☪ Anlam Arayışı

42. Ash-Shura سُورَةُ الشُّورَىٰ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
42:1
حمٓ
حمٓ
Hâ Mîm

Diyanet İşleri MealiHa, Mim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«حم».

42:2
عٓسٓقٓ
عٓسٓقٓ
Ayn Sîn Kâf

Diyanet İşleri MealiAyn, Sin, Kaf

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عسق» الله أعلم بمراده به.

42:3 📚 3
كَذَٰلِكَ يُوحِيٓ إِلَيۡكَ وَإِلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِكَ ٱللَّهُ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
كَذَٰلِكَ
böyle
يُوحِىٓ
vahyeder
إِلَيْكَ
sana
وَإِلَى
ve
ٱلَّذِينَ
senden öncekilere
مِن
before you
قَبْلِكَ
before you
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْعَزِيزُ
aziz
ٱلْحَكِيمُ
hakim

Diyanet İşleri MealiGüçlü olan, Hakim olan Allah, sana da, senden öncekilere de böyle vahyeder

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذلك» أي مثل ذلك الإيحاء «يوحي إليك و» أوحى «إلى الذين من قبلك الله» فاعل الإيحاء «العزيز» في ملك «الحكيم» في صنعه.

42:4 📚 1
لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۖ وَهُوَ ٱلۡعَلِيُّ ٱلۡعَظِيمُ
لَهُۥ
O'nundur
مَا
bulunan herşey
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve bulunan herşey
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۖ
the earth
وَهُوَ
ve O
ٱلْعَلِىُّ
yücedir
ٱلْعَظِيمُ
uludur

Diyanet İşleri MealiGöklerde olanlar da, yerde olanlar da O'nundur. O, çok yücedir ve büyüktür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«له ما في السماوات وما في الأرض» ملكاً وخلقاً وعبيداً «وهو العلي» على خلقه «العظيم» الكبير.

42:5 📚 3
تَكَادُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ يَتَفَطَّرۡنَ مِن فَوۡقِهِنَّۚ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمۡدِ رَبِّهِمۡ وَيَسۡتَغۡفِرُونَ لِمَن فِي ٱلۡأَرۡضِۗ أَلَآ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
تَكَادُ
neredeyse
ٱلسَّمَـٰوَٰتُ
gökler
يَتَفَطَّرْنَ
çatlayacaklar
مِن
üstlerinden
فَوْقِهِنَّ ۚ
above them
وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ
ve melekler
يُسَبِّحُونَ
tesbih ederler
بِحَمْدِ
hamd ile
رَبِّهِمْ
Rablerini
وَيَسْتَغْفِرُونَ
ve mağfiret dilerler
لِمَن
kimseler için
فِى
yerdeki
ٱلْأَرْضِ ۗ
the earth
أَلَآ
iyi bil ki
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
هُوَ
O'dur
ٱلْغَفُورُ
çok bağışlayan
ٱلرَّحِيمُ
çok esirgeyen

Diyanet İşleri MealiGökler neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler Rablerini överek tesbih eder ve yeryüzünde bulunanlar için O'ndan bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah Şüphesiz bağışlayandır, merhametli olandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تكاد» بالتاء والياء «السماوات يتفطرن» بالنون، وفي قراءة بالتاء والشديد «من فوقهن» أي تنشق كل واحدة فوق التي تليها من عظمة الله تعالى «والملائكة يسبحون بحمد ربهم» أي ملابسين للحمد «ويستغفرون لمن في الأرض» من المؤمنين «ألا إن الله هو الغفور» لأوليائه «الرحيم» بهم.

42:6
وَٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ أَوۡلِيَآءَ ٱللَّهُ حَفِيظٌ عَلَيۡهِمۡ وَمَآ أَنتَ عَلَيۡهِم بِوَكِيلࣲ‏
وَٱلَّذِينَ
ve kimseleri
ٱتَّخَذُوا۟
edinen(leri)
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ
besides
أَوْلِيَآءَ
dostlar
ٱللَّهُ
Allah
حَفِيظٌ
kollamaktadır
عَلَيْهِمْ
onları
وَمَآ
ve değilsin
أَنتَ
sen
عَلَيْهِم
onların üzerinde
بِوَكِيلٍۢ
bir vekil

Diyanet İşleri MealiAllah'ı bırakıp da dostlar edinenlerin işlediklerini Allah gözetlemektedir. Sen, onlara vekil olmağa memur değilsin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين اتخذوا من دونه» أي الأصنام «أولياء الله حفيظ» محص «عليهم» ليجازيهم «وما أنت عليهم بوكيل» تحصل المطلوب منهم، ما عليك إلا البلاغ.

42:7 📚 6
وَكَذَٰلِكَ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ قُرۡءَانًا عَرَبِيࣰّ ا لِّتُنذِرَ أُمَّ ٱلۡقُرَىٰ وَمَنۡ حَوۡلَهَا وَتُنذِرَ يَوۡمَ ٱلۡجَمۡعِ لَا رَيۡبَ فِيهِۚ فَرِيقࣱ فِي ٱلۡجَنَّةِ وَفَرِيقࣱ فِي ٱلسَّعِيرِ
وَكَذَٰلِكَ
ve böyle
أَوْحَيْنَآ
biz vahyettik ki
إِلَيْكَ
sana
قُرْءَانًا
bir Kur'an
عَرَبِيًّۭا
arapça
لِّتُنذِرَ
uyarman için
أُمَّ
anasını
ٱلْقُرَىٰ
kentlerin (Mekke'yi)
وَمَنْ
ve
حَوْلَهَا
çevresindekileri
وَتُنذِرَ
ve uyarman için
يَوْمَ
gününe karşı
ٱلْجَمْعِ
toplanma
لَا
asla bulunmayan
رَيْبَ
kuşku
فِيهِ ۚ
onda
فَرِيقٌۭ
bir bölük
فِى
cennette
ٱلْجَنَّةِ
Paradise
وَفَرِيقٌۭ
ve bir bölük
فِى
ateştedir
ٱلسَّعِيرِ
the Blazing Fire

Diyanet İşleri MealiBöylece şehirlerin anası olan Mekke'de ve çevresinde bulunanları uyarman, şüphe götürmeyen toplanma günü ile uyarman için sana Arapça okunan bir Kitap vahyettik. İnsanların bir takımı cennete, bir takımı da çılgın alevli cehenneme girer

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكذلك» مثل ذلك الإيحاء «أوحينا إليك قرآناً عربيا لتنذر» تخوّف «أم القرى ومن حولها» أي أهل مكة وسائر الناس «وتنذر» الناس «يوم الجمع» يوم القيامة فيه الخلائق «لا ريب» شك «فيه فريق» منهم «في الجنة وفريقٌ في السعير» النار.

42:8
وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَعَلَهُمۡ أُمَّةࣰ وَٰحِدَةࣰ وَلَٰكِن يُدۡخِلُ مَن يَشَآءُ فِي رَحۡمَتِهِۦۚ وَٱلظَّٰلِمُونَ مَا لَهُم مِّن وَلِيࣲّ وَلَا نَصِيرٍ
وَلَوْ
ve şayet
شَآءَ
dileseydi
ٱللَّهُ
Allah
لَجَعَلَهُمْ
onları yapardı
أُمَّةًۭ
millet
وَٰحِدَةًۭ
bir tek
وَلَـٰكِن
fakat
يُدْخِلُ
sokar
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
فِى
rahmetine
رَحْمَتِهِۦ ۚ
His Mercy
وَٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimlere gelince
مَا
yoktur
لَهُم
onların
مِّن
hiçbir
وَلِىٍّۢ
velisi
وَلَا
ve yoktur
نَصِيرٍ
yardımcısı

Diyanet İşleri MealiEğer dilemiş olsaydı hepsini bir tek ümmet yapardı. Ama, O, rahmetine dilediğini kavuşturur. Zalimlerin ise bir dost ve yardımcısı olmaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو شاء الله لجعلهم أمة واحدة» أي على دين واحد، وهو الإسلام «ولكن يدخل من يشاء في رحمته والظالمون» الكافرون «ما لهم من وليّ ولا نصير» يدفع عنهم العذاب.

42:9 📚 3
أَمِ ٱتَّخَذُواْ مِن دُونِهِۦٓ أَوۡلِيَآءَۖ فَٱللَّهُ هُوَ ٱلۡوَلِيُّ وَهُوَ يُحۡيِ ٱلۡمَوۡتَىٰ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣱ‏
أَمِ
yoksa
ٱتَّخَذُوا۟
edindiler (mi?)
مِن
O'ndan başka
دُونِهِۦٓ
besides Him
أَوْلِيَآءَ ۖ
dostlar
فَٱللَّهُ
halbuki Allah'tır
هُوَ
O
ٱلْوَلِىُّ
dost olan
وَهُوَ
ve O
يُحْىِ
diriltir
ٱلْمَوْتَىٰ
ölüleri
وَهُوَ
ve O
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Diyanet İşleri MealiDemek onlar Allah'tan başka dostlar edindiler? Oysa dost, ancak Allah'tır. O, ölüleri diriltir. Her şeye Kadir'dir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم اتخذوا من دونه» أي الأصنام «أولياء» أم منقطعة بمعنى: بل التي للانتقال، والهمزة للإنكار أي ليس المتخذون أولياء «فالله هو الولي» أي الناصر للمؤمنين والفاء لمجرد العطف «وهو يحيي الموتى وهو على كل شيءٍ قدير».

42:10 📚 5
وَمَا ٱخۡتَلَفۡتُمۡ فِيهِ مِن شَيۡءࣲ فَحُكۡمُهُۥٓ إِلَى ٱللَّهِۚ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبِّي عَلَيۡهِ تَوَكَّلۡتُ وَإِلَيۡهِ أُنِيبُ
وَمَا
ve ne varsa
ٱخْتَلَفْتُمْ
ayrılığa düştüğünüz
فِيهِ
hakkında
مِن
herhangi bir
شَىْءٍۢ
a thing
فَحُكْمُهُۥٓ
hüküm vermek
إِلَى
aittir
ٱللَّهِ ۚ
Allah'a
ذَٰلِكُمُ
işte budur
ٱللَّهُ
Allah
رَبِّى
Rabbim
عَلَيْهِ
O'na
تَوَكَّلْتُ
dayandım
وَإِلَيْهِ
ve O'na
أُنِيبُ
yöneldim

Diyanet İşleri MealiAyrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a aittir; "İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O'na güvenirim ve O'na yönelirim." (demek gerekir)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما اختلفتم» مع الكفار «فيه من شيءٍ» من الدين وغيره «فحكمه» مردود «إلى الله» يوم القيامة يفصل بينكم، قل لهم «ذلكم الله ربي عليه توكلت وإليه أنيب» أرجع.

42:11 📚 21
فَاطِرُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ جَعَلَ لَكُم مِّنۡ أَنفُسِكُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا وَمِنَ ٱلۡأَنۡعَٰمِ أَزۡوَٰجࣰ ا يَذۡرَؤُكُمۡ فِيهِۚ لَيۡسَ كَمِثۡلِهِۦ شَيۡءࣱۖ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡبَصِيرُ
فَاطِرُ
yoktan var edendir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yeri
جَعَلَ
yaratmıştır
لَكُم
size
مِّنْ
kendinizden
أَنفُسِكُمْ
yourselves
أَزْوَٰجًۭا
çiftler
وَمِنَ
ve
ٱلْأَنْعَـٰمِ
hayvanlardan
أَزْوَٰجًۭا ۖ
çiftler
يَذْرَؤُكُمْ
sizi üretiyor
فِيهِ ۚ
bu(düzen içi)nde
لَيْسَ
yoktur
كَمِثْلِهِۦ
O'na benzer
شَىْءٌۭ ۖ
hiçbir şey
وَهُوَ
ve O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْبَصِيرُ
görendir

Diyanet İşleri MealiGöklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle, çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فاطر السماوات والأرض» مبدعهما «جعل لكم من أنفسكم أزواجاً» حيث خلق حواء من ضلع آدم «ومن الأنعام أزواجاً» ذكوراً وإناثاً «يذرؤكم» بالمعجمة بخلقكم «فيه» في الجعل المذكور، أي يكثركم بسببه بالتوالد والضمير للأناسي والأنعام بالتغليب «ليس كمثله شيء» الكاف زائدة لأنه تعالى لا مثل له «وهو السميع» لما يقال «البصير» لما يفعل.

42:12 📚 2
لَهُۥ مَقَالِيدُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۖ يَبۡسُطُ ٱلرِّزۡقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقۡدِرُۚ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏
لَهُۥ
O'nundur
مَقَالِيدُ
anahtarları
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۖ
ve yerin
يَبْسُطُ
açar
ٱلرِّزْقَ
rızkı
لِمَن
kimse niçin
يَشَآءُ
dilediği
وَيَقْدِرُ ۚ
ve kısar
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilendir

Diyanet İşleri MealiGöklerin ve yerin kilitleri O'nundur. Dilediğine rızkı yayar ve isterse kısar, bir ölçüye göre verir. Doğrusu O herşeyi bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«له مقاليد السماوات والأرض» أي مفاتيح خزائنهما من المطر والنبات وغيرهما «يبسط الرزق» يوسعه «لمن يشاء» امتحاناً «ويقدر» يضيقه لمن يشاء ابتلاءً «إنه بكل شيء عليم».

42:13 📚 11
۞شَرَعَ لَكُم مِّنَ ٱلدِّينِ مَا وَصَّىٰ بِهِۦ نُوحࣰ ا وَٱلَّذِيٓ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ وَمَا وَصَّيۡنَا بِهِۦٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ وَعِيسَىٰٓۖ أَنۡ أَقِيمُواْ ٱلدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُواْ فِيهِۚ كَبُرَ عَلَى ٱلۡمُشۡرِكِينَ مَا تَدۡعُوهُمۡ إِلَيۡهِۚ ٱللَّهُ يَجۡتَبِيٓ إِلَيۡهِ مَن يَشَآءُ وَيَهۡدِيٓ إِلَيۡهِ مَن يُنِيبُ
۞ شَرَعَ
şeri'at (hukuk düzeni) yaptı
لَكُم
size
مِّنَ
dinden
ٱلدِّينِ
the religion
مَا
ne varsa
وَصَّىٰ
tavsiye ettiği
بِهِۦ
onunla
نُوحًۭا
Nuh'a
وَٱلَّذِىٓ
ve
أَوْحَيْنَآ
vahyettiğimizi
إِلَيْكَ
sana
وَمَا
ve
وَصَّيْنَا
tavsiye ettiğimizi
بِهِۦٓ
onunla
إِبْرَٰهِيمَ
İbrahim'e
وَمُوسَىٰ
ve Musa'ya
وَعِيسَىٰٓ ۖ
ve ve Îsa'ya
أَنْ
şöyle ki
أَقِيمُوا۟
doğru tutun
ٱلدِّينَ
dini
وَلَا
ve
تَتَفَرَّقُوا۟
ayrılığa düşmeyin
فِيهِ ۚ
onda
كَبُرَ
ağır geldi
عَلَى
ortak koşanlara
ٱلْمُشْرِكِينَ
the polytheists
مَا
onları çağırdığın
تَدْعُوهُمْ
you call them
إِلَيْهِ ۚ
kendisine
ٱللَّهُ
Allah
يَجْتَبِىٓ
seçer
إِلَيْهِ
kendisine
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
وَيَهْدِىٓ
ve iletir
إِلَيْهِ
kendisine
مَن
kimseyi
يُنِيبُ
iyi niyyetle yönelen

Diyanet İşleri MealiAllah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: "Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin." Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«شرع لكم من الدين ما وصى به نوحاً» هو أول أنبياء الشريعة «والذي أوحينا إليك وما وصينا به إبراهيم وموسى وعيسى أن أقيموا الدين ولا تتفرقوا فيه» هذا هو المشروع الموصى به، والموحى إلى محمد صلى الله عليه وسلم وهو التوحيد «كبر» عظم «على المشركين ما تدعوهم إليه» من التوحيد «الله يجتبي إليه» إلى التوحيد «من يشاء ويهدي إليه من ينيب» يقبل إلى طاعته.

42:14 📚 2
وَمَا تَفَرَّقُوٓاْ إِلَّا مِنۢ بَعۡدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلۡعِلۡمُ بَغۡيَۢا بَيۡنَهُمۡۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةࣱ سَبَقَتۡ مِن رَّبِّكَ إِلَىٰٓ أَجَلࣲ مُّسَمࣰّ ى لَّقُضِيَ بَيۡنَهُمۡۚ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُورِثُواْ ٱلۡكِتَٰبَ مِنۢ بَعۡدِهِمۡ لَفِي شَكࣲّ مِّنۡهُ مُرِيبࣲ‏
وَمَا
ve
تَفَرَّقُوٓا۟
onlar ayrılığa düşmediler
إِلَّا
başka sebeple
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
kendilerine geldikten
جَآءَهُمُ
came to them
ٱلْعِلْمُ
ilim
بَغْيًۢا
çekememezlik
بَيْنَهُمْ ۚ
aralarındaki
وَلَوْلَا
ve eğer olmasaydı
كَلِمَةٌۭ
sözü
سَبَقَتْ
geçmiş
مِن
Rabbinden
رَّبِّكَ
your Lord
إِلَىٰٓ
kadar
أَجَلٍۢ
bir süre
مُّسَمًّۭى
belirli
لَّقُضِىَ
hüküm verilirdi
بَيْنَهُمْ ۚ
aralarında
وَإِنَّ
ve şüphesiz
ٱلَّذِينَ
varis kılınanlar
أُورِثُوا۟
were made to inherit
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitaba
مِنۢ
onlardan sonra
بَعْدِهِمْ
after them
لَفِى
içindedirler
شَكٍّۢ
bir şüphe
مِّنْهُ
ondan
مُرِيبٍۢ
kuşku veren

Diyanet İşleri MealiKendilerine ilim geldikten sonra ayrılığa düşmeleri, ancak, birbirini çekememekten oldu. Eğer belirli bir süre için Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hemen hükmedilirdi. Arkalarından Kitaba varis kılınanlar da ondan şüphe ve endişe içindedirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما تفرَّقوا» أي أهل الأديان في الدين بأن وحد بعض وكفر بعض «إلا من بعد ما جاءهم العلم» بالتوحيد «بغياً» من الكافرين «بينهم ولولا كلمة سبقت من ربك» بتأخير الجزاء «إلى أجل مسمى» يوم القيامة «لقضي بينهم» بتعذيب الكافرين في الدنيا «وإن الذين أورثوا الكتاب من بعدهم» وهم اليهود والنصارى «لفي شك منه» من محمد صلى الله عليه وسلم «مريب» موقع في الريبة.

42:15
فَلِذَٰلِكَ فَٱدۡعُۖ وَٱسۡتَقِمۡ كَمَآ أُمِرۡتَۖ وَلَا تَتَّبِعۡ أَهۡوَآءَهُمۡۖ وَقُلۡ ءَامَنتُ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِن كِتَٰبࣲۖ وَأُمِرۡتُ لِأَعۡدِلَ بَيۡنَكُمُۖ ٱللَّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمۡۖ لَنَآ أَعۡمَٰلُنَا وَلَكُمۡ أَعۡمَٰلُكُمۡۖ لَا حُجَّةَ بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكُمُۖ ٱللَّهُ يَجۡمَعُ بَيۡنَنَاۖ وَإِلَيۡهِ ٱلۡمَصِيرُ
فَلِذَٰلِكَ
bundan dolayı sen
فَٱدْعُ ۖ
(Hakka) çağır
وَٱسْتَقِمْ
ve doğru ol
كَمَآ
gibi
أُمِرْتَ ۖ
emrolunduğun
وَلَا
ve
تَتَّبِعْ
uyma
أَهْوَآءَهُمْ ۖ
onların keyiflerine
وَقُلْ
ve de ki
ءَامَنتُ
ben inandım
بِمَآ
indirdiği
أَنزَلَ
Allah has sent down
ٱللَّهُ
Allah'ın
مِن
her
كِتَـٰبٍۢ ۖ
Kitaba
وَأُمِرْتُ
ve emrolundum
لِأَعْدِلَ
adalet yapmakla
بَيْنَكُمُ ۖ
aranızda
ٱللَّهُ
Allah
رَبُّنَا
bizim de Rabbimizdir
وَرَبُّكُمْ ۖ
sizin de Rabbinizdir
لَنَآ
bize aittir
أَعْمَـٰلُنَا
bizim eylemlerimiz
وَلَكُمْ
ve size aittir
أَعْمَـٰلُكُمْ ۖ
sizin eylemleriniz
لَا
yoktur
حُجَّةَ
bir tartışma nedeni
بَيْنَنَا
bizimle
وَبَيْنَكُمُ ۖ
sizin aranızda
ٱللَّهُ
Allah
يَجْمَعُ
bulur (bir araya toplar)
بَيْنَنَا ۖ
aramızı
وَإِلَيْهِ
ve O'nadır
ٱلْمَصِيرُ
dönüş

Diyanet İşleri MealiBundan ötürü sen birliğe çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların heveslerine uyma ve şöyle söyle: "Allah'ın indirdiği Kitap'a inandım; aranızda adaletle hükmetmek ile emrolundum; Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz kendinizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar; dönüş O'nadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلذلك» التوحيد «فادع» يا محمد الناس «واستقم» عليه «كما أمرت ولا تتبع أهواءهم» في تركه «وقل آمنت بما أنزل الله من كتاب وأمرت لأعدل» أي بأن أعدل «بينكم» في الحكم «الله ربنا وربكم لنا أعمالنا ولكم أعمالكم» فكل يجازى بعمله «لا حجة» خصومة «بيننا وبينكم» هذا قبل أن يؤمر بالجهاد «الله يجمع بيننا» في المعاد لفصل القضاء «وإليه المصير» المرجع.

42:16
وَٱلَّذِينَ يُحَآجُّونَ فِي ٱللَّهِ مِنۢ بَعۡدِ مَا ٱسۡتُجِيبَ لَهُۥ حُجَّتُهُمۡ دَاحِضَةٌ عِندَ رَبِّهِمۡ وَعَلَيۡهِمۡ غَضَبࣱ وَلَهُمۡ عَذَابࣱ شَدِيدٌ
وَٱلَّذِينَ
ve kimselerin
يُحَآجُّونَ
tartışan(ların)
فِى
hakkında
ٱللَّهِ
Allah
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
kabul ettikten
ٱسْتُجِيبَ
response has been made to Him
لَهُۥ
onu
حُجَّتُهُمْ
delilleri
دَاحِضَةٌ
batıldır
عِندَ
yanında
رَبِّهِمْ
Rableri
وَعَلَيْهِمْ
ve üzerlerine vardır
غَضَبٌۭ
bir gazab
وَلَهُمْ
ve onlara vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
شَدِيدٌ
şiddetli

Diyanet İşleri MealiAllah'ın çağrısına icabet eden bulunduktan sonra, O'nun hakkında tartışmağa girişenlerin delilleri Rableri katında hükümsüzdür. Onlara bir gazap vardır, çetin bir azap da onlar içindir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين يحاجُّون في» دين «الله» نبيه «من بعد ما استجيب له» بالإيمان لظهور معجزته وهم اليهود «حجتهم داحضة» باطلة «عند ربهم وعليهم غضب ولهم عذاب شديد».

42:17
ٱللَّهُ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ ٱلۡكِتَٰبَ بِٱلۡحَقِّ وَٱلۡمِيزَانَۗ وَمَا يُدۡرِيكَ لَعَلَّ ٱلسَّاعَةَ قَرِيبࣱ‏
ٱللَّهُ
Allah'tır
ٱلَّذِىٓ
ki
أَنزَلَ
indirdi
ٱلْكِتَـٰبَ
Kitabı
بِٱلْحَقِّ
gerçeği içeren
وَٱلْمِيزَانَ ۗ
ve ölçüyü
وَمَا
ne?
يُدْرِيكَ
bilirsin
لَعَلَّ
belki
ٱلسَّاعَةَ
(o) sa'at
قَرِيبٌۭ
yakındır

Diyanet İşleri MealiGerçekten Kitap'ı ve ölçüyü indiren Allah'tır. Ne bilirsin, belki de kıyamet saati yakındır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله الذي أنزل الكتاب» القرآن «بالحق» متعلق بأنزل «والميزان» العدل «وما يدريك» يعلمك «لعل الساعة» أي إتيانها «قريب» ولعل معلق للفعل عن العمل وما بعده سد مسد المفعولين.

42:18
يَسۡتَعۡجِلُ بِهَا ٱلَّذِينَ لَا يُؤۡمِنُونَ بِهَاۖ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مُشۡفِقُونَ مِنۡهَا وَيَعۡلَمُونَ أَنَّهَا ٱلۡحَقُّۗ أَلَآ إِنَّ ٱلَّذِينَ يُمَارُونَ فِي ٱلسَّاعَةِ لَفِي ضَلَٰلِۭ بَعِيدٍ
يَسْتَعْجِلُ
çabuk gelmesini isterler
بِهَا
onun
ٱلَّذِينَ
kimseler
لَا
inanmayan(lar)
يُؤْمِنُونَ
believe
بِهَا ۖ
ona
وَٱلَّذِينَ
kimseler ise
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
مُشْفِقُونَ
korkarlar
مِنْهَا
ondan
وَيَعْلَمُونَ
ve bilirler
أَنَّهَا
onun
ٱلْحَقُّ ۗ
gerçek olduğunu
أَلَآ
iyi bil ki
إِنَّ
elbette
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُمَارُونَ
tartışan(lar)
فِى
hakkında
ٱلسَّاعَةِ
(o) sa'at
لَفِى
içindedirler
ضَلَـٰلٍۭ
bir sapıklık
بَعِيدٍ
uzak

Diyanet İşleri MealiO'na inanmayanlar, acele olmasını beklerler; inananlar ise korku ile titrerler ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يستعجل بها الذين لا يؤمنون بها» يقولون متى تأتي ظنا منهم أنها غير آتية «والذين آمنوا مشفقون» خائفون «منها ويعلمون أنها الحق ألا إن الذين يمارون» يجادلون «في الساعة لفي ضلال بعيد».

42:19 📚 1
ٱللَّهُ لَطِيفُۢ بِعِبَادِهِۦ يَرۡزُقُ مَن يَشَآءُۖ وَهُوَ ٱلۡقَوِيُّ ٱلۡعَزِيزُ
ٱللَّهُ
Allah
لَطِيفٌۢ
lutufkardır
بِعِبَادِهِۦ
kullarına
يَرْزُقُ
rızıklandırır
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۖ
dilediği
وَهُوَ
ve O
ٱلْقَوِىُّ
kuvvetlidir
ٱلْعَزِيزُ
galiptir

Diyanet İşleri MealiAllah, kullarına lütufta bulunandır. Dilediğini rızıklandırır. Kuvvetli olan da güçlü olan da O'dur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«الله لطيف بعباده» برهم وفاجرهم حيث لم يهلكهم جوعاً بمعاصيهم «يرزق من يشاء» من كل منهم ما يشاء «وهو القوي» على مراده «العزيز» الغالب على أمره.

42:20 📚 10
مَن كَانَ يُرِيدُ حَرۡثَ ٱلۡأٓخِرَةِ نَزِدۡ لَهُۥ فِي حَرۡثِهِۦۖ وَمَن كَانَ يُرِيدُ حَرۡثَ ٱلدُّنۡيَا نُؤۡتِهِۦ مِنۡهَا وَمَا لَهُۥ فِي ٱلۡأٓخِرَةِ مِن نَّصِيبٍ
مَن
kim
كَانَ
ise
يُرِيدُ
istiyor
حَرْثَ
ekinini
ٱلْـَٔاخِرَةِ
ahiret
نَزِدْ
artırırız
لَهُۥ
onun için
فِى
onun ekinini
حَرْثِهِۦ ۖ
his harvest
وَمَن
ve kim
كَانَ
ise
يُرِيدُ
istiyor
حَرْثَ
ekinini
ٱلدُّنْيَا
dünya
نُؤْتِهِۦ
ona veririz
مِنْهَا
ondan bir şey
وَمَا
fakat olmaz
لَهُۥ
onun
فِى
ahirette
ٱلْـَٔاخِرَةِ
the Hereafter
مِن
hiçbir
نَّصِيبٍ
nasibi

Diyanet İşleri MealiAhiret kazancını isteyenin kazancını artırırız; dünya kazancını isteyene de ondan veririz; ama ahirette bir payı bulunmaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من كان يريد» بعمله «حرث الآخرة» أي كسبها وهو الثواب «نزد له في حرثه» بالتضعيف فيه الحسنة إلى العشرة وأكثر «ومن كان يريد حرث الدنيا نؤته منها» بلا تضعيف ما قسم له «وما له في الآخرة من نصيب».

42:21
أَمۡ لَهُمۡ شُرَكَٰٓؤُاْ شَرَعُواْ لَهُم مِّنَ ٱلدِّينِ مَا لَمۡ يَأۡذَنۢ بِهِ ٱللَّهُۚ وَلَوۡلَا كَلِمَةُ ٱلۡفَصۡلِ لَقُضِيَ بَيۡنَهُمۡۗ وَإِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
أَمْ
yoksa
لَهُمْ
onların var (mı?)
شُرَكَـٰٓؤُا۟
ortakları
شَرَعُوا۟
şeriat kılan
لَهُم
kendilerine
مِّنَ
dini
ٱلدِّينِ
the religion
مَا
izin vermediği
لَمْ
not
يَأْذَنۢ
Allah has given permission of it
بِهِ
onu
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
وَلَوْلَا
eğer olmasaydı
كَلِمَةُ
sözü
ٱلْفَصْلِ
ayırım
لَقُضِىَ
derhal hüküm verilirdi
بَيْنَهُمْ ۗ
aralarında
وَإِنَّ
ve kuşkusuz
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler (için)
لَهُمْ
onlara vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Diyanet İşleri MealiYoksa, Allah'ın dinde izin vermediği bir şeyi onlara meşru kılacak ortakları mı vardır? Eğer kesin yargı bulunmayacak olsaydı aralarında hemen hükmedilirdi. Doğrusu, zalimlere can yakıcı azap vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم» بل «لهم» لكفار مكة «شركاء» هم شياطينهم «شرعوا» أي الشركاء «لهم» للكفار «من الدين» الفاسد «ما لم يأذن به الله» كالشرك وإنكار البعث «ولولا كلمة الفصل» أي القضاء السابق بأن الجزاء في يوم القيامة «لقضي بينهم» وبين المؤمنين بالتعذيب لهم في الدنيا «وإن الظالمين» الكافرين «لهم عذاب أليم» مؤلم.

42:22
تَرَى ٱلظَّٰلِمِينَ مُشۡفِقِينَ مِمَّا كَسَبُواْ وَهُوَ وَاقِعُۢ بِهِمۡۗ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فِي رَوۡضَاتِ ٱلۡجَنَّاتِۖ لَهُم مَّا يَشَآءُونَ عِندَ رَبِّهِمۡۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَضۡلُ ٱلۡكَبِيرُ
تَرَى
görürsün
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin
مُشْفِقِينَ
korkudan titrediklerini
مِمَّا
yüzünden
كَسَبُوا۟
yaptıkları işler
وَهُوَ
ve o
وَاقِعٌۢ
başlarına inerken
بِهِمْ ۗ
onların
وَٱلَّذِينَ
fakat
ءَامَنُوا۟
inananlar
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlar
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
فِى
bahçelerindedirler
رَوْضَاتِ
flowering meadows
ٱلْجَنَّاتِ ۖ
cennet
لَهُم
onlara vardır
مَّا
her şey
يَشَآءُونَ
diledikleri
عِندَ
yanında
رَبِّهِمْ ۚ
Rablerinin
ذَٰلِكَ
işte
هُوَ
budur
ٱلْفَضْلُ
lutuf
ٱلْكَبِيرُ
büyük

Diyanet İşleri MealiYaptıkları şeyler başlarına gelirken, zalimlerin korkudan titrediklerini görürsün. İnanıp yararlı işler işleyenler cennet bahçelerindedirler. Rablerinin katında, onlara diledikleri verilir. İşte büyük lütuf budur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ترى الظالمين» يوم القيامة «مشفقين» خائفين «مما كسبوا» في الدنيا من السيئات أن يجازوا عليها «وهو» أي الجزاء عليها «واقع بهم» يوم القيامة لا محالة «والذين آمنوا وعملوا الصالحات في روضات الجنات» أنزهها بالنسبة إلى من دونهم «لهم ما يشاءُون عند ربهم ذلك هو الفضل الكبير».

42:23 📚 3
ذَٰلِكَ ٱلَّذِي يُبَشِّرُ ٱللَّهُ عِبَادَهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِۗ قُل لَّآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ أَجۡرًا إِلَّا ٱلۡمَوَدَّةَ فِي ٱلۡقُرۡبَىٰۗ وَمَن يَقۡتَرِفۡ حَسَنَةࣰ نَّزِدۡ لَهُۥ فِيهَا حُسۡنًاۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ شَكُورٌ
ذَٰلِكَ
bu
ٱلَّذِى
müjdelediğidir
يُبَشِّرُ
Allah gives glad tidings
ٱللَّهُ
Allah'ın
عِبَادَهُ
kullarını
ٱلَّذِينَ
inanan
ءَامَنُوا۟
believe
وَعَمِلُوا۟
ve yapan
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ ۗ
iyi işler
قُل
de ki
لَّآ
ben sizden istemiyorum
أَسْـَٔلُكُمْ
I ask you
عَلَيْهِ
bunu karşılık
أَجْرًا
bir ücret
إِلَّا
ancak
ٱلْمَوَدَّةَ
arzu ediyorum
فِى
(Allah'a) yaklaşmayı
ٱلْقُرْبَىٰ ۗ
the relatives
وَمَن
ve kim
يَقْتَرِفْ
yaparsa
حَسَنَةًۭ
bir iyilik
نَّزِدْ
artırırız
لَهُۥ
ona
فِيهَا
onun
حُسْنًا ۚ
iyiliğini
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
شَكُورٌ
karşılık verendir

Diyanet İşleri MealiAllah, inanıp yararlı işler işleyen kullarını bununla müjdeler. De ki: "Ben sizden buna karşı yakınlara sevgiden (veya Allah'a yaklaşmaktan) başka bir ücret istemem." Kim güzel bir iş işlerse onun güzelliğini arttırırız. Doğrusu Allah bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ذلك الذي يَبْشُرُ» من البشارة مخففاً ومثقلاً به «الله عباده الذين آمنوا وعملوا الصالحات قل لا أسألكم عليه» على تبليغ الرسالة «أجراً إلا المودة في القربى» استثناء منقطع، أي لكن أسألكم أن تودوا قرابتي التي هي قرابتكم أيضاً فإن له في كل بطن من قريش قرابة «ومن يقترف» يكتسب «حسنة» طاعة «تزد له فيها حسناً» بتضعيفها «إن الله غفور» للذنوب «شكور» للقليل فيضاعفه.

42:24 📚 2
أَمۡ يَقُولُونَ ٱفۡتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبࣰ اۖ فَإِن يَشَإِ ٱللَّهُ يَخۡتِمۡ عَلَىٰ قَلۡبِكَۗ وَيَمۡحُ ٱللَّهُ ٱلۡبَٰطِلَ وَيُحِقُّ ٱلۡحَقَّ بِكَلِمَٰتِهِۦٓۚ إِنَّهُۥ عَلِيمُۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
أَمْ
yoksa
يَقُولُونَ
diyorlar (mı?)
ٱفْتَرَىٰ
uydurdu
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
كَذِبًۭا ۖ
yalan
فَإِن
öyle bir durumda
يَشَإِ
dilese
ٱللَّهُ
Allah
يَخْتِمْ
mühür basar
عَلَىٰ
üzerine
قَلْبِكَ ۗ
senin kalbin
وَيَمْحُ
ve mahveder
ٱللَّهُ
Allah
ٱلْبَـٰطِلَ
batılı
وَيُحِقُّ
ve yerleştirir
ٱلْحَقَّ
hakkı
بِكَلِمَـٰتِهِۦٓ ۚ
sözleriyle
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
عَلِيمٌۢ
bilir
بِذَاتِ
özünü
ٱلصُّدُورِ
göğüslerin

Diyanet İşleri MealiYoksa senin için "Allah'a karşı yalan yere iftira etti" mi derler? Allah dilerse senin kalbini mühürler, batılı da yok eder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir. Doğrusu O, kalplerde olanı bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أم» بل «يقولون افترى على الله كذباً» بنسبة القرآن إلى الله تعالى «فإن يشأ الله يختم» يربط «على قلبك» بالصبر على أذاهم بهذا القول وغيره، وقد فعل «ويَمْحُ الله الباطل» الذي قالوه «ويحق الحق» يثبته «بكلماته» المنزلة على بنيه «إنه عليم بذات الصدور» بما في القلوب.

42:25 📚 8
وَهُوَ ٱلَّذِي يَقۡبَلُ ٱلتَّوۡبَةَ عَنۡ عِبَادِهِۦ وَيَعۡفُواْ عَنِ ٱلسَّيِّـَٔاتِ وَيَعۡلَمُ مَا تَفۡعَلُونَ
وَهُوَ
ve O'dur ki
ٱلَّذِى
kabul eder
يَقْبَلُ
accepts
ٱلتَّوْبَةَ
tevbeyi
عَنْ
kullarından
عِبَادِهِۦ
His slaves
وَيَعْفُوا۟
ve affeder
عَنِ
kötülüklerden
ٱلسَّيِّـَٔاتِ
the evil
وَيَعْلَمُ
ve bilir
مَا
ne
تَفْعَلُونَ
yapıyorsunuz

Diyanet İşleri MealiKullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وهو الذي يقبل التوبة عن عباده» منهم «ويعفو عن السيئات» المتاب عنها «ويعلم ما يفعلون» بالياء والتاء.

42:26
وَيَسۡتَجِيبُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَيَزِيدُهُم مِّن فَضۡلِهِۦۚ وَٱلۡكَٰفِرُونَ لَهُمۡ عَذَابࣱ شَدِيدࣱ‏
وَيَسْتَجِيبُ
ve dileklerini kabul eder
ٱلَّذِينَ
kimselerin
ءَامَنُوا۟
inanan(ların)
وَعَمِلُوا۟
ve yapanların
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
وَيَزِيدُهُم
ve onlara daha fazlasını verir
مِّن
lutuf ve kereminden
فَضْلِهِۦ ۚ
His Bounty
وَٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirlere gelince
لَهُمْ
onlara da vardır
عَذَابٌۭ
bir azab
شَدِيدٌۭ
çetin

Diyanet İşleri MealiKullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri affeden, yaptıklarınızı bilen, inanıp yararlı işler işleyenlerin duasını kabul eden, lütfuyla onların ecrini arttıran O'dur. Ama, inkarcılar için çetin azap vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويستجيب الذين آمنوا وعملوا الصالحات» يجيبهم إلى ما يسألون «ويزيدهم من فضله والكافرون لهم عذاب شديد».

42:27 📚 6
۞وَلَوۡ بَسَطَ ٱللَّهُ ٱلرِّزۡقَ لِعِبَادِهِۦ لَبَغَوۡاْ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَلَٰكِن يُنَزِّلُ بِقَدَرࣲ مَّا يَشَآءُۚ إِنَّهُۥ بِعِبَادِهِۦ خَبِيرُۢ بَصِيرࣱ‏
۞ وَلَوْ
ve eğer
بَسَطَ
bollaştırsaydı
ٱللَّهُ
Allah
ٱلرِّزْقَ
rızkı
لِعِبَادِهِۦ
kullarına
لَبَغَوْا۟
azarlardı
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
وَلَـٰكِن
fakat
يُنَزِّلُ
indiriyor
بِقَدَرٍۢ
ölçüde
مَّا
dilediği
يَشَآءُ ۚ
He wills
إِنَّهُۥ
çünkü O
بِعِبَادِهِۦ
kullarını(n her halini)
خَبِيرٌۢ
haber alandır
بَصِيرٌۭ
görendir

Diyanet İşleri MealiEğer Allah rızkı kullarının hepsine bol bol verseydi, yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Ama O, dilediğini bir ölçüye göre indirir. Doğrusu O, kullarından haberdardır, onları görendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو بسط الله الرزق لعباده» جميعهم «لبغوا» جميعهم أي طغوا «في الأرض ولكن ينزل» بالتخفيف وضده من الأرزاق «بقدر ما يشاء» فيبسطها لبعض عباده دون، وينشأ عن البسط البغي «إنه بعباده خبير بصير».

42:28 📚 1
وَهُوَ ٱلَّذِي يُنَزِّلُ ٱلۡغَيۡثَ مِنۢ بَعۡدِ مَا قَنَطُواْ وَيَنشُرُ رَحۡمَتَهُۥۚ وَهُوَ ٱلۡوَلِيُّ ٱلۡحَمِيدُ
وَهُوَ
ve O'dur
ٱلَّذِى
indiren
يُنَزِّلُ
sends down
ٱلْغَيْثَ
yağmuru
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
مَا
umutlarını kestikten
قَنَطُوا۟
they have despaired
وَيَنشُرُ
ve yayan
رَحْمَتَهُۥ ۚ
rahmetini
وَهُوَ
ve O
ٱلْوَلِىُّ
velidir
ٱلْحَمِيدُ
övülmüştür

Diyanet İşleri MealiUmutsuzluğa düşmelerinin ardından yağmuru indiren, rahmetini yayan O'dur. O, övülmeğe layık olan dosttur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وهو الذي ينزل الغيث» المطر «من بعدما قنطوا» يئسوا من نزوله «وينشر رحمته» يبسط مطره «وهو الولي» المحسن للمؤمنين «الحميد» المحمود عندهم.

42:29 📚 1
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِۦ خَلۡقُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَثَّ فِيهِمَا مِن دَآبَّةࣲۚ وَهُوَ عَلَىٰ جَمۡعِهِمۡ إِذَا يَشَآءُ قَدِيرࣱ‏
وَمِنْ
ve
ءَايَـٰتِهِۦ
O'nun ayetlerindendir
خَلْقُ
yaratması
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضِ
ve yeri
وَمَا
ve
بَثَّ
yaydığı
فِيهِمَا
bunların içine
مِن
canlılardan
دَآبَّةٍۢ ۚ
(the) creatures
وَهُوَ
ve O
عَلَىٰ
onları toplamağa
جَمْعِهِمْ
their gathering
إِذَا
zaman
يَشَآءُ
dilediği
قَدِيرٌۭ
kadirdir

Diyanet İşleri MealiGökleri, yeri ve ikisinde yaydığı canlıları yaratması varlığının delillerindendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن آياته خلق السماوات والأرض» خلق «ما بث» فرق ونشر «فيهما من دابة» هي ما يدب على الأرض من الناس وغيرهم «وهو على جمعهم» للحشر «إذا يشاء قدير» في الضمير تغليب العاقل على غيره.

42:30 📚 1
وَمَآ أَصَٰبَكُم مِّن مُّصِيبَةࣲ فَبِمَا كَسَبَتۡ أَيۡدِيكُمۡ وَيَعۡفُواْ عَن كَثِيرࣲ‏
وَمَآ
ve
أَصَـٰبَكُم
başınıza gelen
مِّن
herhangi bir
مُّصِيبَةٍۢ
musibet
فَبِمَا
yüzündendir
كَسَبَتْ
yaptığı (işler)
أَيْدِيكُمْ
kendi ellerinizin
وَيَعْفُوا۟
ve affeder
عَن
birçoğunu
كَثِيرٍۢ
much

Diyanet İşleri MealiBaşınıza gelen herhangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أصابكم» خطاب للمؤمنين «من مصيبة» بلية وشدة «فبما كسبت أيديكم» أي كسبتم من الذنوب وعبر بالأيدي لأن أكثر الأفعال تزاول بها «ويعفو عن كثير» منها فلا يجازي عليه وهو تعالى أكرم من أن يثني الجزاء في الآخرة، وأما غير المذنبين فما يصيبهم في الدنيا لرفع درجاتهم في الآخرة.

42:31
وَمَآ أَنتُم بِمُعۡجِزِينَ فِي ٱلۡأَرۡضِۖ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِيࣲّ وَلَا نَصِيرࣲ‏
وَمَآ
ve değilsiniz
أَنتُم
siz
بِمُعْجِزِينَ
aciz bıracacak
فِى
yer yüzünde
ٱلْأَرْضِ ۖ
the earth
وَمَا
ve yoktur
لَكُم
sizin
مِّن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ
Allah'tan
مِن
hiçbir
وَلِىٍّۢ
veliniz
وَلَا
ne de
نَصِيرٍۢ
bir yardımcı(nız)

Diyanet İşleri MealiYeryüzünde O'nu aciz bırakamazsınız. Allah'tan başka bir dostunuz da yardımcınız da yoktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما أنتم» يا مشركون «بمعجزين» الله هرباً «في الأرض» فتفوتوه «وما لكم من دون الله» أي غيره «من وليّ ولا نصير» يدفع عذابه عنكم.

42:32
وَمِنۡ ءَايَٰتِهِ ٱلۡجَوَارِ فِي ٱلۡبَحۡرِ كَٱلۡأَعۡلَٰمِ
وَمِنْ
ve
ءَايَـٰتِهِ
O'nun ayetlerindendir
ٱلْجَوَارِ
akıp giden(gemi)ler
فِى
denizde
ٱلْبَحْرِ
the sea
كَٱلْأَعْلَـٰمِ
dağlar gibi

Diyanet İşleri MealiDenizde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi O'nun varlığının delillerindendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن آياته الجوار» السفن «في البحر كالأعلام» كالجبال في العظم.

42:33 📚 2
إِن يَشَأۡ يُسۡكِنِ ٱلرِّيحَ فَيَظۡلَلۡنَ رَوَاكِدَ عَلَىٰ ظَهۡرِهِۦٓۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَأٓيَٰتࣲ لِّكُلِّ صَبَّارࣲ شَكُورٍ
إِن
eğer
يَشَأْ
dilerse
يُسْكِنِ
durdurur da
ٱلرِّيحَ
rüzgarı
فَيَظْلَلْنَ
sonra kalırlar
رَوَاكِدَ
hareketsiz
عَلَىٰ
(denizin) sırtında
ظَهْرِهِۦٓ ۚ
its back
إِنَّ
kuşkusuz
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَـَٔايَـٰتٍۢ
ibretler
لِّكُلِّ
herkes için
صَبَّارٍۢ
sabreden
شَكُورٍ
şükreden

Diyanet İşleri MealiO, dilerse rüzgarı durdurur, yelkenle giden gemiler o zaman denizin yüzünde durakalır. Bunlarda, sabırlı olan ve çok şükreden kimseler için deliller vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن يشأ يسكن الريح فيظللن» يصرن «رواكد» ثوابت لا تجري «على ظهره إن في ذلك لآيات لكل صبَّار شكور» هو المؤمن يصبر في الشدة ويشكر في الرخاء.

42:34
أَوۡ يُوبِقۡهُنَّ بِمَا كَسَبُواْ وَيَعۡفُ عَن كَثِيرࣲ‏
أَوْ
yahut
يُوبِقْهُنَّ
onları helak eder
بِمَا
yüzünden;
كَسَبُوا۟
yaptıkları (işler)
وَيَعْفُ
ve affeder (kurtarır)
عَن
birçoğunu da
كَثِيرٍۢ
much

Diyanet İşleri MealiYahut yaptıklarına karşılık onları ortadan kaldırır, bir çoğunu da bağışlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
أو يوبقهنَّ» عطف على يسكن أي يغرقهن بعصف الريح بأهلهن «بما كسبوا» أي أهلهن من الذنوب «ويعف عن كثير» منها فلا يغرق أهله.

42:35
وَيَعۡلَمَ ٱلَّذِينَ يُجَٰدِلُونَ فِيٓ ءَايَٰتِنَا مَا لَهُم مِّن مَّحِيصࣲ‏
وَيَعْلَمَ
ve bilsinler
ٱلَّذِينَ
tartışanlar
يُجَـٰدِلُونَ
dispute
فِىٓ
hakkında
ءَايَـٰتِنَا
ayetlerimiz
مَا
olmadığını
لَهُم
kendileri için
مِّن
hiçbir
مَّحِيصٍۢ
kaçacak yer

Diyanet İşleri MealiAyetlerimiz üzerinde tartışanlar, kendilerine kaçacak yer olmadığını bilsinler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ويعلمُ» بالرفع مستأنف وبالنصب معطوف على تعليل مقدر، أي يغرقهم لينتقم منهم، ويعلم «الذين يجادلون في آياتنا ما لهم من محيص» مهرب من العذاب، وجملة النفي سدت مسد مفعولي يعلم، والنفي معلق عن العمل.

42:36 📚 3
فَمَآ أُوتِيتُم مِّن شَيۡءࣲ فَمَتَٰعُ ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَاۚ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَيۡرࣱ وَأَبۡقَىٰ لِلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَلَىٰ رَبِّهِمۡ يَتَوَكَّلُونَ
فَمَآ
size verilen
أُوتِيتُم
you are given
مِّن
şeyler
شَىْءٍۢ
a thing
فَمَتَـٰعُ
geçimidir
ٱلْحَيَوٰةِ
hayatının
ٱلدُّنْيَا ۖ
dünya
وَمَا
ve
عِندَ
yanında bulunan ise
ٱللَّهِ
Allah'ın
خَيْرٌۭ
daha hayırlıdır
وَأَبْقَىٰ
ve daha kalıcıdır
لِلَّذِينَ
için
ءَامَنُوا۟
inananlar
وَعَلَىٰ
ve
رَبِّهِمْ
Rablerine
يَتَوَكَّلُونَ
dayananlar (için)

Diyanet İşleri MealiSize verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فما أوتيتم» خطاب للمؤمنين وغيرهم «من شيءٍ» من أثاث الدنيا «فمتاع الحياة الدنيا» يتمتع به فيها ثم يزول «وما عند الله» من الثواب «خير وأبقى للذين آمنوا وعلى ربهم يتوكلون» ويعطف عليه.

42:37
وَٱلَّذِينَ يَجۡتَنِبُونَ كَبَٰٓئِرَ ٱلۡإِثۡمِ وَٱلۡفَوَٰحِشَ وَإِذَا مَا غَضِبُواْ هُمۡ يَغۡفِرُونَ
وَٱلَّذِينَ
ve
يَجْتَنِبُونَ
onlar kaçınırlar
كَبَـٰٓئِرَ
büyük
ٱلْإِثْمِ
günahlardan
وَٱلْفَوَٰحِشَ
ve çirkin işlerden
وَإِذَا
ve zaman
مَا
kızdıkları
غَضِبُوا۟
they are angry
هُمْ
onlar
يَغْفِرُونَ
affederler

Diyanet İşleri MealiSize verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين يجتنبون كبائر الإثم والفواحش» موجبات الحدود من عطف البعض على الكل «وإذا ما غضبوا هم يغفرون» يتجاوزون.

42:38 📚 1
وَٱلَّذِينَ ٱسۡتَجَابُواْ لِرَبِّهِمۡ وَأَقَامُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَمۡرُهُمۡ شُورَىٰ بَيۡنَهُمۡ وَمِمَّا رَزَقۡنَٰهُمۡ يُنفِقُونَ
وَٱلَّذِينَ
ve
ٱسْتَجَابُوا۟
çağrısına gelirler
لِرَبِّهِمْ
Rablerinin
وَأَقَامُوا۟
ve kılarlar
ٱلصَّلَوٰةَ
namazı
وَأَمْرُهُمْ
ve işleri
شُورَىٰ
danışma iledir
بَيْنَهُمْ
aralarında
وَمِمَّا
şeylerden
رَزَقْنَـٰهُمْ
kendilerini rızıklandırdığımız
يُنفِقُونَ
infak ederler

Diyanet İşleri MealiSize verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين استجابوا لربهم» أجابوه إلى ما دعاهم إليه عن التوحيد والعبادة «وأقاموا الصلاة» أداموها «وأمرهم» الذي يبدو لهم «شورى بينهم» يتشاورون فيه ولا يعجلون «ومما رزقناهم» أعطيناهم «ينفقون» في طاعة الله، ومن ذُكر صنف:

42:39 📚 2
وَٱلَّذِينَ إِذَآ أَصَابَهُمُ ٱلۡبَغۡيُ هُمۡ يَنتَصِرُونَ
وَٱلَّذِينَ
ve onlar
إِذَآ
zaman
أَصَابَهُمُ
uğradıkları
ٱلْبَغْىُ
saldırıya
هُمْ
kendilerini
يَنتَصِرُونَ
savunurlar

Diyanet İşleri MealiBir haksızlığa uğradıklarında, üstün gelmek için aralarında yardımlaşırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والذين إذا أصابهم البغي» الظلم «هم ينتصرون» صنف، أي ينتقمون ممن ظلمهم بمثل ظلمه، كما قال تعالى:

42:40 📚 4
وَجَزَٰٓؤُاْ سَيِّئَةࣲ سَيِّئَةࣱ مِّثۡلُهَاۖ فَمَنۡ عَفَا وَأَصۡلَحَ فَأَجۡرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلظَّٰلِمِينَ
وَجَزَٰٓؤُا۟
ve cezası
سَيِّئَةٍۢ
kötülüğün
سَيِّئَةٌۭ
bir kütülüktür
مِّثْلُهَا ۖ
yine onun gibi
فَمَنْ
fakat kim
عَفَا
affederse
وَأَصْلَحَ
ve barışırsa
فَأَجْرُهُۥ
onun mükafatı
عَلَى
aittir
ٱللَّهِ ۚ
Allah'a
إِنَّهُۥ
doğrusu O
لَا
sevmez
يُحِبُّ
like
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimleri

Diyanet İşleri MealiBir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barışırsa, onun ecri Allah'a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وجزاءُ سيئة سيئة مثلها» سميت الثانية سيئة لمشابهتها للأولى في الصورة، وهذا ظاهر فيما يقتص فيه من الجراحات، قال بعضهم: وإذا قال له أخزاك الله، فيجيبه أخزاك الله «فمن عفا» عن ظالمه «وأصلح» الود بينه وبين المعفو عنه «فأجره على الله» أي إن الله يأجره لا محالة «إنه لا يحب الظالمين» أي البادئين بالظلم فيترتب عليهم عقابه.

42:41
وَلَمَنِ ٱنتَصَرَ بَعۡدَ ظُلۡمِهِۦ فَأُوْلَٰٓئِكَ مَا عَلَيۡهِم مِّن سَبِيلٍ
وَلَمَنِ
ve elbette kim
ٱنتَصَرَ
kendini savunursa
بَعْدَ
sonra
ظُلْمِهِۦ
zulme uğradıktan
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
öylelerinin
مَا
yoktur
عَلَيْهِم
aleyhine
مِّن
hiçbir
سَبِيلٍ
yol

Diyanet İşleri MealiZulüm gördükten sonra hakkını alan kimselere, işte onların aleyhine bir yol yoktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولمن انتصر بعد ظلمه» أي ظلم الظالم إياه «فأولئك ما عليهم من سبيل» مؤاخذة.

42:42 📚 4
إِنَّمَا ٱلسَّبِيلُ عَلَى ٱلَّذِينَ يَظۡلِمُونَ ٱلنَّاسَ وَيَبۡغُونَ فِي ٱلۡأَرۡضِ بِغَيۡرِ ٱلۡحَقِّۚ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
إِنَّمَا
ancak vardır
ٱلسَّبِيلُ
bir yol
عَلَى
aleyhine
ٱلَّذِينَ
zulmedenler
يَظْلِمُونَ
oppress
ٱلنَّاسَ
insanlara
وَيَبْغُونَ
ve saldıranlar
فِى
yeryüzünde
ٱلْأَرْضِ
the earth
بِغَيْرِ
haksız yere
ٱلْحَقِّ ۚ
haksız yere
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
لَهُمْ
onlara vardır
عَذَابٌ
bir azab
أَلِيمٌۭ
acıklı

Diyanet İşleri Mealiİnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı durulmalıdır. İşte, can yakıcı azap bunlaradır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما السبيل على الذين يظلمون الناس ويبغون» يعملون «في الأرض بغير الحق» بالمعاصي «أولئك لهم عذاب أليم» مؤلم.

42:43 📚 9
وَلَمَن صَبَرَ وَغَفَرَ إِنَّ ذَٰلِكَ لَمِنۡ عَزۡمِ ٱلۡأُمُورِ
وَلَمَن
fakat kim
صَبَرَ
sabrederse
وَغَفَرَ
ve affederse
إِنَّ
şüphesiz
ذَٰلِكَ
bu
لَمِنْ
şüphesiz
عَزْمِ
çok önemli
ٱلْأُمُورِ
işlerdendir

Diyanet İşleri MealiAma sabredip bağışlayanın işi, işte bu, azmedilmeye değer işlerdendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولمن صبر» فلم ينتصر «وغفر» تجاوز «إن ذلك» الصبر والتجاوز «لمن عزم الأمور» أي معزوماتها، بمعنى المطلوبات شرعاً.

42:44
وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن وَلِيࣲّ مِّنۢ بَعۡدِهِۦۗ وَتَرَى ٱلظَّٰلِمِينَ لَمَّا رَأَوُاْ ٱلۡعَذَابَ يَقُولُونَ هَلۡ إِلَىٰ مَرَدࣲّ مِّن سَبِيلࣲ‏
وَمَن
ve kimi
يُضْلِلِ
sapıklıkta bırakırsa
ٱللَّهُ
Allah
فَمَا
artık yoktur
لَهُۥ
onun
مِن
hiçbir
وَلِىٍّۢ
velisi
مِّنۢ
O'ndan sonra
بَعْدِهِۦ ۗ
after Him
وَتَرَى
ve görürsün
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimlerin
لَمَّا
zaman
رَأَوُا۟
gördükleri
ٱلْعَذَابَ
azabı
يَقُولُونَ
dediklerini
هَلْ
var mı?
إِلَىٰ
geri dönecek
مَرَدٍّۢ
return
مِّن
hiçbir
سَبِيلٍۢ
yol

Diyanet İşleri MealiAllah kimi saptırırsa, artık onun bundan sonra bir dostu olmaz. Azabı gördüklerinde, zalimlerin: "Dönecek bir yol yok mudur?" dediklerini görürsün

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ومن يضلل الله فما له من ولي من بعده» أي أحد يلي هدايته بعد إضلال الله إياه «وترى الظالمين لما رأوا العذاب يقولون هل إلى مَرَدّ» إلى الدنيا «من سبيل» طريق.

42:45 📚 1
وَتَرَىٰهُمۡ يُعۡرَضُونَ عَلَيۡهَا خَٰشِعِينَ مِنَ ٱلذُّلِّ يَنظُرُونَ مِن طَرۡفٍ خَفِيࣲّۗ وَقَالَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِنَّ ٱلۡخَٰسِرِينَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ وَأَهۡلِيهِمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۗ أَلَآ إِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ فِي عَذَابࣲ مُّقِيمࣲ‏
وَتَرَىٰهُمْ
yine onları görürsün
يُعْرَضُونَ
sunulurlarken
عَلَيْهَا
ona (ateşe)
خَـٰشِعِينَ
başlarını öne eğik
مِنَ
aşağılıktan
ٱلذُّلِّ
disgrace
يَنظُرُونَ
bakarlar
مِن
göz ucuyla
طَرْفٍ
a glance
خَفِىٍّۢ ۗ
gizli gizli
وَقَالَ
ve demişlerdir
ٱلَّذِينَ
inananlar
ءَامَنُوٓا۟
believed
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْخَـٰسِرِينَ
asıl ziyana uğrayanlar
ٱلَّذِينَ
ziyan edenlerdir
خَسِرُوٓا۟
lost
أَنفُسَهُمْ
kendilerini
وَأَهْلِيهِمْ
ve ailelerini
يَوْمَ
günü
ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ
kıyamet
أَلَآ
bakın
إِنَّ
gerçekten
ٱلظَّـٰلِمِينَ
zalimler
فِى
içindedirler
عَذَابٍۢ
bir azab
مُّقِيمٍۢ
sürekli

Diyanet İşleri MealiAşağılıktan başları öne eğilmiş, göz ucuyla gizli gizli etrafa bakarken, ateşe sunulduklarını görürsün. İnananlar: "Hüsranda olanlar, kıyamet günü kendilerini de, ailelerini de hüsranda bırakanlardır" derler. İyi bilin ki, zalimler sürekli bir azap içindedirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتراهم يعرضون عليها» أي النار «خاشعين» خائفين متواضعين «من الذل ينظرون» إليها «من طرف خفيّ» ضعيف النظر مسارقه، ومن ابتدائية، أو بمعنى الباء «وقال الذين آمنوا إن الخاسرين الذين خسروا أنفسهم وأهليهم يوم القيامة» بتخليدهم في النار وعدم وصولهم إلى الحور المعدة لهم في الجنة لو آمنوا، والموصول خبر إن «ألا إن الظالمين» الكافرين «في عذاب مقيم» دائم هو من مفعول الله تعالى.

42:46
وَمَا كَانَ لَهُم مِّنۡ أَوۡلِيَآءَ يَنصُرُونَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِۗ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن سَبِيلٍ
وَمَا
ve yoktur
كَانَ
onların
لَهُم
for them
مِّنْ
hiçbir
أَوْلِيَآءَ
velileri
يَنصُرُونَهُم
kendilerine yardım edecek
مِّن
başka
دُونِ
besides
ٱللَّهِ ۗ
Allah'tan
وَمَن
ve kimi
يُضْلِلِ
sapıklıkta bırakırsa
ٱللَّهُ
Allah
فَمَا
artık yoktur
لَهُۥ
onun için
مِن
hiçbir
سَبِيلٍ
yol

Diyanet İşleri MealiOnların, Allah'tan başka kendilerine yardım edecek dostları da yoktur. Allah'ın saptırdığı kimsenin çıkar yolu olmaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما كان لهم من أولياء ينصرونهم من دون الله» أي غيره يدفع عذابه عنهم «ومن يضلل الله فما له من سبيل» طريق إلى الحق في الدنيا وإلى الجنة في الآخرة.

42:47 📚 1
ٱسۡتَجِيبُواْ لِرَبِّكُم مِّن قَبۡلِ أَن يَأۡتِيَ يَوۡمࣱ لَّا مَرَدَّ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِۚ مَا لَكُم مِّن مَّلۡجَإࣲ يَوۡمَئِذࣲ وَمَا لَكُم مِّن نَّكِيرࣲ‏
ٱسْتَجِيبُوا۟
uyun
لِرَبِّكُم
Rabbinize
مِّن
önce
قَبْلِ
before
أَن
gelmezden
يَأْتِىَ
comes
يَوْمٌۭ
bir gün
لَّا
mümkün olmayan
مَرَدَّ
geri çevrilmesi
لَهُۥ
onun
مِنَ
Allahtan
ٱللَّهِ ۚ
Allah
مَا
yoktur
لَكُم
sizin için
مِّن
hiçbir
مَّلْجَإٍۢ
sığınacak yer
يَوْمَئِذٍۢ
o gün
وَمَا
ve yoktur
لَكُم
sizin için
مِّن
hiçbir
نَّكِيرٍۢ
inkar

Diyanet İşleri MealiAllah katından, geri çevrilemeyecek günün gelmesinden önce Rabbinizin çağrısına cevap verin. O gün hiçbirinize sığınacak yer bulunmaz, inkar de edemezsiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«استجيبوا لربكم» أجيبوه بالتوحيد والعبادة «من قبل أن يأتي يوم» هو يوم القيامة «لا مرد له من الله» أي أنه إذا أتى به لا يرده «ما لكم من ملجأ» تلجؤون إليه «يومئذ وما لكم من نكير» إنكار لذنوبكم.

42:48
فَإِنۡ أَعۡرَضُواْ فَمَآ أَرۡسَلۡنَٰكَ عَلَيۡهِمۡ حَفِيظًاۖ إِنۡ عَلَيۡكَ إِلَّا ٱلۡبَلَٰغُۗ وَإِنَّآ إِذَآ أَذَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ مِنَّا رَحۡمَةࣰ فَرِحَ بِهَاۖ وَإِن تُصِبۡهُمۡ سَيِّئَةُۢ بِمَا قَدَّمَتۡ أَيۡدِيهِمۡ فَإِنَّ ٱلۡإِنسَٰنَ كَفُورࣱ‏
فَإِنْ
eğer
أَعْرَضُوا۟
yüz çevirirlerse
فَمَآ
biz seni göndermedik
أَرْسَلْنَـٰكَ
We have sent you
عَلَيْهِمْ
onların üzerine
حَفِيظًا ۖ
bekçi
إِنْ
değildir
عَلَيْكَ
sana düşen
إِلَّا
başkası
ٱلْبَلَـٰغُ ۗ
duyurmaktan
وَإِنَّآ
elbette biz
إِذَآ
zaman
أَذَقْنَا
taddırdığımız
ٱلْإِنسَـٰنَ
insana
مِنَّا
bizden
رَحْمَةًۭ
bir rahmet
فَرِحَ
sevinir
بِهَا ۖ
ona
وَإِن
ama eğer
تُصِبْهُمْ
başlarına gelirse
سَيِّئَةٌۢ
bir kötülük
بِمَا
dolayı
قَدَّمَتْ
öne sürdüğü işlerden
أَيْدِيهِمْ
ellerinin
فَإِنَّ
şüphesiz hemen
ٱلْإِنسَـٰنَ
insan
كَفُورٌۭ
nankör olur

Diyanet İşleri MealiEğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik; sana düşen sadece tebliğdir. Doğrusu Biz insana katımızdan bir rahmet tattırırsak ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse işte o zaman görürsün ki insan gerçekten pek nankördür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإن أعرضوا» عن الإجابة «فما أرسلناك عليهم حفيظاً» تحفظ أعمالهم بأن توافق المطلوب منهم «إن» ما «عليك إلا البلاغ» وهذا قبل الأمر بالجهاد «وإنا إذا أذقنا الإنسان منا رحمة» نعمة كالغنى والصحة «فرح وإن تصبهم» الضمير فلإنسان باعتبار الجنس «سيئة» بلاء «بما قدمت أيديهم» أي قدموه وعبر بالأيدي لأن أكثر الأفعال تزاول بها «فإن الإنسان كفور» للنعمة.

42:49 📚 1
لِّلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ يَخۡلُقُ مَا يَشَآءُۚ يَهَبُ لِمَن يَشَآءُ إِنَٰثࣰ ا وَيَهَبُ لِمَن يَشَآءُ ٱلذُّكُورَ
لِّلَّهِ
Allah'ındır
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerin
يَخْلُقُ
yaratır
مَا
ne
يَشَآءُ ۚ
diliyorsa
يَهَبُ
bahşeder
لِمَن
kimse için
يَشَآءُ
dilediği
إِنَـٰثًۭا
dişiler
وَيَهَبُ
ve bahşeder
لِمَن
kimse için
يَشَآءُ
dilediği
ٱلذُّكُورَ
erkekler

Diyanet İşleri MealiGöklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dilediğini yaratır, dilediğine kız çocuk, dilediğine de erkek çocuk verir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لله ملك السماوات والأرض يخلق ما يشاء يهب لمن يشاء» من الأولاد «إناثاً ويهب لمن يشاء الذكور».

42:50 📚 1
أَوۡ يُزَوِّجُهُمۡ ذُكۡرَانࣰ ا وَإِنَٰثࣰ اۖ وَيَجۡعَلُ مَن يَشَآءُ عَقِيمًاۚ إِنَّهُۥ عَلِيمࣱ قَدِيرࣱ‏
أَوْ
yahut
يُزَوِّجُهُمْ
onları çift (ikiz) yapar
ذُكْرَانًۭا
erkekler
وَإِنَـٰثًۭا ۖ
ve dişiler
وَيَجْعَلُ
ve yapar
مَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
عَقِيمًا ۚ
kısır
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
عَلِيمٌۭ
bilendir
قَدِيرٌۭ
gücü yetendir

Diyanet İşleri MealiYahut hem kız hem erkek çocuk verir, dilediğini de kısır kılar. O, bilendir, her şeye Kadir'dir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو يزوجهم» أي يجعلهم «ذكراناً وإناثاً ويجعل من يشاء عقيماً» فلا يلد ولا يولد له «إنه عليم» بما يخلق «قدير» على ما يشاء.

42:51 📚 12
۞وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ ٱللَّهُ إِلَّا وَحۡيًا أَوۡ مِن وَرَآيِٕ حِجَابٍ أَوۡ يُرۡسِلَ رَسُولࣰ ا فَيُوحِيَ بِإِذۡنِهِۦ مَا يَشَآءُۚ إِنَّهُۥ عَلِيٌّ حَكِيمࣱ‏
۞ وَمَا
ve yoktur olmaz'
كَانَ
bir insanla
لِبَشَرٍ
for any human
أَن
(karşılıklı) konuşması
يُكَلِّمَهُ
Allah should speak to him
ٱللَّهُ
Allah'ın
إِلَّا
dışında
وَحْيًا
vahiy
أَوْ
yahut
مِن
arkasından
وَرَآئِ
behind
حِجَابٍ
perde
أَوْ
yahut
يُرْسِلَ
gönderir
رَسُولًۭا
bir elçi
فَيُوحِىَ
vahyedecek
بِإِذْنِهِۦ
izniyle
مَا
ne
يَشَآءُ ۚ
diliyorsa
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
عَلِىٌّ
yücedir
حَكِيمٌۭ
hüküm ve hikmet sahibidir

Diyanet İşleri MealiAllah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O yücedir, Hakim'dir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما كان لبشر أن يكلمه الله إلا» أن يوحي إليه «وحياً» في المنام أو بإلهام «أو» إلا «من وراء حجاب» بأن يسمعه كلامه ولا يراه كما وقع لموسى عليه السلام «أو» إلا أن «يرسل رسولاً» ملكاً كجبريل «فيوحي» الرسول إلى المرسل إليه أي يكلمه «بإذنه» أي الله «ما يشاء» الله «إنه عليّ» عن صفات المحدثين «حكيم» في صنعه.

42:52 📚 10
وَكَذَٰلِكَ أَوۡحَيۡنَآ إِلَيۡكَ رُوحࣰ ا مِّنۡ أَمۡرِنَاۚ مَا كُنتَ تَدۡرِي مَا ٱلۡكِتَٰبُ وَلَا ٱلۡإِيمَٰنُ وَلَٰكِن جَعَلۡنَٰهُ نُورࣰ ا نَّهۡدِي بِهِۦ مَن نَّشَآءُ مِنۡ عِبَادِنَاۚ وَإِنَّكَ لَتَهۡدِيٓ إِلَىٰ صِرَٰطࣲ مُّسۡتَقِيمࣲ‏
وَكَذَٰلِكَ
işte böyle
أَوْحَيْنَآ
vahyettik
إِلَيْكَ
sana
رُوحًۭا
bir ruh
مِّنْ
emrimizden
أَمْرِنَا ۚ
Our Command
مَا
sen değildin
كُنتَ
(did) you
تَدْرِى
biliyor
مَا
nedir
ٱلْكِتَـٰبُ
Kitap
وَلَا
ve nedir
ٱلْإِيمَـٰنُ
iman
وَلَـٰكِن
fakat
جَعَلْنَـٰهُ
biz onu yaptık
نُورًۭا
bir nur
نَّهْدِى
doğru yola ilettiğimiz
بِهِۦ
onunla
مَن
kimseyi
نَّشَآءُ
dilediğimiz
مِنْ
kullarımızdan
عِبَادِنَا ۚ
Our slaves
وَإِنَّكَ
şüphesiz sen
لَتَهْدِىٓ
götürüyorsun
إِلَىٰ
yola
صِرَٰطٍۢ
(the) Path
مُّسْتَقِيمٍۢ
doğru

Diyanet İşleri Mealiİşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكذلك» أي مثل إيحائنا إلى غيرك من الرسل «أوحينا إليك» يا محمد «روحاً» هو القرآن به تحيا القلوب «من أمرنا» الذي نوحيه إليك «ما كنت تدري» تعرف قبل الوحي إليك «ما الكتاب» القرآن «ولا الإيمان» أي شرائعه ومعالمه والنفي معلق للفعل عن العمل وما بعده سد مسد المفعولين «ولكن جعلناه» أي الروح أو الكتاب «نوراً نهدي به من نشاء من عبادنا وإنك لتهدي» تدعو بالوحي إليك «إلى صراط» طريق «مستقيم» دين الإسلام.

42:53 📚 2
صِرَٰطِ ٱللَّهِ ٱلَّذِي لَهُۥ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۗ أَلَآ إِلَى ٱللَّهِ تَصِيرُ ٱلۡأُمُورُ
صِرَٰطِ
yoluna
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلَّذِى
sahibi olan
لَهُۥ
to Whom
مَا
bulunan herşeyin
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve bulunan herşeyin
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۗ
the earth
أَلَآ
iyi bilin ki
إِلَى
Allah'a
ٱللَّهِ
Allah
تَصِيرُ
sonunda varır
ٱلْأُمُورُ
bütün işler

Diyanet İşleri Mealiİşte sana da buyruğumuzla Cebrail'i gönderdik; sen Kitap nedir, iman nedir önceleri bilmezdin, fakat Biz onu, kullarımızdan dilediğimizi onunla doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen de insanlara, göklerde ve yerde ne varsa kendisininolan Allah'ın yolunu, doğru yolu göstermektesin. İyi bilin ki işler sonunda Allah'a döner

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«صراط الله الذي له ما في السماوات وما في الأرض» ملكاً وخلقاً وعبيداً «ألا إلى الله تصير الأمور» ترجع.

← Önceki Sonraki →

42. Ash-Shura Suresi | Anlam Arayışı