☪ Anlam Arayışı

48. Al-Fath سُورَةُ الفَتۡحِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
48:1
إِنَّا فَتَحۡنَا لَكَ فَتۡحࣰ ا مُّبِينࣰ ا
إِنَّا
elbette biz
فَتَحْنَا
açtık (fetih verdik)
لَكَ
sana
فَتْحًۭا
bir fetih
مُّبِينًۭا
apaçık

Saheeh InternationalIndeed, We have given you, [O Muhammad], a clear conquest

Ali BulaçŞüphesiz, Biz sana apaçık bir fetih verdik

48:2 📚 31
لِّيَغۡفِرَ لَكَ ٱللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنۢبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعۡمَتَهُۥ عَلَيۡكَ وَيَهۡدِيَكَ صِرَٰطࣰ ا مُّسۡتَقِيمࣰ ا
لِّيَغْفِرَ
ki bağışlasın (diye)
لَكَ
senin
ٱللَّهُ
Allah
مَا
ne varsa
تَقَدَّمَ
geçmiş
مِن
günahlarından
ذَنۢبِكَ
your sins
وَمَا
ve ne varsa
تَأَخَّرَ
gelecek (günahlarından)
وَيُتِمَّ
ve tamamlasın (diye)
نِعْمَتَهُۥ
ni'metini
عَلَيْكَ
sana olan
وَيَهْدِيَكَ
ve seni iletsin (diye)
صِرَٰطًۭا
bir yola
مُّسْتَقِيمًۭا
doğru

Saheeh InternationalThat Allah may forgive for you what preceded of your sin and what will follow and complete His favor upon you and guide you to a straight path

Ali BulaçÖyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin

48:3
وَيَنصُرَكَ ٱللَّهُ نَصۡرًا عَزِيزًا
وَيَنصُرَكَ
ve sana yardım etsin (diye)
ٱللَّهُ
Allah
نَصْرًا
bir yardımla (zaferle)
عَزِيزًا
şanlı

Saheeh InternationalAnd [that] Allah may aid you with a mighty victory

Ali BulaçVe Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin

48:4 📚 5
هُوَ ٱلَّذِيٓ أَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ فِي قُلُوبِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ لِيَزۡدَادُوٓاْ إِيمَٰنࣰ ا مَّعَ إِيمَٰنِهِمۡۗ وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمࣰ ا
هُوَ
O
ٱلَّذِىٓ
ki
أَنزَلَ
indirendir
ٱلسَّكِينَةَ
huzur
فِى
kalblerine
قُلُوبِ
(the) hearts
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlerin
لِيَزْدَادُوٓا۟
artırmak için
إِيمَـٰنًۭا
imanlarını
مَّعَ
beraber
إِيمَـٰنِهِمْ ۗ
imanlarıyla
وَلِلَّهِ
Allah'ındır
جُنُودُ
askerleri
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerin
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
عَلِيمًا
bilendir
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Saheeh InternationalIt is He who sent down tranquillity into the hearts of the believers that they would increase in faith along with their [present] faith. And to Allah belong the soldiers of the heavens and the earth, and ever is Allah Knowing and Wise

Ali BulaçMü'minlerin kalplerine, imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, 'güven duygusu ve huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır: Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir

48:5
لِّيُدۡخِلَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَيُكَفِّرَ عَنۡهُمۡ سَيِّـَٔاتِهِمۡۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عِندَ ٱللَّهِ فَوۡزًا عَظِيمࣰ ا
لِّيُدْخِلَ
soksun diye
ٱلْمُؤْمِنِينَ
inanan erkekleri
وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ
ve inanan kadınları
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altlarından
تَحْتِهَا
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ
ırmaklar
خَـٰلِدِينَ
ebedi kalacakları
فِيهَا
içinde
وَيُكَفِّرَ
ve örtsün diye
عَنْهُمْ
onların
سَيِّـَٔاتِهِمْ ۚ
kötülüklerini
وَكَانَ
ve (gerçekten)
ذَٰلِكَ
bu
عِندَ
katında
ٱللَّهِ
Allah
فَوْزًا
bir başarıdır
عَظِيمًۭا
büyük

Saheeh International[And] that He may admit the believing men and the believing women to gardens beneath which rivers flow to abide therein eternally and remove from them their misdeeds - and ever is that, in the sight of Allah, a great attainment

Ali Bulaç(Bütün bunlar,) Mü'min erkekleri ve mü'min kadınları, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve kötülüklerini örtüp-bağışlaması içindir. İşte bu, Allah Katında 'büyük kurtuluş ve mutluluk’tur

48:6
وَيُعَذِّبَ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ وَٱلۡمُنَٰفِقَٰتِ وَٱلۡمُشۡرِكِينَ وَٱلۡمُشۡرِكَٰتِ ٱلظَّآنِّينَ بِٱللَّهِ ظَنَّ ٱلسَّوۡءِۚ عَلَيۡهِمۡ دَآئِرَةُ ٱلسَّوۡءِۖ وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيۡهِمۡ وَلَعَنَهُمۡ وَأَعَدَّ لَهُمۡ جَهَنَّمَۖ وَسَآءَتۡ مَصِيرࣰ ا
وَيُعَذِّبَ
ve azabetsin diye
ٱلْمُنَـٰفِقِينَ
münafık erkeklere
وَٱلْمُنَـٰفِقَـٰتِ
ve münafık kadınlara
وَٱلْمُشْرِكِينَ
ve ortak koşan erkeklere
وَٱلْمُشْرِكَـٰتِ
ve ortak koşan kadınlara
ٱلظَّآنِّينَ
zanda bulunan
بِٱللَّهِ
Allah hakkında
ظَنَّ
zan ile
ٱلسَّوْءِ ۚ
kötü
عَلَيْهِمْ
başlarına gelsin!
دَآئِرَةُ
çemberi (olaylar)
ٱلسَّوْءِ ۖ
kötülük
وَغَضِبَ
gazab etmiştir
ٱللَّهُ
Allah
عَلَيْهِمْ
onlara
وَلَعَنَهُمْ
ve onları la'netlemiştir
وَأَعَدَّ
ve hazırlamıştır
لَهُمْ
onlara
جَهَنَّمَ ۖ
cehennemi
وَسَآءَتْ
ve orası ne kötü
مَصِيرًۭا
bir varılacak yerdir

Saheeh InternationalAnd [that] He may punish the hypocrite men and hypocrite women, and the polytheist men and polytheist women - those who assume about Allah an assumption of evil nature. Upon them is a misfortune of evil nature; and Allah has become angry with them and has cursed them and prepared for them Hell, and evil it is as a destination

Ali BulaçBir de; kötü bir zan ile zanda bulunan münafık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları azaplandırması için. O kötülük çemberi, tepelerine insin. Allah, onlara karşı gazablanmış, onları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları yer ne kötüdür

48:7
وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
وَلِلَّهِ
Allah'ındır
جُنُودُ
askerleri
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerin
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
عَزِيزًا
azizdir
حَكِيمًا
hakimdir

Saheeh InternationalAnd to Allah belong the soldiers of the heavens and the earth. And ever is Allah Exalted in Might and Wise

Ali BulaçGöklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

48:8
إِنَّآ أَرۡسَلۡنَٰكَ شَٰهِدࣰ ا وَمُبَشِّرࣰ ا وَنَذِيرࣰ ا
إِنَّآ
elbette biz
أَرْسَلْنَـٰكَ
seni gönderdik
شَـٰهِدًۭا
şahid
وَمُبَشِّرًۭا
ve müjdeleyici
وَنَذِيرًۭا
ve uyarıcı

Saheeh InternationalIndeed, We have sent you as a witness and a bringer of good tidings and a warner

Ali BulaçŞüphesiz, Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik

48:9
لِّتُؤۡمِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُۚ وَتُسَبِّحُوهُ بُكۡرَةࣰ وَأَصِيلًا
لِّتُؤْمِنُوا۟
ki inanasınız
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ
ve Resulüne
وَتُعَزِّرُوهُ
O'nu destekleyesiniz
وَتُوَقِّرُوهُ
Ona saygı gösteresiniz
وَتُسَبِّحُوهُ
ve O'nu tesbih edesiniz
بُكْرَةًۭ
sabah
وَأَصِيلًا
ve akşam

Saheeh InternationalThat you [people] may believe in Allah and His Messenger and honor him and respect the Prophet and exalt Allah morning and afternoon

Ali BulaçKi Allah'a ve Resûlü’ne iman etmeniz, O’nu savunup-desteklemeniz, O’nu en içten bir saygıyla-yüceltmeniz ve sabah akşam O'nu (Allah'ı) tesbih etmeniz için

48:10 📚 7
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ ٱللَّهَ يَدُ ٱللَّهِ فَوۡقَ أَيۡدِيهِمۡۚ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَىٰ نَفۡسِهِۦۖ وَمَنۡ أَوۡفَىٰ بِمَا عَٰهَدَ عَلَيۡهُ ٱللَّهَ فَسَيُؤۡتِيهِ أَجۡرًا عَظِيمࣰ ا
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يُبَايِعُونَكَ
sana bi'at eden(ler)
إِنَّمَا
gerçekte
يُبَايِعُونَ
bi'at etmektedirler
ٱللَّهَ
Allah'a
يَدُ
eli
ٱللَّهِ
Allah'ın
فَوْقَ
üzerindedir
أَيْدِيهِمْ ۚ
onların ellerinin
فَمَن
o halde kim
نَّكَثَ
ahdini bozarsa
فَإِنَّمَا
şüphesiz
يَنكُثُ
bozmuş olur
عَلَىٰ
aleyhine
نَفْسِهِۦ ۖ
kendi
وَمَنْ
ve kim
أَوْفَىٰ
tutarsa
بِمَا
verdiği sözü
عَـٰهَدَ
he has covenanted
عَلَيْهُ
O'na
ٱللَّهَ
Allah
فَسَيُؤْتِيهِ
ona verecektir
أَجْرًا
bir mükafat
عَظِيمًۭا
büyük

Saheeh InternationalIndeed, those who pledge allegiance to you, [O Muhammad] - they are actually pledging allegiance to Allah. The hand of Allah is over their hands. So he who breaks his word only breaks it to the detriment of himself. And he who fulfills that which he has promised Allah - He will give him a great reward

Ali BulaçŞüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Şu halde, kim ahdini bozarsa, artık o, ancak kendi aleyhine ahdini bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahdine vefa gösterirse, artık O da, ona büyük bir ecir verecektir

48:11
سَيَقُولُ لَكَ ٱلۡمُخَلَّفُونَ مِنَ ٱلۡأَعۡرَابِ شَغَلَتۡنَآ أَمۡوَٰلُنَا وَأَهۡلُونَا فَٱسۡتَغۡفِرۡ لَنَاۚ يَقُولُونَ بِأَلۡسِنَتِهِم مَّا لَيۡسَ فِي قُلُوبِهِمۡۚ قُلۡ فَمَن يَمۡلِكُ لَكُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيۡـًٔا إِنۡ أَرَادَ بِكُمۡ ضَرًّا أَوۡ أَرَادَ بِكُمۡ نَفۡعَۢاۚ بَلۡ كَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ خَبِيرَۢا
سَيَقُولُ
diyecekler ki
لَكَ
sana
ٱلْمُخَلَّفُونَ
geri bırakılanlar
مِنَ
Araplardan
ٱلْأَعْرَابِ
the Bedouins
شَغَلَتْنَآ
bizi alıkoydu
أَمْوَٰلُنَا
mallarımız
وَأَهْلُونَا
ve çocuklarımız
فَٱسْتَغْفِرْ
mağfiret dile
لَنَا ۚ
bizim için
يَقُولُونَ
onlar söylüyorlar
بِأَلْسِنَتِهِم
dilleriyle
مَّا
bir şeyi
لَيْسَ
olmayan
فِى
kalblerinde
قُلُوبِهِمْ ۚ
their hearts
قُلْ
de ki
فَمَن
kim?
يَمْلِكُ
engel olabilir
لَكُم
sizin için
مِّنَ
karşı
ٱللَّهِ
Allah'a
شَيْـًٔا
herhangi bir şeyle
إِنْ
eğer
أَرَادَ
istese
بِكُمْ
size
ضَرًّا
bir zarar vermek
أَوْ
yahut
أَرَادَ
istese
بِكُمْ
size
نَفْعًۢا ۚ
bir yarar vermek
بَلْ
hayır
كَانَ
Allah
ٱللَّهُ
Allah
بِمَا
olduklarınızı
تَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)
خَبِيرًۢا
haber almaktadır

Saheeh InternationalThose who remained behind of the bedouins will say to you, "Our properties and our families occupied us, so ask forgiveness for us." They say with their tongues what is not within their hearts. Say, "Then who could prevent Allah at all if He intended for you harm or intended for you benefit? Rather, ever is Allah, with what you do, Acquainted

Ali BulaçBedevilerden geride bırakılanlar, sana diyecekler ki: "Bizi mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti. Bundan dolayı bizim için mağfiret dile." Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar. De ki: "Şimdi Allah, size bir zarar isteyecek ya da bir yarar dileyecek olsa, sizin için Allah'a karşı kim herhangi bir şeyle güç yetirebilir? Hayır, Allah yaptıklarınızı haber alandır

48:12 📚 1
بَلۡ ظَنَنتُمۡ أَن لَّن يَنقَلِبَ ٱلرَّسُولُ وَٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِلَىٰٓ أَهۡلِيهِمۡ أَبَدࣰ ا وَزُيِّنَ ذَٰلِكَ فِي قُلُوبِكُمۡ وَظَنَنتُمۡ ظَنَّ ٱلسَّوۡءِ وَكُنتُمۡ قَوۡمَۢا بُورࣰ ا
بَلْ
herhalde
ظَنَنتُمْ
siz sandınız
أَن
ki
لَّن
dönmeyecekler
يَنقَلِبَ
return
ٱلرَّسُولُ
elçi
وَٱلْمُؤْمِنُونَ
ve mü'minler
إِلَىٰٓ
ailelerine
أَهْلِيهِمْ
their families
أَبَدًۭا
bir daha asla
وَزُيِّنَ
ve süslendirildi
ذَٰلِكَ
bu
فِى
gönüllerinizde
قُلُوبِكُمْ
your hearts
وَظَنَنتُمْ
ve zanda bulundunuz
ظَنَّ
bir zan ile
ٱلسَّوْءِ
kötü
وَكُنتُمْ
ve oldunuz
قَوْمًۢا
bir topluluk
بُورًۭا
helaki hak etmiş

Saheeh InternationalBut you thought that the Messenger and the believers would never return to their families, ever, and that was made pleasing in your hearts. And you assumed an assumption of evil and became a people ruined

Ali BulaçHayır, siz Peygamberin ve mü'minlerin, ailelerine ebedi olarak bir daha dönmeyeceklerini zannettiniz; bu, kalplerinizde çekici kılındı ve kötü bir zan ile zanda bulundunuz da, yıkıma uğramış bir topluluk oldunuz

48:13
وَمَن لَّمۡ يُؤۡمِنۢ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ فَإِنَّآ أَعۡتَدۡنَا لِلۡكَٰفِرِينَ سَعِيرࣰ ا
وَمَن
ve kim
لَّمْ
inanmazsa
يُؤْمِنۢ
(has) not believed
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ
ve Elçisine
فَإِنَّآ
bilsin ki biz
أَعْتَدْنَا
hazırlamışızdır
لِلْكَـٰفِرِينَ
kafirler için
سَعِيرًۭا
alevli bir ateş

Saheeh InternationalAnd whoever has not believed in Allah and His Messenger - then indeed, We have prepared for the disbelievers a Blaze

Ali BulaçKim Allah'a ve Resûlü’ne iman etmezse, (bilsin ki) gerçekten Biz, kafirler için çılgınca yanan bir ateş hazırlamışızdır

48:14 📚 6
وَلِلَّهِ مُلۡكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ يَغۡفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورࣰ ا رَّحِيمࣰ ا
وَلِلَّهِ
ve Allah'ındır
مُلْكُ
mülkü
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerin
يَغْفِرُ
bağışlar
لِمَن
kimseyi
يَشَآءُ
dilediği
وَيُعَذِّبُ
ve azab eder
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۚ
dilediği
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
غَفُورًۭا
bağışlayandır
رَّحِيمًۭا
esirgeyendir

Saheeh InternationalAnd to Allah belongs the dominion of the heavens and the earth. He forgives whom He wills and punishes whom He wills. And ever is Allah Forgiving and Merciful

Ali BulaçGöklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; dilediğine mağfiret eder, dilediğini azaplandırır. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir

48:15
سَيَقُولُ ٱلۡمُخَلَّفُونَ إِذَا ٱنطَلَقۡتُمۡ إِلَىٰ مَغَانِمَ لِتَأۡخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعۡكُمۡۖ يُرِيدُونَ أَن يُبَدِّلُواْ كَلَٰمَ ٱللَّهِۚ قُل لَّن تَتَّبِعُونَا كَذَٰلِكُمۡ قَالَ ٱللَّهُ مِن قَبۡلُۖ فَسَيَقُولُونَ بَلۡ تَحۡسُدُونَنَاۚ بَلۡ كَانُواْ لَا يَفۡقَهُونَ إِلَّا قَلِيلࣰ ا
سَيَقُولُ
diyecekler
ٱلْمُخَلَّفُونَ
geri bırakılanlar
إِذَا
zaman
ٱنطَلَقْتُمْ
gittiğiniz
إِلَىٰ
ganimetlere
مَغَانِمَ
(the) spoils of war
لِتَأْخُذُوهَا
onları almak için
ذَرُونَا
bizi bırakın
نَتَّبِعْكُمْ ۖ
sizinle beraber gelelim
يُرِيدُونَ
onlar istiyorlar
أَن
değiştirmek
يُبَدِّلُوا۟
change
كَلَـٰمَ
sözünü
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
قُل
de ki
لَّن
asla
تَتَّبِعُونَا
siz bizimle gelemezsiniz
كَذَٰلِكُمْ
böyle
قَالَ
buyurdu
ٱللَّهُ
Allah
مِن
önceden
قَبْلُ ۖ
before
فَسَيَقُولُونَ
onlar diyecekler
بَلْ
hayır
تَحْسُدُونَنَا ۚ
bizi çekemiyorsunuz
بَلْ
hayır
كَانُوا۟
onlar
لَا
anlamazlar
يَفْقَهُونَ
understanding
إِلَّا
dışında
قَلِيلًۭا
pek azı

Saheeh InternationalThose who remained behind will say when you set out toward the war booty to take it, "Let us follow you." They wish to change the words of Allah. Say, "Never will you follow us. Thus did Allah say before." So they will say, "Rather, you envy us." But [in fact] they were not understanding except a little

Ali Bulaç(Savaştan) Geride bırakılanlar, siz ganimetleri almaya gittiğiniz zaman diyeceklerdir ki: "Bizi bırakın da sizi izleyelim." Onlar, Allah'ın kelamını değiştirmek istiyorlar. De ki: "Siz, kesin olarak bizim izimizden gelemezsiniz. Allah, daha evvel böyle buyurdu." Bunun üzerine: "Hayır, bizi kıskanıyorsunuz" diyecekler. Hayır, onlar pek az anlayan kimselerdir

48:16
قُل لِّلۡمُخَلَّفِينَ مِنَ ٱلۡأَعۡرَابِ سَتُدۡعَوۡنَ إِلَىٰ قَوۡمٍ أُوْلِي بَأۡسࣲ شَدِيدࣲ تُقَٰتِلُونَهُمۡ أَوۡ يُسۡلِمُونَۖ فَإِن تُطِيعُواْ يُؤۡتِكُمُ ٱللَّهُ أَجۡرًا حَسَنࣰ اۖ وَإِن تَتَوَلَّوۡاْ كَمَا تَوَلَّيۡتُم مِّن قَبۡلُ يُعَذِّبۡكُمۡ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا
قُل
de ki
لِّلْمُخَلَّفِينَ
geride kalanlara
مِنَ
dan
ٱلْأَعْرَابِ
the Bedouins
سَتُدْعَوْنَ
siz yakında da'vet edileceksiniz
إِلَىٰ
karşı
قَوْمٍ
bir kavme
أُو۟لِى
sahibi
بَأْسٍۢ
güç
شَدِيدٍۢ
çok kuvvetli
تُقَـٰتِلُونَهُمْ
onlarla savaşırsınız
أَوْ
yahut
يُسْلِمُونَ ۖ
(onlar) müslüman olurlar
فَإِن
eğer
تُطِيعُوا۟
ita'at ederseniz
يُؤْتِكُمُ
size verir
ٱللَّهُ
Allah
أَجْرًا
bir mükafat
حَسَنًۭا ۖ
güzel
وَإِن
ve eğer
تَتَوَلَّوْا۟
dönerseniz
كَمَا
gibi
تَوَلَّيْتُم
döndüğünüz
مِّن
önceden
قَبْلُ
before
يُعَذِّبْكُمْ
size azabeder
عَذَابًا
bir azapla
أَلِيمًۭا
acıklı

Saheeh InternationalSay to those who remained behind of the bedouins, "You will be called to [face] a people of great military might; you may fight them, or they will submit. So if you obey, Allah will give you a good reward; but if you turn away as you turned away before, He will punish you with a painful punishment

Ali BulaçBedevilerden geride bırakılanlara de ki: "Siz yakında zorlu savaşçı olan bir kavme çağrılacaksınız; onlarla (ya) savaşırsınız ya da (onlar) Müslüman olurlar. Bu durumda eğer itaat ederseniz, Allah, size güzel bir ecir verir; eğer bundan önce sırt çevirdiğiniz gibi (yine) sırt çevirirseniz, sizi acı bir azap ile azaplandırır

48:17 📚 1
لَّيۡسَ عَلَى ٱلۡأَعۡمَىٰ حَرَجࣱ وَلَا عَلَى ٱلۡأَعۡرَجِ حَرَجࣱ وَلَا عَلَى ٱلۡمَرِيضِ حَرَجࣱۗ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ يُدۡخِلۡهُ جَنَّٰتࣲ تَجۡرِي مِن تَحۡتِهَا ٱلۡأَنۡهَٰرُۖ وَمَن يَتَوَلَّ يُعَذِّبۡهُ عَذَابًا أَلِيمࣰ ا
لَّيْسَ
yoktur
عَلَى
köre
ٱلْأَعْمَىٰ
the blind
حَرَجٌۭ
güçlük
وَلَا
ve yoktur
عَلَى
topala
ٱلْأَعْرَجِ
the lame
حَرَجٌۭ
güçlük
وَلَا
ve yoktur
عَلَى
hastaya
ٱلْمَرِيضِ
the sick
حَرَجٌۭ ۗ
güçlük
وَمَن
ve kim
يُطِعِ
ita'at ederse
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine;
يُدْخِلْهُ
onu sokar
جَنَّـٰتٍۢ
cennetlere
تَجْرِى
akan
مِن
altından
تَحْتِهَا
underneath them
ٱلْأَنْهَـٰرُ ۖ
ırmaklar
وَمَن
ve kim
يَتَوَلَّ
yüz çevirirse
يُعَذِّبْهُ
onu azablandırır
عَذَابًا
bir azaba
أَلِيمًۭا
acıklı

Saheeh InternationalThere is not upon the blind any guilt or upon the lame any guilt or upon the ill any guilt [for remaining behind]. And whoever obeys Allah and His Messenger - He will admit him to gardens beneath which rivers flow; but whoever turns away - He will punish him with a painful punishment

Ali BulaçKör olana güçlük (sorumluluk) yoktur, topal olana güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü’ne itaat ederse, (Allah) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de sırt çevirirse, onu acı bir azap ile azaplandırır

48:18 📚 2
۞لَّقَدۡ رَضِيَ ٱللَّهُ عَنِ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ إِذۡ يُبَايِعُونَكَ تَحۡتَ ٱلشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمۡ فَأَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ عَلَيۡهِمۡ وَأَثَٰبَهُمۡ فَتۡحࣰ ا قَرِيبࣰ ا
۞ لَّقَدْ
andolsun
رَضِىَ
razı olmuştur
ٱللَّهُ
Allah
عَنِ
mü'minlerden
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
إِذْ
zaman
يُبَايِعُونَكَ
sana bi'at ettikleri
تَحْتَ
altında
ٱلشَّجَرَةِ
ağacın
فَعَلِمَ
bildi
مَا
olanı
فِى
onların kalplerinde
قُلُوبِهِمْ
their hearts
فَأَنزَلَ
ve indirdi
ٱلسَّكِينَةَ
huzur ve güven
عَلَيْهِمْ
onların üzerine
وَأَثَـٰبَهُمْ
ve onlara verdi
فَتْحًۭا
bir fetih
قَرِيبًۭا
yakın

Saheeh InternationalCertainly was Allah pleased with the believers when they pledged allegiance to you, [O Muhammad], under the tree, and He knew what was in their hearts, so He sent down tranquillity upon them and rewarded them with an imminent conquest

Ali BulaçAndolsun, Allah, sana o ağacın altında biat ederlerken mü'minlerden razı olmuştur, kalplerinde olanı bilmiş ve böylece üzerlerine 'güven duygusu ve huzur' indirmiştir ve onlara yakın bir fethi sevap (karşılık) olarak vermiştir

48:19
وَمَغَانِمَ كَثِيرَةࣰ يَأۡخُذُونَهَاۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمࣰ ا
وَمَغَانِمَ
ve ganimetler (bahşeyledi)
كَثِيرَةًۭ
birçok
يَأْخُذُونَهَا ۗ
alacakları
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
عَزِيزًا
üstündür
حَكِيمًۭا
hüküm ve hikmet sahibidir

Saheeh InternationalAnd much war booty which they will take. And ever is Allah Exalted in Might and Wise

Ali BulaçVe alacakları birçok ganimetleri de. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir

48:20
وَعَدَكُمُ ٱللَّهُ مَغَانِمَ كَثِيرَةࣰ تَأۡخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمۡ هَٰذِهِۦ وَكَفَّ أَيۡدِيَ ٱلنَّاسِ عَنكُمۡ وَلِتَكُونَ ءَايَةࣰ لِّلۡمُؤۡمِنِينَ وَيَهۡدِيَكُمۡ صِرَٰطࣰ ا مُّسۡتَقِيمࣰ ا
وَعَدَكُمُ
size va'detti
ٱللَّهُ
Allah
مَغَانِمَ
ganimetler
كَثِيرَةًۭ
birçok
تَأْخُذُونَهَا
elde edeceğiniz
فَعَجَّلَ
şimdilik verdi
لَكُمْ
size
هَـٰذِهِۦ
bunu (Hudeybiye Barışı)
وَكَفَّ
ve çekti
أَيْدِىَ
ellerini
ٱلنَّاسِ
insanların
عَنكُمْ
sizden
وَلِتَكُونَ
olsun diye
ءَايَةًۭ
bir ibret
لِّلْمُؤْمِنِينَ
inananlara
وَيَهْدِيَكُمْ
ve sizi iletsin diye
صِرَٰطًۭا
yola
مُّسْتَقِيمًۭا
dosdoğru

Saheeh InternationalAllah has promised you much booty that you will take [in the future] and has hastened for you this [victory] and withheld the hands of people from you - that it may be a sign for the believers and [that] He may guide you to a straight path

Ali BulaçAllah, alacağınız daha birçok ganimetleri size va'detti, bunu size hemencecik verdi ve insanların ellerini sizden çekti ki, (bu,) mü'minler için bir ayet olsun ve sizi dosdoğru bir yola yöneltsin

48:21
وَأُخۡرَىٰ لَمۡ تَقۡدِرُواْ عَلَيۡهَا قَدۡ أَحَاطَ ٱللَّهُ بِهَاۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءࣲ قَدِيرࣰ ا
وَأُخْرَىٰ
ve başka (şeyler)
لَمْ
henüz ele geçiremediniz
تَقْدِرُوا۟
you had power
عَلَيْهَا
onları
قَدْ
fakat
أَحَاطَ
kuşatmıştır
ٱللَّهُ
Allah
بِهَا ۚ
onları
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
عَلَىٰ
üzerine
كُلِّ
her
شَىْءٍۢ
şey
قَدِيرًۭا
kadirdir

Saheeh InternationalAnd [He promises] other [victories] that you were [so far] unable to [realize] which Allah has already encompassed. And ever is Allah, over all things, competent

Ali BulaçVe (daha) başka (nice nimetler de, ki,) siz henüz onlara güç yetirmiş değilsiniz; (ama) gerçekten Allah, onları kuşatmıştır. Allah, herşeye güç yetirendir

48:22
وَلَوۡ قَٰتَلَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لَوَلَّوُاْ ٱلۡأَدۡبَٰرَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيࣰّ ا وَلَا نَصِيرࣰ ا
وَلَوْ
ve eğer
قَـٰتَلَكُمُ
sizinle savaşsalardı
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
لَوَلَّوُا۟
dön(üp kaç)arlardı
ٱلْأَدْبَـٰرَ
arkalarına
ثُمَّ
sonra
لَا
bulamazlardı
يَجِدُونَ
they would find
وَلِيًّۭا
bir koruyucu
وَلَا
ne de
نَصِيرًۭا
bir yardımcı

Saheeh InternationalAnd if those [Makkans] who disbelieve had fought you, they would have turned their backs [in flight]. Then they would not find a protector or a helper

Ali BulaçKafir olanlar, sizinle savaşmış olsalardı, arkalarını dönüp kaçarlardı; sonra, ne bir veli (koruyucu dost), ne bir yardımcı bulamazlardı

48:23
سُنَّةَ ٱللَّهِ ٱلَّتِي قَدۡ خَلَتۡ مِن قَبۡلُۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ ٱللَّهِ تَبۡدِيلࣰ ا
سُنَّةَ
sünnetidir (yasasadır)
ٱللَّهِ
Allah'ın
ٱلَّتِى
öyle ki
قَدْ
süregelir
خَلَتْ
passed away
مِن
ötedenberi
قَبْلُ ۖ
before
وَلَن
ve asla
تَجِدَ
bulamazsın
لِسُنَّةِ
yasasında
ٱللَّهِ
Allah'ın
تَبْدِيلًۭا
bir değişme

Saheeh International[This is] the established way of Allah which has occurred before. And never will you find in the way of Allah any change

Ali Bulaç(Bu,) Allah'ın öteden beri sürüp giden sünnetidir. Sen Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın

48:24
وَهُوَ ٱلَّذِي كَفَّ أَيۡدِيَهُمۡ عَنكُمۡ وَأَيۡدِيَكُمۡ عَنۡهُم بِبَطۡنِ مَكَّةَ مِنۢ بَعۡدِ أَنۡ أَظۡفَرَكُمۡ عَلَيۡهِمۡۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعۡمَلُونَ بَصِيرًا
وَهُوَ
ve O'dur
ٱلَّذِى
çeken
كَفَّ
withheld
أَيْدِيَهُمْ
onların ellerini
عَنكُمْ
sizden
وَأَيْدِيَكُمْ
ve sizin ellerinizi
عَنْهُم
onlardan
بِبَطْنِ
göbeğinde
مَكَّةَ
Mekke'nin
مِنۢ
sonra
بَعْدِ
after
أَنْ
sizi galip getirdikten
أَظْفَرَكُمْ
He gave you victory
عَلَيْهِمْ ۚ
onlara
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
بِمَا
yaptıklarınızı
تَعْمَلُونَ
you do
بَصِيرًا
görmektedir

Saheeh InternationalAnd it is He who withheld their hands from you and your hands from them within [the area of] Makkah after He caused you to overcome them. And ever is Allah of what you do, Seeing

Ali BulaçOnlara karşı size zafer verdikten sonra, Mekke'nin göbeğinde ellerini sizden ve sizin de ellerinizi onlardan çeken O'dur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir

48:25 📚 3
هُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَصَدُّوكُمۡ عَنِ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ وَٱلۡهَدۡيَ مَعۡكُوفًا أَن يَبۡلُغَ مَحِلَّهُۥۚ وَلَوۡلَا رِجَالࣱ مُّؤۡمِنُونَ وَنِسَآءࣱ مُّؤۡمِنَٰتࣱ لَّمۡ تَعۡلَمُوهُمۡ أَن تَطَـُٔوهُمۡ فَتُصِيبَكُم مِّنۡهُم مَّعَرَّةُۢ بِغَيۡرِ عِلۡمࣲۖ لِّيُدۡخِلَ ٱللَّهُ فِي رَحۡمَتِهِۦ مَن يَشَآءُۚ لَوۡ تَزَيَّلُواْ لَعَذَّبۡنَا ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِنۡهُمۡ عَذَابًا أَلِيمًا
هُمُ
onlar
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
كَفَرُوا۟
inkar eden(lerdir)
وَصَدُّوكُمْ
ve size engel olanlardır
عَنِ
Mescid-i-dan
ٱلْمَسْجِدِ
Mescid-i
ٱلْحَرَامِ
Al-Masjid Al-Haraam
وَٱلْهَدْىَ
ve kurbanlardan
مَعْكُوفًا
bekletilen
أَن
varmasına
يَبْلُغَ
reaching
مَحِلَّهُۥ ۚ
yerlerine
وَلَوْلَا
eğer olmasaydı
رِجَالٌۭ
erkekler
مُّؤْمِنُونَ
inanmış
وَنِسَآءٌۭ
ve kadınlar
مُّؤْمِنَـٰتٌۭ
inanmış
لَّمْ
bilmeyerek
تَعْلَمُوهُمْ
you knew them
أَن
tepelediğiniz
تَطَـُٔوهُمْ
you may trample them
فَتُصِيبَكُم
isabet edecek (olmasaydı)
مِّنْهُم
onlardan
مَّعَرَّةٌۢ
bir eziyet
بِغَيْرِ
olmadan
عِلْمٍۢ ۖ
bilginiz
لِّيُدْخِلَ
ki soksun
ٱللَّهُ
Allah
فِى
rahmetine
رَحْمَتِهِۦ
His Mercy
مَن
kimseyi
يَشَآءُ ۚ
dilediği
لَوْ
şayet
تَزَيَّلُوا۟
ayrılmış olsalardı
لَعَذَّبْنَا
elbette azab ederdik
ٱلَّذِينَ
kimseleri
كَفَرُوا۟
inkar eden(leri)
مِنْهُمْ
onlardan
عَذَابًا
bir azabla
أَلِيمًا
acıklı

Saheeh InternationalThey are the ones who disbelieved and obstructed you from al-Masjid al-Haram while the offering was prevented from reaching its place of sacrifice. And if not for believing men and believing women whom you did not know - that you might trample them and there would befall you because of them dishonor without [your] knowledge - [you would have been permitted to enter Makkah]. [This was so] that Allah might admit to His mercy whom He willed. If they had been apart [from them], We would have punished those who disbelieved among them with painful punishment

Ali BulaçKi onlar, inkar ettiler, sizi Mescid-i Haram'dan ve durdurulmakta (bekletilmekte) olan hediyeleri (kurbanları), yerlerine varmaktan alıkoydular. Eğer kendilerini bilmediğiniz mü'min erkekler ve mü'min kadınları, bilgisizlik dolayısıyla darmadağın edip de bu yüzden size 'dayanılmaz bir sıkıntı' dokunmayacak olsaydı (o zaman durum farklı olurdu. Durumunun böyle olması,) Allah'ın dilediğini rahmetine sokması içindir. Eğer (karışık yaşayan mü'minler), seçilip ayrılmış olsalardı, muhakkak içlerinden inkar edenleri acı bir azap ile azaplandırırdık

48:26 📚 4
إِذۡ جَعَلَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ فِي قُلُوبِهِمُ ٱلۡحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ ٱلۡجَٰهِلِيَّةِ فَأَنزَلَ ٱللَّهُ سَكِينَتَهُۥ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَعَلَى ٱلۡمُؤۡمِنِينَ وَأَلۡزَمَهُمۡ كَلِمَةَ ٱلتَّقۡوَىٰ وَكَانُوٓاْ أَحَقَّ بِهَا وَأَهۡلَهَاۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣰ ا
إِذْ
o zaman
جَعَلَ
koymuşlardı
ٱلَّذِينَ
kimseler
كَفَرُوا۟
inkar eden(ler)
فِى
kalblerine
قُلُوبِهِمُ
their hearts
ٱلْحَمِيَّةَ
öfke ve gayreti
حَمِيَّةَ
öfke ve gayretini
ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ
cahiliyye (çağının)
فَأَنزَلَ
ve indirdi
ٱللَّهُ
Allah
سَكِينَتَهُۥ
huzur ve güvenini
عَلَىٰ
üzerine
رَسُولِهِۦ
Elçisi
وَعَلَى
ve üzerine
ٱلْمُؤْمِنِينَ
mü'minlere
وَأَلْزَمَهُمْ
ve onları bağladı
كَلِمَةَ
kelimesine
ٱلتَّقْوَىٰ
takva
وَكَانُوٓا۟
zaten onlar idiler
أَحَقَّ
daha layık
بِهَا
buna
وَأَهْلَهَا ۚ
ve ehil
وَكَانَ
ve
ٱللَّهُ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمًۭا
bilendir

Saheeh InternationalWhen those who disbelieved had put into their hearts chauvinism - the chauvinism of the time of ignorance. But Allah sent down His tranquillity upon His Messenger and upon the believers and imposed upon them the word of righteousness, and they were more deserving of it and worthy of it. And ever is Allah, of all things, Knowing

Ali BulaçHani o inkar edenler, kendi kalplerinde, 'öfkeli soy koruyuculuğu'nu (hamiyeti), cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü'minlerin üzerine '(kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu' indirdi ve onları "takva sözü" üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu." Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla bilendir

48:27 📚 11
لَّقَدۡ صَدَقَ ٱللَّهُ رَسُولَهُ ٱلرُّءۡيَا بِٱلۡحَقِّۖ لَتَدۡخُلُنَّ ٱلۡمَسۡجِدَ ٱلۡحَرَامَ إِن شَآءَ ٱللَّهُ ءَامِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُءُوسَكُمۡ وَمُقَصِّرِينَ لَا تَخَافُونَۖ فَعَلِمَ مَا لَمۡ تَعۡلَمُواْ فَجَعَلَ مِن دُونِ ذَٰلِكَ فَتۡحࣰ ا قَرِيبًا
لَّقَدْ
andolsun
صَدَقَ
doğruladı
ٱللَّهُ
Allah
رَسُولَهُ
Elçisinin
ٱلرُّءْيَا
rüyasını
بِٱلْحَقِّ ۖ
hak ile
لَتَدْخُلُنَّ
gireceksiniz
ٱلْمَسْجِدَ
Mescid-i
ٱلْحَرَامَ
Haram'a
إِن
eğer
شَآءَ
dilerse
ٱللَّهُ
Allah
ءَامِنِينَ
güven içinde
مُحَلِّقِينَ
traş ederek
رُءُوسَكُمْ
başlarınızı
وَمُقَصِّرِينَ
ve(ya) kısaltarak
لَا
korkmadan
تَخَافُونَ ۖ
fearing
فَعَلِمَ
böylece bildi
مَا
şeyi
لَمْ
sizin bilmediğiniz
تَعْلَمُوا۟
you knew
فَجَعَلَ
ve verdi
مِن
başka
دُونِ
besides
ذَٰلِكَ
bundan
فَتْحًۭا
bir fetih
قَرِيبًا
yakın

Saheeh InternationalCertainly has Allah showed to His Messenger the vision in truth. You will surely enter al-Masjid al-Haram, if Allah wills, in safety, with your heads shaved and [hair] shortened, not fearing [anyone]. He knew what you did not know and has arranged before that a conquest near [at hand]

Ali BulaçAndolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka siz Mescid-i Haram'a güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı

48:28 📚 7
هُوَ ٱلَّذِيٓ أَرۡسَلَ رَسُولَهُۥ بِٱلۡهُدَىٰ وَدِينِ ٱلۡحَقِّ لِيُظۡهِرَهُۥ عَلَى ٱلدِّينِ كُلِّهِۦۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدࣰ ا
هُوَ
O
ٱلَّذِىٓ
gönderendir
أَرْسَلَ
(has) sent
رَسُولَهُۥ
Elçisini
بِٱلْهُدَىٰ
hidayet ile
وَدِينِ
ve din ile
ٱلْحَقِّ
hak
لِيُظْهِرَهُۥ
onu üstün kılmak için
عَلَى
dinlere
ٱلدِّينِ
the religions
كُلِّهِۦ ۚ
bütün
وَكَفَىٰ
ve yeter
بِٱللَّهِ
Allah
شَهِيدًۭا
şahid olarak

Saheeh InternationalIt is He who sent His Messenger with guidance and the religion of truth to manifest it over all religion. And sufficient is Allah as Witness

Ali BulaçKi O, elçilerini hidayetle ve hak din ile, diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahid olarak Allah yeter

48:29 📚 13
مُّحَمَّدࣱ رَّسُولُ ٱللَّهِۚ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥٓ أَشِدَّآءُ عَلَى ٱلۡكُفَّارِ رُحَمَآءُ بَيۡنَهُمۡۖ تَرَىٰهُمۡ رُكَّعࣰ ا سُجَّدࣰ ا يَبۡتَغُونَ فَضۡلࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضۡوَٰنࣰ اۖ سِيمَاهُمۡ فِي وُجُوهِهِم مِّنۡ أَثَرِ ٱلسُّجُودِۚ ذَٰلِكَ مَثَلُهُمۡ فِي ٱلتَّوۡرَىٰةِۚ وَمَثَلُهُمۡ فِي ٱلۡإِنجِيلِ كَزَرۡعٍ أَخۡرَجَ شَطۡـَٔهُۥ فَـَٔازَرَهُۥ فَٱسۡتَغۡلَظَ فَٱسۡتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِۦ يُعۡجِبُ ٱلزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ ٱلۡكُفَّارَۗ وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِنۡهُم مَّغۡفِرَةࣰ وَأَجۡرًا عَظِيمَۢا
مُّحَمَّدٌۭ
Muhammed
رَّسُولُ
elçisidir
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
وَٱلَّذِينَ
ve bulunanlar
مَعَهُۥٓ
onun yanında
أَشِدَّآءُ
katı
عَلَى
karşı
ٱلْكُفَّارِ
kafirlere
رُحَمَآءُ
merhametlidirler
بَيْنَهُمْ ۖ
birbirlerine karşı
تَرَىٰهُمْ
onları görürsün
رُكَّعًۭا
rüku' ederek
سُجَّدًۭا
secde ederek
يَبْتَغُونَ
aradıklarını
فَضْلًۭا
bir lutuf
مِّنَ
Allahdan
ٱللَّهِ
from Allah
وَرِضْوَٰنًۭا ۖ
ve rızasını
سِيمَاهُمْ
nişanları vardır
فِى
yüzlerinde
وُجُوهِهِم
their faces
مِّنْ
izinden
أَثَرِ
(the) trace
ٱلسُّجُودِ ۚ
secde
ذَٰلِكَ
şöyledir
مَثَلُهُمْ
onların vasıfları
فِى
Tevrat'taki
ٱلتَّوْرَىٰةِ ۚ
the Taurah
وَمَثَلُهُمْ
ve vasıfları
فِى
İncildeki
ٱلْإِنجِيلِ
the Injeel
كَزَرْعٍ
bir ekin gibidir
أَخْرَجَ
çıkaran
شَطْـَٔهُۥ
filizini
فَـَٔازَرَهُۥ
onu güçlendiren
فَٱسْتَغْلَظَ
sonra kalınlaşan
فَٱسْتَوَىٰ
derken dikilen
عَلَىٰ
üstüne
سُوقِهِۦ
gövdesinin
يُعْجِبُ
hoşuna gider
ٱلزُّرَّاعَ
ekincilerin
لِيَغِيظَ
öfkelendirsin diye
بِهِمُ
onlara karşı
ٱلْكُفَّارَ ۗ
kafirleri
وَعَدَ
va'detmiştir
ٱللَّهُ
Allah
ٱلَّذِينَ
inananlara
ءَامَنُوا۟
believe
وَعَمِلُوا۟
ve yapanlara
ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ
iyi işler
مِنْهُم
onlardan
مَّغْفِرَةًۭ
mağfiret
وَأَجْرًا
ve mükafat
عَظِيمًۢا
büyük

Saheeh InternationalMuhammad is the Messenger of Allah; and those with him are forceful against the disbelievers, merciful among themselves. You see them bowing and prostrating [in prayer], seeking bounty from Allah and [His] pleasure. Their mark is on their faces from the trace of prostration. That is their description in the Torah. And their description in the Gospel is as a plant which produces its offshoots and strengthens them so they grow firm and stand upon their stalks, delighting the sowers - so that Allah may enrage by them the disbelievers. Allah has promised those who believe and do righteous deeds among them forgiveness and a great reward

Ali BulaçMuhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp-isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları budur: İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sonra sapları üzerinde doğrulup-boy atmış (ki bu,) ekicilerin hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmiştir

← Önceki Sonraki →

48. Al-Fath Suresi | Anlam Arayışı