☪ Anlam Arayışı

44. Ad-Dukhaan سُورَةُ الدُّخَانِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri

● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf

Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
44:1
حمٓ

Süleyman AteşHa mim

Saheeh InternationalHa, Meem

Ali BulaçHa, Mim

44:2
وَٱلْكِتَـٰبِ ٱلْمُبِينِ

Süleyman AteşApaçık Kitaba andolsun ki

Saheeh InternationalBy the clear Book

Ali BulaçApaçık Kitab'a andolsun

44:3
إِنَّآ أَنزَلْنَـٰهُ فِى لَيْلَةٍ مُّبَـٰرَكَةٍ‌ۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ

Süleyman AteşBiz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz, uyarıcıyız

Saheeh InternationalIndeed, We sent it down during a blessed night. Indeed, We were to warn [mankind]

Ali BulaçGerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten Biz uyaranlarız

44:4 📚 4
فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ

Süleyman AteşHer hikmetli emir, o gecede ayırdedilir

Saheeh InternationalOn that night is made distinct every precise matter

Ali BulaçKi onda (o gecede) her hikmetli iş ayrılır

44:5
أَمْرًا مِّنْ عِندِنَآ‌ۚ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ

Süleyman AteşKatımızdan (verilen her) emir. Çünkü biz elçi göndericiyiz

Saheeh International[Every] matter [proceeding] from Us. Indeed, We were to send [a messenger]

Ali BulaçKatımız'dan bir emir ile; doğrusu Biz, (insanlara elçi) gönderenleriz

44:6
رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ‌ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

Süleyman AteşSenin Rabbinin acıması gereği olarak (gönderdiğimiz elçilere o gece emirlerimizi açıklar, vahiylerimizi bildiririz). Doğrusu O, işitendir, bilendir

Saheeh InternationalAs mercy from your Lord. Indeed, He is the Hearing, the Knowing

Ali BulaçRabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir

44:7 📚 1
رَبِّ ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ‌ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ

Süleyman AteşEğer kesin olarak inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir

Saheeh InternationalLord of the heavens and the earth and that between them, if you would be certain

Ali BulaçEğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir

44:8
لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ‌ۖ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

Süleyman AteşO'ndan başka tanrı yoktur, yaşatır, öldürür. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir

Saheeh InternationalThere is no deity except Him; He gives life and causes death. [He is] your Lord and the Lord of your first forefathers

Ali BulaçO'ndan başka İlah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir

44:9 📚 2
بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ يَلْعَبُونَ

Süleyman AteşAma onlar, şüphe içinde oynuyorlar

Saheeh InternationalBut they are in doubt, amusing themselves

Ali BulaçHayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp-oyalanıyorlar

44:10
فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍ مُّبِينٍ

Süleyman AteşGöğün, açık bir duman getireceği günü gözetle

Saheeh InternationalThen watch for the Day when the sky will bring a visible smoke

Ali BulaçÖyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle

44:11
يَغْشَى ٱلنَّاسَ‌ۖ هَـٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ

Süleyman Ateş(Duman) İnsanları sarar. Bu, acı bir azabdır

Saheeh InternationalCovering the people; this is a painful torment

Ali Bulaç(Bu duman) insanları sarıp-kuşatıverir. İşte bu, acı bir azaptır

44:12
رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ

Süleyman AteşRabbimiz, bizden azabı kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz derler

Saheeh International[They will say], "Our Lord, remove from us the torment; indeed, we are believers

Ali BulaçRabbimiz, azabı üstümüzden açıp-gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz

44:13
أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌ مُّبِينٌ

Süleyman AteşArtık onlar nasıl düşünüp öğüt alacaklar (öğüt alma zamanı geçti)? Oysa kendilerine apaçık bir elçi gelmişti

Saheeh InternationalHow will there be for them a reminder [at that time]? And there had come to them a clear Messenger

Ali BulaçOnlar için öğüt alıp-düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti

44:14
ثُمَّ تَوَلَّوْاْ عَنْهُ وَقَالُواْ مُعَلَّمٌ مَّجْنُونٌ

Süleyman AteşOndan yüz çevirdiler: "Bu, öğretilmiştir, cinlenmiştir" dediler

Saheeh InternationalThen they turned away from him and said, "[He was] taught [and is] a madman

Ali BulaçSonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir

44:15
إِنَّا كَاشِفُواْ ٱلْعَذَابِ قَلِيلاً‌ۚ إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ

Süleyman AteşBiz sizden azabı birazcık kaldırırız ama siz yine (inkarınıza) dönersiniz

Saheeh InternationalIndeed, We will remove the torment for a little. Indeed, you [disbelievers] will return [to disbelief]

Ali BulaçBiz sizden bu azabı biraz açıp-gidereceğiz; (ama yine) dönecek olanlarsınız siz

44:16
يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ

Süleyman AteşO gün büyük vuruşla vururuz; zira biz öc alıcıyız

Saheeh InternationalThe Day We will strike with the greatest assault, indeed, We will take retribution

Ali BulaçBüyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette Biz intikam alacağız

44:17 📚 1
۞ وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ

Süleyman AteşAndolsun, onlardan önce Fir'avn toplumunu da (imkanlar vererek) sınadık. Onlara değerli bir elçi geldi, (şöyle diyerek)

Saheeh InternationalAnd We had already tried before them the people of Pharaoh, and there came to them a noble messenger

Ali BulaçAndolsun, Biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti

44:18
أَنْ أَدُّوٓاْ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ‌ۖ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

Süleyman AteşAllah'ın kullarını bana teslim edin; çünkü ben sizin için güvenilir bir elçiyim

Saheeh International[Saying], "Render to me the servants of Allah. Indeed, I am to you a trustworthy messenger

Ali BulaçAllah'ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim" (demişti)

44:19
وَأَن لَّا تَعْلُواْ عَلَى ٱللَّهِ‌ۖ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ

Süleyman AteşAllah'a karşı ululanmayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum

Saheeh InternationalAnd [saying], "Be not haughty with Allah. Indeed, I have come to you with clear authority

Ali BulaçAllah'a karşı büyüklenmeyin; şüphesiz size apaçık, bir delil getiriyorum

44:20
وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ

Süleyman AteşBen, beni taşla(yıp öldür)menizden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan(Allah)a sığındım

Saheeh InternationalAnd indeed, I have sought refuge in my Lord and your Lord, lest you stone me

Ali BulaçVe doğrusu ben, sizin taşa tutmanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)a sığındım

44:21
وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُواْ لِى فَٱعْتَزِلُونِ

Süleyman AteşEğer bana inanmadınızsa bari ben(im yolum)dan çekilin

Saheeh InternationalBut if you do not believe me, then leave me alone

Ali BulaçEğer bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup-ayrılın

44:22
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ مُّجْرِمُونَ

Süleyman AteşSonra (Musa): "Bunlar, suç işleyen bir toplumdur!" diye Rabbine du'a etti

Saheeh InternationalAnd [finally] he called to his Lord that these were a criminal people

Ali BulaçSonunda Rabbine: "Gerçekten bunlar, suçlu-günahkar bir kavimdirler" diye dua etti

44:23
فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلاً إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

Süleyman Ateş(Allah): "O halde kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü takibedileceksiniz" (dedi)

Saheeh International[Allah said], "Then set out with My servants by night. Indeed, you are to be pursued

Ali Bulaç(Allah da:) "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi)

44:24
وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا‌ۖ إِنَّهُمْ جُندٌ مُّغْرَقُونَ

Süleyman AteşDenizi (yarıp toplumunu geçirdikten sonra olduğu gibi) açık bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur

Saheeh InternationalAnd leave the sea in stillness. Indeed, they are an army to be drowned

Ali BulaçDenizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur

44:25
كَمْ تَرَكُواْ مِن جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

Süleyman AteşOnlar geride nice şeyler bıraktılar: Bahçeler, çeşmeler

Saheeh InternationalHow much they left behind of gardens and springs

Ali BulaçOnlar nice bahçeler ve pınarlar terk etmişlerdi

44:26
وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ

Süleyman AteşEkinler, güzel makamlar

Saheeh InternationalAnd crops and noble sites

Ali Bulaç(Nice) Ekinler, güzel konaklar

44:27
وَنَعْمَةٍ كَانُواْ فِيهَا فَـٰكِهِينَ

Süleyman AteşVe zevkü sefa sürdükleri nice ni'metler

Saheeh InternationalAnd comfort wherein they were amused

Ali BulaçVe içlerinde 'sevinç ve mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler

44:28
كَذَٲلِكَ‌ۖ وَأَوْرَثْنَـٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ

Süleyman Ateşİşte böyle oldu ve biz onları başka bir topluma miras verdik

Saheeh InternationalThus. And We caused to inherit it another people

Ali Bulaçİşte böyle; Biz bunları başka bir kavme miras olarak verdik

44:29 📚 2
فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُواْ مُنظَرِينَ

Süleyman AteşOnlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi

Saheeh InternationalAnd the heaven and earth wept not for them, nor were they reprieved

Ali BulaçOnlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi

44:30
وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٲٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ

Süleyman AteşAndolsun biz, İsrail oğullarını o küçültücü azabdan kurtardık

Saheeh InternationalAnd We certainly saved the Children of Israel from the humiliating torment

Ali BulaçAndolsun, Biz İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan kurtardık

44:31
مِن فِرْعَوْنَ‌ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ

Süleyman AteşFir'avn'dan. Çünkü o, (insanları ezip) ululanan, sınırı aşanlardan biri idi

Saheeh InternationalFrom Pharaoh. Indeed, he was a haughty one among the transgressors

Ali BulaçFiravun'dan. Çünkü, o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi

44:32
وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَـٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَـٰلَمِينَ

Süleyman AteşAndolsun biz, onları bir bilgiye göre alemlere üstün kıldık

Saheeh InternationalAnd We certainly chose them by knowledge over [all] the worlds

Ali BulaçAndolsun, Biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık

44:33
وَءَاتَيْنَـٰهُم مِّنَ ٱلْأَيَـٰتِ مَا فِيهِ بَلَـٰٓؤٌاْ مُّبِينٌ

Süleyman AteşOnlara, içinde açık bir sınav bulunan ayetler verdik

Saheeh InternationalAnd We gave them of signs that in which there was a clear trial

Ali BulaçVe onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik

44:34
إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ

Süleyman AteşŞunlar (Kureyş kafirleri) de diyorlar ki

Saheeh InternationalIndeed, these [disbelievers] are saying

Ali BulaçMuhakkak, bunlar da diyorlar ki

44:35
إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ

Süleyman Ateşİlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz

Saheeh InternationalThere is not but our first death, and we will not be resurrected

Ali Bulaç(Bütün herşey) Bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip-kaldırılacak değiliz

44:36
فَأْتُواْ بِـَٔـابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ

Süleyman AteşDoğru söylüyorsanız, babalarımızı getirin

Saheeh InternationalThen bring [back] our forefathers, if you should be truthful

Ali BulaçEğer doğru sözlüyseniz, şu halde atalarımızı getirin bakalım

44:37
أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ‌ۚ أَهْلَكْنَـٰهُمْ‌ۖ إِنَّهُمْ كَانُواْ مُجْرِمِينَ

Süleyman AteşOnlar mı hayırlı, yoksa Tubba' kavmi ve onlardan önce gelen(kavim)ler mi? Suç işledikleri için biz onların hepsini helak ettik

Saheeh InternationalAre they better or the people of Tubba' and those before them? We destroyed them, [for] indeed, they were criminals

Ali BulaçOnlar mı hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma uğrattık. Çünkü onlar, suçlu-günahkardı

44:38
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَـٰعِبِينَ

Süleyman AteşBiz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlenmek için yaratmadık

Saheeh InternationalAnd We did not create the heavens and earth and that between them in play

Ali BulaçBiz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye yaratmadık

44:39 📚 1
مَا خَلَقْنَـٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

Süleyman AteşOnları sadece gerçek bir sebeple, (hikmetli bir gaye ile) yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar

Saheeh InternationalWe did not create them except in truth, but most of them do not know

Ali BulaçBiz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler

44:40
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَـٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ

Süleyman Ateş(Hakkın batıldan ayrılacağı) Hüküm günü, hepsinin varacağı gündür

Saheeh InternationalIndeed, the Day of Judgement is the appointed time for them all

Ali BulaçŞüphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma günü, hepsinin (hesaba çekilecekleri) vakitleridir

44:41
يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًى شَيْــًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

Süleyman AteşO gün dost, dostundan bir şey savamaz. Ve onlara yardım da edilmez

Saheeh InternationalThe Day when no relation will avail a relation at all, nor will they be helped

Ali BulaçO gün, bir dost dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez

44:42 📚 1
إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ‌ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ

Süleyman AteşAncak Allah'ın acıdığı kimseler (kurtulur). Şüphesiz O, üstündür esirgeyendir

Saheeh InternationalExcept those [believers] on whom Allah has mercy. Indeed, He is the Exalted in Might, the Merciful

Ali BulaçAncak Allah'ın rahmet ettiği başka. Şüphesiz O, üstün ve güçlü olandır, esirgeyendir

44:43 📚 2
إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ

Süleyman AteşZakkum ağacı

Saheeh InternationalIndeed, the tree of zaqqum

Ali BulaçDoğrusu, o zakkum ağacı

44:44
طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ

Süleyman AteşGünahkarların yemeğidir

Saheeh InternationalIs food for the sinful

Ali BulaçGünahkar olanın yemeğidir

44:45
كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ

Süleyman AteşPota gibi karınlarda kaynar

Saheeh InternationalLike murky oil, it boils within bellies

Ali BulaçPota gibi; karınlarda kaynar-durur

44:46
كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ

Süleyman AteşSıcak suyun kaynaması gibi

Saheeh InternationalLike the boiling of scalding water

Ali BulaçKaynar-suyun kaynaması gibi

44:47
خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

Süleyman Ateş(Allah, zebanilere emreder): "Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin

Saheeh International[It will be commanded], "Seize him and drag him into the midst of the Hellfire

Ali BulaçOnu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin

44:48
ثُمَّ صُبُّواْ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ

Süleyman AteşSonra başının üstüne kaynar su azabından dökün

Saheeh InternationalThen pour over his head from the torment of scalding water

Ali BulaçSonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün

44:49 📚 8
ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ

Süleyman AteşTad, zira sen kendince üstündün, şerefliydin

Saheeh International[It will be said], "Taste! Indeed, you are the honored, the noble

Ali Bulaç(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun

44:50
إِنَّ هَـٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ

Süleyman Ateşİşte o kuşkulanıp durduğunuz şey budur

Saheeh InternationalIndeed, this is what you used to dispute

Ali BulaçGerçekten bu, sizin kuşkuya kapıldığınız şeydir

44:51 📚 2
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍ

Süleyman AteşKorunanlar ise güvenli bir makamdadır

Saheeh InternationalIndeed, the righteous will be in a secure place

Ali BulaçMuttakilere gelince; muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar

44:52
فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

Süleyman AteşBahçelerde ve çeşme başlarında

Saheeh InternationalWithin gardens and springs

Ali BulaçCennetlerde ve pınarlarda

44:53
يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ

Süleyman Ateşİnce ipekten ve parlak atlastan giysiler giyerek karşılıklı otururlar

Saheeh InternationalWearing [garments of] fine silk and brocade, facing each other

Ali BulaçHafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar)

44:54
كَذَٲلِكَ وَزَوَّجْنَـٰهُم بِحُورٍ عِينٍ

Süleyman AteşAyrıca onları, iri gözlü hurilerle de evlendirmişizdir

Saheeh InternationalThus. And We will marry them to fair women with large, [beautiful] eyes

Ali Bulaçİşte böyle; ve Biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir

44:55
يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَـٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ

Süleyman AteşOrada, güven içinde, her meyveyi isterler

Saheeh InternationalThey will call therein for every [kind of] fruit - safe and secure

Ali BulaçOrda, güvenlik içinde her türlü meyveyi istiyorlar

44:56 📚 1
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ‌ۖ وَوَقَـٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ

Süleyman AteşOrada ilk ölümden başka ölüm tadmazlar (sürekli yaşarlar). Ve (Allah) onları cehennem azabından korumuştur

Saheeh InternationalThey will not taste death therein except the first death, and He will have protected them from the punishment of Hellfire

Ali BulaçOrda, ilk ölümün dışında başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur

44:57
فَضْلاً مِّن رَّبِّكَ‌ۚ ذَٲلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

Süleyman AteşRabbinden bir lutuf olarak (bu ni'metler kendilerine verilmiştir). İşte, o büyük başarı budur

Saheeh InternationalAs bounty from your Lord. That is what is the great attainment

Ali BulaçSenin Rabbinden, bir fazl ve (lütuf) olarak. İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş' budur

44:58
فَإِنَّمَا يَسَّرْنَـٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

Süleyman AteşBiz o(Kur'a)nı senin diline kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar

Saheeh InternationalAnd indeed, We have eased the Qur'an in your tongue that they might be reminded

Ali BulaçBelki onlar öğüt alıp-düşünürler diye, Biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık

44:59
فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ

Süleyman AteşBiraz bekle, onlar da beklemektedirler (yakında başlarına neler geleceğini göreceklerdir)

Saheeh InternationalSo watch, [O Muhammad]; indeed, they are watching [for your end]

Ali BulaçÖyleyse sen gözleyip-bekle; elbette onlar da gözleyip-bekliyorlar

← Önceki Sonraki →

44. Ad-Dukhaan Suresi | Anlam Arayışı