☪ Anlam Arayışı

50. Qaaf سُورَةُ قٓ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
50:1
قٓۚ وَٱلۡقُرۡءَانِ ٱلۡمَجِيدِ

Ali BulaçKaf. 'Şerefli üstün' Kur'an'a andolsun

Süleyman AteşKaf. Zikir'li (uyarıcı, şerefli) Kur'an'a andolsun

Yusuf AliQaf: By the Glorious Qur'an (Thou art God's Apostle)

50:2 📚 2
بَلۡ عَجِبُوٓاْ أَن جَآءَهُم مُّنذِرࣱ مِّنۡهُمۡ فَقَالَ ٱلۡكَٰفِرُونَ هَٰذَا شَيۡءٌ عَجِيبٌ

Ali BulaçHayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: "Bu şaşılacak bir şey" dediler

Süleyman Ateşİçlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: "Bu tuhaf bir şeydir" dediler

Yusuf AliBut they wonder that there has come to them a Warner from among themselves. So the Unbelievers say: "This is a wonderful thing

50:3
أَءِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ اۖ ذَٰلِكَ رَجۡعُۢ بَعِيدࣱ‏

Ali BulaçBiz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltilecek mişiz)? Bu uzak bir dönüş (iddiasıdır)

Süleyman AteşBiz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (tekrar bedene döneceğiz)? Bu, uzak bir dönüştür

Yusuf AliWhat! When we die and become dust, (shall we live again?) That is a (sort of) return far (from our understanding)

50:4
قَدۡ عَلِمۡنَا مَا تَنقُصُ ٱلۡأَرۡضُ مِنۡهُمۡۖ وَعِندَنَا كِتَٰبٌ حَفِيظُۢ

Ali BulaçDoğrusu Biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımız'da (bütün bunları) saklayıp-koruyan bir kitap vardır

Süleyman AteşBiz yerin, onlar(ın cesetlerin)den ne eksilttiğini bilmişizdir. Yanımızda (her şeyi) zapteden bir Kitap vardır

Yusuf AliWe already know how much of them the earth takes away: With Us is a record guarding (the full account)

50:5
بَلۡ كَذَّبُواْ بِٱلۡحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمۡ فَهُمۡ فِيٓ أَمۡرࣲ مَّرِيجٍ

Ali BulaçHayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı içinde bulunuyorlar

Süleyman AteşDoğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar çalkantılı bir durumun içindedirler

Yusuf AliBut they deny the Truth when it comes to them: so they are in a confused state

50:6 📚 1
أَفَلَمۡ يَنظُرُوٓاْ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَوۡقَهُمۡ كَيۡفَ بَنَيۡنَٰهَا وَزَيَّنَّٰهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجࣲ‏

Ali BulaçÜzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiçbir çatlağı yok

Süleyman AteşÜstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu nasıl yaptık, süsledik, hiçbir çatlağı yoktur

Yusuf AliDo they not look at the sky above them?- How We have made it and adorned it, and there are no flaws in it

50:7 📚 1
وَٱلۡأَرۡضَ مَدَدۡنَٰهَا وَأَلۡقَيۡنَا فِيهَا رَوَٰسِيَ وَأَنۢبَتۡنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوۡجِۭ بَهِيجࣲ‏

Ali BulaçYeri de (nasıl) döşeyip-yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı ve iç açıcı' her çiftten (nice bitkiler) bitirdik

Süleyman AteşArzı nasıl yaydık, ona sağlam dağlar attık, onda her güzel çifti bitirdik

Yusuf AliAnd the earth- We have spread it out, and set thereon mountains standing firm, and produced therein every kind of beautiful growth (in pairs)

50:8 📚 3
تَبۡصِرَةࣰ وَذِكۡرَىٰ لِكُلِّ عَبۡدࣲ مُّنِيبࣲ‏

Ali Bulaç(Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir

Süleyman Ateş(Bütün bunları) Allah'a yönelen her kulun, gönül gözünü açmak için ve (ona) ibret vermek için (yaptık)

Yusuf AliTo be observed and commemorated by every devotee turning (to God)

50:9
وَنَزَّلۡنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءࣰ مُّبَٰرَكࣰ ا فَأَنۢبَتۡنَا بِهِۦ جَنَّٰتࣲ وَحَبَّ ٱلۡحَصِيدِ

Ali BulaçVe gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik

Süleyman AteşGökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek dane(li ekin)ler bitirdik

Yusuf AliAnd We send down from the sky rain charted with blessing, and We produce therewith gardens and Grain for harvests

50:10
وَٱلنَّخۡلَ بَاسِقَٰتࣲ لَّهَا طَلۡعࣱ نَّضِيدࣱ‏

Ali BulaçVe birbiri üstüne dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da

Süleyman AteşBirbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları yetiştirdik

Yusuf AliAnd tall (and stately) palm-trees, with shoots of fruit-stalks, piled one over another

50:11
رِّزۡقࣰ ا لِّلۡعِبَادِۖ وَأَحۡيَيۡنَا بِهِۦ بَلۡدَةࣰ مَّيۡتࣰ اۚ كَذَٰلِكَ ٱلۡخُرُوجُ

Ali BulaçKullara rızık olmak üzere. Ve onunla (o suyla) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden sonra) diriliş de böyledir

Süleyman AteşKullara rızık olması için. Ve o su ile, ölü bir ülkeye can verdik. İşte çıkış da öyledir

Yusuf AliAs sustenance for (God's) Servants;- and We give (new) life therewith to land that is dead: Thus will be the Resurrection

50:12
كَذَّبَتۡ قَبۡلَهُمۡ قَوۡمُ نُوحࣲ وَأَصۡحَٰبُ ٱلرَّسِّ وَثَمُودُ

Ali BulaçOnlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud (kavmi) de yalanladı

Süleyman AteşOnlardan önce Nuh kavmi, Resliler ve Semud (kavmi) de yalanlamıştı

Yusuf AliBefore them was denied (the Hereafter) by the People of Noah, the Companions of the Rass, the Thamud

50:13
وَعَادࣱ وَفِرۡعَوۡنُ وَإِخۡوَٰنُ لُوطࣲ‏

Ali BulaçAd, Firavun ve Lut'un kardeşleri

Süleyman AteşAd, Fir'avn ve Lut'un kardeşleri (durumundaki kavmi)

Yusuf AliThe 'Ad, Pharaoh, the brethren of Lut

50:14
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡأَيۡكَةِ وَقَوۡمُ تُبَّعࣲۚ كُلࣱّ كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ

Ali BulaçEyke halkı ve Tubba' kavmi de. Hepsi elçileri yalanladı; böylece Benim tehdidim (onların üzerine) hak oldu

Süleyman AteşEyke halkı ve Tubba' kavmi. Bunların hepsi elçileri yalanlayıp, uyardığım(azab)ı hak ettiler

Yusuf AliThe Companions of the Wood, and the People of Tubba'; each one (of them) rejected the apostles, and My warning was duly fulfilled (in them)

50:15
أَفَعَيِينَا بِٱلۡخَلۡقِ ٱلۡأَوَّلِۚ بَلۡ هُمۡ فِي لَبۡسࣲ مِّنۡ خَلۡقࣲ جَدِيدࣲ‏

Ali BulaçYa, Biz ilk yaratılışta güçsüz mü düştük? Hayır, onlar 'karmaşık bir kuşku' içindedirler

Süleyman Ateşİlk yaratmadan aciz mi kaldık ki (yeniden yaratamayalım)? Doğrusu onlar yeni bir yaratmadan kuşku içindedirler

Yusuf AliWere We then weary with the first Creation, that they should be in confused doubt about a new Creation

50:16 📚 8
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلۡإِنسَٰنَ وَنَعۡلَمُ مَا تُوَسۡوِسُ بِهِۦ نَفۡسُهُۥۖ وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنۡ حَبۡلِ ٱلۡوَرِيدِ

Ali BulaçAndolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız

Süleyman AteşAndolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız

Yusuf AliIt was We Who created man, and We know what dark suggestions his soul makes to him: for We are nearer to him than (his) jugular vein

50:17
إِذۡ يَتَلَقَّى ٱلۡمُتَلَقِّيَانِ عَنِ ٱلۡيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ قَعِيدࣱ‏

Ali BulaçOnun sağında ve solunda oturan iki yazıcı kaydederlerken

Süleyman AteşOnun sağında ve solunda oturan iki alıcı (melek, onun sözlerini ve işlerini) kaydetmektedir

Yusuf AliBehold, two (guardian angels) appointed to learn (his doings) learn (and noted them), one sitting on the right and one on the left

50:18 📚 23
مَّا يَلۡفِظُ مِن قَوۡلٍ إِلَّا لَدَيۡهِ رَقِيبٌ عَتِيدࣱ‏

Ali BulaçO, söz olarak (herhangi bir şey) söylemeyiversin, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici vardır

Süleyman Ateş(İnsan,) Hiçbir söz söylemez ki yanında kendisini gözetleyen, dediklerini zapteden (bir melek) hazır bulunmasın

Yusuf AliNot a word does he utter but there is a sentinel by him, ready (to note it)

50:19 📚 2
وَجَآءَتۡ سَكۡرَةُ ٱلۡمَوۡتِ بِٱلۡحَقِّۖ ذَٰلِكَ مَا كُنتَ مِنۡهُ تَحِيدُ

Ali BulaçO, ölüm sarhoşluğu, bir gerçek olarak gelip de, (insana) "İşte bu, senin yan çizip-kaçmakta olduğun şeydir" (denildiği zaman da)

Süleyman AteşÖlüm sarhoşluğu gerçekten geldi. İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir

Yusuf AliAnd the stupor of death will bring Truth (before his eyes): "This was the thing which thou wast trying to escape

50:20
وَنُفِخَ فِي ٱلصُّورِۚ ذَٰلِكَ يَوۡمُ ٱلۡوَعِيدِ

Ali BulaçSur'a da üfürülmüştür. İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür

Süleyman AteşSur'a üflendi. İşte bu, kendisine karşı uyarılan gündür

Yusuf AliAnd the Trumpet shall be blown: that will be the Day whereof Warning (had been given)

50:21
وَجَآءَتۡ كُلُّ نَفۡسࣲ مَّعَهَا سَآئِقࣱ وَشَهِيدࣱ‏

Ali Bulaç(Artık) Her bir nefis, yanında bir sürücü ve bir şahid ile gelmiştir

Süleyman AteşHer can, yanında bir sürücü ve şahidle geldi

Yusuf AliAnd there will come forth every soul: with each will be an (angel) to drive, and an (angel) to bear witness

50:22 📚 9
لَّقَدۡ كُنتَ فِي غَفۡلَةࣲ مِّنۡ هَٰذَا فَكَشَفۡنَا عَنكَ غِطَآءَكَ فَبَصَرُكَ ٱلۡيَوۡمَ حَدِيدࣱ‏

Ali BulaçAndolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir

Süleyman Ateş(Allah ona): "Andolsun, sen bundan gaflet içinde idin. Biz sen(in gözün)den perdeni açtık; bugün artık gözün keskindir" (dedi)

Yusuf Ali(It will be said:) "Thou wast heedless of this; now have We removed thy veil, and sharp is thy sight this Day

50:23 📚 2
وَقَالَ قَرِينُهُۥ هَٰذَا مَا لَدَيَّ عَتِيدٌ

Ali BulaçOnun yakını olan (ve yanından ayrılmayan melek) dedi ki: "İşte bu, yanımda hazır durumda olan şey

Süleyman AteşYanındaki arkadaşı: "İşte yanımdaki hazır" dedi

Yusuf AliAnd his Companion will say: "Here is (his Record) ready with me

50:24
أَلۡقِيَا فِي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدࣲ‏

Ali BulaçSiz ikiniz (ey melekler), her inatçı nankörü atın cehennemin içine

Süleyman Ateş(Allah sürücü ve şahide buyurdu ki): "Haydi ikiniz, atın cehenneme her inatçı nankörü

Yusuf Ali(The sentence will be:) "Throw, throw into Hell every contumacious Rejecter (of God)

50:25
مَّنَّاعࣲ لِّلۡخَيۡرِ مُعۡتَدࣲ مُّرِيبٍ

Ali BulaçHayra engel olan, saldırgan şüpheciyi

Süleyman AteşHayra engel olan, saldırgan, şüpheciyi

Yusuf AliWho forbade what was good, transgressed all bounds, cast doubts and suspicions

50:26
ٱلَّذِي جَعَلَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَأَلۡقِيَاهُ فِي ٱلۡعَذَابِ ٱلشَّدِيدِ

Ali BulaçKi o, Allah'la beraber başka bir İlah edinmişti. Artık ikiniz, onu en şiddetli olan azabın içine atın

Süleyman AteşO ki Allah ile beraber başka tanrılar edindi, bundan dolayı onu çetin bir azaba atın

Yusuf AliWho set up another god beside God: Throw him into a severe penalty

50:27 📚 1
۞قَالَ قَرِينُهُۥ رَبَّنَا مَآ أَطۡغَيۡتُهُۥ وَلَٰكِن كَانَ فِي ضَلَٰلِۭ بَعِيدࣲ‏

Ali BulaçOnun yakın-dostu (saptırıcı) dedi ki: "Rabbimiz, ben onu kışkırtıp-azdırdım. Ancak kendisi (haktan) uzak bir sapıklık içindeydi

Süleyman AteşYanındaki arkadaşı dedi ki: "Rabbimiz, ben onu azdırmadım, zaten o kendisi derin bir sapıklık içinde idi

Yusuf AliHis Companion will say: "Our Lord! I did not make him transgress, but he was (himself) far astray

50:28
قَالَ لَا تَخۡتَصِمُواْ لَدَيَّ وَقَدۡ قَدَّمۡتُ إِلَيۡكُم بِٱلۡوَعِيدِ

Ali Bulaç(Allah buyurur:) "Benim Huzurumda çekişip-durmayın. Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim

Süleyman Ateş(Allah) Buyurdu ki: "Huzurumda çekişmeyin. Ben size daha önce uyarı göndermiştim

Yusuf AliHe will say: "Dispute not with each other in My Presence: I had already in advance sent you Warning

50:29
مَا يُبَدَّلُ ٱلۡقَوۡلُ لَدَيَّ وَمَآ أَنَا۠ بِظَلَّٰمࣲ لِّلۡعَبِيدِ

Ali BulaçHuzurumda söz değişikliğe uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim

Süleyman AteşBenim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim

Yusuf AliThe Word changes not before Me, and I do not the least injustice to My Servants

50:30
يَوۡمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ ٱمۡتَلَأۡتِ وَتَقُولُ هَلۡ مِن مَّزِيدࣲ‏

Ali BulaçO gün cehenneme diyeceğiz: "Doldun mu?" O da: "Daha fazlası var mı?" diyecek

Süleyman AteşO gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz. "Daha yok mu" der

Yusuf AliOne Day We will ask Hell, "Art thou filled to the full?" It will say, "Are there any more (to come)

50:31 📚 1
وَأُزۡلِفَتِ ٱلۡجَنَّةُ لِلۡمُتَّقِينَ غَيۡرَ بَعِيدٍ

Ali BulaçCennet de, muttakiler için, uzakta değildir, (o gün) yakınlaştırılmıştır

Süleyman AteşCennet de korunanlara yaklaştırılmıştır, uzak değildir

Yusuf AliAnd the Garden will be brought nigh to the Righteous,- no more a thing distant

50:32
هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظࣲ‏

Ali BulaçBu, size vadolunandır; (gönülden Allah'a) yönelip-dönen (İslam'ın hükümlerini) koruyan

Süleyman Ateşİşte size va'dedilen budur. Daima Allah'a yüz tutan (O'nun buyruklarını) koruyan, (And it is said): That is that which ye were promised. (It is) for every penitent and heedful one

Yusuf Ali(A voice will say:) "This is what was promised for you,- for every one who turned (to God) in sincere repentance, who kept (His Law)

50:33
مَّنۡ خَشِيَ ٱلرَّحۡمَٰنَ بِٱلۡغَيۡبِ وَجَآءَ بِقَلۡبࣲ مُّنِيبٍ

Ali BulaçGörmediği halde Rahman'a karşı 'içi titreyerek korku duyan' ve 'içten Allah'a yönelmiş' bir kalp ile gelen içindir

Süleyman AteşGörmeden Rahman'a saygı gösteren ve (Hakka) dönük bir yürek getiren herkesin (mükafatı budur)

Yusuf AliWho feared (God) Most Gracious Unseen, and brought a heart turned in devotion (to Him)

50:34
ٱدۡخُلُوهَا بِسَلَٰمࣲۖ ذَٰلِكَ يَوۡمُ ٱلۡخُلُودِ

Ali BulaçOna 'esenlik ve barış (selam)la' girin. Bu, ebedilik günüdür

Süleyman AteşOna selam (esenlik) ile girin. Bu, süreklilik günüdür

Yusuf AliEnter ye therein in Peace and Security; this is a Day of Eternal Life

50:35
لَهُم مَّا يَشَآءُونَ فِيهَا وَلَدَيۡنَا مَزِيدࣱ‏

Ali BulaçOrda diledikleri herşey onlarındır; Katımız'da daha fazlası da var

Süleyman AteşOrada onlara istedikleri herşey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır

Yusuf AliThere will be for them therein all that they wish,- and more besides in Our Presence

50:36
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا قَبۡلَهُم مِّن قَرۡنٍ هُمۡ أَشَدُّ مِنۡهُم بَطۡشࣰ ا فَنَقَّبُواْ فِي ٱلۡبِلَٰدِ هَلۡ مِن مَّحِيصٍ

Ali BulaçBiz bunlardan önce nice nesiller yıkıma uğrattık ki onlar, zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak, baskı ve şiddetle yönetmek, sindirmek) bakımından kendilerinden daha üstündüler; şehirlerde (yerin üstünü altına getirip, sayısız kazı, inşaat ve araştırmalarla her yanı) delik-deşik etmişlerdi. (Ama) kaçacak bir yer var mı

Süleyman AteşBunlardan önce nice kuşakları helak etmiştik ki onların tutuşu, bunlardan daha kuvvetli idi, yakalaması daha güçlü idi. Ülkelerde gezip dolaşmışlardı, ama bir kurtuluş buldular mı

Yusuf AliBut how many generations before them did We destroy (for their sins),- stronger in power than they? Then did they wander through the land: was there any place of escape (for them)

50:37 📚 12
إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَذِكۡرَىٰ لِمَن كَانَ لَهُۥ قَلۡبٌ أَوۡ أَلۡقَى ٱلسَّمۡعَ وَهُوَ شَهِيدࣱ‏

Ali BulaçHiç şüphesiz, bunda, kalbi olan ya da bir şahid olarak kulak veren kimse için elbette bir öğüt (zikir) vardır

Süleyman AteşMuhakkak ki bunda, kalbi olan, yahut şahid olarak (zihnini toplayarak dikkatle) kulak veren kimse için bir öğüt vardır

Yusuf AliVerily in this is a Message for any that has a heart and understanding or who gives ear and earnestly witnesses (the truth)

50:38 📚 1
وَلَقَدۡ خَلَقۡنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ وَمَا بَيۡنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامࣲ وَمَا مَسَّنَا مِن لُّغُوبࣲ‏

Ali BulaçAndolsun, Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık; Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı

Süleyman AteşAndolsun, biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık, bize hiçbir yorgunluk dokunmadı

Yusuf AliWe created the heavens and the earth and all between them in Six Days, nor did any sense of weariness touch Us

50:39 📚 14
فَٱصۡبِرۡ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ قَبۡلَ طُلُوعِ ٱلشَّمۡسِ وَقَبۡلَ ٱلۡغُرُوبِ

Ali BulaçÖyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et

Süleyman AteşOnların dediklerine sabret ve Rabbini övgü ile an: güneş doğmadan önce, batmadan önce

Yusuf AliBear, then, with patience, all that they say, and celebrate the praises of thy Lord, before the rising of the sun and before (its) setting

50:40
وَمِنَ ٱلَّيۡلِ فَسَبِّحۡهُ وَأَدۡبَٰرَ ٱلسُّجُودِ

Ali BulaçGecenin bir bölümünde ve secdelerin arkasından da O'nu tesbih et

Süleyman AteşGecenin bir kısmında ve secde arkalarında O'nu tesbih et

Yusuf AliAnd during part of the night, (also,) celebrate His praises, and (so likewise) after the postures of adoration

50:41
وَٱسۡتَمِعۡ يَوۡمَ يُنَادِ ٱلۡمُنَادِ مِن مَّكَانࣲ قَرِيبࣲ‏

Ali BulaçÇağırıcının, yakın bir yerden çağrıda bulunacağı güne kulak ver

Süleyman AteşDinle, o gün o ünleyici, yakın bir yerden çağırır

Yusuf AliAnd listen for the Day when the Caller will call out from a place quiet near

50:42
يَوۡمَ يَسۡمَعُونَ ٱلصَّيۡحَةَ بِٱلۡحَقِّۚ ذَٰلِكَ يَوۡمُ ٱلۡخُرُوجِ

Ali BulaçO gün, o çığlığı bir gerçek (hak) olarak işitirler. İşte bu, (dirilip kabirlerden) çıkış günüdür

Süleyman AteşO gün o çağrıyı gerçek olarak duyarlar. İşte bu, (dirilip) çıkış günüdür

Yusuf AliThe Day when they will hear a (mighty) Blast in (very) truth: that will be the Day of Resurrection

50:43
إِنَّا نَحۡنُ نُحۡيِۦ وَنُمِيتُ وَإِلَيۡنَا ٱلۡمَصِيرُ

Ali BulaçGerçek şu ki, dirilten ve öldüren Biziz, Biz. Ve dönüş de Bizedir

Süleyman AteşYaşatan ve öldüren ancak biziz, biz. Dönüş de bizedir

Yusuf AliVerily it is We Who give Life and Death; and to Us is the Final Goal

50:44
يَوۡمَ تَشَقَّقُ ٱلۡأَرۡضُ عَنۡهُمۡ سِرَاعࣰ اۚ ذَٰلِكَ حَشۡرٌ عَلَيۡنَا يَسِيرࣱ‏

Ali BulaçO gün yer, onlardan çatlayıp-ayrılır da (onlar,) hızla koşarlar. İşte bu, Bize göre oldukça-kolay olan bir haşir (sizi birarada toplama)dır

Süleyman AteşO gün yer onlar(ın üstün)den yarıl(ıp açıl)ır, (çağırana doğru) sür'atle koşarlar. İşte bu, toplamadır; bize göre kolaydır

Yusuf AliThe Day when the Earth will be rent asunder, from (men) hurrying out: that will be a gathering together,- quite easy for Us

50:45
نَّحۡنُ أَعۡلَمُ بِمَا يَقُولُونَۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيۡهِم بِجَبَّارࣲۖ فَذَكِّرۡ بِٱلۡقُرۡءَانِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ

Ali BulaçBiz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver

Süleyman AteşBiz onların ne dediklerini biliyoruz. Sen onların üstünde bir zorlayıcı değilsin, sadece tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver

Yusuf AliWe know best what they say; and thou art not one to overawe them by force. So admonish with the Qur'an such as fear My Warning

← Önceki Sonraki →

50. Qaaf Suresi | Anlam Arayışı