23. Al-Muminoon سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
Ali BulaçMü'minler gerçekten felah bulmuştur
Süleyman AteşFelaha ulaştı o mü'minler
Saheeh InternationalCertainly will the believers have succeeded
Ali BulaçOnlar namazlarında hûşû içinde olanlardır
Süleyman AteşKi onlar, namazlarında saygılıdırlar
Saheeh InternationalThey who are during their prayer humbly submissive
Ali BulaçOnlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir
Süleyman AteşOnlar boş şeylerden yüz çevirirler
Saheeh InternationalAnd they who turn away from ill speech
Ali BulaçOnlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir
Süleyman AteşOnlar zekatı verirler
Saheeh InternationalAnd they who are observant of zakah
Ali BulaçVe onlar ırzlarını koruyanlardır
Süleyman AteşVe onlar ırzlarını korurlar
Saheeh InternationalAnd they who guard their private parts
Ali BulaçAncak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı (tutumları) hariç; bu konuda kınanmış değillerdir
Süleyman AteşAncak eşleri, yahut ellerinin sahipolduğu (cariyeler) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı da) onlar kınanmazlar
Saheeh InternationalExcept from their wives or those their right hands possess, for indeed, they will not be blamed
Ali BulaçFakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir
Süleyman AteşAma bunun ötesine gitmek isteyen olursa, işte onlar haddi aşanlardır
Saheeh InternationalBut whoever seeks beyond that, then those are the transgressors
Ali Bulaç(Yine) Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir
Süleyman AteşVe o(mü'min)ler emanetlerine ve ahidlerine özen gösterirler
Saheeh InternationalAnd they who are to their trusts and their promises attentive
Ali BulaçOnlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır
Süleyman AteşOnlar namazlarını (vakitlerinde kılarak) korurlar
Saheeh InternationalAnd they who carefully maintain their prayers
Ali Bulaçİşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır
Süleyman Ateşİşte varis olacaklar onlardır
Saheeh InternationalThose are the inheritors
Ali BulaçKi onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır; içinde de ebedi olarak kalacaklardır
Süleyman AteşOnlar (en yüksek cennet olan) Firdevs'e varis olacaklar, orada ebedi kalacaklardır
Saheeh InternationalWho will inherit al-Firdaus. They will abide therein eternally
Ali BulaçAndolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık
Süleyman AteşAndolsun biz insanı çamurdan bir süzmeden yarattık
Saheeh InternationalAnd certainly did We create man from an extract of clay
Ali BulaçSonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik
Süleyman AteşSonra onu bir nutfe (sperm) olarak sağlam bir karar yerine koyduk
Saheeh InternationalThen We placed him as a sperm-drop in a firm lodging
Ali BulaçSonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne Yücedir
Süleyman AteşSonra nutfeyi alaka(embriyo)ya çevirdik, alaka(embriyo)yı bir çiğnemlik ete çevirdik, bir çiğnemlik eti kemiklere çevirdik, kemiklere et giydirdik; sonra onu bambaşka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli Allah, ne yücedir
Saheeh InternationalThen We made the sperm-drop into a clinging clot, and We made the clot into a lump [of flesh], and We made [from] the lump, bones, and We covered the bones with flesh; then We developed him into another creation. So blessed is Allah, the best of creators
Ali BulaçSonra bunun ardından siz gerçekten ölecek olanlarsınız
Süleyman AteşSonra siz, bunun ardından öleceksiniz
Saheeh InternationalThen indeed, after that you are to die
Ali BulaçSonra siz gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz
Süleyman AteşSonra, siz kıyamet günü muhakkak diriltileceksiniz
Saheeh InternationalThen indeed you, on the Day of Resurrection, will be resurrected
Ali BulaçAndolsun, Biz sizin üstünüzde yedi yol yarattık; Biz yaratmada gafiller değiliz
Süleyman AteşÜstünüzde de yedi tabaka (yedi gök) yarattık. Biz yaratmadan gafil değiliz
Saheeh InternationalAnd We have created above you seven layered heavens, and never have We been of [Our] creation unaware
Ali BulaçBiz gökten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik; şüphesiz Biz onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz
Süleyman AteşGökten belli ölçü ve miktarda su indirip onu yerde durdurduk. Biz onu (indirmeğe kadir olduğumuz gibi) gidermeğe de kadiriz
Saheeh InternationalAnd We have sent down rain from the sky in a measured amount and settled it in the earth. And indeed, We are Able to take it away
Ali BulaçBöylelikle, bununla size hurmalıklardan, üzümlüklerden bahçeler-bağlar geliştirdik, içlerinde çok sayıda yemişler vardır; sizler onlardan yemektesiniz
Süleyman AteşOnunla size, içlerinde sizin için birçok meyvalar bulunan hurma ve üzüm bahçeleri yetiştirdik, onlardan yiyorsunuz
Saheeh InternationalAnd We brought forth for you thereby gardens of palm trees and grapevines in which for you are abundant fruits and from which you eat
Ali BulaçVe (daha çok) Tur-i Sina'da çıkan bir ağaç (türü de yarattık); o yağlı ve yiyenlere bir katık olarak bitmekte (ürün vermekte)dir
Süleyman AteşYine onunla Tur-i Sina'dan çıkan, (meyvası) yağlı olarak biten, yiyenlerin (yağına ekmeklerini) batıracakları bir (zeytin) ağac(ı) yetiştirdik
Saheeh InternationalAnd [We brought forth] a tree issuing from Mount Sinai which produces oil and food for those who eat
Ali BulaçGerçekten hayvanlarda da sizin için bir ders (ibret) vardır; karınlarının içinde olanlardan size içirmekteyiz ve onlarda sizin için daha birçok yararlar var. Sizler onlardan yemektesiniz
Süleyman AteşHayvanlarda da sizin için ibret vardır: Karınlarının içindekinden size içiriyoruz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar var, aynı zamanda onlardan yersiniz
Saheeh InternationalAnd indeed, for you in livestock is a lesson. We give you drink from that which is in their bellies, and for you in them are numerous benefits, and from them you eat
Ali BulaçOnların üzerinde ve gemilerde taşınmaktasınız
Süleyman AteşO(hayva)nların üzerinde ve gemiler üzerinde taşınırsınız
Saheeh InternationalAnd upon them and on ships you are carried
Ali BulaçAndolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: "Ey Kavmim, Allah'a kulluk edin. O'nun dışında sizin başka İlahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız
Süleyman AteşAndolsun biz, Nuh'u kavmine gönderdik: "Ey kavmim, dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka tanrınız yoktur, korunmaz mısınız
Saheeh InternationalAnd We had certainly sent Noah to his people, and he said, "O my people, worship Allah; you have no deity other than Him; then will you not fear Him
Ali BulaçBunun üzerine, kavminden inkara sapmış önde gelenler dediler ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz
Süleyman AteşKavminin içinden ileri gelen inkarcı bir grup (şöyle) dedi: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allah (elçi göndermek) dileseydi, melekleri indirirdi. Biz ilk babalarımızdan böyle bir şey işitmedik
Saheeh InternationalBut the eminent among those who disbelieved from his people said, "This is not but a man like yourselves who wishes to take precedence over you; and if Allah had willed [to send a messenger], He would have sent down angels. We have not heard of this among our forefathers
Ali BulaçO, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin
Süleyman AteşO, kendisinde delilik bulunan bir adamdır, başka bir şey değildir. Hele bir süreye kadar onu gözetleyin. He is only a man in whom is a madness, so watch him for a while
Saheeh InternationalHe is not but a man possessed with madness, so wait concerning him for a time
Ali BulaçRabbim" dedi (Nuh). "Beni yalanlamalarına karşılık, bana yardım et
Süleyman Ateş(Nuh): "Rabbim, beni yalanlamaları karşısında bana yardım et (bana verdiğin sözü yerine getir)!" dedi
Saheeh International[Noah] said, "My Lord, support me because they have denied me
Ali BulaçBöylelikle Biz ona: "Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim Bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş (azap gerekmiş) olanlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda Bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır" diye vahyettik
Süleyman AteşBiz de ona vahyettik ki: "Gözlerimizin önünde ve vahyimiz(öğretimimiz)le o gemiyi yap. Bizim buyruğumuz gelip de tandır kaynayınca her cinsten iki çift ve aileni de alıp ona sok. Yalnız onlar içinde alehylerine söz geçmiş (azabımıza uğrama hükmü giymiş) olanları bırak. O zulmedenler hakkında bana yalvarma; onlar, mutlaka boğulacaklardır
Saheeh InternationalSo We inspired to him, "Construct the ship under Our observation, and Our inspiration, and when Our command comes and the oven overflows, put into the ship from each [creature] two mates and your family, except those for whom the decree [of destruction] has proceeded. And do not address Me concerning those who have wronged; indeed, they are to be drowned
Ali BulaçBöylece sen, beraberinde olanlarla gemiye bindiğinde o zaman de ki: "Bizi o zulmeden kavimden kurtaran Allah'a hamd olsun
Süleyman AteşSen ve yanında bulunanlar gemiye yerleştiğiniz zaman: "Bizi o zalim kavimden kurtaran Allah'a hamdolsun." de
Saheeh InternationalAnd when you have boarded the ship, you and those with you, then say, 'Praise to Allah who has saved us from the wrongdoing people
Ali BulaçVe de ki: "Rabbim, beni kutlu bir konakta indir, Sen konuklayanların en hayırlısısın
Süleyman AteşVe de ki: "Rabbim, beni mübarek bir inişle indir; sen konuklayanların en hayırlısısın
Saheeh InternationalAnd say, 'My Lord, let me land at a blessed landing place, and You are the best to accommodate [us]
Ali BulaçHiç şüphesiz bunda ayetler vardır ve Biz gerçekten denemeden geçiririz
Süleyman AteşGerçi biz, (onları) sınıyorduk ama, bu olayda (sizler için de) nice ibretler vardır
Saheeh InternationalIndeed in that are signs, and indeed, We are ever testing [Our servants]
Ali BulaçSonra onların ardından bir başka insan-nesli yaratıp-inşa ettik
Süleyman AteşSonra onların ardından başka bir nesil yetiştirdik
Saheeh InternationalThen We produced after them a generation of others
Ali BulaçOnlara da kendi içlerinden: "Allah'a ibadet edin. O'nun dışında sizin başka İlahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?" (desin) diye içlerinden bir elçi gönderdik
Süleyman AteşOnlara da kendi içlerinden: "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka Tanrınız yoktur, (Allah'ın azabından) korunmaz mısınız?" diyen bir elçi gönderdik
Saheeh InternationalAnd We sent among them a messenger from themselves, [saying], "Worship Allah; you have no deity other than Him; then will you not fear Him
Ali BulaçKendi kavminden, inkar edip ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine, dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir
Süleyman AteşKavminden, kendilerine dünya hayatında bol ni'met verdiğimiz o inkar eden ve ahiret buluşmasını (hesap ve cezasını) yalanlayan eşraf takımı dedi ki: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor
Saheeh InternationalAnd the eminent among his people who disbelieved and denied the meeting of the Hereafter while We had given them luxury in the worldly life said, "This is not but a man like yourselves. He eats of that from which you eat and drinks of what you drink
Ali BulaçEğer sizin benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız, andolsun, siz gerçekten hüsrana uğrayanlar olursunuz
Süleyman AteşEğer sizin gibi bir insana ita'at ederseniz o takdirde siz, mutlaka ziyana uğrayanlarsınız demektir
Saheeh InternationalAnd if you should obey a man like yourselves, indeed, you would then be losers
Ali BulaçO, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı va'dediyor
Süleyman AteşO size, siz öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman yeniden hayata çıkarılacağınızı mı va'dediyor
Saheeh InternationalDoes he promise you that when you have died and become dust and bones that you will be brought forth [once more]
Ali BulaçHeyhat, size va'dedilen şeye heyhat
Süleyman AteşHeyhat, o size va'dedilen şey ne kadar uzak
Saheeh InternationalHow far, how far, is that which you are promised
Ali BulaçO (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz
Süleyman AteşNe ise hep bu dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız, biz öldükten sonra diriltilecek değiliz
Saheeh InternationalLife is not but our worldly life - we die and live, but we will not be resurrected
Ali BulaçO ise, yalnızca bir adam (insan)dır, Allah'a karşı yalan uydurmaktadır, bizler de ona inanacak değiliz
Süleyman AteşO, Allah'a yalan uydurandan başka bir adam değildir. Biz ona inanıcı(insan)lar değiliz
Saheeh InternationalHe is not but a man who has invented a lie about Allah, and we will not believe him
Ali Bulaç(Peygamber) Dedi ki: "Rabbim, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et
Süleyman Ateş(O peygamber): "Rabbim, dedi, beni yalanlamaları karşısında bana yardım et
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, support me because they have denied me
Ali Bulaç(Allah) Dedi ki: "Az bir süre (bekle), onlar gerçekten pişman olacaklar
Süleyman Ateş(Allah): "Az sonra onlar pişman olacaklar!" dedi
Saheeh International[Allah] said, "After a little, they will surely become regretful
Ali BulaçDerken, hak (ettikleri cezaya karşılık) olmak üzere, o korkunç çığlık onları yakalayıverdi. Böylece onları bir süprüntü kılıverdik. Zulmeden kavim için yıkım olsun
Süleyman AteşDerken o korkunç ses, onları gerçekten yakaladı da onları sel süprüntüsü haline getirdik. Uzak olsun o zalim kavim
Saheeh InternationalSo the shriek seized them in truth, and We made them as [plant] stubble. Then away with the wrongdoing people
Ali BulaçSonra onların ardından başka nesiller yaratıp-inşa ettik
Süleyman AteşSonra onların ardından başka nesiller yetiştirdik
Saheeh InternationalThen We produced after them other generations
Ali BulaçÜmmetlerden hiçbiri, kendisine tespit edilmiş eceli ne öne alabilir, ne erteleyebilir
Süleyman AteşHiçbir ümmet, ne süresinden ileri geçebilir, ne de geri kalabilir
Saheeh InternationalNo nation will precede its time [of termination], nor will they remain [thereafter]
Ali BulaçSonra birbiri peşi sıra elçilerimizi gönderdik; her ümmete kendi elçisi geldiğinde, onu yalanladılar. Böylece Biz de onları (yıkıma uğratıp yok etmede) kimini kiminin izinde yürüttük ve onları (tarihin anlatıp aktardığı) bir olay kıldık. İman etmeyen kavim için yıkım olsun
Süleyman AteşSonra biz, elçilerimizi ardı ardına gönderdik. Hangi ümmete elçisi geldiyse onlar onu yalanladılar, biz de onları birbiri ardınca devirdik ve hepsini birer efsane yaptık. İnanmayan toplum uzak olsun
Saheeh InternationalThen We sent Our messengers in succession. Every time there came to a nation its messenger, they denied him, so We made them follow one another [to destruction], and We made them narrations. So away with a people who do not believe
Ali BulaçSonra Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik
Süleyman AteşSonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik
Saheeh InternationalThen We sent Moses and his brother Aaron with Our signs and a clear authority
Ali BulaçFiravun'a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen-zorba' bir topluluktu
Süleyman AteşFir'avn'e ve ileri gelen adamlarına. Onlar büyüklük tasladılar ve böbürlenen bir topluluk oldular
Saheeh InternationalTo Pharaoh and his establishment, but they were arrogant and were a haughty people
Ali BulaçDediler ki: "Bizim benzerimiz olan iki beşere mi inanacak mışız? Kaldı ki, onların kavimleri bize kullukta (kölelikte) bulunmaktadırlar
Süleyman AteşŞu iki adamın kavmi bize kölelik ederken, şimdi biz kalkıp bizim gibi iki insana mı inanacağız? dediler
Saheeh InternationalThey said, "Should we believe two men like ourselves while their people are for us in servitude
Ali BulaçBöylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular
Süleyman AteşOnları yalanladılar ve helak edilenlerden oldular
Saheeh InternationalSo they denied them and were of those destroyed
Ali BulaçAndolsun, Biz Musa’ya kitabı verdik, belki onlar hidayete erer diye
Süleyman Ateş(Sonra Musa, İsrail oğullarını Mısır'dan çıkardı. İsrail oğulları) Doğru yolu bulsunlar diye biz, Musa'ya Kitabı (Tevrat'ı) verdik
Saheeh InternationalAnd We certainly gave Moses the Scripture that perhaps they would be guided
Ali BulaçBiz, Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik
Süleyman AteşMeryem oğlunu ve annesini bir mu'cize kıldık ve onları oturmaya uygun, çeşmeli bir tepeye yerleştirdik
Saheeh InternationalAnd We made the son of Mary and his mother a sign and sheltered them within a high ground having level [areas] and flowing water
Ali BulaçEy elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun; çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum
Süleyman AteşEy elçiler, güzel şeylerden yeyin ve yararlı iş yapın. Çünkü ben yaptıklarınızı bilmekteyim
Saheeh International[Allah said], "O messengers, eat from the good foods and work righteousness. Indeed, I, of what you do, am Knowing
Ali Bulaçİşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse Benden korkup-sakının
Süleyman AteşVe işte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir, ben de sizin Rabbinizim, benden korkun. (dedik)
Saheeh InternationalAnd indeed this, your religion, is one religion, and I am your Lord, so fear Me
Ali BulaçAncak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir
Süleyman AteşFakat işlerini aralarında parçalayıp, çeşitli Kitaplara ayırdılar. Her parti, kendi yanında bulunanla sevinmektedir
Saheeh InternationalBut the people divided their religion among them into sects - each faction, in what it has, rejoicing
Ali BulaçArtık sen onları, belli bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak
Süleyman AteşBir süreye kadar onları, (daldıkları) gafletleri içinde bırak
Saheeh InternationalSo leave them in their confusion for a time
Ali BulaçOnlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla
Süleyman AteşOnlar sanıyorlar mı ki kendilerine verdiğimiz mal ve oğullar ile
Saheeh InternationalDo they think that what We extend to them of wealth and children
Ali BulaçBiz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller
Süleyman AteşOnların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır, (bu verdiğimiz dünya ni'metleri, onlar için bir imtihandır, fakat onlar) farkında değiller
Saheeh InternationalIs [because] We hasten for them good things? Rather, they do not perceive
Ali BulaçGerçekten, Rablerine olan haşyetlerinden dolayı saygıyla korkanlar
Süleyman AteşOnlar ki Rablerine saygıdan titrerler
Saheeh InternationalIndeed, they who are apprehensive from fear of their Lord
Ali BulaçRablerinin ayetlerine iman edenler
Süleyman AteşVe onlar ki Rablerinin ayetlerine inanırlar
Saheeh InternationalAnd they who believe in the signs of their Lord
Ali BulaçRablerine ortak koşmayanlar
Süleyman AteşVe onlar ki Rablerine ortak koşmazlar
Saheeh InternationalAnd they who do not associate anything with their Lord
Ali BulaçVe gerçekten Rablerine dönecekler diye, vermekte olduklarını kalpleri ürpererek verenler
Süleyman AteşVerdiklerini, Rablerinin huzuruna dönecekleri düşüncesiyle kalbleri korkudan ürpererek verirler
Saheeh InternationalAnd they who give what they give while their hearts are fearful because they will be returning to their Lord
Ali Bulaçİşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler
Süleyman Ateşİşte onlar, hayır işlerine koşarlar ve onlar hayır için önde giderler
Saheeh InternationalIt is those who hasten to good deeds, and they outstrip [others] therein
Ali BulaçHiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz; elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hiçbir haksızlığa uğratılmazlar
Süleyman AteşBiz, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz. Katımızda gerçeği söyleyen bir Kitap vardır. (Herkesin eylemleri onda tesbit edilmiştir), onlara asla haksızlık edilmez
Saheeh InternationalAnd We charge no soul except [with that within] its capacity, and with Us is a record which speaks with truth; and they will not be wronged
Ali BulaçHayır, onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet içindedir. Üstelik onların, bunun dışında yapmakta oldukları (birtakım şeyler) vardır; onlar bunun için çalışmaktadırlar
Süleyman AteşFakat onların kalbleri, bundan gaflet içindedir. Onların bundan başka (birtakım pis) işleri daha var ki, onlar hep o işler için çalışırlar
Saheeh InternationalBut their hearts are covered with confusion over this, and they have [evil] deeds besides disbelief which they are doing
Ali BulaçNihayet, onların refahtan şımaran önde gelenlerini azap ile yakalayıverdiğimiz zaman, onlar hemen feryadı basacaklar
Süleyman AteşNihayet varlıklılarını azab ile yakaladığımız zaman, hemen feryada başlarlar
Saheeh InternationalUntil when We seize their affluent ones with punishment, at once they are crying [to Allah] for help
Ali BulaçBugün feryad etmeyin, çünkü Bizden yardım göremezsiniz
Süleyman AteşBugün artık feryadetmeyin, bize karşı size yardım olunmaz (kimse sizi bizim azabımızdan kurtaramaz). Supplicate not this day! Assuredly ye will not be helped by Us
Saheeh InternationalDo not cry out today. Indeed, by Us you will not be helped
Ali BulaçGerçekten Benim ayetlerim size okunuyordu, fakat siz topuklarınız üzerinde geri dönüyordunuz
Süleyman AteşAyetlerim size okunuyordu da siz arkanıza dönüyordunuz. My revelations were recited unto you, but ye used to turn back on your heels
Saheeh InternationalMy verses had already been recited to you, but you were turning back on your heels
Ali BulaçBuna (ayetlerime) karşı büyüklük taslayarak; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz
Süleyman AteşAyetlerime karşı kibirlenerek geceleyin (Ka'be'nin çevresinde toplanıp) saçmalıyordunuz
Saheeh InternationalIn arrogance regarding it, conversing by night, speaking evil
Ali BulaçOnlar, yine de o sözü (Kur'an'ı) gereği gibi düşünmediler mi, yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi
Süleyman AteşOnlar o sözü (Kur'an'ı) iyice düşünmediler mi, yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey (bir elçi ve Kitap) geldi diye mi (böyle davranıyorlar)
Saheeh InternationalThen have they not reflected over the Qur'an, or has there come to them that which had not come to their forefathers
Ali BulaçYa da kendi elçilerini tanımadılar mı ki, şimdi onu inkar ediyorlar
Süleyman AteşYoksa elçilerini tanımadıkları (onun doğruluğunu, dürüstlüğünü bilmedikleri) için mi onu inkar ediyorlar
Saheeh InternationalOr did they not know their Messenger, so they are toward him disacknowledging
Ali BulaçYahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar
Süleyman AteşYoksa "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o kendilerine hakkı getirdi, fakat çokları haktan hoşlanmıyorlar
Saheeh InternationalOr do they say, "In him is madness?" Rather, he brought them the truth, but most of them, to the truth, are averse
Ali BulaçEğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar
Süleyman AteşEğer hak, onların keyiflerine uysaydı, gökler, yer ve bunların içinde bulunan kimseler bozulur, giderdi. Biz onlara Zikir'lerini getirdik fakat onlar, Zikirlerinden yüz çeviriyorlar
Saheeh InternationalBut if the Truth had followed their inclinations, the heavens and the earth and whoever is in them would have been ruined. Rather, We have brought them their message, but they, from their message, are turning away
Ali BulaçYoksa sen onlardan haraç mı istiyorsun? İşte Rabbinin haracı (dünya ve ahiret armağanı) daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır
Süleyman AteşYoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da onun için mi hakkı kabul etmiyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en iyisidir
Saheeh InternationalOr do you, [O Muhammad], ask them for payment? But the reward of your Lord is best, and He is the best of providers
Ali BulaçGerçekten sen onları dosdoğru olan bir yola çağırıyorsun
Süleyman AteşSen onları doğru bir yola çağırıyorsun
Saheeh InternationalAnd indeed, you invite them to a straight path
Ali BulaçAncak ahirete inanmayanlar, şüphesiz yoldan sapanlardır
Süleyman AteşAma ahirete inanmayanlar yoldan sapıyorlar
Saheeh InternationalBut indeed, those who do not believe in the Hereafter are deviating from the path
Ali BulaçEğer onlara merhamet eder ve onlara dokunan zararı gideriverirsek, taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarını sürdürecekler
Süleyman AteşBiz onlara acıyıp da başlarındaki sıkıntıyı açsaydık, yine azgınlıklarında bocalamağa devam ederlerdi
Saheeh InternationalAnd even if We gave them mercy and removed what was upon them of affliction, they would persist in their transgression, wandering blindly
Ali BulaçAndolsun, Biz onları azapla yakalayıverdik, fakat yine de Rablerine boyun eğmediler ve yakarıp-yalvarmadılar
Süleyman AteşAndolsun biz onları azab ile yakaladık, ama yine Rabblerine boyun eğmediler, O'na yalvarmıyorlar
Saheeh InternationalAnd We had gripped them with suffering [as a warning], but they did not yield to their Lord, nor did they humbly supplicate, [and will continue thus]
Ali BulaçSonunda, üzerlerine azabı şiddetli olan bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp umutlarını kaybettiler
Süleyman AteşNihayet üzerlerine şiddetli bir azab kapısı açtığımız zaman, derhal O'nun içinde şaşkın ve umutsuz kalırlar
Saheeh InternationalUntil when We have opened before them a door of severe punishment, immediately they will be therein in despair
Ali BulaçO, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz
Süleyman AteşO'dur ki, sizin için o kulağı, o gözleri ve gönülleri inşa etti. Ne kadar az şükrediyorsunuz
Saheeh InternationalAnd it is He who produced for you hearing and vision and hearts; little are you grateful
Ali BulaçO, sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir ve hepiniz yalnızca O'na (döndürülüp) toplanacaksınız
Süleyman AteşO'dur ki, sizi yeryüzünde yaratıp yaydı ve O'na götürüleceksiniz
Saheeh InternationalAnd it is He who has multiplied you throughout the earth, and to Him you will be gathered
Ali BulaçO, yaşatan ve öldürendir; gece ile gündüzün aykırılığı (veya ardarda gelişi) da O'nun (kanunu)dur. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız
Süleyman AteşO'dur ki yaşatıyor, öldürüyor. Gecenin ve gündüzün değişmesi O'nun(eseri)dir. Aklınızı kullanmıyor musunuz
Saheeh InternationalAnd it is He who gives life and causes death, and His is the alternation of the night and the day. Then will you not reason
Ali BulaçHayır; onlar, geçmiştekilerin söylediklerinin benzerini söylediler
Süleyman AteşHayır, onlar da evvelkilerin dedikleri gibi dediler
Saheeh InternationalRather, they say like what the former peoples said
Ali BulaçDediler ki: "Öldüğümüz, bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi diriltilecek mişiz
Süleyman AteşÖldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı, biz mi diriltileceğiz? dediler
Saheeh InternationalThey said, "When we have died and become dust and bones, are we indeed to be resurrected
Ali BulaçAndolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir
Süleyman AteşAndolsun bu tehdid bize de bizden önce atalarımıza da yapıldı. Bu, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir
Saheeh InternationalWe have been promised this, we and our forefathers, before; this is not but legends of the former peoples
Ali BulaçDe ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir
Süleyman AteşDe ki: "Biliyorsanız dünya ve içinde bulunanlar kimindir
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "To whom belongs the earth and whoever is in it, if you should know
Ali BulaçAllah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz
Süleyman AteşAllah'ındır diyecekler. "O halde düşün(üp, ilk kez yaratanın, ikinci defa yine yaratılabileceğini anla)mıyor musunuz?" de
Saheeh InternationalThey will say, "To Allah." Say, "Then will you not remember
Ali BulaçDe ki: "Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir
Süleyman AteşYedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir? de
Saheeh InternationalSay, "Who is Lord of the seven heavens and Lord of the Great Throne
Ali BulaçAllah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız
Süleyman AteşBunlar Allah'ındır diyecekler. "O halde korunmuyor musunuz?" de
Saheeh InternationalThey will say, "[They belong] to Allah." Say, "Then will you not fear Him
Ali BulaçDe ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Herşeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken Kendisi korunmuyor
Süleyman AteşBiliyorsanız (söyleyin) her şeyin melekutu (mülkü ve yönetimi) elinde olan, koruyup kollayan, fakat kendisi korunup kollan(maya muhtaç ol)mayan kimdir? de
Saheeh InternationalSay, "In whose hand is the realm of all things - and He protects while none can protect against Him - if you should know
Ali BulaçAllah'ındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz
Süleyman Ateş(Her şeyin yönetimi) Allah'a aittir diyecekler. "O halde nasıl büyüleniyorsunuz?" de
Saheeh InternationalThey will say, "[All belongs] to Allah." Say, "Then how are you deluded
Ali BulaçHayır, Biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar
Süleyman AteşDoğrusu biz, onlara hakkı getirdik, (bizim söylediklerimiz gerçektir), onlarsa yalancıdırlar
Saheeh InternationalRather, We have brought them the truth, and indeed they are liars
Ali BulaçAllah, hiçbir çocuk edinmemiştir ve O'nunla birlikte hiçbir İlah yoktur; eğer olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattığını götürüverirdi ve (ilahların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Allah, onların nitelendiregeldiklerinden Yücedir
Süleyman AteşAllah çocuk edinmemiştir. O'nunla beraber hiçbir tanrı yoktur. Öyle olsaydı her tanrı, kendi yarattığını götürürdü ve onlardan biri diğerine üstün gelmeğe çalışırdı. Allah, onların tanımlamalarından uzaktır
Saheeh InternationalAllah has not taken any son, nor has there ever been with Him any deity. [If there had been], then each deity would have taken what it created, and some of them would have sought to overcome others. Exalted is Allah above what they describe [concerning Him]
Ali BulaçGaybı ve müşahede edilebileni bilendir; onların ortak koştuklarından Yücedir
Süleyman Ateşgörünmeyeni ve görüneni bilir; onların ortak koştukları şeylerden yücedir
Saheeh International[He is] Knower of the unseen and the witnessed, so high is He above what they associate [with Him]
Ali BulaçDe ki: "Rabbim, eğer onlara va'dolunan (azab)ı mutlaka bana göstereceksen
Süleyman AteşDe ki: "Rabbim, eğer onların tehdidedildikleri şeyi mutlaka bana göstereceksen (ben sağ iken onları cezalandıracaksan)
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "My Lord, if You should show me that which they are promised
Ali BulaçRabbim, bu durumda beni zulmeden kavmin içinde bırakma
Süleyman AteşRabbim, beni şu zalim kavmin içinde bırakma
Saheeh InternationalMy Lord, then do not place me among the wrongdoing people
Ali BulaçGerçek şu ki Biz, onları tehdit ettiğimiz şeyi şüphesiz sana gösterme gücüne sahibiz
Süleyman AteşBiz, onları tehdidettiğimiz şeyi sana göstermeğe elbette kadiriz (onları cezalandıracağız ve sen bunu göreceksin)
Saheeh InternationalAnd indeed, We are able to show you what We have promised them
Ali BulaçKötülüğü en güzel olanla uzaklaştır; Biz, onların nitelendiregeldiklerini en iyi bileniz
Süleyman AteşKötülüğü en güzel şeyle sav. Biz onların (seni) nasıl vasıflandıracaklarını biliyoruz
Saheeh InternationalRepel, by [means of] what is best, [their] evil. We are most knowing of what they describe
Ali BulaçVe de ki: "Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından Sana sığınırım
Süleyman AteşVe de ki: "Rabbim, şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım
Saheeh InternationalAnd say, "My Lord, I seek refuge in You from the incitements of the devils
Ali BulaçVe onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim
Süleyman AteşVe onların yanıma uğramalarından sana sığınırım Rabbim
Saheeh InternationalAnd I seek refuge in You, my Lord, lest they be present with me
Ali BulaçSonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin
Süleyman AteşNihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman: "Rabbim, der, beni geri döndürünüz
Saheeh International[For such is the state of the disbelievers], until, when death comes to one of them, he says, "My Lord, send me back
Ali BulaçKi, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır
Süleyman AteşKi terk ettiğim dünyada yararlı bir iş yapayım. Hayır, bu onun söylediği bir sözdür. Önlerinde ta diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır
Saheeh InternationalThat I might do righteousness in that which I left behind." No! It is only a word he is saying; and behind them is a barrier until the Day they are resurrected
Ali BulaçBöylece Sur'a üfürüldüğü zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da
Süleyman AteşSur'a üflendiği zaman, artık o gün aralarında soylar yoktur ve (insanlar, birbirlerine soylarını) sormazlar
Saheeh InternationalSo when the Horn is blown, no relationship will there be among them that Day, nor will they ask about one another
Ali BulaçArtık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir
Süleyman AteşKimlerin (eylemlerinin) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir
Saheeh InternationalAnd those whose scales are heavy [with good deeds] - it is they who are the successful
Ali BulaçKimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da kendi nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır
Süleyman AteşKimlerin tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana sokanlar, cehennemde sürekli kalanlardır
Saheeh InternationalBut those whose scales are light - those are the ones who have lost their souls, [being] in Hell, abiding eternally
Ali BulaçAteş, onların yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde onlar, (etleri sıyrılmış olarak sırıtan) dişleriyle kalıverirler
Süleyman Ateş(Orada onların) yüzlerini ateş yalar. Öyle ki (ateşin) içinde (dehşetten dudakları gerilir de) dişleri açıkta kalır
Saheeh InternationalThe Fire will sear their faces, and they therein will have taut smiles
Ali BulaçAyetlerim size okunuyorken, yalanlayanlar sizler değil miydiniz
Süleyman AteşAyetlerim size okunurdu da siz onları yalanlardınız değil mi
Saheeh International[It will be said]. "Were not My verses recited to you and you used to deny them
Ali BulaçDediler ki: "Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi, biz sapan bir topluluk imişiz
Süleyman AteşRabbimiz, dediler, bahtsızlığımız bizi yendi. Biz sapık bir topluluk olduk
Saheeh InternationalThey will say, "Our Lord, our wretchedness overcame us, and we were a people astray
Ali BulaçRabbimiz, bizi (ateşin) içinden çıkar, eğer yine (inkara) dönersek, artık gerçekten zalim kimseler oluruz
Süleyman AteşRabbimiz, bizi bundan çıkar. Eğer bir daha (yaptığımız kötü işlere) dönersek artık biz gerçekten zalimleriz
Saheeh InternationalOur Lord, remove us from it, and if we were to return [to evil], we would indeed be wrongdoers
Ali BulaçDer ki: "Onun içine sinin ve Benimle söyleşmeyin
Süleyman AteşBuyurdu ki: "Sinin orada, bana bir şey söylemeyin
Saheeh InternationalHe will say, "Remain despised therein and do not speak to Me
Ali BulaçÇünkü gerçekten Benim kullarımdan bir grup: “Rabbimiz, iman ettik, Sen artık bizi bağışla ve bize merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın, derlerdi de
Süleyman AteşZira kullarımdan bir zümre: 'Rabbimiz inandık, bizi bağışla, bize acı, sen acıyanların en hayırlısısın' dedikleri için
Saheeh InternationalIndeed, there was a party of My servants who said, 'Our Lord, we have believed, so forgive us and have mercy upon us, and You are the best of the merciful
Ali BulaçSiz onları alay konusu edinmiştiniz; öyle ki, size Benim zikrimi unutturdular ve siz onlara gülüp duruyordunuz
Süleyman AteşSiz onlarla alay ettiniz, (sürekli onlarla uğraştığınız için onlar) size beni anmayı unutturdular. Siz daima onlara gülüyordunuz
Saheeh InternationalBut you took them in mockery to the point that they made you forget My remembrance, and you used to laugh at them
Ali BulaçBugün Ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenlerdir
Süleyman AteşBugün ben, onlara sabretmelerinin karşılığını verdim; onlar (evet) işte kurtulup murada erenler onlardır
Saheeh InternationalIndeed, I have rewarded them this Day for their patient endurance - that they are the attainers [of success]
Ali BulaçDedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız
Süleyman AteşVe buyurdu: "Yer yüzünde yıllar sayısınca ne kadar kaldınız
Saheeh International[Allah] will say, "How long did you remain on earth in number of years
Ali BulaçDediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor
Süleyman Ateş(Herhalde) Bir gün, yahut günün bir kısmı kadar kaldık; sayanlara sor, dediler
Saheeh InternationalThey will say, "We remained a day or part of a day; ask those who enumerate
Ali BulaçDedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz
Süleyman AteşBuyurdu ki: "Sadece az bir zaman kaldınız, keşke bilseydiniz
Saheeh InternationalHe will say, "You stayed not but a little - if only you had known
Ali BulaçBizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız
Süleyman AteşBizim sizi boş yere, bir oyun ve eğlence olarak yarattığımızı ve sizin bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız
Saheeh InternationalThen did you think that We created you uselessly and that to Us you would not be returned
Ali BulaçHak melik olan Allah pek Yücedir, O'ndan başka İlah yoktur; Kerim olan Arş'ın Rabbidir
Süleyman AteşHak padişah olan Allah, pek yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur. O, Kerim Arş'ın sahibidir
Saheeh InternationalSo exalted is Allah, the Sovereign, the Truth; there is no deity except Him, Lord of the Noble Throne
Ali BulaçKim Allah ile beraber ona ilişkin geçerli kesin bir kanıt (burhan)ı olmaksızın başka bir İlah'a taparsa, artık onun hesabı Rabbinin Katındadır. Şüphesiz inkar edenler kurtuluşa eremezler
Süleyman AteşKim Allah ile beraber, varlığını kanıtlayacak hiçbir delil bulunmayan bir tanrıya taparsa, onun hesabı, Rabbinin yanındadır (onu Allah cezalandırır) çünkü kafirler iflah olmazlar
Saheeh InternationalAnd whoever invokes besides Allah another deity for which he has no proof - then his account is only with his Lord. Indeed, the disbelievers will not succeed
Ali BulaçVe de ki: "Rabbim, bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın
Süleyman AteşDe ki: "Rabbim, bağışla, acı, sen acıyanların en hayırlısısın
Saheeh InternationalAnd, [O Muhammad], say, "My Lord, forgive and have mercy, and You are the best of the merciful