☪ Anlam Arayışı

49. Al-Hujuraat سُورَةُ الحُجُرَاتِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
49:1 📚 8
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تُقَدِّمُواْ بَيۡنَ يَدَيِ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
geçmeyin
تُقَدِّمُوا۟
put (yourselves) forward
بَيْنَ
önüne
يَدَىِ
önüne
ٱللَّهِ
Allah'ın
وَرَسُولِهِۦ ۖ
ve Elçisinin
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
سَمِيعٌ
işitendir
عَلِيمٌۭ
bilendir

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Allah'ın ve Resulünün huzurunda öne geçmeyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا لا تقدموا» من قدم بمعنى تقدم، أي لا تَقَدَّمُوا بقول ولا فعل «بين يدي الله ورسوله» المبلغ عنه، أي بغير إذنهما «واتقوا الله إن الله سميع» لقولكم «عليم» بفعلكم، نزلت في مجادلة أبي بكر وعمر رضي الله عنهما عند النبي صلى الله عليه وسلم في تأمير الأقرع بن حابس أو القعقاع بن معبد ونزل فيمن رفع صوته عند النبي صلى الله عليه وسلم.

49:2 📚 2
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَرۡفَعُوٓاْ أَصۡوَٰتَكُمۡ فَوۡقَ صَوۡتِ ٱلنَّبِيِّ وَلَا تَجۡهَرُواْ لَهُۥ بِٱلۡقَوۡلِ كَجَهۡرِ بَعۡضِكُمۡ لِبَعۡضٍ أَن تَحۡبَطَ أَعۡمَٰلُكُمۡ وَأَنتُمۡ لَا تَشۡعُرُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
Ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
yükseltmeyin
تَرْفَعُوٓا۟
raise
أَصْوَٰتَكُمْ
seslerinizi
فَوْقَ
üstüne
صَوْتِ
sesinin
ٱلنَّبِىِّ
Peygamberin
وَلَا
ve
تَجْهَرُوا۟
yüksek sesle konuşmayın
لَهُۥ
onunla
بِٱلْقَوْلِ
sözü
كَجَهْرِ
yüksek sesle konuştuğunuz gibi
بَعْضِكُمْ
bir kısmınız
لِبَعْضٍ
diğeriyle
أَن
yoksa boşa gider
تَحْبَطَ
become worthless
أَعْمَـٰلُكُمْ
amelleriniz
وَأَنتُمْ
ve siz
لَا
farkında olmazsınız
تَشْعُرُونَ
perceive

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinden fazla yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın. Öyle yaparsanız, siz farkına varmadan amelleriniz boşa gider

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا لا ترفعوا أصواتكم» إذا نطقتم «فوق صوت النبي» إذا نطق «ولا تجهروا له بالقول» إذا ناجيتموه «كجهر بعضكم لبعض» بل دون ذلك إجلالا له «أن تحبط أعمالكم وأنتم لا تشعرون» أي خشية ذلك بالرفع والجهر المذكورين، ونزل فيمن كان يخفض صوته عند النبي صلى الله عليه وسلم كأبي بكر وعمر وغيرهما رضى الله عنهم.

49:3 📚 1
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَغُضُّونَ أَصۡوَٰتَهُمۡ عِندَ رَسُولِ ٱللَّهِ أُوْلَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱمۡتَحَنَ ٱللَّهُ قُلُوبَهُمۡ لِلتَّقۡوَىٰۚ لَهُم مَّغۡفِرَةࣱ وَأَجۡرٌ عَظِيمٌ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
kimseler
يَغُضُّونَ
kısan(lar)
أَصْوَٰتَهُمْ
seslerini
عِندَ
huzurunda
رَسُولِ
elçisinin
ٱللَّهِ
Allah'ın
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlar
ٱلَّذِينَ
imtihan etmiştir
ٱمْتَحَنَ
Allah has tested
ٱللَّهُ
Allah
قُلُوبَهُمْ
onların kalblerini
لِلتَّقْوَىٰ ۚ
takva için
لَهُم
onlar için vardır
مَّغْفِرَةٌۭ
mağfiret
وَأَجْرٌ
ve bir mükafat
عَظِيمٌ
büyük

Elmalılı Hamdi YazırAllah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah'ın kalplerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين يغضون أصواتهم عند رسول الله أولئك الذين امتحن» اختبر «الله قلوبهم للتقوى» أي لتظهر منهم «لهم مغفرة وأجر عظيم» الجنة، ونزل في قوم جاءُوا وقت الظهيرة والنبي صلى الله عليه وسلم في منزله فنادوه.

49:4
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُنَادُونَكَ مِن وَرَآءِ ٱلۡحُجُرَٰتِ أَكۡثَرُهُمۡ لَا يَعۡقِلُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱلَّذِينَ
sana bağıranların
يُنَادُونَكَ
call you
مِن
arkasından
وَرَآءِ
behind
ٱلْحُجُرَٰتِ
odaların
أَكْثَرُهُمْ
çoğu
لَا
akıl etmezler
يَعْقِلُونَ
understand

Elmalılı Hamdi Yazır(Resülüm!) Sana odaların arkasından bağıranların çokları, aklı ermez kimselerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الذين ينادونك من وراء الحجرات» حجرات نسائه صلى الله عليه وسلم جمع حجرة وهي ما يحجر عليه من الأرض بحائط ونحوه، وكان كل واحد منهم نادى خلف حجرة لأنهم لم يعلموه في أي حجرة مناداة الأعراب بغلظة وجفاء «أكثرهم لا يعقلون» فيما فعلوه محلَّك الرفيع وما يناسبه من التعظيم.

49:5 📚 1
وَلَوۡ أَنَّهُمۡ صَبَرُواْ حَتَّىٰ تَخۡرُجَ إِلَيۡهِمۡ لَكَانَ خَيۡرࣰ ا لَّهُمۡۚ وَٱللَّهُ غَفُورࣱ رَّحِيمࣱ‏
وَلَوْ
ve şayet
أَنَّهُمْ
onlar
صَبَرُوا۟
bekleselerdi
حَتَّىٰ
kadar
تَخْرُجَ
sen çıkıncaya
إِلَيْهِمْ
kendilerinin yanına
لَكَانَ
elbette olurdu
خَيْرًۭا
daha iyi
لَّهُمْ ۚ
kendileri için
وَٱللَّهُ
Allah
غَفُورٌۭ
bağışlayandır
رَّحِيمٌۭ
esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırEğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Bununla beraber Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولو أنهم صبروا» أنهم في محل رفع بالابتداء، وقيل فاعل لفعل مقدر، أي ثبت «حتى تخرج إليهم لكان خيرا لهم والله غفور رحيم» لمن تاب منهم، ونزل في الوليد بن عقبة وقد بعثه النبي صلى الله عليه وسلم إلى بني المصطلق مصدقا فخافهم لترة كانت بينه وبينهم في الجاهلية فرجع وقال إنهم منعوا الصدقة وهموا بقتله، فهمَّ النبي صلى الله عليه وسلم بغزوهم فجاءوا منكرين ما قاله عنهم.

49:6 📚 6
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن جَآءَكُمۡ فَاسِقُۢ بِنَبَإࣲ فَتَبَيَّنُوٓاْ أَن تُصِيبُواْ قَوۡمَۢا بِجَهَٰلَةࣲ فَتُصۡبِحُواْ عَلَىٰ مَا فَعَلۡتُمۡ نَٰدِمِينَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوٓا۟
inanan(lar)
إِن
size gelirse
جَآءَكُمْ
comes to you
فَاسِقٌۢ
bir fasık
بِنَبَإٍۢ
bir haberle
فَتَبَيَّنُوٓا۟
onu araştırın
أَن
yoksa kötülük edersiniz
تُصِيبُوا۟
you harm
قَوْمًۢا
bir topluluğa karşı
بِجَهَـٰلَةٍۢ
bilmeyerek
فَتُصْبِحُوا۟
sonra olursunuz
عَلَىٰ
üzerine
مَا
şey
فَعَلْتُمْ
yaptığınız
نَـٰدِمِينَ
pişman

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirsen onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptığınızdan pişman olursunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا إن جاءكم فاسق بنبأ» خبر «فتبينوا» صدقه من كذبه، وفي قراءة فتثبتوا من الثبات «أن تصيبوا قوما» مفعول له، أي خشية ذلك «بجهالة» حال من الفاعل، أي جاهلين «فتصبحوا» تصيروا «على ما فعلتم» من الخطأ بالقوم «نادمين» وأرسل صلى الله عليه وسلم إليهم بعد عودهم إلى بلادهم خالدا فلم يرَ فيهم إلا الطاعة والخير فأخبر النبي بذلك.

49:7 📚 4
وَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ فِيكُمۡ رَسُولَ ٱللَّهِۚ لَوۡ يُطِيعُكُمۡ فِي كَثِيرࣲ مِّنَ ٱلۡأَمۡرِ لَعَنِتُّمۡ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ حَبَّبَ إِلَيۡكُمُ ٱلۡإِيمَٰنَ وَزَيَّنَهُۥ فِي قُلُوبِكُمۡ وَكَرَّهَ إِلَيۡكُمُ ٱلۡكُفۡرَ وَٱلۡفُسُوقَ وَٱلۡعِصۡيَانَۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلرَّٰشِدُونَ
وَٱعْلَمُوٓا۟
ve bilin ki
أَنَّ
elbette
فِيكُمْ
içinizdedir
رَسُولَ
Elçisi
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
لَوْ
şayet
يُطِيعُكُمْ
size uysaydı
فِى
birçok
كَثِيرٍۢ
much
مِّنَ
işte
ٱلْأَمْرِ
the matter
لَعَنِتُّمْ
sıkıntıya düşerdiniz
وَلَـٰكِنَّ
fakat
ٱللَّهَ
Allah
حَبَّبَ
sevdirdi
إِلَيْكُمُ
size
ٱلْإِيمَـٰنَ
imanı
وَزَيَّنَهُۥ
ve onu süsledi
فِى
sizin kalblerinizde
قُلُوبِكُمْ
your hearts
وَكَرَّهَ
ve çirkin gösterdi
إِلَيْكُمُ
size
ٱلْكُفْرَ
küfrü
وَٱلْفُسُوقَ
ve fıskı
وَٱلْعِصْيَانَ ۚ
ve isyanı
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
bunlardır
ٱلرَّٰشِدُونَ
doğru yolda olanlar

Elmalılı Hamdi YazırHem bilin ki, içinizde Allah'ın elçisi vardır. Şayet o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu kalplerinize zinet yapmıştır. Küfrü, fasıklığı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«واعلموا أن فيكم رسول الله» فلا تقولوا الباطل فإن الله يخبره بالحال «لو يطيعكم في كثير من الأمر» الذي تخبرون به على خلاف الواقع فيرتب على ذلك مقتضاه «لعنتُّم» لأثمتم دونه إثم التسبب إلى المرتب «ولكن الله حبَّب إليكم الإيمان وزينه» حسنه «في قلوبكم وكرَّه إليكم الكفر والفسوق والعصيان» استدراك من حيث المعنى دون اللفظ لأن من حبب إليه الإيمان إلخ غايرت صفته صفة من تقدم ذكره «أولئك هم» فيه التفات عن الخطاب «الراشدون» الثابتون على دينهم.

49:8
فَضۡلࣰ ا مِّنَ ٱللَّهِ وَنِعۡمَةࣰۚ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمࣱ‏
فَضْلًۭا
bir lutuftur
مِّنَ
Allahtan
ٱللَّهِ
from Allah
وَنِعْمَةًۭ ۚ
ve ni'metdir
وَٱللَّهُ
ve Allah
عَلِيمٌ
bilendir
حَكِيمٌۭ
hakimdir

Elmalılı Hamdi YazırBu, Allah'tan bir lütuf ve nimettir. Allah herşeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فضلا من الله» مصدر منصوب بفعله المقدر، أي أفضل «ونعمة» منه «والله عليم» بهم «حكيم» في إنعامه عليهم.

49:9 📚 10
وَإِن طَآئِفَتَانِ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٱقۡتَتَلُواْ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَهُمَاۖ فَإِنۢ بَغَتۡ إِحۡدَىٰهُمَا عَلَى ٱلۡأُخۡرَىٰ فَقَٰتِلُواْ ٱلَّتِي تَبۡغِي حَتَّىٰ تَفِيٓءَ إِلَىٰٓ أَمۡرِ ٱللَّهِۚ فَإِن فَآءَتۡ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَهُمَا بِٱلۡعَدۡلِ وَأَقۡسِطُوٓاْۖ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُقۡسِطِينَ
وَإِن
ve eğer
طَآئِفَتَانِ
iki grup
مِنَ
inananlardan
ٱلْمُؤْمِنِينَ
the believers
ٱقْتَتَلُوا۟
vuruşurlarsa
فَأَصْلِحُوا۟
düzeltin
بَيْنَهُمَا ۖ
onların arasını
فَإِنۢ
şayet
بَغَتْ
saldırırsa
إِحْدَىٰهُمَا
biri
عَلَى
üzerine
ٱلْأُخْرَىٰ
öteki
فَقَـٰتِلُوا۟
vuruşun
ٱلَّتِى
saldıran tarafla
تَبْغِى
oppresses
حَتَّىٰ
kadar
تَفِىٓءَ
dönünceye
إِلَىٰٓ
buyruğuna
أَمْرِ
(the) command
ٱللَّهِ ۚ
Allah'ın
فَإِن
eğer
فَآءَتْ
dönerse
فَأَصْلِحُوا۟
artık düzeltin
بَيْنَهُمَا
onların arasını
بِٱلْعَدْلِ
adaletle
وَأَقْسِطُوٓا۟ ۖ
ve daima adil olun
إِنَّ
çünkü
ٱللَّهَ
Allah
يُحِبُّ
sever
ٱلْمُقْسِطِينَ
adalet yapanları

Elmalılı Hamdi YazırEğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإن طائفتان من المؤمنين» الآية، نزلت في قضية هي أن النبي صلى الله عليه وسلم ركب حمارا ومر على ابن أبيّ فبال الحمار فسد ابن أبيّ أنفه فقال ابن رواحة: والله لبول حماره أطيب ريحا من مسكك فكان بين قوميهما ضرب بالأيدي والنعال والسعف «اقتتلوا» جمع نظرا إلى المعنى لأن كل طائفة جماعة، وقرئ اقتتلتا «فأصلحوا بينهما» ثنى نظرا إلى اللفظ «فإن بغت» تعدت «إحداهما على الأخرى فقاتلوا التي تبغي حتى تفيء» ترجع «إلى أمر الله» الحق «فإن فاءت فأصلحوا بينهما بالعدل» بالإنصاف «وأقسطوا» اعدلوا «إن الله يحب المقسطين».

49:10
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ إِخۡوَةࣱ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَ أَخَوَيۡكُمۡۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُونَ
إِنَّمَا
muhakkak
ٱلْمُؤْمِنُونَ
mü'minler
إِخْوَةٌۭ
kardeştirler
فَأَصْلِحُوا۟
o halde düzeltin
بَيْنَ
arasını
أَخَوَيْكُمْ ۚ
kardeşlerinizin
وَٱتَّقُوا۟
ve korkun
ٱللَّهَ
Allah'tan
لَعَلَّكُمْ
umulur ki
تُرْحَمُونَ
size rahmet edilsin

Elmalılı Hamdi YazırMüminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما المؤمنون إخوة» في الدين «فأصلحوا بين أخويكم» إذا تنازعا، وقرئ إخوتكم بالفوقانية «واتقوا الله لعلكم ترحمون».

49:11 📚 3
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا يَسۡخَرۡ قَوۡمࣱ مِّن قَوۡمٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُونُواْ خَيۡرࣰ ا مِّنۡهُمۡ وَلَا نِسَآءࣱ مِّن نِّسَآءٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُنَّ خَيۡرࣰ ا مِّنۡهُنَّۖ وَلَا تَلۡمِزُوٓاْ أَنفُسَكُمۡ وَلَا تَنَابَزُواْ بِٱلۡأَلۡقَٰبِۖ بِئۡسَ ٱلِٱسۡمُ ٱلۡفُسُوقُ بَعۡدَ ٱلۡإِيمَٰنِۚ وَمَن لَّمۡ يَتُبۡ فَأُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
لَا
alay etmesin
يَسْخَرْ
ridicule
قَوْمٌۭ
bir topluluk
مِّن
(başka bir)
قَوْمٍ
toplulukla
عَسَىٰٓ
belki
أَن
olurlar
يَكُونُوا۟
they may be
خَيْرًۭا
daha iyi
مِّنْهُمْ
kendilerinden
وَلَا
ve ne de
نِسَآءٌۭ
kadınlar
مِّن
(başka)
نِّسَآءٍ
kadınlarla
عَسَىٰٓ
belki
أَن
olurlar
يَكُنَّ
they may be
خَيْرًۭا
daha iyi
مِّنْهُنَّ ۖ
onlar kendilerinden
وَلَا
ve
تَلْمِزُوٓا۟
kusur aramayın
أَنفُسَكُمْ
birbirinizde
وَلَا
ve
تَنَابَزُوا۟
birbirinizi çağırmayın
بِٱلْأَلْقَـٰبِ ۖ
kötü lakaplarla
بِئْسَ
ne kötü bir şeydir
ٱلِٱسْمُ
adı
ٱلْفُسُوقُ
fısk
بَعْدَ
sonra
ٱلْإِيمَـٰنِ ۚ
inandıktan
وَمَن
ve kim
لَّمْ
tevbe etmezse
يَتُبْ
repent
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
ٱلظَّـٰلِمُونَ
zalimdirler

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sora fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte bu kimseler zalimlerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا لا يسخر» الآية، نزلت في وفد تميم حين سخروا من فقراء المسلمين كعمار وصهيب، والسخرية: الازدراء والاحتقار «قوم» أي رجال منكم «من قوم عسى أن يكونوا خيرا منهم» عند الله «ولا نساء» منكم «من نساءٍ عسى أن يكنَّ خيرا منهن ولا تلمزوا أنفسكم» لا تعيبوا فتعابوا، أي لا يعب بعضكم بعضا «ولا تنابزوا بالألقاب» لا يدعون بعضكم بعضا بلقب يكرهه، ومنه يا فاسق يا كافر «بئس الاسم» أي المذكور من السخرية واللمز والتنابز «الفسوق بعد الإيمان» بدل من الاسم أنه فسق لتكرره عادة «ومن لم يتب» من ذلك «فأولئك هم الظالمون».

49:12 📚 15
يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱجۡتَنِبُواْ كَثِيرࣰ ا مِّنَ ٱلظَّنِّ إِنَّ بَعۡضَ ٱلظَّنِّ إِثۡمࣱۖ وَلَا تَجَسَّسُواْ وَلَا يَغۡتَب بَّعۡضُكُم بَعۡضًاۚ أَيُحِبُّ أَحَدُكُمۡ أَن يَأۡكُلَ لَحۡمَ أَخِيهِ مَيۡتࣰ ا فَكَرِهۡتُمُوهُۚ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ تَوَّابࣱ رَّحِيمࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلَّذِينَ
kimseler
ءَامَنُوا۟
inanan(lar)
ٱجْتَنِبُوا۟
sakının
كَثِيرًۭا
çok
مِّنَ
zandan
ٱلظَّنِّ
the assumption
إِنَّ
zira
بَعْضَ
bir kısmı
ٱلظَّنِّ
zannın
إِثْمٌۭ ۖ
günahtır
وَلَا
ve
تَجَسَّسُوا۟
merak etmeyin
وَلَا
ve
يَغْتَب
arkasından çekiştirmesin
بَّعْضُكُم
biriniz
بَعْضًا ۚ
diğerinizi
أَيُحِبُّ
sever mi?
أَحَدُكُمْ
biriniz
أَن
yemeği
يَأْكُلَ
eat
لَحْمَ
etini
أَخِيهِ
kardeşinin
مَيْتًۭا
ölmüş
فَكَرِهْتُمُوهُ ۚ
işte bundan iğrendiniz
وَٱتَّقُوا۟
o halde korkun
ٱللَّهَ ۚ
Allah'tan
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
تَوَّابٌۭ
tevbeyi çok kabul edendir
رَّحِيمٌۭ
çok esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırEy iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الذين آمنوا اجتنبوا كثيرا من الظن إن بعض الظن إثم» أي مؤثم وهو كثير كظن السوء بأهل الخير من المؤمنين، وهم كثير بخلافه بالفساق منهم فلا إثم فيه في نحو يظهر منهم «ولا تجسسوا» حذف منه إحدى التاءين لا تتبعوا عورات المسلمين ومعايبهم بالبحث عنها «ولا يغتب بعضكم بعضا» لا يذكره بشيء يكرهه وإن كان فيه «أيجب أحدكم أن يأكل لحم أخيه ميتا» بالتخفيف والتشديد، أي لا يحسن به «فكرهتموه» أي فاغتيابه في حياته كأكل لحمه بعد مماته وقد عرض عليكم الثاني فكرهتموه فاكرهوا الأول «واتقوا الله» أي عقابه في الاغتياب بأن تتوبوا منه «إن الله توَّاب» قابل توبة التائبين «رحيم» بهم.

49:13 📚 1
يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقۡنَٰكُم مِّن ذَكَرࣲ وَأُنثَىٰ وَجَعَلۡنَٰكُمۡ شُعُوبࣰ ا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓاْۚ إِنَّ أَكۡرَمَكُمۡ عِندَ ٱللَّهِ أَتۡقَىٰكُمۡۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرࣱ‏
يَـٰٓأَيُّهَا
ey
ٱلنَّاسُ
insanlar
إِنَّا
elbette biz
خَلَقْنَـٰكُم
sizi yarattık
مِّن
bir erkekten
ذَكَرٍۢ
a male
وَأُنثَىٰ
ve bir kadın(dan)
وَجَعَلْنَـٰكُمْ
ve ayırdık sizi
شُعُوبًۭا
milletlere
وَقَبَآئِلَ
ve kabilelere
لِتَعَارَفُوٓا۟ ۚ
birbirinizi tanımanız için
إِنَّ
şüphesiz
أَكْرَمَكُمْ
en üstün olanınız
عِندَ
yanında
ٱللَّهِ
Allah
أَتْقَىٰكُمْ ۚ
en çok korunanınızdır
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
عَلِيمٌ
bilendir
خَبِيرٌۭ
haber alandır

Elmalılı Hamdi YazırEy insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, herşeyden haberdar olandır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يا أيها الناس إنا خلقناكم من ذكر وأنثى» آدم وحواء «وجعلناكم شعوبا» جمع شعب بفتح الشين هو أعلى طبقات النسب «وقبائل» هي دون الشعوب وبعدها العمائر ثم البطون ثم الأفخاذ ثم الفصائل آخرها، مثاله خزيمة: شعب، كنانة: قبيلة، قريش: عمارة بكسر العين، قُصي: بطن، هاشم: فخذ، العباس: فصيلة «لتعارفوا» حذف منه إحدى التاءين ليعرف بعضكم بعضا لا لتفاخروا بعلو النسب وإنما الفخر بالتقوى «إن أكرمكم عند الله أتقاكم إن الله عليم» بكم «خبير» ببواطنكم.

49:14
۞قَالَتِ ٱلۡأَعۡرَابُ ءَامَنَّاۖ قُل لَّمۡ تُؤۡمِنُواْ وَلَٰكِن قُولُوٓاْ أَسۡلَمۡنَا وَلَمَّا يَدۡخُلِ ٱلۡإِيمَٰنُ فِي قُلُوبِكُمۡۖ وَإِن تُطِيعُواْ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ لَا يَلِتۡكُم مِّنۡ أَعۡمَٰلِكُمۡ شَيۡـًٔاۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورࣱ رَّحِيمٌ
۞ قَالَتِ
dediler
ٱلْأَعْرَابُ
araplar
ءَامَنَّا ۖ
inandık
قُل
de ki
لَّمْ
inanmadınız
تُؤْمِنُوا۟
you believe
وَلَـٰكِن
fakat
قُولُوٓا۟
deyin
أَسْلَمْنَا
islam olduk
وَلَمَّا
henüz
يَدْخُلِ
girmedi
ٱلْإِيمَـٰنُ
iman
فِى
kalblerinize
قُلُوبِكُمْ ۖ
your hearts
وَإِن
ve eğer
تُطِيعُوا۟
ita'at ederseniz
ٱللَّهَ
Allah'a
وَرَسُولَهُۥ
ve Elçisine
لَا
size eksiltmez
يَلِتْكُم
He will deprive you
مِّنْ
amellerinizden
أَعْمَـٰلِكُمْ
your deeds
شَيْـًٔا ۚ
hiçbir şeyi
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
غَفُورٌۭ
çok bağışlayandır
رَّحِيمٌ
çok esirgeyendir

Elmalılı Hamdi YazırBedevîler "inandık" dediler. De ki: Siz iman etmediniz ama "İslâm olduk." deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah'a ve Resulüne itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قالت الأعراب» نفر من بني أسد «آمنا» صدقنا بقلوبنا «قل» لهم «لم تؤمنوا ولكن قولوا أسلمنا» انقدنا ظاهرا «ولما» أي: لم «يدخل الإيمان في قلوبكم» إلى الآن لكنه يتوقع منكم «وإن تطيعوا الله ورسوله» بالإيمان وغيره «لا يَأْلِتْكُمْ» بالهمز وتركه وبإبداله ألفا: لا ينقصكم «من أعمالكم» أي من ثوابها «شيئا إن الله غفور» للمؤمنين «رحيم» بهم.

49:15
إِنَّمَا ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ لَمۡ يَرۡتَابُواْ وَجَٰهَدُواْ بِأَمۡوَٰلِهِمۡ وَأَنفُسِهِمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِۚ أُوْلَٰٓئِكَ هُمُ ٱلصَّٰدِقُونَ
إِنَّمَا
şüphesiz
ٱلْمُؤْمِنُونَ
Mü'minler
ٱلَّذِينَ
kimselerdir
ءَامَنُوا۟
iman eden(lerdir)
بِٱللَّهِ
Allah'a
وَرَسُولِهِۦ
ve Elçisine
ثُمَّ
sonra
لَمْ
şüphe etmeyenlerdir
يَرْتَابُوا۟
doubt
وَجَـٰهَدُوا۟
ve cihad edenlerdir
بِأَمْوَٰلِهِمْ
mallarıyle
وَأَنفُسِهِمْ
ve canlarıyle
فِى
yolunda
سَبِيلِ
(the) way
ٱللَّهِ ۚ
Allah
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlardır
ٱلصَّـٰدِقُونَ
doğru olanlar

Elmalılı Hamdi YazırGerçek müminler ancak Allah'a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنما المؤمنون» أي الصادقون في إيمانهم كما صرح به بعد «الذين آمنوا بالله ورسوله ثم لم يرتابوا» لم يشكوا الإيمان «وجاهدوا بأموالهم وأنفسهم في سبيل الله» فجهادهم يظهر بصدق إيمانهم «أولئك هم الصادقون» في إيمانهم، لا من قالوا آمنا ولم يوجد منهم غير الإسلام.

49:16 📚 1
قُلۡ أَتُعَلِّمُونَ ٱللَّهَ بِدِينِكُمۡ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ مَا فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِي ٱلۡأَرۡضِۚ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمࣱ‏
قُلْ
de ki
أَتُعَلِّمُونَ
siz mi öğreteceksiniz?
ٱللَّهَ
Allah'a
بِدِينِكُمْ
dininizi
وَٱللَّهُ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
مَا
olanları
فِى
göklerde
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
the heavens
وَمَا
ve olanları
فِى
yerde
ٱلْأَرْضِ ۚ
the earth
وَٱللَّهُ
Allah
بِكُلِّ
her
شَىْءٍ
şeyi
عَلِيمٌۭ
bilendir

Elmalılı Hamdi YazırDe ki: Siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da bilir, yerde olanları da. Allah herşeyi hakkıyla bilendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل» لهم «أتعلمون الله بدينكم» مضعف علم بمعنى شعر، أي أتُشْعِرونه بما أنتم عليه في قولكم آمنا «والله يعلم ما في السماوات وما في الأرض والله بكل شيء عليم».

49:17 📚 6
يَمُنُّونَ عَلَيۡكَ أَنۡ أَسۡلَمُواْۖ قُل لَّا تَمُنُّواْ عَلَيَّ إِسۡلَٰمَكُمۖ بَلِ ٱللَّهُ يَمُنُّ عَلَيۡكُمۡ أَنۡ هَدَىٰكُمۡ لِلۡإِيمَٰنِ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
يَمُنُّونَ
başına kakıyorlar
عَلَيْكَ
senin
أَنْ
İslam olmalarını
أَسْلَمُوا۟ ۖ
they have accepted Islam
قُل
de ki
لَّا
başıma kakmayın
تَمُنُّوا۟
consider a favor
عَلَىَّ
benim
إِسْلَـٰمَكُم ۖ
müslüman olmanızı
بَلِ
tersine
ٱللَّهُ
Allah
يَمُنُّ
minnet eder
عَلَيْكُمْ
size
أَنْ
size hidayeti nedeniyle
هَدَىٰكُمْ
He has guided you
لِلْإِيمَـٰنِ
imana
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğrulardan

Elmalılı Hamdi YazırOnlar İslâm'a girdikleri için sana minnet ediyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Bilakis sizi imana erdirdiği için Allah sizin başınıza kakar. Eğer doğrulardan iseniz (Allah'a minnettar olmanız gerekir)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يمنون عليك أن أسلموا» من غير قتال بخلاف غيرهم ممن أسلم بعد قتاله منهم «قل لا تمنوا عليَّ إسلامكم» منصوب بنزع الخافض الباء ويقدر قبل أن في الموضعين «بل الله يمنُّ عليكم أن هداكم للإيمان إن كنتم صادقين» في قولكم آمنا.

49:18
إِنَّ ٱللَّهَ يَعۡلَمُ غَيۡبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِۚ وَٱللَّهُ بَصِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ
إِنَّ
şüphesiz
ٱللَّهَ
Allah
يَعْلَمُ
bilir
غَيْبَ
gizlisini
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
göklerin
وَٱلْأَرْضِ ۚ
ve yerin
وَٱللَّهُ
ve Allah
بَصِيرٌۢ
görmektedir
بِمَا
yaptıklarınızı
تَعْمَلُونَ
you do

Elmalılı Hamdi YazırŞüphesiz Allah, göklerin ve yerin görülmeyen esrarını bilir. Allah yaptıklarınızı görür

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن الله يعلم غيب السماوات والأرض» أي ما غاب فيهما «والله بصير بما يعملون» بالياء والتاء لا يخفى عليه شيء منه.

← Önceki Sonraki →

49. Al-Hujuraat Suresi | Anlam Arayışı