☪ Anlam Arayışı

40. Ghafir سُورَةُ غَافِرٍ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
40:1
حمٓ
حمٓ
Hâ Mîm

Ali BulaçHa, Mîm

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«حَم» الله أعلم بمراده به.

40:2
تَنزِيلُ ٱلۡكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡعَلِيمِ
تَنزِيلُ
indirilişi
ٱلْكِتَـٰبِ
Kitabın
مِنَ
tarafındandır
ٱللَّهِ
Allah
ٱلْعَزِيزِ
aziz (daima galib)
ٱلْعَلِيمِ
alim (herşeyi en iyi bilen)

Ali BulaçBu Kitab'ın indirilmesi, Aziz, Alim olan Allah'tandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تنزيل الكتاب» القرآن مبتدأ «من الله» خبره «العزيز» في ملكه «العليم» بخلقه.

40:3 📚 10
غَافِرِ ٱلذَّنۢبِ وَقَابِلِ ٱلتَّوۡبِ شَدِيدِ ٱلۡعِقَابِ ذِي ٱلطَّوۡلِۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ إِلَيۡهِ ٱلۡمَصِيرُ
غَافِرِ
bağışlayandır
ٱلذَّنۢبِ
günahı
وَقَابِلِ
ve kabul edendir
ٱلتَّوْبِ
tevbeyi
شَدِيدِ
çetin olandır
ٱلْعِقَابِ
azabı
ذِى
sahibidir
ٱلطَّوْلِ ۖ
lutuf
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۖ
O'ndan
إِلَيْهِ
O'nadır
ٱلْمَصِيرُ
dönüş

Ali BulaçGünahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezası pek şiddetli olan ve lütuf sahibi (Allah'tan). O'ndan başka İlah yoktur. Dönüş O'nadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«غافر الذنب» للمؤمنين «وقابل التوب» لهم مصدر «شديد العقاب» للكافرين أي مشدده «ذي الطول» الإنعام الواسع، وهو موصوف على الدوام بكل هذه الصفات، فإضافة المشتق منها للتعريف كالأخيرة «لا إله إلا هو إليه المصير» المرجع.

40:4
مَا يُجَٰدِلُ فِيٓ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ إِلَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فَلَا يَغۡرُرۡكَ تَقَلُّبُهُمۡ فِي ٱلۡبِلَٰدِ
مَا
mücadele etmez
يُجَـٰدِلُ
dispute
فِىٓ
hakkında
ءَايَـٰتِ
ayetleri
ٱللَّهِ
Allah'ın
إِلَّا
başkası
ٱلَّذِينَ
kimselerden
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerden)
فَلَا
o halde
يَغْرُرْكَ
seni aldatmasın
تَقَلُّبُهُمْ
onların dolaşmaları
فِى
şehirlede
ٱلْبِلَـٰدِ
the cities

Ali BulaçAllah'ın ayetleri konusunda inkar edenlerden başkası mücadele etmez. Öyleyse onların şehirlerde dönüp dolaşması seni aldatmasın

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما يجادل في آيات الله» القرآن «إلا الذين كفروا» من أهل مكة «فلا يغررك تقلبهم في البلاد» للمعاش سالمين فإن عاقبتهم النار.

40:5
كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ وَٱلۡأَحۡزَابُ مِنۢ بَعۡدِهِمۡۖ وَهَمَّتۡ كُلُّ أُمَّةِۭ بِرَسُولِهِمۡ لِيَأۡخُذُوهُۖ وَجَٰدَلُواْ بِٱلۡبَٰطِلِ لِيُدۡحِضُواْ بِهِ ٱلۡحَقَّ فَأَخَذۡتُهُمۡۖ فَكَيۡفَ كَانَ عِقَابِ
كَذَّبَتْ
yalanladı
قَبْلَهُمْ
onlardan önce
قَوْمُ
kavmi
نُوحٍۢ
Nuh
وَٱلْأَحْزَابُ
ve kollar
مِنۢ
onlardan sonraki
بَعْدِهِمْ ۖ
after them
وَهَمَّتْ
ve yeltendi
كُلُّ
her
أُمَّةٍۭ
millet
بِرَسُولِهِمْ
elçisini
لِيَأْخُذُوهُ ۖ
yakalamağa
وَجَـٰدَلُوا۟
ve tartıştılar
بِٱلْبَـٰطِلِ
boş şeyler ileri sürerek
لِيُدْحِضُوا۟
gidermek için
بِهِ
onunla
ٱلْحَقَّ
hakkı
فَأَخَذْتُهُمْ ۖ
bu yüzden onları yakaladım
فَكَيْفَ
nasıl
كَانَ
oldu
عِقَابِ
azabım

Ali BulaçKendilerinden önce Nuh kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra (sayısı çok) fırkalar da. Her ümmet, kendi elçilerini (susturmak için) yakalamaya yeltendi. Hakkı, onunla yürürlükten kaldırmak için, 'batıla-dayanarak' mücadeleye giriştiler. Ben de onları yakalayıverdim. Artık Benim cezalandırmam nasılmış

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذبت قبلهم قوم نوح والأحزاب» كعاد وثمود وغيرهما «من بعدهم وهمّت كل أمة برسولهم ليأخذوه» يقتلوه «وجادلوا بالباطل ليدحضوا» يزيلوا «به الحق فأخذتهم» بالعقاب «فكيف كان عقاب» لهم، أي هو واقع موقعه.

40:6
وَكَذَٰلِكَ حَقَّتۡ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓاْ أَنَّهُمۡ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِ
وَكَذَٰلِكَ
ve böylece
حَقَّتْ
yerini buldu
كَلِمَتُ
sözü
رَبِّكَ
Rabbinin
عَلَى
hakkındaki
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوٓا۟
inkar eden(ler)
أَنَّهُمْ
onlar ki;
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ
ateş

Ali BulaçSenin Rabbinin kafirler üzerindeki: "Gerçekten onlar ateşin halkıdır" sözü böylece hak oldu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وكذلك حقت كلمة ربك) أي "" لأملأن جهنم "" الآية (على الذين كفروا أنهم أصحاب النار) بدل من كلمة.

40:7 📚 4
ٱلَّذِينَ يَحۡمِلُونَ ٱلۡعَرۡشَ وَمَنۡ حَوۡلَهُۥ يُسَبِّحُونَ بِحَمۡدِ رَبِّهِمۡ وَيُؤۡمِنُونَ بِهِۦ وَيَسۡتَغۡفِرُونَ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْۖ رَبَّنَا وَسِعۡتَ كُلَّ شَيۡءࣲ رَّحۡمَةࣰ وَعِلۡمࣰ ا فَٱغۡفِرۡ لِلَّذِينَ تَابُواْ وَٱتَّبَعُواْ سَبِيلَكَ وَقِهِمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَحْمِلُونَ
taşıyan(lar)
ٱلْعَرْشَ
Arş'ı
وَمَنْ
ve bulunanlar
حَوْلَهُۥ
onun çevresinde
يُسَبِّحُونَ
tesbih ederler
بِحَمْدِ
hamd ile (överek)
رَبِّهِمْ
Rablerini
وَيُؤْمِنُونَ
ve inanırlar
بِهِۦ
O'na
وَيَسْتَغْفِرُونَ
ve mağfiret dilerler
لِلَّذِينَ
kimseler için
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَسِعْتَ
sen kapladın
كُلَّ
her
شَىْءٍۢ
şeyi
رَّحْمَةًۭ
rahmet ile
وَعِلْمًۭا
ve bilgi ile
فَٱغْفِرْ
bağışla
لِلَّذِينَ
kimseleri
تَابُوا۟
tevbe eden(leri)
وَٱتَّبَعُوا۟
ve uyanları
سَبِيلَكَ
senin yoluna
وَقِهِمْ
ve onları koru
عَذَابَ
azabından
ٱلْجَحِيمِ
cehennem

Ali BulaçArş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte, O'na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: "Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından herşeyi kuşatıp-sardın, tevbe edenler ve Senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين يحملون العرش» مبتدأ «ومن حوله» عطف عليه «يسبحون» خبره «بحمد ربهم» ملابسين للحمد، أي يقولون: سبحان الله وبحمده «ويؤمنون به» تعالى ببصائرهم أي يصدقون بوحدانيته «ويستغفرون للذين آمنوا» يقولون «ربنا وسعت كل شيءٍ رحمة وعلما» أي وسعت رحمتك كلَّ شيء وعلمك كل شيء «فاغفر للذين تابوا» من الشرك «واتبعوا سبيلك» دين الإسلام «وقهم عذاب الجحيم» النار.

40:8
رَبَّنَا وَأَدۡخِلۡهُمۡ جَنَّٰتِ عَدۡنٍ ٱلَّتِي وَعَدتَّهُمۡ وَمَن صَلَحَ مِنۡ ءَابَآئِهِمۡ وَأَزۡوَٰجِهِمۡ وَذُرِّيَّٰتِهِمۡۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
رَبَّنَا
Rabbimiz
وَأَدْخِلْهُمْ
ve onları sok
جَنَّـٰتِ
cennetlerine
عَدْنٍ
Adn
ٱلَّتِى
onlara söz verdiğin
وَعَدتَّهُمْ
You have promised them
وَمَن
ve kimseleri
صَلَحَ
iyi olan
مِنْ
babalarından
ءَابَآئِهِمْ
their fathers
وَأَزْوَٰجِهِمْ
ve eşleri(nden)
وَذُرِّيَّـٰتِهِمْ ۚ
ve çocukları(ndan)
إِنَّكَ
şüphesiz sen
أَنتَ
sensin
ٱلْعَزِيزُ
üstün olan
ٱلْحَكِيمُ
hüküm ve hikmet sahibi olan

Ali BulaçRabbimiz, onları Adn cennetlerine sok ki onlara (bunu) va'dettin; babalarından, eşlerinden ve soylarından salih olanları da. Gerçekten Sen, üstün ve güçlü olansın, hüküm ve hikmet sahibisin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ربنا وأدخلهم جنات عدن» إقامة «التي وعدتهم ومن صلح» عطف على هم في وأدخلهم أو في وعدتهم «من آبائهم وأزواجهم وذرياتهم إنك أنت العزيز الحكيم» في صنعه.

40:9
وَقِهِمُ ٱلسَّيِّـَٔاتِۚ وَمَن تَقِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ يَوۡمَئِذࣲ فَقَدۡ رَحِمۡتَهُۥۚ وَذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ
وَقِهِمُ
ve onları koru
ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ
kötülüklerden
وَمَن
ve kimi
تَقِ
sen korursan
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
kötülüklerden
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
فَقَدْ
elbette
رَحِمْتَهُۥ ۚ
ona acımışsındır
وَذَٰلِكَ
ve işte budur
هُوَ
o
ٱلْفَوْزُ
başarı
ٱلْعَظِيمُ
büyük

Ali BulaçVe onları kötülüklerden koru. O gün Sen, kimi kötülüklerden korumuşsan, gerçekten ona rahmet etmişsin. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقهم السيئات» أي عذابها «ومن تق السيئات يومئذ» يوم القيامة «فقد رحمته وذلك هو الفوز العظيم».

40:10 📚 2
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ يُنَادَوۡنَ لَمَقۡتُ ٱللَّهِ أَكۡبَرُ مِن مَّقۡتِكُمۡ أَنفُسَكُمۡ إِذۡ تُدۡعَوۡنَ إِلَى ٱلۡإِيمَٰنِ فَتَكۡفُرُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimselere
كَفَرُوا۟
inkar eden(lere)
يُنَادَوْنَ
(şöyle) seslenilir
لَمَقْتُ
(size) kızması
ٱللَّهِ
Allah'ın
أَكْبَرُ
daha büyüktür
مِن
sizin kızmanızdan
مَّقْتِكُمْ
your hatred
أَنفُسَكُمْ
kendi kendinize
إِذْ
zira
تُدْعَوْنَ
siz çağrılırdınız
إِلَى
imana
ٱلْإِيمَـٰنِ
the faith
فَتَكْفُرُونَ
fakat inkar ederdiniz

Ali BulaçŞüphesiz küfredenlere de (şöyle) seslenilir: "Allah'ın gazablanması, elbette sizin kendi nefislerinize gazablanmanızdan daha büyüktür. Çünkü siz, imana çağrıldığınız zaman inkar ediyordunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين كفروا ينادوْن» من قبل الملائكة وهم يمقتون أنفسهم عند دخولهم النار «لمقت الله» إياكم «أكبر من مقتكم أنفسكم إذ تدعوْن» في الدنيا «إلى الإيمان فتكفرون».

40:11 📚 1
قَالُواْ رَبَّنَآ أَمَتَّنَا ٱثۡنَتَيۡنِ وَأَحۡيَيۡتَنَا ٱثۡنَتَيۡنِ فَٱعۡتَرَفۡنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلۡ إِلَىٰ خُرُوجࣲ مِّن سَبِيلࣲ‏
قَالُوا۟
dediler ki
رَبَّنَآ
Rabbimiz
أَمَتَّنَا
bizi öldürdün
ٱثْنَتَيْنِ
iki kez
وَأَحْيَيْتَنَا
ve dirilttin
ٱثْنَتَيْنِ
iki kez
فَٱعْتَرَفْنَا
itiraf ettik
بِذُنُوبِنَا
günahlarımızı
فَهَلْ
var mı?
إِلَىٰ
çıkmak için
خُرُوجٍۢ
get out
مِّن
hiçbir
سَبِيلٍۢ
bir yol

Ali BulaçDediler ki: "Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin; biz de günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkış için bir yol var mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا ربنا أمتَّنا اثنتين» إماتتين «وأحييتنا اثنتين» إحياءتين لأنهم نطفٌ أموات فأحيوا ثم أميتوا ثم أحيوا للبعث «فاعترفنا بذنوبنا» بكفرنا بالبعث «فهل إلى خروج» من النار والرجوع إلى الدنيا لنطيع ربنا «من سبيل» طريق وجوابهم: لا.

40:12 📚 2
ذَٰلِكُم بِأَنَّهُۥٓ إِذَا دُعِيَ ٱللَّهُ وَحۡدَهُۥ كَفَرۡتُمۡ وَإِن يُشۡرَكۡ بِهِۦ تُؤۡمِنُواْۚ فَٱلۡحُكۡمُ لِلَّهِ ٱلۡعَلِيِّ ٱلۡكَبِيرِ
ذَٰلِكُم
bu
بِأَنَّهُۥٓ
sebebiyledir
إِذَا
zaman
دُعِىَ
çağrıldığınız
ٱللَّهُ
Allah'a
وَحْدَهُۥ
tek olan
كَفَرْتُمْ ۖ
inkar etmeniz
وَإِن
ve eğer
يُشْرَكْ
ortak koşulursa
بِهِۦ
O'na
تُؤْمِنُوا۟ ۚ
inanmanız
فَٱلْحُكْمُ
artık hüküm
لِلَّهِ
Allah'a aittir
ٱلْعَلِىِّ
yüce
ٱلْكَبِيرِ
ve büyük

Ali BulaçSizin (durumunuz) böyledir. Çünkü bir olan Allah'a çağırıldığınız zaman inkar ettiniz. O'na ortak koşulduğunda inanıp-onayladınız. Artık hüküm, Yüce, büyük olan Allah'ındır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلكم» أي العذاب أنتم فيه «بأنه» أي بسبب أنه في الدنيا «إذا دعي الله وحده كفرتم» بتوحيده «وإن يُشرَك به» يجعل له شريك «تؤمنوا» تصدقوا بالإشراك «فالحكم» في تعذيبكم «لله العليِّ» على خلقه «الكبير» العظيم.

40:13
هُوَ ٱلَّذِي يُرِيكُمۡ ءَايَٰتِهِۦ وَيُنَزِّلُ لَكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ رِزۡقࣰ اۚ وَمَا يَتَذَكَّرُ إِلَّا مَن يُنِيبُ
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
ki
يُرِيكُمْ
size gösteriyor
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
وَيُنَزِّلُ
ve indiriyor
لَكُم
sizin için
مِّنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
رِزْقًۭا ۚ
rızık
وَمَا
ve
يَتَذَكَّرُ
öğüt almaz
إِلَّا
başkası
مَن
kimseden
يُنِيبُ
(O'na) yönelen

Ali BulaçO, size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten rızık indiriyor. İçten (Allah'a) yönelenden başkası öğüt alıp-düşünmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هو الذي يريكم آياته» دلائل توحيده «وينزل لكم من السماء رزقا» بالمطر «وما يتذكر» يتعظ «إلا من ينيب» يرجع عن الشرك.

40:14 📚 7
فَٱدۡعُواْ ٱللَّهَ مُخۡلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ وَلَوۡ كَرِهَ ٱلۡكَٰفِرُونَ
فَٱدْعُوا۟
o halde çağırın
ٱللَّهَ
Allah'a
مُخْلِصِينَ
halis kılarak
لَهُ
yalnız O'na
ٱلدِّينَ
dini
وَلَوْ
şayet
كَرِهَ
hoşuna gitmese de
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirlerin

Ali BulaçÖyleyse, dini yalnızca O'na halis kılanlar olarak Allah'a dua (kulluk) edin; kafirler hoş görmese de

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فادعوا الله» اعبدوه «مخلصين له الدين» من الشرك «ولو كره الكافرون» إخلاصكم منه.

40:15 📚 3
رَفِيعُ ٱلدَّرَجَٰتِ ذُو ٱلۡعَرۡشِ يُلۡقِي ٱلرُّوحَ مِنۡ أَمۡرِهِۦ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ مِنۡ عِبَادِهِۦ لِيُنذِرَ يَوۡمَ ٱلتَّلَاقِ
رَفِيعُ
yükselten
ٱلدَّرَجَـٰتِ
dereceleri
ذُو
sahibi
ٱلْعَرْشِ
Arş'ın
يُلْقِى
indirir
ٱلرُّوحَ
ruhu
مِنْ
emrinden olan
أَمْرِهِۦ
His Command
عَلَىٰ
üzerine
مَن
dilediği
يَشَآءُ
He wills
مِنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ
His slaves
لِيُنذِرَ
uyarmak için
يَوْمَ
gününe karşı
ٱلتَّلَاقِ
buluşma

Ali BulaçDereceleri yükselten Arş'ın sahibi (Allah), 'toplanma ve buluşma' günü ile uyarıp-korkutmak için, Kendi emrinden olan ruhu kullarından dilediğine indirir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رفيع الدرجات» أي الله عظيم الصفات، أو رافع درجات المؤمنين في الجنة «ذو العرش» خالقه «يلقي الروح» الوحي «من أمره» أي قوله «على من يشاء من عباده لينذر» يخوَّف الملقى عليه الناس «يوم التلاق» بحذف الياء وإثباتها يوم القيامة لتلاقي أهل السماء والأرض، والعابد والمعبود، والظالم والمظلوم فيه.

40:16 📚 1
يَوۡمَ هُم بَٰرِزُونَۖ لَا يَخۡفَىٰ عَلَى ٱللَّهِ مِنۡهُمۡ شَيۡءࣱۚ لِّمَنِ ٱلۡمُلۡكُ ٱلۡيَوۡمَۖ لِلَّهِ ٱلۡوَٰحِدِ ٱلۡقَهَّارِ
يَوْمَ
o gün
هُم
onlar
بَـٰرِزُونَ ۖ
ortaya çıkarlar
لَا
gizli kalmaz
يَخْفَىٰ
is hidden
عَلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
مِنْهُمْ
onlardan
شَىْءٌۭ ۚ
hiçbir şey
لِّمَنِ
kimindir?
ٱلْمُلْكُ
mülk
ٱلْيَوْمَ ۖ
bugün
لِلَّهِ
Allah'ın
ٱلْوَٰحِدِ
tek
ٱلْقَهَّارِ
ve kahhar

Ali BulaçO gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:) "Bugün mülk kimindir? Bir olan, Kahhar olan Allah'ındır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوم هم بارزون» خارجون من قبورهم «لا يخفى على الله منهم شيءٌ لمن الملك اليوم» بقوله تعالى، ويجيب نفسه «لله الواحد القهار» أي لخلقه.

40:17 📚 4
ٱلۡيَوۡمَ تُجۡزَىٰ كُلُّ نَفۡسِۭ بِمَا كَسَبَتۡۚ لَا ظُلۡمَ ٱلۡيَوۡمَۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلۡحِسَابِ
ٱلْيَوْمَ
bugün
تُجْزَىٰ
cezalanır
كُلُّ
her
نَفْسٍۭ
can
بِمَا
kazandığıyle
كَسَبَتْ ۚ
it earned
لَا
yoktur
ظُلْمَ
zulüm
ٱلْيَوْمَ ۚ
bugün
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَرِيعُ
çabuk görendir
ٱلْحِسَابِ
hesabı

Ali BulaçBugün her bir nefis, kendi kazandığıyla karşılık görür. Bugün zulüm yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı seri görendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«اليوم تجزى كل نفس بما كسبت لا ظلم اليوم إن الله سريع الحساب» يحاسب جميع الخلق في قدر نصف نهار من أيام الدنيا لحديث بذلك.

40:18 📚 3
وَأَنذِرۡهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡأٓزِفَةِ إِذِ ٱلۡقُلُوبُ لَدَى ٱلۡحَنَاجِرِ كَٰظِمِينَۚ مَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنۡ حَمِيمࣲ وَلَا شَفِيعࣲ يُطَاعُ
وَأَنذِرْهُمْ
ve onları uyar
يَوْمَ
güne (karşı)
ٱلْـَٔازِفَةِ
yaklaşan
إِذِ
zira
ٱلْقُلُوبُ
yürekler
لَدَى
dayanmıştır
ٱلْحَنَاجِرِ
gırtlaklara
كَـٰظِمِينَ ۚ
yutkunur dururlar
مَا
yoktur
لِلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin
مِنْ
hiçbir
حَمِيمٍۢ
dostu
وَلَا
ve yoktur
شَفِيعٍۢ
bir aracıları
يُطَاعُ
sözü tutulur

Ali BulaçOnları, yaklaşmakta olan güne karşı uyar; o zaman yürekler gırtlaklara dayanır, yutkunur dururlar. Zalimler için ne koruyucu bir dost, ne sözü yerine getirebilir bir şefaatçi yoktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وأنذرهم يوم الآزفة) يوم القيامة من أزف الرحيل: قرب (إذ القلوب) ترتفع خوفا (لدى) عند (الحناجر كاظمين) ممتلئين غما حال من القلوب عوملت بالجمع بالياء والنون معاملة أصحابها (ما للظالمين من حميم) محب (ولا شفيع يطاع) لا مفهوم للوصف إذ لا شفيع لهم أصلا "" فما لنا من شافعين "" أوله مفهوم بناء على زعمهم أن لهم شفعاء، أي لو شفعوا فرضا لم يقبلوا.

40:19
يَعۡلَمُ خَآئِنَةَ ٱلۡأَعۡيُنِ وَمَا تُخۡفِي ٱلصُّدُورُ
يَعْلَمُ
bilir
خَآئِنَةَ
hain(bakışlar)ını
ٱلْأَعْيُنِ
gözlerin
وَمَا
ve ne
تُخْفِى
gizliyorlarsa
ٱلصُّدُورُ
göğüslerinde

Ali Bulaç(Allah,) Gözlerin hainliklerini ve göğüslerin sakladıklarını bilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يعلم أي الله «خائنة الأعين» بمارقتها النظر إلى محرَّم «وما تخفي الصدور» القلوب.

40:20
وَٱللَّهُ يَقۡضِي بِٱلۡحَقِّۖ وَٱلَّذِينَ يَدۡعُونَ مِن دُونِهِۦ لَا يَقۡضُونَ بِشَيۡءٍۗ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡبَصِيرُ
وَٱللَّهُ
Allah
يَقْضِى
hükmeder
بِٱلْحَقِّ ۖ
hak ile
وَٱلَّذِينَ
kimseler ise
يَدْعُونَ
yalvardıkları
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦ
besides Him
لَا
hüküm veremezler
يَقْضُونَ
they judge
بِشَىْءٍ ۗ
hiçbir şeye
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْبَصِيرُ
görendir

Ali BulaçAllah hak ile hükmeder. Oysa O'nu bırakıp taptıkları hiçbir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والله يقضي بالحق والذين يدعون» يعبدون، أي كفار مكة بالياء والتاء «من دونه» وهم الأصنام «لا يقضون بشيءٍ» فكيف يكونون شركاء لله «إن الله هو السميع» لأقوالهم «البصير» بأفعالهم.

40:21 📚 3
۞أَوَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ كَانُواْ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَانُواْ هُمۡ أَشَدَّ مِنۡهُمۡ قُوَّةࣰ وَءَاثَارࣰ ا فِي ٱلۡأَرۡضِ فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمۡ وَمَا كَانَ لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن وَاقࣲ‏
۞ أَوَلَمْ
gezip dolaşmadılar mı?
يَسِيرُوا۟
they travel
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
فَيَنظُرُوا۟
görsünler
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğunu
عَـٰقِبَةُ
sonunun
ٱلَّذِينَ
kimselerin
كَانُوا۟
olan
مِن
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۚ
before them
كَانُوا۟
idiler
هُمْ
onlar
أَشَدَّ
daha üstün
مِنْهُمْ
kendilerinden
قُوَّةًۭ
kuvvet bakımından
وَءَاثَارًۭا
ve eserleri bakımından
فِى
yeryüzündeki
ٱلْأَرْضِ
the land
فَأَخَذَهُمُ
fakat onları yakaladı
ٱللَّهُ
Allah
بِذُنُوبِهِمْ
günahları yüzünden
وَمَا
ve
كَانَ
olmadı
لَهُم
onları
مِّنَ
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
مِن
hiçbir
وَاقٍۢ
koruyan

Ali BulaçOnlar, yeryüzünde gezip-dolaşmıyorlar mı ki, böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını bir görsünler. Onlar, kuvvet ve yeryüzündeki eserleri bakımından kendilerinden daha üstün idiler. Fakat Allah, onları günahları dolayısıyla (azapla) yakalayıverdi. Onları Allah'tan koruyacak kimse olmadı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أوَ لم يسيروا في الأرض فينظروا كيف كان عاقبة الذين كانوا من قبلهم كانوا هم أشد منهم» وفي قراءة: منكم «قوة وآثارا في الأرض» من مصانع وقصور «فأخذهم الله» أهلكهم «بذنوبهم وما كان لهم من الله من واق» عذابه.

40:22
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمۡ كَانَت تَّأۡتِيهِمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَكَفَرُواْ فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُۚ إِنَّهُۥ قَوِيࣱّ شَدِيدُ ٱلۡعِقَابِ
ذَٰلِكَ
bu
بِأَنَّهُمْ
onların (sebebiyledir)
كَانَت
olmaları
تَّأْتِيهِمْ
onlara getirirdi
رُسُلُهُم
elçileri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık kanıtlar
فَكَفَرُوا۟
ama inkar ediyorlardı
فَأَخَذَهُمُ
bu yüzden onları yakaladı
ٱللَّهُ ۚ
Allah
إِنَّهُۥ
zira O
قَوِىٌّۭ
güçlüdür
شَدِيدُ
çetin olandır
ٱلْعِقَابِ
cezası

Ali BulaçÇünkü gerçekten onlar, Resulleri kendilerine apaçık belgeler getirirdi; fakat onlar inkar ederlerdi. Bu yüzden Allah, onları (azapla) yakalayıverdi. Şüphesiz O, kuvvetli olandır, cezalandırması şiddetlidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك بأنهم كانت تأتيهم رسلهم بالبينات» بالمعجزات الظاهرات «فكفروا فأخذهم الله إنه قويٌ شديد العقاب».

40:23
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينٍ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
biz gönderdik
مُوسَىٰ
Musa'yı
بِـَٔايَـٰتِنَا
ayetlerimizle
وَسُلْطَـٰنٍۢ
ve bir yetki ile
مُّبِينٍ
apaçık

Ali BulaçAndolsun, Biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد أرسلنا موسى بآياتنا وسلطان مبين» برهان بيَّن ظاهر.

40:24
إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَهَٰمَٰنَ وَقَٰرُونَ فَقَالُواْ سَٰحِرࣱ كَذَّابࣱ‏
إِلَىٰ
Fir'avn'e
فِرْعَوْنَ
Firaun
وَهَـٰمَـٰنَ
ve Haman'a
وَقَـٰرُونَ
ve Karun'a
فَقَالُوا۟
dediler
سَـٰحِرٌۭ
bir büyücüdür
كَذَّابٌۭ
yalancı

Ali BulaçFiravun'a, Haman'a ve Karun'a. Ama onlar: (Bu,) Yalan söyleyen bir büyücüdür" dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلى فرعون وهامان وقارون فقالوا» هو «ساحرٌ كذاب».

40:25
فَلَمَّا جَآءَهُم بِٱلۡحَقِّ مِنۡ عِندِنَا قَالُواْ ٱقۡتُلُوٓاْ أَبۡنَآءَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مَعَهُۥ وَٱسۡتَحۡيُواْ نِسَآءَهُمۡۚ وَمَا كَيۡدُ ٱلۡكَٰفِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَٰلࣲ‏
فَلَمَّا
(Musa) ne zaman ki
جَآءَهُم
onlara gelince
بِٱلْحَقِّ
hakk ile
مِنْ
katımızdan
عِندِنَا
Us
قَالُوا۟
dediler
ٱقْتُلُوٓا۟
öldürün
أَبْنَآءَ
oğullarını
ٱلَّذِينَ
kimselerin
ءَامَنُوا۟
inanan(ların)
مَعَهُۥ
onunla beraber
وَٱسْتَحْيُوا۟
ve sağ bırakın
نِسَآءَهُمْ ۚ
kadınlarını
وَمَا
ve değildir
كَيْدُ
tuzağı
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin
إِلَّا
başkası
فِى
boşa çıkandan
ضَلَـٰلٍۢ
error

Ali BulaçBöylece, o, Katımız'dan kendilerine bir hak ile geldiği zaman, dediler ki: "Onunla birlikte iman edenlerin erkek çocuklarını öldürün; kadınlarını ise sağ bırakın." Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta olandan başkası değildir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلما جاءهم بالحق» بالصدق «من عندنا «قالوا اقتلوا أبناء الذين آمنوا معه واستحيوا» استبقوا «نساءهم وما كيْد الكافرين إلا في ضلال» هلاك.

40:26
وَقَالَ فِرۡعَوۡنُ ذَرُونِيٓ أَقۡتُلۡ مُوسَىٰ وَلۡيَدۡعُ رَبَّهُۥٓۖ إِنِّيٓ أَخَافُ أَن يُبَدِّلَ دِينَكُمۡ أَوۡ أَن يُظۡهِرَ فِي ٱلۡأَرۡضِ ٱلۡفَسَادَ
وَقَالَ
ve dedi
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
ذَرُونِىٓ
bırakın beni
أَقْتُلْ
öldüreyim
مُوسَىٰ
Musa'yı
وَلْيَدْعُ
ve yalvarsın
رَبَّهُۥٓ ۖ
Rabbine
إِنِّىٓ
çünkü ben
أَخَافُ
korkuyorum
أَن
diye
يُبَدِّلَ
onun değiştirecek
دِينَكُمْ
dininizi
أَوْ
yahut
أَن
diye
يُظْهِرَ
çıkaracak
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
ٱلْفَسَادَ
fesad

Ali BulaçFiravun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال فرعون ذروني أقتل موسى» لأنهم كانوا يكفونه عن قتله «وليدع ربه» ليمنعه مني «إني أخاف أن يبدل دينكم» من عبادتكم إياي فتتبعوه «وأن يُظهر في الأرض الفساد» من قتل وغيره، وفي قراءة: أو، وفي أخرى بفتح الياء والهاء وضم الدال.

40:27 📚 1
وَقَالَ مُوسَىٰٓ إِنِّي عُذۡتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُم مِّن كُلِّ مُتَكَبِّرࣲ لَّا يُؤۡمِنُ بِيَوۡمِ ٱلۡحِسَابِ
وَقَالَ
ve dedi
مُوسَىٰٓ
Musa
إِنِّى
elbette ben
عُذْتُ
sığındım
بِرَبِّى
benim de Rabbim
وَرَبِّكُم
ve sizin de Rabbinize
مِّن
hepsinden
كُلِّ
every
مُتَكَبِّرٍۢ
kibirlilerin
لَّا
inanmayan
يُؤْمِنُ
who believes
بِيَوْمِ
gününe
ٱلْحِسَابِ
hesap

Ali BulaçMusa dedi ki: "Gerçekten ben, hesap gününe iman etmeyen her mütekebbirden, benim de Rabbim, sizin de Rabbinize sığınırım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال موسى» لقومه وقد سمع ذلك إني عذت بربي وربكم من كل متكبر لا يؤمن بيوم الحساب».

40:28 📚 4
وَقَالَ رَجُلࣱ مُّؤۡمِنࣱ مِّنۡ ءَالِ فِرۡعَوۡنَ يَكۡتُمُ إِيمَٰنَهُۥٓ أَتَقۡتُلُونَ رَجُلًا أَن يَقُولَ رَبِّيَ ٱللَّهُ وَقَدۡ جَآءَكُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ مِن رَّبِّكُمۡۖ وَإِن يَكُ كَٰذِبࣰ ا فَعَلَيۡهِ كَذِبُهُۥۖ وَإِن يَكُ صَادِقࣰ ا يُصِبۡكُم بَعۡضُ ٱلَّذِي يَعِدُكُمۡۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهۡدِي مَنۡ هُوَ مُسۡرِفࣱ كَذَّابࣱ‏
وَقَالَ
ve (şöyle) dedi
رَجُلٌۭ
bir adam
مُّؤْمِنٌۭ
mü'min
مِّنْ
ailesinden
ءَالِ
(the) family
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
يَكْتُمُ
gizleyen
إِيمَـٰنَهُۥٓ
imanını
أَتَقْتُلُونَ
öldürüyor musunuz?
رَجُلًا
bir adamı
أَن
diye
يَقُولَ
diyor
رَبِّىَ
Rabbim
ٱللَّهُ
Allah'tır
وَقَدْ
oysa gerçekten
جَآءَكُم
size gelmiştir
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
kanıtlarla
مِن
Rabbinizden
رَّبِّكُمْ ۖ
your Lord
وَإِن
ve eğer
يَكُ
o ise
كَـٰذِبًۭا
bir yalancı
فَعَلَيْهِ
kendi zararınadır
كَذِبُهُۥ ۖ
yalanı
وَإِن
ve eğer
يَكُ
o ise
صَادِقًۭا
doğru söylüyor
يُصِبْكُم
başınıza gelir
بَعْضُ
bir kısmı
ٱلَّذِى
size va'dettiklerinin
يَعِدُكُمْ ۖ
he threatens you
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَا
doğru yola iletmez
يَهْدِى
guide
مَنْ
kimseyi
هُوَ
o
مُسْرِفٌۭ
aşırı giden
كَذَّابٌۭ
yalancı

Ali BulaçFiravun ailesinden imanını gizlemekte olan mü'min bir adam dedi ki: "Siz, benim Rabbim Allah'tır diyen bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa o, size Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunuyor. Buna rağmen o eğer bir yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir; ve eğer doğru sözlü ise, (o zaman da) size va'dettiklerinin bir kısmı size isabet eder. Şüphesiz Allah, ölçüyü taşıran, çok yalan söyleyen kimseyi hidayete erdirmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال رجل مؤمن من آل فرعون» قيل: هو ابن عمه «يكتم إيمانه أتقتلون رجلا أن» أي لأن «يقول ربيَ الله وقد جاءَكم بالبينات» بالمعجزات الظاهرات «من ربكم وإن يك كاذبا فعليه كذبه» أي ضرر كذبه «وإن يك صادقا يصبكم بعض الذي يعدكم» به من العذاب عاجلا «إن الله لا يهدي من هو مسرف» مشرك «كذاب» مفتر.

40:29
يَٰقَوۡمِ لَكُمُ ٱلۡمُلۡكُ ٱلۡيَوۡمَ ظَٰهِرِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَمَن يَنصُرُنَا مِنۢ بَأۡسِ ٱللَّهِ إِن جَآءَنَاۚ قَالَ فِرۡعَوۡنُ مَآ أُرِيكُمۡ إِلَّا مَآ أَرَىٰ وَمَآ أَهۡدِيكُمۡ إِلَّا سَبِيلَ ٱلرَّشَادِ
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
لَكُمُ
sizindir
ٱلْمُلْكُ
mülk
ٱلْيَوْمَ
bugün
ظَـٰهِرِينَ
hakimsiniz
فِى
yeryüzüne
ٱلْأَرْضِ
the land
فَمَن
kim
يَنصُرُنَا
bizi kurtarır?
مِنۢ
hışmından
بَأْسِ
(the) punishment
ٱللَّهِ
Allâh'ın
إِن
eğer
جَآءَنَا ۚ
bize gelirse
قَالَ
dedi
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
مَآ
ben size göstermiyorum
أُرِيكُمْ
I show you
إِلَّا
başkasını
مَآ
şeyden
أَرَىٰ
gördüğüm
وَمَآ
ve
أَهْدِيكُمْ
ben sizi iletmem
إِلَّا
başkasına
سَبِيلَ
yoldan
ٱلرَّشَادِ
doğru

Ali BulaçEy Kavmim, bugün mülk sizindir, yeryüzünde hüküm sahibi kimselersiniz. Fakat bize Allah’tan dayanılmaz bir azap gelecek olursa bize kim yardımcı olabilecek?" Firavun dedi ki: "Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum ve ben sizi doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا قوم لكم الملك اليوم ظاهرين» غالبين حال «في الأرض» أرض مصر «فمن ينصرنا من بأس الله» عذابه إن قتلتم أولياءه «إن جاءنا» أي لا ناصر لنا «قال فرعون ما أريكم إلا ما أرى» أي ما أشير عليكم إلا بما أشير به على نفسي وهو قتل موسى «وما أهديكم إلا سبيل الرشاد» طريق الصواب.

40:30
وَقَالَ ٱلَّذِيٓ ءَامَنَ يَٰقَوۡمِ إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُم مِّثۡلَ يَوۡمِ ٱلۡأَحۡزَابِ
وَقَالَ
ve dedi ki
ٱلَّذِىٓ
(adam)
ءَامَنَ
inanan
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
إِنِّىٓ
elbette ben
أَخَافُ
korkuyorum
عَلَيْكُم
üzerinize
مِّثْلَ
mislinden
يَوْمِ
gününün
ٱلْأَحْزَابِ
öncekilerin

Ali Bulaçİman eden (adam) dedi ki: "Ey Kavmim, ben o fırkaların gününe benzer (bir günün felaketine uğrarsınız) diye korkuyorum

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال الذي آمن يا قوم إنِّي أخاف عليكم مثل يوم الأحزاب» أي يوم حزب بعد حزب.

40:31
مِثۡلَ دَأۡبِ قَوۡمِ نُوحࣲ وَعَادࣲ وَثَمُودَ وَٱلَّذِينَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡۚ وَمَا ٱللَّهُ يُرِيدُ ظُلۡمࣰ ا لِّلۡعِبَادِ
مِثْلَ
gibi
دَأْبِ
durumu
قَوْمِ
kavminin
نُوحٍۢ
Nûh
وَعَادٍۢ
ve 'Ad
وَثَمُودَ
ve Semud'un
وَٱلَّذِينَ
ve
مِنۢ
onlardan sonrakilerin
بَعْدِهِمْ ۚ
after them
وَمَا
ve değildir
ٱللَّهُ
Allah
يُرِيدُ
isteyecek
ظُلْمًۭا
zulmetmek
لِّلْعِبَادِ
kullara

Ali BulaçNuh kavmi, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin durumuna benzer (bir gün). Allah, kullar için zulüm istemez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«مثل دأب قوم نوح وعاد وثمود والذين من بعدهم» مثل بدل من مثل قبله، أي مثل جزاء عادة من كفر قبلكم من تعذيبهم في الدنيا «وما الله يريد ظلما لعباد».

40:32
وَيَٰقَوۡمِ إِنِّيٓ أَخَافُ عَلَيۡكُمۡ يَوۡمَ ٱلتَّنَادِ
وَيَـٰقَوْمِ
ve ey kavmim
إِنِّىٓ
gerçekten ben
أَخَافُ
korkuyorum
عَلَيْكُمْ
sizin için
يَوْمَ
gününden
ٱلتَّنَادِ
o çağırma

Ali BulaçVe ey kavmim, doğrusu ben sizin için o feryat (edeceğiniz kıyamet) gününden korkuyorum

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويا قوم إني أخاف عليكم يوم التناد» بحذف الياء وإثباتها، أي يوم القيامة يكثر فيه نداء أصحاب الجنة أصحاب النار وبالعكس، والنداء بالسعادة لأهلها وبالشقاوة لأهلها وغير ذلك.

40:33
يَوۡمَ تُوَلُّونَ مُدۡبِرِينَ مَا لَكُم مِّنَ ٱللَّهِ مِنۡ عَاصِمࣲۗ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنۡ هَادࣲ‏
يَوْمَ
o gün
تُوَلُّونَ
arkanızı dönüp
مُدْبِرِينَ
kaçarsınız
مَا
ama yoktur
لَكُم
sizin için
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
Allah
مِنْ
hiç;
عَاصِمٍۢ ۗ
kurtaracak kimse
وَمَن
ve kimi
يُضْلِلِ
şaşırtırsa
ٱللَّهُ
Allah
فَمَا
artık olmaz
لَهُۥ
ona
مِنْ
hiçbir
هَادٍۢ
yol gösteren

Ali BulaçArkanızı dönüp kaçacağınız gün; sizi Allah'tan koruyacak yoktur. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğruya yöneltecek bulunmaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوم تولون مدبرين» عن موقف الحساب إلى النار «ما لكم من الله» أي من عذابه «من عاصم» مانع «ومن يضلل الله فما له من هادِ».

40:34
وَلَقَدۡ جَآءَكُمۡ يُوسُفُ مِن قَبۡلُ بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَمَا زِلۡتُمۡ فِي شَكࣲّ مِّمَّا جَآءَكُم بِهِۦۖ حَتَّىٰٓ إِذَا هَلَكَ قُلۡتُمۡ لَن يَبۡعَثَ ٱللَّهُ مِنۢ بَعۡدِهِۦ رَسُولࣰ اۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَنۡ هُوَ مُسۡرِفࣱ مُّرۡتَابٌ
وَلَقَدْ
ve andolsun
جَآءَكُمْ
size gelmişti
يُوسُفُ
Yusuf
مِن
daha önce
قَبْلُ
before
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık kanıtlarla
فَمَا
fakat
زِلْتُمْ
geri durmadınız
فِى
(olmaktan)
شَكٍّۢ
şüphede
مِّمَّا
şeyler hakkında
جَآءَكُم
size getirdikleri
بِهِۦ ۖ
onun
حَتَّىٰٓ
nihayet
إِذَا
zaman
هَلَكَ
öldüğü
قُلْتُمْ
dediniz
لَن
asla
يَبْعَثَ
göndermez
ٱللَّهُ
Allah
مِنۢ
ondan sonra
بَعْدِهِۦ
after him
رَسُولًۭا ۚ
elçi
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يُضِلُّ
saptırır
ٱللَّهُ
Allah
مَنْ
kimseleri
هُوَ
o
مُسْرِفٌۭ
aşırı giden
مُّرْتَابٌ
şüpheci

Ali BulaçAndolsun, daha önce Yusuf da size apaçık belgeler getirmişti. O zaman size getirdikleri hakkında kuşkuya kapılıp durmuştunuz. Sonunda o, vefat edince, demiştiniz ki; "Allah, ondan sonra kesin olarak bir elçi göndermez." İşte Allah, ölçüyü taşıran, şüpheci kimseyi böyle saptırır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد جاءكم يوسف من قبل» أي قبل موسى وهو يوسف بن يعقوب في قول، عمَّر إلى زمن موسى، أو يوسف بن إبراهيم بن يوسف بن يعقوب في قول «بالبينات» بالمعجزات الظاهرات «فما زلتم في شك مما جاءكم به حتى إذا هلك قلتم» من غير برهان «لن يبعث الله من بعده رسولا» أي فلن تزالوا كافرين بيوسف وغيره «كذلك» أي مثل إضلالكم «يضل الله من هو مسرف» مشرك «مرتاب» شاك فيما شهدت به البينات.

40:35 📚 4
ٱلَّذِينَ يُجَٰدِلُونَ فِيٓ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ بِغَيۡرِ سُلۡطَٰنٍ أَتَىٰهُمۡۖ كَبُرَ مَقۡتًا عِندَ ٱللَّهِ وَعِندَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْۚ كَذَٰلِكَ يَطۡبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ قَلۡبِ مُتَكَبِّرࣲ جَبَّارࣲ‏
ٱلَّذِينَ
onlar ki
يُجَـٰدِلُونَ
tartışırlar
فِىٓ
hakkında
ءَايَـٰتِ
ayetleri
ٱللَّهِ
Allah'ın
بِغَيْرِ
olmadan
سُلْطَـٰنٍ
bir delil
أَتَىٰهُمْ ۖ
kendilerine gelmiş
كَبُرَ
ne büyük
مَقْتًا
bir kızgınlıktır
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ
Allah
وَعِندَ
ve yanında
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟ ۚ
inanan(lar)
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يَطْبَعُ
mühürler
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerini
كُلِّ
her
قَلْبِ
kalbi
مُتَكَبِّرٍۢ
kibirli
جَبَّارٍۢ
zorbanın

Ali BulaçKi onlar, Allah'ın ayetleri konusunda kendilerine gelmiş bir delil bulunmaksızın mücadele edip dururlar. (Bu,) Allah Katında da, iman edenler katında da büyük bir öfke (sebebi)dir. İşte Allah, her mütekebbir zorbanın kalbini böyle mühürler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين يجادلون في آيات الله» معجزاته مبتدأ «بغير سلطان» برهان «أتاهم كَبُر» جدالهم خبر المبتدأ «مقتا عند الله وعند الذين آمنوا كذلك» مثل إضلالهم «يطبع» يختم «الله» بالضلال «على كل قلب متكبَّرِ جبار» بتنوين قلب ودونه، ومتى تكبَّر القلب، تكبَّر صاحبه وبالعكس، وكل على القراءتين لعموم الضلال جميع القلب لا لعموم القلب.

40:36
وَقَالَ فِرۡعَوۡنُ يَٰهَٰمَٰنُ ٱبۡنِ لِي صَرۡحࣰ ا لَّعَلِّيٓ أَبۡلُغُ ٱلۡأَسۡبَٰبَ
وَقَالَ
ve dedi ki
فِرْعَوْنُ
Fir'avn
يَـٰهَـٰمَـٰنُ
ey Hâmân
ٱبْنِ
yap
لِى
bana
صَرْحًۭا
yüksek bir kule
لَّعَلِّىٓ
belki
أَبْلُغُ
erişirim
ٱلْأَسْبَـٰبَ
sebeplere

Ali BulaçFiravun (alayla) dedi ki: "Ey Haman, bana yüksek bir kule bina et; belki o yollara ulaşabilirim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال فرعون يا هامان ابن لي صرحا» بناءً عاليا «لعلي أبلغ الأسباب».

40:37
أَسۡبَٰبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ فَأَطَّلِعَ إِلَىٰٓ إِلَٰهِ مُوسَىٰ وَإِنِّي لَأَظُنُّهُۥ كَٰذِبࣰ اۚ وَكَذَٰلِكَ زُيِّنَ لِفِرۡعَوۡنَ سُوٓءُ عَمَلِهِۦ وَصُدَّ عَنِ ٱلسَّبِيلِۚ وَمَا كَيۡدُ فِرۡعَوۡنَ إِلَّا فِي تَبَابࣲ‏
أَسْبَـٰبَ
sebeplerine
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
فَأَطَّلِعَ
böylece bakayım
إِلَىٰٓ
tanrısına
إِلَـٰهِ
(the) God
مُوسَىٰ
Musâ'nın
وَإِنِّى
çünkü ben
لَأَظُنُّهُۥ
onu sanıyorum
كَـٰذِبًۭا ۚ
yalancıdır
وَكَذَٰلِكَ
ve böylece
زُيِّنَ
süslü gösterildi
لِفِرْعَوْنَ
Fir'avn'a
سُوٓءُ
kötü
عَمَلِهِۦ
işi
وَصُدَّ
ve çıkarıldı
عَنِ
yoldan
ٱلسَّبِيلِ ۚ
the way
وَمَا
ve değildi
كَيْدُ
tuzağı
فِرْعَوْنَ
Fir'avn'ın
إِلَّا
başka
فِى
hüsrandan
تَبَابٍۢ
ruin

Ali BulaçGöklerin yollarına. Böylelikle Musa'nın ilahına çıkabilirim. Çünkü ben, onun yalancı olduğunu sanıyorum." İşte Firavun'a, kötü ameli böyle çekici kılındı ve yoldan alıkonuldu. Firavun'un hileli-düzeni, 'yıkım ve kayıpta' olmaktan başka (bir şey) olmadı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أسباب السماوات» طرقها الموصولة إليها «فأطلع» بالرفع عطفا على أبلغ وبالنصب جوابا لابنِ «إلى إله موسى وإني لأظنه» أي موسى «كاذبا» في أن له إلها غيري قال فرعون ذلك تمويها «وكذلك زيَّن لفرعون سوء عمله وصدَّ عن السبيل» طريق الهدي بفتح الصاد وضمها «وما كيد فرعون إلا في تباب» خسار.

40:38
وَقَالَ ٱلَّذِيٓ ءَامَنَ يَٰقَوۡمِ ٱتَّبِعُونِ أَهۡدِكُمۡ سَبِيلَ ٱلرَّشَادِ
وَقَالَ
dedi ki
ٱلَّذِىٓ
(adam)
ءَامَنَ
inanan
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
ٱتَّبِعُونِ
bana uyun
أَهْدِكُمْ
sizi götüreyim
سَبِيلَ
yola
ٱلرَّشَادِ
doğru

Ali Bulaçİman eden (adam) dedi ki: "Ey Kavmim, siz bana tabi olun, ben sizi doğru yola iletip-yönelteyim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال الذي آمن يا قوم اتَّبعون» بإثبات الياء وحذفها «أهدكم سبيل الرشاد» تقدم.

40:39
يَٰقَوۡمِ إِنَّمَا هَٰذِهِ ٱلۡحَيَوٰةُ ٱلدُّنۡيَا مَتَٰعࣱ وَإِنَّ ٱلۡأٓخِرَةَ هِيَ دَارُ ٱلۡقَرَارِ
يَـٰقَوْمِ
ey kavmim
إِنَّمَا
gerçekten
هَـٰذِهِ
bu
ٱلْحَيَوٰةُ
hayatı
ٱلدُّنْيَا
dünya
مَتَـٰعٌۭ
bir geçinmedir
وَإِنَّ
ve gerçekten
ٱلْـَٔاخِرَةَ
ahiret
هِىَ
o
دَارُ
yerdir
ٱلْقَرَارِ
ebedi olarak durulacak

Ali BulaçEy kavmim, gerçekten bu dünya hayatı, yalnızca bir meta (kısa süreli bir yararlanma)dır. Şüphesiz ahiret, (asıl) karar kılınan yurt odur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا قوم إنما هذه الحياة الدنيا متاع» تمتع يزول «وإن الآخرة هي دار القرار».

40:40 📚 2
مَنۡ عَمِلَ سَيِّئَةࣰ فَلَا يُجۡزَىٰٓ إِلَّا مِثۡلَهَاۖ وَمَنۡ عَمِلَ صَٰلِحࣰ ا مِّن ذَكَرٍ أَوۡ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤۡمِنࣱ فَأُوْلَٰٓئِكَ يَدۡخُلُونَ ٱلۡجَنَّةَ يُرۡزَقُونَ فِيهَا بِغَيۡرِ حِسَابࣲ‏
مَنْ
kim
عَمِلَ
yaparsa
سَيِّئَةًۭ
bir kötülük
فَلَا
cezalandırılmaz
يُجْزَىٰٓ
he will be recompensed
إِلَّا
başkasıyla
مِثْلَهَا ۖ
onun mislinden
وَمَنْ
ve her kim
عَمِلَ
yaparsa
صَـٰلِحًۭا
faydalı bir iş
مِّن
erkekten
ذَكَرٍ
male
أَوْ
veya
أُنثَىٰ
kadın(dan)
وَهُوَ
ve o
مُؤْمِنٌۭ
inanarak
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
يَدْخُلُونَ
girerler
ٱلْجَنَّةَ
cennete
يُرْزَقُونَ
kendilerine rızık verilir
فِيهَا
orada
بِغَيْرِ
olmaksızın
حِسَابٍۢ
hesabı

Ali BulaçKim bir kötülük işlerse, kendi mislinden başkasıyla ceza görmez; kim de -erkek olsun, dişi olsun- bir mü'min olarak salih bir amelde bulunursa, işte onlar, içinde hesapsız olarak rızıklandırılmak üzere cennete girerler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من عمل سيئة فلا يُجزى إلا مثلها ومن عمل صالحا من ذكر أو أنثى وهو مؤمن فأولئك يدخلون الجنة» بضم الياء وفتح الخاء وبالعكس «يرزقون فيها بغير حساب» رزقا واسعا بلا تبعة.

40:41
۞وَيَٰقَوۡمِ مَا لِيٓ أَدۡعُوكُمۡ إِلَى ٱلنَّجَوٰةِ وَتَدۡعُونَنِيٓ إِلَى ٱلنَّارِ
۞ وَيَـٰقَوْمِ
ve ey kavmim
مَا
ne oluyor?
لِىٓ
bana
أَدْعُوكُمْ
ben sizi çağırıyorum
إِلَى
kurtuluşa
ٱلنَّجَوٰةِ
the salvation
وَتَدْعُونَنِىٓ
ve siz beni çağırıyorsunuz
إِلَى
ateşe
ٱلنَّارِ
the Fire

Ali BulaçEy kavmim, ne oluyor ki ben sizi kurtuluşa çağırıyorken, siz beni ateşe çağırıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويا قوم مالي أدعوكم إلى النجاة وتدعونني إلى النار».

40:42
تَدۡعُونَنِي لِأَكۡفُرَ بِٱللَّهِ وَأُشۡرِكَ بِهِۦ مَا لَيۡسَ لِي بِهِۦ عِلۡمࣱ وَأَنَا۠ أَدۡعُوكُمۡ إِلَى ٱلۡعَزِيزِ ٱلۡغَفَّٰرِ
تَدْعُونَنِى
siz beni çağırıyorsunuz
لِأَكْفُرَ
nankörlük etmeğe
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَأُشْرِكَ
ve ortak koşmağa
بِهِۦ
O'na
مَا
şeyleri
لَيْسَ
olmayan
لِى
benim
بِهِۦ
onun hakkında
عِلْمٌۭ
bilgim
وَأَنَا۠
ben ise
أَدْعُوكُمْ
sizi çağırıyorum
إِلَى
aziz olana
ٱلْعَزِيزِ
the All-Mighty
ٱلْغَفَّـٰرِ
çok bağışlayana

Ali BulaçSiz beni Allah'a (karşı) inkar etmeye ve hakkında bilgim olmayan şeyleri O'na şirk koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, üstün ve güçlü olan, bağışlayan (Allah')a çağırıyorum

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تدعونني لأكفر بالله وأشرك به ما ليس لي به علم وأنا أدعوكم إلى العزيز» الغالب على أمره «الغفار» لمن تاب.

40:43
لَا جَرَمَ أَنَّمَا تَدۡعُونَنِيٓ إِلَيۡهِ لَيۡسَ لَهُۥ دَعۡوَةࣱ فِي ٱلدُّنۡيَا وَلَا فِي ٱلۡأٓخِرَةِ وَأَنَّ مَرَدَّنَآ إِلَى ٱللَّهِ وَأَنَّ ٱلۡمُسۡرِفِينَ هُمۡ أَصۡحَٰبُ ٱلنَّارِ
لَا
yok (ki)
جَرَمَ
şüphe
أَنَّمَا
kesinlikle
تَدْعُونَنِىٓ
siz beni çağırıyorsunuz
إِلَيْهِ
ona
لَيْسَ
(oysa) yoktur
لَهُۥ
onun
دَعْوَةٌۭ
du'aya değer tarafı
فِى
dünyada
ٱلدُّنْيَا
the world
وَلَا
ne de
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
وَأَنَّ
ve elbette
مَرَدَّنَآ
bizim dönüşümüz
إِلَى
Allah'adır
ٱللَّهِ
Allah
وَأَنَّ
ve elbette
ٱلْمُسْرِفِينَ
aşırı gidenler
هُمْ
işte onlar
أَصْحَـٰبُ
halkıdır
ٱلنَّارِ
ateş

Ali Bulaçİmkanı yok; gerçekten sizin beni kendisine çağırmakta olduğunuz şeyin, dünyada da, ahirette de çağrıda bulunma (yetkisi, gücü, değeri ve bağışlama)sı yoktur. Şüphesiz, bizim dönüşümüz Allah'adır. Ölçüyü taşıranlar, onlar ateşin halkıdırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا جرم» حقا «أنما تدعونني إليه» لأعبده «ليس له دعوة» أي استجابة دعوة «في الدنيا ولا في الآخرة وأن مردنا» مرجعنا «إلى الله وأن المسرفين» الكافرين «هم أصحاب النار».

40:44 📚 3
فَسَتَذۡكُرُونَ مَآ أَقُولُ لَكُمۡۚ وَأُفَوِّضُ أَمۡرِيٓ إِلَى ٱللَّهِۚ إِنَّ ٱللَّهَ بَصِيرُۢ بِٱلۡعِبَادِ
فَسَتَذْكُرُونَ
yakında hatırlayacaksınız
مَآ
ne
أَقُولُ
söylediysem
لَكُمْ ۚ
size
وَأُفَوِّضُ
ve bırakıyorum
أَمْرِىٓ
işimi
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ ۚ
Allah
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
بَصِيرٌۢ
görür
بِٱلْعِبَادِ
kulları

Ali Bulaçİşte size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben de işimi Allah'a bırakıyorum. Şüphesiz Allah, kulları pek iyi görendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فستذكرون» إذا عاينتم العذاب «ما أقول لكم وأفوض أمري إلى الله إن الله بصير بالعباد» قال ذلك لما توعدوه بمخالفة دينهم.

40:45
فَوَقَىٰهُ ٱللَّهُ سَيِّـَٔاتِ مَا مَكَرُواْۖ وَحَاقَ بِـَٔالِ فِرۡعَوۡنَ سُوٓءُ ٱلۡعَذَابِ
فَوَقَىٰهُ
onu korudu
ٱللَّهُ
Allah
سَيِّـَٔاتِ
kötülüklerinden
مَا
onların kurdukları tuzakların
مَكَرُوا۟ ۖ
they plotted
وَحَاقَ
ve kuşattı
بِـَٔالِ
ailesini
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
سُوٓءُ
en kötüsü
ٱلْعَذَابِ
azabın

Ali BulaçSonunda Allah, onların kurdukları hileli-düzenlerinin kötülüklerinden onu korudu ve Firavun'un çevresini de azabın en kötüsü kuşatıverdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فوقاه الله سيئات ما مكروا» به من القتل «وحاق» نزل «بآل فرعون» قومه معه «سوء العذاب» الغرق.

40:46
ٱلنَّارُ يُعۡرَضُونَ عَلَيۡهَا غُدُوࣰّ ا وَعَشِيࣰّ اۚ وَيَوۡمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ أَدۡخِلُوٓاْ ءَالَ فِرۡعَوۡنَ أَشَدَّ ٱلۡعَذَابِ
ٱلنَّارُ
ateş
يُعْرَضُونَ
sunulurlar
عَلَيْهَا
ona
غُدُوًّۭا
sabah
وَعَشِيًّۭا ۖ
ve akşam
وَيَوْمَ
ve günü
تَقُومُ
koptuğu
ٱلسَّاعَةُ
kıyametin
أَدْخِلُوٓا۟
sokun (denilir)
ءَالَ
ailesini
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
أَشَدَّ
en çetinine
ٱلْعَذَابِ
azabın

Ali BulaçAteş; sabah akşam, ona sunulurlar. Kıyamet-saatinin kopacağı gün: "Firavun çevresini, azabın en şiddetli olanına sokun" (denecek)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ثم (النار يعرضون عليها) يحرقون بها «غدوا وعشيا» صباحا ومساءً «ويوم تقوم الساعة» يقال «ادخلُوا» يا «آل فرعون» وفي قراءة: بفتح الهمزة وكسر الخاء أمر للملائكة «أشد العذاب» عذاب جهنم.

40:47
وَإِذۡ يَتَحَآجُّونَ فِي ٱلنَّارِ فَيَقُولُ ٱلضُّعَفَٰٓؤُاْ لِلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُوٓاْ إِنَّا كُنَّا لَكُمۡ تَبَعࣰ ا فَهَلۡ أَنتُم مُّغۡنُونَ عَنَّا نَصِيبࣰ ا مِّنَ ٱلنَّارِ
وَإِذْ
ve
يَتَحَآجُّونَ
birbirleriyle tartışırlarken
فِى
içinde
ٱلنَّارِ
ateşin
فَيَقُولُ
dediler ki
ٱلضُّعَفَـٰٓؤُا۟
zayıf olanlar
لِلَّذِينَ
büyüklük taslayanlara
ٱسْتَكْبَرُوٓا۟
were arrogant
إِنَّا
elbette biz
كُنَّا
idik
لَكُمْ
size
تَبَعًۭا
uymuş
فَهَلْ
siz-misiniz?
أَنتُم
siz
مُّغْنُونَ
avert
عَنَّا
bizden
نَصِيبًۭا
ufak bir parçasını
مِّنَ
ateşin
ٱلنَّارِ
the Fire

Ali BulaçAteşin içinde, iddialar öne sürüp karşılıklı tartışırlarken zayıf olanlar, büyüklenen (müstekbir)lere derler ki: "Gerçekten biz, size uymuş (teb'anız) olan kimselerdik. Şimdi siz, ateşten bir parçasını olsun, bizden uzaklaştırabilir misiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«و» اذكر «إذ يتحاجون» يتخاصم الكفار «في النار فيقول الضعفاء للذين استكبروا إنا كنا لكم تبعا» جمع تابع «فهل أنتم مغنون» دافعون «عنا نصيبا» جزاءً «من النار».

40:48 📚 1
قَالَ ٱلَّذِينَ ٱسۡتَكۡبَرُوٓاْ إِنَّا كُلࣱّ فِيهَآ إِنَّ ٱللَّهَ قَدۡ حَكَمَ بَيۡنَ ٱلۡعِبَادِ
قَالَ
dedi(ler) ki
ٱلَّذِينَ
büyüklük taslayanlar
ٱسْتَكْبَرُوٓا۟
(were) arrogant
إِنَّا
elbette biz
كُلٌّۭ
hepimiz
فِيهَآ
onun içindeyiz
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
قَدْ
elbette
حَكَمَ
hüküm verdi
بَيْنَ
arasında
ٱلْعِبَادِ
kullar

Ali BulaçBüyüklenen (müstekbir)ler derler ki: "Biz hepimiz (ateşin) içindeyiz; gerçekten Allah, kullar arasında hüküm verdi (artık)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قال الذين استكبروا إنا كلَّ فيها إن الله قد حكم بين العباد» فأدخل المؤمنين الجنة والكافرين النار.

40:49
وَقَالَ ٱلَّذِينَ فِي ٱلنَّارِ لِخَزَنَةِ جَهَنَّمَ ٱدۡعُواْ رَبَّكُمۡ يُخَفِّفۡ عَنَّا يَوۡمࣰ ا مِّنَ ٱلۡعَذَابِ
وَقَالَ
ve dedi(ler) ki
ٱلَّذِينَ
içindekiler
فِى
in
ٱلنَّارِ
ateş
لِخَزَنَةِ
bekçilerine
جَهَنَّمَ
cehennemin
ٱدْعُوا۟
du'a edin
رَبَّكُمْ
Rabbinize
يُخَفِّفْ
hafifletsin
عَنَّا
bizden
يَوْمًۭا
bir gün
مِّنَ
biraz
ٱلْعَذَابِ
azabı

Ali BulaçAteşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine dediler ki: "Rabbinize dua edin; azaptan bir günü (olsun) bize hafifletsin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال الذين في النار لخزنة جهنم ادعوا ربكم يخفف عنا يوما» أي قدر يوم «من العذاب».

40:50
قَالُوٓاْ أَوَلَمۡ تَكُ تَأۡتِيكُمۡ رُسُلُكُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِۖ قَالُواْ بَلَىٰۚ قَالُواْ فَٱدۡعُواْۗ وَمَا دُعَٰٓؤُاْ ٱلۡكَٰفِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَٰلٍ
قَالُوٓا۟
dediler
أَوَلَمْ
değilmiydi?
تَكُ
Did there not
تَأْتِيكُمْ
size geliyor
رُسُلُكُم
elçileriniz
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ۖ
açık kanıtlarla
قَالُوا۟
dediler
بَلَىٰ ۚ
evet (gelirlerdi)
قَالُوا۟
dediler
فَٱدْعُوا۟ ۗ
öyle ise yalvar(ıp dur)un
وَمَا
fakat değildir
دُعَـٰٓؤُا۟
yalvarması
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirlerin
إِلَّا
başkası
فِى
dalaletten
ضَلَـٰلٍ
error

Ali Bulaç(Bekçiler:) "Size kendi Resulleriniz açık belgelerle gelmez miydi?" dediler. Onlar: "Evet" dediler. (Bekçiler:) "Şu halde siz dua edin" dediler. Oysa kafirlerin duası, çıkmazda olmaktan başkası değildir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالوا» أي الخزنة تهكما «أوَ لم تك تأتيكم رسلكم بالبينات» بالمعجزات الظاهرات «قالوا بلى» أي فكفروا بهم «قالوا فادعوا» أنتم فإنا لا نشفع للكافرين، قال تعالى: «وما دعاءُ الكافرين إلا في ضلال» انعدام.

40:51
إِنَّا لَنَنصُرُ رُسُلَنَا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا وَيَوۡمَ يَقُومُ ٱلۡأَشۡهَٰدُ
إِنَّا
elbette biz
لَنَنصُرُ
yardım ederiz
رُسُلَنَا
elçilerimize
وَٱلَّذِينَ
ve kimselere
ءَامَنُوا۟
inanan(lara)
فِى
hayatında
ٱلْحَيَوٰةِ
the life
ٱلدُّنْيَا
dünya
وَيَوْمَ
ve günde
يَقُومُ
(şahidliğe) duracakları
ٱلْأَشْهَـٰدُ
şahidlerin

Ali BulaçŞüphesiz Biz elçilerimize ve iman edenlere, dünya hayatında ve şahidlerin (şahidlik için) duracakları gün elbette yardım edeceğiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا لننصر رسلنا والذين آمنوا في الحياة الدنيا ويوم يقوم الأشهاد» جمع شاهد، وهم الملائكة يشهدون للرسل بالبلاغ وعلى الكفار بالتكذيب.

40:52 📚 1
يَوۡمَ لَا يَنفَعُ ٱلظَّٰلِمِينَ مَعۡذِرَتُهُمۡۖ وَلَهُمُ ٱللَّعۡنَةُ وَلَهُمۡ سُوٓءُ ٱلدَّارِ
يَوْمَ
o gün
لَا
fayda vermez
يَنفَعُ
will benefit
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlere
مَعْذِرَتُهُمْ ۖ
ma'zeretleri
وَلَهُمُ
ve onlar için vardır
ٱللَّعْنَةُ
la'net
وَلَهُمْ
ve onlara vardır
سُوٓءُ
en kötüsü
ٱلدَّارِ
yurt(lar)ın

Ali BulaçZalimlere kendi mazeretlerinin hiçbir yarar sağlamayacağı gün; lanet de onlarındır, yurdun en kötüsü de

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوم لا ينفع» بالياء والتاء «الظالمين معذرتهم» عذرهم لو اعتذروا «ولهم اللعنة» أي البعد من الرحمة «ولهم سوءُ الدار» الآخرة، أي شدة عذابها.

40:53
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا مُوسَى ٱلۡهُدَىٰ وَأَوۡرَثۡنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ ٱلۡكِتَٰبَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
ءَاتَيْنَا
biz verdik
مُوسَى
Musa'ya
ٱلْهُدَىٰ
hidayet
وَأَوْرَثْنَا
ve miras kıldık
بَنِىٓ
oğullarına
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı

Ali BulaçAndolsun Biz Musa'ya hidayeti verdik ve İsrailoğulları'na kitabı miras bıraktık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد آتينا موسى الهدى» التوراة والمعجزات «وأورثنا بني إسرائيل» من بعد موسى «الكتاب» التوراة.

40:54
هُدࣰ ى وَذِكۡرَىٰ لِأُوْلِي ٱلۡأَلۡبَٰبِ
هُدًۭى
bir yol göstericidir
وَذِكْرَىٰ
ve öğüttür
لِأُو۟لِى
sahiplerine
ٱلْأَلْبَـٰبِ
sağduyu

Ali Bulaç(Ki o,) Temiz akıl sahipleri için bir hidayet rehberi ve bir zikirdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هدىّ» هاديا «وذكرى لأولي الألباب» تذكرة لأصحاب العقول.

40:55 📚 3
فَٱصۡبِرۡ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣱّ وَٱسۡتَغۡفِرۡ لِذَنۢبِكَ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ بِٱلۡعَشِيِّ وَٱلۡإِبۡكَٰرِ
فَٱصْبِرْ
o halde sabret
إِنَّ
mutlaka
وَعْدَ
va'di
ٱللَّهِ
Allah'ın
حَقٌّۭ
gerçektir
وَٱسْتَغْفِرْ
ve istiğfar et
لِذَنۢبِكَ
günahına
وَسَبِّحْ
ve an
بِحَمْدِ
övgü ile
رَبِّكَ
Rabbini
بِٱلْعَشِىِّ
akşam
وَٱلْإِبْكَـٰرِ
sabah

Ali BulaçŞu halde sen sabret. Gerçekten Allah'ın va'di haktır. Günahın için mağfiret dile; akşam ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاصبر» يا محمد «إن وعد الله» بنصر أوليائه «حق» وأنت ومن تبعك منهم «واستغفر لذنبك» ليستن بك «وسبِّح» صل متلبساً «بحمد ربك بالعشي» وهو من بعد الزوال «والإبكار» الصلوات الخمس.

40:56 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُجَٰدِلُونَ فِيٓ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ بِغَيۡرِ سُلۡطَٰنٍ أَتَىٰهُمۡ إِن فِي صُدُورِهِمۡ إِلَّا كِبۡرࣱ مَّا هُم بِبَٰلِغِيهِۚ فَٱسۡتَعِذۡ بِٱللَّهِۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡبَصِيرُ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُجَـٰدِلُونَ
tartışan(lar)
فِىٓ
hakkında
ءَايَـٰتِ
ayetleri
ٱللَّهِ
Allah'ın
بِغَيْرِ
olmadan
سُلْطَـٰنٍ
(hiçbir) delil
أَتَىٰهُمْ ۙ
kendilerine gelen
إِن
yoktur
فِى
onların göğüslerinde
صُدُورِهِمْ
their breasts
إِلَّا
başka bir şey
كِبْرٌۭ
büyüklük (taslamaktan)
مَّا
onlar
هُم
they
بِبَـٰلِغِيهِ ۚ
erişemeyecekleri
فَٱسْتَعِذْ
sen sığın
بِٱللَّهِ ۖ
Allah'a
إِنَّهُۥ
çünkü O
هُوَ
O'dur
ٱلسَّمِيعُ
işiten
ٱلْبَصِيرُ
gören

Ali BulaçŞüphesiz, kendilerine gelmiş bulunan hiçbir delil olmaksızın, Allah'ın ayetleri konusunda mücadele edenlere gelince; onların göğüslerinde kendisine ulaşamayacakları bir büyüklük (isteğin)den başkası yoktur. Artık sen Allah'a sığın. Şüphesiz O hakkıyla işiten, hakkıyla görendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين يجادلون في آيات الله» القرآن «بغير سلطان» برهان «أتاهم إن» ما «في صدورهم إلا كبْر» تكبّر وطمع أن يعلوا عليك «ما هم ببالغيه فاستعذ» من شرِّهم «بالله إنه هو السميع» لأقوالهم «البصير» بأحوالهم، ونزل في منكري البعث.

40:57
لَخَلۡقُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ أَكۡبَرُ مِنۡ خَلۡقِ ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعۡلَمُونَ
لَخَلْقُ
yaratmak
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضِ
ve yeri
أَكْبَرُ
çok daha zordur
مِنْ
yaratmaktan
خَلْقِ
(the) creation
ٱلنَّاسِ
insanları
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
bilmezler
يَعْلَمُونَ
know

Ali BulaçElbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bilmezler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لخلق السماوات والأرض» ابتداءً «أكبر من خلق الناس» مرة ثانية، وهي الإعادة «ولكن أكثر الناس» أي كفار مكة «لا يعلمون» ذلك فهم كالأعمى، ومن يعلمه كالبصير.

40:58
وَمَا يَسۡتَوِي ٱلۡأَعۡمَىٰ وَٱلۡبَصِيرُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَلَا ٱلۡمُسِيٓءُۚ قَلِيلࣰ ا مَّا تَتَذَكَّرُونَ
وَمَا
olmaz
يَسْتَوِى
eşit
ٱلْأَعْمَىٰ
kör
وَٱلْبَصِيرُ
ve gören
وَٱلَّذِينَ
ve kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
وَلَا
ve ne de
ٱلْمُسِىٓءُ ۚ
kötülük yapan
قَلِيلًۭا
az
مَّا
ne kadar
تَتَذَكَّرُونَ
düşünüyorsunuz

Ali BulaçKör olanla (basiretle) gören bir olmaz; iman edip salih amellerde bulunanlarla kötülük yapan da. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما يستوي الأعمى والبصير و» لا «الذين آمنوا وعملوا الصالحات» وهو المحسن «ولا المسيء» فيه زيادة لا «قليلا ما يتذكرون» يتعظون بالياء والتاء، أي تذكرهم قليل جدا.

40:59
إِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَأٓتِيَةࣱ لَّا رَيۡبَ فِيهَا وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يُؤۡمِنُونَ
إِنَّ
mutlaka
ٱلسَّاعَةَ
sa'at
لَـَٔاتِيَةٌۭ
gelecektir
لَّا
asla yoktur
رَيْبَ
şüphe
فِيهَا
bunda
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
inanmazlar
يُؤْمِنُونَ
believe

Ali BulaçŞüphesiz kıyamet-saati, yaklaşarak gelmektedir; bunda hiçbir kuşku yok. Ancak insanların çoğu iman etmiyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الساعة لآتية لا ريب» شك «فيها ولكن أكثر الناس لا يؤمنون» بها.

40:60 📚 7
وَقَالَ رَبُّكُمُ ٱدۡعُونِيٓ أَسۡتَجِبۡ لَكُمۡۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَسۡتَكۡبِرُونَ عَنۡ عِبَادَتِي سَيَدۡخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ
وَقَالَ
ve dedi ki
رَبُّكُمُ
Rabbiniz
ٱدْعُونِىٓ
bana du'a edin
أَسْتَجِبْ
kabul edeyim
لَكُمْ ۚ
sizden
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَسْتَكْبِرُونَ
büyüklenen(ler)
عَنْ
bana kulluk etmeğe
عِبَادَتِى
worship Me
سَيَدْخُلُونَ
gireceklerdir
جَهَنَّمَ
cehenneme
دَاخِرِينَ
aşağılık olarak

Ali BulaçRabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقال ربكم ادعوني أستجب لكم» أي اعبدوني أثبكم بقرينة ما بعده «إن الذين يستكبرون عن عبادتي سيدخلون» بفتح الياء وضم الخاء وبالعكس «جهنم داخرين» صاغرين.

40:61 📚 3
ٱللَّهُ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلَّيۡلَ لِتَسۡكُنُواْ فِيهِ وَٱلنَّهَارَ مُبۡصِرًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضۡلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَشۡكُرُونَ
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِى
O'dur ki
جَعَلَ
yaptı
لَكُمُ
size
ٱلَّيْلَ
geceyi
لِتَسْكُنُوا۟
istirahat etmeniz için
فِيهِ
içinde
وَٱلنَّهَارَ
ve gündüzü
مُبْصِرًا ۚ
görmeniz için
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
لَذُو
sahibidir
فَضْلٍ
lutuf
عَلَى
karşı
ٱلنَّاسِ
insanlara
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَ
çoğu
ٱلنَّاسِ
insanların
لَا
şükretmezler
يَشْكُرُونَ
give thanks

Ali BulaçAllah, kendisinde sükun bulmanız için geceyi, aydınlık olarak da gündüzü sizin için var etti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı (sınırsız) bir fazl sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmiyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله الذي جعل لكم الليل لتسكنوا فيه والنهار مبصرا» إسناد الإبصار إليه مجازيّ لأنه يبصر فيه «إن الله لذو فضل على الناس ولكن أكثر الناس لا يشكرون» الله فلا يؤمنون.

40:62 📚 1
ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمۡ خَٰلِقُ كُلِّ شَيۡءࣲ لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَۖ فَأَنَّىٰ تُؤۡفَكُونَ
ذَٰلِكُمُ
işte budur
ٱللَّهُ
Allah
رَبُّكُمْ
Rabbiniz
خَـٰلِقُ
yaratıcısı olan
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şeyin
لَّآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ ۖ
O'ndan
فَأَنَّىٰ
nasıl da?
تُؤْفَكُونَ
çevriliyorsunuz

Ali Bulaçİşte bu, sizin Rabbiniz Allah'tır; herşeyin Yaratıcısı'dır; O'ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلكم الله ربكم خالق كل شيء لا إله إلا هوَ فأنّى تؤفكون» فكيف تصرفون عن الإيمان مع قيام البرهان.

40:63
كَذَٰلِكَ يُؤۡفَكُ ٱلَّذِينَ كَانُواْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ يَجۡحَدُونَ
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يُؤْفَكُ
çevriliyorlardı
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَانُوا۟
olanlar
بِـَٔايَـٰتِ
ayetlerini
ٱللَّهِ
Allah'ın
يَجْحَدُونَ
kasden inkar etmekte

Ali Bulaçİşte, Allah'ın ayetlerini inkar edenler böyle çevriliyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذلك يؤفك» أي مثل إفك هؤلاء إفك «الذين كانوا بآيات الله» معجزاته «يجحدون».

40:64 📚 1
ٱللَّهُ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَرۡضَ قَرَارࣰ ا وَٱلسَّمَآءَ بِنَآءࣰ وَصَوَّرَكُمۡ فَأَحۡسَنَ صُوَرَكُمۡ وَرَزَقَكُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمۡۖ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِى
O'dur ki
جَعَلَ
yaptı
لَكُمُ
size
ٱلْأَرْضَ
arzı
قَرَارًۭا
durulacak yer
وَٱلسَّمَآءَ
ve göğü
بِنَآءًۭ
bina
وَصَوَّرَكُمْ
ve sizi şekillendirdi
فَأَحْسَنَ
ve güzel yaptı
صُوَرَكُمْ
şekillerinizi
وَرَزَقَكُم
ve sizi besledi
مِّنَ
güzel rızıklarla
ٱلطَّيِّبَـٰتِ ۚ
the good things
ذَٰلِكُمُ
işte budur
ٱللَّهُ
Allah
رَبُّكُمْ ۖ
Rabbiniz
فَتَبَارَكَ
ne yücedir
ٱللَّهُ
Allah
رَبُّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Ali BulaçAllah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı; sizi suretlendirdi, suretinizi de en güzel (bir biçim ve incelikte) kıldı ve size güzel-temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne Yücedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله الذي جعل لكم الأرض قرارا والسماء بناءً» سقفا «وصوركم فأحسن صوركم ورزقكم من الطيبات ذلكم الله ربكم فتبارك الله رب العالمين».

40:65 📚 3
هُوَ ٱلۡحَيُّ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ فَٱدۡعُوهُ مُخۡلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَۗ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
هُوَ
O
ٱلْحَىُّ
diridir
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
فَٱدْعُوهُ
O'na yalvarın
مُخْلِصِينَ
halis kılarak
لَهُ
yalnız kendisine
ٱلدِّينَ ۗ
dini
ٱلْحَمْدُ
hamd
لِلَّهِ
Allah'a mahsustur
رَبِّ
Rabbi
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Ali BulaçO, Hayy (diri) olandır. O'ndan başka İlah yoktur; öyleyse dini yalnızca Kendisi'ne halis kılanlar olarak O'na dua edin. Alemlerin Rabbine hamd olsun

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هو الحي لا إله إلا هو فادعوه» اعبدوه «مخلصين له الدين» من الشرك «الحمد لله رب العالمين».

40:66
۞قُلۡ إِنِّي نُهِيتُ أَنۡ أَعۡبُدَ ٱلَّذِينَ تَدۡعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ لَمَّا جَآءَنِيَ ٱلۡبَيِّنَٰتُ مِن رَّبِّي وَأُمِرۡتُ أَنۡ أُسۡلِمَ لِرَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
۞ قُلْ
de ki
إِنِّى
elbette ben
نُهِيتُ
men'olundum
أَنْ
tapmaktan
أَعْبُدَ
worship
ٱلَّذِينَ
sizin yalvardıklarınıza
تَدْعُونَ
you call
مِن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
لَمَّا
zaman
جَآءَنِىَ
bana geldiği
ٱلْبَيِّنَـٰتُ
açık deliller
مِن
Rabbimden
رَّبِّى
my Lord
وَأُمِرْتُ
ve emrolundum
أَنْ
teslim olmakla
أُسْلِمَ
submit
لِرَبِّ
Rabbine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Ali BulaçDe ki: "Bana apaçık belgeler gelince, sizin Allah'tan başka taptıklarınıza kulluk etmekten kesin olarak menedildim ve alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل إني نُهيت أن أعبد الذين تدعون» تعبدون «من دون الله لما جاءني البينات» دلائل التوحيد «من ربي وأمرت أن أسلم لرب العالمين».

40:67 📚 8
هُوَ ٱلَّذِي خَلَقَكُم مِّن تُرَابࣲ ثُمَّ مِن نُّطۡفَةࣲ ثُمَّ مِنۡ عَلَقَةࣲ ثُمَّ يُخۡرِجُكُمۡ طِفۡلࣰ ا ثُمَّ لِتَبۡلُغُوٓاْ أَشُدَّكُمۡ ثُمَّ لِتَكُونُواْ شُيُوخࣰ اۚ وَمِنكُم مَّن يُتَوَفَّىٰ مِن قَبۡلُۖ وَلِتَبۡلُغُوٓاْ أَجَلࣰ ا مُّسَمࣰّ ى وَلَعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُونَ
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
ki
خَلَقَكُم
sizi yarattı
مِّن
topraktan
تُرَابٍۢ
dust
ثُمَّ
sonra
مِن
nutfe(sperm)den
نُّطْفَةٍۢ
a semen-drop
ثُمَّ
sonra
مِنْ
alaka(embriyo)dan
عَلَقَةٍۢ
a clinging substance
ثُمَّ
sonra
يُخْرِجُكُمْ
sizi çıkarıyor
طِفْلًۭا
çocuk olarak
ثُمَّ
sonra
لِتَبْلُغُوٓا۟
ermeniz için
أَشُدَّكُمْ
güçlü çağınıza
ثُمَّ
sonra
لِتَكُونُوا۟
olmanız için
شُيُوخًۭا ۚ
ihtiyarlar
وَمِنكُم
ve içinizden
مَّن
kimi
يُتَوَفَّىٰ
öldürülüyor
مِن
daha önce
قَبْلُ ۖ
before
وَلِتَبْلُغُوٓا۟
ve erişmeniz için
أَجَلًۭا
süreye
مُّسَمًّۭى
belli
وَلَعَلَّكُمْ
ve umulur ki
تَعْقِلُونَ
aklınızı kullanırsınız

Ali BulaçO'dur ki, sizi topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir alak'tan (embriyo) yarattı; sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik) çağınıza erişmeniz, sonra da yaşlanmanız için size (belli bir ömür vermektedir). Sizden kiminin daha önce hayatına son verilmektedir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz ve belki aklınızı kullanmanız için (Allah sizi böyle yaşatır)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هو الذي خلقكم من تراب» بخلق أبيكم آدم منه «ثم من نطفة» منيّ «ثم من علقة» دم غليظ «ثم يخرجكم طفلا» بمعنى أطفالا «ثم» يبقيكم «لتبلغوا أشدكم» تكامل قوتكم من الثلاثين سنة إلى الأربعين «ثم لتكونوا شيوخا» بضم الشين وكسرها «ومنكم من يتوفى من قبل» أي قبل الأشد والشيخوخة، فعل ذلك بكم لتعيشوا «ولتبلغوا أجلا مسمى» وقتا محدودا «ولعلكم تعقلون» دلائل التوحيد فتؤمنون.

40:68
هُوَ ٱلَّذِي يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ فَإِذَا قَضَىٰٓ أَمۡرࣰ ا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
هُوَ
O'dur
ٱلَّذِى
yaşatan
يُحْىِۦ
gives life
وَيُمِيتُ ۖ
ve öldüren
فَإِذَا
zaman
قَضَىٰٓ
hükmettiği
أَمْرًۭا
bir işi
فَإِنَّمَا
sadece
يَقُولُ
der
لَهُۥ
ona
كُن
ol!
فَيَكُونُ
o da olur

Ali BulaçDirilten ve öldüren O'dur. Bir işin olmasına hükmetti mi, ona yalnızca: "Ol" der, o da hemen oluverir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هو الذي يحيى ويُميت فإذا قضى أمرا» أراد إيجاد شيء «فإنما يقول له كن فيكون» بضم النون وفتحها بتقدير أن، أي يوجد عقب الإرادة التي هي معنى القول المذكور.

40:69
أَلَمۡ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يُجَٰدِلُونَ فِيٓ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ أَنَّىٰ يُصۡرَفُونَ
أَلَمْ
görmedin mi?
تَرَ
you see
إِلَى
kimseleri
ٱلَّذِينَ
those who
يُجَـٰدِلُونَ
tartışan(ları)
فِىٓ
hakkında
ءَايَـٰتِ
ayetleri
ٱللَّهِ
Allah'ın
أَنَّىٰ
nasıl da?
يُصْرَفُونَ
çevriliyorlar

Ali BulaçAllah'ın ayetleri hakkında mücadele edenleri görmüyor musun; nasıl da döndürülüyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ألم ترَ إلى الذين يجادلون في آيات الله» القرآن «أنَّى» كيف «يصرفون» عن الإيمان.

40:70
ٱلَّذِينَ كَذَّبُواْ بِٱلۡكِتَٰبِ وَبِمَآ أَرۡسَلۡنَا بِهِۦ رُسُلَنَاۖ فَسَوۡفَ يَعۡلَمُونَ
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَذَّبُوا۟
yalanlayan(lar)
بِٱلْكِتَـٰبِ
Kitabı
وَبِمَآ
ve şeyi
أَرْسَلْنَا
gönderdiğimiz
بِهِۦ
onunla
رُسُلَنَا ۖ
elçilerimizi
فَسَوْفَ
fakat yakında
يَعْلَمُونَ
bileceklerdir

Ali BulaçKi onlar, Kitab'ı ve elçilerimizle gönderdiğimiz şeyleri yalanladılar. Artık yakında bileceklerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الذين كذبوا بالكتاب» القرآن «وبما أرسلنا به رسلنا» من التوحيد والبعث وهم كفار مكة «فسوف يعلمون» عقوبة تكذيبهم.

40:71
إِذِ ٱلۡأَغۡلَٰلُ فِيٓ أَعۡنَٰقِهِمۡ وَٱلسَّلَٰسِلُ يُسۡحَبُونَ
إِذِ
o zaman
ٱلْأَغْلَـٰلُ
demir halkalar
فِىٓ
boyunlarında
أَعْنَـٰقِهِمْ
their necks
وَٱلسَّلَـٰسِلُ
ve zincirler
يُسْحَبُونَ
sürüklenceklerdir

Ali BulaçBoyunlarında demir-halkalar ve (ayaklarında) zincirler olduğu halde sürüklenecekler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذ الأغلال في أعناقهم» إذ بمعنى إذا «والسلاسل» عطف على الأغلال فتكون في الأعناق، أو مبتدأ خبره محذوف، أي في أرجلهم أو خبره «يسحبون» أي يجرون بها.

40:72 📚 3
فِي ٱلۡحَمِيمِ ثُمَّ فِي ٱلنَّارِ يُسۡجَرُونَ
فِى
içinde
ٱلْحَمِيمِ
kaynar su
ثُمَّ
sonra
فِى
ateşte
ٱلنَّارِ
the Fire
يُسْجَرُونَ
yakılacaklardır

Ali BulaçKaynar suyun içinde; sonra ateşte tutuşturulacaklar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في الحميم» أي جهنم «ثم في النار يسجرون» يوقدون.

40:73
ثُمَّ قِيلَ لَهُمۡ أَيۡنَ مَا كُنتُمۡ تُشۡرِكُونَ
ثُمَّ
sonra
قِيلَ
denilecektir
لَهُمْ
onlara
أَيْنَ
nerede?
مَا
şeyler
كُنتُمْ
olduğunuz
تُشْرِكُونَ
ortak koşuyor(lar)

Ali BulaçSonra onlara denilecek: "Sizin şirk koştuklarınız nerede

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم قيل لهم» تبكيا «أين ما كنتم تشركون».

40:74
مِن دُونِ ٱللَّهِۖ قَالُواْ ضَلُّواْ عَنَّا بَل لَّمۡ نَكُن نَّدۡعُواْ مِن قَبۡلُ شَيۡـࣰٔ اۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ ٱلۡكَٰفِرِينَ
مِن
başkaları?
دُونِ
Other than
ٱللَّهِ ۖ
Allah'tan
قَالُوا۟
diyecekler ki
ضَلُّوا۟
kayboldular
عَنَّا
bizden
بَل
hayır
لَّمْ
değilmişiz
نَكُن
we used to
نَّدْعُوا۟
biz tapmıyor
مِن
önceden
قَبْلُ
before
شَيْـًۭٔا ۚ
hiçbir şeye
كَذَٰلِكَ
işte böyle
يُضِلُّ
şaşırtır
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْكَـٰفِرِينَ
kafirleri

Ali BulaçAllah'ın dışında (taptıklarınız)." Dediler ki: "Bizi bırakıp-kayboluverdiler. Hayır, biz önceleri (meğer) hiçbir şeye tapar değilmişiz." İşte Allah, kafirleri böyle şaşırtıp-saptırır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من دون الله» معه وهي الأصنام «قالوا ضلوا» غابوا «عنا» فلا نراهم «بل لم نكن تدعوا من قبل شيئا» أنكروا عبادتهم إياها ثم أحضرت قال تعالى: (إنكم وما تعبدون من دون الله حصب جهنم) أي وقودها «كذلك» أي مثل إضلال هؤلاء المكذبين «يضل الله الكافرين».

40:75 📚 1
ذَٰلِكُم بِمَا كُنتُمۡ تَفۡرَحُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّ وَبِمَا كُنتُمۡ تَمۡرَحُونَ
ذَٰلِكُم
bu durum
بِمَا
ötürüdür
كُنتُمْ
sizin
تَفْرَحُونَ
şımarmanızdan
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
بِغَيْرِ
olmaksızın
ٱلْحَقِّ
hakkı
وَبِمَا
ve ötürüdür
كُنتُمْ
olmanızdan
تَمْرَحُونَ
böbürlenmiş

Ali Bulaçİşte bu, sizin yeryüzünde haksız yere şımarıp-azmanız ve azgınca ölçüyü taşırmanız dolayısıyladır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ويقال لهم أيضا «ذلكم» العذاب «بما كنتم تفرحون في الأرض بغير الحق» من الإشراك وإنكار البعث «وبما كنتم تمرحون» تتوسعون في الفرح.

40:76
ٱدۡخُلُوٓاْ أَبۡوَٰبَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَاۖ فَبِئۡسَ مَثۡوَى ٱلۡمُتَكَبِّرِينَ
ٱدْخُلُوٓا۟
girin
أَبْوَٰبَ
kapılarından
جَهَنَّمَ
cehennemin
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalacaksınız
فِيهَا ۖ
orada
فَبِئْسَ
ne kötüdür
مَثْوَى
yeri
ٱلْمُتَكَبِّرِينَ
kibirlenenlerin

Ali Bulaçİçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Artık mütekebbirlerin konaklama yeri ne kötüdür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ادخلوا أبواب جهنم خالدين فيها فبئس مثوى» مأوى «المتكبرين».

40:77 📚 3
فَٱصۡبِرۡ إِنَّ وَعۡدَ ٱللَّهِ حَقࣱّۚ فَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعۡضَ ٱلَّذِي نَعِدُهُمۡ أَوۡ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِلَيۡنَا يُرۡجَعُونَ
فَٱصْبِرْ
artık sabret
إِنَّ
şüphesiz
وَعْدَ
va'di (sözü)
ٱللَّهِ
Allah'ın
حَقٌّۭ ۚ
gerçektir
فَإِمَّا
ya
نُرِيَنَّكَ
sana gösteririz
بَعْضَ
bir kısmını
ٱلَّذِى
şeylerin
نَعِدُهُمْ
onları tehdidettiğimiz
أَوْ
yahut
نَتَوَفَّيَنَّكَ
seni vefat ettiririz
فَإِلَيْنَا
sonunda bize
يُرْجَعُونَ
döndürüleceklerdir

Ali BulaçŞu halde sen sabret, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Sonunda ya onlara va'dettiğimiz (azab)in bir kısmını sana göstereceğiz ya da senin hayatına son vereceğiz. Nihayet onlar Bize döndürülecekler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاصبر إن وعد الله» بعذابهم «حق فإما نرينَّك» فيه إن الشرطية مدغمة وما زائدة تؤكد معنى الشرط أول الفعل والنون تؤكد آخره «بعض الذي نعدهم» به من العذاب في حياتك وجواب الشرط محذوف، أي فذاك «أو نتوفينك» أي قبل تعذيبهم «فإلينا يرجعون» فنعذبهم أشد العذاب فالجواب المذكور للمعطوف فقط.

40:78 📚 2
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا رُسُلࣰ ا مِّن قَبۡلِكَ مِنۡهُم مَّن قَصَصۡنَا عَلَيۡكَ وَمِنۡهُم مَّن لَّمۡ نَقۡصُصۡ عَلَيۡكَۗ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ أَن يَأۡتِيَ بِـَٔايَةٍ إِلَّا بِإِذۡنِ ٱللَّهِۚ فَإِذَا جَآءَ أَمۡرُ ٱللَّهِ قُضِيَ بِٱلۡحَقِّ وَخَسِرَ هُنَالِكَ ٱلۡمُبۡطِلُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
أَرْسَلْنَا
biz gönderdik
رُسُلًۭا
elçiler
مِّن
senden önce de
قَبْلِكَ
before you
مِنْهُم
onlardan
مَّن
kimini
قَصَصْنَا
anlattık
عَلَيْكَ
sana
وَمِنْهُم
ve onlardan
مَّن
kimini
لَّمْ
anlatmadık
نَقْصُصْ
We have related
عَلَيْكَ ۗ
sana
وَمَا
ve değildir
كَانَ
mümkün
لِرَسُولٍ
hiçbir elçinin
أَن
getirmesi
يَأْتِىَ
he brings
بِـَٔايَةٍ
bir mu'cize
إِلَّا
dışında
بِإِذْنِ
izni
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
فَإِذَا
zaman
جَآءَ
geldiği
أَمْرُ
emri
ٱللَّهِ
Allah'ın
قُضِىَ
yerine getirilir
بِٱلْحَقِّ
hak ile
وَخَسِرَ
ve hüsrana uğrarlar
هُنَالِكَ
orada
ٱلْمُبْطِلُونَ
boşa çıkarmağa uğraşanlar

Ali BulaçAndolsun, Biz senden önce elçiler gönderdik; onlardan kimini sana aktarıp-anlattık ve kimini anlatmadık. Herhangi bir elçiye, Allah'ın izni olmaksızın bir ayeti getirmek olacak şey değildir. Allah'ın emri geldiği zaman hak ile hüküm verilir ve işte burada (hakkı) iptal etmekte (istekli) olanlar hüsrana uğramışlardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد أرسلنا رسلا من قبلك منهم من قصصنا عليك ومنهم من لم نقصص عليك» روي أنه تعالى بعث ثمانية آلاف نبي: أربعة آلاف نبي من بني إسرائيل، وأربعة آلاف من سائر الناس «وما كان لرسولِ» منهم «أن يأتي بآية إلا بإذن الله» لأنهم عبيد مربوبون «فإذا جاء أمر الله» بنزول العذاب على الكفار «قضي» بين الرسل ومكذبيها «بالحق وخسر هنالك المبطلون» أي ظهر القضاء والخسران للناس وهم خاسرون في كل وقت قبل ذلك.

40:79
ٱللَّهُ ٱلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ ٱلۡأَنۡعَٰمَ لِتَرۡكَبُواْ مِنۡهَا وَمِنۡهَا تَأۡكُلُونَ
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِى
O'dur ki
جَعَلَ
yarattı
لَكُمُ
size
ٱلْأَنْعَـٰمَ
hayvanları
لِتَرْكَبُوا۟
binmeniz için
مِنْهَا
kimine
وَمِنْهَا
ve kiminden
تَأْكُلُونَ
yemeniz için

Ali BulaçAllah O'dur ki, kimine binmeniz, kiminden yemeniz için size (bir yarar olmak üzere) davarları var etti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله الذي جعل لكم الأنعام» قيل: الإبل خاصة هنا والظاهر والبقر والغنم «لتركبوا منها ومنها تأكلون».

40:80 📚 1
وَلَكُمۡ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَلِتَبۡلُغُواْ عَلَيۡهَا حَاجَةࣰ فِي صُدُورِكُمۡ وَعَلَيۡهَا وَعَلَى ٱلۡفُلۡكِ تُحۡمَلُونَ
وَلَكُمْ
ve sizin için vardır
فِيهَا
onlarda
مَنَـٰفِعُ
faydalar
وَلِتَبْلُغُوا۟
erersiniz
عَلَيْهَا
onların üstünde
حَاجَةًۭ
arzuya
فِى
gönüllerinizdeki
صُدُورِكُمْ
your breasts
وَعَلَيْهَا
ve onların üstünde
وَعَلَى
ve üstünde
ٱلْفُلْكِ
gemilerin
تُحْمَلُونَ
taşınırsınız

Ali BulaçOnlarda sizin için yararlar vardır. Onların üstünde göğüslerinizde olan bir hacete (ihtiyaca ve arzuya) ulaşırsınız; onların ve gemilerin üstünde taşınırsınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولكم فيها منافع» من الدر والنسل والوبر والصوف «ولتبلغوا عليها حاجة في صدوركم» هي حمل الأثقال إلى البلاد «وعليها» في البر «وعلى الفلك» السفن في البحر «تحملون».

40:81
وَيُرِيكُمۡ ءَايَٰتِهِۦ فَأَيَّ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ تُنكِرُونَ
وَيُرِيكُمْ
size gösteriyor
ءَايَـٰتِهِۦ
ayetlerini
فَأَىَّ
hangisini?
ءَايَـٰتِ
ayetlerinden
ٱللَّهِ
Allah'ın
تُنكِرُونَ
inkar ediyorsunuz

Ali BulaçSize Kendi ayetlerini gösteriyor; artık Allah'ın ayetlerinden hangisini inkar ediyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويريكم آياته فأيَّ آيات الله» أي الدالة على وحدانيته «تنكرون» استفهام توبيخ، وتذكير أي أشهر من تأنيثه.

40:82
أَفَلَمۡ يَسِيرُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ فَيَنظُرُواْ كَيۡفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡۚ كَانُوٓاْ أَكۡثَرَ مِنۡهُمۡ وَأَشَدَّ قُوَّةࣰ وَءَاثَارࣰ ا فِي ٱلۡأَرۡضِ فَمَآ أَغۡنَىٰ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ
أَفَلَمْ
gezip dolaşmadılar mı?
يَسِيرُوا۟
travel
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the land
فَيَنظُرُوا۟
görsünler
كَيْفَ
nasıl
كَانَ
olduğunu
عَـٰقِبَةُ
sonunun
ٱلَّذِينَ
kimselerin
مِن
kendilerinden önceki
قَبْلِهِمْ ۚ
(were) before them
كَانُوٓا۟
onlar idiler
أَكْثَرَ
daha çok
مِنْهُمْ
bunlardan
وَأَشَدَّ
ve daha şiddetli
قُوَّةًۭ
kuvvet bakımından
وَءَاثَارًۭا
ve eserleri bakımından
فِى
yeryüzündeki
ٱلْأَرْضِ
the land
فَمَآ
ama hiçbir
أَغْنَىٰ
yarar sağlamadı
عَنْهُم
kendilerine;
مَّا
şeyler
كَانُوا۟
oldukları
يَكْسِبُونَ
kazanıyor(lar)

Ali BulaçYeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını bir görsünler. Onlar, kendilerinden (sayıca) daha çoktu ve yeryüzünde kuvvet ve eserler bakımından daha üstündüler. Fakat kazandıkları şeyler, (azaba karşı) onlara hiçbir şey sağlayamadı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفلم يسيروا في الأرض فينظروا كيف كان عاقبة الذين من قبلهم كانوا أكثر منهم وأشد قوَّةً وأثارا في الأرض» من مصانع وقصور «فما أغنى عنهم ما كانوا يكسبون».

40:83
فَلَمَّا جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُهُم بِٱلۡبَيِّنَٰتِ فَرِحُواْ بِمَا عِندَهُم مِّنَ ٱلۡعِلۡمِ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُواْ بِهِۦ يَسۡتَهۡزِءُونَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
جَآءَتْهُمْ
onlara gelince
رُسُلُهُم
elçileri
بِٱلْبَيِّنَـٰتِ
açık kanıtlarla
فَرِحُوا۟
sevindiler
بِمَا
ile
عِندَهُم
yanlarında bulunan
مِّنَ
bilgiden
ٱلْعِلْمِ
the knowledge
وَحَاقَ
sonunda kuşatıverdi
بِهِم
kendilerini
مَّا
şey
كَانُوا۟
oldukları
بِهِۦ
onunla
يَسْتَهْزِءُونَ
alay ediyor(lar)

Ali BulaçResulleri kendilerine apaçık belgeler getirdiği zaman, onlar, yanlarında olan ilimden dolayı sevinip-böbürlendiler de, kendisini alay konusu edindikleri şey, onları sarıp-kuşatıverdi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلما جاءتهم رسلهم بالبينات» المعجزات الظاهرات «فرحوا» أي الكفار «بما عندهم» أي الرسل «من العلم» فرح استهزاء وضحك منكرين له «وحاق» نزل «بهم ما كانوا به يستهزءُون» أي العذاب.

40:84 📚 3
فَلَمَّا رَأَوۡاْ بَأۡسَنَا قَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَحۡدَهُۥ وَكَفَرۡنَا بِمَا كُنَّا بِهِۦ مُشۡرِكِينَ
فَلَمَّا
ne zaman ki
رَأَوْا۟
gördüler
بَأْسَنَا
hışmımızı
قَالُوٓا۟
dediler
ءَامَنَّا
inandık
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَحْدَهُۥ
tek
وَكَفَرْنَا
ve inkar ettik
بِمَا
şeyleri
كُنَّا
olan
بِهِۦ
O'na
مُشْرِكِينَ
ortak koştuğumuz

Ali BulaçBizim dayanılmaz-azabımızı gördükleri zaman, dediler ki: "Bir olan Allah'a iman ettik ve O'na şirk koştuğumuz şeyleri de inkar ettik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلما رأوْا بأسنا» أي شدة عذابنا «قالوا آمنا بالله وحده وكفرنا بما كنا به مشركين».

40:85 📚 2
فَلَمۡ يَكُ يَنفَعُهُمۡ إِيمَٰنُهُمۡ لَمَّا رَأَوۡاْ بَأۡسَنَاۖ سُنَّتَ ٱللَّهِ ٱلَّتِي قَدۡ خَلَتۡ فِي عِبَادِهِۦۖ وَخَسِرَ هُنَالِكَ ٱلۡكَٰفِرُونَ
فَلَمْ
fakat
يَكُ
sağlamadı
يَنفَعُهُمْ
kendilerine bir fayda
إِيمَـٰنُهُمْ
inanmaları
لَمَّا
zaman
رَأَوْا۟
gördükleri
بَأْسَنَا ۖ
hışmımızı
سُنَّتَ
yasası budur
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلَّتِى
elbette
قَدْ
(has) indeed
خَلَتْ
gelip geçen
فِى
hakkında
عِبَادِهِۦ ۖ
kulları
وَخَسِرَ
ve ziyana uğramışlardır
هُنَالِكَ
orada
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirler

Ali BulaçAma Bizim dayanılmaz-azabımızı gördükleri zaman, imanları kendilerine hiçbir yarar sağlamadı. (Bu,) Allah'ın kulları arasında sürüp-giden sünnetidir. İşte kafirler burada hüsrana uğramışlardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلم يكُ ينفعهم إيمانهم لما رأوْا بأسنا سُنَّتَ الله» نصبه على المصدر بفعل مقدِّر من لفظه «التي قد خلت في عباده» في الأمم أن لا ينفعهم الإيمان وقت نزول العذاب «وخسر هنالك الكافرون» تبين خسرانهم لكل أحد وهم خاسرون في كل وقت قبل ذلك.

← Önceki Sonraki →

40. Ghafir Suresi | Anlam Arayışı