44. Ad-Dukhaan سُورَةُ الدُّخَانِ
Yusuf AliHa-Mim
Süleyman AteşHa mim
Diyanet İşleri MealiHa, Mim
Yusuf AliBy the Book that makes things clear
Süleyman AteşApaçık Kitaba andolsun ki
Diyanet İşleri MealiApaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız
Yusuf AliWe sent it down during a Blessed Night: for We (ever) wish to warn (against Evil)
Süleyman AteşBiz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz, uyarıcıyız
Diyanet İşleri MealiApaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız
Yusuf AliIn the (Night) is made distinct every affair of wisdom
Süleyman AteşHer hikmetli emir, o gecede ayırdedilir
Diyanet İşleri MealiKatımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir
Yusuf AliBy command, from Our Presence. For We (ever) send (revelations)
Süleyman AteşKatımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz elçi göndericiyiz
Diyanet İşleri MealiKatımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir
Yusuf AliAs Mercy from thy Lord: for He hears and knows (all things)
Süleyman AteşSenin Rabbinin acıması gereği olarak (gönderdiğimiz elçilere o gece emirlerimizi açıklar, vahiylerimizi bildiririz). Doğrusu O, işitendir, bilendir
Diyanet İşleri MealiKatımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir
Yusuf AliThe Lord of the heavens and the earth and all between them, if ye (but) have an assured faith
Süleyman AteşEğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir
Diyanet İşleri MealiKatımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir
Yusuf AliThere is no god but He: It is He Who gives life and gives death,- The Lord and Cherisher to you and your earliest ancestors
Süleyman AteşO'ndan başka tanrı yoktur, yaşatır, öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir
Diyanet İşleri MealiO'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir
Yusuf AliYet they play about in doubt
Süleyman AteşAma onlar, şüphe içinde oynuyorlar
Diyanet İşleri MealiAma inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar
Yusuf AliThen watch thou for the Day that the sky will bring forth a kind of smoke (or mist) plainly visible
Süleyman AteşGöğün, açık bir duman getireceği günü gözetle
Diyanet İşleri MealiGöğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır
Yusuf AliEnveloping the people: this will be a Penalty Grievous
Süleyman Ateş(Duman) İnsanları sarar. Bu, acı bir azabdır
Diyanet İşleri MealiGöğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır
Yusuf Ali(They will say:) "Our Lord! remove the Penalty from us, for we do really believe
Süleyman AteşRabbimiz, bizden azabı kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz derler
Diyanet İşleri Mealiİnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler
Yusuf AliHow shall the message be (effectual) for them, seeing that an Apostle explaining things clearly has (already) come to them
Süleyman AteşArtık onlar nasıl düşünüp öğüt alacaklar (öğüt alma zamanı geçti)? Oysa kendilerine apaçık bir elçi gelmişti
Diyanet İşleri MealiNerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi
Yusuf AliYet they turn away from him and say: "Tutored (by others), a man possessed
Süleyman AteşOndan yüz çevirdiler: "Bu, öğretilmiştir, cinlenmiştir" dediler
Diyanet İşleri MealiNerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi
Yusuf AliWe shall indeed remove the Penalty for a while, (but) truly ye will revert (to your ways)
Süleyman AteşBiz sizden azabı birazcık kaldırırız ama siz yine (inkarınıza) dönersiniz
Diyanet İşleri MealiBiz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz
Yusuf AliOne day We shall seize you with a mighty onslaught: We will indeed (then) exact Retribution
Süleyman AteşO gün büyük vuruşla vururuz; zira biz öc alıcıyız
Diyanet İşleri MealiOnları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız
Yusuf AliWe did, before them, try the people of Pharaoh: there came to them an apostle most honourable
Süleyman AteşAndolsun, onlardan önce Fir'avn toplumunu da (imkanlar vererek) sınadık. Onlara değerli bir elçi geldi, (şöyle diyerek)
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki
Yusuf AliSaying: "Restore to me the Servants of God: I am to you an apostle worthy of all trust
Süleyman AteşAllah'ın kullarını bana teslim edin; çünkü ben sizin için güvenilir bir elçiyim
Diyanet İşleri MealiEy Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim
Yusuf AliAnd be not arrogant as against God: for I come to you with authority manifest
Süleyman AteşAllah'a karşı ululanmayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum
Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim
Yusuf AliFor me, I have sought safety with my Lord and your Lord, against your injuring me
Süleyman AteşBen, beni taşla(yıp öldür)menizden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan(Allah)a sığındım
Diyanet İşleri MealiBeni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım
Yusuf AliIf ye believe me not, at least keep yourselves away from me
Süleyman AteşEğer bana inanmadınızsa bari ben(im yolum)dan çekilin
Diyanet İşleri MealiBana inanmazsanız, başımdan çekilin
Yusuf Ali(But they were aggressive:) then he cried to his Lord: "These are indeed a people given to sin
Süleyman AteşSonra (Musa): "Bunlar, suç işleyen bir toplumdur!" diye Rabbine du'a etti
Diyanet İşleri MealiBunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı
Yusuf Ali(The reply came:) "March forth with My Servants by night: for ye are sure to be pursued
Süleyman Ateş(Allah): "O halde kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü takibedileceksiniz" (dedi)
Diyanet İşleri MealiAllah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız
Yusuf AliAnd leave the sea as a furrow (divided): for they are a host (destined) to be drowned
Süleyman AteşDenizi (yarıp toplumunu geçirdikten sonra olduğu gibi) açık bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur
Diyanet İşleri MealiDenizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur
Yusuf AliHow many were the gardens and springs they left behind
Süleyman AteşOnlar geride nice şeyler bıraktılar: Bahçeler, çeşmeler
Diyanet İşleri MealiOrada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı
Yusuf AliAnd corn-fields and noble buildings
Süleyman AteşEkinler, güzel makamlar
Diyanet İşleri MealiOrada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı
Yusuf AliAnd wealth (and conveniences of life), wherein they had taken such delight
Süleyman AteşVe zevkü sefa sürdükleri nice ni'metler
Diyanet İşleri MealiOrada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı
Yusuf AliThus (was their end)! And We made other people inherit (those things)
Süleyman Ateşİşte böyle oldu ve biz onları başka bir topluma miras verdik
Diyanet İşleri MealiBu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık
Yusuf AliAnd neither heaven nor earth shed a tear over them: nor were they given a respite (again)
Süleyman AteşOnlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi
Diyanet İşleri MealiGök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı
Yusuf AliWe did deliver aforetime the Children of Israel from humiliating Punishment
Süleyman AteşAndolsun biz, İsrail oğullarını o küçültücü azabdan kurtardık
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık
Yusuf AliInflicted by Pharaoh, for he was arrogant (even) among inordinate transgressors
Süleyman AteşFir'avn'dan. Çünkü o, (insanları ezip) ululanan, sınırı aşanlardan biri idi
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık
Yusuf AliAnd We chose them aforetime above the nations, knowingly
Süleyman AteşAndolsun biz, onları bir bilgiye göre alemlere üstün kıldık
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık
Yusuf AliAnd granted them Signs in which there was a manifest trial
Süleyman AteşOnlara, içinde açık bir sınav bulunan ayetler verdik
Diyanet İşleri MealiOnlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik
Yusuf AliAs to these (Quraish), they say forsooth
Süleyman AteşŞunlar (Kureyş kafirleri) de diyorlar ki
Diyanet İşleri MealiDoğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler
Yusuf AliThere is nothing beyond our first death, and we shall not be raised again
Süleyman Ateşİlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz
Diyanet İşleri MealiDoğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler
Yusuf AliThen bring (back) our forefathers, if what ye say is true
Süleyman AteşDoğru söylüyorsanız, babalarımızı getirin
Diyanet İşleri MealiDoğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler
Yusuf AliWhat! Are they better than the people of Tubba and those who were before them? We destroyed them because they were guilty of sin
Süleyman AteşOnlar mı hayırlı, yoksa Tubba' kavmi ve onlardan önce gelen(kavim)ler mi? Suç işledikleri için biz onların hepsini helak ettik
Diyanet İşleri MealiBunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler
Yusuf AliWe created not the heavens, the earth, and all between them, merely in (idle) sport
Süleyman AteşBiz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlenmek için yaratmadık
Diyanet İşleri MealiBiz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık
Yusuf AliWe created them not except for just ends: but most of them do not understand
Süleyman AteşOnları sadece gerçek bir sebeple, (hikmetli bir gaye ile) yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar
Diyanet İşleri MealiBiz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler
Yusuf AliVerily the Day of sorting out is the time appointed for all of them
Süleyman Ateş(Hakkın batıldan ayrılacağı) Hüküm günü, hepsinin varacağı gündür
Diyanet İşleri MealiDoğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür
Yusuf AliThe Day when no protector can avail his client in aught, and no help can they receive
Süleyman AteşO gün dost, dostundan bir şey savamaz. Ve onlara yardım da edilmez
Diyanet İşleri MealiO gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler
Yusuf AliExcept such as receive God's Mercy: for He is Exalted in Might, Most Merciful
Süleyman AteşAncak Allah'ın acıdığı kimseler (kurtulur). Şüphesiz O, üstündür esirgeyendir
Diyanet İşleri MealiYalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir
Yusuf AliVerily the tree of Zaqqum
Süleyman AteşZakkum ağacı
Diyanet İşleri MealiDoğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir
Yusuf AliWill be the food of the Sinful
Süleyman AteşGünahkarların yemeğidir
Diyanet İşleri MealiDoğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir
Yusuf AliLike molten brass; it will boil in their insides
Süleyman AteşPota gibi karınlarda kaynar
Diyanet İşleri MealiDoğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir
Yusuf AliLike the boiling of scalding water
Süleyman AteşSıcak suyun kaynaması gibi
Diyanet İşleri MealiDoğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir
Yusuf AliA voice will cry: "Seize ye him and drag him into the midst of the Blazing Fire
Süleyman Ateş(Allah, zebanilere emreder): "Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin
Diyanet İşleri MealiSuçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir
Yusuf AliThen pour over his head the Penalty of Boiling Water
Süleyman AteşSonra başının üstüne kaynar su azabından dökün
Diyanet İşleri MealiSuçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir
Yusuf AliTaste thou (this)! Truly wast thou mighty, full of honour
Süleyman AteşTad, zira sen kendince üstündün, şerefliydin
Diyanet İşleri MealiSuçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir
Yusuf AliTruly this is what ye used to doubt
Süleyman Ateşİşte o kuşkulanıp durduğunuz şey budur
Diyanet İşleri MealiSuçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir
Yusuf AliAs to the Righteous (they will be) in a position of Security
Süleyman AteşKorunanlar ise güvenli bir makamdadır
Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar
Yusuf AliAmong Gardens and Springs
Süleyman AteşBahçelerde ve çeşme başlarında
Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar
Yusuf AliDressed in fine silk and in rich brocade, they will face each other
Süleyman Ateşİnce ipekten ve parlak atlastan giysiler giyerek karşılıklı otururlar
Diyanet İşleri Mealiİnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar
Yusuf AliSo; and We shall join them to Companions with beautiful, big, and lustrous eyes
Süleyman AteşAyrıca onları, iri gözlü hurilerle de evlendirmişizdir
Diyanet İşleri MealiBu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz
Yusuf AliThere can they call for every kind of fruit in peace and security
Süleyman AteşOrada, güven içinde, her meyveyi isterler
Diyanet İşleri MealiOrada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler
Yusuf AliNor will they there taste Death, except the first death; and He will preserve them from the Penalty of the Blazing Fire
Süleyman AteşOrada ilk ölümden başka ölüm tadmazlar (sürekli yaşarlar). Ve (Allah) onları cehennem azabından korumuştur
Diyanet İşleri MealiOrada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur
Yusuf AliAs a Bounty from thy Lord! that will be the supreme achievement
Süleyman AteşRabbinden bir lutuf olarak (bu ni'metler kendilerine verilmiştir). İşte, o büyük başarı budur
Diyanet İşleri MealiOrada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur
Yusuf AliVerily, We have made this (Qur'an) easy, in thy tongue, in order that they may give heed
Süleyman AteşBiz o(Kur'a)nı senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar
Diyanet İşleri MealiBiz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler
Yusuf AliSo wait thou and watch; for they (too) are waiting
Süleyman AteşBiraz bekle, onlar da beklemektedirler (yakında başlarına neler geleceğini göreceklerdir)
Diyanet İşleri MealiBiz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler