☪ Anlam Arayışı

44. Ad-Dukhaan سُورَةُ الدُّخَانِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
44:1
حمٓ
حمٓ
Hâ Mîm

Süleyman AteşHa mim

Yusuf AliHa-Mim

44:2
وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ
وَٱلْكِتَـٰبِ
Kitaba andolsun ki
ٱلْمُبِينِ
apaçık

Süleyman AteşApaçık Kitaba andolsun ki

Yusuf AliBy the Book that makes things clear

44:3
إِنَّآ أَنزَلۡنَٰهُ فِي لَيۡلَةࣲ مُّبَٰرَكَةٍۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ
إِنَّآ
elbette biz
أَنزَلْنَـٰهُ
onu indirdik
فِى
bir gecede
لَيْلَةٍۢ
a Night
مُّبَـٰرَكَةٍ ۚ
mübarek
إِنَّا
çünkü biz
كُنَّا
biz
مُنذِرِينَ
uyarıcıyız

Süleyman AteşBiz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz, uyarıcıyız

Yusuf AliWe sent it down during a Blessed Night: for We (ever) wish to warn (against Evil)

44:4 📚 4
فِيهَا يُفۡرَقُ كُلُّ أَمۡرٍ حَكِيمٍ
فِيهَا
onda (o gecede)
يُفْرَقُ
ayırdedilir
كُلُّ
her
أَمْرٍ
emir
حَكِيمٍ
hikmetli

Süleyman AteşHer hikmetli emir, o gecede ayırdedilir

Yusuf AliIn the (Night) is made distinct every affair of wisdom

44:5
أَمۡرࣰ ا مِّنۡ عِندِنَآۚ إِنَّا كُنَّا مُرۡسِلِينَ
أَمْرًۭا
emir
مِّنْ
katımızdan olan
عِندِنَآ ۚ
Us
إِنَّا
çünkü biz
كُنَّا
biz
مُرْسِلِينَ
elçi göndericiyiz

Süleyman AteşKatımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz elçi göndericiyiz

Yusuf AliBy command, from Our Presence. For We (ever) send (revelations)

44:6
رَحۡمَةࣰ مِّن رَّبِّكَۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
رَحْمَةًۭ
rahmet olarak
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ ۚ
your Lord
إِنَّهُۥ
doğrusu O
هُوَ
O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Süleyman AteşSenin Rabbinin acıması gereği olarak (gönderdiğimiz elçilere o gece emirlerimizi açıklar, vahiylerimizi bildiririz). Doğrusu O, işitendir, bilendir

Yusuf AliAs Mercy from thy Lord: for He hears and knows (all things)

44:7 📚 1
رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
رَبِّ
Rabbidir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَمَا
ve bulunanların
بَيْنَهُمَآ ۖ
ikisi arasında
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّوقِنِينَ
kesin olarak inanıyor

Süleyman AteşEğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir

Yusuf AliThe Lord of the heavens and the earth and all between them, if ye (but) have an assured faith

44:8
لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
يُحْىِۦ
yaşatır
وَيُمِيتُ ۖ
ve öldürür
رَبُّكُمْ
sizin de Rabbinizdir
وَرَبُّ
ve Rabbidir
ءَابَآئِكُمُ
atalarınızın
ٱلْأَوَّلِينَ
önceki

Süleyman AteşO'ndan başka tanrı yoktur, yaşatır, öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir

Yusuf AliThere is no god but He: It is He Who gives life and gives death,- The Lord and Cherisher to you and your earliest ancestors

44:9 📚 2
بَلۡ هُمۡ فِي شَكࣲّ يَلۡعَبُونَ
بَلْ
ama
هُمْ
onlar
فِى
içinde
شَكٍّۢ
şüphe
يَلْعَبُونَ
oynuyorlar

Süleyman AteşAma onlar, şüphe içinde oynuyorlar

Yusuf AliYet they play about in doubt

44:10
فَٱرۡتَقِبۡ يَوۡمَ تَأۡتِي ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانࣲ مُّبِينࣲ‏
فَٱرْتَقِبْ
o halde gözetle
يَوْمَ
günü
تَأْتِى
getireceği
ٱلسَّمَآءُ
göğün
بِدُخَانٍۢ
bir duman
مُّبِينٍۢ
açık

Süleyman AteşGöğün, açık bir duman getireceği günü gözetle

Yusuf AliThen watch thou for the Day that the sky will bring forth a kind of smoke (or mist) plainly visible

44:11
يَغۡشَى ٱلنَّاسَۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
يَغْشَى
sarar
ٱلنَّاسَ ۖ
insanları
هَـٰذَا
bu
عَذَابٌ
bir azabdır
أَلِيمٌۭ
acı

Süleyman Ateş(Duman) İnsanları sarar. Bu, acı bir azabdır

Yusuf AliEnveloping the people: this will be a Penalty Grievous

44:12
رَّبَّنَا ٱكۡشِفۡ عَنَّا ٱلۡعَذَابَ إِنَّا مُؤۡمِنُونَ
رَّبَّنَا
Rabbimiz
ٱكْشِفْ
kaldır
عَنَّا
bizden
ٱلْعَذَابَ
azabı
إِنَّا
çünkü biz
مُؤْمِنُونَ
inanıyoruz

Süleyman AteşRabbimiz, bizden azabı kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz derler

Yusuf Ali(They will say:) "Our Lord! remove the Penalty from us, for we do really believe

44:13
أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكۡرَىٰ وَقَدۡ جَآءَهُمۡ رَسُولࣱ مُّبِينࣱ‏
أَنَّىٰ
ne kadar uzak
لَهُمُ
onlar için
ٱلذِّكْرَىٰ
öğüt almak
وَقَدْ
oysa elbette
جَآءَهُمْ
kendilerine gelmişti
رَسُولٌۭ
bir elçi
مُّبِينٌۭ
apaçık

Süleyman AteşArtık onlar nasıl düşünüp öğüt alacaklar (öğüt alma zamanı geçti)? Oysa kendilerine apaçık bir elçi gelmişti

Yusuf AliHow shall the message be (effectual) for them, seeing that an Apostle explaining things clearly has (already) come to them

44:14
ثُمَّ تَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ وَقَالُواْ مُعَلَّمࣱ مَّجۡنُونٌ
ثُمَّ
sonra
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirdiler
عَنْهُ
ondan
وَقَالُوا۟
ve dediler
مُعَلَّمٌۭ
öğretilmiştir
مَّجْنُونٌ
cinlenmiştir

Süleyman AteşOndan yüz çevirdiler: "Bu, öğretilmiştir, cinlenmiştir" dediler

Yusuf AliYet they turn away from him and say: "Tutored (by others), a man possessed

44:15
إِنَّا كَاشِفُواْ ٱلۡعَذَابِ قَلِيلًاۚ إِنَّكُمۡ عَآئِدُونَ
إِنَّا
elbette biz
كَاشِفُوا۟
kaldırırız
ٱلْعَذَابِ
azabı
قَلِيلًا ۚ
birazcık
إِنَّكُمْ
ama siz
عَآئِدُونَ
dönersiniz

Süleyman AteşBiz sizden azabı birazcık kaldırırız ama siz yine (inkarınıza) dönersiniz

Yusuf AliWe shall indeed remove the Penalty for a while, (but) truly ye will revert (to your ways)

44:16
يَوۡمَ نَبۡطِشُ ٱلۡبَطۡشَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ
يَوْمَ
o gün
نَبْطِشُ
vururuz
ٱلْبَطْشَةَ
vuruşla
ٱلْكُبْرَىٰٓ
büyük
إِنَّا
zira biz
مُنتَقِمُونَ
öc alıcıyız

Süleyman AteşO gün büyük vuruşla vururuz; zira biz öc alıcıyız

Yusuf AliOne day We shall seize you with a mighty onslaught: We will indeed (then) exact Retribution

44:17 📚 1
۞وَلَقَدۡ فَتَنَّا قَبۡلَهُمۡ قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَ وَجَآءَهُمۡ رَسُولࣱ كَرِيمٌ
۞ وَلَقَدْ
ve andolsun
فَتَنَّا
sınadık
قَبْلَهُمْ
onlardan önce
قَوْمَ
toplumunu
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
وَجَآءَهُمْ
ve onlara geldi
رَسُولٌۭ
bir elçi
كَرِيمٌ
değerli

Süleyman AteşAndolsun, onlardan önce Fir'avn toplumunu da (imkanlar vererek) sınadık. Onlara değerli bir elçi geldi, (şöyle diyerek)

Yusuf AliWe did, before them, try the people of Pharaoh: there came to them an apostle most honourable

44:18
أَنۡ أَدُّوٓاْ إِلَيَّ عِبَادَ ٱللَّهِۖ إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏
أَنْ
diye
أَدُّوٓا۟
teslim edin
إِلَىَّ
bana
عِبَادَ
kullarını
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
إِنِّى
çünkü ben
لَكُمْ
sizin için
رَسُولٌ
bir elçiyim
أَمِينٌۭ
güvenilir

Süleyman AteşAllah'ın kullarını bana teslim edin; çünkü ben sizin için güvenilir bir elçiyim

Yusuf AliSaying: "Restore to me the Servants of God: I am to you an apostle worthy of all trust

44:19
وَأَن لَّا تَعۡلُواْ عَلَى ٱللَّهِۖ إِنِّيٓ ءَاتِيكُم بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينࣲ‏
وَأَن
ve diye
لَّا
ululanmayın
تَعْلُوا۟
exalt yourselves
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ ۖ
Allah'a
إِنِّىٓ
elbette ben
ءَاتِيكُم
size getiriyorum
بِسُلْطَـٰنٍۢ
bir delil
مُّبِينٍۢ
apaçık

Süleyman AteşAllah'a karşı ululanmayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum

Yusuf AliAnd be not arrogant as against God: for I come to you with authority manifest

44:20
وَإِنِّي عُذۡتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمۡ أَن تَرۡجُمُونِ
وَإِنِّى
ve elbette ben
عُذْتُ
sığındım
بِرَبِّى
benim Rabbim
وَرَبِّكُمْ
ve sizin Rabbiniz olana
أَن
beni taşla(yıp öldür)menizden
تَرْجُمُونِ
you stone me

Süleyman AteşBen, beni taşla(yıp öldür)menizden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan(Allah)a sığındım

Yusuf AliFor me, I have sought safety with my Lord and your Lord, against your injuring me

44:21
وَإِن لَّمۡ تُؤۡمِنُواْ لِي فَٱعۡتَزِلُونِ
وَإِن
ve eğer
لَّمْ
inanmadınızsa
تُؤْمِنُوا۟
you believe
لِى
bana
فَٱعْتَزِلُونِ
benden uzaklaşın

Süleyman AteşEğer bana inanmadınızsa bari ben(im yolum)dan çekilin

Yusuf AliIf ye believe me not, at least keep yourselves away from me

44:22
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوۡمࣱ مُّجۡرِمُونَ
فَدَعَا
sonra du'a etti
رَبَّهُۥٓ
Rabbine
أَنَّ
ki gerçekten
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunlar
قَوْمٌۭ
bir toplumdur
مُّجْرِمُونَ
suç işleyen

Süleyman AteşSonra (Musa): "Bunlar, suç işleyen bir toplumdur!" diye Rabbine du'a etti

Yusuf Ali(But they were aggressive:) then he cried to his Lord: "These are indeed a people given to sin

44:23
فَأَسۡرِ بِعِبَادِي لَيۡلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
فَأَسْرِ
o halde yürüt
بِعِبَادِى
kullarımı
لَيْلًا
geceleyin
إِنَّكُم
çünkü
مُّتَّبَعُونَ
takibedileceksiniz

Süleyman Ateş(Allah): "O halde kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü takibedileceksiniz" (dedi)

Yusuf Ali(The reply came:) "March forth with My Servants by night: for ye are sure to be pursued

44:24
وَٱتۡرُكِ ٱلۡبَحۡرَ رَهۡوًاۖ إِنَّهُمۡ جُندࣱ مُّغۡرَقُونَ
وَٱتْرُكِ
ve bırak
ٱلْبَحْرَ
denizi
رَهْوًا ۖ
açık
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
جُندٌۭ
bir ordudur
مُّغْرَقُونَ
boğulacak

Süleyman AteşDenizi (yarıp toplumunu geçirdikten sonra olduğu gibi) açık bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur

Yusuf AliAnd leave the sea as a furrow (divided): for they are a host (destined) to be drowned

44:25
كَمۡ تَرَكُواْ مِن جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏
كَمْ
nice şeyler
تَرَكُوا۟
onlar geride bıraktılar
مِن
bahçelerden
جَنَّـٰتٍۢ
gardens
وَعُيُونٍۢ
ve çeşmeler(den)

Süleyman AteşOnlar geride nice şeyler bıraktılar: Bahçeler, çeşmeler

Yusuf AliHow many were the gardens and springs they left behind

44:26
وَزُرُوعࣲ وَمَقَامࣲ كَرِيمࣲ‏
وَزُرُوعٍۢ
ve ekinler(den)
وَمَقَامٍۢ
ve makamlar(dan)
كَرِيمٍۢ
güzel

Süleyman AteşEkinler, güzel makamlar

Yusuf AliAnd corn-fields and noble buildings

44:27
وَنَعۡمَةࣲ كَانُواْ فِيهَا فَٰكِهِينَ
وَنَعْمَةٍۢ
ve ni'metler(den)
كَانُوا۟
onlar
فِيهَا
orada
فَـٰكِهِينَ
zevkü sefa sürüyorlardı

Süleyman AteşVe zevkü sefa sürdükleri nice ni'metler

Yusuf AliAnd wealth (and conveniences of life), wherein they had taken such delight

44:28
كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا قَوۡمًا ءَاخَرِينَ
كَذَٰلِكَ ۖ
işte böyle oldu
وَأَوْرَثْنَـٰهَا
ve biz onları miras verdik
قَوْمًا
bir topluma
ءَاخَرِينَ
başka

Süleyman Ateşİşte böyle oldu ve biz onları başka bir topluma miras verdik

Yusuf AliThus (was their end)! And We made other people inherit (those things)

44:29 📚 2
فَمَا بَكَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَا كَانُواْ مُنظَرِينَ
فَمَا
ağlamadı
بَكَتْ
wept
عَلَيْهِمُ
onlara
ٱلسَّمَآءُ
gök
وَٱلْأَرْضُ
ve yer
وَمَا
ve
كَانُوا۟
olmadılar
مُنظَرِينَ
fırsat verilenlerden

Süleyman AteşOnlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi

Yusuf AliAnd neither heaven nor earth shed a tear over them: nor were they given a respite (again)

44:30
وَلَقَدۡ نَجَّيۡنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡمُهِينِ
وَلَقَدْ
ve andolsun
نَجَّيْنَا
biz kurtardık
بَنِىٓ
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
مِنَ
azabdan
ٱلْعَذَابِ
the punishment
ٱلْمُهِينِ
küçültücü

Süleyman AteşAndolsun biz, İsrail oğullarını o küçültücü azabdan kurtardık

Yusuf AliWe did deliver aforetime the Children of Israel from humiliating Punishment

44:31
مِن فِرۡعَوۡنَۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيࣰ ا مِّنَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ
مِن
Fir'avndan
فِرْعَوْنَ ۚ
Firaun
إِنَّهُۥ
çünkü o
كَانَ
idi
عَالِيًۭا
ululanan
مِّنَ
sınırı aşanlardan
ٱلْمُسْرِفِينَ
the transgressors

Süleyman AteşFir'avn'dan. Çünkü o, (insanları ezip) ululanan, sınırı aşanlardan biri idi

Yusuf AliInflicted by Pharaoh, for he was arrogant (even) among inordinate transgressors

44:32
وَلَقَدِ ٱخۡتَرۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ عِلۡمٍ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَلَقَدِ
ve andolsun
ٱخْتَرْنَـٰهُمْ
biz onları üstün kıldık
عَلَىٰ
göre
عِلْمٍ
bir bilgiye
عَلَى
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemler

Süleyman AteşAndolsun biz, onları bir bilgiye göre alemlere üstün kıldık

Yusuf AliAnd We chose them aforetime above the nations, knowingly

44:33
وَءَاتَيۡنَٰهُم مِّنَ ٱلۡأٓيَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤࣱ اْ مُّبِينٌ
وَءَاتَيْنَـٰهُم
ve onlara verdik
مِّنَ
ayetlerden
ٱلْـَٔايَـٰتِ
the Signs
مَا
bulunan
فِيهِ
içinde
بَلَـٰٓؤٌۭا۟
bir sınav
مُّبِينٌ
açık

Süleyman AteşOnlara, içinde açık bir sınav bulunan ayetler verdik

Yusuf AliAnd granted them Signs in which there was a manifest trial

44:34
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ
إِنَّ
gerçekten
هَـٰٓؤُلَآءِ
şunlar
لَيَقُولُونَ
diyorlar ki

Süleyman AteşŞunlar (Kureyş kafirleri) de diyorlar ki

Yusuf AliAs to these (Quraish), they say forsooth

44:35
إِنۡ هِيَ إِلَّا مَوۡتَتُنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُنشَرِينَ
إِنْ
değildir
هِىَ
o
إِلَّا
başkası
مَوْتَتُنَا
ölümümüzden
ٱلْأُولَىٰ
ilk
وَمَا
ve değiliz
نَحْنُ
biz
بِمُنشَرِينَ
diriltilecek

Süleyman Ateşİlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz

Yusuf AliThere is nothing beyond our first death, and we shall not be raised again

44:36
فَأۡتُواْ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
فَأْتُوا۟
getirin
بِـَٔابَآئِنَآ
babalarımızı
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğrulardan

Süleyman AteşDoğru söylüyorsanız, babalarımızı getirin

Yusuf AliThen bring (back) our forefathers, if what ye say is true

44:37
أَهُمۡ خَيۡرٌ أَمۡ قَوۡمُ تُبَّعࣲ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ أَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ مُجۡرِمِينَ
أَهُمْ
onlar mı
خَيْرٌ
hayırlı
أَمْ
yoksa
قَوْمُ
kavmi
تُبَّعٍۢ
Tubba'
وَٱلَّذِينَ
ve
مِن
onlardan öncekiler (mi?)
قَبْلِهِمْ ۚ
before them
أَهْلَكْنَـٰهُمْ ۖ
biz onları helak ettik
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
كَانُوا۟
idiler
مُجْرِمِينَ
suç işliyorlar

Süleyman AteşOnlar mı hayırlı, yoksa Tubba' kavmi ve onlardan önce gelen(kavim)ler mi? Suç işledikleri için biz onların hepsini helak ettik

Yusuf AliWhat! Are they better than the people of Tubba and those who were before them? We destroyed them because they were guilty of sin

44:38
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا لَٰعِبِينَ
وَمَا
ve
خَلَقْنَا
biz yaratmadık
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَمَا
ve bulunanları
بَيْنَهُمَا
bunlar arasında
لَـٰعِبِينَ
eğlenmek için

Süleyman AteşBiz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlenmek için yaratmadık

Yusuf AliWe created not the heavens, the earth, and all between them, merely in (idle) sport

44:39 📚 1
مَا خَلَقۡنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
مَا
onları yaratmadık
خَلَقْنَـٰهُمَآ
We created both of them
إِلَّا
dışında bir sebeple
بِٱلْحَقِّ
hikmetli bir gaye
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَهُمْ
onların çoğu
لَا
bilmiyorlar
يَعْلَمُونَ
know

Süleyman AteşOnları sadece gerçek bir sebeple, (hikmetli bir gaye ile) yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar

Yusuf AliWe created them not except for just ends: but most of them do not understand

44:40
إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ مِيقَٰتُهُمۡ أَجۡمَعِينَ
إِنَّ
şüphesiz
يَوْمَ
günü
ٱلْفَصْلِ
hüküm
مِيقَـٰتُهُمْ
varacağı gündür
أَجْمَعِينَ
hepsinin

Süleyman Ateş(Hakkın batıldan ayrılacağı) Hüküm günü, hepsinin varacağı gündür

Yusuf AliVerily the Day of sorting out is the time appointed for all of them

44:41
يَوۡمَ لَا يُغۡنِي مَوۡلًى عَن مَّوۡلࣰ ى شَيۡـࣰٔ ا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
يَوْمَ
o gün
لَا
savamaz
يُغْنِى
will avail
مَوْلًى
dost
عَن
dostundan
مَّوْلًۭى
a relation
شَيْـًۭٔا
bir şey
وَلَا
ve olmaz
هُمْ
onlar
يُنصَرُونَ
yardım edilenlerden

Süleyman AteşO gün dost, dostundan bir şey savamaz. Ve onlara yardım da edilmez

Yusuf AliThe Day when no protector can avail his client in aught, and no help can they receive

44:42 📚 1
إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
إِلَّا
ancak hariçtir
مَن
kimseler
رَّحِمَ
acıdığı
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
هُوَ
O
ٱلْعَزِيزُ
üstündür
ٱلرَّحِيمُ
esirgeyendir

Süleyman AteşAncak Allah'ın acıdığı kimseler (kurtulur). Şüphesiz O, üstündür esirgeyendir

Yusuf AliExcept such as receive God's Mercy: for He is Exalted in Might, Most Merciful

44:43 📚 2
إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ
إِنَّ
şüphesiz
شَجَرَتَ
ağacı
ٱلزَّقُّومِ
Zakkum

Süleyman AteşZakkum ağacı

Yusuf AliVerily the tree of Zaqqum

44:44
طَعَامُ ٱلۡأَثِيمِ
طَعَامُ
yemeğidir
ٱلْأَثِيمِ
günahkarların

Süleyman AteşGünahkarların yemeğidir

Yusuf AliWill be the food of the Sinful

44:45
كَٱلۡمُهۡلِ يَغۡلِي فِي ٱلۡبُطُونِ
كَٱلْمُهْلِ
erimiş maden gibi
يَغْلِى
kaynar
فِى
karınlarda
ٱلْبُطُونِ
the bellies

Süleyman AteşPota gibi karınlarda kaynar

Yusuf AliLike molten brass; it will boil in their insides

44:46
كَغَلۡيِ ٱلۡحَمِيمِ
كَغَلْىِ
kaynaması gibi
ٱلْحَمِيمِ
sıcak suyun

Süleyman AteşSıcak suyun kaynaması gibi

Yusuf AliLike the boiling of scalding water

44:47
خُذُوهُ فَٱعۡتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ
خُذُوهُ
tutun onu
فَٱعْتِلُوهُ
sürükleyin
إِلَىٰ
ortasına
سَوَآءِ
(the) midst
ٱلْجَحِيمِ
cehennemin

Süleyman Ateş(Allah, zebanilere emreder): "Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin

Yusuf AliA voice will cry: "Seize ye him and drag him into the midst of the Blazing Fire

44:48
ثُمَّ صُبُّواْ فَوۡقَ رَأۡسِهِۦ مِنۡ عَذَابِ ٱلۡحَمِيمِ
ثُمَّ
sonra
صُبُّوا۟
dökün
فَوْقَ
üstüne
رَأْسِهِۦ
başının
مِنْ
azabından
عَذَابِ
(the) punishment
ٱلْحَمِيمِ
kaynar su

Süleyman AteşSonra başının üstüne kaynar su azabından dökün

Yusuf AliThen pour over his head the Penalty of Boiling Water

44:49 📚 8
ذُقۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡكَرِيمُ
ذُقْ
tad
إِنَّكَ
zira sen
أَنتَ
kendince
ٱلْعَزِيزُ
üstündün
ٱلْكَرِيمُ
şerefliydin

Süleyman AteşTad, zira sen kendince üstündün, şerefliydin

Yusuf AliTaste thou (this)! Truly wast thou mighty, full of honour

44:50
إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمۡتَرُونَ
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰذَا
o
مَا
şeydir
كُنتُم
olduğunuz
بِهِۦ
ondan
تَمْتَرُونَ
kuşkulanmış

Süleyman Ateşİşte o kuşkulanıp durduğunuz şey budur

Yusuf AliTruly this is what ye used to doubt

44:51 📚 2
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينࣲ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakiler
فِى
bir makamdadır
مَقَامٍ
a place
أَمِينٍۢ
güvenli

Süleyman AteşKorunanlar ise güvenli bir makamdadır

Yusuf AliAs to the Righteous (they will be) in a position of Security

44:52
فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏
فِى
bahçelerde
جَنَّـٰتٍۢ
gardens
وَعُيُونٍۢ
ve çeşme başlarında

Süleyman AteşBahçelerde ve çeşme başlarında

Yusuf AliAmong Gardens and Springs

44:53
يَلۡبَسُونَ مِن سُندُسࣲ وَإِسۡتَبۡرَقࣲ مُّتَقَٰبِلِينَ
يَلْبَسُونَ
giysiler giyerler
مِن
ince ipekten
سُندُسٍۢ
fine silk
وَإِسْتَبْرَقٍۢ
ve parlak atlastan
مُّتَقَـٰبِلِينَ
karşılıklı otururlar

Süleyman Ateşİnce ipekten ve parlak atlastan giysiler giyerek karşılıklı otururlar

Yusuf AliDressed in fine silk and in rich brocade, they will face each other

44:54
كَذَٰلِكَ وَزَوَّجۡنَٰهُم بِحُورٍ عِينࣲ‏
كَذَٰلِكَ
ayrıca
وَزَوَّجْنَـٰهُم
onları evlendirmişizdir
بِحُورٍ
hurilerle
عِينٍۢ
iri gözlü

Süleyman AteşAyrıca onları, iri gözlü hurilerle de evlendirmişizdir

Yusuf AliSo; and We shall join them to Companions with beautiful, big, and lustrous eyes

44:55
يَدۡعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ
يَدْعُونَ
isterler
فِيهَا
orada
بِكُلِّ
her
فَـٰكِهَةٍ
meyveyi
ءَامِنِينَ
güven içinde

Süleyman AteşOrada, güven içinde, her meyveyi isterler

Yusuf AliThere can they call for every kind of fruit in peace and security

44:56 📚 1
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلۡمَوۡتَ إِلَّا ٱلۡمَوۡتَةَ ٱلۡأُولَىٰۖ وَوَقَىٰهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ
لَا
tadmazlar
يَذُوقُونَ
they will taste
فِيهَا
orada
ٱلْمَوْتَ
ölüm
إِلَّا
başka
ٱلْمَوْتَةَ
ölümden
ٱلْأُولَىٰ ۖ
ilk
وَوَقَىٰهُمْ
ve onları korur
عَذَابَ
azabından
ٱلْجَحِيمِ
cehennem

Süleyman AteşOrada ilk ölümden başka ölüm tadmazlar (sürekli yaşarlar). Ve (Allah) onları cehennem azabından korumuştur

Yusuf AliNor will they there taste Death, except the first death; and He will preserve them from the Penalty of the Blazing Fire

44:57
فَضۡلࣰ ا مِّن رَّبِّكَۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ
فَضْلًۭا
bir lutuf olarak
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ ۚ
your Lord
ذَٰلِكَ
işte budur
هُوَ
o
ٱلْفَوْزُ
başarı
ٱلْعَظِيمُ
büyük

Süleyman AteşRabbinden bir lutuf olarak (bu ni'metler kendilerine verilmiştir). İşte, o büyük başarı budur

Yusuf AliAs a Bounty from thy Lord! that will be the supreme achievement

44:58
فَإِنَّمَا يَسَّرۡنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ
فَإِنَّمَا
kesinlikle
يَسَّرْنَـٰهُ
biz o'nu kolaylaştırdık
بِلِسَانِكَ
senin diline
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَذَكَّرُونَ
düşünüp öğüt alırlar

Süleyman AteşBiz o(Kur'a)nı senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar

Yusuf AliVerily, We have made this (Qur'an) easy, in thy tongue, in order that they may give heed

44:59
فَٱرۡتَقِبۡ إِنَّهُم مُّرۡتَقِبُونَ
فَٱرْتَقِبْ
biraz bekle
إِنَّهُم
onlar da
مُّرْتَقِبُونَ
beklemektedirler

Süleyman AteşBiraz bekle, onlar da beklemektedirler (yakında başlarına neler geleceğini göreceklerdir)

Yusuf AliSo wait thou and watch; for they (too) are waiting

← Önceki Sonraki →

44. Ad-Dukhaan Suresi | Anlam Arayışı