☪ Anlam Arayışı

44. Ad-Dukhaan سُورَةُ الدُّخَانِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
44:1
حمٓ

Diyanet İşleri MealiHa, Mim

Saheeh InternationalHa, Meem

Elmalılı Hamdi YazırHâ, mîm

Ali BulaçHa, Mim

44:2
وَٱلۡكِتَٰبِ ٱلۡمُبِينِ

Diyanet İşleri MealiApaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız

Saheeh InternationalBy the clear Book

Elmalılı Hamdi YazırO apaçık Kitab'a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız

Ali BulaçApaçık Kitab'a andolsun

44:3
إِنَّآ أَنزَلۡنَٰهُ فِي لَيۡلَةࣲ مُّبَٰرَكَةٍۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ

Diyanet İşleri MealiApaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız

Saheeh InternationalIndeed, We sent it down during a blessed night. Indeed, We were to warn [mankind]

Elmalılı Hamdi YazırO apaçık Kitab'a andolsun ki biz onu gerçekten mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz onunla insanları uyarmaktayız

Ali BulaçGerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten Biz uyaranlarız

44:4 📚 4
فِيهَا يُفۡرَقُ كُلُّ أَمۡرٍ حَكِيمٍ

Diyanet İşleri MealiKatımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir

Saheeh InternationalOn that night is made distinct every precise matter

Elmalılı Hamdi YazırO gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir

Ali BulaçKi onda (o gecede) her hikmetli iş ayrılır

44:5
أَمۡرࣰ ا مِّنۡ عِندِنَآۚ إِنَّا كُنَّا مُرۡسِلِينَ

Diyanet İşleri MealiKatımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir

Saheeh International[Every] matter [proceeding] from Us. Indeed, We were to send [a messenger]

Elmalılı Hamdi YazırO gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir

Ali BulaçKatımız'dan bir emir ile; doğrusu Biz, (insanlara elçi) gönderenleriz

44:6
رَحۡمَةࣰ مِّن رَّبِّكَۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ

Diyanet İşleri MealiKatımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir

Saheeh InternationalAs mercy from your Lord. Indeed, He is the Hearing, the Knowing

Elmalılı Hamdi YazırO gecede her hikmetli iş tarafımızdan bir emirle ayrılır. Gerçekten biz Rabbin tarafından bir rahmet olarak peygamberler göndeririz. Şüphesiz ki O, herşeyi işitir ve bilir

Ali BulaçRabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir

44:7 📚 1
رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا بَيۡنَهُمَآۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

Diyanet İşleri MealiKatımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir

Saheeh InternationalLord of the heavens and the earth and that between them, if you would be certain

Elmalılı Hamdi YazırSiz eğer kesin olarak inanıyorsanız, iyi bilin ki Allah göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir

Ali BulaçEğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir

44:8
لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحۡيِۦ وَيُمِيتُۖ رَبُّكُمۡ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلۡأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri MealiO'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir

Saheeh InternationalThere is no deity except Him; He gives life and causes death. [He is] your Lord and the Lord of your first forefathers

Elmalılı Hamdi YazırOndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hem yaşatır, hem öldürür. O sizin de Rabbiniz, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir

Ali BulaçO'ndan başka İlah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir

44:9 📚 2
بَلۡ هُمۡ فِي شَكࣲّ يَلۡعَبُونَ

Diyanet İşleri MealiAma inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar

Saheeh InternationalBut they are in doubt, amusing themselves

Elmalılı Hamdi YazırFakat kâfirler bir şüphe içinde oynayıp eğleniyorlar

Ali BulaçHayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp-oyalanıyorlar

44:10
فَٱرۡتَقِبۡ يَوۡمَ تَأۡتِي ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانࣲ مُّبِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiGöğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır

Saheeh InternationalThen watch for the Day when the sky will bring a visible smoke

Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azabdır

Ali BulaçÖyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle

44:11
يَغۡشَى ٱلنَّاسَۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمࣱ‏

Diyanet İşleri MealiGöğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır

Saheeh InternationalCovering the people; this is a painful torment

Elmalılı Hamdi YazırEy Muhammed! Şimdi sen göğün, insanları bürüyecek açık bir duman getireceği günü gözetle. Bu acı bir azabdır

Ali Bulaç(Bu duman) insanları sarıp-kuşatıverir. İşte bu, acı bir azaptır

44:12
رَّبَّنَا ٱكۡشِفۡ عَنَّا ٱلۡعَذَابَ إِنَّا مُؤۡمِنُونَ

Diyanet İşleri Mealiİnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler

Saheeh International[They will say], "Our Lord, remove from us the torment; indeed, we are believers

Elmalılı Hamdi YazırO gün insanlar: "Ey Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Artık biz inanıyoruz" derler

Ali BulaçRabbimiz, azabı üstümüzden açıp-gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz

44:13
أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكۡرَىٰ وَقَدۡ جَآءَهُمۡ رَسُولࣱ مُّبِينࣱ‏

Diyanet İşleri MealiNerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi

Saheeh InternationalHow will there be for them a reminder [at that time]? And there had come to them a clear Messenger

Elmalılı Hamdi YazırOnlar için bunu düşünüp öğüt almak nerede? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir de peygamber gelmişti

Ali BulaçOnlar için öğüt alıp-düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti

44:14
ثُمَّ تَوَلَّوۡاْ عَنۡهُ وَقَالُواْ مُعَلَّمࣱ مَّجۡنُونٌ

Diyanet İşleri MealiNerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi

Saheeh InternationalThen they turned away from him and said, "[He was] taught [and is] a madman

Elmalılı Hamdi YazırSonra onlar, o peygamberden yüz çevirdiler ve: "Bu öğretilmiş bir delidir." dediler

Ali BulaçSonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir

44:15
إِنَّا كَاشِفُواْ ٱلۡعَذَابِ قَلِيلًاۚ إِنَّكُمۡ عَآئِدُونَ

Diyanet İşleri MealiBiz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz

Saheeh InternationalIndeed, We will remove the torment for a little. Indeed, you [disbelievers] will return [to disbelief]

Elmalılı Hamdi YazırBiz o azabı sizden birazcık kaldırırız. Ama siz mutlaka eski halinize dönersiniz

Ali BulaçBiz sizden bu azabı biraz açıp-gidereceğiz; (ama yine) dönecek olanlarsınız siz

44:16
يَوۡمَ نَبۡطِشُ ٱلۡبَطۡشَةَ ٱلۡكُبۡرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ

Diyanet İşleri MealiOnları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız

Saheeh InternationalThe Day We will strike with the greatest assault, indeed, We will take retribution

Elmalılı Hamdi YazırBiz o büyük şiddetle çarptığımız gün mutlaka intikamımızı alırız

Ali BulaçBüyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette Biz intikam alacağız

44:17 📚 1
۞وَلَقَدۡ فَتَنَّا قَبۡلَهُمۡ قَوۡمَ فِرۡعَوۡنَ وَجَآءَهُمۡ رَسُولࣱ كَرِيمٌ

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki

Saheeh InternationalAnd We had already tried before them the people of Pharaoh, and there came to them a noble messenger

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki, biz onlardan önce Firavun kavmini de denemiştik. Onlara çok kıymetli bir peygamber gelmişti

Ali BulaçAndolsun, Biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti

44:18
أَنۡ أَدُّوٓاْ إِلَيَّ عِبَادَ ٱللَّهِۖ إِنِّي لَكُمۡ رَسُولٌ أَمِينࣱ‏

Diyanet İşleri MealiEy Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim

Saheeh International[Saying], "Render to me the servants of Allah. Indeed, I am to you a trustworthy messenger

Elmalılı Hamdi YazırO peygamber onlara şöyle demişti: "Esaretiniz altındaki Allah'ın kullarını bana teslim edin. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim

Ali BulaçAllah'ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim" (demişti)

44:19
وَأَن لَّا تَعۡلُواْ عَلَى ٱللَّهِۖ إِنِّيٓ ءَاتِيكُم بِسُلۡطَٰنࣲ مُّبِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim

Saheeh InternationalAnd [saying], "Be not haughty with Allah. Indeed, I have come to you with clear authority

Elmalılı Hamdi YazırAllah'a karşı üstünlük taslamayın. Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum

Ali BulaçAllah'a karşı büyüklenmeyin; şüphesiz size apaçık, bir delil getiriyorum

44:20
وَإِنِّي عُذۡتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمۡ أَن تَرۡجُمُونِ

Diyanet İşleri MealiBeni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım

Saheeh InternationalAnd indeed, I have sought refuge in my Lord and your Lord, lest you stone me

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten ben, beni taşlamanızdan dolayı benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım

Ali BulaçVe doğrusu ben, sizin taşa tutmanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)a sığındım

44:21
وَإِن لَّمۡ تُؤۡمِنُواْ لِي فَٱعۡتَزِلُونِ

Diyanet İşleri MealiBana inanmazsanız, başımdan çekilin

Saheeh InternationalBut if you do not believe me, then leave me alone

Elmalılı Hamdi YazırEğer siz bana iman etmezseniz hemen yanımdan uzaklaşın

Ali BulaçEğer bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup-ayrılın

44:22
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوۡمࣱ مُّجۡرِمُونَ

Diyanet İşleri MealiBunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı

Saheeh InternationalAnd [finally] he called to his Lord that these were a criminal people

Elmalılı Hamdi YazırMusa: "Şüphesiz ki bunlar suçlu bir kavimdir." diyerek yardım etmesi için Rabbine yalvardı

Ali BulaçSonunda Rabbine: "Gerçekten bunlar, suçlu-günahkar bir kavimdirler" diye dua etti

44:23
فَأَسۡرِ بِعِبَادِي لَيۡلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

Diyanet İşleri MealiAllah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız

Saheeh International[Allah said], "Then set out with My servants by night. Indeed, you are to be pursued

Elmalılı Hamdi YazırAllah buyurdu ki: "Kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü siz takib edileceksiniz

Ali Bulaç(Allah da:) "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi)

44:24
وَٱتۡرُكِ ٱلۡبَحۡرَ رَهۡوًاۖ إِنَّهُمۡ جُندࣱ مُّغۡرَقُونَ

Diyanet İşleri MealiDenizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur

Saheeh InternationalAnd leave the sea in stillness. Indeed, they are an army to be drowned

Elmalılı Hamdi YazırKarşıya geçince denizi olduğu gibi açık bırak. Çünkü onlar suda boğulacak bir ordudur

Ali BulaçDenizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur

44:25
كَمۡ تَرَكُواْ مِن جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOrada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı

Saheeh InternationalHow much they left behind of gardens and springs

Elmalılı Hamdi YazırOnlar neler bırakmışlardı, ne bahçeler, ne pınarlar

Ali BulaçOnlar nice bahçeler ve pınarlar terk etmişlerdi

44:26
وَزُرُوعࣲ وَمَقَامࣲ كَرِيمࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOrada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı

Saheeh InternationalAnd crops and noble sites

Elmalılı Hamdi YazırNe ekinler, ne güzel kaynaklar

Ali Bulaç(Nice) Ekinler, güzel konaklar

44:27
وَنَعۡمَةࣲ كَانُواْ فِيهَا فَٰكِهِينَ

Diyanet İşleri MealiOrada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı

Saheeh InternationalAnd comfort wherein they were amused

Elmalılı Hamdi YazırVe içinde eğlenip durdukları nice nimetler ve refah

Ali BulaçVe içlerinde 'sevinç ve mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler

44:28
كَذَٰلِكَۖ وَأَوۡرَثۡنَٰهَا قَوۡمًا ءَاخَرِينَ

Diyanet İşleri MealiBu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık

Saheeh InternationalThus. And We caused to inherit it another people

Elmalılı Hamdi Yazırİşte böylece biz onları başka bir kavme miras bıraktık

Ali Bulaçİşte böyle; Biz bunları başka bir kavme miras olarak verdik

44:29 📚 2
فَمَا بَكَتۡ عَلَيۡهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلۡأَرۡضُ وَمَا كَانُواْ مُنظَرِينَ

Diyanet İşleri MealiGök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı

Saheeh InternationalAnd the heaven and earth wept not for them, nor were they reprieved

Elmalılı Hamdi YazırGök ve yer onların üzerine ağlamadı. Onlara mühlet de verilmedi

Ali BulaçOnlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi

44:30
وَلَقَدۡ نَجَّيۡنَا بَنِيٓ إِسۡرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلۡعَذَابِ ٱلۡمُهِينِ

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık

Saheeh InternationalAnd We certainly saved the Children of Israel from the humiliating torment

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azabdan kurtardık

Ali BulaçAndolsun, Biz İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan kurtardık

44:31
مِن فِرۡعَوۡنَۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيࣰ ا مِّنَ ٱلۡمُسۡرِفِينَ

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık

Saheeh InternationalFrom Pharaoh. Indeed, he was a haughty one among the transgressors

Elmalılı Hamdi YazırFiravun'dan da kurtardık çünkü o üstünlük taslayıp haddi aşan bir zorbaydı

Ali BulaçFiravun'dan. Çünkü, o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi

44:32
وَلَقَدِ ٱخۡتَرۡنَٰهُمۡ عَلَىٰ عِلۡمٍ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık

Saheeh InternationalAnd We certainly chose them by knowledge over [all] the worlds

Elmalılı Hamdi YazırAndolsun ki biz onları bilerek o zamanki alemlere üstün kıldık

Ali BulaçAndolsun, Biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık

44:33
وَءَاتَيۡنَٰهُم مِّنَ ٱلۡأٓيَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤࣱ اْ مُّبِينٌ

Diyanet İşleri MealiOnlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik

Saheeh InternationalAnd We gave them of signs that in which there was a clear trial

Elmalılı Hamdi YazırBiz onlara içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik

Ali BulaçVe onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik

44:34
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler

Saheeh InternationalIndeed, these [disbelievers] are saying

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten şu kâfirler diyorlar ki

Ali BulaçMuhakkak, bunlar da diyorlar ki

44:35
إِنۡ هِيَ إِلَّا مَوۡتَتُنَا ٱلۡأُولَىٰ وَمَا نَحۡنُ بِمُنشَرِينَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler

Saheeh InternationalThere is not but our first death, and we will not be resurrected

Elmalılı Hamdi YazırBizim ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz tekrar diriltilecek değiliz

Ali Bulaç(Bütün herşey) Bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip-kaldırılacak değiliz

44:36
فَأۡتُواْ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler

Saheeh InternationalThen bring [back] our forefathers, if you should be truthful

Elmalılı Hamdi YazırEğer siz doğru söyleyen kimselerseniz babalarınızı bize getirin

Ali BulaçEğer doğru sözlüyseniz, şu halde atalarımızı getirin bakalım

44:37
أَهُمۡ خَيۡرٌ أَمۡ قَوۡمُ تُبَّعࣲ وَٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِمۡ أَهۡلَكۡنَٰهُمۡۚ إِنَّهُمۡ كَانُواْ مُجۡرِمِينَ

Diyanet İşleri MealiBunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler

Saheeh InternationalAre they better or the people of Tubba' and those before them? We destroyed them, [for] indeed, they were criminals

Elmalılı Hamdi YazırOnlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tükba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Biz onların hepsini de helak ettik. Çünkü onlar suçluydular

Ali BulaçOnlar mı hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma uğrattık. Çünkü onlar, suçlu-günahkardı

44:38
وَمَا خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا لَٰعِبِينَ

Diyanet İşleri MealiBiz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık

Saheeh InternationalAnd We did not create the heavens and earth and that between them in play

Elmalılı Hamdi YazırBiz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık

Ali BulaçBiz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye yaratmadık

44:39 📚 1
مَا خَلَقۡنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلۡحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ

Diyanet İşleri MealiBiz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler

Saheeh InternationalWe did not create them except in truth, but most of them do not know

Elmalılı Hamdi YazırBiz onları hak ve hikmetle yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler

Ali BulaçBiz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler

44:40
إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ مِيقَٰتُهُمۡ أَجۡمَعِينَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür

Saheeh InternationalIndeed, the Day of Judgement is the appointed time for them all

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki hakkı batıldan ayırd etme günü onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür

Ali BulaçŞüphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma günü, hepsinin (hesaba çekilecekleri) vakitleridir

44:41
يَوۡمَ لَا يُغۡنِي مَوۡلًى عَن مَّوۡلࣰ ى شَيۡـࣰٔ ا وَلَا هُمۡ يُنصَرُونَ

Diyanet İşleri MealiO gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler

Saheeh InternationalThe Day when no relation will avail a relation at all, nor will they be helped

Elmalılı Hamdi YazırO gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Onlara yardım da edilmez

Ali BulaçO gün, bir dost dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez

44:42 📚 1
إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Diyanet İşleri MealiYalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir

Saheeh InternationalExcept those [believers] on whom Allah has mercy. Indeed, He is the Exalted in Might, the Merciful

Elmalılı Hamdi YazırAncak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, çok merhamet edicidir

Ali BulaçAncak Allah'ın rahmet ettiği başka. Şüphesiz O, üstün ve güçlü olandır, esirgeyendir

44:43 📚 2
إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir

Saheeh InternationalIndeed, the tree of zaqqum

Elmalılı Hamdi YazırGerçekten zakkum ağacı

Ali BulaçDoğrusu, o zakkum ağacı

44:44
طَعَامُ ٱلۡأَثِيمِ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir

Saheeh InternationalIs food for the sinful

Elmalılı Hamdi YazırGünahkârların yemeğidir

Ali BulaçGünahkar olanın yemeğidir

44:45
كَٱلۡمُهۡلِ يَغۡلِي فِي ٱلۡبُطُونِ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir

Saheeh InternationalLike murky oil, it boils within bellies

Elmalılı Hamdi YazırO pota gibi karınlarda kaynar

Ali BulaçPota gibi; karınlarda kaynar-durur

44:46
كَغَلۡيِ ٱلۡحَمِيمِ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir

Saheeh InternationalLike the boiling of scalding water

Elmalılı Hamdi YazırO, kızgın bir sıvının kaynaması gibidir

Ali BulaçKaynar-suyun kaynaması gibi

44:47
خُذُوهُ فَٱعۡتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلۡجَحِيمِ

Diyanet İşleri MealiSuçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir

Saheeh International[It will be commanded], "Seize him and drag him into the midst of the Hellfire

Elmalılı Hamdi YazırAllah meleklere şöyle emreder. "Şunu tutun da Cehennem'in ortasına sürükleyin

Ali BulaçOnu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin

44:48
ثُمَّ صُبُّواْ فَوۡقَ رَأۡسِهِۦ مِنۡ عَذَابِ ٱلۡحَمِيمِ

Diyanet İşleri MealiSuçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir

Saheeh InternationalThen pour over his head from the torment of scalding water

Elmalılı Hamdi YazırSonra onun başının üstüne kaynar su azabından dökün

Ali BulaçSonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün

44:49 📚 8
ذُقۡ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡكَرِيمُ

Diyanet İşleri MealiSuçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir

Saheeh International[It will be said], "Taste! Indeed, you are the honored, the noble

Elmalılı Hamdi YazırOna şöyle denir! "Tat bakalım azabı! hani sen kendine göre çok güçlü ve çok üstündün

Ali Bulaç(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun

44:50
إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمۡتَرُونَ

Diyanet İşleri MealiSuçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir

Saheeh InternationalIndeed, this is what you used to dispute

Elmalılı Hamdi Yazırİşte sizin inkâr edip durduğunuz şey budur

Ali BulaçGerçekten bu, sizin kuşkuya kapıldığınız şeydir

44:51 📚 2
إِنَّ ٱلۡمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar

Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be in a secure place

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz ki kötülükten sakınanlar güvenli bir makamdadırlar

Ali BulaçMuttakilere gelince; muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar

44:52
فِي جَنَّٰتࣲ وَعُيُونࣲ‏

Diyanet İşleri MealiAllah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar

Saheeh InternationalWithin gardens and springs

Elmalılı Hamdi YazırBahçelerde ve pınar başlarındadırlar

Ali BulaçCennetlerde ve pınarlarda

44:53
يَلۡبَسُونَ مِن سُندُسࣲ وَإِسۡتَبۡرَقࣲ مُّتَقَٰبِلِينَ

Diyanet İşleri Mealiİnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar

Saheeh InternationalWearing [garments of] fine silk and brocade, facing each other

Elmalılı Hamdi YazırOnlar ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyerek karşılıklı olarak otururlar

Ali BulaçHafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar)

44:54
كَذَٰلِكَ وَزَوَّجۡنَٰهُم بِحُورٍ عِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiBu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz

Saheeh InternationalThus. And We will marry them to fair women with large, [beautiful] eyes

Elmalılı Hamdi Yazırİşte böyle, biz onları ayrıca iri siyah gözlü hurilerle evlendiririz

Ali Bulaçİşte böyle; ve Biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir

44:55
يَدۡعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ

Diyanet İşleri MealiOrada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler

Saheeh InternationalThey will call therein for every [kind of] fruit - safe and secure

Elmalılı Hamdi YazırOnlar orada güven içinde her çeşit meyveyi isteyebilirler

Ali BulaçOrda, güvenlik içinde her türlü meyveyi istiyorlar

44:56 📚 1
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلۡمَوۡتَ إِلَّا ٱلۡمَوۡتَةَ ٱلۡأُولَىٰۖ وَوَقَىٰهُمۡ عَذَابَ ٱلۡجَحِيمِ

Diyanet İşleri MealiOrada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur

Saheeh InternationalThey will not taste death therein except the first death, and He will have protected them from the punishment of Hellfire

Elmalılı Hamdi YazırOnlar orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur

Ali BulaçOrda, ilk ölümün dışında başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur

44:57
فَضۡلࣰ ا مِّن رَّبِّكَۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلۡفَوۡزُ ٱلۡعَظِيمُ

Diyanet İşleri MealiOrada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur

Saheeh InternationalAs bounty from your Lord. That is what is the great attainment

Elmalılı Hamdi Yazır(Bunların hepsi) Rabbinden bir lütuf olarak (verilmiştir.) İşte büyük kurtuluş budur

Ali BulaçSenin Rabbinden, bir fazl ve (lütuf) olarak. İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş' budur

44:58
فَإِنَّمَا يَسَّرۡنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمۡ يَتَذَكَّرُونَ

Diyanet İşleri MealiBiz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler

Saheeh InternationalAnd indeed, We have eased the Qur'an in your tongue that they might be reminded

Elmalılı Hamdi YazırBiz Kur'ân'ı senin dilinle indirip kolaylaştırdık. Umulur ki onlar öğüt alırlar

Ali BulaçBelki onlar öğüt alıp-düşünürler diye, Biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık

44:59
فَٱرۡتَقِبۡ إِنَّهُم مُّرۡتَقِبُونَ

Diyanet İşleri MealiBiz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler

Saheeh InternationalSo watch, [O Muhammad]; indeed, they are watching [for your end]

Elmalılı Hamdi YazırArtık sen onların başlarına gelecekleri bekle: Çünkü onlar da bekleyip durmaktadırlar

Ali BulaçÖyleyse sen gözleyip-bekle; elbette onlar da gözleyip-bekliyorlar

← Önceki Sonraki →

44. Ad-Dukhaan Suresi | Anlam Arayışı