar eden ve ahiret buluşmasını (hesap ve cezasını) yalanlayan eşraf takımı dedi ki: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor
Ali BulaçKendi kavminden, inkar edip ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine, dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir
Yusuf AliIf ye obey a man like yourselves, behold, it is certain ye will be lost
Süleyman AteşEğer sizin gibi bir insana ita'at ederseniz o takdirde siz, mutlaka ziyana uğrayanlarsınız demektir
Ali BulaçEğer sizin benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız, andolsun, siz gerçekten hüsrana uğrayanlar olursunuz
Yusuf AliDoes he promise that when ye die and become dust and bones, ye shall be brought forth (again)
Süleyman AteşO size, siz öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman yeniden hayata çıkarılacağınızı mı va'dediyor
Ali BulaçO, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı va'dediyor
Yusuf AliFar, very far is that which ye are promised
Süleyman AteşHeyhat, o size va'dedilen şey ne kadar uzak
Ali BulaçHeyhat, size va'dedilen şeye heyhat
Yusuf AliThere is nothing but our life in this world! We shall die and we live! But we shall never be raised up again
Süleyman AteşNe ise hep bu dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız, biz öldükten sonra diriltilecek değiliz
Ali BulaçO (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz
Yusuf AliHe is only a man who invents a lie against God, but we are not the ones to believe in him
Süleyman AteşO, Allah'a yalan uydurandan başka bir adam değildir. Biz ona inanıcı(insan)lar değiliz
Ali BulaçO ise, yalnızca bir adam (insan)dır, Allah'a karşı yalan uydurmaktadır, bizler de ona inanacak değiliz
Yusuf Ali(The prophet) said: "O my Lord! help me: for that they accuse me of falsehood
Süleyman Ateş(O peygamber): "Rabbim, dedi, beni yalanlamaları karşısında bana yardım et
Ali Bulaç(Peygamber) Dedi ki: "Rabbim, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et
Yusuf Ali(God) said: "In but a little while, they are sure to be sorry
Süleyman Ateş(Allah): "Az sonra onlar pişman olacaklar!" dedi
Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "Az bir süre (bekle), onlar gerçekten pişman olacaklar
Yusuf AliThen the Blast overtook them with justice, and We made them as rubbish of dead leaves (floating on the stream of Time)! So away with the people who do wrong
Süleyman AteşDerken o korkunç ses, onları gerçekten yakaladı da onları sel süprüntüsü haline getirdik. Uzak olsun o zalim kavim
Ali BulaçDerken, hak (ettikleri cezaya karşılık) olmak üzere, o korkunç çığlık onları yakalayıverdi. Böylece onları bir süprüntü kılıverdik. Zulmeden kavim için yıkım olsun
Yusuf AliThen We raised after them other generations
Süleyman AteşSonra onların ardından başka nesiller yetiştirdik
Ali BulaçSonra onların ardından başka nesiller yaratıp-inşa ettik
Yusuf AliNo people can hasten their term, nor can they delay (it)
Süleyman AteşHiçbir ümmet, ne süresinden ileri geçebilir, ne de geri kalabilir
Ali BulaçÜmmetlerden hiçbiri, kendisine tespit edilmiş eceli ne öne alabilir, ne erteleyebilir
Yusuf AliThen sent We our apostles in succession: every time there came to a people their apostle, they accused him of falsehood: so We made them follow each other (in punishment): We made them as a tale (that is told): So away with a people that will not believe
Süleyman AteşSonra biz, elçilerimizi ardı ardına gönderdik. Hangi ümmete elçisi geldiyse onlar onu yalanladılar, biz de onları birbiri ardınca devirdik ve hepsini birer efsane yaptık. İnanmayan toplum uzak olsun
Ali BulaçSonra birbiri peşi sıra elçilerimizi gönderdik; her ümmete kendi elçisi geldiğinde, onu yalanladılar. Böylece Biz de onları (yıkıma uğratıp yok etmede) kimini kiminin izinde yürüttük ve onları (tarihin anlatıp aktardığı) bir olay kıldık. İman etmeyen kavim için yıkım olsun
Yusuf AliThen We sent Moses and his brother Aaron, with Our Signs and authority manifest
Süleyman AteşSonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik
Ali BulaçSonra Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik
Yusuf AliTo Pharaoh and his Chiefs: But these behaved insolently: they were an arrogant people
Süleyman AteşFir'avn'e ve ileri gelen adamlarına. Onlar büyüklük tasladılar ve böbürlenen bir topluluk oldular
Ali BulaçFiravun'a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen-zorba' bir topluluktu
Yusuf AliThey said: "Shall we believe in two men like ourselves? And their people are subject to us
Süleyman AteşŞu iki adamın kavmi bize kölelik ederken, şimdi biz kalkıp bizim gibi iki insana mı inanacağız? dediler
Ali BulaçDediler ki: "Bizim benzerimiz olan iki beşere mi inanacak mışız? Kaldı ki, onların kavimleri bize kullukta (kölelikte) bulunmaktadırlar
Yusuf AliSo they accused them of falsehood, and they became of those who were destroyed
Süleyman AteşOnları yalanladılar ve helak edilenlerden oldular
Ali BulaçBöylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular
Yusuf AliAnd We gave Moses the Book, in order that they might receive guidance
Süleyman Ateş(Sonra Musa, İsrail oğullarını Mısır'dan çıkardı. İsrail oğulları) Doğru yolu bulsunlar diye biz, Musa'ya Kitabı (Tevrat'ı) verdik
Ali BulaçAndolsun, Biz Musa’ya kitabı verdik, belki onlar hidayete erer diye
Yusuf AliAnd We made the son of Mary and his mother as a Sign: We gave them both shelter on high ground, affording rest and security and furnished with springs
Süleyman AteşMeryem oğlunu ve annesini bir mu'cize kıldık ve onları oturmaya uygun, çeşmeli bir tepeye yerleştirdik
Ali BulaçBiz, Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik
Yusuf AliO ye apostles! enjoy (all) things good and pure, and work righteousness: for I am well-acquainted with (all) that ye do
Süleyman AteşEy elçiler, güzel şeylerden yeyin ve yararlı iş yapın. Çünkü ben yaptıklarınızı bilmekteyim
Ali BulaçEy elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun; çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum
Yusuf AliAnd verily this Brotherhood of yours is a single Brotherhood, and I am your Lord and Cherisher: therefore fear Me (and no other)
Süleyman AteşVe işte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir, ben de sizin Rabbinizim, benden korkun. (dedik)
Ali Bulaçİşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse Benden korkup-sakının
Yusuf AliBut people have cut off their affair (of unity), between them, into sects: each party rejoices in that which is with itself
Süleyman AteşFakat işlerini aralarında parçalayıp, çeşitli Kitaplara ayırdılar. Her parti, kendi yanında bulunanla sevinmektedir
Ali BulaçAncak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir
Yusuf AliBut leave them in their confused ignorance for a time
Süleyman AteşBir süreye kadar onları, (daldıkları) gafletleri içinde bırak
Ali BulaçArtık sen onları, belli bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak
Yusuf AliDo they think that because We have granted them abundance of wealth and sons
Süleyman AteşOnlar sanıyorlar mı ki kendilerine verdiğimiz mal ve oğullar ile
Ali BulaçOnlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla
Yusuf AliWe would hasten them on in every good? Nay, they do not understand
Süleyman AteşOnların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır, (bu verdiğimiz dünya ni'metleri, onlar için bir imtihandır, fakat onlar) farkında değiller
Ali BulaçBiz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller
Yusuf AliVerily those who live in awe for fear of their Lord
Süleyman AteşOnlar ki Rablerine saygıdan titrerler
Ali BulaçGerçekten, Rablerine olan haşyetlerinden dolayı saygıyla korkanlar
Yusuf AliThose who believe in the Signs of their Lord
Süleyman AteşVe onlar ki Rablerinin ayetlerine inanırlar
Ali BulaçRablerinin ayetlerine iman edenler
Yusuf AliThose who join not (in worship) partners with their Lord
Süleyman AteşVe onlar ki Rablerine ortak koşmazlar
Ali BulaçRablerine ortak koşmayanlar
Yusuf AliAnd those who dispense their charity with their hearts full of fear, because they will return to their Lord
Süleyman AteşVerdiklerini, Rablerinin huzuruna dönecekleri düşüncesiyle kalbleri korkudan ürpererek verirler
Ali BulaçVe gerçekten Rablerine dönecekler diye, vermekte olduklarını kalpleri ürpererek verenler
Yusuf AliIt is these who hasten in every good work, and these who are foremost in them
Süleyman Ateşİşte onlar, hayır işlerine koşarlar ve onlar hayır için önde giderler
Ali Bulaçİşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler
Yusuf AliOn no soul do We place a burden greater than it can bear: before Us is a record which clearly shows the truth: they will never be wronged
Süleyman AteşBiz, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz. Katımızda gerçeği söyleyen bir Kitap vardır. (Herkesin eylemleri onda tesbit edilmiştir), onlara asla haksızlık edilmez
Ali BulaçHiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz; elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hiçbir haksızlığa uğratılmazlar
Yusuf AliBut their hearts are in confused ignorance of this; and there are, besides that, deeds of theirs, which they will (continue) to do
Süleyman AteşFakat onların kalbleri, bundan gaflet içindedir. Onların bundan başka (birtakım pis) işleri daha var ki, onlar hep o işler için çalışırlar
Ali BulaçHayır, onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet içindedir. Üstelik onların, bunun dışında yapmakta oldukları (birtakım şeyler) vardır; onlar bunun için çalışmaktadırlar
Yusuf AliUntil, when We seize in Punishment those of them who received the good things of this world, behold, they will groan in supplication
Süleyman AteşNihayet varlıklılarını azab ile yakaladığımız zaman, hemen feryada başlarlar
Ali BulaçNihayet, onların refahtan şımaran önde gelenlerini azap ile yakalayıverdiğimiz zaman, onlar hemen feryadı basacaklar
Yusuf Ali(It will be said): "Groan not in supplication this day: for ye shall certainly not be helped by Us
Süleyman AteşBugün artık feryadetmeyin, bize karşı size yardım olunmaz (kimse sizi bizim azabımızdan kurtaramaz). Supplicate not this day! Assuredly ye will not be helped by Us
Ali BulaçBugün feryad etmeyin, çünkü Bizden yardım göremezsiniz
Yusuf AliMy Signs used to be rehearsed to you, but ye used to turn back on your heels
Süleyman AteşAyetlerim size okunuyordu da siz arkanıza dönüyordunuz. My revelations were recited unto you, but ye used to turn back on your heels
Ali BulaçGerçekten Benim ayetlerim size okunuyordu, fakat siz topuklarınız üzerinde geri dönüyordunuz
Yusuf AliIn arrogance: talking nonsense about the (Qur'an), like one telling fables by night
Süleyman AteşAyetlerime karşı kibirlenerek geceleyin (Ka'be'nin çevresinde toplanıp) saçmalıyordunuz
Ali BulaçBuna (ayetlerime) karşı büyüklük taslayarak; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz
Yusuf AliDo they not ponder over the Word (of God), or has anything (new) come to them that did not come to their fathers of old
Süleyman AteşOnlar o sözü (Kur'an'ı) iyice düşünmediler mi, yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey (bir elçi ve Kitap) geldi diye mi (böyle davranıyorlar)
Ali BulaçOnlar, yine de o sözü (Kur'an'ı) gereği gibi düşünmediler mi, yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi
Yusuf AliOr do they not recognise their Apostle, that they deny him
Süleyman AteşYoksa elçilerini tanımadıkları (onun doğruluğunu, dürüstlüğünü bilmedikleri) için mi onu inkar ediyorlar
Ali BulaçYa da kendi elçilerini tanımadılar mı ki, şimdi onu inkar ediyorlar
Yusuf AliOr do they say, "He is possessed"? Nay, he has brought them the Truth, but most of them hate the Truth
Süleyman AteşYoksa "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o kendilerine hakkı getirdi, fakat çokları haktan hoşlanmıyorlar
Ali BulaçYahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar
Yusuf AliIf the Truth had been in accord with their desires, truly the heavens and the earth, and all beings therein would have been in confusion and corruption! Nay, We have sent them their admonition, but they turn away from their admonition
Süleyman AteşEğer hak, onların keyiflerine uysaydı, gökler, yer ve bunların içinde bulunan kimseler bozulur, giderdi. Biz onlara Zikir'lerini getirdik fakat onlar, Zikirlerinden yüz çeviriyorlar
Ali BulaçEğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar
Yusuf AliOr is it that thou askest them for some recompense? But the recompense of thy Lord is best: He is the Best of those who give sustenance
Süleyman AteşYoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da onun için mi hakkı kabul etmiyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en iyisidir
Ali BulaçYoksa sen onlardan haraç mı istiyorsun? İşte Rabbinin haracı (dünya ve ahiret armağanı) daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır
Yusuf AliBut verily thou callest them to the Straight Way
Süleyman AteşSen onları doğru bir yola çağırıyorsun
Ali BulaçGerçekten sen onları dosdoğru olan bir yola çağırıyorsun
Yusuf AliAnd verily those who believe not in the Hereafter are deviating from that Way
Süleyman AteşAma ahirete inanmayanlar yoldan sapıyorlar
Ali BulaçAncak ahirete inanmayanlar, şüphesiz yoldan sapanlardır
Yusuf AliIf We had mercy on them and removed the distress which is on them, they would obstinately persist in their transgression, wandering in distraction to and fro
Süleyman AteşBiz onlara acıyıp da başlarındaki sıkıntıyı açsaydık, yine azgınlıklarında bocalamağa devam ederlerdi
Ali BulaçEğer onlara merhamet eder ve onlara dokunan zararı gideriverirsek, taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarını sürdürecekler
Yusuf AliWe inflicted Punishment on them, but they humbled not themselves to their Lord, nor do they submissively entreat (Him)
Süleyman AteşAndolsun biz onları azab ile yakaladık, ama yine Rabblerine boyun eğmediler, O'na yalvarmıyorlar
Ali BulaçAndolsun, Biz onları azapla yakalayıverdik, fakat yine de Rablerine boyun eğmediler ve yakarıp-yalvarmadılar
Yusuf AliUntil We open on them a gate leading to a severe Punishment: then Lo! they will be plunged in despair therein
Süleyman AteşNihayet üzerlerine şiddetli bir azab kapısı açtığımız zaman, derhal O'nun içinde şaşkın ve umutsuz kalırlar
Ali BulaçSonunda, üzerlerine azabı şiddetli olan bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp umutlarını kaybettiler
Yusuf AliIt is He Who has created for you (the faculties of) hearing, sight, feeling and understanding: little thanks it is ye give
Süleyman AteşO'dur ki, sizin için o kulağı, o gözleri ve gönülleri inşa etti. Ne kadar az şükrediyorsunuz
Ali BulaçO, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz
Yusuf AliAnd He has multiplied you through the earth, and to Him shall ye be gathered back
Süleyman AteşO'dur ki, sizi yeryüzünde yaratıp yaydı ve O'na götürüleceksiniz
Ali BulaçO, sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir ve hepiniz yalnızca O'na (döndürülüp) toplanacaksınız
Yusuf AliIt is He Who gives life and death, and to Him (is due) the alternation of Night and Day: will ye not then understand
Süleyman AteşO'dur ki yaşatıyor, öldürüyor. Gecenin ve gündüzün değişmesi O'nun(eseri)dir. Aklınızı kullanmıyor musunuz
Ali BulaçO, yaşatan ve öldürendir; gece ile gündüzün aykırılığı (veya ardarda gelişi) da O'nun (kanunu)dur. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız
Yusuf AliOn the contrary they say things similar to what the ancients said
Süleyman AteşHayır, onlar da evvelkilerin dedikleri gibi dediler
Ali BulaçHayır; onlar, geçmiştekilerin söylediklerinin benzerini söylediler
Yusuf AliThey say: "What! when we die and become dust and bones, could we really be raised up again
Süleyman AteşÖldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı, biz mi diriltileceğiz? dediler
Ali BulaçDediler ki: "Öldüğümüz, bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi diriltilecek mişiz
Yusuf AliSuch things have been promised to us and to our fathers before! they are nothing but tales of the ancients
Süleyman AteşAndolsun bu tehdid bize de bizden önce atalarımıza da yapıldı. Bu, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir
Ali BulaçAndolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir
Yusuf AliSay: "To whom belong the earth and all beings therein? (say) if ye know
Süleyman AteşDe ki: "Biliyorsanız dünya ve içinde bulunanlar kimindir
Ali BulaçDe ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir
Yusuf AliThey will say, "To God!" say: "Yet will ye not receive admonition
Süleyman AteşAllah'ındır diyecekler. "O halde düşün(üp, ilk kez yaratanın, ikinci defa yine yaratılabileceğini anla)mıyor musunuz?" de
Ali BulaçAllah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz
Yusuf AliSay: "Who is the Lord of the seven heavens, and the Lord of the Throne (of Glory) Supreme
Süleyman AteşYedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir? de
Ali BulaçDe ki: "Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir
Yusuf AliThey will say, "(They belong) to God." Say: "Will ye not then be filled with awe
Süleyman AteşBunlar Allah'ındır diyecekler. "O halde korunmuyor musunuz?" de
Ali BulaçAllah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız
Yusuf AliSay: "Who is it in whose hands is the governance of all things,- who protects (all), but is not protected (of any)? (say) if ye know
Süleyman AteşBiliyorsanız (söyleyin) her şeyin melekutu (mülkü ve yönetimi) elinde olan, koruyup kollayan, fakat kendisi korunup kollan(maya muhtaç ol)mayan kimdir? de
Ali BulaçDe ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Herşeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken Kendisi korunmuyor
Yusuf AliThey will say, "(It belongs) to God." Say: "Then how are ye deluded
Süleyman Ateş(Her şeyin yönetimi) Allah'a aittir diyecekler. "O halde nasıl büyüleniyorsunuz?" de
Ali BulaçAllah'ındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz
Yusuf AliWe have sent them the Truth: but they indeed practise falsehood
Süleyman AteşDoğrusu biz, onlara hakkı getirdik, (bizim söylediklerimiz gerçektir), onlarsa yalancıdırlar
Ali BulaçHayır, Biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar
Yusuf AliNo son did God beget, nor is there any god along with Him: (if there were many gods), behold, each god would have taken away what he had created, and some would have lorded it over others! Glory to God! (He is free) from the (sort of) things t hey attribute to Him
Süleyman AteşAllah çocuk edinmemiştir. O'nunla beraber hiçbir tanrı yoktur. Öyle olsaydı her tanrı, kendi yarattığını götürürdü ve onlardan biri diğerine üstün gelmeğe çalışırdı. Allah, onların tanımlamalarından uzaktır
Ali BulaçAllah, hiçbir çocuk edinmemiştir ve O'nunla birlikte hiçbir İlah yoktur; eğer olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattığını götürüverirdi ve (ilahların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Allah, onların nitelendiregeldiklerinden Yücedir
Yusuf AliHe knows what is hidden and what is open: too high is He for the partners they attribute to Him
Süleyman Ateşgörünmeyeni ve görüneni bilir; onların ortak koştukları şeylerden yücedir
Ali BulaçGaybı ve müşahede edilebileni bilendir; onların ortak koştuklarından Yücedir
Yusuf AliSay: "O my Lord! if Thou wilt show me (in my lifetime) that which they are warned against
Süleyman AteşDe ki: "Rabbim, eğer onların tehdidedildikleri şeyi mutlaka bana göstereceksen (ben sağ iken onları cezalandıracaksan)
Ali BulaçDe ki: "Rabbim, eğer onlara va'dolunan (azab)ı mutlaka bana göstereceksen
Yusuf AliThen, O my Lord! put me not amongst the people who do wrong
Süleyman AteşRabbim, beni şu zalim kavmin içinde bırakma
Ali BulaçRabbim, bu durumda beni zulmeden kavmin içinde bırakma
Yusuf AliAnd We are certainly able to show thee (in fulfilment) that against which they are warned
Süleyman AteşBiz, onları tehdidettiğimiz şeyi sana göstermeğe elbette kadiriz (onları cezalandıracağız ve sen bunu göreceksin)
Ali BulaçGerçek şu ki Biz, onları tehdit ettiğimiz şeyi şüphesiz sana gösterme gücüne sahibiz
Yusuf AliRepel evil with that which is best: We are well acquainted with the things they say
Süleyman AteşKötülüğü en güzel şeyle sav. Biz onların (seni) nasıl vasıflandıracaklarını biliyoruz
Ali BulaçKötülüğü en güzel olanla uzaklaştır; Biz, onların nitelendiregeldiklerini en iyi bileniz
Yusuf AliAnd say "O my Lord! I seek refuge with Thee from the suggestions of the Evil Ones
Süleyman AteşVe de ki: "Rabbim, şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım
Ali BulaçVe de ki: "Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından Sana sığınırım
Yusuf AliAnd I seek refuge with Thee O my Lord! lest they should come near me
Süleyman AteşVe onların yanıma uğramalarından sana sığınırım Rabbim
Ali BulaçVe onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim
Yusuf Ali(In Falsehood will they be) Until, when death comes to one of them, he says: "O my Lord! send me back (to life)
Süleyman AteşNihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman: "Rabbim, der, beni geri döndürünüz
Ali BulaçSonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin
Yusuf AliIn order that I may work righteousness in the things I neglected." - "By no means! It is but a word he says."- Before them is a Partition till the Day they are raised up
Süleyman AteşKi terk ettiğim dünyada yararlı bir iş yapayım. Hayır, bu onun söylediği bir sözdür. Önlerinde ta diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır
Ali BulaçKi, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır
Yusuf AliThen when the Trumpet is blown, there will be no more relationships between them that Day, nor will one ask after another
Süleyman AteşSur'a üflendiği zaman, artık o gün aralarında soylar yoktur ve (insanlar, birbirlerine soylarını) sormazlar
Ali BulaçBöylece Sur'a üfürüldüğü zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da
Yusuf AliThen those whose balance (of good deeds) is heavy,- they will attain salvation
Süleyman AteşKimlerin (eylemlerinin) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir
Ali BulaçArtık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir
Yusuf AliBut those whose balance is light, will be those who have lost their souls, in Hell will they abide
Süleyman AteşKimlerin tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana sokanlar, cehennemde sürekli kalanlardır
Ali BulaçKimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da kendi nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır
Yusuf AliThe Fire will burn their faces, and they will therein grin, with their lips displaced
Süleyman Ateş(Orada onların) yüzlerini ateş yalar. Öyle ki (ateşin) içinde (dehşetten dudakları gerilir de) dişleri açıkta kalır
Ali BulaçAteş, onların yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde onlar, (etleri sıyrılmış olarak sırıtan) dişleriyle kalıverirler
Yusuf AliWere not My Signs rehearsed to you, and ye did but treat them as falsehood
Süleyman AteşAyetlerim size okunurdu da siz onları yalanlardınız değil mi
Ali BulaçAyetlerim size okunuyorken, yalanlayanlar sizler değil miydiniz
Yusuf AliThey will say: "our Lord! Our misfortune overwhelmed us, and we became a people astray
Süleyman AteşRabbimiz, dediler, bahtsızlığımız bizi yendi. Biz sapık bir topluluk olduk
Ali BulaçDediler ki: "Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi, biz sapan bir topluluk imişiz
Yusuf AliOur Lord! bring us out of this: if ever we return (to Evil), then shall we be wrong-doers indeed
Süleyman AteşRabbimiz, bizi bundan çıkar. Eğer bir daha (yaptığımız kötü işlere) dönersek artık biz gerçekten zalimleriz
Ali BulaçRabbimiz, bizi (ateşin) içinden çıkar, eğer yine (inkara) dönersek, artık gerçekten zalim kimseler oluruz
Yusuf AliHe will say: "Be ye driven into it (with ignominy)! And speak ye not to Me
Süleyman AteşBuyurdu ki: "Sinin orada, bana bir şey söylemeyin
Ali BulaçDer ki: "Onun içine sinin ve Benimle söyleşmeyin
Yusuf AliA part of My servants there was, who used to pray 'our Lord! we believe; then do Thou forgive us, and have mercy upon us: For Thou art the Best of those who show mercy
Süleyman AteşZira kullarımdan bir zümre: 'Rabbimiz inandık, bizi bağışla, bize acı, sen acıyanların en hayırlısısın' dedikleri için
Ali BulaçÇünkü gerçekten Benim kullarımdan bir grup: “Rabbimiz, iman ettik, Sen artık bizi bağışla ve bize merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın, derlerdi de
Yusuf AliBut ye treated them with ridicule, so much so that (ridicule of) them made you forget My Message while ye were laughing at them
Süleyman AteşSiz onlarla alay ettiniz, (sürekli onlarla uğraştığınız için onlar) size beni anmayı unutturdular. Siz daima onlara gülüyordunuz
Ali BulaçSiz onları alay konusu edinmiştiniz; öyle ki, size Benim zikrimi unutturdular ve siz onlara gülüp duruyordunuz
Yusuf AliI have rewarded them this Day for their patience and constancy: they are indeed the ones that have achieved Bliss
Süleyman AteşBugün ben, onlara sabretmelerinin karşılığını verdim; onlar (evet) işte kurtulup murada erenler onlardır
Ali BulaçBugün Ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenlerdir
Yusuf AliHe will say: "What number of years did ye stay on earth
Süleyman AteşVe buyurdu: "Yer yüzünde yıllar sayısınca ne kadar kaldınız
Ali BulaçDedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız
Yusuf AliThey will say: "We stayed a day or part of a day: but ask those who keep account
Süleyman Ateş(Herhalde) Bir gün, yahut günün bir kısmı kadar kaldık; sayanlara sor, dediler
Ali BulaçDediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor
Yusuf AliHe will say: "Ye stayed not but a little,- if ye had only known
Süleyman AteşBuyurdu ki: "Sadece az bir zaman kaldınız, keşke bilseydiniz
Ali BulaçDedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz
Yusuf AliDid ye then think that We had created you in jest, and that ye would not be brought back to Us (for account)
Süleyman AteşBizim sizi boş yere, bir oyun ve eğlence olarak yarattığımızı ve sizin bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız
Ali BulaçBizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız
Yusuf AliTherefore exalted be God, the King, the Reality: there is no god but He, the Lord of the Throne of Honour
Süleyman AteşHak padişah olan Allah, pek yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur. O, Kerim Arş'ın sahibidir
Ali BulaçHak melik olan Allah pek Yücedir, O'ndan başka İlah yoktur; Kerim olan Arş'ın Rabbidir
Yusuf AliIf anyone invokes, besides God, Any other god, he has no authority therefor; and his reckoning will be only with his Lord! and verily the Unbelievers will fail to win through
Süleyman AteşKim Allah ile beraber, varlığını kanıtlayacak hiçbir delil bulunmayan bir tanrıya taparsa, onun hesabı, Rabbinin yanındadır (onu Allah cezalandırır) çünkü kafirler iflah olmazlar
Ali BulaçKim Allah ile beraber ona ilişkin geçerli kesin bir kanıt (burhan)ı olmaksızın başka bir İlah'a taparsa, artık onun hesabı Rabbinin Katındadır. Şüphesiz inkar edenler kurtuluşa eremezler
Yusuf AliSo say: "O my Lord! grant Thou forgiveness and mercy for Thou art the Best of those who show mercy
Süleyman AteşDe ki: "Rabbim, bağışla, acı, sen acıyanların en hayırlısısın
Ali BulaçVe de ki: "Rabbim, bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın