☪ Anlam Arayışı

35. Faatir سُورَةُ فَاطِرٍ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
35:1 📚 2
ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ فَاطِرِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ جَاعِلِ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةِ رُسُلًا أُوْلِيٓ أَجۡنِحَةࣲ مَّثۡنَىٰ وَثُلَٰثَ وَرُبَٰعَۚ يَزِيدُ فِي ٱلۡخَلۡقِ مَا يَشَآءُۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
ٱلْحَمْدُ
hamd olsun
لِلَّهِ
Allah'a
فَاطِرِ
yoktan var eden
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضِ
ve yeri
جَاعِلِ
yapan
ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ
melekleri
رُسُلًا
elçiler
أُو۟لِىٓ
sahibi
أَجْنِحَةٍۢ
kanatlar
مَّثْنَىٰ
ikişer
وَثُلَـٰثَ
ve üçer
وَرُبَـٰعَ ۚ
ve dörder
يَزِيدُ
artırır
فِى
yaratmada
ٱلْخَلْقِ
the creation
مَا
ne kadar
يَشَآءُ ۚ
dilerse
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلَىٰ
her
كُلِّ
every
شَىْءٍۢ
şeyi
قَدِيرٌۭ
yapabilendir

Süleyman AteşGökleri ve yeri yoktan var eden; melekleri, ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a hamd olsun. O, yaratmada (dilediği kadar) artırır: (Kimine daha fazla kanat verir, kiminin bünyesini daha sağlam, daha büyük, kimini daha güzel yapar). Şüphesiz Allah, her şeyi yapabilendir

Diyanet İşleri MealiHamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah'a mahsustur. Yaratmada dilediğini artırır. Doğrusu Allah, her şeye Kadir olandır

35:2 📚 10
مَّا يَفۡتَحِ ٱللَّهُ لِلنَّاسِ مِن رَّحۡمَةࣲ فَلَا مُمۡسِكَ لَهَاۖ وَمَا يُمۡسِكۡ فَلَا مُرۡسِلَ لَهُۥ مِنۢ بَعۡدِهِۦۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
مَّا
ne ki
يَفْتَحِ
(Allah) açar
ٱللَّهُ
Allah
لِلنَّاسِ
insanlar için
مِن
rahmetten
رَّحْمَةٍۢ
Mercy
فَلَا
olamaz
مُمْسِكَ
tutan
لَهَا ۖ
onu
وَمَا
ve ne ki
يُمْسِكْ
(Allah) tutar
فَلَا
olmaz
مُرْسِلَ
salıverecek
لَهُۥ
onu
مِنۢ
O'ndan sonra
بَعْدِهِۦ ۚ
thereafter
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَزِيزُ
üstündür
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibidir

Süleyman AteşAllah, insanlara bir rahmet açtı mı onu tutan olamaz, O'nun tuttuğunu da O'ndan sonra salacak yoktur. O, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiAllah'ın insanlara verdiği rahmeti önleyebilecek yoktur. O'nun önlediğini de ardından salıverecek yoktur. O, güçlü'dür, Hakim'dir

35:3 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتَ ٱللَّهِ عَلَيۡكُمۡۚ هَلۡ مِنۡ خَٰلِقٍ غَيۡرُ ٱللَّهِ يَرۡزُقُكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِۚ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ فَأَنَّىٰ تُؤۡفَكُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
ٱذْكُرُوا۟
hatırlayın
نِعْمَتَ
ni'metini
ٱللَّهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ ۚ
size olan
هَلْ
var mı?
مِنْ
hiç
خَـٰلِقٍ
yaratıcı
غَيْرُ
Allahtan başka
ٱللَّهِ
other (than) Allah
يَرْزُقُكُم
size rızık verecek
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerden
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۖ
O'ndan
فَأَنَّىٰ
nasıl oluyor da?
تُؤْفَكُونَ
çevriliyorsunuz

Süleyman AteşEy insanlar, Allah'ın size olan ni'metini hatırlayın: Allah'tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl oluyor da gerçekten çevriliyorsunuz

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Allah'ın size olan nimetini anın; sizi gökten ve yerden rızıklandıran Allah'tan başka bir yaratan var mıdır? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl aldatılıp da döndürülürsünüz

35:4 📚 2
وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدۡ كُذِّبَتۡ رُسُلࣱ مِّن قَبۡلِكَۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرۡجَعُ ٱلۡأُمُورُ
وَإِن
ve eğer
يُكَذِّبُوكَ
seni yalanlıyorlarsa
فَقَدْ
elbette
كُذِّبَتْ
yalanlanmıştır
رُسُلٌۭ
elçiler (de)
مِّن
senden önceki
قَبْلِكَ ۚ
before you
وَإِلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'a
تُرْجَعُ
döndürülecektir
ٱلْأُمُورُ
bütün işler

Süleyman AteşEğer seni yalanlıyorlarsa, senden önceki elçiler de yalanlanmıştır. Bütün işler Allah'a döndürülecek(ve Allah, herkesi yaptığıyle cezalandıracak)tır

Diyanet İşleri MealiSeni yalanlıyorlarsa bil ki senden önce de nice peygamberler yalanlanmıştır. Bütün işler Allah' a döndürülür

35:5 📚 10
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣱّۖ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِٱللَّهِ ٱلۡغَرُورُ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
إِنَّ
elbette
وَعْدَ
va'di
ٱللَّهِ
Allah'ın
حَقٌّۭ ۖ
gerçektir
فَلَا
asla
تَغُرَّنَّكُمُ
sizi aldatmasın
ٱلْحَيَوٰةُ
hayatı
ٱلدُّنْيَا ۖ
dünya
وَلَا
ve
يَغُرَّنَّكُم
sizi aldatmasın
بِٱللَّهِ
Allah ile
ٱلْغَرُورُ
o aldatıcı

Süleyman AteşEy insanlar, Allah'ın va'di gerçektir; sakın dünya hayatı sizi aldatmasın, o aldatıcı, sizi Allah(ın affına güvendirmek sureti) ile aldatmasın

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir; dünya hayatı sizi aldatmasın. Allah'ın affına güvendirerek şeytan sizi ayartmasın

35:6 📚 2
إِنَّ ٱلشَّيۡطَٰنَ لَكُمۡ عَدُوࣱّ فَٱتَّخِذُوهُ عَدُوًّاۚ إِنَّمَا يَدۡعُواْ حِزۡبَهُۥ لِيَكُونُواْ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلشَّيْطَـٰنَ
şeytan
لَكُمْ
size
عَدُوٌّۭ
düşmandır
فَٱتَّخِذُوهُ
siz de onu edinin
عَدُوًّا ۚ
düşman
إِنَّمَا
şüphesiz o
يَدْعُوا۟
çağırır
حِزْبَهُۥ
taraftarlarını
لِيَكُونُوا۟
olmağa
مِنْ
halkından
أَصْحَـٰبِ
(the) companions
ٱلسَّعِيرِ
alevli ateşin

Süleyman AteşŞeytan, sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman tutun. O, partisini alevli ateşin halkından olmağa çağırır

Diyanet İşleri MealiŞeytan şüphesiz sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman tutun; o, kendi taraftarlarını, çılgın alevli cehennem yaranı olmaya çağırır

35:7
ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَهُمۡ عَذَابࣱ شَدِيدࣱۖ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَأَجۡرࣱ كَبِيرٌ
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَهُمْ
onlar için vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
شَدِيدٌۭ ۖ
çetin
وَٱلَّذِينَ
kimseler ise
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
لَهُم
onlara vardır
مَّغْفِرَةٌۭ
mağfiret
وَأَجْرٌۭ
ve bir mükafat
كَبِيرٌ
büyük

Süleyman Ateşİnkar edenler için çetin bir azab var; inanıp iyi işler yapanlara da mağfiret ve büyük bir mükafat vardır

Diyanet İşleri Mealiİnkar eden kimselere çetin azap vardır

35:8 📚 6
أَفَمَن زُيِّنَ لَهُۥ سُوٓءُ عَمَلِهِۦ فَرَءَاهُ حَسَنࣰ اۖ فَإِنَّ ٱللَّهَ يُضِلُّ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِي مَن يَشَآءُۖ فَلَا تَذۡهَبۡ نَفۡسُكَ عَلَيۡهِمۡ حَسَرَٰتٍۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمُۢ بِمَا يَصۡنَعُونَ
أَفَمَن
kimse (de) mi?
زُيِّنَ
süslendirilen
لَهُۥ
kendisine
سُوٓءُ
kötü
عَمَلِهِۦ
işi
فَرَءَاهُ
ve onu gören
حَسَنًۭا ۖ
güzel
فَإِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُضِلُّ
sapıklık içinde bırakır
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
وَيَهْدِى
ve yola iletir
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۖ
dilediği
فَلَا
asla
تَذْهَبْ
gitmesin
نَفْسُكَ
canın
عَلَيْهِمْ
onlar için
حَسَرَٰتٍ ۚ
hasretlere
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلِيمٌۢ
biliyor
بِمَا
şeyleri
يَصْنَعُونَ
onların yaptıkları

Süleyman AteşKötü işi, kendisine süslendirilip de onu güzel gören kimse (vehmine aldanmayarak kötü amelini güzel görmeyen, aklıyle gerçeği gören kimse gibi olur) mu? Allah dilediğini sapıklık içinde bırakır, dilediğini yola iletir. Bundan dolayı canın, onlar için hasretlere (üzüntülere) gitmesin, Allah onların ne yaptıklarını biliyor

Diyanet İşleri MealiKötü işi kendisine güzel gösterilip de onu güzel gören kimse, kötülüğü hiç işlemeyene benzer mi? Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola eriştirir. Artık onlara üzülerek kendini harabetme; Allah onların yaptıklarını şüphesiz bilir

35:9 📚 1
وَٱللَّهُ ٱلَّذِيٓ أَرۡسَلَ ٱلرِّيَٰحَ فَتُثِيرُ سَحَابࣰ ا فَسُقۡنَٰهُ إِلَىٰ بَلَدࣲ مَّيِّتࣲ فَأَحۡيَيۡنَا بِهِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَاۚ كَذَٰلِكَ ٱلنُّشُورُ
وَٱللَّهُ
Allah'tır ki
ٱلَّذِىٓ
gönderir
أَرْسَلَ
sends
ٱلرِّيَـٰحَ
rüzgarları
فَتُثِيرُ
ve kaldırır
سَحَابًۭا
bir bulut
فَسُقْنَـٰهُ
böylece onu süreriz
إِلَىٰ
bir ülkeye
بَلَدٍۢ
a land
مَّيِّتٍۢ
ölü
فَأَحْيَيْنَا
ve diriltiriz
بِهِ
onunla
ٱلْأَرْضَ
yeri
بَعْدَ
sonra
مَوْتِهَا ۚ
öldükten
كَذَٰلِكَ
işte böyledir
ٱلنُّشُورُ
diriltme

Süleyman AteşAllah'tır ki, gönderdiği rüzgarlar bir bulut kaldırır, onu ölü bir ülkeye süreriz, ölmüş olan yeri onunla diriltiriz. İşte diriltme de böyledir

Diyanet İşleri MealiRüzgarları gönderip de bulutları yürüten Allah'tır. Biz bulutları ölü bir yere sürüp, onunla toprağı ölümünden sonra diriltiriz. İnsanları diriltmek de böyledir

35:10 📚 4
مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلۡعِزَّةَ فَلِلَّهِ ٱلۡعِزَّةُ جَمِيعًاۚ إِلَيۡهِ يَصۡعَدُ ٱلۡكَلِمُ ٱلطَّيِّبُ وَٱلۡعَمَلُ ٱلصَّٰلِحُ يَرۡفَعُهُۥۚ وَٱلَّذِينَ يَمۡكُرُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ لَهُمۡ عَذَابࣱ شَدِيدࣱۖ وَمَكۡرُ أُوْلَٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ
مَن
kim
كَانَ
ise
يُرِيدُ
istiyor
ٱلْعِزَّةَ
şeref
فَلِلَّهِ
Allah'ındır
ٱلْعِزَّةُ
şeref
جَمِيعًا ۚ
tamamen
إِلَيْهِ
O'na
يَصْعَدُ
çıkar
ٱلْكَلِمُ
söz
ٱلطَّيِّبُ
güzel
وَٱلْعَمَلُ
ve amel
ٱلصَّـٰلِحُ
iyi
يَرْفَعُهُۥ ۚ
onu yükseltir
وَٱلَّذِينَ
(gelince)
يَمْكُرُونَ
tuzak kuranlara
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
kötü şeyleri
لَهُمْ
onlar için vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
شَدِيدٌۭ ۖ
çetin
وَمَكْرُ
ve tuzağı
أُو۟لَـٰٓئِكَ
onların
هُوَ
o
يَبُورُ
bozulacaktır

Süleyman AteşKim şeref istiyorsa (bilsin ki) şeref tamamen Allah'ındır, (onu başkasından değil, Allah'tan istesin). Güzel söz O'na çıkar, iyi amel onu yükseltir. Kötü şeyleri kuranlara gelince, onlar için çetin bir azab vardır. Ve onların tuzağı bozulacaktır

Diyanet İşleri MealiKudret isteyen kimse bilsin ki, kudret, bütünüyle Allah'ındır. Güzel sözler O'na yükselir, o sözleri de yararlı iş yükseltir. Kötülük yapmakta düzen kuranlara, onlara, çetin azap vardır. İşte bunların kurdukları düzenler boşa çıkar

35:11 📚 8
وَٱللَّهُ خَلَقَكُم مِّن تُرَابࣲ ثُمَّ مِن نُّطۡفَةࣲ ثُمَّ جَعَلَكُمۡ أَزۡوَٰجࣰ اۚ وَمَا تَحۡمِلُ مِنۡ أُنثَىٰ وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلۡمِهِۦۚ وَمَا يُعَمَّرُ مِن مُّعَمَّرࣲ وَلَا يُنقَصُ مِنۡ عُمُرِهِۦٓ إِلَّا فِي كِتَٰبٍۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرࣱ‏
وَٱللَّهُ
ve Allah
خَلَقَكُم
sizi yarattı
مِّن
topraktan
تُرَابٍۢ
dust
ثُمَّ
sonra
مِن
nutfe(sperm)den
نُّطْفَةٍۢ
a semen-drop
ثُمَّ
sonra
جَعَلَكُمْ
sizi yaptı
أَزْوَٰجًۭا ۚ
çift çift
وَمَا
gebe kalamaz
تَحْمِلُ
conceives
مِنْ
hiçbir
أُنثَىٰ
dişi
وَلَا
ve
تَضَعُ
doğuramaz
إِلَّا
dışında
بِعِلْمِهِۦ ۚ
O'nun bilgisi
وَمَا
ve verilmez
يُعَمَّرُ
ömür
مِن
hiçbir
مُّعَمَّرٍۢ
canlıya
وَلَا
ve
يُنقَصُ
azaltılmaz
مِنْ
onun ömründen
عُمُرِهِۦٓ
his life
إِلَّا
(yazılmadıkça)
فِى
Kitapta
كِتَـٰبٍ ۚ
a Register
إِنَّ
şüphesiz
ذَٰلِكَ
bu
عَلَى
göre
ٱللَّهِ
Allah'a
يَسِيرٌۭ
kolaydır

Süleyman AteşAllah sizi önce topraktan, sonra nutfe(sperm)den yarattı, sonra sizi çift, çift yaptı. Bir dişinin gebe kalması ve doğurması hep O'nun bilgisiyledir. Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen azaltılması da mutlaka bir Kitapta(yazılı)dır. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır

Diyanet İşleri MealiAllah sizi topraktan, sonra nutfeden yaratmış, sonra da sizi çiftler halinde varetmiştir. Dişinin gebe kalması ve doğurması, ancak O'nun bilgisiyledir. Ömrü uzun olanın çok yaşaması ve ömürlerin azalması şüphesiz Kitap'dadır. Doğrusu bu Allah'a kolaydır

35:12 📚 4
وَمَا يَسۡتَوِي ٱلۡبَحۡرَانِ هَٰذَا عَذۡبࣱ فُرَاتࣱ سَآئِغࣱ شَرَابُهُۥ وَهَٰذَا مِلۡحٌ أُجَاجࣱۖ وَمِن كُلࣲّ تَأۡكُلُونَ لَحۡمࣰ ا طَرِيࣰّ ا وَتَسۡتَخۡرِجُونَ حِلۡيَةࣰ تَلۡبَسُونَهَاۖ وَتَرَى ٱلۡفُلۡكَ فِيهِ مَوَاخِرَ لِتَبۡتَغُواْ مِن فَضۡلِهِۦ وَلَعَلَّكُمۡ تَشۡكُرُونَ
وَمَا
ve olmaz
يَسْتَوِى
eşit
ٱلْبَحْرَانِ
iki deniz
هَـٰذَا
şu
عَذْبٌۭ
tatlıdır
فُرَاتٌۭ
susuzluğu keser
سَآئِغٌۭ
(boğazdan) kayar
شَرَابُهُۥ
içimi
وَهَـٰذَا
şu da
مِلْحٌ
tuzludur
أُجَاجٌۭ ۖ
acıdır
وَمِن
ve
كُلٍّۢ
hepsinden
تَأْكُلُونَ
yersiniz
لَحْمًۭا
et
طَرِيًّۭا
taze
وَتَسْتَخْرِجُونَ
ve çıkarırsınız
حِلْيَةًۭ
süs
تَلْبَسُونَهَا ۖ
takındığınız
وَتَرَى
ve görürsün
ٱلْفُلْكَ
gemilerin
فِيهِ
orada
مَوَاخِرَ
(denizi) yarıp gittiğini
لِتَبْتَغُوا۟
payınızı aramanız için
مِن
lutfundan
فَضْلِهِۦ
His Bounty
وَلَعَلَّكُمْ
ve umulur ki
تَشْكُرُونَ
şükredersiniz

Süleyman Ateşİki deniz bir olmaz: Şu tatlıdır, susuzluğu keser, içimi (boğazdan) kayar; şu da tuzlu, acıdır. Hepsinden de taze et yersiniz ve takındığınız (inci, sedef gibi) süs (eşyası) çıkarırsınız. (Allah'ın) Lutfundan payınızı arayıp şükretmeniz için gemilerin, denizi yarıp gittiğini görürsün

Diyanet İşleri Mealiİki deniz bir değildir. Birinin suyu tatlı ve kolay içimlidir; diğeri tuzlu ve acıdır. Her birinden taze balık eti yersiniz; takındığınız süsler çıkarırsınız; Allah'ın lütfuyla rızık aramanız için gemilerin onu yararak gittiğini görürsün. Belki artık şükredersiniz

35:13 📚 3
يُولِجُ ٱلَّيۡلَ فِي ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِي ٱلَّيۡلِ وَسَخَّرَ ٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَۖ كُلࣱّ يَجۡرِي لِأَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ىۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمۡ لَهُ ٱلۡمُلۡكُۚ وَٱلَّذِينَ تَدۡعُونَ مِن دُونِهِۦ مَا يَمۡلِكُونَ مِن قِطۡمِيرٍ
يُولِجُ
sokar
ٱلَّيْلَ
geceyi
فِى
içine
ٱلنَّهَارِ
gündüzün
وَيُولِجُ
ve sokar
ٱلنَّهَارَ
gündüzü
فِى
içine
ٱلَّيْلِ
gecenin
وَسَخَّرَ
ve buyruğu altına almıştır
ٱلشَّمْسَ
güneşi
وَٱلْقَمَرَ
ve ayı
كُلٌّۭ
her biri
يَجْرِى
akıp gider
لِأَجَلٍۢ
bir süreye kadar
مُّسَمًّۭى ۚ
belirtilmiş
ذَٰلِكُمُ
işte budur
ٱللَّهُ
Allah
رَبُّكُمْ
Rabbiniz
لَهُ
O'nundur
ٱلْمُلْكُ ۚ
mülk
وَٱلَّذِينَ
yalvardıklarınız
تَدْعُونَ
you invoke
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦ
besides Him
مَا
değillerdir
يَمْلِكُونَ
sahip
مِن
bir çekirdek zarına bile
قِطْمِيرٍ
(as much as) the membrane of a date-seed

Süleyman Ateş(Allah) Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar; güneşi ve ayı buyruğu altına almıştır. Her biri belirtilmiş bir süreye kadar akıp gider. İşte Rabbiniz Allah budur, mülk O'nundur. O'ndan başka yalvardığınız şeyler ise bir çekirdek zarına bile sahip değillerdir

Diyanet İşleri MealiAllah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; belirli bir süre içinde hareket eden güneş ve ayı buyruk altına almıştır. İşte bu, Rabbiniz olan Allah'tır, hükümranlık O'nundur. O'nu bırakıp taptıklarınız, bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir

35:14
إِن تَدۡعُوهُمۡ لَا يَسۡمَعُواْ دُعَآءَكُمۡ وَلَوۡ سَمِعُواْ مَا ٱسۡتَجَابُواْ لَكُمۡۖ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ يَكۡفُرُونَ بِشِرۡكِكُمۡۚ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثۡلُ خَبِيرࣲ‏
إِن
eğer
تَدْعُوهُمْ
onları çağırsanız
لَا
işitmezler
يَسْمَعُوا۟
they hear
دُعَآءَكُمْ
sizin çağırmanızı
وَلَوْ
şayet
سَمِعُوا۟
işitseler bile
مَا
cevap veremezler
ٱسْتَجَابُوا۟
they (would) respond
لَكُمْ ۖ
size
وَيَوْمَ
ve günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ
kıyamet
يَكْفُرُونَ
inkar ederler
بِشِرْكِكُمْ ۚ
sizin ortak koşmanızı
وَلَا
ve
يُنَبِّئُكَ
hiç kimse sana haber veremez
مِثْلُ
gibi
خَبِيرٍۢ
herşeyi bilen

Süleyman AteşOnları çağırsanız sizin çağırmanızı işitmezler. İşitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet günü de, sizin (onları Allah'a) ortak koşmanızı tanımazlar. Hiç kimse sana, herşeyi bilen (Allah) gibi gerçekleri haber veremez

Diyanet İşleri MealiOnları çağırırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar bile size cevap veremezler; ama kıyamet günü sizin ortak koşmanızı inkar ederler. Herşeyden haberdar olan Allah gibi, sana kimse haber vermez

35:15 📚 2
۞يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ أَنتُمُ ٱلۡفُقَرَآءُ إِلَى ٱللَّهِۖ وَٱللَّهُ هُوَ ٱلۡغَنِيُّ ٱلۡحَمِيدُ
۞ يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
أَنتُمُ
siz
ٱلْفُقَرَآءُ
muhtaçsınız
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۖ
Allah
وَٱللَّهُ
Allah ise
هُوَ
O'dur
ٱلْغَنِىُّ
zengin olan
ٱلْحَمِيدُ
ve hamde layık olan

Süleyman AteşEy insanlar, siz Allah'a muhtaçsınız, Allah ise, işte zengin ve hamde layık olan O'dur

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız, Allah ise müstağnidir, övülmeğe layık olandır

35:16 📚 1
إِن يَشَأۡ يُذۡهِبۡكُمۡ وَيَأۡتِ بِخَلۡقࣲ جَدِيدࣲ‏
إِن
eğer
يَشَأْ
dilese
يُذْهِبْكُمْ
sizi götürür
وَيَأْتِ
ve getirir
بِخَلْقٍۢ
bir halk
جَدِيدٍۢ
yeni

Süleyman AteşDilese sizi götürür ve yeni bir halk getirir

Diyanet İşleri MealiDilerse sizi yokeder, yeniden başkalarını yaratır

35:17 📚 5
وَمَا ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ بِعَزِيزࣲ‏
وَمَا
ve değildir'
ذَٰلِكَ
bu
عَلَى
üzerine
ٱللَّهِ
Allah
بِعَزِيزٍۢ
zorlu

Süleyman AteşBu, Allah'a zor değildir

Diyanet İşleri MealiBu, Allah'a göre zor değildir

35:18 📚 1
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةࣱ وِزۡرَ أُخۡرَىٰۚ وَإِن تَدۡعُ مُثۡقَلَةٌ إِلَىٰ حِمۡلِهَا لَا يُحۡمَلۡ مِنۡهُ شَيۡءࣱ وَلَوۡ كَانَ ذَا قُرۡبَىٰٓۗ إِنَّمَا تُنذِرُ ٱلَّذِينَ يَخۡشَوۡنَ رَبَّهُم بِٱلۡغَيۡبِ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَۚ وَمَن تَزَكَّىٰ فَإِنَّمَا يَتَزَكَّىٰ لِنَفۡسِهِۦۚ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلۡمَصِيرُ
وَلَا
ve
تَزِرُ
çekmez
وَازِرَةٌۭ
hiçbir günahkar
وِزْرَ
günahını
أُخْرَىٰ ۚ
başkasının
وَإِن
ve eğer
تَدْعُ
(başkalarını) çağırsa
مُثْقَلَةٌ
yükü ağır gelen kimse
إِلَىٰ
onu taşımak için
حِمْلِهَا
(carry) its load
لَا
taşınmaz
يُحْمَلْ
will be carried
مِنْهُ
ondan (yükünden)
شَىْءٌۭ
hiçbir şey
وَلَوْ
ve şayet
كَانَ
(dahi) olsa
ذَا
akrabası
قُرْبَىٰٓ ۗ
akrabası
إِنَّمَا
sen ancak
تُنذِرُ
uyarırsın
ٱلَّذِينَ
korkanları
يَخْشَوْنَ
fear
رَبَّهُم
Rablerinden
بِٱلْغَيْبِ
görmeden
وَأَقَامُوا۟
ve kılanları
ٱلصَّلَوٰةَ ۚ
namazı
وَمَن
ve kim
تَزَكَّىٰ
ma'nen arınıp yücelirse
فَإِنَّمَا
şüphesiz
يَتَزَكَّىٰ
arınmış olur
لِنَفْسِهِۦ ۚ
kendi yararına
وَإِلَى
ve
ٱللَّهِ
Allah'adır
ٱلْمَصِيرُ
dönüş

Süleyman AteşHiçbir günahkar başkasının günahını çekmez. Eğer yükü ağır gelen kimse onu taşımak için (başkalarını çağırsa) onun yükünden hiçbir şey, taşınmaz; akrabası dahi olsa (kimse onun yükünü taşımaz). Sen ancak görmeden Rablerinden korkanları ve namazı kılanları uyarırsın. Ma'nen arınıp yücelen, kendi yararına arınmış olur. Dönüş Allah'adır, (Allah, herkese yaptığının karşılğını verir)

Diyanet İşleri MealiGünahkar kimse diğerinin günahını çekmez. Günah yükü ağır olan kimse, onun taşınmasını istese, yakını olsa bile, yükünden birşey taşınmaz. Sen ancak, görmediği halde Rablerinden korkanları, namazı kılanları uyarırsın. Kim arınırsa, ancak kendisi için arınmış olur; dönüş ancak Allah'adır

35:19 📚 2
وَمَا يَسۡتَوِي ٱلۡأَعۡمَىٰ وَٱلۡبَصِيرُ
وَمَا
ve değildir
يَسْتَوِى
eşit
ٱلْأَعْمَىٰ
körle
وَٱلْبَصِيرُ
gören

Süleyman AteşKörle, gören bir olmaz

Diyanet İşleri MealiKör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir

35:20
وَلَا ٱلظُّلُمَٰتُ وَلَا ٱلنُّورُ
وَلَا
ve değildir
ٱلظُّلُمَـٰتُ
karanlıklar
وَلَا
ve ne de
ٱلنُّورُ
aydınlık

Süleyman AteşKaranlıklarla, aydınlık da bir olmaz

Diyanet İşleri MealiKör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir

35:21 📚 1
وَلَا ٱلظِّلُّ وَلَا ٱلۡحَرُورُ
وَلَا
ve değildir
ٱلظِّلُّ
gölge (ile)
وَلَا
ve ne de
ٱلْحَرُورُ
sıcaklık

Süleyman AteşGölge ile sıcaklık da bir olmaz

Diyanet İşleri MealiKör ile gören, karanlıklar ile ışık ve gölgelikle sıcaklık bir değildir

35:22 📚 1
وَمَا يَسۡتَوِي ٱلۡأَحۡيَآءُ وَلَا ٱلۡأَمۡوَٰتُۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُسۡمِعُ مَن يَشَآءُۖ وَمَآ أَنتَ بِمُسۡمِعࣲ مَّن فِي ٱلۡقُبُورِ
وَمَا
ve olmaz
يَسْتَوِى
eşit
ٱلْأَحْيَآءُ
dirilerle
وَلَا
ve
ٱلْأَمْوَٰتُ ۚ
ölüler
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُسْمِعُ
işittirir
مَن
kimseye
يَشَآءُ ۖ
dilediği
وَمَآ
yoksa değilsin
أَنتَ
sen
بِمُسْمِعٍۢ
işittirecek
مَّن
kimselere
فِى
içindeki
ٱلْقُبُورِ
kabirler

Süleyman AteşDirilerle, ölüler de bir olmaz. Allah dilediğine işittirir; yoksa sen kabirlerde bulunanlara işittirecek değilsin

Diyanet İşleri MealiDirilerle ölüler de bir değildir. Doğrusu Allah, dilediği kimseye işittirir. Sen, kabirlerde olanlara işittiremezsin

35:23
إِنۡ أَنتَ إِلَّا نَذِيرٌ
إِنْ
değilsin
أَنتَ
sen
إِلَّا
başka
نَذِيرٌ
uyarıcı(dan)

Süleyman AteşSen sadece bir uyarıcısın

Diyanet İşleri MealiSen sadece bir uyarıcısın

35:24 📚 2
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَٰكَ بِٱلۡحَقِّ بَشِيرࣰ ا وَنَذِيرࣰ اۚ وَإِن مِّنۡ أُمَّةٍ إِلَّا خَلَا فِيهَا نَذِيرࣱ‏
إِنَّآ
şüphesiz biz
أَرْسَلْنَـٰكَ
seni gönderdik
بِٱلْحَقِّ
gerçek ile
بَشِيرًۭا
müjdeleyici
وَنَذِيرًۭا ۚ
ve uyarıcı
وَإِن
ve yoktur
مِّنْ
hiçbir
أُمَّةٍ
millet
إِلَّا
olmayan
خَلَا
(gelip) geçmiş
فِيهَا
içinde
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcı

Süleyman AteşBiz seni gerçek ile birlikte müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Her millet içinde mutlaka bir uyarıcı (peygamber gelip) geçmiştir

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz Biz seni, müjdeci ve uyarıcı olarak, gerçekle gönderdik. Geçmiş her ümmet içinde de mutlaka bir uyarıcı bulunagelmiştir

35:25
وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدۡ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ وَبِٱلزُّبُرِ وَبِٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُنِيرِ
وَإِن
ve eğer
يُكَذِّبُوكَ
seni yalanlıyorlarsa
فَقَدْ
elbette
كَذَّبَ
yalanlamışlardı
ٱلَّذِينَ
kimseler de
مِن
bunlardan önceki
قَبْلِهِمْ
(were) before them
جَآءَتْهُمْ
onlara getirmişlerdi
رُسُلُهُم
elçileri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık kanıtlar
وَبِٱلزُّبُرِ
ve sahifeler
وَبِٱلْكِتَـٰبِ
ve Kitap
ٱلْمُنِيرِ
aydınlatıcı

Süleyman AteşEğer (bunlar) seni yalanlıyorlarsa (üzülme çünkü) bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Elçileri onlara açık kanıtlar, sahifeler ve aydınlatıcı Kitap getirmişlerdi (yine de onları yalanladılar)

Diyanet İşleri MealiEğer seni yalancı sayıyorlarsa bil ki, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Peygamberleri onlara belgeler, sayfalar ve nurlu kitaplar getirmişlerdi

35:26
ثُمَّ أَخَذۡتُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْۖ فَكَيۡفَ كَانَ نَكِيرِ
ثُمَّ
sonra
أَخَذْتُ
ben de yakaladım
ٱلَّذِينَ
kimseleri
كَفَرُوا۟ ۖ
inkar eden(leri)
فَكَيْفَ
nasıl?
كَانَ
oldu
نَكِيرِ
benim inkarım

Süleyman AteşSonra ben de o inkar edenleri yakaladım. Benim (onları) inkarım (cezalandırmam) nasıl oldu

Diyanet İşleri MealiSonra Ben, inkar edenleri yakaladım. Beni inkar etmek nasıl olur

35:27 📚 6
أَلَمۡ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ فَأَخۡرَجۡنَا بِهِۦ ثَمَرَٰتࣲ مُّخۡتَلِفًا أَلۡوَٰنُهَاۚ وَمِنَ ٱلۡجِبَالِ جُدَدُۢ بِيضࣱ وَحُمۡرࣱ مُّخۡتَلِفٌ أَلۡوَٰنُهَا وَغَرَابِيبُ سُودࣱ‏
أَلَمْ
görmedin mi
تَرَ
you see
أَنَّ
elbette
ٱللَّهَ
Allah
أَنزَلَ
indirdi
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
su
فَأَخْرَجْنَا
böylece çıkardık
بِهِۦ
onunla
ثَمَرَٰتٍۢ
meyvalar
مُّخْتَلِفًا
çeşit çeşit
أَلْوَٰنُهَا ۚ
renkleri
وَمِنَ
ve
ٱلْجِبَالِ
dağlardan
جُدَدٌۢ
yollar
بِيضٌۭ
beyaz
وَحُمْرٌۭ
ve kırmızı
مُّخْتَلِفٌ
değişik
أَلْوَٰنُهَا
renklerde
وَغَرَابِيبُ
ve simsiyah
سُودٌۭ
kara

Süleyman AteşGörmedin mi Allah gökten su indirdi de, onunla renkleri çeşit çeşit meyvalar çıkardık. Dağlardan (geçen) beyaz, kırmızı, değişik renklerde ve simsiyah yollar (yarattık)

Diyanet İşleri MealiAllah'ın gökten su indirdiğini görmez misin? Biz onunla türlü türlü renkte ürünler yetiştirmiş; dağlarda da beyaz, kırmızı, siyah ve türlü renkte yollar varetmişizdir

35:28 📚 1
وَمِنَ ٱلنَّاسِ وَٱلدَّوَآبِّ وَٱلۡأَنۡعَٰمِ مُخۡتَلِفٌ أَلۡوَٰنُهُۥ كَذَٰلِكَۗ إِنَّمَا يَخۡشَى ٱللَّهَ مِنۡ عِبَادِهِ ٱلۡعُلَمَٰٓؤُاْۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ
وَمِنَ
insanlardan vardır
ٱلنَّاسِ
men
وَٱلدَّوَآبِّ
ve hayvanlardan
وَٱلْأَنْعَـٰمِ
ve davarlardan
مُخْتَلِفٌ
türlü
أَلْوَٰنُهُۥ
renkte olanlar
كَذَٰلِكَ ۗ
böyle
إِنَّمَا
ancak
يَخْشَى
(gereğince) korkar
ٱللَّهَ
Allah'tan
مِنْ
içinden
عِبَادِهِ
kulları
ٱلْعُلَمَـٰٓؤُا۟ ۗ
bilginler
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَزِيزٌ
daima üstündür
غَفُورٌ
çok bağışlayandır

Süleyman Ateşİnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var. Kulları içinden ancak bilginler, Allah'tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah daima üstündür, çok bağışlayandır

Diyanet İşleri Mealiİnsanlar, yerde yürüyenler ve davarlar da böyle türlü türlü renktedirler. Allah'ın kulları arasında O'ndan korkan, ancak bilginlerdir. Doğrusu Allah güçlüdür, bağışlayandır

35:29
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَتۡلُونَ كِتَٰبَ ٱللَّهِ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنفَقُواْ مِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ سِرࣰّ ا وَعَلَانِيَةࣰ يَرۡجُونَ تِجَٰرَةࣰ لَّن تَبُورَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَتْلُونَ
okuyan(lar)
كِتَـٰبَ
Kitabını
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَأَقَامُوا۟
ve kılanlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَأَنفَقُوا۟
ve infak edenler
مِمَّا
verdiğimiz rızıktan
رَزَقْنَـٰهُمْ
We have provided them
سِرًّۭا
gizli
وَعَلَانِيَةًۭ
ve açık
يَرْجُونَ
umarlar
تِجَـٰرَةًۭ
bir ticaret
لَّن
asla
تَبُورَ
batmayacak

Süleyman AteşAllah'ın Kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için gizli ve açık harcayanlar, asla batmayacak bir ticaret umarlar

Diyanet İşleri MealiAllah'ın Kitap'ına uyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık sarfedenler, tükenmeyecek bir kazanç umabilirler

35:30 📚 2
لِيُوَفِّيَهُمۡ أُجُورَهُمۡ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضۡلِهِۦٓۚ إِنَّهُۥ غَفُورࣱ شَكُورࣱ‏
لِيُوَفِّيَهُمْ
onlara tam ödesin diye
أُجُورَهُمْ
ücretlerini
وَيَزِيدَهُم
ve fazlasını vermesi için
مِّن
lutfundan
فَضْلِهِۦٓ ۚ
His Bounty
إِنَّهُۥ
çünkü O
غَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
شَكُورٌۭ
çok karşılık verendir

Süleyman AteşKi (Allah), onlara ücretlerini tam ödesin ve lutfundan onlara fazlasını da versin. Çünkü O, çok bağışlayan, çok karşılık verendir

Diyanet İşleri MealiÇünkü Allah bu kimselerin ecirlerini tam verir ve lütfu ile arttırır. Doğrusu O, bağışlayandır, şükrün karşılığını bol bol verendir

35:31
وَٱلَّذِيٓ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ مِنَ ٱلۡكِتَٰبِ هُوَ ٱلۡحَقُّ مُصَدِّقࣰ ا لِّمَا بَيۡنَ يَدَيۡهِۗ إِنَّ ٱللَّهَ بِعِبَادِهِۦ لَخَبِيرُۢ بَصِيرࣱ‏
وَٱلَّذِىٓ
vahyettiğimiz
أَوْحَيْنَآ
We have revealed
إِلَيْكَ
sana
مِنَ
Kitaptan
ٱلْكِتَـٰبِ
the Book
هُوَ
O
ٱلْحَقُّ
gerçektir
مُصَدِّقًۭا
doğrulayan
لِّمَا
kendinden öncekini
بَيْنَ
before it
يَدَيْهِ ۗ
kendinden öncekini
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بِعِبَادِهِۦ
kullarını
لَخَبِيرٌۢ
haber alandır
بَصِيرٌۭ
görendir

Süleyman AteşKitaptan sana vahyettiğimiz, kendinden öncekini doğrulayan gerçektir. Allah kulların(ın her halini) haber alandır, görendir

Diyanet İşleri MealiBu, sana vahyettiğimiz, öncekileri doğrulayan gerçek Kitap'dır. Allah şüphesiz kullarından haberdardır, görendir

35:32 📚 6
ثُمَّ أَوۡرَثۡنَا ٱلۡكِتَٰبَ ٱلَّذِينَ ٱصۡطَفَيۡنَا مِنۡ عِبَادِنَاۖ فَمِنۡهُمۡ ظَالِمࣱ لِّنَفۡسِهِۦ وَمِنۡهُم مُّقۡتَصِدࣱ وَمِنۡهُمۡ سَابِقُۢ بِٱلۡخَيۡرَٰتِ بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَضۡلُ ٱلۡكَبِيرُ
ثُمَّ
sonra
أَوْرَثْنَا
miras verdik
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
ٱلَّذِينَ
seçtiklerimize
ٱصْطَفَيْنَا
We have chosen
مِنْ
(arasın)dan
عِبَادِنَا ۖ
kullarımız
فَمِنْهُمْ
onlardan kimi
ظَالِمٌۭ
zulmedendir
لِّنَفْسِهِۦ
nefsine
وَمِنْهُم
ve kimi
مُّقْتَصِدٌۭ
orta gidendir
وَمِنْهُمْ
ve kimi de
سَابِقٌۢ
öne geçendir
بِٱلْخَيْرَٰتِ
hayırlarda
بِإِذْنِ
izniyle
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
ذَٰلِكَ
işte budur
هُوَ
O
ٱلْفَضْلُ
lutuf
ٱلْكَبِيرُ
büyük

Süleyman AteşSonra Kitabı kullarımız arasından seçtiklerimize miras verdik. Onlardan kimi nefsine zulmedendir, kimi orta gidendir, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçendir. İşte büyük lutuf budur

Diyanet İşleri MealiSonra bu Kitap'ı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bırakmışızdır. Onlardan kimi kendine yazık eder, kimi orta davranır, kimi de, Allah'ın izniyle, iyiliklere koşar. İşte büyük lütuf budur

35:33 📚 3
جَنَّٰتُ عَدۡنࣲ يَدۡخُلُونَهَا يُحَلَّوۡنَ فِيهَا مِنۡ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبࣲ وَلُؤۡلُؤࣰ اۖ وَلِبَاسُهُمۡ فِيهَا حَرِيرࣱ‏
جَنَّـٰتُ
cennetleri
عَدْنٍۢ
Adn
يَدْخُلُونَهَا
oraya girerler
يُحَلَّوْنَ
takınırlar
فِيهَا
orada
مِنْ
bilezikler
أَسَاوِرَ
bracelets
مِن
altından
ذَهَبٍۢ
gold
وَلُؤْلُؤًۭا ۖ
ve inci(ler)
وَلِبَاسُهُمْ
ve giysileri
فِيهَا
orada
حَرِيرٌۭ
ipektir

Süleyman AteşAdn cennetleri... Oraya girerler; orada altın bilezikler ve inci(ler) takınırlar. Orada giysileri de ipektir

Diyanet İşleri MealiBunlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler, oradaki elbiseleri de ipektir

35:34 📚 7
وَقَالُواْ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِيٓ أَذۡهَبَ عَنَّا ٱلۡحَزَنَۖ إِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورࣱ شَكُورٌ
وَقَالُوا۟
ve dediler ki
ٱلْحَمْدُ
hamdolsun
لِلَّهِ
Allah'a
ٱلَّذِىٓ
gideren
أَذْهَبَ
(has) removed
عَنَّا
bizden
ٱلْحَزَنَ ۖ
tasayı
إِنَّ
doğrusu
رَبَّنَا
Rabbimiz
لَغَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
شَكُورٌ
çok karşılık verendir

Süleyman AteşDediler ki: "Bizden tasayı gideren Allah'a hamdolsun, doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, çok karşılık verendir

Diyanet İşleri MealiDerler ki: "Bizden üzüntüyü gideren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir

35:35 📚 3
ٱلَّذِيٓ أَحَلَّنَا دَارَ ٱلۡمُقَامَةِ مِن فَضۡلِهِۦ لَا يَمَسُّنَا فِيهَا نَصَبࣱ وَلَا يَمَسُّنَا فِيهَا لُغُوبࣱ‏
ٱلَّذِىٓ
O (Rab) ki
أَحَلَّنَا
bizi kondurdu
دَارَ
yurda
ٱلْمُقَامَةِ
durulacak
مِن
lutfuyla
فَضْلِهِۦ
His Bounty
لَا
asla
يَمَسُّنَا
bize dokunmaz
فِيهَا
orada
نَصَبٌۭ
bir yorgunluk
وَلَا
ve ne de
يَمَسُّنَا
bize dokunmaz
فِيهَا
orada
لُغُوبٌۭ
bir usanç

Süleyman AteşO (Rab) ki lutfuyla bizi durulacak yurda kondurdu. Orada bize ne bir yorgunluk dokunur ve ne de orada bize bir usanç dokunur

Diyanet İşleri MealiBizi lütfuyla, temelli kalınacak cennete O yerleştirdi. Orada bize ne bir yorgunluk gelecek ve ne de usanç gelecektir

35:36 📚 1
وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَهُمۡ نَارُ جَهَنَّمَ لَا يُقۡضَىٰ عَلَيۡهِمۡ فَيَمُوتُواْ وَلَا يُخَفَّفُ عَنۡهُم مِّنۡ عَذَابِهَاۚ كَذَٰلِكَ نَجۡزِي كُلَّ كَفُورࣲ‏
وَٱلَّذِينَ
ve
كَفَرُوا۟
inkar edenler
لَهُمْ
onlara vardır
نَارُ
ateşi
جَهَنَّمَ
cehennem
لَا
hükmedilmez
يُقْضَىٰ
is decreed
عَلَيْهِمْ
onlara
فَيَمُوتُوا۟
ölsünler
وَلَا
ve
يُخَفَّفُ
hafifletilmez
عَنْهُم
onlardan
مِّنْ
onun azabı
عَذَابِهَا ۚ
its torment
كَذَٰلِكَ
işte böyle
نَجْزِى
cezalandırırız
كُلَّ
her
كَفُورٍۢ
nankörü

Süleyman AteşNankörlere de cehennem ateşi vardır. (Orada) Onlara ne (ölümle) hükmedilir ki, ölsünler ve ne de onlardan cehennem azabı biraz hafifletilir. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız

Diyanet İşleri Mealiİnkar edenlere cehennem ateşi vardır. Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler; kendilerinden cehennemin azabı da hafifletilmez. Her inkarcıyı böylece cezalandırırız

35:37 📚 5
وَهُمۡ يَصۡطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَآ أَخۡرِجۡنَا نَعۡمَلۡ صَٰلِحًا غَيۡرَ ٱلَّذِي كُنَّا نَعۡمَلُۚ أَوَلَمۡ نُعَمِّرۡكُم مَّا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَن تَذَكَّرَ وَجَآءَكُمُ ٱلنَّذِيرُۖ فَذُوقُواْ فَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِن نَّصِيرٍ
وَهُمْ
ve onlar
يَصْطَرِخُونَ
feryadederler
فِيهَا
orada
رَبَّنَآ
Rabbimiz
أَخْرِجْنَا
bizi çıkar
نَعْمَلْ
yapalım
صَـٰلِحًا
iyi işler
غَيْرَ
başka olarak
ٱلَّذِى
olduğumuz
كُنَّا
we used
نَعْمَلُ ۚ
yapmış
أَوَلَمْ
sizi yaşatmadık mı?
نُعَمِّرْكُم
We give you life long enough
مَّا
öğüt alacağı kadar
يَتَذَكَّرُ
(would) receive admonition
فِيهِ
orada
مَن
kimsenin
تَذَكَّرَ
öğüt alacak
وَجَآءَكُمُ
ve size geldi
ٱلنَّذِيرُ ۖ
uyarıcı
فَذُوقُوا۟
öyle ise (azabı) tadın
فَمَا
artık yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin
مِن
hiçbir
نَّصِيرٍ
yardımcısı

Süleyman AteşOnlar orada: "Rabbimiz, bizi çıkar, (önce) yaptığımızdan başkasını yapalım?" diye feryadederler. "Sizi, öğüt alacak olanın, öğüt alacağı kadar bir süre yaşatmadık mı? Size uyarıcı da geldi (fakat inanmadınız). Öyle ise (azabı) tadın artık. Zalimlerin yardımcısı yoktur

Diyanet İşleri MealiOrada; "Rabbimiz! Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, yararlı iş işleyelim" diye bağrışırlar. O zaman onlara şöyle deriz: "Öğüt alacak kişinin öğüt alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mi? Size uyarıcı da gelmişti. Artık azabı tadınız, zalimlerin yardımcısı olmaz

35:38
إِنَّ ٱللَّهَ عَٰلِمُ غَيۡبِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَـٰلِمُ
bilendir
غَيْبِ
gaybını
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerin
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
عَلِيمٌۢ
bilir
بِذَاتِ
özünü
ٱلصُّدُورِ
göğüslerin

Süleyman AteşAllah göklerin ve yerin gaybını bilendir. O, göğüslerin özünü bilir

Diyanet İşleri MealiAllah şüphesiz, göklerin ve yerin gaybını bilir. Doğrusu O kalplerde olanı bilendir

35:39
هُوَ ٱلَّذِي جَعَلَكُمۡ خَلَٰٓئِفَ فِي ٱلۡأَرۡضِۚ فَمَن كَفَرَ فَعَلَيۡهِ كُفۡرُهُۥۖ وَلَا يَزِيدُ ٱلۡكَٰفِرِينَ كُفۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ إِلَّا مَقۡتࣰ اۖ وَلَا يَزِيدُ ٱلۡكَٰفِرِينَ كُفۡرُهُمۡ إِلَّا خَسَارࣰ ا
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
sizi yapan
جَعَلَكُمْ
made you
خَلَـٰٓئِفَ
halifeler (yöneticiler)
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
فَمَن
artık kim
كَفَرَ
nankörlük ederse
فَعَلَيْهِ
kendi zararınadır
كُفْرُهُۥ ۖ
nankörlüğü
وَلَا
ve
يَزِيدُ
artırmaz
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin
كُفْرُهُمْ
küfrü
عِندَ
yanında
رَبِّهِمْ
Rableri
إِلَّا
başka bir şey
مَقْتًۭا ۖ
gazabdan
وَلَا
ve ne de
يَزِيدُ
artırmaz;
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin
كُفْرُهُمْ
küfrü
إِلَّا
başka bir şey
خَسَارًۭا
ziyandan

Süleyman AteşSizi yeryüzünde halifeler (yöneticiler) yapan O'dur. Artık kim nankörlük ederse nankörlüğü kendi zararınadır. Kafirlerin küfrü, Rableri yanında (kendilerine) gazabdan başka bir şey artırmaz; kafirlerin küfrü, (kendilerine) ziyandan başka bir şey artırmaz

Diyanet İşleri MealiSizleri yeryüzüne de hakim kılan O'dur. İnkar edenin inkarı kendi aleyhinedir. İnkarcıların inkarı, Rableri katında yalnız kendilerine olan gazabı arttırır. İnkarcıların inkarı, hüsrandan başka birşey arttırmaz

35:40
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ شُرَكَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُواْ مِنَ ٱلۡأَرۡضِ أَمۡ لَهُمۡ شِرۡكࣱ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ أَمۡ ءَاتَيۡنَٰهُمۡ كِتَٰبࣰ ا فَهُمۡ عَلَىٰ بَيِّنَتࣲ مِّنۡهُۚ بَلۡ إِن يَعِدُ ٱلظَّٰلِمُونَ بَعۡضُهُم بَعۡضًا إِلَّا غُرُورًا
قُلْ
de ki
أَرَءَيْتُمْ
siz gördünüz mü?
شُرَكَآءَكُمُ
ortaklarınızı
ٱلَّذِينَ
yalvardığınız
تَدْعُونَ
you call
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
أَرُونِى
bana gösterin
مَاذَا
hangi şeyi?
خَلَقُوا۟
yarattılar
مِنَ
yerden
ٱلْأَرْضِ
the earth
أَمْ
yoksa
لَهُمْ
onların var (mı?)
شِرْكٌۭ
ortaklıkları
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
أَمْ
yoksa
ءَاتَيْنَـٰهُمْ
biz onlara verdik de
كِتَـٰبًۭا
bir Kitap
فَهُمْ
onlar da
عَلَىٰ
üzerindeler
بَيِّنَتٍۢ
bir delil
مِّنْهُ ۚ
ondan
بَلْ
hayır
إِن
va'detmiyorlar
يَعِدُ
promise
ٱلظَّـٰلِمُونَ
o zalimler
بَعْضُهُم
birbirlerine
بَعْضًا
birbirlerine
إِلَّا
başka bir şey
غُرُورًا
aldatmakdan

Süleyman AteşDe ki: "Siz, Allah'tan başka yalvardığınız şu tanrılarınızı gördünüz mü? Bana gösterin (bakayım), onlar yerden hangi şeyi yarattılar?" Yoksa onların, gökler(in yaratılmasın)da (Allah'a) ortaklıkları mı var? Yoksa biz onlara (taptıkları putları bize ortak koşmalarını söyleyen) bir Kitap vermişiz de onlar o Kitaptan bir delil üzerinde mi bulunuyorlar? Hayır, o zalimler birbirlerine, aldatmadan başka bir şey va'detmiyorlar

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Allah'ı bırakıp da taptığınız putlarınıza hiç baktınız mı? Bana gösterin, onlar yerden hangi şeyi yarattılar?" Yoksa onların Allah'la ortaklığı göklerde midir? Yoksa Biz onlara kitap verdik de ondaki delillere mi dayanırlar? Hayır; zalimler, birbirlerine sadece aldatıcı söz söylerler

35:41 📚 4
۞إِنَّ ٱللَّهَ يُمۡسِكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ أَن تَزُولَاۚ وَلَئِن زَالَتَآ إِنۡ أَمۡسَكَهُمَا مِنۡ أَحَدࣲ مِّنۢ بَعۡدِهِۦٓۚ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورࣰ ا
۞ إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يُمْسِكُ
tutmaktadır
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
أَن
yıkılmamaları için
تَزُولَا ۚ
they cease
وَلَئِن
andolsun
زَالَتَآ
ikisi yıkılsa
إِنْ
onları tutamaz
أَمْسَكَهُمَا
can uphold them
مِنْ
hiç
أَحَدٍۢ
kimse
مِّنۢ
ondan sonra
بَعْدِهِۦٓ ۚ
after Him
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
كَانَ
halimdir
حَلِيمًا
Most Forbearing
غَفُورًۭا
çok bağışlayandır

Süleyman AteşAllah yıkılmamaları için gökleri ve yeri tutmaktadır. Andolsun, gökler ve yer yıkılsa, onları, Kendisinden başka hiç kimse tutamaz. Şüphesiz O, halimdir, çok bağışlayandır

Diyanet İşleri MealiDoğrusu, zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'tır. Eğer onlar zevale uğrarsa O'ndan başka, and olsun ki onları kimse tutamaz. O, şüphesiz Halim'dir, bağışlayandır

35:42
وَأَقۡسَمُواْ بِٱللَّهِ جَهۡدَ أَيۡمَٰنِهِمۡ لَئِن جَآءَهُمۡ نَذِيرࣱ لَّيَكُونُنَّ أَهۡدَىٰ مِنۡ إِحۡدَى ٱلۡأُمَمِۖ فَلَمَّا جَآءَهُمۡ نَذِيرࣱ مَّا زَادَهُمۡ إِلَّا نُفُورًا
وَأَقْسَمُوا۟
ve yemin ettiler
بِٱللَّهِ
Allah'a
جَهْدَ
bütün gücüyle
أَيْمَـٰنِهِمْ
yeminlerinin
لَئِن
andolsun eğer
جَآءَهُمْ
kendilerine gelirse
نَذِيرٌۭ
bir uyarıcı (peygamber)
لَّيَكُونُنَّ
olacaklarına
أَهْدَىٰ
daha çok doğru yolda
مِنْ
herbir
إِحْدَى
any
ٱلْأُمَمِ ۖ
milletten
فَلَمَّا
fakat
جَآءَهُمْ
gelince
نَذِيرٌۭ
uyarıcı
مَّا
onların arttırmadı
زَادَهُمْ
it increased them
إِلَّا
başka bir şey
نُفُورًا
nefretten

Süleyman AteşAndolsun eğer kendilerine bir uyarıcı (peygamber) gelirse, her milletten daha çok doğru yolda olacaklar diye, yeminlerinin bütün gücüyle Allah'a yemin ettiler. Fakat kendilerine uyarıcı gelince, onlara Hak'tan uzaklaşmaktan başka bir katkı sağlamadı

Diyanet İşleri MealiKendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetler içinde en doğru yolda gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi; fakat kendilerine uyarıcının gelmesi, yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak ile uğraştıklarından sadece nefretlerini arttırdı. Oysa pis pis kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer. Öncekilere uygulanagelen yasayı görmezler mi? Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın

35:43
ٱسۡتِكۡبَارࣰ ا فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَكۡرَ ٱلسَّيِّيِٕۚ وَلَا يَحِيقُ ٱلۡمَكۡرُ ٱلسَّيِّئُ إِلَّا بِأَهۡلِهِۦۚ فَهَلۡ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ ٱلۡأَوَّلِينَۚ فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَبۡدِيلࣰ اۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَحۡوِيلًا
ٱسْتِكْبَارًۭا
büyüklük taslama(larını)
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
وَمَكْرَ
ve tuzak(lar) kurma(larını artırdı)
ٱلسَّيِّئِ ۚ
kötü
وَلَا
oysa
يَحِيقُ
dolanmaz
ٱلْمَكْرُ
tuzak
ٱلسَّيِّئُ
kötü
إِلَّا
başkasına
بِأَهْلِهِۦ ۚ
sahibi(nden)
فَهَلْ
bekliyorlar-mı?
يَنظُرُونَ
bekliyorlar
إِلَّا
except
سُنَّتَ
yasasından
ٱلْأَوَّلِينَ ۚ
öncekilerin
فَلَن
halbuki
تَجِدَ
bulamazsın
لِسُنَّتِ
yasasında
ٱللَّهِ
Allah'ın
تَبْدِيلًۭا ۖ
bir değişme
وَلَن
ve
تَجِدَ
bulamazsın
لِسُنَّتِ
yasasında
ٱللَّهِ
Allah'ın
تَحْوِيلًا
bir sapma

Süleyman AteşYeryüzünde büyüklük taslama(larını) ve kötü tuzak(lar) kurma(larını artırdı.) Kötü tuzak, ancak sahibine dolanır. Onlar öncekilerin yasasından başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın yasasında bir değişme bulamazsın; Allah'ın yasasında bir sapma bulamazsın

Diyanet İşleri MealiKendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetler içinde en doğru yolda gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi; fakat kendilerine uyarıcının gelmesi, yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak ile uğraştıklarından sadece nefretlerini arttırdı. Oysa pis pis kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer. Öncekilere uygulanagelen yasayı görmezler mi? Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın. Sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın

35:44 📚 2
أَوَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ وَكَانُوٓاْ أَشَدَّ مِنۡهُمۡ قُوَّةࣰۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُعۡجِزَهُۥ مِن شَيۡءࣲ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَلِيمࣰ ا قَدِيرࣰ ا
أَوَلَمْ
hiç gez(ip dolaş)madılar mı?
يَسِيرُوا۟
traveled
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
فَيَنظُرُوا۟
görsünler
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğunu
عَـٰقِبَةُ
sonunun
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ
(were) before them
وَكَانُوٓا۟
onlar idiler
أَشَدَّ
daha güçlü
مِنْهُمْ
bunlardan
قُوَّةًۭ ۚ
kuvvet bakımından
وَمَا
ve yoktur
كَانَ
Allah'ı
ٱللَّهُ
Allah
لِيُعْجِزَهُۥ
engelleyecek
مِن
hiçbir
شَىْءٍۢ
şey
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَلَا
ve yoktur
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
كَانَ
bilendir
عَلِيمًۭا
All-Knower
قَدِيرًۭا
güçlüdür

Süleyman Ateş(Bunlar,) Yeryüzünde hiç gez(ip dolaş)madılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Onlar, (bunlardan) daha güçlü idiler. Ne göklerde ne de yerde Allah'ı engelleyecek bir şey var. O, bilendir, güçlüdür

Diyanet İşleri MealiYeryüzünde gezip, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Onlar, kendilerinden daha kuvvetliydiler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakabilecek yoktur. Şüphesiz O bilendir, Kadir olandır

35:45 📚 2
وَلَوۡ يُؤَاخِذُ ٱللَّهُ ٱلنَّاسَ بِمَا كَسَبُواْ مَا تَرَكَ عَلَىٰ ظَهۡرِهَا مِن دَآبَّةࣲ وَلَٰكِن يُؤَخِّرُهُمۡ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ىۖ فَإِذَا جَآءَ أَجَلُهُمۡ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِعِبَادِهِۦ بَصِيرَۢا
وَلَوْ
ve eğer
يُؤَاخِذُ
cezalandıracak olsaydı
ٱللَّهُ
Allah
ٱلنَّاسَ
insanları
بِمَا
yüzünden
كَسَبُوا۟
yaptıkları işler
مَا
bırakmazdı
تَرَكَ
He would leave
عَلَىٰ
üzerinde (yeryüzünde)
ظَهْرِهَا
onun sırtı
مِن
hiçbir
دَآبَّةٍۢ
canlı
وَلَـٰكِن
fakat
يُؤَخِّرُهُمْ
onları erteliyor
إِلَىٰٓ
kadar
أَجَلٍۢ
bir süreye
مُّسَمًّۭى ۖ
belirtilmiş
فَإِذَا
zaman
جَآءَ
geldiği
أَجَلُهُمْ
süreleri
فَإِنَّ
kuşkusuz
ٱللَّهَ
Allah
كَانَ
kullarını
بِعِبَادِهِۦ
of His slaves
بَصِيرًۢا
görmektedir

Süleyman AteşEğer Allah, insanları yaptıkları işler yüzünden (hemen) cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat Allah, onları belirtilmiş bir süreye kadar erteliyor. Süreleri geldiği zaman, kuşkusuz Allah kullarını görmektedir (onları yaptıkları işlere göre cezalandıracaktır)

Diyanet İşleri MealiAllah insanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde bir canlı bırakmaması gerekirdi. Ama onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri gelince gereğini yapar. Doğrusu Allah kullarını görmektedir

← Önceki Sonraki →

35. Faatir Suresi | Anlam Arayışı