☪ Anlam Arayışı

44. Ad-Dukhaan سُورَةُ الدُّخَانِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
44:1
حمٓ

Saheeh InternationalHa, Meem

Diyanet İşleri MealiHa, Mim

Süleyman AteşHa mim

44:2
وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ

Saheeh InternationalBy the clear Book

Diyanet İşleri MealiApaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız

Süleyman AteşApaçık Kitaba andolsun ki

44:3
إِنَّآ أَنزَلۡنَٰهُ فِي لَيۡلَةࣲ مُّبَٰرَكَةٍۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ

Saheeh InternationalIndeed, We sent it down during a blessed night. Indeed, We were to warn [mankind]

Diyanet İşleri MealiApaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız

Süleyman AteşBiz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz, uyarıcıyız

44:4 📚 4
فِيهَا يُفۡرَقُ كُلُّ أَمۡرٍ حَكِيمٍ

Saheeh InternationalOn that night is made distinct every precise matter

Diyanet İşleri MealiKatımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir

Süleyman AteşHer hikmetli emir, o gecede ayırdedilir

44:5
أَمۡرࣰ ا مِّنۡ عِندِنَآۚ إِنَّا كُنَّا مُرۡسِلِينَ

Saheeh International[Every] matter [proceeding] from Us. Indeed, We were to send [a messenger]

Diyanet İşleri MealiKatımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir

Süleyman AteşKatımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz elçi göndericiyiz

44:6
رَحۡمَةࣰ مِّن رَّبِّكَۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ

Saheeh InternationalAs mercy from your Lord. Indeed, He is the Hearing, the Knowing

Diyanet İşleri MealiKatımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir

Süleyman AteşSenin Rabbinin acıması gereği olarak (gönderdiğimiz elçilere o gece emirlerimizi açıklar, vahiylerimizi bildiririz). Doğrusu O, işitendir, bilendir

44:7 📚 1
رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

Saheeh InternationalLord of the heavens and the earth and that between them, if you would be certain

Diyanet İşleri MealiKatımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir

Süleyman AteşEğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir

44:8
لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Saheeh InternationalThere is no deity except Him; He gives life and causes death. [He is] your Lord and the Lord of your first forefathers

Diyanet İşleri MealiO'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir

Süleyman AteşO'ndan başka tanrı yoktur, yaşatır, öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir

44:9 📚 2
بَلۡ هُمۡ فِي شَكࣲّ يَلۡعَبُونَ

Saheeh InternationalBut they are in doubt, amusing themselves

Diyanet İşleri MealiAma inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar

Süleyman AteşAma onlar, şüphe içinde oynuyorlar

44:10
فَٱرۡتَقِبۡ يَوۡمَ تَأۡتِي ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانࣲ مُّبِينࣲ‏

Saheeh InternationalThen watch for the Day when the sky will bring a visible smoke

Diyanet İşleri MealiGöğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır

Süleyman AteşGöğün, açık bir duman getireceği günü gözetle

44:11
يَغۡشَى ٱلنَّاسَۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏

Saheeh InternationalCovering the people; this is a painful torment

Diyanet İşleri MealiGöğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır

Süleyman Ateş(Duman) İnsanları sarar. Bu, acı bir azabdır

44:12
رَّبَّنَا ٱكۡشِفۡ عَنَّا ٱلۡعَذَابَ إِنَّا مُؤۡمِنُونَ

Saheeh International[They will say], "Our Lord, remove from us the torment; indeed, we are believers

Diyanet İşleri Mealiİnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler

Süleyman AteşRabbimiz, bizden azabı kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz derler

44:13
أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكۡرَىٰ وَقَدۡ جَآءَهُمۡ رَسُولࣱ مُّبِينࣱ‏

Saheeh InternationalHow will there be for them a reminder [at that time]? And there had come to them a clear Messenger

Diyanet İşleri MealiNerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi

Süleyman AteşArtık onlar nasıl düşünüp öğüt alacaklar (öğüt alma zamanı geçti)? Oysa kendilerine apaçık bir elçi gelmişti

44:14
ثُمَّ تَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ وَقَالُواْ مُعَلَّمࣱ مَّجۡنُونٌ

Saheeh InternationalThen they turned away from him and said, "[He was] taught [and is] a madman

Diyanet İşleri MealiNerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi

Süleyman AteşOndan yüz çevirdiler: "Bu, öğretilmiştir, cinlenmiştir" dediler

44:15
إِنَّا كَاشِفُواْ ٱلۡعَذَابِ قَلِيلًاۚ إِنَّكُمۡ عَآئِدُونَ

Saheeh InternationalIndeed, We will remove the torment for a little. Indeed, you [disbelievers] will return [to disbelief]

Diyanet İşleri MealiBiz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz

Süleyman AteşBiz sizden azabı birazcık kaldırırız ama siz yine (inkarınıza) dönersiniz

44:16
يَوۡمَ نَبۡطِشُ ٱلۡبَطۡشَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ

Saheeh InternationalThe Day We will strike with the greatest assault, indeed, We will take retribution

Diyanet İşleri MealiOnları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız

Süleyman AteşO gün büyük vuruşla vururuz; zira biz öc alıcıyız

44:17 📚 1
۞وَلَقَدۡ فَتَنَّا قَبۡلَهُمۡ قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَ وَجَآءَهُمۡ رَسُولࣱ كَرِيمٌ

Saheeh InternationalAnd We had already tried before them the people of Pharaoh, and there came to them a noble messenger

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki

Süleyman AteşAndolsun, onlardan önce Fir'avn toplumunu da (imkanlar vererek) sınadık. Onlara değerli bir elçi geldi, (şöyle diyerek)

44:18
أَنۡ أَدُّوٓاْ إِلَيَّ عِبَادَ ٱللَّهِۖ إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏

Saheeh International[Saying], "Render to me the servants of Allah. Indeed, I am to you a trustworthy messenger

Diyanet İşleri MealiEy Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

Süleyman AteşAllah'ın kullarını bana teslim edin; çünkü ben sizin için güvenilir bir elçiyim

44:19
وَأَن لَّا تَعۡلُواْ عَلَى ٱللَّهِۖ إِنِّيٓ ءَاتِيكُم بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينࣲ‏

Saheeh InternationalAnd [saying], "Be not haughty with Allah. Indeed, I have come to you with clear authority

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim

Süleyman AteşAllah'a karşı ululanmayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum

44:20
وَإِنِّي عُذۡتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمۡ أَن تَرۡجُمُونِ

Saheeh InternationalAnd indeed, I have sought refuge in my Lord and your Lord, lest you stone me

Diyanet İşleri MealiBeni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım

Süleyman AteşBen, beni taşla(yıp öldür)menizden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan(Allah)a sığındım

44:21
وَإِن لَّمۡ تُؤۡمِنُواْ لِي فَٱعۡتَزِلُونِ

Saheeh InternationalBut if you do not believe me, then leave me alone

Diyanet İşleri MealiBana inanmazsanız, başımdan çekilin

Süleyman AteşEğer bana inanmadınızsa bari ben(im yolum)dan çekilin

44:22
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوۡمࣱ مُّجۡرِمُونَ

Saheeh InternationalAnd [finally] he called to his Lord that these were a criminal people

Diyanet İşleri MealiBunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı

Süleyman AteşSonra (Musa): "Bunlar, suç işleyen bir toplumdur!" diye Rabbine du'a etti

44:23
فَأَسۡرِ بِعِبَادِي لَيۡلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

Saheeh International[Allah said], "Then set out with My servants by night. Indeed, you are to be pursued

Diyanet İşleri MealiAllah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız

Süleyman Ateş(Allah): "O halde kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü takibedileceksiniz" (dedi)

44:24
وَٱتۡرُكِ ٱلۡبَحۡرَ رَهۡوًاۖ إِنَّهُمۡ جُندࣱ مُّغۡرَقُونَ

Saheeh InternationalAnd leave the sea in stillness. Indeed, they are an army to be drowned

Diyanet İşleri MealiDenizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur

Süleyman AteşDenizi (yarıp toplumunu geçirdikten sonra olduğu gibi) açık bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur

44:25
كَمۡ تَرَكُواْ مِن جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏

Saheeh InternationalHow much they left behind of gardens and springs

Diyanet İşleri MealiOrada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı

Süleyman AteşOnlar geride nice şeyler bıraktılar: Bahçeler, çeşmeler

44:26
وَزُرُوعࣲ وَمَقَامࣲ كَرِيمࣲ‏

Saheeh InternationalAnd crops and noble sites

Diyanet İşleri MealiOrada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı

Süleyman AteşEkinler, güzel makamlar

44:27
وَنَعۡمَةࣲ كَانُواْ فِيهَا فَٰكِهِينَ

Saheeh InternationalAnd comfort wherein they were amused

Diyanet İşleri MealiOrada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı

Süleyman AteşVe zevkü sefa sürdükleri nice ni'metler

44:28
كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا قَوۡمًا ءَاخَرِينَ

Saheeh InternationalThus. And We caused to inherit it another people

Diyanet İşleri MealiBu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık

Süleyman Ateşİşte böyle oldu ve biz onları başka bir topluma miras verdik

44:29 📚 2
فَمَا بَكَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَا كَانُواْ مُنظَرِينَ

Saheeh InternationalAnd the heaven and earth wept not for them, nor were they reprieved

Diyanet İşleri MealiGök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı

Süleyman AteşOnlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi

44:30
وَلَقَدۡ نَجَّيۡنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡمُهِينِ

Saheeh InternationalAnd We certainly saved the Children of Israel from the humiliating torment

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık

Süleyman AteşAndolsun biz, İsrail oğullarını o küçültücü azabdan kurtardık

44:31
مِن فِرۡعَوۡنَۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيࣰ ا مِّنَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ

Saheeh InternationalFrom Pharaoh. Indeed, he was a haughty one among the transgressors

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık

Süleyman AteşFir'avn'dan. Çünkü o, (insanları ezip) ululanan, sınırı aşanlardan biri idi

44:32
وَلَقَدِ ٱخۡتَرۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ عِلۡمٍ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ

Saheeh InternationalAnd We certainly chose them by knowledge over [all] the worlds

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık

Süleyman AteşAndolsun biz, onları bir bilgiye göre alemlere üstün kıldık

44:33
وَءَاتَيۡنَٰهُم مِّنَ ٱلۡأٓيَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤࣱ اْ مُّبِينٌ

Saheeh InternationalAnd We gave them of signs that in which there was a clear trial

Diyanet İşleri MealiOnlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik

Süleyman AteşOnlara, içinde açık bir sınav bulunan ayetler verdik

44:34
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ

Saheeh InternationalIndeed, these [disbelievers] are saying

Diyanet İşleri MealiDoğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler

Süleyman AteşŞunlar (Kureyş kafirleri) de diyorlar ki

44:35
إِنۡ هِيَ إِلَّا مَوۡتَتُنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُنشَرِينَ

Saheeh InternationalThere is not but our first death, and we will not be resurrected

Diyanet İşleri MealiDoğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler

Süleyman Ateşİlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz

44:36
فَأۡتُواْ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ

Saheeh InternationalThen bring [back] our forefathers, if you should be truthful

Diyanet İşleri MealiDoğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler

Süleyman AteşDoğru söylüyorsanız, babalarımızı getirin

44:37
أَهُمۡ خَيۡرٌ أَمۡ قَوۡمُ تُبَّعࣲ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ أَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ مُجۡرِمِينَ

Saheeh InternationalAre they better or the people of Tubba' and those before them? We destroyed them, [for] indeed, they were criminals

Diyanet İşleri MealiBunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler

Süleyman AteşOnlar mı hayırlı, yoksa Tubba' kavmi ve onlardan önce gelen(kavim)ler mi? Suç işledikleri için biz onların hepsini helak ettik

44:38
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا لَٰعِبِينَ

Saheeh InternationalAnd We did not create the heavens and earth and that between them in play

Diyanet İşleri MealiBiz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık

Süleyman AteşBiz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlenmek için yaratmadık

44:39 📚 1
مَا خَلَقۡنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ

Saheeh InternationalWe did not create them except in truth, but most of them do not know

Diyanet İşleri MealiBiz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler

Süleyman AteşOnları sadece gerçek bir sebeple, (hikmetli bir gaye ile) yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar

44:40
إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ مِيقَٰتُهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Saheeh InternationalIndeed, the Day of Judgement is the appointed time for them all

Diyanet İşleri MealiDoğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür

Süleyman Ateş(Hakkın batıldan ayrılacağı) Hüküm günü, hepsinin varacağı gündür

44:41
يَوۡمَ لَا يُغۡنِي مَوۡلًى عَن مَّوۡلࣰ ى شَيۡـࣰٔ ا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ

Saheeh InternationalThe Day when no relation will avail a relation at all, nor will they be helped

Diyanet İşleri MealiO gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler

Süleyman AteşO gün dost, dostundan bir şey savamaz. Ve onlara yardım da edilmez

44:42 📚 1
إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Saheeh InternationalExcept those [believers] on whom Allah has mercy. Indeed, He is the Exalted in Might, the Merciful

Diyanet İşleri MealiYalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir

Süleyman AteşAncak Allah'ın acıdığı kimseler (kurtulur). Şüphesiz O, üstündür esirgeyendir

44:43 📚 2
إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ

Saheeh InternationalIndeed, the tree of zaqqum

Diyanet İşleri MealiDoğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir

Süleyman AteşZakkum ağacı

44:44
طَعَامُ ٱلۡأَثِيمِ

Saheeh InternationalIs food for the sinful

Diyanet İşleri MealiDoğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir

Süleyman AteşGünahkarların yemeğidir

44:45
كَٱلۡمُهۡلِ يَغۡلِي فِي ٱلۡبُطُونِ

Saheeh InternationalLike murky oil, it boils within bellies

Diyanet İşleri MealiDoğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir

Süleyman AteşPota gibi karınlarda kaynar

44:46
كَغَلۡيِ ٱلۡحَمِيمِ

Saheeh InternationalLike the boiling of scalding water

Diyanet İşleri MealiDoğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir

Süleyman AteşSıcak suyun kaynaması gibi

44:47
خُذُوهُ فَٱعۡتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ

Saheeh International[It will be commanded], "Seize him and drag him into the midst of the Hellfire

Diyanet İşleri MealiSuçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir

Süleyman Ateş(Allah, zebanilere emreder): "Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin

44:48
ثُمَّ صُبُّواْ فَوۡقَ رَأۡسِهِۦ مِنۡ عَذَابِ ٱلۡحَمِيمِ

Saheeh InternationalThen pour over his head from the torment of scalding water

Diyanet İşleri MealiSuçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir

Süleyman AteşSonra başının üstüne kaynar su azabından dökün

44:49 📚 8
ذُقۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡكَرِيمُ

Saheeh International[It will be said], "Taste! Indeed, you are the honored, the noble

Diyanet İşleri MealiSuçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir

Süleyman AteşTad, zira sen kendince üstündün, şerefliydin

44:50
إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمۡتَرُونَ

Saheeh InternationalIndeed, this is what you used to dispute

Diyanet İşleri MealiSuçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir

Süleyman Ateşİşte o kuşkulanıp durduğunuz şey budur

44:51 📚 2
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينࣲ‏

Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be in a secure place

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar

Süleyman AteşKorunanlar ise güvenli bir makamdadır

44:52
فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏

Saheeh InternationalWithin gardens and springs

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar

Süleyman AteşBahçelerde ve çeşme başlarında

44:53
يَلۡبَسُونَ مِن سُندُسࣲ وَإِسۡتَبۡرَقࣲ مُّتَقَٰبِلِينَ

Saheeh InternationalWearing [garments of] fine silk and brocade, facing each other

Diyanet İşleri Mealiİnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar

Süleyman Ateşİnce ipekten ve parlak atlastan giysiler giyerek karşılıklı otururlar

44:54
كَذَٰلِكَ وَزَوَّجۡنَٰهُم بِحُورٍ عِينࣲ‏

Saheeh InternationalThus. And We will marry them to fair women with large, [beautiful] eyes

Diyanet İşleri MealiBu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz

Süleyman AteşAyrıca onları, iri gözlü hurilerle de evlendirmişizdir

44:55
يَدۡعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ

Saheeh InternationalThey will call therein for every [kind of] fruit - safe and secure

Diyanet İşleri MealiOrada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler

Süleyman AteşOrada, güven içinde, her meyveyi isterler

44:56 📚 1
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلۡمَوۡتَ إِلَّا ٱلۡمَوۡتَةَ ٱلۡأُولَىٰۖ وَوَقَىٰهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ

Saheeh InternationalThey will not taste death therein except the first death, and He will have protected them from the punishment of Hellfire

Diyanet İşleri MealiOrada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur

Süleyman AteşOrada ilk ölümden başka ölüm tadmazlar (sürekli yaşarlar). Ve (Allah) onları cehennem azabından korumuştur

44:57
فَضۡلࣰ ا مِّن رَّبِّكَۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ

Saheeh InternationalAs bounty from your Lord. That is what is the great attainment

Diyanet İşleri MealiOrada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur

Süleyman AteşRabbinden bir lutuf olarak (bu ni'metler kendilerine verilmiştir). İşte, o büyük başarı budur

44:58
فَإِنَّمَا يَسَّرۡنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ

Saheeh InternationalAnd indeed, We have eased the Qur'an in your tongue that they might be reminded

Diyanet İşleri MealiBiz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler

Süleyman AteşBiz o(Kur'a)nı senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar

44:59
فَٱرۡتَقِبۡ إِنَّهُم مُّرۡتَقِبُونَ

Saheeh InternationalSo watch, [O Muhammad]; indeed, they are watching [for your end]

Diyanet İşleri MealiBiz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler

Süleyman AteşBiraz bekle, onlar da beklemektedirler (yakında başlarına neler geleceğini göreceklerdir)

← Önceki Sonraki →

44. Ad-Dukhaan Suresi | Anlam Arayışı