50. Qaaf سُورَةُ قٓ 📕 Mushaf görünümünde aç
▶ Sureyi dinle Okuyan: Mişarî Râşid el-Afâsî Mahmûd Halîl el-Hüsarî Muhammed Siddîk el-Minşâvî Ebû Bekr eş-Şâtırî Mâhir el-Muaykılî Alî el-Huzeyfî Her ayeti bir kez 2 kez 3 kez 5 kez 10 kez oku
50:1 ▶ ⧉ ☆
قٓۚ وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡمَجِيدِ
وَٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'a andolsun
ٱلْمَجِيدِ
uyarıcı şerefli
Süleyman Ateş Kaf. Zikir'li (uyarıcı, şerefli) Kur'an'a andolsun
بَلۡ عَجِبُوٓاْ أَن جَآءَهُم مُّنذِرࣱ مِّنۡهُمۡ فَقَالَ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا شَيۡءٌ عَجِيبٌ
جَآءَهُم
has come to them
Süleyman Ateş İçlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: "Bu tuhaf bir şeydir" dediler
50:3 ▶ ⧉ ☆
أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ اۖ ذَٰلِكَ رَجۡعُۢ بَعِيدࣱ
Süleyman Ateş Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (tekrar bedene döneceğiz)? Bu, uzak bir dönüştür
50:4 ▶ ⧉ ☆
قَدۡ عَلِمۡنَا مَا تَنقُصُ ٱلۡأَرۡضُ مِنۡهُمۡۖ وَعِندَنَا كِتَٰبٌ حَفِيظُۢ
وَعِندَنَا
ve yanımızda vardır
حَفِيظٌۢ
(her şeyi) zapteden
Süleyman Ateş Biz yerin, onlar(ın cesetlerin)den ne eksilttiğini bilmişizdir. Yanımızda (her şeyi) zapteden bir Kitap vardır
50:5 ▶ ⧉ ☆
بَلۡ كَذَّبُواْ بِٱلۡحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمۡ فَهُمۡ فِيٓ أَمۡرࣲ مَّرِيجٍ
كَذَّبُوا۟
onlar yalanladılar
لَمَّا
kendilerine gelince
جَآءَهُمْ
it came (to) them
Süleyman Ateş Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar çalkantılı bir durumun içindedirler
أَفَلَمۡ يَنظُرُوٓاْ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَوۡقَهُمۡ كَيۡفَ بَنَيۡنَٰهَا وَزَيَّنَّٰهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجࣲ
بَنَيْنَـٰهَا
onu bina ettik
وَزَيَّنَّـٰهَا
ve onu süsledik
Süleyman Ateş Üstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu nasıl yaptık, süsledik, hiçbir çatlağı yoktur
وَٱلۡأَرۡضَ مَدَدۡنَٰهَا وَأَلۡقَيۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ وَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوۡجِۭ بَهِيجࣲ
Süleyman Ateş Arzı nasıl yaydık, ona sağlam dağlar attık, onda her güzel çifti bitirdik
تَبۡصِرَةࣰ وَذِكۡرَىٰ لِكُلِّ عَبۡدࣲ مُّنِيبࣲ
Süleyman Ateş (Bütün bunları) Allah'a yönelen her kulun, gönül gözünü açmak için ve (ona) ibret vermek için (yaptık)
50:9 ▶ ⧉ ☆
وَنَزَّلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ مُّبَٰرَكࣰ ا فَأَنۢبَتۡنَا بِهِۦ جَنَّٰتࣲ وَحَبَّ ٱلۡحَصِيدِ
Süleyman Ateş Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek dane(li ekin)ler bitirdik
50:10 ▶ ⧉ ☆
وَٱلنَّخۡلَ بَاسِقَٰتࣲ لَّهَا طَلۡعࣱ نَّضِيدࣱ
نَّضِيدٌۭ
birbirine girmiş
Süleyman Ateş Birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları yetiştirdik
50:11 ▶ ⧉ ☆
رِّزۡقࣰ ا لِّلۡعِبَادِۖ وَأَحۡيَيۡنَا بِهِۦ بَلۡدَةࣰ مَّيۡتࣰ اۚ كَذَٰلِكَ ٱلۡخُرُوجُ
لِّلْعِبَادِ ۖ
kullar için
وَأَحْيَيْنَا
ve can verdik
Süleyman Ateş Kullara rızık olması için. Ve o su ile, ölü bir ülkeye can verdik. İşte çıkış da öyledir
50:12 ▶ ⧉ ☆
كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ وَأَصۡحَٰبُ ٱلرَّسِّ وَثَمُودُ
Süleyman Ateş Onlardan önce Nuh kavmi, Resliler ve Semud (kavmi) de yalanlamıştı
50:13 ▶ ⧉ ☆
وَعَادࣱ وَفِرۡعَوۡنُ وَإِخۡوَٰنُ لُوطࣲ
Süleyman Ateş Ad, Fir'avn ve Lut'un kardeşleri (durumundaki kavmi)
50:14 ▶ ⧉ ☆
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡأَيۡكَةِ وَقَوۡمُ تُبَّعࣲۚ كُلࣱّ كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ
Süleyman Ateş Eyke halkı ve Tubba' kavmi. Bunların hepsi elçileri yalanlayıp, uyardığım(azab)ı hak ettiler
50:15 ▶ ⧉ ☆
أَفَعَيِينَا بِٱلۡخَلۡقِ ٱلۡأَوَّلِۚ بَلۡ هُمۡ فِي لَبۡسࣲ مِّنۡ خَلۡقࣲ جَدِيدࣲ
أَفَعَيِينَا
aciz mi kaldık?
Süleyman Ateş İlk yaratmadan aciz mi kaldık ki (yeniden yaratamayalım)? Doğrusu onlar yeni bir yaratmadan kuşku içindedirler
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ وَنَعۡلَمُ مَا تُوَسۡوِسُ بِهِۦ نَفۡسُهُۥۖ وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنۡ حَبۡلِ ٱلۡوَرِيدِ
ٱلْوَرِيدِ
(his) jugular vein
Süleyman Ateş Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız
50:17 ▶ ⧉ ☆
إِذۡ يَتَلَقَّى ٱلۡمُتَلَقِّيَانِ عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ قَعِيدࣱ
ٱلْمُتَلَقِّيَانِ
iki alıcı (melek)
Süleyman Ateş Onun sağında ve solunda oturan iki alıcı (melek , onun sözlerini ve işlerini) kaydetmektedir
مَّا يَلۡفِظُ مِن قَوۡلٍ إِلَّا لَدَيۡهِ رَقِيبٌ عَتِيدࣱ
Süleyman Ateş (İnsan,) Hiçbir söz söylemez ki yanında kendisini gözetleyen, dediklerini zapteden (bir melek ) hazır bulunmasın
وَجَآءَتۡ سَكۡرَةُ ٱلۡمَوۡتِ بِٱلۡحَقِّۖ ذَٰلِكَ مَا كُنتَ مِنۡهُ تَحِيدُ
Süleyman Ateş Ölüm sarhoşluğu gerçekten geldi. İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir
50:20 ▶ ⧉ ☆
وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِۚ ذَٰلِكَ يَوۡمُ ٱلۡوَعِيدِ
ٱلْوَعِيدِ
kendisine karşı uyarılan
Süleyman Ateş Sur'a üflendi. İşte bu, kendisine karşı uyarılan gündür
50:21 ▶ ⧉ ☆
وَجَآءَتۡ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّعَهَا سَآئِقࣱ وَشَهِيدࣱ
Süleyman Ateş Her can, yanında bir sürücü ve şahidle geldi
لَّقَدۡ كُنتَ فِي غَفۡلَةࣲ مِّنۡ هَٰذَا فَكَشَفۡنَا عَنكَ غِطَآءَكَ فَبَصَرُكَ ٱلۡيَوۡمَ حَدِيدࣱ
Süleyman Ateş (Allah ona): "Andolsun, sen bundan gaflet içinde idin. Biz sen(in gözün)den perdeni açtık; bugün artık gözün keskindir" (dedi)
وَقَالَ قَرِينُهُۥ هَٰذَا مَا لَدَيَّ عَتِيدٌ
Süleyman Ateş Yanındaki arkadaşı: "İşte yanımdaki hazır" dedi
50:24 ▶ ⧉ ☆
أَلۡقِيَا فِي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدࣲ
أَلْقِيَا
haydi ikiniz atın
Süleyman Ateş (Allah sürücü ve şahide buyurdu ki): "Haydi ikiniz, atın cehenneme her inatçı nankörü
50:25 ▶ ⧉ ☆
مَّنَّاعࣲ لِّلۡخَيۡرِ مُعۡتَدࣲ مُّرِيبٍ
Süleyman Ateş Hayra engel olan, saldırgan, şüpheciyi
50:26 ▶ ⧉ ☆
ٱلَّذِي جَعَلَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَأَلۡقِيَاهُ فِي ٱلۡعَذَابِ ٱلشَّدِيدِ
فَأَلْقِيَاهُ
bundan dolayı onu atın
Süleyman Ateş O ki Allah ile beraber başka tanrılar edindi, bundan dolayı onu çetin bir azaba atın
۞قَالَ قَرِينُهُۥ رَبَّنَا مَآ أَطۡغَيۡتُهُۥ وَلَٰكِن كَانَ فِي ضَلَٰلِۭ بَعِيدࣲ
أَطْغَيْتُهُۥ
I made him transgress
Süleyman Ateş Yanındaki arkadaşı dedi ki: "Rabbimiz, ben onu azdırmadım, zaten o kendisi derin bir sapıklık içinde idi
50:28 ▶ ⧉ ☆
قَالَ لَا تَخۡتَصِمُواْ لَدَيَّ وَقَدۡ قَدَّمۡتُ إِلَيۡكُم بِٱلۡوَعِيدِ
Süleyman Ateş (Allah) Buyurdu ki: "Huzurumda çekişmeyin. Ben size daha önce uyarı göndermiştim
50:29 ▶ ⧉ ☆
مَا يُبَدَّلُ ٱلۡقَوۡلُ لَدَيَّ وَمَآ أَنَا۠ بِظَلَّٰمࣲ لِّلۡعَبِيدِ
Süleyman Ateş Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim
50:30 ▶ ⧉ ☆
يَوۡمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ ٱمۡتَلَأۡتِ وَتَقُولُ هَلۡ مِن مَّزِيدࣲ
Süleyman Ateş O gün cehenneme : "Doldun mu?" deriz. "Daha yok mu" der
وَأُزۡلِفَتِ ٱلۡجَنَّةُ لِلۡمُتَّقِينَ غَيۡرَ بَعِيدٍ
وَأُزْلِفَتِ
ve yaklaştırılmıştır
لِلْمُتَّقِينَ
korunanlara
Süleyman Ateş Cennet de korunanlara yaklaştırılmıştır, uzak değildir
50:32 ▶ ⧉ ☆
هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظࣲ
تُوعَدُونَ
you were promised
أَوَّابٍ
(Allah'a) yüz tutan
Süleyman Ateş İşte size va'dedilen budur. Daima Allah'a yüz tutan (O'nun buyruklarını) koruyan, (And it is said): That is that which ye were promised. (It is) for every penitent and heedful one
50:33 ▶ ⧉ ☆
مَّنۡ خَشِيَ ٱلرَّحۡمَٰنَ بِٱلۡغَيۡبِ وَجَآءَ بِقَلۡبࣲ مُّنِيبٍ
Süleyman Ateş Görmeden Rahman'a saygı gösteren ve (Hakka) dönük bir yürek getiren herkesin (mükafatı budur)
50:34 ▶ ⧉ ☆
ٱدۡخُلُوهَا بِسَلَٰمࣲۖ ذَٰلِكَ يَوۡمُ ٱلۡخُلُودِ
بِسَلَـٰمٍۢ ۖ
selam (esenlik) ile
Süleyman Ateş Ona selam (esenlik) ile girin. Bu, süreklilik günüdür
50:35 ▶ ⧉ ☆
لَهُم مَّا يَشَآءُونَ فِيهَا وَلَدَيۡنَا مَزِيدࣱ
وَلَدَيْنَا
ve katımızda vardır
Süleyman Ateş Orada onlara istedikleri herşey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır
50:36 ▶ ⧉ ☆
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّن قَرۡنٍ هُمۡ أَشَدُّ مِنۡهُم بَطۡشࣰ ا فَنَقَّبُواْ فِي ٱلۡبِلَٰدِ هَلۡ مِن مَّحِيصٍ
أَهْلَكْنَا
helak etmiştik
فَنَقَّبُوا۟
gezip dolaşmışlardı
Süleyman Ateş Bunlardan önce nice kuşakları helak etmiştik ki onların tutuşu, bunlardan daha kuvvetli idi, yakalaması daha güçlü idi. Ülkelerde gezip dolaşmışlardı, ama bir kurtuluş buldular mı
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَذِكۡرَىٰ لِمَن كَانَ لَهُۥ قَلۡبٌ أَوۡ أَلۡقَى ٱلسَّمۡعَ وَهُوَ شَهِيدࣱ
Süleyman Ateş Muhakkak ki bunda, kalbi olan, yahut şahid olarak (zihnini toplayarak dikkatle) kulak veren kimse için bir öğüt vardır
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامࣲ وَمَا مَسَّنَا مِن لُّغُوبࣲ
بَيْنَهُمَا
ikisi arasında
Süleyman Ateş Andolsun, biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık, bize hiçbir yorgunluk dokunmadı
فَٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ قَبۡلَ طُلُوعِ ٱلشَّمۡسِ وَقَبۡلَ ٱلۡغُرُوبِ
Süleyman Ateş Onların dediklerine sabret ve Rabbini övgü ile an: güneş doğmadan önce, batmadan önce
50:40 ▶ ⧉ ☆
وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡهُ وَأَدۡبَٰرَ ٱلسُّجُودِ
فَسَبِّحْهُ
O'nu tesbih et
وَأَدْبَـٰرَ
ve arkalarında
Süleyman Ateş Gecenin bir kısmında ve secde arkalarında O'nu tesbih et
50:41 ▶ ⧉ ☆
وَٱسۡتَمِعۡ يَوۡمَ يُنَادِ ٱلۡمُنَادِ مِن مَّكَانࣲ قَرِيبࣲ
Süleyman Ateş Dinle, o gün o ünleyici, yakın bir yerden çağırır
50:42 ▶ ⧉ ☆
يَوۡمَ يَسۡمَعُونَ ٱلصَّيۡحَةَ بِٱلۡحَقِّۚ ذَٰلِكَ يَوۡمُ ٱلۡخُرُوجِ
بِٱلْحَقِّ ۚ
gerçek olarak
Süleyman Ateş O gün o çağrıyı gerçek olarak duyarlar. İşte bu, (dirilip) çıkış günüdür
50:43 ▶ ⧉ ☆
إِنَّا نَحۡنُ نُحۡيِۦ وَنُمِيتُ وَإِلَيۡنَا ٱلۡمَصِيرُ
Süleyman Ateş Yaşatan ve öldüren ancak biziz, biz. Dönüş de bizedir
50:44 ▶ ⧉ ☆
يَوۡمَ تَشَقَّقُ ٱلۡأَرۡضُ عَنۡهُمۡ سِرَاعࣰ اۚ ذَٰلِكَ حَشۡرٌ عَلَيۡنَا يَسِيرࣱ
عَنْهُمْ
onlar(ın üstün)den
سِرَاعًۭا ۚ
sür'atle koşarlar
Süleyman Ateş O gün yer onlar(ın üstün)den yarıl(ıp açıl)ır, (çağırana doğru) sür'atle koşarlar. İşte bu, toplamadır; bize göre kolaydır
50:45 ▶ ⧉ ☆
نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَقُولُونَۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيۡهِم بِجَبَّارࣲۖ فَذَكِّرۡ بِٱلۡقُرۡءَانِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ
يَقُولُونَ ۖ
onların dedikleri
بِجَبَّارٍۢ ۖ
bir zorlayıcı
Süleyman Ateş Biz onların ne dediklerini biliyoruz. Sen onların üstünde bir zorlayıcı değilsin, sadece tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver
← Önceki Sonraki →