☪ Anlam Arayışı

49. Al-Hujuraat سُورَةُ الحُجُرَاتِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
49:1 📚 8
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُقَدِّمُواْ بَيۡنَ يَدَيِ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
geçmeyin
تُقَدِّمُوا۟
put (yourselves) forward
بَيْنَ
önüne
يَدَىِ
önüne
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَرَسُولِهِۦ ۖ
ve Elçisinin
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Allah'tan ve Peygamberinden öne geçmeyin; Allah'tan sakının, doğrusu Allah işitir ve bilir

Süleyman AteşEy inananlar, Allah'ın ve Elçisinin önüne geçmeyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir

49:2 📚 2
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَرۡفَعُوٓاْ أَصۡوَٰتَكُمۡ فَوۡقَ صَوۡتِ ٱلنَّبِيِّ وَلَا تَجۡهَرُواْ لَهُۥ بِٱلۡقَوۡلِ كَجَهۡرِ بَعۡضِكُمۡ لِبَعۡضٍ أَن تَحۡبَطَ أَعۡمَٰلُكُمۡ وَأَنتُمۡ لَا تَشۡعُرُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
yükseltmeyin
تَرْفَعُوٓا۟
raise
أَصْوَٰتَكُمْ
seslerinizi
فَوْقَ
üstüne
صَوْتِ
sesinin
ٱلنَّبِىِّ
Peygamberin
وَلَا
ve
تَجْهَرُوا۟
yüksek sesle konuşmayın
لَهُۥ
onunla
بِٱلْقَوْلِ
sözü
كَجَهْرِ
yüksek sesle konuştuğunuz gibi
بَعْضِكُمْ
bir kısmınız
لِبَعْضٍ
diğeriyle
أَن
yoksa boşa gider
تَحْبَطَ
become worthless
أَعْمَـٰلُكُمْ
amelleriniz
وَأَنتُمْ
ve siz
لَا
farkında olmazsınız
تَشْعُرُونَ
perceive

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Seslerinizi, Peygamberin sesini bastıracak şekilde yükseltmeyin. Farkına varmadan, işlediklerinizin boşa gitmemesi için, Peygambere birbirinize bağırdığınız gibi yüksek sesle bağırmayın

Süleyman AteşEy inananlar, seslerinizi, Peygamberin sesinin üstüne çıkarmayın, birbirinizle yüksek sesle konuştuğunuz gibi, onunla da öyle yüksek sesle konuşmayın; yoksa siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider

49:3 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصۡوَٰتَهُمۡ عِندَ رَسُولِ ٱللَّهِ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱمۡتَحَنَ ٱللَّهُ قُلُوبَهُمۡ لِلتَّقۡوَىٰۚ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَأَجۡرٌ عَظِيمٌ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَغُضُّونَ
kısan(lar)
أَصْوَٰتَهُمْ
seslerini
عِندَ
huzurunda
رَسُولِ
elçisinin
ٱللَّهِ
Allah'ın
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
imtihan etmiştir
ٱمْتَحَنَ
Allah has tested
ٱللَّهُ
Allah
قُلُوبَهُمْ
onların kalblerini
لِلتَّقْوَىٰ ۚ
takva için
لَهُم
onlar için vardır
مَّغْفِرَةٌۭ
mağfiret
وَأَجْرٌ
ve bir mükafat
عَظِيمٌ
büyük

Diyanet İşleri MealiSeslerini Peygamberin yanında kısan kimseler, Allah'ın gönüllerini takva ile sınadığı kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük ecir vardır

Süleyman AteşAllah'ın Elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, öyle kimselerdir ki Allah, onların kalblerini, takva için imtihan etmiş(onların takvaya ehil olduklarını anlamış)tır. Onlar için mağfiret ve büyük bir mükafat vardır

49:4
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُنَادُونَكَ مِن وَرَآءِ ٱلۡحُجُرَٰتِ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡقِلُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
sana bağıranların
يُنَادُونَكَ
call you
مِن
arkasından
وَرَآءِ
behind
ٱلْحُجُرَٰتِ
odaların
أَكْثَرُهُمْ
çoğu
لَا
akıl etmezler
يَعْقِلُونَ
understand

Diyanet İşleri MealiSana odaların ötesinden seslenenlerin çoğu akletmeyen kimselerdir

Süleyman AteşOdaların arkasından sana bağıranların çoğu, düşüncesiz kimselerdir

49:5 📚 1
وَلَوۡ أَنَّهُمۡ صَبَرُواْ حَتَّىٰ تَخۡرُجَ إِلَيۡهِمۡ لَكَانَ خَيۡرࣰ ا لَّهُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
وَلَوْ
ve şayet
أَنَّهُمْ
onlar
صَبَرُوا۟
bekleselerdi
حَتَّىٰ
kadar
تَخْرُجَ
sen çıkıncaya
إِلَيْهِمْ
kendilerinin yanına
لَكَانَ
elbette olurdu
خَيْرًۭا
daha iyi
لَّهُمْ ۚ
kendileri için
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiEğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi şüphesiz onlar için daha iyi olurdu. Allah bağışlayandır, merhamet edendir

Süleyman AteşOnlar, sen kendilerinin yanına çıkıncaya kadar bekleselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Allah bağışlayandır, esirgeyendir

49:6 📚 6
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن جَآءَكُمۡ فَاسِقُۢ بِنَبَإࣲ فَتَبَيَّنُوٓاْ أَن تُصِيبُواْ قَوۡمَۢا بِجَهَٰلَةࣲ فَتُصۡبِحُواْ عَلَىٰ مَا فَعَلۡتُمۡ نَٰدِمِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِن
size gelirse
جَآءَكُمْ
comes to you
فَاسِقٌۢ
bir fasık
بِنَبَإٍۢ
bir haberle
فَتَبَيَّنُوٓا۟
onu araştırın
أَن
yoksa kötülük edersiniz
تُصِيبُوا۟
you harm
قَوْمًۢا
bir topluluğa karşı
بِجَهَـٰلَةٍۢ
bilmeyerek
فَتُصْبِحُوا۟
sonra olursunuz
عَلَىٰ
üzerine
مَا
şey
فَعَلْتُمْ
yaptığınız
نَـٰدِمِينَ
pişman

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Eğer yoldan çıkmışın biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz

Süleyman AteşEy inananlar, size fasık (yoldan çıkmış) bir adam bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeyerek bir topluluğa karşı kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz

49:7 📚 4
وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ فِيكُمۡ رَسُولَ ٱللَّهِۚ لَوۡ يُطِيعُكُمۡ فِي كَثِيرࣲ مِّنَ ٱلۡأَمۡرِ لَعَنِتُّمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ حَبَّبَ إِلَيۡكُمُ ٱلۡإِيمَٰنَ وَزَيَّنَهُۥ فِي قُلُوبِكُمۡ وَكَرَّهَ إِلَيۡكُمُ ٱلۡكُفۡرَ وَٱلۡفُسُوقَ وَٱلۡعِصۡيَانَۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلرَّٰشِدُونَ
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
elbette
فِيكُمْ
içinizdedir
رَسُولَ
Elçisi
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
لَوْ
şayet
يُطِيعُكُمْ
size uysaydı
فِى
birçok
كَثِيرٍۢ
much
مِّنَ
işte
ٱلْأَمْرِ
the matter
لَعَنِتُّمْ
sıkıntıya düşerdiniz
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
حَبَّبَ
sevdirdi
إِلَيْكُمُ
size
ٱلْإِيمَـٰنَ
imanı
وَزَيَّنَهُۥ
ve onu süsledi
فِى
sizin kalblerinizde
قُلُوبِكُمْ
your hearts
وَكَرَّهَ
ve çirkin gösterdi
إِلَيْكُمُ
size
ٱلْكُفْرَ
küfrü
وَٱلْفُسُوقَ
ve fıskı
وَٱلْعِصْيَانَ ۚ
ve isyanı
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
bunlardır
ٱلرَّٰشِدُونَ
doğru yolda olanlar

Diyanet İşleri MealiBilin ki, içinizde Allah'ın Peygamberi bulunmaktadır. Eğer o, bir çok işlerde size uymuş olsaydı şüphesiz kötü duruma düşerdiniz; ama Allah size imanı sevdirmiş, onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkarcılığı, yoldan çıkmayı ve baş kaldırmayı size iğrenç göstermiştir. İşte böyle olanlar, Allah katından bir lütuf ve nimet sayesinde doğru yolda bulunanlardır. Allah bilendir, Hakim'dir

Süleyman AteşBilin ki, Allah'ın Elçisi içinizdedir. Şayet o, birçok işte size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirdi ve onu sizin kalblerinizde süsledi ve size küfrü, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte doğru yolda olanlar bunlardır

49:8
فَضۡلࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِ وَنِعۡمَةࣰۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏
فَضْلًۭا
bir lutuftur
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
from Allah
وَنِعْمَةًۭ ۚ
ve ni'metdir
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌۭ
hakimdir

Diyanet İşleri MealiBilin ki, içinizde Allah'ın Peygamberi bulunmaktadır. Eğer o, bir çok işlerde size uymuş olsaydı şüphesiz kötü duruma düşerdiniz; ama Allah size imanı sevdirmiş, onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkarcılığı, yoldan çıkmayı ve baş kaldırmayı size iğrenç göstermiştir. İşte böyle olanlar, Allah katından bir lütuf ve nimet sayesinde doğru yolda bulunanlardır. Allah bilendir, Hakim'dir

Süleyman Ateş(Bu) Allah'ın bir lutuf ve ni'metidir. Allah bilendir, hakimdir

49:9 📚 10
وَإِن طَآئِفَتَانِ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٱقۡتَتَلُواْ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَهُمَاۖ فَإِنۢ بَغَتۡ إِحۡدَىٰهُمَا عَلَى ٱلۡأُخۡرَىٰ فَقَٰتِلُواْ ٱلَّتِي تَبۡغِي حَتَّىٰ تَفِيٓءَ إِلَىٰٓ أَمۡرِ ٱللَّهِۚ فَإِن فَآءَتۡ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَهُمَا بِٱلۡعَدۡلِ وَأَقۡسِطُوٓاْۖ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُقۡسِطِينَ
وَإِن
ve eğer
طَآئِفَتَانِ
iki grup
مِنَ
inananlardan
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
ٱقْتَتَلُوا۟
vuruşurlarsa
فَأَصْلِحُوا۟
düzeltin
بَيْنَهُمَا ۖ
onların arasını
فَإِنۢ
şayet
بَغَتْ
saldırırsa
إِحْدَىٰهُمَا
biri
عَلَى
üzerine
ٱلْأُخْرَىٰ
öteki
فَقَـٰتِلُوا۟
vuruşun
ٱلَّتِى
saldıran tarafla
تَبْغِى
oppresses
حَتَّىٰ
kadar
تَفِىٓءَ
dönünceye
إِلَىٰٓ
buyruğuna
أَمْرِ
(the) command
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
فَإِن
eğer
فَآءَتْ
dönerse
فَأَصْلِحُوا۟
artık düzeltin
بَيْنَهُمَا
onların arasını
بِٱلْعَدْلِ
adaletle
وَأَقْسِطُوٓا۟ ۖ
ve daima adil olun
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُقْسِطِينَ
adalet yapanları

Diyanet İşleri MealiEğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranlarla Allah'ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız; eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz, adil davranınız, şüphesiz Allah adil davrananları sever

Süleyman AteşEğer inananlardan iki grup vuruşurlarsa onların arasını düzeltin; şayet biri ötekine saldırırsa Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla vuruşun. (Allah'ın buyruğuna) Dönerse artık adaletle onların arasını düzeltin ve daima adil olun. Çünkü Allah, adalet yapanları sever

49:10
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِخۡوَةࣱ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَ أَخَوَيۡكُمۡۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ
إِنَّمَا
muhakkak
ٱلْمُؤْمِنُونَ
mü'minler
إِخْوَةٌۭ
kardeştirler
فَأَصْلِحُوا۟
o halde düzeltin
بَيْنَ
arasını
أَخَوَيْكُمْ ۚ
kardeşlerinizin
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُرْحَمُونَ
size rahmet edilsin

Diyanet İşleri MealiŞüphesiz müminler birbiri ile kardeştirler; öyle ise dargın olan kardeşlerinizin arasını düzeltin; Allah'tan sakının ki size acısın

Süleyman AteşMuhakkak mü'minler kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki size rahmet edilsin

49:11 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا يَسۡخَرۡ قَوۡمࣱ مِّن قَوۡمٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُونُواْ خَيۡرࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَلَا نِسَآءࣱ مِّن نِّسَآءٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُنَّ خَيۡرࣰ ا مِّنۡهُنَّۖ وَلَا تَلۡمِزُوٓاْ أَنفُسَكُمۡ وَلَا تَنَابَزُواْ بِٱلۡأَلۡقَٰبِۖ بِئۡسَ ٱلِٱسۡمُ ٱلۡفُسُوقُ بَعۡدَ ٱلۡإِيمَٰنِۚ وَمَن لَّمۡ يَتُبۡ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
alay etmesin
يَسْخَرْ
ridicule
قَوْمٌۭ
bir topluluk
مِّن
(başka bir)
قَوْمٍ
toplulukla
عَسَىٰٓ
belki
أَن
olurlar
يَكُونُوا۟
they may be
خَيْرًۭا
daha iyi
مِّنْهُمْ
kendilerinden
وَلَا
ve ne de
نِسَآءٌۭ
kadınlar
مِّن
(başka)
نِّسَآءٍ
kadınlarla
عَسَىٰٓ
belki
أَن
olurlar
يَكُنَّ
they may be
خَيْرًۭا
daha iyi
مِّنْهُنَّ ۖ
onlar kendilerinden
وَلَا
ve
تَلْمِزُوٓا۟
kusur aramayın
أَنفُسَكُمْ
birbirinizde
وَلَا
ve
تَنَابَزُوا۟
birbirinizi çağırmayın
بِٱلْأَلْقَـٰبِ ۖ
kötü lakaplarla
بِئْسَ
ne kötü bir şeydir
ٱلِٱسْمُ
adı
ٱلْفُسُوقُ
fısk
بَعْدَ
sonra
ٱلْإِيمَـٰنِ ۚ
inandıktan
وَمَن
ve kim
لَّمْ
tevbe etmezse
يَتُبْ
repent
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimdirler

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın; inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir addır. Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir

Süleyman AteşEy inananlar, bir topluluk, başka bir toplulukla alay etmesin. Belki (alay ettikleri kimseler), kendilerinden iyidirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Belki onlar, kendilerinden iyidirler. Birbirinizde kusur aramayın; birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İnandıktan sonra fısk adı, ne kötü bir şeydir! Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalimdirler

49:12 📚 15
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱجۡتَنِبُواْ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلظَّنِّ إِنَّ بَعۡضَ ٱلظَّنِّ إِثۡمࣱۖ وَلَا تَجَسَّسُواْ وَلَا يَغۡتَب بَّعۡضُكُم بَعۡضًاۚ أَيُحِبُّ أَحَدُكُمۡ أَن يَأۡكُلَ لَحۡمَ أَخِيهِ مَيۡتࣰ ا فَكَرِهۡتُمُوهُۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ تَوَّابࣱ رَّحِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
ٱجْتَنِبُوا۟
sakının
كَثِيرًۭا
çok
مِّنَ
zandan
ٱلظَّنِّ
the assumption
إِنَّ
zira
بَعْضَ
bir kısmı
ٱلظَّنِّ
zannın
إِثْمٌۭ ۖ
günahtır
وَلَا
ve
تَجَسَّسُوا۟
merak etmeyin
وَلَا
ve
يَغْتَب
arkasından çekiştirmesin
بَّعْضُكُم
biriniz
بَعْضًا ۚ
diğerinizi
أَيُحِبُّ
sever mi?
أَحَدُكُمْ
biriniz
أَن
yemeği
يَأْكُلَ
eat
لَحْمَ
etini
أَخِيهِ
kardeşinin
مَيْتًۭا
ölmüş
فَكَرِهْتُمُوهُ ۚ
işte bundan iğrendiniz
وَٱتَّقُوا۟
o halde korkun
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
تَوَّابٌۭ
tevbeyi çok kabul edendir
رَّحِيمٌۭ
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiEy inananlar! Zannın çoğundan sakının, zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin suçunu araştırmayın; kimse kimseyi çekiştirmesin; hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz; Allah'tan sakının, şüphesiz Allah tevbeleri daima kabul edendir, acıyandır

Süleyman AteşEy inananlar, zandan çok sakının. Zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli şeylerini araştırmayın; biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemeği sever mi? İşte bundan iğrendiniz. O halde Allah'tan korkun, şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir

49:13 📚 1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقۡنَٰكُم مِّن ذَكَرࣲ وَأُنثَىٰ وَجَعَلۡنَٰكُمۡ شُعُوبࣰ ا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓاْۚ إِنَّ أَكۡرَمَكُمۡ عِندَ ٱللَّهِ أَتۡقَىٰكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
إِنَّا
elbette biz
خَلَقْنَـٰكُم
sizi yarattık
مِّن
bir erkekten
ذَكَرٍۢ
a male
وَأُنثَىٰ
ve bir kadın(dan)
وَجَعَلْنَـٰكُمْ
ve ayırdık sizi
شُعُوبًۭا
milletlere
وَقَبَآئِلَ
ve kabilelere
لِتَعَارَفُوٓا۟ ۚ
birbirinizi tanımanız için
إِنَّ
şüphesiz
أَكْرَمَكُمْ
en üstün olanınız
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ
Allah
أَتْقَىٰكُمْ ۚ
en çok korunanınızdır
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلِيمٌ
bilendir
خَبِيرٌۭ
haber alandır

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz, Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah bilendir, haberdardır

Süleyman AteşEy insanlar, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah yanında en üstün olanınız, (günahlardan) en çok korunanınızdır. Allah bilendir, haber alandır

49:14
۞قَالَتِ ٱلۡأَعۡرَابُ ءَامَنَّاۖ قُل لَّمۡ تُؤۡمِنُواْ وَلَٰكِن قُولُوٓاْ أَسۡلَمۡنَا وَلَمَّا يَدۡخُلِ ٱلۡإِيمَٰنُ فِي قُلُوبِكُمۡۖ وَإِن تُطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ لَا يَلِتۡكُم مِّنۡ أَعۡمَٰلِكُمۡ شَيۡـًٔاۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمٌ
۞ قَالَتِ
dediler
ٱلْأَعْرَابُ
araplar
ءَامَنَّا ۖ
inandık
قُل
de ki
لَّمْ
inanmadınız
تُؤْمِنُوا۟
you believe
وَلَـٰكِن
fakat
قُولُوٓا۟
deyin
أَسْلَمْنَا
islam olduk
وَلَمَّا
henüz
يَدْخُلِ
girmedi
ٱلْإِيمَـٰنُ
iman
فِى
kalblerinize
قُلُوبِكُمْ ۖ
your hearts
وَإِن
ve eğer
تُطِيعُوا۟
ita'at ederseniz
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
لَا
size eksiltmez
يَلِتْكُم
He will deprive you
مِّنْ
amellerinizden
أَعْمَـٰلِكُمْ
your deeds
شَيْـًٔا ۚ
hiçbir şeyi
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌ
çok esirgeyendir

Diyanet İşleri MealiBedeviler: "İnandık" dediler, de ki: "İnanmadınız ama İslam olduk deyin; inanç henüz gönüllerinize yerleşmedi; eğer Allah'a ve Peygamberine itaat ederseniz, işlediklerinizden bir şey eksilmez; doğrusu Allah, bağışlar, merhamet eder

Süleyman AteşGöçebe Araplar: "İnandık" dediler. De ki: "İnanmadınız, fakat 'İslam olduk' deyin. Henüz iman kalblerinize girmedi. Eğer Allah'a ve Elçisine ita'at ederseniz (Allah), yaptığınız güzel işlerden hiçbirinin sevabını size eksik vermez. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir

49:15
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ لَمۡ يَرۡتَابُواْ وَجَٰهَدُواْ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلصَّٰدِقُونَ
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلْمُؤْمِنُونَ
Mü'minler
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
ءَامَنُوا۟
iman eden(lerdir)
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ
ve Elçisine
ثُمَّ
sonra
لَمْ
şüphe etmeyenlerdir
يَرْتَابُوا۟
doubt
وَجَـٰهَدُوا۟
ve cihad edenlerdir
بِأَمْوَٰلِهِمْ
mallarıyle
وَأَنفُسِهِمْ
ve canlarıyle
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۚ
Allah
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلصَّـٰدِقُونَ
doğru olanlar

Diyanet İşleri Mealiİnananlar, ancak Allah'a ve peygamberine inanmış, sonra şüpheye düşmemiş; Allah uğrunda mallarıyla, canlarıyla cihat etmiş olanlardır. İşte onlar doğru olanlardır

Süleyman AteşMü'minler onlardır ki Allah'a ve Elçisine inandılar, sonra şüphe etmediler; Allah yolunda mallarıyle, canlarıyle cihadettiler. İşte (iman sözlerinde) doğru olanlar onlardır

49:16 📚 1
قُلۡ أَتُعَلِّمُونَ ٱللَّهَ بِدِينِكُمۡ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏
قُلْ
de ki
أَتُعَلِّمُونَ
siz mi öğreteceksiniz?
ٱللَّهَ
Allah'a
بِدِينِكُمْ
dininizi
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
olanları
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve olanları
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
وَٱللَّهُ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilendir

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da yerde olanları da bilir, Allah her şeyi bilendir

Süleyman AteşDe ki: "Siz mi Allah'a din(darlığ)ınızı öğreteceksiniz? Allah, göklerde ve yerde olanları bilir. Allah, her şeyi bilendir

49:17 📚 6
يَمُنُّونَ عَلَيۡكَ أَنۡ أَسۡلَمُواْۖ قُل لَّا تَمُنُّواْ عَلَيَّ إِسۡلَٰمَكُمۖ بَلِ ٱللَّهُ يَمُنُّ عَلَيۡكُمۡ أَنۡ هَدَىٰكُمۡ لِلۡإِيمَٰنِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
يَمُنُّونَ
başına kakıyorlar
عَلَيْكَ
senin
أَنْ
İslam olmalarını
أَسْلَمُوا۟ ۖ
they have accepted Islam
قُل
de ki
لَّا
başıma kakmayın
تَمُنُّوا۟
consider a favor
عَلَىَّ
benim
إِسْلَـٰمَكُم ۖ
müslüman olmanızı
بَلِ
tersine
ٱللَّهُ
Allah
يَمُنُّ
minnet eder
عَلَيْكُمْ
size
أَنْ
size hidayeti nedeniyle
هَدَىٰكُمْ
He has guided you
لِلْإِيمَـٰنِ
imana
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğrulardan

Diyanet İşleri MealiMüslüman oldular diye seni minnet altında bırakmak isterler; de ki: "Müslüman olmanızla beni minnet altında tutmayın, hayır; eğer doğru kimselerseniz, sizi imana eriştirmekle Allah sizi minnet altında bırakır

Süleyman Ateşİslam olmalarını senin başına kakıyorlar. De ki: "Müslüman olmanızı benim başıma kakmayın. Tersine, eğer gerçekten inanmışsanız, sizi imana ilettiği için Allah, sizin başınıza kaksa yeridir

49:18
إِنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ غَيۡبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
غَيْبَ
gizlisini
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerin
وَٱللَّهُ
ve Allah
بَصِيرٌۢ
görmektedir
بِمَا
yaptıklarınızı
تَعْمَلُونَ
you do

Diyanet İşleri MealiDoğrusu Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı görendir

Süleyman AteşŞüphesiz Allah, göklerin ve yerin gizlisini bilir. Allah yaptıklarınızı görmektedir

← Önceki Sonraki →

49. Al-Hujuraat Suresi | Anlam Arayışı