☪ Anlam Arayışı

50. Qaaf سُورَةُ قٓ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri

● Med● Kalkale● Ğunne● İhfâ● İdğâm (ğunneli)● İdğâm (ğunnesiz)● İklâb● Okunmayan harf

Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
50:1
قٓ‌ۚ وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْمَجِيدِ
قٓ ۚ
Kaf
وَٱلْقُرْءَانِ
Kur'an'a andolsun
ٱلْمَجِيدِ
uyarıcı şerefli

Süleyman AteşKaf. Zikir'li (uyarıcı, şerefli) Kur'an'a andolsun

Saheeh InternationalQaf. By the honored Qur'an

50:2 📚 2
بَلْ عَجِبُوٓاْ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ فَقَالَ ٱلْكَـٰفِرُونَ هَـٰذَا شَىْءٌ عَجِيبٌ
بَلْ
doğrusu
عَجِبُوٓا۟
şaştılar
أَن
gelmesine
جَآءَهُم
has come to them
مُّنذِرٌۭ
bir uyarıcı
مِّنْهُمْ
içlerinden
فَقَالَ
dediler
ٱلْكَـٰفِرُونَ
kafirler
هَـٰذَا
bu
شَىْءٌ
bir şeydir
عَجِيبٌ
tuhaf

Süleyman Ateşİçlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: "Bu tuhaf bir şeydir" dediler

Saheeh InternationalBut they wonder that there has come to them a warner from among themselves, and the disbelievers say, "This is an amazing thing

50:3
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا‌ۖ ذَٲلِكَ رَجْعُۢ بَعِيدٌ
أَءِذَا
zaman mı?
مِتْنَا
biz öldüğümüz
وَكُنَّا
ve olduğumuz
تُرَابًۭا ۖ
toprak
ذَٰلِكَ
bu
رَجْعٌۢ
bir dönüştür
بَعِيدٌۭ
uzak

Süleyman AteşBiz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (tekrar bedene döneceğiz)? Bu, uzak bir dönüştür

Saheeh InternationalWhen we have died and have become dust, [we will return to life]? That is a distant return

50:4
قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنقُصُ ٱلْأَرْضُ مِنْهُمْ‌ۖ وَعِندَنَا كِتَـٰبٌ حَفِيظُۢ
قَدْ
andolsun
عَلِمْنَا
biz bilmişizdir
مَا
ne
تَنقُصُ
eksilttiğini
ٱلْأَرْضُ
yerin
مِنْهُمْ ۖ
onlardan
وَعِندَنَا
ve yanımızda vardır
كِتَـٰبٌ
bir Kitap
حَفِيظٌۢ
(her şeyi) zapteden

Süleyman AteşBiz yerin, onlar(ın cesetlerin)den ne eksilttiğini bilmişizdir. Yanımızda (her şeyi) zapteden bir Kitap vardır

Saheeh InternationalWe know what the earth diminishes of them, and with Us is a retaining record

50:5
بَلْ كَذَّبُواْ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ فَهُمْ فِىٓ أَمْرٍ مَّرِيجٍ
بَلْ
doğrusu
كَذَّبُوا۟
onlar yalanladılar
بِٱلْحَقِّ
hak ile
لَمَّا
kendilerine gelince
جَآءَهُمْ
it came (to) them
فَهُمْ
şimdi onlar
فِىٓ
içindedirler
أَمْرٍۢ
bir durumun
مَّرِيجٍ
çalkantılı

Süleyman AteşDoğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar çalkantılı bir durumun içindedirler

Saheeh InternationalBut they denied the truth when it came to them, so they are in a confused condition

50:6 📚 1
أَفَلَمْ يَنظُرُوٓاْ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَـٰهَا وَزَيَّنَّـٰهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجٍ
أَفَلَمْ
bakmadılar mı?
يَنظُرُوٓا۟
they look
إِلَى
göğe
ٱلسَّمَآءِ
the sky
فَوْقَهُمْ
üstlerindeki
كَيْفَ
nasıl
بَنَيْنَـٰهَا
onu bina ettik
وَزَيَّنَّـٰهَا
ve onu süsledik
وَمَا
ve yoktur
لَهَا
onun
مِن
hiçbir
فُرُوجٍۢ
çatlağı

Süleyman AteşÜstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu nasıl yaptık, süsledik, hiçbir çatlağı yoktur

Saheeh InternationalHave they not looked at the heaven above them - how We structured it and adorned it and [how] it has no rifts

50:7 📚 1
وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَـٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٲسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجِۭ بَهِيجٍ
وَٱلْأَرْضَ
ve arzı
مَدَدْنَـٰهَا
yaydık onu
وَأَلْقَيْنَا
ve attık
فِيهَا
ona
رَوَٰسِىَ
sağlam dağlar
وَأَنۢبَتْنَا
ve bitirdik
فِيهَا
onda
مِن
her-ten
كُلِّ
her
زَوْجٍۭ
kind
بَهِيجٍۢ
güzel

Süleyman AteşArzı nasıl yaydık, ona sağlam dağlar attık, onda her güzel çifti bitirdik

Saheeh InternationalAnd the earth - We spread it out and cast therein firmly set mountains and made grow therein [something] of every beautiful kind

50:8 📚 3
تَبْصِرَةً وَذِكْرَىٰ لِكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ
تَبْصِرَةًۭ
basirettir;
وَذِكْرَىٰ
ve ibrettir
لِكُلِّ
hepsi için
عَبْدٍۢ
kul(ların)
مُّنِيبٍۢ
yönelen

Süleyman Ateş(Bütün bunları) Allah'a yönelen her kulun, gönül gözünü açmak için ve (ona) ibret vermek için (yaptık)

Saheeh InternationalGiving insight and a reminder for every servant who turns [to Allah]

50:9
وَنَزَّلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً مُّبَـٰرَكًا فَأَنۢبَتْنَا بِهِۦ جَنَّـٰتٍ وَحَبَّ ٱلْحَصِيدِ
وَنَزَّلْنَا
ve indirdik
مِنَ
gökten
ٱلسَّمَآءِ
the sky
مَآءًۭ
bir su
مُّبَـٰرَكًۭا
bereketli
فَأَنۢبَتْنَا
bitirdik
بِهِۦ
onunla
جَنَّـٰتٍۢ
bahçeler
وَحَبَّ
ve daneler
ٱلْحَصِيدِ
biçilecek

Süleyman AteşGökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek dane(li ekin)ler bitirdik

Saheeh InternationalAnd We have sent down blessed rain from the sky and made grow thereby gardens and grain from the harvest

50:10
وَٱلنَّخْلَ بَاسِقَـٰتٍ لَّهَا طَلْعٌ نَّضِيدٌ
وَٱلنَّخْلَ
ve hurmalar
بَاسِقَـٰتٍۢ
yüksek
لَّهَا
olan
طَلْعٌۭ
tomurcukları
نَّضِيدٌۭ
birbirine girmiş

Süleyman AteşBirbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları yetiştirdik

Saheeh InternationalAnd lofty palm trees having fruit arranged in layers

50:11
رِّزْقًا لِّلْعِبَادِ‌ۖ وَأَحْيَيْنَا بِهِۦ بَلْدَةً مَّيْتًا‌ۚ كَذَٲلِكَ ٱلْخُرُوجُ
رِّزْقًۭا
rızıktır
لِّلْعِبَادِ ۖ
kullar için
وَأَحْيَيْنَا
ve can verdik
بِهِۦ
onunla (su ile)
بَلْدَةًۭ
bir ülkeye
مَّيْتًۭا ۚ
ölü
كَذَٰلِكَ
işte öyledir
ٱلْخُرُوجُ
çıkış

Süleyman AteşKullara rızık olması için. Ve o su ile, ölü bir ülkeye can verdik. İşte çıkış da öyledir

Saheeh InternationalAs provision for the servants, and We have given life thereby to a dead land. Thus is the resurrection

50:12
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَأَصْحَـٰبُ ٱلرَّسِّ وَثَمُودُ
كَذَّبَتْ
yalanlamıştı
قَبْلَهُمْ
onlardan önce
قَوْمُ
kavmi
نُوحٍۢ
Nuh
وَأَصْحَـٰبُ
ve halkı
ٱلرَّسِّ
Res
وَثَمُودُ
ve Semud

Süleyman AteşOnlardan önce Nuh kavmi, Resliler ve Semud (kavmi) de yalanlamıştı

Saheeh InternationalThe people of Noah denied before them, and the companions of the well and Thamud

50:13
وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَإِخْوَٲنُ لُوطٍ
وَعَادٌۭ
ve Ad
وَفِرْعَوْنُ
ve Fir'avn
وَإِخْوَٰنُ
ve kardeşleri
لُوطٍۢ
Lut'un

Süleyman AteşAd, Fir'avn ve Lut'un kardeşleri (durumundaki kavmi)

Saheeh InternationalAnd 'Aad and Pharaoh and the brothers of Lot

50:14
وَأَصْحَـٰبُ ٱلْأَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍ‌ۚ كُلٌّ كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ
وَأَصْحَـٰبُ
ve halkı
ٱلْأَيْكَةِ
Eyke
وَقَوْمُ
ve kavmi
تُبَّعٍۢ ۚ
Tubba'
كُلٌّۭ
bunların hepsi
كَذَّبَ
yalanlayıp
ٱلرُّسُلَ
elçileri
فَحَقَّ
hak ettiler
وَعِيدِ
tehdidimi

Süleyman AteşEyke halkı ve Tubba' kavmi. Bunların hepsi elçileri yalanlayıp, uyardığım(azab)ı hak ettiler

Saheeh InternationalAnd the companions of the thicket and the people of Tubba'. All denied the messengers, so My threat was justly fulfilled

50:15
أَفَعَيِينَا بِٱلْخَلْقِ ٱلْأَوَّلِ‌ۚ بَلْ هُمْ فِى لَبْسٍ مِّنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ
أَفَعَيِينَا
aciz mi kaldık?
بِٱلْخَلْقِ
yaratışta
ٱلْأَوَّلِ ۚ
ilk
بَلْ
doğrusu
هُمْ
onlar
فِى
içindedirler
لَبْسٍۢ
kuşku
مِّنْ
bir yaratmadan
خَلْقٍۢ
a creation
جَدِيدٍۢ
yeni

Süleyman Ateşİlk yaratmadan aciz mi kaldık ki (yeniden yaratamayalım)? Doğrusu onlar yeni bir yaratmadan kuşku içindedirler

Saheeh InternationalDid We fail in the first creation? But they are in confusion over a new creation

50:16 📚 8
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِۦ نَفْسُهُۥ‌ۖ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ ٱلْوَرِيدِ
وَلَقَدْ
ve andolsun
خَلَقْنَا
biz yarattık
ٱلْإِنسَـٰنَ
insanı
وَنَعْلَمُ
ve biliriz
مَا
ne
تُوَسْوِسُ
fısıldadığını
بِهِۦ
ona
نَفْسُهُۥ ۖ
nefsinin
وَنَحْنُ
çünkü biz
أَقْرَبُ
daha yakınız
إِلَيْهِ
ona
مِنْ
şah damarından
حَبْلِ
(his) jugular vein
ٱلْوَرِيدِ
(his) jugular vein

Süleyman AteşAndolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız

Saheeh InternationalAnd We have already created man and know what his soul whispers to him, and We are closer to him than [his] jugular vein

50:17
إِذْ يَتَلَقَّى ٱلْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ قَعِيدٌ
إِذْ
o zaman
يَتَلَقَّى
kaydetmektedir
ٱلْمُتَلَقِّيَانِ
iki alıcı (melek)
عَنِ
onun sağında
ٱلْيَمِينِ
the right
وَعَنِ
ve
ٱلشِّمَالِ
solunda
قَعِيدٌۭ
oturan

Süleyman AteşOnun sağında ve solunda oturan iki alıcı (melek, onun sözlerini ve işlerini) kaydetmektedir

Saheeh InternationalWhen the two receivers receive, seated on the right and on the left

50:18 📚 23
مَّا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ
مَّا
söylemez
يَلْفِظُ
he utters
مِن
hiçbir
قَوْلٍ
söz
إِلَّا
olmadan
لَدَيْهِ
yanında
رَقِيبٌ
gözetleyiciler
عَتِيدٌۭ
hazır bulunan

Süleyman Ateş(İnsan,) Hiçbir söz söylemez ki yanında kendisini gözetleyen, dediklerini zapteden (bir melek) hazır bulunmasın

Saheeh InternationalMan does not utter any word except that with him is an observer prepared [to record]

50:19 📚 2
وَجَآءَتْ سَكْرَةُ ٱلْمَوْتِ بِٱلْحَقِّ‌ۖ ذَٲلِكَ مَا كُنتَ مِنْهُ تَحِيدُ
وَجَآءَتْ
ve geldi
سَكْرَةُ
sarhoşluğu
ٱلْمَوْتِ
ölüm
بِٱلْحَقِّ ۖ
gerçekten
ذَٰلِكَ
işte bu
مَا
şeydir
كُنتَ
senin olduğun
مِنْهُ
ondan
تَحِيدُ
kaçmış

Süleyman AteşÖlüm sarhoşluğu gerçekten geldi. İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir

Saheeh InternationalAnd the intoxication of death will bring the truth; that is what you were trying to avoid

50:20
وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ‌ۚ ذَٲلِكَ يَوْمُ ٱلْوَعِيدِ
وَنُفِخَ
ve üflendi
فِى
Sur'a
ٱلصُّورِ ۚ
the trumpet
ذَٰلِكَ
işte bu
يَوْمُ
gündür
ٱلْوَعِيدِ
kendisine karşı uyarılan

Süleyman AteşSur'a üflendi. İşte bu, kendisine karşı uyarılan gündür

Saheeh InternationalAnd the Horn will be blown. That is the Day of [carrying out] the threat

50:21
وَجَآءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّعَهَا سَآئِقٌ وَشَهِيدٌ
وَجَآءَتْ
ve geldi
كُلُّ
her
نَفْسٍۢ
can
مَّعَهَا
yanında
سَآئِقٌۭ
bir sürücü
وَشَهِيدٌۭ
ve şahidle

Süleyman AteşHer can, yanında bir sürücü ve şahidle geldi

Saheeh InternationalAnd every soul will come, with it a driver and a witness

50:22 📚 9
لَّقَدْ كُنتَ فِى غَفْلَةٍ مِّنْ هَـٰذَا فَكَشَفْنَا عَنكَ غِطَآءَكَ فَبَصَرُكَ ٱلْيَوْمَ حَدِيدٌ
لَّقَدْ
andolsun
كُنتَ
sen idin
فِى
içinde
غَفْلَةٍۢ
gaflet
مِّنْ
bundan
هَـٰذَا
this
فَكَشَفْنَا
biz açtık
عَنكَ
senden
غِطَآءَكَ
perdeni
فَبَصَرُكَ
artık gözün
ٱلْيَوْمَ
bugün
حَدِيدٌۭ
keskindir

Süleyman Ateş(Allah ona): "Andolsun, sen bundan gaflet içinde idin. Biz sen(in gözün)den perdeni açtık; bugün artık gözün keskindir" (dedi)

Saheeh International[It will be said], "You were certainly in unmindfulness of this, and We have removed from you your cover, so your sight, this Day, is sharp

50:23 📚 2
وَقَالَ قَرِينُهُۥ هَـٰذَا مَا لَدَىَّ عَتِيدٌ
وَقَالَ
ve dedi ki
قَرِينُهُۥ
arkadaşı
هَـٰذَا
işte
مَا
yanımdaki
لَدَىَّ
(is) with me
عَتِيدٌ
hazır

Süleyman AteşYanındaki arkadaşı: "İşte yanımdaki hazır" dedi

Saheeh InternationalAnd his companion, [the angel], will say, "This [record] is what is with me, prepared

50:24
أَلْقِيَا فِى جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدٍ
أَلْقِيَا
haydi ikiniz atın
فِى
cehenneme
جَهَنَّمَ
Hell
كُلَّ
her
كَفَّارٍ
nankörü
عَنِيدٍۢ
inatçı

Süleyman Ateş(Allah sürücü ve şahide buyurdu ki): "Haydi ikiniz, atın cehenneme her inatçı nankörü

Saheeh International[Allah will say], "Throw into Hell every obstinate disbeliever

50:25
مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُّرِيبٍ
مَّنَّاعٍۢ
engel olan
لِّلْخَيْرِ
hayra
مُعْتَدٍۢ
saldırgan
مُّرِيبٍ
şüpheciyi

Süleyman AteşHayra engel olan, saldırgan, şüpheciyi

Saheeh InternationalPreventer of good, aggressor, and doubter

50:26
ٱلَّذِى جَعَلَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ فَأَلْقِيَاهُ فِى ٱلْعَذَابِ ٱلشَّدِيدِ
ٱلَّذِى
o ki
جَعَلَ
edindi
مَعَ
ile beraber
ٱللَّهِ
Allah
إِلَـٰهًا
tanrılar
ءَاخَرَ
başka
فَأَلْقِيَاهُ
bundan dolayı onu atın
فِى
bir azaba
ٱلْعَذَابِ
the punishment
ٱلشَّدِيدِ
çetin

Süleyman AteşO ki Allah ile beraber başka tanrılar edindi, bundan dolayı onu çetin bir azaba atın

Saheeh InternationalWho made [as equal] with Allah another deity; then throw him into the severe punishment

50:27 📚 1
۞ قَالَ قَرِينُهُۥ رَبَّنَا مَآ أَطْغَيْتُهُۥ وَلَـٰكِن كَانَ فِى ضَلَـٰلِۭ بَعِيدٍ
۞ قَالَ
dedi ki
قَرِينُهُۥ
arkadaşı
رَبَّنَا
Rabbimiz
مَآ
ben onu azdırmadım
أَطْغَيْتُهُۥ
I made him transgress
وَلَـٰكِن
zaten
كَانَ
idi
فِى
içinde
ضَلَـٰلٍۭ
bir sapıklık
بَعِيدٍۢ
derin

Süleyman AteşYanındaki arkadaşı dedi ki: "Rabbimiz, ben onu azdırmadım, zaten o kendisi derin bir sapıklık içinde idi

Saheeh InternationalHis [devil] companion will say, "Our Lord, I did not make him transgress, but he [himself] was in extreme error

50:28
قَالَ لَا تَخْتَصِمُواْ لَدَىَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ إِلَيْكُم بِٱلْوَعِيدِ
قَالَ
(Allah) buyurdu ki
لَا
çekişmeyin
تَخْتَصِمُوا۟
dispute
لَدَىَّ
uzurumda
وَقَدْ
ve andolsun
قَدَّمْتُ
önceden yaptım
إِلَيْكُم
size
بِٱلْوَعِيدِ
uyarı

Süleyman Ateş(Allah) Buyurdu ki: "Huzurumda çekişmeyin. Ben size daha önce uyarı göndermiştim

Saheeh International[Allah] will say, "Do not dispute before Me, while I had already presented to you the warning

50:29
مَا يُبَدَّلُ ٱلْقَوْلُ لَدَىَّ وَمَآ أَنَا۟ بِظَلَّـٰمٍ لِّلْعَبِيدِ
مَا
değiştirilmez
يُبَدَّلُ
will be changed
ٱلْقَوْلُ
söz
لَدَىَّ
benim huzurumda
وَمَآ
ve değil(im)
أَنَا۠
ben
بِظَلَّـٰمٍۢ
zulmedici
لِّلْعَبِيدِ
kullara

Süleyman AteşBenim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim

Saheeh InternationalThe word will not be changed with Me, and never will I be unjust to the servants

50:30
يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ ٱمْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِن مَّزِيدٍ
يَوْمَ
(o) gün
نَقُولُ
deriz
لِجَهَنَّمَ
cehenneme
هَلِ
doldunmu?
ٱمْتَلَأْتِ
you filled
وَتَقُولُ
ve der
هَلْ
hiç (yok)mu?
مِن
(there) any
مَّزِيدٍۢ
daha

Süleyman AteşO gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz. "Daha yok mu" der

Saheeh InternationalOn the Day We will say to Hell, "Have you been filled?" and it will say, "Are there some more

50:31 📚 1
وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ غَيْرَ بَعِيدٍ
وَأُزْلِفَتِ
ve yaklaştırılmıştır
ٱلْجَنَّةُ
cennet
لِلْمُتَّقِينَ
korunanlara
غَيْرَ
değildir
بَعِيدٍ
uzak

Süleyman AteşCennet de korunanlara yaklaştırılmıştır, uzak değildir

Saheeh InternationalAnd Paradise will be brought near to the righteous, not far

50:32
هَـٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظٍ
هَـٰذَا
işte budur
مَا
size va'dedilen
تُوعَدُونَ
you were promised
لِكُلِّ
daima
أَوَّابٍ
(Allah'a) yüz tutan
حَفِيظٍۢ
koruyan

Süleyman Ateşİşte size va'dedilen budur. Daima Allah'a yüz tutan (O'nun buyruklarını) koruyan, (And it is said): That is that which ye were promised. (It is) for every penitent and heedful one

Saheeh International[It will be said], "This is what you were promised - for every returner [to Allah] and keeper [of His covenant]

50:33
مَّنْ خَشِىَ ٱلرَّحْمَـٰنَ بِٱلْغَيْبِ وَجَآءَ بِقَلْبٍ مُّنِيبٍ
مَّنْ
kimse(lere)
خَشِىَ
saygı gösteren
ٱلرَّحْمَـٰنَ
Rahman'a
بِٱلْغَيْبِ
görmeden
وَجَآءَ
ve getiren
بِقَلْبٍۢ
bir yürek
مُّنِيبٍ
(Hakka) dönük

Süleyman AteşGörmeden Rahman'a saygı gösteren ve (Hakka) dönük bir yürek getiren herkesin (mükafatı budur)

Saheeh InternationalWho feared the Most Merciful unseen and came with a heart returning [in repentance]

50:34
ٱدْخُلُوهَا بِسَلَـٰمٍ‌ۖ ذَٲلِكَ يَوْمُ ٱلْخُلُودِ
ٱدْخُلُوهَا
ona girin
بِسَلَـٰمٍۢ ۖ
selam (esenlik) ile
ذَٰلِكَ
bu
يَوْمُ
günüdür
ٱلْخُلُودِ
süreklilik

Süleyman AteşOna selam (esenlik) ile girin. Bu, süreklilik günüdür

Saheeh InternationalEnter it in peace. This is the Day of Eternity

50:35
لَهُم مَّا يَشَآءُونَ فِيهَا وَلَدَيْنَا مَزِيدٌ
لَهُم
onlara vardır
مَّا
herşey
يَشَآءُونَ
istedikleri
فِيهَا
orada
وَلَدَيْنَا
ve katımızda vardır
مَزِيدٌۭ
daha fazlası

Süleyman AteşOrada onlara istedikleri herşey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır

Saheeh InternationalThey will have whatever they wish therein, and with Us is more

50:36
وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَشَدُّ مِنْهُم بَطْشًا فَنَقَّبُواْ فِى ٱلْبِلَـٰدِ هَلْ مِن مَّحِيصٍ
وَكَمْ
ve nicesini
أَهْلَكْنَا
helak etmiştik
قَبْلَهُم
bunlardan önce
مِّن
kuşaklardan
قَرْنٍ
a generation
هُمْ
onlar
أَشَدُّ
daha kuvvetli idi
مِنْهُم
bunlardan
بَطْشًۭا
tutuşu
فَنَقَّبُوا۟
gezip dolaşmışlardı
فِى
ülkelerde
ٱلْبِلَـٰدِ
the lands
هَلْ
(var) mı?
مِن
hiç
مَّحِيصٍ
kaçacak yer

Süleyman AteşBunlardan önce nice kuşakları helak etmiştik ki onların tutuşu, bunlardan daha kuvvetli idi, yakalaması daha güçlü idi. Ülkelerde gezip dolaşmışlardı, ama bir kurtuluş buldular mı

Saheeh InternationalAnd how many a generation before them did We destroy who were greater than them in [striking] power and had explored throughout the lands. Is there any place of escape

50:37 📚 12
إِنَّ فِى ذَٲلِكَ لَذِكْرَىٰ لِمَن كَانَ لَهُۥ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى ٱلسَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ
إِنَّ
muhakkak ki
فِى
vardır
ذَٰلِكَ
bunda
لَذِكْرَىٰ
bir öğüt
لِمَن
kimse için
كَانَ
olan
لَهُۥ
onun
قَلْبٌ
kalbi
أَوْ
yahut
أَلْقَى
veren
ٱلسَّمْعَ
kulak
وَهُوَ
ve o
شَهِيدٌۭ
şahid olarak

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda, kalbi olan, yahut şahid olarak (zihnini toplayarak dikkatle) kulak veren kimse için bir öğüt vardır

Saheeh InternationalIndeed in that is a reminder for whoever has a heart or who listens while he is present [in mind]

50:38 📚 1
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٲتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ وَمَا مَسَّنَا مِن لُّغُوبٍ
وَلَقَدْ
ve andolsun
خَلَقْنَا
biz yarattık
ٱلسَّمَـٰوَٰتِ
gökleri
وَٱلْأَرْضَ
ve yeri
وَمَا
ve bulunanları
بَيْنَهُمَا
ikisi arasında
فِى
altı
سِتَّةِ
six
أَيَّامٍۢ
günde
وَمَا
ve
مَسَّنَا
bize dokunmadı
مِن
hiçbir
لُّغُوبٍۢ
yorgunluk

Süleyman AteşAndolsun, biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık, bize hiçbir yorgunluk dokunmadı

Saheeh InternationalAnd We did certainly create the heavens and earth and what is between them in six days, and there touched Us no weariness

50:39 📚 14
فَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ ٱلشَّمْسِ وَقَبْلَ ٱلْغُرُوبِ
فَٱصْبِرْ
o halde sabret
عَلَىٰ
üzerine
مَا
onların dedikleri
يَقُولُونَ
they say
وَسَبِّحْ
ve tesbih et
بِحَمْدِ
övgü ile
رَبِّكَ
Rabbini
قَبْلَ
önce
طُلُوعِ
doğmadan
ٱلشَّمْسِ
güneş
وَقَبْلَ
ve önce
ٱلْغُرُوبِ
batmadan

Süleyman AteşOnların dediklerine sabret ve Rabbini övgü ile an: güneş doğmadan önce, batmadan önce

Saheeh InternationalSo be patient, [O Muhammad], over what they say and exalt [Allah] with praise of your Lord before the rising of the sun and before its setting

50:40
وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَأَدْبَـٰرَ ٱلسُّجُودِ
وَمِنَ
ve bir kısmında
ٱلَّيْلِ
gecenin
فَسَبِّحْهُ
O'nu tesbih et
وَأَدْبَـٰرَ
ve arkalarında
ٱلسُّجُودِ
secde

Süleyman AteşGecenin bir kısmında ve secde arkalarında O'nu tesbih et

Saheeh InternationalAnd [in part] of the night exalt Him and after prostration

50:41
وَٱسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ ٱلْمُنَادِ مِن مَّكَانٍ قَرِيبٍ
وَٱسْتَمِعْ
ve dinle
يَوْمَ
(o) gün
يُنَادِ
çağırır
ٱلْمُنَادِ
o ünleyici
مِن
bir yerden
مَّكَانٍۢ
a place
قَرِيبٍۢ
yakın

Süleyman AteşDinle, o gün o ünleyici, yakın bir yerden çağırır

Saheeh InternationalAnd listen on the Day when the Caller will call out from a place that is near

50:42
يَوْمَ يَسْمَعُونَ ٱلصَّيْحَةَ بِٱلْحَقِّ‌ۚ ذَٲلِكَ يَوْمُ ٱلْخُرُوجِ
يَوْمَ
(o) gün
يَسْمَعُونَ
duyarlar
ٱلصَّيْحَةَ
çağrıyı
بِٱلْحَقِّ ۚ
gerçek olarak
ذَٰلِكَ
işte bu
يَوْمُ
günüdür
ٱلْخُرُوجِ
çıkış

Süleyman AteşO gün o çağrıyı gerçek olarak duyarlar. İşte bu, (dirilip) çıkış günüdür

Saheeh InternationalThe Day they will hear the blast [of the Horn] in truth. That is the Day of Emergence [from the graves]

50:43
إِنَّا نَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَإِلَيْنَا ٱلْمَصِيرُ
إِنَّا
elbette biz
نَحْنُ
biz
نُحْىِۦ
yaşatırız
وَنُمِيتُ
ve öldürürüz
وَإِلَيْنَا
ve bizedir
ٱلْمَصِيرُ
dönüş

Süleyman AteşYaşatan ve öldüren ancak biziz, biz. Dönüş de bizedir

Saheeh InternationalIndeed, it is We who give life and cause death, and to Us is the destination

50:44
يَوْمَ تَشَقَّقُ ٱلْأَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًا‌ۚ ذَٲلِكَ حَشْرٌ عَلَيْنَا يَسِيرٌ
يَوْمَ
(o) gün
تَشَقَّقُ
yarılır
ٱلْأَرْضُ
yer
عَنْهُمْ
onlar(ın üstün)den
سِرَاعًۭا ۚ
sür'atle koşarlar
ذَٰلِكَ
işte bu
حَشْرٌ
toplamadır
عَلَيْنَا
bize göre
يَسِيرٌۭ
kolaydır

Süleyman AteşO gün yer onlar(ın üstün)den yarıl(ıp açıl)ır, (çağırana doğru) sür'atle koşarlar. İşte bu, toplamadır; bize göre kolaydır

Saheeh InternationalOn the Day the earth breaks away from them [and they emerge] rapidly; that is a gathering easy for Us

50:45
نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ‌ۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍ‌ۖ فَذَكِّرْ بِٱلْقُرْءَانِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ
نَّحْنُ
biz
أَعْلَمُ
biliyoruz
بِمَا
şeyleri
يَقُولُونَ ۖ
onların dedikleri
وَمَآ
ve değilsin
أَنتَ
sen
عَلَيْهِم
onların üstünde
بِجَبَّارٍۢ ۖ
bir zorlayıcı
فَذَكِّرْ
öğüt ver
بِٱلْقُرْءَانِ
Kur'an ile
مَن
kimselere
يَخَافُ
korkan
وَعِيدِ
tehdidimden

Süleyman AteşBiz onların ne dediklerini biliyoruz. Sen onların üstünde bir zorlayıcı değilsin, sadece tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver

Saheeh InternationalWe are most knowing of what they say, and you are not over them a tyrant. But remind by the Qur'an whoever fears My threat

← Önceki Sonraki →

50. Qaaf Suresi | Anlam Arayışı