23. Al-Muminoon سُورَةُ المُؤۡمِنُونَ
Diyanet İşleri MealiMüminler saadete ermişlerdir
Saheeh InternationalCertainly will the believers have succeeded
Süleyman AteşFelaha ulaştı o mü'minler
Diyanet İşleri MealiOnlar namazda huşu içindedirler
Saheeh InternationalThey who are during their prayer humbly submissive
Süleyman AteşKi onlar, namazlarında saygılıdırlar
Diyanet İşleri MealiOnlar boş şeylerden yüz çevirirler
Saheeh InternationalAnd they who turn away from ill speech
Süleyman AteşOnlar boş şeylerden yüz çevirirler
Diyanet İşleri MealiOnlar zekatlarını verirler
Saheeh InternationalAnd they who are observant of zakah
Süleyman AteşOnlar zekatı verirler
Diyanet İşleri MealiOnlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler
Saheeh InternationalAnd they who guard their private parts
Süleyman AteşVe onlar ırzlarını korurlar
Diyanet İşleri MealiOnlar, eşleri ve cariyeleri dışında, mahrem yerlerini herkesten korurlar. Doğrusu bunlar yerilemezler
Saheeh InternationalExcept from their wives or those their right hands possess, for indeed, they will not be blamed
Süleyman AteşAncak eşleri, yahut ellerinin sahipolduğu (cariyeler) hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı da) onlar kınanmazlar
Diyanet İşleri MealiBu sınırları aşmak isteyenler, işte bunlar aşırı gidenlerdir
Saheeh InternationalBut whoever seeks beyond that, then those are the transgressors
Süleyman AteşAma bunun ötesine gitmek isteyen olursa, işte onlar haddi aşanlardır
Diyanet İşleri MealiOnlar emanetlerini ve sözlerini yerine getirirler
Saheeh InternationalAnd they who are to their trusts and their promises attentive
Süleyman AteşVe o(mü'min)ler emanetlerine ve ahidlerine özen gösterirler
Diyanet İşleri MealiNamazlarına riayet ederler
Saheeh InternationalAnd they who carefully maintain their prayers
Süleyman AteşOnlar namazlarını (vakitlerinde kılarak) korurlar
Diyanet İşleri Mealiİşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır
Saheeh InternationalThose are the inheritors
Süleyman Ateşİşte varis olacaklar onlardır
Diyanet İşleri Mealiİşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır
Saheeh InternationalWho will inherit al-Firdaus. They will abide therein eternally
Süleyman AteşOnlar (en yüksek cennet olan) Firdevs'e varis olacaklar, orada ebedi kalacaklardır
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık
Saheeh InternationalAnd certainly did We create man from an extract of clay
Süleyman AteşAndolsun biz insanı çamurdan bir süzmeden yarattık
Diyanet İşleri MealiSonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik
Saheeh InternationalThen We placed him as a sperm-drop in a firm lodging
Süleyman AteşSonra onu bir nutfe (sperm) olarak sağlam bir karar yerine koyduk
Diyanet İşleri MealiSonra nutfeyi kan pıhtısına çevirdik, kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık: Biçim verenlerin en güzeli olan Allah ne uludur
Saheeh InternationalThen We made the sperm-drop into a clinging clot, and We made the clot into a lump [of flesh], and We made [from] the lump, bones, and We covered the bones with flesh; then We developed him into another creation. So blessed is Allah, the best of creators
Süleyman AteşSonra nutfeyi alaka(embriyo)ya çevirdik, alaka(embriyo)yı bir çiğnemlik ete çevirdik, bir çiğnemlik eti kemiklere çevirdik, kemiklere et giydirdik; sonra onu bambaşka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli Allah, ne yücedir
Diyanet İşleri MealiSizler, bütün bunlardan sonra ölürsünüz
Saheeh InternationalThen indeed, after that you are to die
Süleyman AteşSonra siz, bunun ardından öleceksiniz
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz kıyamet günü tekrar diriltilirsiniz
Saheeh InternationalThen indeed you, on the Day of Resurrection, will be resurrected
Süleyman AteşSonra, siz kıyamet günü muhakkak diriltileceksiniz
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, üstünüzde yedi tabaka yarattık. Biz, yarattığımızdan habersiz değiliz
Saheeh InternationalAnd We have created above you seven layered heavens, and never have We been of [Our] creation unaware
Süleyman AteşÜstünüzde de yedi tabaka (yedi gök) yarattık. Biz yaratmadan gafil değiliz
Diyanet İşleri MealiGökten suyu ölçülü indirdik de, onu yerde durdurduk. Şüphesiz onu gidermeye de kadiriz
Saheeh InternationalAnd We have sent down rain from the sky in a measured amount and settled it in the earth. And indeed, We are Able to take it away
Süleyman AteşGökten belli ölçü ve miktarda su indirip onu yerde durdurduk. Biz onu (indirmeğe kadir olduğumuz gibi) gidermeğe de kadiriz
Diyanet İşleri MealiOnunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik
Saheeh InternationalAnd We brought forth for you thereby gardens of palm trees and grapevines in which for you are abundant fruits and from which you eat
Süleyman AteşOnunla size, içlerinde sizin için birçok meyvalar bulunan hurma ve üzüm bahçeleri yetiştirdik, onlardan yiyorsunuz
Diyanet İşleri MealiOnunla, içinde, yediğiniz birçok meyvalar bulunan hurmalık ve üzüm bağları, Tur-i Sina'da yetişen, yiyenlere, yağ ve katık veren zeytin ağacını var ettik
Saheeh InternationalAnd [We brought forth] a tree issuing from Mount Sinai which produces oil and food for those who eat
Süleyman AteşYine onunla Tur-i Sina'dan çıkan, (meyvası) yağlı olarak biten, yiyenlerin (yağına ekmeklerini) batıracakları bir (zeytin) ağac(ı) yetiştirdik
Diyanet İşleri MealiEhli hayvanlarda size ders vardır; onlardan çıkan sütten size içiririz; onlarda daha birçok menfaatiniz vardır. Onlardan yersiniz
Saheeh InternationalAnd indeed, for you in livestock is a lesson. We give you drink from that which is in their bellies, and for you in them are numerous benefits, and from them you eat
Süleyman AteşHayvanlarda da sizin için ibret vardır: Karınlarının içindekinden size içiriyoruz. Onlarda sizin için daha birçok faydalar var, aynı zamanda onlardan yersiniz
Diyanet İşleri MealiHem onların ve hem de gemilerin üzerinde taşınırsınız
Saheeh InternationalAnd upon them and on ships you are carried
Süleyman AteşO(hayva)nların üzerinde ve gemiler üzerinde taşınırsınız
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Nuh'u milletine gönderdik; onlara: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur; sakınmaz mısınız?" dedi
Saheeh InternationalAnd We had certainly sent Noah to his people, and he said, "O my people, worship Allah; you have no deity other than Him; then will you not fear Him
Süleyman AteşAndolsun biz, Nuh'u kavmine gönderdik: "Ey kavmim, dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka tanrınız yoktur, korunmaz mısınız
Diyanet İşleri MealiMilletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler
Saheeh InternationalBut the eminent among those who disbelieved from his people said, "This is not but a man like yourselves who wishes to take precedence over you; and if Allah had willed [to send a messenger], He would have sent down angels. We have not heard of this among our forefathers
Süleyman AteşKavminin içinden ileri gelen inkarcı bir grup (şöyle) dedi: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allah (elçi göndermek) dileseydi, melekleri indirirdi. Biz ilk babalarımızdan böyle bir şey işitmedik
Diyanet İşleri MealiMilletinin inkarcı ileri gelenleri: "Bu, sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle birşey işitmedik. Bu adamda nedense biraz delilik var, bir süreye kadar onu gözetleyin" dediler
Saheeh InternationalHe is not but a man possessed with madness, so wait concerning him for a time
Süleyman AteşO, kendisinde delilik bulunan bir adamdır, başka bir şey değildir. Hele bir süreye kadar onu gözetleyin. He is only a man in whom is a madness, so watch him for a while
Diyanet İşleri MealiNuh: "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et" dedi
Saheeh International[Noah] said, "My Lord, support me because they have denied me
Süleyman Ateş(Nuh): "Rabbim, beni yalanlamaları karşısında bana yardım et (bana verdiğin sözü yerine getir)!" dedi
Diyanet İşleri MealiBunun üzerine ona şöyle vahyettik: "Nezaretimiz altında, sana bildirdiğimiz gibi gemiyi yap; buyruğumuz gelip tandırdan sular kaynayınca her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu alıp gemiye bindir. Haksızlık yapanlar için Bana baş vurma, çünkü onlar suda boğulacaklardır
Saheeh InternationalSo We inspired to him, "Construct the ship under Our observation, and Our inspiration, and when Our command comes and the oven overflows, put into the ship from each [creature] two mates and your family, except those for whom the decree [of destruction] has proceeded. And do not address Me concerning those who have wronged; indeed, they are to be drowned
Süleyman AteşBiz de ona vahyettik ki: "Gözlerimizin önünde ve vahyimiz(öğretimimiz)le o gemiyi yap. Bizim buyruğumuz gelip de tandır kaynayınca her cinsten iki çift ve aileni de alıp ona sok. Yalnız onlar içinde alehylerine söz geçmiş (azabımıza uğrama hükmü giymiş) olanları bırak. O zulmedenler hakkında bana yalvarma; onlar, mutlaka boğulacaklardır
Diyanet İşleri MealiEy Nuh! Sen ve beraberindekiler gemiye yerleşince: "Bizi zalim milletten kurtaran Allah'a hamdolsun" de
Saheeh InternationalAnd when you have boarded the ship, you and those with you, then say, 'Praise to Allah who has saved us from the wrongdoing people
Süleyman AteşSen ve yanında bulunanlar gemiye yerleştiğiniz zaman: "Bizi o zalim kavimden kurtaran Allah'a hamdolsun." de
Diyanet İşleri MealiRabbim! Beni mübarek bir yere indir. Sen indirenlerin en iyisisin" de
Saheeh InternationalAnd say, 'My Lord, let me land at a blessed landing place, and You are the best to accommodate [us]
Süleyman AteşVe de ki: "Rabbim, beni mübarek bir inişle indir; sen konuklayanların en hayırlısısın
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bunlarda dersler vardır. Biz şüphesiz insanları denemekteyiz
Saheeh InternationalIndeed in that are signs, and indeed, We are ever testing [Our servants]
Süleyman AteşGerçi biz, (onları) sınıyorduk ama, bu olayda (sizler için de) nice ibretler vardır
Diyanet İşleri MealiBunların ardından başka nesiller varettik
Saheeh InternationalThen We produced after them a generation of others
Süleyman AteşSonra onların ardından başka bir nesil yetiştirdik
Diyanet İşleri MealiOnlara aralarından: "Allah"a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur, sakınmaz mısınız?" diyen bir elçi gönderdik
Saheeh InternationalAnd We sent among them a messenger from themselves, [saying], "Worship Allah; you have no deity other than Him; then will you not fear Him
Süleyman AteşOnlara da kendi içlerinden: "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka Tanrınız yoktur, (Allah'ın azabından) korunmaz mısınız?" diyen bir elçi gönderdik
Diyanet İşleri MealiOnun, inkarcı ve ahirete kavuşmayı yalanlayan milletinin ileri gelenleri ki Biz onlara bu dünya hayatında nimet vermiştik şöyle dediler: "Bu, yediğinizden yiyen, içtiğinizden içen sizin gibi bir insandan başka birşey değildir
Saheeh InternationalAnd the eminent among his people who disbelieved and denied the meeting of the Hereafter while We had given them luxury in the worldly life said, "This is not but a man like yourselves. He eats of that from which you eat and drinks of what you drink
Süleyman AteşKavminden, kendilerine dünya hayatında bol ni'met verdiğimiz o inkar eden ve ahiret buluşmasını (hesap ve cezasını) yalanlayan eşraf takımı dedi ki: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor
Diyanet İşleri MealiKendiniz gibi bir insana itaat ederseniz hüsrana uğrayacağınızda hiç şüphe yoktur
Saheeh InternationalAnd if you should obey a man like yourselves, indeed, you would then be losers
Süleyman AteşEğer sizin gibi bir insana ita'at ederseniz o takdirde siz, mutlaka ziyana uğrayanlarsınız demektir
Diyanet İşleri MealiÖldüğünüz, toprak ve kemik yığını olduğunuz zaman tekrar dirilmenizle sizi tehdit mi ediyor
Saheeh InternationalDoes he promise you that when you have died and become dust and bones that you will be brought forth [once more]
Süleyman AteşO size, siz öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman yeniden hayata çıkarılacağınızı mı va'dediyor
Diyanet İşleri MealiOysa tehdit edildiğiniz şey ne kadar, hem de ne kadar uzak
Saheeh InternationalHow far, how far, is that which you are promised
Süleyman AteşHeyhat, o size va'dedilen şey ne kadar uzak
Diyanet İşleri MealiHayat ancak bu dünyadakidir. Ölürüz ve yaşarız (kimimiz ölür kimimiz doğar); tekrar diriltilmeyiz
Saheeh InternationalLife is not but our worldly life - we die and live, but we will not be resurrected
Süleyman AteşNe ise hep bu dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız, biz öldükten sonra diriltilecek değiliz
Diyanet İşleri MealiBu, sadece Allah'a karşı yalan uyduranın biridir. Biz ona inanmayız
Saheeh InternationalHe is not but a man who has invented a lie about Allah, and we will not believe him
Süleyman AteşO, Allah'a yalan uydurandan başka bir adam değildir. Biz ona inanıcı(insan)lar değiliz
Diyanet İşleri MealiO peygamber: "Rabbim! Beni yalancı saymalarına karşılık bana yardım et" dedi
Saheeh InternationalHe said, "My Lord, support me because they have denied me
Süleyman Ateş(O peygamber): "Rabbim, dedi, beni yalanlamaları karşısında bana yardım et
Diyanet İşleri MealiAllah da: "Az sonra pişman olacaklar" buyurdu
Saheeh International[Allah] said, "After a little, they will surely become regretful
Süleyman Ateş(Allah): "Az sonra onlar pişman olacaklar!" dedi
Diyanet İşleri MealiGerçekten, onları bir çığlık yakaladı ve onları süprüntü yığını haline getirdik. Haksızlık eden millet, rahmetden ırak olsun
Saheeh InternationalSo the shriek seized them in truth, and We made them as [plant] stubble. Then away with the wrongdoing people
Süleyman AteşDerken o korkunç ses, onları gerçekten yakaladı da onları sel süprüntüsü haline getirdik. Uzak olsun o zalim kavim
Diyanet İşleri MealiArdlarından başka nesiller varettik
Saheeh InternationalThen We produced after them other generations
Süleyman AteşSonra onların ardından başka nesiller yetiştirdik
Diyanet İşleri MealiHiçbir ümmet, kendi süresini ne çabuklaştırabilir ve ne de geciktirebilir
Saheeh InternationalNo nation will precede its time [of termination], nor will they remain [thereafter]
Süleyman AteşHiçbir ümmet, ne süresinden ileri geçebilir, ne de geri kalabilir
Diyanet İşleri MealiSonra birbiri peşinden peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete peygamberi geldikçe onu yalancı saydılar. Onları birbiri peşinden yok edip hepsini birer efsane yaptık. İnanmayan millet, rahmetden ırak olsun
Saheeh InternationalThen We sent Our messengers in succession. Every time there came to a nation its messenger, they denied him, so We made them follow one another [to destruction], and We made them narrations. So away with a people who do not believe
Süleyman AteşSonra biz, elçilerimizi ardı ardına gönderdik. Hangi ümmete elçisi geldiyse onlar onu yalanladılar, biz de onları birbiri ardınca devirdik ve hepsini birer efsane yaptık. İnanmayan toplum uzak olsun
Diyanet İşleri MealiSonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular
Saheeh InternationalThen We sent Moses and his brother Aaron with Our signs and a clear authority
Süleyman AteşSonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik
Diyanet İşleri MealiSonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular
Saheeh InternationalTo Pharaoh and his establishment, but they were arrogant and were a haughty people
Süleyman AteşFir'avn'e ve ileri gelen adamlarına. Onlar büyüklük tasladılar ve böbürlenen bir topluluk oldular
Diyanet İşleri MealiBu yüzden: "Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?" deyip onları yalancı saydılar. Bu yüzden yok edildiler
Saheeh InternationalThey said, "Should we believe two men like ourselves while their people are for us in servitude
Süleyman AteşŞu iki adamın kavmi bize kölelik ederken, şimdi biz kalkıp bizim gibi iki insana mı inanacağız? dediler
Diyanet İşleri MealiBu yüzden: "Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?" deyip onları yalancı saydılar. Bu yüzden yok edildiler
Saheeh InternationalSo they denied them and were of those destroyed
Süleyman AteşOnları yalanladılar ve helak edilenlerden oldular
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki Musa'ya, doğru yola girsinler diye Kitap verdik
Saheeh InternationalAnd We certainly gave Moses the Scripture that perhaps they would be guided
Süleyman Ateş(Sonra Musa, İsrail oğullarını Mısır'dan çıkardı. İsrail oğulları) Doğru yolu bulsunlar diye biz, Musa'ya Kitabı (Tevrat'ı) verdik
Diyanet İşleri MealiMeryem oğlunu da, annesini de mucize kıldık. Her ikisini de, pınarı bulunan, oturmaya elverişli yüksek bir yere yerleştirdik
Saheeh InternationalAnd We made the son of Mary and his mother a sign and sheltered them within a high ground having level [areas] and flowing water
Süleyman AteşMeryem oğlunu ve annesini bir mu'cize kıldık ve onları oturmaya uygun, çeşmeli bir tepeye yerleştirdik
Diyanet İşleri MealiEy Peygamberler! Temiz şeylerden yiyin, yararlı iş işleyin; doğrusu Ben, yaptığınızı bilirim
Saheeh International[Allah said], "O messengers, eat from the good foods and work righteousness. Indeed, I, of what you do, am Knowing
Süleyman AteşEy elçiler, güzel şeylerden yeyin ve yararlı iş yapın. Çünkü ben yaptıklarınızı bilmekteyim
Diyanet İşleri MealiŞüphesiz bu Müslümanlık, bir tek din olarak sizin dininizdir ve Ben de Rabbinizim; öyleyse Benden sakının
Saheeh InternationalAnd indeed this, your religion, is one religion, and I am your Lord, so fear Me
Süleyman AteşVe işte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir, ben de sizin Rabbinizim, benden korkun. (dedik)
Diyanet İşleri MealiAma insanlar din konusunda aralarında bölük bölük oldular. Her bölük kendi tuttuğu yoldan memnundur
Saheeh InternationalBut the people divided their religion among them into sects - each faction, in what it has, rejoicing
Süleyman AteşFakat işlerini aralarında parçalayıp, çeşitli Kitaplara ayırdılar. Her parti, kendi yanında bulunanla sevinmektedir
Diyanet İşleri MealiOnları bir süreye kadar sapıklıklarıyla başbaşa bırak
Saheeh InternationalSo leave them in their confusion for a time
Süleyman AteşBir süreye kadar onları, (daldıkları) gafletleri içinde bırak
Diyanet İşleri MealiKendilerine mal ve oğullar vermekle, iyiliklerde onlar için acele ettiğimizi mi zannederler? Hayır; farkında değiller
Saheeh InternationalDo they think that what We extend to them of wealth and children
Süleyman AteşOnlar sanıyorlar mı ki kendilerine verdiğimiz mal ve oğullar ile
Diyanet İşleri MealiKendilerine mal ve oğullar vermekle, iyiliklerde onlar için acele ettiğimizi mi zannederler? Hayır; farkında değiller
Saheeh InternationalIs [because] We hasten for them good things? Rather, they do not perceive
Süleyman AteşOnların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır, (bu verdiğimiz dünya ni'metleri, onlar için bir imtihandır, fakat onlar) farkında değiller
Diyanet İşleri MealiRablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler
Saheeh InternationalIndeed, they who are apprehensive from fear of their Lord
Süleyman AteşOnlar ki Rablerine saygıdan titrerler
Diyanet İşleri MealiRablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler
Saheeh InternationalAnd they who believe in the signs of their Lord
Süleyman AteşVe onlar ki Rablerinin ayetlerine inanırlar
Diyanet İşleri MealiRablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler
Saheeh InternationalAnd they who do not associate anything with their Lord
Süleyman AteşVe onlar ki Rablerine ortak koşmazlar
Diyanet İşleri MealiRablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler
Saheeh InternationalAnd they who give what they give while their hearts are fearful because they will be returning to their Lord
Süleyman AteşVerdiklerini, Rablerinin huzuruna dönecekleri düşüncesiyle kalbleri korkudan ürpererek verirler
Diyanet İşleri MealiRablerinden korkarak titreyenler, Rablerinin ayetlerine inananlar, Rablerine eş koşmayanlar, Rablerine dönecekleri için kalbleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, işte onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler
Saheeh InternationalIt is those who hasten to good deeds, and they outstrip [others] therein
Süleyman Ateşİşte onlar, hayır işlerine koşarlar ve onlar hayır için önde giderler
Diyanet İşleri MealiBiz herkese ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz. Katımızda gerçeği söyleyen bir kitap vardır; onlar haksızlığa uğratılmazlar
Saheeh InternationalAnd We charge no soul except [with that within] its capacity, and with Us is a record which speaks with truth; and they will not be wronged
Süleyman AteşBiz, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmeyiz. Katımızda gerçeği söyleyen bir Kitap vardır. (Herkesin eylemleri onda tesbit edilmiştir), onlara asla haksızlık edilmez
Diyanet İşleri MealiAma, kafirlerin kalbleri bundan habersizdir. Bundan başka da onların yapageldikleri işler de vardır
Saheeh InternationalBut their hearts are covered with confusion over this, and they have [evil] deeds besides disbelief which they are doing
Süleyman AteşFakat onların kalbleri, bundan gaflet içindedir. Onların bundan başka (birtakım pis) işleri daha var ki, onlar hep o işler için çalışırlar
Diyanet İşleri MealiSonunda şımarık varlıklılarını azabla yakaladığımız zaman feryat ederler
Saheeh InternationalUntil when We seize their affluent ones with punishment, at once they are crying [to Allah] for help
Süleyman AteşNihayet varlıklılarını azab ile yakaladığımız zaman, hemen feryada başlarlar
Diyanet İşleri MealiOnlara şöyle deriz: "Bugün feryat etmeyin, doğrusu katımızdan bir yardım görmezsiniz
Saheeh InternationalDo not cry out today. Indeed, by Us you will not be helped
Süleyman AteşBugün artık feryadetmeyin, bize karşı size yardım olunmaz (kimse sizi bizim azabımızdan kurtaramaz). Supplicate not this day! Assuredly ye will not be helped by Us
Diyanet İşleri MealiAyetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz
Saheeh InternationalMy verses had already been recited to you, but you were turning back on your heels
Süleyman AteşAyetlerim size okunuyordu da siz arkanıza dönüyordunuz. My revelations were recited unto you, but ye used to turn back on your heels
Diyanet İşleri MealiAyetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz
Saheeh InternationalIn arrogance regarding it, conversing by night, speaking evil
Süleyman AteşAyetlerime karşı kibirlenerek geceleyin (Ka'be'nin çevresinde toplanıp) saçmalıyordunuz
Diyanet İşleri MealiSöyleneni hiç düşünmezler mi? Yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey mi geldi
Saheeh InternationalThen have they not reflected over the Qur'an, or has there come to them that which had not come to their forefathers
Süleyman AteşOnlar o sözü (Kur'an'ı) iyice düşünmediler mi, yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey (bir elçi ve Kitap) geldi diye mi (böyle davranıyorlar)
Diyanet İşleri MealiVeya peygamberlerini tanımadılar da; bu yüzden mi onu inkar ediyorlar
Saheeh InternationalOr did they not know their Messenger, so they are toward him disacknowledging
Süleyman AteşYoksa elçilerini tanımadıkları (onun doğruluğunu, dürüstlüğünü bilmedikleri) için mi onu inkar ediyorlar
Diyanet İşleri MealiYa da: "Onda delilik var" diyorlar öyle mi? Hayır; onlara gerçeği getirmiştir, ama çoğu ondan hoşlanmamaktadır
Saheeh InternationalOr do they say, "In him is madness?" Rather, he brought them the truth, but most of them, to the truth, are averse
Süleyman AteşYoksa "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o kendilerine hakkı getirdi, fakat çokları haktan hoşlanmıyorlar
Diyanet İşleri MealiEğer gerçek onların heveslerine uysaydı, gökler, yer ve onlarda bulananlar bozulup giderdi. Onlara, kendilerine öğüt veren bir şey getirdik; onlar ise öğütlerinden yüz çevirirler
Saheeh InternationalBut if the Truth had followed their inclinations, the heavens and the earth and whoever is in them would have been ruined. Rather, We have brought them their message, but they, from their message, are turning away
Süleyman AteşEğer hak, onların keyiflerine uysaydı, gökler, yer ve bunların içinde bulunan kimseler bozulur, giderdi. Biz onlara Zikir'lerini getirdik fakat onlar, Zikirlerinden yüz çeviriyorlar
Diyanet İşleri MealiYoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin ecri daha iyidir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır
Saheeh InternationalOr do you, [O Muhammad], ask them for payment? But the reward of your Lord is best, and He is the best of providers
Süleyman AteşYoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da onun için mi hakkı kabul etmiyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en iyisidir
Diyanet İşleri MealiAslında sen onları doğru yola çağırıyorsun ama, ahirete inanmayanlar bu yoldan sapmaktadırlar
Saheeh InternationalAnd indeed, you invite them to a straight path
Süleyman AteşSen onları doğru bir yola çağırıyorsun
Diyanet İşleri MealiAslında sen onları doğru yola çağırıyorsun ama, ahirete inanmayanlar bu yoldan sapmaktadırlar
Saheeh InternationalBut indeed, those who do not believe in the Hereafter are deviating from the path
Süleyman AteşAma ahirete inanmayanlar yoldan sapıyorlar
Diyanet İşleri MealiBiz onlara acısak ve başlarındaki sıkıntıyı gidersek bile, azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlar
Saheeh InternationalAnd even if We gave them mercy and removed what was upon them of affliction, they would persist in their transgression, wandering blindly
Süleyman AteşBiz onlara acıyıp da başlarındaki sıkıntıyı açsaydık, yine azgınlıklarında bocalamağa devam ederlerdi
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, Biz onları azabla yakalamıştık, yine de Rablerine boyun eğmemiş ve yakarmamışlardı
Saheeh InternationalAnd We had gripped them with suffering [as a warning], but they did not yield to their Lord, nor did they humbly supplicate, [and will continue thus]
Süleyman AteşAndolsun biz onları azab ile yakaladık, ama yine Rabblerine boyun eğmediler, O'na yalvarmıyorlar
Diyanet İşleri MealiSonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman ümitsiz kalıverdiler
Saheeh InternationalUntil when We have opened before them a door of severe punishment, immediately they will be therein in despair
Süleyman AteşNihayet üzerlerine şiddetli bir azab kapısı açtığımız zaman, derhal O'nun içinde şaşkın ve umutsuz kalırlar
Diyanet İşleri MealiOysa, sizin için kulaklar, gözler ve kalbler vareden O'dur. Pek az şükrediyorsunuz
Saheeh InternationalAnd it is He who produced for you hearing and vision and hearts; little are you grateful
Süleyman AteşO'dur ki, sizin için o kulağı, o gözleri ve gönülleri inşa etti. Ne kadar az şükrediyorsunuz
Diyanet İşleri MealiSizi yerde yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız
Saheeh InternationalAnd it is He who has multiplied you throughout the earth, and to Him you will be gathered
Süleyman AteşO'dur ki, sizi yeryüzünde yaratıp yaydı ve O'na götürüleceksiniz
Diyanet İşleri MealiDirilten de, öldüren de O'dur. Gece ile gündüzün birbiri ardından gitmesi de O'nun emrine bağlıdır. Düşünmez misiniz
Saheeh InternationalAnd it is He who gives life and causes death, and His is the alternation of the night and the day. Then will you not reason
Süleyman AteşO'dur ki yaşatıyor, öldürüyor. Gecenin ve gündüzün değişmesi O'nun(eseri)dir. Aklınızı kullanmıyor musunuz
Diyanet İşleri MealiHayır; yine de öncekilerin dediklerini derler
Saheeh InternationalRather, they say like what the former peoples said
Süleyman AteşHayır, onlar da evvelkilerin dedikleri gibi dediler
Diyanet İşleri MealiÖncekiler: "Ölüp toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? And olsun ki biz ve daha önce de babalarımız tehdit edilmişti; bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir" demişlerdi
Saheeh InternationalThey said, "When we have died and become dust and bones, are we indeed to be resurrected
Süleyman AteşÖldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı, biz mi diriltileceğiz? dediler
Diyanet İşleri MealiÖncekiler: "Ölüp toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? And olsun ki biz ve daha önce de babalarımız tehdit edilmişti; bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir" demişlerdi
Saheeh InternationalWe have been promised this, we and our forefathers, before; this is not but legends of the former peoples
Süleyman AteşAndolsun bu tehdid bize de bizden önce atalarımıza da yapıldı. Bu, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Biliyorsanız söyleyin, yer ve onda bulunanlar kimindir
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "To whom belongs the earth and whoever is in it, if you should know
Süleyman AteşDe ki: "Biliyorsanız dünya ve içinde bulunanlar kimindir
Diyanet İşleri MealiAllah'ındır" diyecekler, "Öyleyse ders almaz mısınız?" de
Saheeh InternationalThey will say, "To Allah." Say, "Then will you not remember
Süleyman AteşAllah'ındır diyecekler. "O halde düşün(üp, ilk kez yaratanın, ikinci defa yine yaratılabileceğini anla)mıyor musunuz?" de
Diyanet İşleri MealiYedi göğün de Rabbi, yüce arşın da Rabbi kimdir?" de
Saheeh InternationalSay, "Who is Lord of the seven heavens and Lord of the Great Throne
Süleyman AteşYedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir? de
Diyanet İşleri MealiAllah'tır" diyecekler! "Öyleyse O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de
Saheeh InternationalThey will say, "[They belong] to Allah." Say, "Then will you not fear Him
Süleyman AteşBunlar Allah'ındır diyecekler. "O halde korunmuyor musunuz?" de
Diyanet İşleri MealiBiliyorsanız söyleyin her şeyin hükümranlığı elinde olan, barındıran fakat himayeye muhtaç olmayan kimdir
Saheeh InternationalSay, "In whose hand is the realm of all things - and He protects while none can protect against Him - if you should know
Süleyman AteşBiliyorsanız (söyleyin) her şeyin melekutu (mülkü ve yönetimi) elinde olan, koruyup kollayan, fakat kendisi korunup kollan(maya muhtaç ol)mayan kimdir? de
Diyanet İşleri MealiAllah'tır" diyecekler; "Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz" de
Saheeh InternationalThey will say, "[All belongs] to Allah." Say, "Then how are you deluded
Süleyman Ateş(Her şeyin yönetimi) Allah'a aittir diyecekler. "O halde nasıl büyüleniyorsunuz?" de
Diyanet İşleri MealiHayır; Biz onlara gerçeği getirdik ama, onlar yalancıdırlar
Saheeh InternationalRather, We have brought them the truth, and indeed they are liars
Süleyman AteşDoğrusu biz, onlara hakkı getirdik, (bizim söylediklerimiz gerçektir), onlarsa yalancıdırlar
Diyanet İşleri MealiAllah çocuk edinmemiştir; O'nun yanında hiçbir tanrı yoktur, olsaydı, her tanrı kendi yarattığı ile beraber gider ve birbirinden üstün olmağa çalışırlardı. Allah onların vasıflandırdıklarından münezzehtir
Saheeh InternationalAllah has not taken any son, nor has there ever been with Him any deity. [If there had been], then each deity would have taken what it created, and some of them would have sought to overcome others. Exalted is Allah above what they describe [concerning Him]
Süleyman AteşAllah çocuk edinmemiştir. O'nunla beraber hiçbir tanrı yoktur. Öyle olsaydı her tanrı, kendi yarattığını götürürdü ve onlardan biri diğerine üstün gelmeğe çalışırdı. Allah, onların tanımlamalarından uzaktır
Diyanet İşleri MealiO, görülmeyeni de, görüleni de bilir. Koştukları ortaklardan yücedir
Saheeh International[He is] Knower of the unseen and the witnessed, so high is He above what they associate [with Him]
Süleyman Ateşgörünmeyeni ve görüneni bilir; onların ortak koştukları şeylerden yücedir
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Rabbim! Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "My Lord, if You should show me that which they are promised
Süleyman AteşDe ki: "Rabbim, eğer onların tehdidedildikleri şeyi mutlaka bana göstereceksen (ben sağ iken onları cezalandıracaksan)
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Rabbim! Onların tehdit olundukları şeyi bana mutlaka göstereceksen, o zaman beni zalim milletin içinde bulundurma Yarabbi
Saheeh InternationalMy Lord, then do not place me among the wrongdoing people
Süleyman AteşRabbim, beni şu zalim kavmin içinde bırakma
Diyanet İşleri MealiBiz onlara vadettiğimizi sana elbette gösterebiliriz
Saheeh InternationalAnd indeed, We are able to show you what We have promised them
Süleyman AteşBiz, onları tehdidettiğimiz şeyi sana göstermeğe elbette kadiriz (onları cezalandıracağız ve sen bunu göreceksin)
Diyanet İşleri MealiKötülüğü en iyi ile sav. Onların vasıflandırmalarını Biz daha iyi biliriz
Saheeh InternationalRepel, by [means of] what is best, [their] evil. We are most knowing of what they describe
Süleyman AteşKötülüğü en güzel şeyle sav. Biz onların (seni) nasıl vasıflandıracaklarını biliyoruz
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından Sana sığınırım
Saheeh InternationalAnd say, "My Lord, I seek refuge in You from the incitements of the devils
Süleyman AteşVe de ki: "Rabbim, şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım
Diyanet İşleri MealiRabbim! Yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım
Saheeh InternationalAnd I seek refuge in You, my Lord, lest they be present with me
Süleyman AteşVe onların yanıma uğramalarından sana sığınırım Rabbim
Diyanet İşleri MealiOnlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır
Saheeh International[For such is the state of the disbelievers], until, when death comes to one of them, he says, "My Lord, send me back
Süleyman AteşNihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman: "Rabbim, der, beni geri döndürünüz
Diyanet İşleri MealiOnlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu söylediği sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır
Saheeh InternationalThat I might do righteousness in that which I left behind." No! It is only a word he is saying; and behind them is a barrier until the Day they are resurrected
Süleyman AteşKi terk ettiğim dünyada yararlı bir iş yapayım. Hayır, bu onun söylediği bir sözdür. Önlerinde ta diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır
Diyanet İşleri MealiSura üflendiği zaman, o gün, aralarındaki soy yakınlığı fayda vermez ve birbirlerine de birşey soramazlar
Saheeh InternationalSo when the Horn is blown, no relationship will there be among them that Day, nor will they ask about one another
Süleyman AteşSur'a üflendiği zaman, artık o gün aralarında soylar yoktur ve (insanlar, birbirlerine soylarını) sormazlar
Diyanet İşleri MealiTartıları ağır gelenler, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır
Saheeh InternationalAnd those whose scales are heavy [with good deeds] - it is they who are the successful
Süleyman AteşKimlerin (eylemlerinin) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir
Diyanet İşleri MealiTartıları hafif gelenler, işte onlar, kendilerine yazık edendir, cehennemde temellidirler
Saheeh InternationalBut those whose scales are light - those are the ones who have lost their souls, [being] in Hell, abiding eternally
Süleyman AteşKimlerin tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana sokanlar, cehennemde sürekli kalanlardır
Diyanet İşleri MealiAteş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır
Saheeh InternationalThe Fire will sear their faces, and they therein will have taut smiles
Süleyman Ateş(Orada onların) yüzlerini ateş yalar. Öyle ki (ateşin) içinde (dehşetten dudakları gerilir de) dişleri açıkta kalır
Diyanet İşleri MealiAllah: "Ayetlerim size okunurken onları yalanlıyordunuz değil mi?" der
Saheeh International[It will be said]. "Were not My verses recited to you and you used to deny them
Süleyman AteşAyetlerim size okunurdu da siz onları yalanlardınız değil mi
Diyanet İşleri MealiŞöyle derler: "Rabbimiz! Bizi bedbahtlığımız yenmişti; sapık bir millet olmuştuk
Saheeh InternationalThey will say, "Our Lord, our wretchedness overcame us, and we were a people astray
Süleyman AteşRabbimiz, dediler, bahtsızlığımız bizi yendi. Biz sapık bir topluluk olduk
Diyanet İşleri MealiRabbimiz! Bizi buradan çıkar, tekrar günaha dönersek, doğrusu zulmetmiş oluruz
Saheeh InternationalOur Lord, remove us from it, and if we were to return [to evil], we would indeed be wrongdoers
Süleyman AteşRabbimiz, bizi bundan çıkar. Eğer bir daha (yaptığımız kötü işlere) dönersek artık biz gerçekten zalimleriz
Diyanet İşleri MealiAllah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der
Saheeh InternationalHe will say, "Remain despised therein and do not speak to Me
Süleyman AteşBuyurdu ki: "Sinin orada, bana bir şey söylemeyin
Diyanet İşleri MealiAllah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der
Saheeh InternationalIndeed, there was a party of My servants who said, 'Our Lord, we have believed, so forgive us and have mercy upon us, and You are the best of the merciful
Süleyman AteşZira kullarımdan bir zümre: 'Rabbimiz inandık, bizi bağışla, bize acı, sen acıyanların en hayırlısısın' dedikleri için
Diyanet İşleri MealiAllah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der
Saheeh InternationalBut you took them in mockery to the point that they made you forget My remembrance, and you used to laugh at them
Süleyman AteşSiz onlarla alay ettiniz, (sürekli onlarla uğraştığınız için onlar) size beni anmayı unutturdular. Siz daima onlara gülüyordunuz
Diyanet İşleri MealiAllah: "Sinin orada! Benimle konuşmayın. Kullarımdan bir topluluk: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" diyordu. Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Bu yaptıklarınız size Beni anmayı unutturuyordu. Onlara hep gülüyordunuz. Sabretmelerine karşılık bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar kurtulanlardır" der
Saheeh InternationalIndeed, I have rewarded them this Day for their patient endurance - that they are the attainers [of success]
Süleyman AteşBugün ben, onlara sabretmelerinin karşılığını verdim; onlar (evet) işte kurtulup murada erenler onlardır
Diyanet İşleri MealiAllah onlara yine: "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız" der
Saheeh International[Allah] will say, "How long did you remain on earth in number of years
Süleyman AteşVe buyurdu: "Yer yüzünde yıllar sayısınca ne kadar kaldınız
Diyanet İşleri MealiBir gün veya daha az bir süre kaldık, sayanlara sor" derler
Saheeh InternationalThey will say, "We remained a day or part of a day; ask those who enumerate
Süleyman Ateş(Herhalde) Bir gün, yahut günün bir kısmı kadar kaldık; sayanlara sor, dediler
Diyanet İşleri MealiAllah' "Pek az kaldınız, keşke bilseydiniz! Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" der
Saheeh InternationalHe will say, "You stayed not but a little - if only you had known
Süleyman AteşBuyurdu ki: "Sadece az bir zaman kaldınız, keşke bilseydiniz
Diyanet İşleri MealiAllah' "Pek az kaldınız, keşke bilseydiniz! Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" der
Saheeh InternationalThen did you think that We created you uselessly and that to Us you would not be returned
Süleyman AteşBizim sizi boş yere, bir oyun ve eğlence olarak yarattığımızı ve sizin bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız
Diyanet İşleri MealiGerçek hükümdar olan Allah yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur. O, yüce arşın Rabbidir
Saheeh InternationalSo exalted is Allah, the Sovereign, the Truth; there is no deity except Him, Lord of the Noble Throne
Süleyman AteşHak padişah olan Allah, pek yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur. O, Kerim Arş'ın sahibidir
Diyanet İşleri MealiAllah'la beraber, varlığına hiçbir delili olmadığı halde başka tanrıya tapanın hesabını Rabbi görecektir. İnkarcılar elbette kurtulamazlar
Saheeh InternationalAnd whoever invokes besides Allah another deity for which he has no proof - then his account is only with his Lord. Indeed, the disbelievers will not succeed
Süleyman AteşKim Allah ile beraber, varlığını kanıtlayacak hiçbir delil bulunmayan bir tanrıya taparsa, onun hesabı, Rabbinin yanındadır (onu Allah cezalandırır) çünkü kafirler iflah olmazlar
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Rabbim! Bağışla, merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın
Saheeh InternationalAnd, [O Muhammad], say, "My Lord, forgive and have mercy, and You are the best of the merciful
Süleyman AteşDe ki: "Rabbim, bağışla, acı, sen acıyanların en hayırlısısın