☪ Anlam Arayışı

30. Ar-Room سُورَةُ الرُّومِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
30:1
الٓمٓ
الٓمٓ
Elif Lâm Mîm

Süleyman AteşElif lam mim

30:2
غُلِبَتِ ٱلرُّومُ
غُلِبَتِ
yenildi
ٱلرُّومُ
Rum(lar)

Süleyman AteşRum(lar), yenildi

30:3 📚 4
فِيٓ أَدۡنَى ٱلۡأَرۡضِ وَهُم مِّنۢ بَعۡدِ غَلَبِهِمۡ سَيَغۡلِبُونَ
فِىٓ
en yakın
أَدْنَى
(the) nearest
ٱلْأَرْضِ
bir yerde
وَهُم
ve onlar
مِّنۢ
sonra
بَعْدِ
after
غَلَبِهِمْ
yenilgilerinden
سَيَغْلِبُونَ
yeneceklerdir

Süleyman Ateş(Bölgeye) En yakın bir yerde. Onlar (bu) yenilgilerinden sonra yeneceklerdir

30:4 📚 5
فِي بِضۡعِ سِنِينَۗ لِلَّهِ ٱلۡأَمۡرُ مِن قَبۡلُ وَمِنۢ بَعۡدُۚ وَيَوۡمَئِذࣲ يَفۡرَحُ ٱلۡمُؤۡمِنُونَ
فِى
içinde
بِضْعِ
birkaç
سِنِينَ ۗ
yıl
لِلَّهِ
Allah'ındır
ٱلْأَمْرُ
emir
مِن
(bundan) önce
قَبْلُ
before
وَمِنۢ
ve
بَعْدُ ۚ
sonra
وَيَوْمَئِذٍۢ
ve o gün
يَفْرَحُ
sevinir(ler)
ٱلْمُؤْمِنُونَ
mü'minler

Süleyman AteşBirkaç (-9) yıl içinde. (Onların) Bu(yenilgileri)nden önce de, sonra da emir Allah'ındır (ferman O'nundur). O gün mü'minler sevinir(ler)

30:5
بِنَصۡرِ ٱللَّهِۚ يَنصُرُ مَن يَشَآءُۖ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
بِنَصْرِ
yardımıyle
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
يَنصُرُ
yardım eder
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۖ
dilediği
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَزِيزُ
galiptir
ٱلرَّحِيمُ
esirgeyendir

Süleyman AteşAllah'ın yardımıyle. (Allah) Dilediğine yardım eder. O, galiptir, esirgeyendir

30:6
وَعۡدَ ٱللَّهِۖ لَا يُخۡلِفُ ٱللَّهُ وَعۡدَهُۥ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ
وَعْدَ
va'didir
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
لَا
caymaz
يُخْلِفُ
fail
ٱللَّهُ
Allah
وَعْدَهُۥ
va'dinden
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Süleyman Ateş(Bu,) Allah'ın va'didir. Allah va'dinden caymaz; fakat insanların çoğu bilmezler

30:7 📚 7
يَعۡلَمُونَ ظَٰهِرࣰ ا مِّنَ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَهُمۡ عَنِ ٱلۡأٓخِرَةِ هُمۡ غَٰفِلُونَ
يَعْلَمُونَ
bilirler
ظَـٰهِرًۭا
dış yüzünü
مِّنَ
hayatının
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَهُمْ
ve onlar
عَنِ
ahiretten
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
هُمْ
onlar
غَـٰفِلُونَ
gafildirler

Süleyman AteşOnlar, sadece şu yakın hayatın dış yüzünü bilirler; ahiretten ise onlar tamamen gafildirler

30:8 📚 1
أَوَلَمۡ يَتَفَكَّرُواْ فِيٓ أَنفُسِهِمۗ مَّا خَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَأَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ىۗ وَإِنَّ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلنَّاسِ بِلِقَآيِٕ رَبِّهِمۡ لَكَٰفِرُونَ
أَوَلَمْ
hiç düşünmediler mi?
يَتَفَكَّرُوا۟
they ponder
فِىٓ
içlerinde
أَنفُسِهِم ۗ
kendi
مَّا
yaratmamıştır
خَلَقَ
Allah (has) created
ٱللَّهُ
Allah
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَٱلْأَرْضَ
ve yerde
وَمَا
ve bulunanları
بَيْنَهُمَآ
bu ikisi arasında
إِلَّا
dışında
بِٱلْحَقِّ
hak olması
وَأَجَلٍۢ
ve bir süre
مُّسَمًّۭى ۗ
belirtilmiştir
وَإِنَّ
ve şüphesiz
كَثِيرًۭا
çoğu
مِّنَ
insanlardan
ٱلنَّاسِ
the people
بِلِقَآئِ
kavuşmayı
رَبِّهِمْ
Rabblerine
لَكَـٰفِرُونَ
inkar etmektedirler

Süleyman AteşKendi içlerinde hiç düşünmediler mi ki Allah, göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi ancak hak olarak ve belirtilmiş bir süre ile yaratmıştır? İnsanlardan çoğu, Rabblerine kavuşmayı inkar etmektedirler

30:9 📚 3
أَوَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَانُوٓاْ أَشَدَّ مِنۡهُمۡ قُوَّةࣰ وَأَثَارُواْ ٱلۡأَرۡضَ وَعَمَرُوهَآ أَكۡثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِۖ فَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظۡلِمَهُمۡ وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ
أَوَلَمْ
gezmediler mi?
يَسِيرُوا۟
they traveled
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَيَنظُرُوا۟
baksınlar
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğuna
عَـٰقِبَةُ
sonunun
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۚ
before them
كَانُوٓا۟
idiler
أَشَدَّ
daha güçlü
مِنْهُمْ
kendilerinden
قُوَّةًۭ
kuvvet bakımından
وَأَثَارُوا۟
alt-üst etmişlerdi
ٱلْأَرْضَ
toprağı
وَعَمَرُوهَآ
ve onu imar etmişlerdi
أَكْثَرَ
daha çok
مِمَّا
bunların imar ettiklerinden
عَمَرُوهَا
they have built (on) it
وَجَآءَتْهُمْ
onlara gelmişti
رُسُلُهُم
elçiler
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ۖ
delillerle
فَمَا
fakat
كَانَ
değildi
ٱللَّهُ
Allah
لِيَظْلِمَهُمْ
onlara zulmedecek
وَلَـٰكِن
fakat
كَانُوٓا۟
onlar
أَنفُسَهُمْ
kendi kendilerine
يَظْلِمُونَ
zulmediyorlardı

Süleyman AteşYeryüzünde gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna baksınlar. Onlar, kendilerinden daha güçlü idiler; (sular, madenler çıkarmak, ekin ekmek, ağaç dikmek için) toprağı (kazmış) alt-üst etmişler ve onu, bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da elçileri, deliller getirmişti. Allah onlara zulmedecek değildi. Fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı

30:10
ثُمَّ كَانَ عَٰقِبَةَ ٱلَّذِينَ أَسَٰٓـُٔواْ ٱلسُّوٓأَىٰٓ أَن كَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَكَانُواْ بِهَا يَسۡتَهۡزِءُونَ
ثُمَّ
sonra
كَانَ
oldu
عَـٰقِبَةَ
sonu
ٱلَّذِينَ
kimselerin
أَسَـٰٓـُٔوا۟
kötülük eden(lerin)
ٱلسُّوٓأَىٰٓ
çok kötü
أَن
çünkü
كَذَّبُوا۟
yalanladılar
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَكَانُوا۟
ve -idiler
بِهَا
onlarla
يَسْتَهْزِءُونَ
making mockery

Süleyman AteşSonra kötülük edenlerin sonu çok kötü oldu. Çünkü Allah'ın ayetlerini yalanladılar. Ve onlarla alay ediyorlardı

30:11
ٱللَّهُ يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ ثُمَّ إِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
ٱللَّهُ
Allah
يَبْدَؤُا۟
başlar
ٱلْخَلْقَ
yaratmağa
ثُمَّ
sonra
يُعِيدُهُۥ
onu devam ettirir
ثُمَّ
sonra
إِلَيْهِ
O'na
تُرْجَعُونَ
döndürülürsünüz

Süleyman AteşAllah, yaratmağa başlar, sonra onu çevirip yeniden yapar; sonra O'na döndürülürsünüz

30:12
وَيَوۡمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يُبۡلِسُ ٱلۡمُجۡرِمُونَ
وَيَوْمَ
ve gün
تَقُومُ
başladığı
ٱلسَّاعَةُ
sa'at
يُبْلِسُ
susarlar
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlular

Süleyman Ateş(Duruşma) Sa'at(i) başladığı gün, suçlular (umutsuzluk içinde) susarlar

30:13
وَلَمۡ يَكُن لَّهُم مِّن شُرَكَآئِهِمۡ شُفَعَٰٓؤُاْ وَكَانُواْ بِشُرَكَآئِهِمۡ كَٰفِرِينَ
وَلَمْ
ve
يَكُن
olmaz
لَّهُم
kendilerine
مِّن
ortaklarından
شُرَكَآئِهِمْ
theirs partners
شُفَعَـٰٓؤُا۟
hiçbir şefa'atçi
وَكَانُوا۟
o zaman oldular
بِشُرَكَآئِهِمْ
ortaklarını
كَـٰفِرِينَ
inkar eder(ler)

Süleyman Ateş(Allah'a) ortak(koştukları put)larından da kendilerine hiçbir şefa'atçi çıkmaz. O zaman ortaklarını inkar ederler

30:14
وَيَوۡمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يَوۡمَئِذࣲ يَتَفَرَّقُونَ
وَيَوْمَ
ve gün
تَقُومُ
başladığı
ٱلسَّاعَةُ
sa'at
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
يَتَفَرَّقُونَ
ayrılırlar

Süleyman AteşO sa'at başladığı gün, o gün (inananlar ve inanmayanlar) ayrılırlar

30:15
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَهُمۡ فِي رَوۡضَةࣲ يُحۡبَرُونَ
فَأَمَّا
ancak
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
فَهُمْ
onlar
فِى
içinde
رَوْضَةٍۢ
bir bahçe
يُحْبَرُونَ
neş'elendirilirler

Süleyman Ateşİnanıp iyi işler yapanlar, onlar (çiçekli, ırmaklı) bir bahçe içinde neş'elendirilirler

30:16
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَا وَلِقَآيِٕ ٱلۡأٓخِرَةِ فَأُوْلَٰٓئِكَ فِي ٱلۡعَذَابِ مُحۡضَرُونَ
وَأَمَّا
fakat
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
وَكَذَّبُوا۟
ve yalanlayanlar
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizi
وَلِقَآئِ
ve buluşmasını
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
onlar da
فِى
içine
ٱلْعَذَابِ
azabın
مُحْضَرُونَ
getirilirler

Süleyman AteşFakat inkar edip ayetlerimizi ve ahiret buluşmasını yalanlayanlara gelince, onlar da (tutuklanıp) azabın içine getirilirler

30:17
فَسُبۡحَٰنَ ٱللَّهِ حِينَ تُمۡسُونَ وَحِينَ تُصۡبِحُونَ
فَسُبْحَـٰنَ
öyle ise tesbih edin
ٱللَّهِ
Allah'ı
حِينَ
zaman
تُمْسُونَ
akşama girdiğiniz
وَحِينَ
ve zaman
تُصْبِحُونَ
sabaha erdiğiniz

Süleyman AteşÖyle ise akşama girdiğiniz zaman da, sabaha erdiğiniz zaman da tesbih Allah'ındır (O'nun şanının yüceliği anılır)

30:18
وَلَهُ ٱلۡحَمۡدُ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَعَشِيࣰّ ا وَحِينَ تُظۡهِرُونَ
وَلَهُ
O'na mahsustur
ٱلْحَمْدُ
hamd
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ
ve yerde
وَعَشِيًّۭا
ve günün sonunda
وَحِينَ
ve zaman
تُظْهِرُونَ
öğleye erdiğiniz

Süleyman AteşGöklerde ve yerde, günün sonunda da, öğleye erdiğiniz zaman da hamd, O'na mahsustur

30:19 📚 9
يُخۡرِجُ ٱلۡحَيَّ مِنَ ٱلۡمَيِّتِ وَيُخۡرِجُ ٱلۡمَيِّتَ مِنَ ٱلۡحَيِّ وَيُحۡيِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَاۚ وَكَذَٰلِكَ تُخۡرَجُونَ
يُخْرِجُ
çıkarır
ٱلْحَىَّ
diri
مِنَ
ölüden
ٱلْمَيِّتِ
the dead
وَيُخْرِجُ
ve çıkarır
ٱلْمَيِّتَ
ölü
مِنَ
diriden
ٱلْحَىِّ
the living
وَيُحْىِ
ve diriltir
ٱلْأَرْضَ
yeri
بَعْدَ
sonra
مَوْتِهَا ۚ
ölümünden
وَكَذَٰلِكَ
işte siz de öyle
تُخْرَجُونَ
çıkarılacaksınız

Süleyman Ateş(Allah), ölüden diri çıkarır, diriden ölü çıkarır; yeri ölümünden sonra diriltir. İşte siz de (bedensel hayata) öyle çıkarılacaksınız

30:20 📚 4
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦٓ أَنۡ خَلَقَكُم مِّن تُرَابࣲ ثُمَّ إِذَآ أَنتُم بَشَرࣱ تَنتَشِرُونَ
وَمِنْ
O'nun ayetlerinden (biri)
ءَايَـٰتِهِۦٓ
His Signs
أَنْ
sizi yaratmasıdır
خَلَقَكُم
He created you
مِّن
topraktan
تُرَابٍۢ
dust
ثُمَّ
sonra
إِذَآ
bir de bakarsın ki
أَنتُم
siz
بَشَرٌۭ
insan(lar)
تَنتَشِرُونَ
yayılıyorsunuz

Süleyman AteşO'nun ayetlerinden (gücünün işaretlerinden) biri sizi topraktan yaratmasıdır. Sonra siz, (yeryüzüne) yayılan insan(lar) oluverdiniz

30:21 📚 2
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦٓ أَنۡ خَلَقَ لَكُم مِّنۡ أَنفُسِكُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا لِّتَسۡكُنُوٓاْ إِلَيۡهَا وَجَعَلَ بَيۡنَكُم مَّوَدَّةࣰ وَرَحۡمَةًۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَتَفَكَّرُونَ
وَمِنْ
O'nun ayetlerinden (biri de)
ءَايَـٰتِهِۦٓ
His Signs
أَنْ
yaratmasıdır
خَلَقَ
He created
لَكُم
sizin için
مِّنْ
nefislerinizden
أَنفُسِكُمْ
yourselves
أَزْوَٰجًۭا
eşler
لِّتَسْكُنُوٓا۟
sakinleşeceğiniz
إِلَيْهَا
onunla
وَجَعَلَ
ve koymasıdır
بَيْنَكُم
aranıza
مَّوَدَّةًۭ
sevgi
وَرَحْمَةً ۚ
ve acıma
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَتَفَكَّرُونَ
düşünen

Süleyman AteşO'nun ayetlerinden biri de, size nefislerinizden, sakinleşeceğiniz eşler yaratması ve aranıza sevgi ve acıma koymasıdır. Şüphesiz bunda, düşünen bir toplum için ibretler vardır

30:22
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦ خَلۡقُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱخۡتِلَٰفُ أَلۡسِنَتِكُمۡ وَأَلۡوَٰنِكُمۡۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّلۡعَٰلِمِينَ
وَمِنْ
O'nun ayetlerinden (biri de)
ءَايَـٰتِهِۦ
His Signs
خَلْقُ
yaratılmasıdır
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَٱخْتِلَـٰفُ
ve değişik olmasıdır
أَلْسِنَتِكُمْ
dillerinizin
وَأَلْوَٰنِكُمْ ۚ
ve renklerinizin
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler
لِّلْعَـٰلِمِينَ
bilenler için

Süleyman AteşO'nun ayetlerinden biri de göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda, bilenler için ibretler vardır

30:23
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦ مَنَامُكُم بِٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ وَٱبۡتِغَآؤُكُم مِّن فَضۡلِهِۦٓۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَسۡمَعُونَ
وَمِنْ
O'nun ayetlerinden (biri de)
ءَايَـٰتِهِۦ
His Signs
مَنَامُكُم
uyumanızdır
بِٱلَّيْلِ
geceleyin
وَٱلنَّهَارِ
ve gündüzün
وَٱبْتِغَآؤُكُم
ve aramanızdır
مِّن
O'nun lutfundan
فَضْلِهِۦٓ ۚ
His Bounty
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَسْمَعُونَ
işiten

Süleyman AteşO'nun ayetlerinden biri de, geceleyin ve gündüzün uyumanız ve O'nun lutfundan (nasibinizi) aramanızdır. Şüphesiz bunda, işiten bir toplum için ibretler vardır

30:24 📚 2
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦ يُرِيكُمُ ٱلۡبَرۡقَ خَوۡفࣰ ا وَطَمَعࣰ ا وَيُنَزِّلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَيُحۡيِۦ بِهِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَآۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يَعۡقِلُونَ
وَمِنْ
O'nun ayetlerinden (biri de)
ءَايَـٰتِهِۦ
His Signs
يُرِيكُمُ
size göstermesidir
ٱلْبَرْقَ
şimşeği
خَوْفًۭا
korku
وَطَمَعًۭا
ve umut
وَيُنَزِّلُ
ve indirmesidir
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
bir su
فَيُحْىِۦ
ve diriltmesidir
بِهِ
onunla
ٱلْأَرْضَ
yeri
بَعْدَ
sonra
مَوْتِهَآ ۚ
ölümünden
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَعْقِلُونَ
aklını kullanan

Süleyman AteşO'nun ayetlerinden biri de, size, korku ve umut vermek için şimşeği göstermesi, gökten bir su indirip onunla ölümünden sonra yeri diriltmesidir. Şüphesiz bunda, aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır

30:25 📚 3
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦٓ أَن تَقُومَ ٱلسَّمَآءُ وَٱلۡأَرۡضُ بِأَمۡرِهِۦۚ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمۡ دَعۡوَةࣰ مِّنَ ٱلۡأَرۡضِ إِذَآ أَنتُمۡ تَخۡرُجُونَ
وَمِنْ
O'nun ayetlerinden (biri de)
ءَايَـٰتِهِۦٓ
His Signs
أَن
durmasıdır
تَقُومَ
stands
ٱلسَّمَآءُ
göğün
وَٱلْأَرْضُ
ve yerin
بِأَمْرِهِۦ ۚ
O'nun buyruğuyla
ثُمَّ
sonra
إِذَا
zaman
دَعَاكُمْ
sizi çağırdığı
دَعْوَةًۭ
bir tek da'vetle
مِّنَ
yerden
ٱلْأَرْضِ
the earth
إِذَآ
bir de bakarsınız ki
أَنتُمْ
siz
تَخْرُجُونَ
çıkıyorsunuz

Süleyman AteşO'nun ayetlerinden biri de göğün ve yerin, kendisinin buyruğuyla durmasıdır. Sonra sizi yerden bir tek da'vetle çağırdığı zaman bir de bakarsınız ki çıkıyorsunuz

30:26
وَلَهُۥ مَن فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ كُلࣱّ لَّهُۥ قَٰنِتُونَ
وَلَهُۥ
ve O'nundur
مَن
kimseler
فِى
bulunan
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerde
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerde
كُلٌّۭ
hepsi
لَّهُۥ
O'na
قَـٰنِتُونَ
ita'at etmektedirler

Süleyman AteşGöklerde ve yerde bulunan kimseler hep O'nundur, hepsi O'na ita'at etmektedirler

30:27 📚 2
وَهُوَ ٱلَّذِي يَبۡدَؤُاْ ٱلۡخَلۡقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ وَهُوَ أَهۡوَنُ عَلَيۡهِۚ وَلَهُ ٱلۡمَثَلُ ٱلۡأَعۡلَىٰ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
وَهُوَ
ve O
ٱلَّذِى
ki
يَبْدَؤُا۟
başlar
ٱلْخَلْقَ
yaratmağa
ثُمَّ
sonra
يُعِيدُهُۥ
onu tekrarlar
وَهُوَ
ve bu
أَهْوَنُ
daha kolaydır
عَلَيْهِ ۚ
O'na
وَلَهُ
ve O'nundur
ٱلْمَثَلُ
durum
ٱلْأَعْلَىٰ
en yüce
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerde
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَزِيزُ
üstündür
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibidir

Süleyman AteşYaratmağa başlayan O'dur. Sonra onu çevirip yeniden yapar. Bu, O'na daha kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce durum O'nundur (En büyük kudret ve şeref misali O'dur). O, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir

30:28 📚 1
ضَرَبَ لَكُم مَّثَلࣰ ا مِّنۡ أَنفُسِكُمۡۖ هَل لَّكُم مِّن مَّا مَلَكَتۡ أَيۡمَٰنُكُم مِّن شُرَكَآءَ فِي مَا رَزَقۡنَٰكُمۡ فَأَنتُمۡ فِيهِ سَوَآءࣱ تَخَافُونَهُمۡ كَخِيفَتِكُمۡ أَنفُسَكُمۡۚ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلۡأٓيَٰتِ لِقَوۡمࣲ يَعۡقِلُونَ
ضَرَبَ
misal verdi
لَكُم
size
مَّثَلًۭا
bir benzetmeyle
مِّنْ
kendinizden
أَنفُسِكُمْ ۖ
yourselves
هَل
sizin için varmı dır?
لَّكُم
for you
مِّن
bulunanlar (köleler) dan
مَّا
what
مَلَكَتْ
possess
أَيْمَـٰنُكُم
sizin ellerinde
مِّن
ortaklardan
شُرَكَآءَ
partners
فِى
şeylerde
مَا
what
رَزَقْنَـٰكُمْ
sizi rızıklandırdığımız
فَأَنتُمْ
sizinle
فِيهِ
onda
سَوَآءٌۭ
eşit olan
تَخَافُونَهُمْ
onlardan çekindiğiniz
كَخِيفَتِكُمْ
çekindiğiniz gibi
أَنفُسَكُمْ ۚ
birbirinizden
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نُفَصِّلُ
biz açıklıyoruz
ٱلْـَٔايَـٰتِ
ayetleri
لِقَوْمٍۢ
bir toplum için
يَعْقِلُونَ
aklını kullanan

Süleyman AteşSize kendinizden bir misal verdi: (Bakın) size verdiğimiz rızıklarda; sizin ellerinizin altında bulunan(köleler, hizmetçi)lerden sizinle eşit derecede (yönetim hakkına sahip) olan, birbiriniz(in hakkına dokunmak)dan çekindiğiniz gibi onlar(ın hakkına dokunmak)dan da çekindiğiniz ortaklar var mı (ki tutup kendi mülkümüzde, saltanatımızda bize ortaklar atfediyorsunuz, kendi kullarımızı, yaratıklarımızı bize eş koşuyorsunuz)? İşte biz, aklını kullanan bir toplum için ayetleri böyle açıklıyoruz

30:29 📚 2
بَلِ ٱتَّبَعَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَهۡوَآءَهُم بِغَيۡرِ عِلۡمࣲۖ فَمَن يَهۡدِي مَنۡ أَضَلَّ ٱللَّهُۖ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ
بَلِ
hayır
ٱتَّبَعَ
uydular
ٱلَّذِينَ
zulmedenler
ظَلَمُوٓا۟
do wrong
أَهْوَآءَهُم
keyiflerine
بِغَيْرِ
olmaksızın;
عِلْمٍۢ ۖ
bilgi(leri)
فَمَن
kim?
يَهْدِى
yola getirebilir
مَنْ
kimseyi
أَضَلَّ
şaşırttığı
ٱللَّهُ ۖ
Allah'ın
وَمَا
ve yoktur
لَهُم
onların
مِّن
hiçbir
نَّـٰصِرِينَ
yardımcıları

Süleyman AteşHayır, zulmedenler, bilgisizce keyiflerine uydular. Allah'ın şaşırttığını (Allah'ın gönderdiği hidayete uymadığı için düştüğü sapıklığında terk ettiği kimseyi) kim yola getirebilir? Onların hiçbir yardımcıları yoktur

30:30 📚 3
فَأَقِمۡ وَجۡهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفࣰ اۚ فِطۡرَتَ ٱللَّهِ ٱلَّتِي فَطَرَ ٱلنَّاسَ عَلَيۡهَاۚ لَا تَبۡدِيلَ لِخَلۡقِ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ ٱلدِّينُ ٱلۡقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ
فَأَقِمْ
çevir
وَجْهَكَ
yüzünü
لِلدِّينِ
dine
حَنِيفًۭا ۚ
Hanif olarak
فِطْرَتَ
yaratmasına
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلَّتِى
ki
فَطَرَ
yaratmıştır
ٱلنَّاسَ
insanları
عَلَيْهَا ۚ
ona göre
لَا
değiştirilemez
تَبْدِيلَ
change
لِخَلْقِ
yaratması
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
ذَٰلِكَ
işte odur
ٱلدِّينُ
din
ٱلْقَيِّمُ
doğru
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Süleyman AteşSen yüzünü, Allah'ı birleyici olarak doğruca dine çevir: Allah'ın yaratma yasasına (uygun olan dine dön) ki, insanları ona göre yaratmıştır. Allah'ın yaratması değiştirilemez. İşte doğru din odur. Fakat insanların çoğu bilmezler

30:31 📚 2
۞مُنِيبِينَ إِلَيۡهِ وَٱتَّقُوهُ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَلَا تَكُونُواْ مِنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ
۞ مُنِيبِينَ
yönelin
إِلَيْهِ
yalnız O'na
وَٱتَّقُوهُ
ve O'ndan korkun
وَأَقِيمُوا۟
ve kılın
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَلَا
ve
تَكُونُوا۟
olmayın
مِنَ
ortak koşanlardan
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists

Süleyman AteşYalnız O'na yönelin ve O'ndan korkun; namazı kılın ve (Allah'a) ortak koşanlardan olmayın

30:32
مِنَ ٱلَّذِينَ فَرَّقُواْ دِينَهُمۡ وَكَانُواْ شِيَعࣰ اۖ كُلُّ حِزۡبِۭ بِمَا لَدَيۡهِمۡ فَرِحُونَ
مِنَ
onlar ki
ٱلَّذِينَ
those who
فَرَّقُوا۟
parçaladılar
دِينَهُمْ
dinlerini
وَكَانُوا۟
ve oldular
شِيَعًۭا ۖ
bölük bölük
كُلُّ
her
حِزْبٍۭ
gurup
بِمَا
olanla
لَدَيْهِمْ
kendi yanında
فَرِحُونَ
sevinmektedir

Süleyman Ateş(O ortak koşanlardan olmayın ki onlar) Dinlerini parçaladılar ve bölük bölük oldular. Her parti kendi yanındakiyle sevin(ip övün)mektedir

30:33 📚 1
وَإِذَا مَسَّ ٱلنَّاسَ ضُرࣱّ دَعَوۡاْ رَبَّهُم مُّنِيبِينَ إِلَيۡهِ ثُمَّ إِذَآ أَذَاقَهُم مِّنۡهُ رَحۡمَةً إِذَا فَرِيقࣱ مِّنۡهُم بِرَبِّهِمۡ يُشۡرِكُونَ
وَإِذَا
ve zaman
مَسَّ
dokunduğu
ٱلنَّاسَ
insanlara
ضُرٌّۭ
bir zarar
دَعَوْا۟
yalvarırlar
رَبَّهُم
Rablerine
مُّنِيبِينَ
yönelerek
إِلَيْهِ
O'na
ثُمَّ
sonra
إِذَآ
zaman
أَذَاقَهُم
onlara taddırdığı
مِّنْهُ
kendinden
رَحْمَةً
bir rahmet
إِذَا
hemen
فَرِيقٌۭ
bir grup
مِّنْهُم
onlardan
بِرَبِّهِمْ
Rablerine
يُشْرِكُونَ
ortak koşarlar

Süleyman Ateşİnsanlara bir zarar dokundu mu, Rablerine yönelerek O'na yalvarırlar. Sonra (Rableri), onlara kendinden bir rahmet taddırınca, hemen onlardan bir grup, Rablerine ortak koşarlar

30:34
لِيَكۡفُرُواْ بِمَآ ءَاتَيۡنَٰهُمۡۚ فَتَمَتَّعُواْ فَسَوۡفَ تَعۡلَمُونَ
لِيَكْفُرُوا۟
inkar etmeleri için
بِمَآ
şeyi
ءَاتَيْنَـٰهُمْ ۚ
kendilerine verdiğimiz
فَتَمَتَّعُوا۟
şimdi zevk içinde yaşayın
فَسَوْفَ
yakında
تَعْلَمُونَ
bileceksiniz

Süleyman Ateş(Böyle yaparlar) Ki kendilerine verdiğimiz(ni'met)e karşı nankörlük etsinler. Şimdi zevk içinde yaşayın bakalım, yakında (sonunuzun ne olduğunu) bileceksiniz

30:35
أَمۡ أَنزَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ سُلۡطَٰنࣰ ا فَهُوَ يَتَكَلَّمُ بِمَا كَانُواْ بِهِۦ يُشۡرِكُونَ
أَمْ
yoksa
أَنزَلْنَا
indirdik de
عَلَيْهِمْ
onlara
سُلْطَـٰنًۭا
bir delil
فَهُوَ
o (delil)
يَتَكَلَّمُ
söylüyor
بِمَا
olmalarını
كَانُوا۟
they were
بِهِۦ
onunla
يُشْرِكُونَ
ortak koşmalarını

Süleyman AteşYoksa onlara bir delil indirmişiz de o mu (Allah'a) ortak koşmalarını söylüyor

30:36 📚 2
وَإِذَآ أَذَقۡنَا ٱلنَّاسَ رَحۡمَةࣰ فَرِحُواْ بِهَاۖ وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَيِّئَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ إِذَا هُمۡ يَقۡنَطُونَ
وَإِذَآ
ve zaman
أَذَقْنَا
biz taddırdığımız
ٱلنَّاسَ
insanlara
رَحْمَةًۭ
bir rahmet
فَرِحُوا۟
sevinirler
بِهَا ۖ
onunla
وَإِن
ve eğer
تُصِبْهُمْ
onlara erişirse
سَيِّئَةٌۢ
bir kötülük
بِمَا
dolayı
قَدَّمَتْ
öne sürdüklerinden
أَيْدِيهِمْ
elleriyle (yapıp)
إِذَا
derhal
هُمْ
onlar
يَقْنَطُونَ
umutsuzluğa düşerler

Süleyman AteşBiz insanlara bir rahmet taddırdığımız zaman onunla sevinirler. Elleriyle yapıp öne sürdükleri(işleri)nden dolayı onlara bir kötülük erişince de, derhal umutsuzluğa düşerler

30:37 📚 3
أَوَلَمۡ يَرَوۡاْ أَنَّ ٱللَّهَ يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقۡدِرُۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّقَوۡمࣲ يُؤۡمِنُونَ
أَوَلَمْ
görmediler mi?
يَرَوْا۟
they see
أَنَّ
gerçekten
ٱللَّهَ
Allah
يَبْسُطُ
genişletiyor
ٱلرِّزْقَ
rızkı
لِمَن
kimseye
يَشَآءُ
dilediği
وَيَقْدِرُ ۚ
ve daraltıyor
إِنَّ
şüphesiz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler
لِّقَوْمٍۢ
bir toplum için
يُؤْمِنُونَ
inanan

Süleyman AteşGörmediler mi, Allah dilediğine rızkı genişletiyor da, daraltıyor da. Şüphesiz inanan bir toplum için bunda ibretler vardır

30:38 📚 3
فَـَٔاتِ ذَا ٱلۡقُرۡبَىٰ حَقَّهُۥ وَٱلۡمِسۡكِينَ وَٱبۡنَ ٱلسَّبِيلِۚ ذَٰلِكَ خَيۡرࣱ لِّلَّذِينَ يُرِيدُونَ وَجۡهَ ٱللَّهِۖ وَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُفۡلِحُونَ
فَـَٔاتِ
o halde ver
ذَا
akrabaya
ٱلْقُرْبَىٰ
the relative
حَقَّهُۥ
hakkını
وَٱلْمِسْكِينَ
ve yoksula
وَٱبْنَ
ve yolcuya
ٱلسَّبِيلِ ۚ
and the wayfarer
ذَٰلِكَ
bu
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
لِّلَّذِينَ
için
يُرِيدُونَ
isteyenler
وَجْهَ
yüzünü (rızasını)
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
وَأُو۟لَـٰٓئِكَ
ve işte
هُمُ
onlar
ٱلْمُفْلِحُونَ
başarıya erenlerdir

Süleyman AteşAkrabaya, yoksula, yolcuya (zekat ve sadakadan) hakkını ver. Allah'ın yüzünü (rızasını) isteyenler için bu, daha hayırlıdır ve onlar başarıya erenlerdir

30:39
وَمَآ ءَاتَيۡتُم مِّن رِّبࣰ ا لِّيَرۡبُوَاْ فِيٓ أَمۡوَٰلِ ٱلنَّاسِ فَلَا يَرۡبُواْ عِندَ ٱللَّهِۖ وَمَآ ءَاتَيۡتُم مِّن زَكَوٰةࣲ تُرِيدُونَ وَجۡهَ ٱللَّهِ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡمُضۡعِفُونَ
وَمَآ
ne ki
ءَاتَيْتُم
verdiniz
مِّن
riba (faiz)
رِّبًۭا
usury
لِّيَرْبُوَا۟
artması için
فِىٓ
içinde
أَمْوَٰلِ
malları
ٱلنَّاسِ
insanların
فَلَا
asla
يَرْبُوا۟
artmaz
عِندَ
katında
ٱللَّهِ ۖ
Allah
وَمَآ
ama
ءَاتَيْتُم
verdiğiniz
مِّن
zekattan
زَكَوٰةٍۢ
zakah
تُرِيدُونَ
isteyerek
وَجْهَ
yüzünü (rızasını)
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلْمُضْعِفُونَ
kat kat artıranlardır

Süleyman Ateşİnsanların malları içinde, artması için verdiğiniz riba, Allah katında artmaz. Ama Allah'ın yüzünü (O'nun rızasını) isteyerek verdiğiniz zekat(a gelince); işte (onu verenler sevaplarını ve mallarını) kat kat artıranlardır

30:40 📚 7
ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَكُمۡ ثُمَّ رَزَقَكُمۡ ثُمَّ يُمِيتُكُمۡ ثُمَّ يُحۡيِيكُمۡۖ هَلۡ مِن شُرَكَآئِكُم مَّن يَفۡعَلُ مِن ذَٰلِكُم مِّن شَيۡءࣲۚ سُبۡحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشۡرِكُونَ
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِى
ki
خَلَقَكُمْ
sizi yarattı
ثُمَّ
sonra
رَزَقَكُمْ
besledi
ثُمَّ
sonra
يُمِيتُكُمْ
öldürüyor
ثُمَّ
sonra
يُحْيِيكُمْ ۖ
diriltiyor
هَلْ
var mı?
مِن
ortaklarınızdan
شُرَكَآئِكُم
(of) your partners
مَّن
kimse
يَفْعَلُ
yapan
مِن
bunlardan
ذَٰلِكُم
that
مِّن
hiç
شَىْءٍۢ ۚ
birini
سُبْحَـٰنَهُۥ
O münezzehtir
وَتَعَـٰلَىٰ
ve yücedir
عَمَّا
şeylerden
يُشْرِكُونَ
onların ortak koştukları

Süleyman AteşAllah sizi yarattı, sonra besledi sonra öldürüyor, sonra diriltiyor. Ortaklarınız içinde bunlardan birini yapan var mı? O, onların ortak koştukları şeylerden uzak ve yücedir

30:41 📚 1
ظَهَرَ ٱلۡفَسَادُ فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِ بِمَا كَسَبَتۡ أَيۡدِي ٱلنَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعۡضَ ٱلَّذِي عَمِلُواْ لَعَلَّهُمۡ يَرۡجِعُونَ
ظَهَرَ
çıktı
ٱلْفَسَادُ
fesat
فِى
karada
ٱلْبَرِّ
the land
وَٱلْبَحْرِ
ve denizde
بِمَا
yüzünden
كَسَبَتْ
kazandıkları
أَيْدِى
elleriyle
ٱلنَّاسِ
insanların
لِيُذِيقَهُم
onlara taddırıyor
بَعْضَ
bir kısmını
ٱلَّذِى
yaptıklarının
عَمِلُوا۟
they have done
لَعَلَّهُمْ
belki onlar
يَرْجِعُونَ
dönerler (diye)

Süleyman Ateşİnsanların elleriyle kazandıkları (günahları) yüzünden, karada ve denizde fesat çıktı. Belki dönerler diye, (Allah) onlara, yaptıklarının bir kısmını taddırıyor

30:42 📚 3
قُلۡ سِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَٱنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلُۚ كَانَ أَكۡثَرُهُم مُّشۡرِكِينَ
قُلْ
de ki
سِيرُوا۟
gezin
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَٱنظُرُوا۟
ve bakın
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğuna
عَـٰقِبَةُ
sonunun
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
önceki
قَبْلُ ۚ
(were) before
كَانَ
idi
أَكْثَرُهُم
onların çoğu
مُّشْرِكِينَ
ortak koşanlardan

Süleyman AteşDe ki: "Yeryüzünde gezin, öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakın." Onların da çoğu ortak koşanlardan idi

30:43 📚 1
فَأَقِمۡ وَجۡهَكَ لِلدِّينِ ٱلۡقَيِّمِ مِن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَ يَوۡمࣱ لَّا مَرَدَّ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِۖ يَوۡمَئِذࣲ يَصَّدَّعُونَ
فَأَقِمْ
yönelt
وَجْهَكَ
yüzünü
لِلدِّينِ
dine
ٱلْقَيِّمِ
dosdoğru
مِن
önce
قَبْلِ
before
أَن
gelmesinden
يَأْتِىَ
comes
يَوْمٌۭ
gün
لَّا
geri çevirilmeyen
مَرَدَّ
(can be) averted
لَهُۥ
-tan
مِنَ
Allahtan
ٱللَّهِ ۖ
Allah
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
يَصَّدَّعُونَ
bölük bölük ayrılırlar

Süleyman AteşAllah'tan, geri çevirilmesi mümkün olmayan gün gelmezden önce, yüzünü dosdoğru dine yönelt. O gün (insanlar) bölük bölük ayrılırlar (bir bölük cennete, öbür bölük ateşe gider)

30:44
مَن كَفَرَ فَعَلَيۡهِ كُفۡرُهُۥۖ وَمَنۡ عَمِلَ صَٰلِحࣰ ا فَلِأَنفُسِهِمۡ يَمۡهَدُونَ
مَن
kim
كَفَرَ
inkar ederse
فَعَلَيْهِ
kendi aleyhinedir
كُفْرُهُۥ ۖ
inkarı
وَمَنْ
ve kim
عَمِلَ
yapasa
صَـٰلِحًۭا
iyi bir iş
فَلِأَنفُسِهِمْ
kendileri için
يَمْهَدُونَ
hazırlamaktadırlar

Süleyman AteşKim inkar ederse, inkarı kendi aleyhinedir. İyi bir iş yapanlar da (cennette) kendileri için yer hazırlamaktadırlar

30:45
لِيَجۡزِيَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِن فَضۡلِهِۦٓۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلۡكَٰفِرِينَ
لِيَجْزِىَ
mükafatlandırması için
ٱلَّذِينَ
kimseleri
ءَامَنُوا۟
inanan(ları)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanları
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦٓ ۚ
His Bounty
إِنَّهُۥ
doğrusu O
لَا
sevmez
يُحِبُّ
like
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirleri

Süleyman AteşTa ki Allah, inanıp iyi işler yapanları lutfundan mükafatlandırsın. Doğrusu O, kafirleri sevmez

30:46 📚 2
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦٓ أَن يُرۡسِلَ ٱلرِّيَاحَ مُبَشِّرَٰتࣲ وَلِيُذِيقَكُم مِّن رَّحۡمَتِهِۦ وَلِتَجۡرِيَ ٱلۡفُلۡكُ بِأَمۡرِهِۦ وَلِتَبۡتَغُواْ مِن فَضۡلِهِۦ وَلَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
وَمِنْ
O'nun ayetlerinden (biri de)
ءَايَـٰتِهِۦٓ
His Signs
أَن
göndermesidir
يُرْسِلَ
He sends
ٱلرِّيَاحَ
rüzgarları
مُبَشِّرَٰتٍۢ
müjdeler olarak
وَلِيُذِيقَكُم
size tattırması için
مِّن
rahmetinden
رَّحْمَتِهِۦ
His Mercy
وَلِتَجْرِىَ
ve yürümesi için
ٱلْفُلْكُ
gemilerin
بِأَمْرِهِۦ
buyruğuyla
وَلِتَبْتَغُوا۟
ve aramanız için
مِن
O'nun lutfundan
فَضْلِهِۦ
His Bounty
وَلَعَلَّكُمْ
belki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz (diye)

Süleyman AteşO'nun ayetlerinden biri de (şudur): Rüzgarları (yağmurun) müjdeleri olarak gönderir ki size rahmetinden biraz taddırsın, gemiler buyruğuyla yürüsün ve siz O'nun lutfundan arayasınız da (verdiği ni'metlere) şükredesiniz

30:47
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مِن قَبۡلِكَ رُسُلًا إِلَىٰ قَوۡمِهِمۡ فَجَآءُوهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَٱنتَقَمۡنَا مِنَ ٱلَّذِينَ أَجۡرَمُواْۖ وَكَانَ حَقًّا عَلَيۡنَا نَصۡرُ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ
وَلَقَدْ
andolsun ki
أَرْسَلْنَا
biz gönderdik
مِن
senden önce
قَبْلِكَ
before you
رُسُلًا
elçileri
إِلَىٰ
kavimlerine
قَوْمِهِمْ
their people
فَجَآءُوهُم
onlara geldiler
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
delillerle
فَٱنتَقَمْنَا
ve biz öc aldık
مِنَ
kimselerden
ٱلَّذِينَ
those who
أَجْرَمُوا۟ ۖ
suç işleyen(ler)
وَكَانَ
ve idi
حَقًّا
borç
عَلَيْنَا
üzerimize
نَصْرُ
yardım etmek
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere

Süleyman AteşAndolsun ki, biz senden önce de elçileri kavimlerine gönderdik; onlara deliller getirdiler ve biz, (onları dinlemeyip) suç işleyenlerden öc aldık. (Elbette alırız, çünkü) mü'minlere yardım etmek, üzerimize borç idi

30:48 📚 2
ٱللَّهُ ٱلَّذِي يُرۡسِلُ ٱلرِّيَٰحَ فَتُثِيرُ سَحَابࣰ ا فَيَبۡسُطُهُۥ فِي ٱلسَّمَآءِ كَيۡفَ يَشَآءُ وَيَجۡعَلُهُۥ كِسَفࣰ ا فَتَرَى ٱلۡوَدۡقَ يَخۡرُجُ مِنۡ خِلَٰلِهِۦۖ فَإِذَآ أَصَابَ بِهِۦ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦٓ إِذَا هُمۡ يَسۡتَبۡشِرُونَ
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِى
ki
يُرْسِلُ
gönderir
ٱلرِّيَـٰحَ
rüzgarları
فَتُثِيرُ
kaldırır
سَحَابًۭا
bulutu
فَيَبْسُطُهُۥ
sonra onu yayar
فِى
gökte
ٱلسَّمَآءِ
the sky
كَيْفَ
nasıl
يَشَآءُ
diliyorsa
وَيَجْعَلُهُۥ
ve eder
كِسَفًۭا
parça parça
فَتَرَى
ve görürsün
ٱلْوَدْقَ
yağmurun
يَخْرُجُ
çıktığını
مِنْ
arasından
خِلَـٰلِهِۦ ۖ
their midst
فَإِذَآ
derken
أَصَابَ
uğratınca
بِهِۦ
onu
مَن
dilediğine
يَشَآءُ
He wills
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦٓ
His slaves
إِذَا
hemen
هُمْ
onlar
يَسْتَبْشِرُونَ
sevinirler

Süleyman AteşAllah, rüzgarları gönderir, bulutu kaldırır; sonra onu gökte dilediği gibi yayar ve parça parça eder; arasından yağmurun çıktığını görürsün. Derken, onu kullarından dilediğine uğratınca hemen sevinirler

30:49 📚 1
وَإِن كَانُواْ مِن قَبۡلِ أَن يُنَزَّلَ عَلَيۡهِم مِّن قَبۡلِهِۦ لَمُبۡلِسِينَ
وَإِن
halbuki
كَانُوا۟
onlar idiler
مِن
daha önceden
قَبْلِ
before
أَن
(yağmurun) indirilmesinden
يُنَزَّلَ
it was sent down
عَلَيْهِم
kendilerine
مِّن
önce
قَبْلِهِۦ
[before it]
لَمُبْلِسِينَ
umutsuz(dular)

Süleyman AteşHalbuki onlar, yağmurun kendilerine indirilmesinden önce umutsuz idiler

30:50 📚 3
فَٱنظُرۡ إِلَىٰٓ ءَاثَٰرِ رَحۡمَتِ ٱللَّهِ كَيۡفَ يُحۡيِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَآۚ إِنَّ ذَٰلِكَ لَمُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
فَٱنظُرْ
bir bak
إِلَىٰٓ
eserlerine
ءَاثَـٰرِ
(the) effects
رَحْمَتِ
rahmetinin
ٱللَّهِ
Allah'ın
كَيْفَ
nasıl
يُحْىِ
diriltiyor
ٱلْأَرْضَ
yeri
بَعْدَ
ölümünden sonra
مَوْتِهَآ ۚ
its death
إِنَّ
şüphe yok ki
ذَٰلِكَ
böylece
لَمُحْىِ
diriltecektir
ٱلْمَوْتَىٰ ۖ
ölüleri
وَهُوَ
ve O
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Süleyman AteşAllah'ın rahmetinin eserlerine bak ki, nasıl yeri ölümünden sonra diriltiyor?! Şüphe yok ki, O, ölüleri de diriltecektir, O her şeye kadirdir

30:51
وَلَئِنۡ أَرۡسَلۡنَا رِيحࣰ ا فَرَأَوۡهُ مُصۡفَرࣰّ ا لَّظَلُّواْ مِنۢ بَعۡدِهِۦ يَكۡفُرُونَ
وَلَئِنْ
andolsun eğer
أَرْسَلْنَا
göndersek
رِيحًۭا
bir rüzgar
فَرَأَوْهُ
ve (ekini) görseler
مُصْفَرًّۭا
sararmış
لَّظَلُّوا۟
başlarlar
مِنۢ
ondan sonra
بَعْدِهِۦ
after it
يَكْفُرُونَ
nankörlük etmeğe

Süleyman AteşAndolsun bir rüzgar, göndersek de o(eki)ni sararmış görseler, ondan sonra nankörlük etmeğe başlarlar

30:52 📚 1
فَإِنَّكَ لَا تُسۡمِعُ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَلَا تُسۡمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوۡاْ مُدۡبِرِينَ
فَإِنَّكَ
şüphesiz sen
لَا
asla
تُسْمِعُ
söz dinletemezsin
ٱلْمَوْتَىٰ
ölülere
وَلَا
ve asla
تُسْمِعُ
işittiremezsin
ٱلصُّمَّ
sağırlara
ٱلدُّعَآءَ
çağrıyı
إِذَا
giderlerken
وَلَّوْا۟
they turn
مُدْبِرِينَ
arkalarını dönüp

Süleyman AteşSen de ölülere söz dinletemezsin; arkalarını dönüp giden sağırlara çağrıyı işittiremezsin

30:53
وَمَآ أَنتَ بِهَٰدِ ٱلۡعُمۡيِ عَن ضَلَٰلَتِهِمۡۖ إِن تُسۡمِعُ إِلَّا مَن يُؤۡمِنُ بِـَٔايَٰتِنَا فَهُم مُّسۡلِمُونَ
وَمَآ
ve değilsin
أَنتَ
sen
بِهَـٰدِ
yola getirecek
ٱلْعُمْىِ
körleri
عَن
sapıklıklarından
ضَلَـٰلَتِهِمْ ۖ
their error
إِن
sen işittiremezsin
تُسْمِعُ
you can make hear
إِلَّا
başkasına
مَن
kimseler(den)
يُؤْمِنُ
inanan(lar)
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimize
فَهُم
ve onlar
مُّسْلِمُونَ
müslüman olurlar

Süleyman AteşVe sen, körleri de sapıklıklarından çıkarıp yola getiremezsin. Sen ancak, ayetlerimize inananlara işittirirsin de onlar müslüman olurlar

30:54 📚 2
۞ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَكُم مِّن ضَعۡفࣲ ثُمَّ جَعَلَ مِنۢ بَعۡدِ ضَعۡفࣲ قُوَّةࣰ ثُمَّ جَعَلَ مِنۢ بَعۡدِ قُوَّةࣲ ضَعۡفࣰ ا وَشَيۡبَةࣰۚ يَخۡلُقُ مَا يَشَآءُۚ وَهُوَ ٱلۡعَلِيمُ ٱلۡقَدِيرُ
۞ ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِى
ki
خَلَقَكُم
sizi yarattı
مِّن
zayıflıktan
ضَعْفٍۢ
weakness
ثُمَّ
sonra
جَعَلَ
verdi
مِنۢ
ardından
بَعْدِ
after
ضَعْفٍۢ
zayıflığın
قُوَّةًۭ
bir kuvvet
ثُمَّ
sonra
جَعَلَ
verdi
مِنۢ
(-ten) sonra
بَعْدِ
after
قُوَّةٍۢ
strength
ضَعْفًۭا
zayıflık
وَشَيْبَةًۭ ۚ
ve ihtiyarlık
يَخْلُقُ
yaratır
مَا
dilediğini
يَشَآءُ ۖ
He wills
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَلِيمُ
bilendir
ٱلْقَدِيرُ
gücü yetendir

Süleyman AteşAllah'tır ki sizi zayıflıktan yarattı. Sonra zayıflığın ardından (size) bir kuvvet verdi. Sonra kuvvetin ardından da zayıflık ve ihtiyarlık verdi. Allah, dilediğini yaratır, O, bilendir, gücü yetendir

30:55 📚 2
وَيَوۡمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يُقۡسِمُ ٱلۡمُجۡرِمُونَ مَا لَبِثُواْ غَيۡرَ سَاعَةࣲۚ كَذَٰلِكَ كَانُواْ يُؤۡفَكُونَ
وَيَوْمَ
ve gün
تَقُومُ
başladığı
ٱلسَّاعَةُ
sa'at
يُقْسِمُ
yemin ederler
ٱلْمُجْرِمُونَ
suçlular
مَا
kalmadıklarına
لَبِثُوا۟
they remained
غَيْرَ
bir sa'atten başka
سَاعَةٍۢ ۚ
an hour
كَذَٰلِكَ
işte
كَانُوا۟
onlar
يُؤْفَكُونَ
(böyle) çevriliyorlardı

Süleyman Ateş(Duruşma) Sa'at(i) başladığı gün, suçlular, (dünyada veya Berzahta) bir sa'atten fazla kalmadıklarına yemin ederler. İşte onlar, (dünyada da haktan) böyle çevriliyorlardı

30:56
وَقَالَ ٱلَّذِينَ أُوتُواْ ٱلۡعِلۡمَ وَٱلۡإِيمَٰنَ لَقَدۡ لَبِثۡتُمۡ فِي كِتَٰبِ ٱللَّهِ إِلَىٰ يَوۡمِ ٱلۡبَعۡثِۖ فَهَٰذَا يَوۡمُ ٱلۡبَعۡثِ وَلَٰكِنَّكُمۡ كُنتُمۡ لَا تَعۡلَمُونَ
وَقَالَ
ve dedi(ler) ki
ٱلَّذِينَ
kimseler
أُوتُوا۟
verilen(ler)
ٱلْعِلْمَ
bilgi
وَٱلْإِيمَـٰنَ
ve iman
لَقَدْ
andolsun
لَبِثْتُمْ
siz kaldınız
فِى
yazgısınca
كِتَـٰبِ
(the) Decree
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِلَىٰ
kadar
يَوْمِ
gününe
ٱلْبَعْثِ ۖ
yeniden dirilme
فَهَـٰذَا
işte bu
يَوْمُ
günüdür
ٱلْبَعْثِ
dirilme
وَلَـٰكِنَّكُمْ
fakat siz
كُنتُمْ
idiniz
لَا
bilmiyor(lar)
تَعْلَمُونَ
knowing

Süleyman AteşKendilerine bilgi ve iman verilenler dediler ki: "Andolsun siz, Allah'ın yazgısınca ta yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu da dirilme günüdür. Fakat siz bilmiyordunuz

30:57
فَيَوۡمَئِذࣲ لَّا يَنفَعُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُواْ مَعۡذِرَتُهُمۡ وَلَا هُمۡ يُسۡتَعۡتَبُونَ
فَيَوْمَئِذٍۢ
artık o gün
لَّا
asla
يَنفَعُ
fayda vermez
ٱلَّذِينَ
kimselere
ظَلَمُوا۟
zulmetmiş olan(lara)
مَعْذِرَتُهُمْ
mazeretleri
وَلَا
ve ne de
هُمْ
onlardan
يُسْتَعْتَبُونَ
rıza talebetmeleri istenir

Süleyman AteşArtık zulmetmiş olanlara o gün, ne mazeretleri fayda verir ve ne de onlardan rıza talebetmeleri istenir

30:58
وَلَقَدۡ ضَرَبۡنَا لِلنَّاسِ فِي هَٰذَا ٱلۡقُرۡءَانِ مِن كُلِّ مَثَلࣲۚ وَلَئِن جِئۡتَهُم بِـَٔايَةࣲ لَّيَقُولَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ إِنۡ أَنتُمۡ إِلَّا مُبۡطِلُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ضَرَبْنَا
biz anlattık
لِلنَّاسِ
insanlara
فِى
bu
هَـٰذَا
this
ٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'da
مِن
her çeşit
كُلِّ
every
مَثَلٍۢ ۚ
misali ile
وَلَئِن
ve eğer
جِئْتَهُم
onlara getirsen
بِـَٔايَةٍۢ
bir ayet
لَّيَقُولَنَّ
derler
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar edenler
إِنْ
değil(siniz)
أَنتُمْ
siz
إِلَّا
başka
مُبْطِلُونَ
iptal edenler(den)

Süleyman AteşAndolsun biz bu Kur'an'da insanlara her çeşit misali getirip anlattık. Onlara bir ayet getirdiğin zaman inkar edenler: "Siz (geleneklerimizi) iptal edenlerden başka bir şey değilsiniz." derler

30:59
كَذَٰلِكَ يَطۡبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يَطْبَعُ
mühürler
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerini
قُلُوبِ
kalbleri
ٱلَّذِينَ
kimselerin
لَا
bilmeyen(lerin)
يَعْلَمُونَ
know

Süleyman Ateşİşte Allah, bilmeyenlerin kalblerini böyle mühürler

30:60 📚 4
فَٱصۡبِرۡ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣱّۖ وَلَا يَسۡتَخِفَّنَّكَ ٱلَّذِينَ لَا يُوقِنُونَ
فَٱصْبِرْ
sabret
إِنَّ
şüphe yok ki
وَعْدَ
va'di
ٱللَّهِ
Allah'ın
حَقٌّۭ ۖ
haktır
وَلَا
ve
يَسْتَخِفَّنَّكَ
seni telaşa düşürmesin
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
inanmayan(lar)
يُوقِنُونَ
certain in faith

Süleyman AteşSabret, Allah'ın va'di haktır (o mutlaka yerine gelecektir). İnanmayanlar seni telaşa düşürmesin

← Önceki Sonraki →

30. Ar-Room Suresi | Anlam Arayışı