☪ Anlam Arayışı

44. Ad-Dukhaan سُورَةُ الدُّخَانِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
44:1
حمٓ
حمٓ
Hâ Mîm

Süleyman AteşHa mim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«حم» الله أعلم بمراده به.

44:2
وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ
وَٱلْكِتَـٰبِ
Kitaba andolsun ki
ٱلْمُبِينِ
apaçık

Süleyman AteşApaçık Kitaba andolsun ki

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والكتاب» القرآن «المبين» المظهر الحلال من الحرام.

44:3
إِنَّآ أَنزَلۡنَٰهُ فِي لَيۡلَةࣲ مُّبَٰرَكَةٍۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ
إِنَّآ
elbette biz
أَنزَلْنَـٰهُ
onu indirdik
فِى
bir gecede
لَيْلَةٍۢ
a Night
مُّبَـٰرَكَةٍ ۚ
mübarek
إِنَّا
çünkü biz
كُنَّا
biz
مُنذِرِينَ
uyarıcıyız

Süleyman AteşBiz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz, uyarıcıyız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا أنزلناه في ليلة مباركة» هي ليلة القدر أو ليلة النصف من شعبان، نزل فيها من أم الكتاب من السماء السابعة إلى سماء الدنيا «إنا كنا منذرين» مخوِّفين به.

44:4 📚 4
فِيهَا يُفۡرَقُ كُلُّ أَمۡرٍ حَكِيمٍ
فِيهَا
onda (o gecede)
يُفْرَقُ
ayırdedilir
كُلُّ
her
أَمْرٍ
emir
حَكِيمٍ
hikmetli

Süleyman AteşHer hikmetli emir, o gecede ayırdedilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فيها» أي في ليلة القدر أو ليلة النصف من شعبان «يفرق» يفصل «كل أمر حكيم» محكم من الأرزاق والآجال وغيرهما التي تكون في السنة إلى مثل تلك الليلة.

44:5
أَمۡرࣰ ا مِّنۡ عِندِنَآۚ إِنَّا كُنَّا مُرۡسِلِينَ
أَمْرًۭا
emir
مِّنْ
katımızdan olan
عِندِنَآ ۚ
Us
إِنَّا
çünkü biz
كُنَّا
biz
مُرْسِلِينَ
elçi göndericiyiz

Süleyman AteşKatımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz elçi göndericiyiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أمراً» فرقاً «من عندنا إنا كنا مرسلين» الرسل محمداً ومن قبله.

44:6
رَحۡمَةࣰ مِّن رَّبِّكَۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
رَحْمَةًۭ
rahmet olarak
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ ۚ
your Lord
إِنَّهُۥ
doğrusu O
هُوَ
O
ٱلسَّمِيعُ
işitendir
ٱلْعَلِيمُ
bilendir

Süleyman AteşSenin Rabbinin acıması gereği olarak (gönderdiğimiz elçilere o gece emirlerimizi açıklar, vahiylerimizi bildiririz). Doğrusu O, işitendir, bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رحمة» رأفة بالمرسل إليهم «من ربك إنه هو السميع» لأقوالهم «العليم» بأفعالهم.

44:7 📚 1
رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
رَبِّ
Rabbidir
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ
ve yerin
وَمَا
ve bulunanların
بَيْنَهُمَآ ۖ
ikisi arasında
إِن
eğer
كُنتُم
iseniz
مُّوقِنِينَ
kesin olarak inanıyor

Süleyman AteşEğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«رب السماوات والأرض وما بينهما» برفع رب خبر ثالث وبجره بدل من ربك «إن كنتم» يا أهل مكة «موقنين» بأنه تعالى رب السماوات والأرض فأيقنوا بأن محمداً رسوله.

44:8
لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ
لَآ
yoktur
إِلَـٰهَ
tanrı
إِلَّا
başka
هُوَ
O'ndan
يُحْىِۦ
yaşatır
وَيُمِيتُ ۖ
ve öldürür
رَبُّكُمْ
sizin de Rabbinizdir
وَرَبُّ
ve Rabbidir
ءَابَآئِكُمُ
atalarınızın
ٱلْأَوَّلِينَ
önceki

Süleyman AteşO'ndan başka tanrı yoktur, yaşatır, öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا إله إلا هو يحيي ويميت ربكم ورب آبائكم الأولين».

44:9 📚 2
بَلۡ هُمۡ فِي شَكࣲّ يَلۡعَبُونَ
بَلْ
ama
هُمْ
onlar
فِى
içinde
شَكٍّۢ
şüphe
يَلْعَبُونَ
oynuyorlar

Süleyman AteşAma onlar, şüphe içinde oynuyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(بل هم في شك) من البعث (يلعبون) استهزاء بك يا محمد، فقال: "" اللهم أعني عليهم بسبع كسبع يوسف "".

44:10
فَٱرۡتَقِبۡ يَوۡمَ تَأۡتِي ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانࣲ مُّبِينࣲ‏
فَٱرْتَقِبْ
o halde gözetle
يَوْمَ
günü
تَأْتِى
getireceği
ٱلسَّمَآءُ
göğün
بِدُخَانٍۢ
bir duman
مُّبِينٍۢ
açık

Süleyman AteşGöğün, açık bir duman getireceği günü gözetle

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى: «فارتقب يوم تأتي السماء بدخان مبين» فأجدبت الأرض واشتد بهم الجوع إلى أن رأوا من شدته كهيئة الدخان بين السماء والأرض.

44:11
يَغۡشَى ٱلنَّاسَۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏
يَغْشَى
sarar
ٱلنَّاسَ ۖ
insanları
هَـٰذَا
bu
عَذَابٌ
bir azabdır
أَلِيمٌۭ
acı

Süleyman Ateş(Duman) İnsanları sarar. Bu, acı bir azabdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يغشى الناس» فقالوا «هذا عذاب أليم».

44:12
رَّبَّنَا ٱكۡشِفۡ عَنَّا ٱلۡعَذَابَ إِنَّا مُؤۡمِنُونَ
رَّبَّنَا
Rabbimiz
ٱكْشِفْ
kaldır
عَنَّا
bizden
ٱلْعَذَابَ
azabı
إِنَّا
çünkü biz
مُؤْمِنُونَ
inanıyoruz

Süleyman AteşRabbimiz, bizden azabı kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz derler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ربنا اكشف عنا العذاب إنا مؤمنون» مصدقون نبيك.

44:13
أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكۡرَىٰ وَقَدۡ جَآءَهُمۡ رَسُولࣱ مُّبِينࣱ‏
أَنَّىٰ
ne kadar uzak
لَهُمُ
onlar için
ٱلذِّكْرَىٰ
öğüt almak
وَقَدْ
oysa elbette
جَآءَهُمْ
kendilerine gelmişti
رَسُولٌۭ
bir elçi
مُّبِينٌۭ
apaçık

Süleyman AteşArtık onlar nasıl düşünüp öğüt alacaklar (öğüt alma zamanı geçti)? Oysa kendilerine apaçık bir elçi gelmişti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى: «أنَّى لهم الذكرى» أي لا ينفعهم الإيمان عند نزول العذاب «وقد جاءهم رسول مبين» بين الرسالة.

44:14
ثُمَّ تَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ وَقَالُواْ مُعَلَّمࣱ مَّجۡنُونٌ
ثُمَّ
sonra
تَوَلَّوْا۟
yüz çevirdiler
عَنْهُ
ondan
وَقَالُوا۟
ve dediler
مُعَلَّمٌۭ
öğretilmiştir
مَّجْنُونٌ
cinlenmiştir

Süleyman AteşOndan yüz çevirdiler: "Bu, öğretilmiştir, cinlenmiştir" dediler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم تولوْا عنه وقالوا معلم» أي يعلمه القرآن بشر «مجنون».

44:15
إِنَّا كَاشِفُواْ ٱلۡعَذَابِ قَلِيلًاۚ إِنَّكُمۡ عَآئِدُونَ
إِنَّا
elbette biz
كَاشِفُوا۟
kaldırırız
ٱلْعَذَابِ
azabı
قَلِيلًا ۚ
birazcık
إِنَّكُمْ
ama siz
عَآئِدُونَ
dönersiniz

Süleyman AteşBiz sizden azabı birazcık kaldırırız ama siz yine (inkarınıza) dönersiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا كاشفو العذاب» أي الجوع عنكم زمناً «قليلا» فكشف عنهم «إنكم عائدون» إلى كفركم فعادوا إليه.

44:16
يَوۡمَ نَبۡطِشُ ٱلۡبَطۡشَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ
يَوْمَ
o gün
نَبْطِشُ
vururuz
ٱلْبَطْشَةَ
vuruşla
ٱلْكُبْرَىٰٓ
büyük
إِنَّا
zira biz
مُنتَقِمُونَ
öc alıcıyız

Süleyman AteşO gün büyük vuruşla vururuz; zira biz öc alıcıyız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
اذكر «يوم نبطش البطشة الكبرى» هو يوم بدر «إنا منتقمون» منهم والبطش الأخذ بقوة.

44:17 📚 1
۞وَلَقَدۡ فَتَنَّا قَبۡلَهُمۡ قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَ وَجَآءَهُمۡ رَسُولࣱ كَرِيمٌ
۞ وَلَقَدْ
ve andolsun
فَتَنَّا
sınadık
قَبْلَهُمْ
onlardan önce
قَوْمَ
toplumunu
فِرْعَوْنَ
Fir'avn
وَجَآءَهُمْ
ve onlara geldi
رَسُولٌۭ
bir elçi
كَرِيمٌ
değerli

Süleyman AteşAndolsun, onlardan önce Fir'avn toplumunu da (imkanlar vererek) sınadık. Onlara değerli bir elçi geldi, (şöyle diyerek)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد فتنا» بلونا «قبلهم قوم فرعون» معه «وجاءهم رسول» هو موسى عليه السلام «كريم» على الله تعالى.

44:18
أَنۡ أَدُّوٓاْ إِلَيَّ عِبَادَ ٱللَّهِۖ إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏
أَنْ
diye
أَدُّوٓا۟
teslim edin
إِلَىَّ
bana
عِبَادَ
kullarını
ٱللَّهِ ۖ
Allah'ın
إِنِّى
çünkü ben
لَكُمْ
sizin için
رَسُولٌ
bir elçiyim
أَمِينٌۭ
güvenilir

Süleyman AteşAllah'ın kullarını bana teslim edin; çünkü ben sizin için güvenilir bir elçiyim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أن» أي بأن «أدُّوا إليَّ» ما أدعوكم إليه من الإيمان، أي أظهروا إيمانكم لي يا «عباد الله إني لكم رسول أمين» على ما أُرسلت به.

44:19
وَأَن لَّا تَعۡلُواْ عَلَى ٱللَّهِۖ إِنِّيٓ ءَاتِيكُم بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينࣲ‏
وَأَن
ve diye
لَّا
ululanmayın
تَعْلُوا۟
exalt yourselves
عَلَى
karşı
ٱللَّهِ ۖ
Allah'a
إِنِّىٓ
elbette ben
ءَاتِيكُم
size getiriyorum
بِسُلْطَـٰنٍۢ
bir delil
مُّبِينٍۢ
apaçık

Süleyman AteşAllah'a karşı ululanmayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأن لا تعلوا» تتجبروا «على الله» بترك طاعته «إني آتيكم بسلطان» برهان «مبين» بين على رسالتي فتوعَّدوه بالرجم.

44:20
وَإِنِّي عُذۡتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمۡ أَن تَرۡجُمُونِ
وَإِنِّى
ve elbette ben
عُذْتُ
sığındım
بِرَبِّى
benim Rabbim
وَرَبِّكُمْ
ve sizin Rabbiniz olana
أَن
beni taşla(yıp öldür)menizden
تَرْجُمُونِ
you stone me

Süleyman AteşBen, beni taşla(yıp öldür)menizden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan(Allah)a sığındım

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
فقال «وإني عذت بربي وربكم أن ترجمون» بالحجارة.

44:21
وَإِن لَّمۡ تُؤۡمِنُواْ لِي فَٱعۡتَزِلُونِ
وَإِن
ve eğer
لَّمْ
inanmadınızsa
تُؤْمِنُوا۟
you believe
لِى
bana
فَٱعْتَزِلُونِ
benden uzaklaşın

Süleyman AteşEğer bana inanmadınızsa bari ben(im yolum)dan çekilin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن لم تؤمنوا لي» تصدقوني «فاعتزلون» فاتركوا أذاي فلم يتركوه.

44:22
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوۡمࣱ مُّجۡرِمُونَ
فَدَعَا
sonra du'a etti
رَبَّهُۥٓ
Rabbine
أَنَّ
ki gerçekten
هَـٰٓؤُلَآءِ
bunlar
قَوْمٌۭ
bir toplumdur
مُّجْرِمُونَ
suç işleyen

Süleyman AteşSonra (Musa): "Bunlar, suç işleyen bir toplumdur!" diye Rabbine du'a etti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فدعا ربه أن» أي بأن «هؤلاء قوم مجرمون» مشركون.

44:23
فَأَسۡرِ بِعِبَادِي لَيۡلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
فَأَسْرِ
o halde yürüt
بِعِبَادِى
kullarımı
لَيْلًا
geceleyin
إِنَّكُم
çünkü
مُّتَّبَعُونَ
takibedileceksiniz

Süleyman Ateş(Allah): "O halde kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü takibedileceksiniz" (dedi)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
فقال تعالى: «فأسر» بقطع الهمزة ووصلها «بعبادي» بنى إسرائيل «ليلاً إنكم متبَعون» يتبعكم فرعون وقومه.

44:24
وَٱتۡرُكِ ٱلۡبَحۡرَ رَهۡوًاۖ إِنَّهُمۡ جُندࣱ مُّغۡرَقُونَ
وَٱتْرُكِ
ve bırak
ٱلْبَحْرَ
denizi
رَهْوًا ۖ
açık
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
جُندٌۭ
bir ordudur
مُّغْرَقُونَ
boğulacak

Süleyman AteşDenizi (yarıp toplumunu geçirdikten sonra olduğu gibi) açık bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واترك البحر» إذا قطعته أنت وأصحابك «رهواً» ساكناً منفرجاً حتى يدخله القبط «إنهم جند مغرقون» فاطمأن بذلك فأغرقوا.

44:25
كَمۡ تَرَكُواْ مِن جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏
كَمْ
nice şeyler
تَرَكُوا۟
onlar geride bıraktılar
مِن
bahçelerden
جَنَّـٰتٍۢ
gardens
وَعُيُونٍۢ
ve çeşmeler(den)

Süleyman AteşOnlar geride nice şeyler bıraktılar: Bahçeler, çeşmeler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كم تركوا من جنات» بساتين «وعيون» تجري.

44:26
وَزُرُوعࣲ وَمَقَامࣲ كَرِيمࣲ‏
وَزُرُوعٍۢ
ve ekinler(den)
وَمَقَامٍۢ
ve makamlar(dan)
كَرِيمٍۢ
güzel

Süleyman AteşEkinler, güzel makamlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وزروع ومقام كريم» مجلس حسن.

44:27
وَنَعۡمَةࣲ كَانُواْ فِيهَا فَٰكِهِينَ
وَنَعْمَةٍۢ
ve ni'metler(den)
كَانُوا۟
onlar
فِيهَا
orada
فَـٰكِهِينَ
zevkü sefa sürüyorlardı

Süleyman AteşVe zevkü sefa sürdükleri nice ni'metler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ونعمة» متعة «كانوا فيها فاكهين» ناعمين.

44:28
كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا قَوۡمًا ءَاخَرِينَ
كَذَٰلِكَ ۖ
işte böyle oldu
وَأَوْرَثْنَـٰهَا
ve biz onları miras verdik
قَوْمًا
bir topluma
ءَاخَرِينَ
başka

Süleyman Ateşİşte böyle oldu ve biz onları başka bir topluma miras verdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذلك» خبر مبتدأ، أي الأمر «وأورثناها» أي أموالهم «قوماً آخرين» أي بني إسرائيل.

44:29 📚 2
فَمَا بَكَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَا كَانُواْ مُنظَرِينَ
فَمَا
ağlamadı
بَكَتْ
wept
عَلَيْهِمُ
onlara
ٱلسَّمَآءُ
gök
وَٱلْأَرْضُ
ve yer
وَمَا
ve
كَانُوا۟
olmadılar
مُنظَرِينَ
fırsat verilenlerden

Süleyman AteşOnlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فما بكت عليهم السماء والأرض» بخلاف المؤمنين يبكي عليهم بموتهم مصلاهم من الأرض ومصعد عملهم من السماء «وما كانوا منظرين» مؤخرين للتوبة.

44:30
وَلَقَدۡ نَجَّيۡنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡمُهِينِ
وَلَقَدْ
ve andolsun
نَجَّيْنَا
biz kurtardık
بَنِىٓ
oğullarını
إِسْرَٰٓءِيلَ
İsrail
مِنَ
azabdan
ٱلْعَذَابِ
the punishment
ٱلْمُهِينِ
küçültücü

Süleyman AteşAndolsun biz, İsrail oğullarını o küçültücü azabdan kurtardık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد نجينا بني إسرائيل من العذاب المهين» قتل الأبناء واستخدام النساء.

44:31
مِن فِرۡعَوۡنَۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيࣰ ا مِّنَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ
مِن
Fir'avndan
فِرْعَوْنَ ۚ
Firaun
إِنَّهُۥ
çünkü o
كَانَ
idi
عَالِيًۭا
ululanan
مِّنَ
sınırı aşanlardan
ٱلْمُسْرِفِينَ
the transgressors

Süleyman AteşFir'avn'dan. Çünkü o, (insanları ezip) ululanan, sınırı aşanlardan biri idi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«من فرعون» قيل بدل من العذاب بتقدير مضاف، أي عذاب، وقيل حال من العذاب «إنه كان عالياً من المسرفين».

44:32
وَلَقَدِ ٱخۡتَرۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ عِلۡمٍ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ
وَلَقَدِ
ve andolsun
ٱخْتَرْنَـٰهُمْ
biz onları üstün kıldık
عَلَىٰ
göre
عِلْمٍ
bir bilgiye
عَلَى
üzerine
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemler

Süleyman AteşAndolsun biz, onları bir bilgiye göre alemlere üstün kıldık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد اخترناهم» أي بني إسرائيل «على علم» منا بحالهم «على العالمين» أي عالمي زمانهم أي العقلاء.

44:33
وَءَاتَيۡنَٰهُم مِّنَ ٱلۡأٓيَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤࣱ اْ مُّبِينٌ
وَءَاتَيْنَـٰهُم
ve onlara verdik
مِّنَ
ayetlerden
ٱلْـَٔايَـٰتِ
the Signs
مَا
bulunan
فِيهِ
içinde
بَلَـٰٓؤٌۭا۟
bir sınav
مُّبِينٌ
açık

Süleyman AteşOnlara, içinde açık bir sınav bulunan ayetler verdik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وآتيانهم من الآيات ما فيه بلاء مبين» نعمة ظاهرة من فلق البحر والمن والسلوى وغيرها.

44:34
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ
إِنَّ
gerçekten
هَـٰٓؤُلَآءِ
şunlar
لَيَقُولُونَ
diyorlar ki

Süleyman AteşŞunlar (Kureyş kafirleri) de diyorlar ki

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن هؤلاء» أي كفار مكة «ليقولون».

44:35
إِنۡ هِيَ إِلَّا مَوۡتَتُنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُنشَرِينَ
إِنْ
değildir
هِىَ
o
إِلَّا
başkası
مَوْتَتُنَا
ölümümüzden
ٱلْأُولَىٰ
ilk
وَمَا
ve değiliz
نَحْنُ
biz
بِمُنشَرِينَ
diriltilecek

Süleyman Ateşİlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن هي» ما الموتة التي بعدها الحياة «إلا موتتنا الأولى» أي وهم نطف «وما نحن بمنشرين» بمبعوثين أحياء بعد الثانية.

44:36
فَأۡتُواْ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
فَأْتُوا۟
getirin
بِـَٔابَآئِنَآ
babalarımızı
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğrulardan

Süleyman AteşDoğru söylüyorsanız, babalarımızı getirin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأتوا بآبائنا» أحياء «إن كنتم صادقين» أنا نبعث بعد موتنا، أي نحيا.

44:37
أَهُمۡ خَيۡرٌ أَمۡ قَوۡمُ تُبَّعࣲ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ أَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ مُجۡرِمِينَ
أَهُمْ
onlar mı
خَيْرٌ
hayırlı
أَمْ
yoksa
قَوْمُ
kavmi
تُبَّعٍۢ
Tubba'
وَٱلَّذِينَ
ve
مِن
onlardan öncekiler (mi?)
قَبْلِهِمْ ۚ
before them
أَهْلَكْنَـٰهُمْ ۖ
biz onları helak ettik
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
كَانُوا۟
idiler
مُجْرِمِينَ
suç işliyorlar

Süleyman AteşOnlar mı hayırlı, yoksa Tubba' kavmi ve onlardan önce gelen(kavim)ler mi? Suç işledikleri için biz onların hepsini helak ettik

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
قال تعالى: «أهم خير أم قوم تُبَّع» هو نبي أو رجل صالح «والذين من قبلهم» من الأمم «أهلكناهم» بكفرهم، والمعنى ليسوا أقوى منهم وأهلكوا «إنهم كانوا مجرمين».

44:38
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا لَٰعِبِينَ
وَمَا
ve
خَلَقْنَا
biz yaratmadık
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَمَا
ve bulunanları
بَيْنَهُمَا
bunlar arasında
لَـٰعِبِينَ
eğlenmek için

Süleyman AteşBiz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlenmek için yaratmadık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وما خلقنا السماوات والأرض وما بينهما لاعبين» بخلق ذلك، حال.

44:39 📚 1
مَا خَلَقۡنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
مَا
onları yaratmadık
خَلَقْنَـٰهُمَآ
We created both of them
إِلَّا
dışında bir sebeple
بِٱلْحَقِّ
hikmetli bir gaye
وَلَـٰكِنَّ
fakat
أَكْثَرَهُمْ
onların çoğu
لَا
bilmiyorlar
يَعْلَمُونَ
know

Süleyman AteşOnları sadece gerçek bir sebeple, (hikmetli bir gaye ile) yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ما خلقناهما» وما بينهما «إلا بالحق» أي محقين في ذلك ليستدل به قدرتنا ووحدانيتنا وغير ذلك «ولكن أكثرهم» أي كفرا مكة «لا يعلمون».

44:40
إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ مِيقَٰتُهُمۡ أَجۡمَعِينَ
إِنَّ
şüphesiz
يَوْمَ
günü
ٱلْفَصْلِ
hüküm
مِيقَـٰتُهُمْ
varacağı gündür
أَجْمَعِينَ
hepsinin

Süleyman Ateş(Hakkın batıldan ayrılacağı) Hüküm günü, hepsinin varacağı gündür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن يوم الفصل» يوم القيامة يفصل الله فيه بين العباد «ميقاتهم أجمعين» للعذاب الدائم.

44:41
يَوۡمَ لَا يُغۡنِي مَوۡلًى عَن مَّوۡلࣰ ى شَيۡـࣰٔ ا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ
يَوْمَ
o gün
لَا
savamaz
يُغْنِى
will avail
مَوْلًى
dost
عَن
dostundan
مَّوْلًۭى
a relation
شَيْـًۭٔا
bir şey
وَلَا
ve olmaz
هُمْ
onlar
يُنصَرُونَ
yardım edilenlerden

Süleyman AteşO gün dost, dostundan bir şey savamaz. Ve onlara yardım da edilmez

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يوم لا يغني مولى عن مولى» بقرابة أو صداقة، أي لا يدفع عنه «شيئاً» من العذاب «ولا هم ينصرون» يمنعون منه، ويوم بدل من يوم الفصل.

44:42 📚 1
إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
إِلَّا
ancak hariçtir
مَن
kimseler
رَّحِمَ
acıdığı
ٱللَّهُ ۚ
Allah'ın
إِنَّهُۥ
şüphesiz O
هُوَ
O
ٱلْعَزِيزُ
üstündür
ٱلرَّحِيمُ
esirgeyendir

Süleyman AteşAncak Allah'ın acıdığı kimseler (kurtulur). Şüphesiz O, üstündür esirgeyendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا من رحم الله» وهم المؤمنون فإنه يشفع بعضهم لبعض بإذن الله «إنه هو العزيز» الغالب في انتقامه من الكفار «الرحيم» بالمؤمنين.

44:43 📚 2
إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ
إِنَّ
şüphesiz
شَجَرَتَ
ağacı
ٱلزَّقُّومِ
Zakkum

Süleyman AteşZakkum ağacı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن شجرة الزقوم» هي من أخبث الشجر المر بتهامة ينبتها الله تعالى في الجحيم.

44:44
طَعَامُ ٱلۡأَثِيمِ
طَعَامُ
yemeğidir
ٱلْأَثِيمِ
günahkarların

Süleyman AteşGünahkarların yemeğidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«طعام الأثيم» أبي جهل وأصحابه ذوي الإثم الكبير.

44:45
كَٱلۡمُهۡلِ يَغۡلِي فِي ٱلۡبُطُونِ
كَٱلْمُهْلِ
erimiş maden gibi
يَغْلِى
kaynar
فِى
karınlarda
ٱلْبُطُونِ
the bellies

Süleyman AteşPota gibi karınlarda kaynar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كالمهل» أي كدردي الزيت الأسود خبر ثان «تغلي في البطون» بالفوقانية خبر ثالث وبالتحتانية حال من المهل.

44:46
كَغَلۡيِ ٱلۡحَمِيمِ
كَغَلْىِ
kaynaması gibi
ٱلْحَمِيمِ
sıcak suyun

Süleyman AteşSıcak suyun kaynaması gibi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كغلي الحميم» الماء الشديد الحرارة.

44:47
خُذُوهُ فَٱعۡتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ
خُذُوهُ
tutun onu
فَٱعْتِلُوهُ
sürükleyin
إِلَىٰ
ortasına
سَوَآءِ
(the) midst
ٱلْجَحِيمِ
cehennemin

Süleyman Ateş(Allah, zebanilere emreder): "Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«خذوه» يقال للزبانية: خذوا الأثيم «فاعتلوه» بكسر التاء وضمها جروه بغلظة وشدة «إلى سواء الجحيم» وسط النار.

44:48
ثُمَّ صُبُّواْ فَوۡقَ رَأۡسِهِۦ مِنۡ عَذَابِ ٱلۡحَمِيمِ
ثُمَّ
sonra
صُبُّوا۟
dökün
فَوْقَ
üstüne
رَأْسِهِۦ
başının
مِنْ
azabından
عَذَابِ
(the) punishment
ٱلْحَمِيمِ
kaynar su

Süleyman AteşSonra başının üstüne kaynar su azabından dökün

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(ثم صبوا فوق رأسه من عذاب الحميم) أي من الحميم الذي لا يفارقه العذاب فهو أبلغ مما في آية "" يصب من فوق رؤوسهم الحميم "".

44:49 📚 8
ذُقۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡكَرِيمُ
ذُقْ
tad
إِنَّكَ
zira sen
أَنتَ
kendince
ٱلْعَزِيزُ
üstündün
ٱلْكَرِيمُ
şerefliydin

Süleyman AteşTad, zira sen kendince üstündün, şerefliydin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
ويقال له: «ذق» أي العذاب «إنك أنت العزيز الكريم» بزعمك وقولك ما بين جبليها أعز وأكرم مني.

44:50
إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمۡتَرُونَ
إِنَّ
şüphesiz
هَـٰذَا
o
مَا
şeydir
كُنتُم
olduğunuz
بِهِۦ
ondan
تَمْتَرُونَ
kuşkulanmış

Süleyman Ateşİşte o kuşkulanıp durduğunuz şey budur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
وقال لهم: «إن هذا» الذي ترون من العذاب «ما كنتم به تمترون» فيه تشكون.

44:51 📚 2
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينࣲ‏
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْمُتَّقِينَ
muttakiler
فِى
bir makamdadır
مَقَامٍ
a place
أَمِينٍۢ
güvenli

Süleyman AteşKorunanlar ise güvenli bir makamdadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن المتقين في مقام» مجلس «أمين» يؤمن فيه الخوف.

44:52
فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏
فِى
bahçelerde
جَنَّـٰتٍۢ
gardens
وَعُيُونٍۢ
ve çeşme başlarında

Süleyman AteşBahçelerde ve çeşme başlarında

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في جنات» بساتين «وعيون».

44:53
يَلۡبَسُونَ مِن سُندُسࣲ وَإِسۡتَبۡرَقࣲ مُّتَقَٰبِلِينَ
يَلْبَسُونَ
giysiler giyerler
مِن
ince ipekten
سُندُسٍۢ
fine silk
وَإِسْتَبْرَقٍۢ
ve parlak atlastan
مُّتَقَـٰبِلِينَ
karşılıklı otururlar

Süleyman Ateşİnce ipekten ve parlak atlastan giysiler giyerek karşılıklı otururlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يلبسون من سندس وإستبرق» أي ما رقَّ من الديباج وما غلظ منه «متقابلين» حال، أي لا ينظر بعضهم إلى قفا بعض لدوران الأسرة بهم.

44:54
كَذَٰلِكَ وَزَوَّجۡنَٰهُم بِحُورٍ عِينࣲ‏
كَذَٰلِكَ
ayrıca
وَزَوَّجْنَـٰهُم
onları evlendirmişizdir
بِحُورٍ
hurilerle
عِينٍۢ
iri gözlü

Süleyman AteşAyrıca onları, iri gözlü hurilerle de evlendirmişizdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كذلك» يقدر قبله الأمر «وزوجناهم» من التزويج أو قرناهم «بحور عين» بنساء بيض واسعات الأعين حسانها.

44:55
يَدۡعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ
يَدْعُونَ
isterler
فِيهَا
orada
بِكُلِّ
her
فَـٰكِهَةٍ
meyveyi
ءَامِنِينَ
güven içinde

Süleyman AteşOrada, güven içinde, her meyveyi isterler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يدعون» يطلبون الخدم «فيها» أي الجنة أن يأتوا «بكل فاكهة» منها «آمنين» من انقطاعها ومضرتها ومن كل مخوف حال.

44:56 📚 1
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلۡمَوۡتَ إِلَّا ٱلۡمَوۡتَةَ ٱلۡأُولَىٰۖ وَوَقَىٰهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ
لَا
tadmazlar
يَذُوقُونَ
they will taste
فِيهَا
orada
ٱلْمَوْتَ
ölüm
إِلَّا
başka
ٱلْمَوْتَةَ
ölümden
ٱلْأُولَىٰ ۖ
ilk
وَوَقَىٰهُمْ
ve onları korur
عَذَابَ
azabından
ٱلْجَحِيمِ
cehennem

Süleyman AteşOrada ilk ölümden başka ölüm tadmazlar (sürekli yaşarlar). Ve (Allah) onları cehennem azabından korumuştur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يذوقون فيها الموت إلا الموتة الأولى» أي التي في الدنيا بعد حياتهم فيها، قال بعضهم إلا بمعنى بعد «ووقاهم عذاب الجحيم».

44:57
فَضۡلࣰ ا مِّن رَّبِّكَۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ
فَضْلًۭا
bir lutuf olarak
مِّن
Rabbinden
رَّبِّكَ ۚ
your Lord
ذَٰلِكَ
işte budur
هُوَ
o
ٱلْفَوْزُ
başarı
ٱلْعَظِيمُ
büyük

Süleyman AteşRabbinden bir lutuf olarak (bu ni'metler kendilerine verilmiştir). İşte, o büyük başarı budur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فضلاً» مصدر بمعنى تفضلاً منصوب بتفضل مقدراً «من ربك ذلك هو الفوز العظيم».

44:58
فَإِنَّمَا يَسَّرۡنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ
فَإِنَّمَا
kesinlikle
يَسَّرْنَـٰهُ
biz o'nu kolaylaştırdık
بِلِسَانِكَ
senin diline
لَعَلَّهُمْ
umulur ki
يَتَذَكَّرُونَ
düşünüp öğüt alırlar

Süleyman AteşBiz o(Kur'a)nı senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فإنما يسرناه» سهلنا القرآن «بلسانك» بلغتك لتفهمه العرب منك «لعلهم يتذكرون» يتعظون فيؤمنون لكنهم لا يؤمنون.

44:59
فَٱرۡتَقِبۡ إِنَّهُم مُّرۡتَقِبُونَ
فَٱرْتَقِبْ
biraz bekle
إِنَّهُم
onlar da
مُّرْتَقِبُونَ
beklemektedirler

Süleyman AteşBiraz bekle, onlar da beklemektedirler (yakında başlarına neler geleceğini göreceklerdir)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فارتقب» انتظر هلاكهم «إنهم مرتقبون» هلاكك، وهذا قبل نزول الأمر بجهادهم.

← Önceki Sonraki →

44. Ad-Dukhaan Suresi | Anlam Arayışı