50. Qaaf سُورَةُ قٓ
Diyanet İşleri MealiKaf. Şanlı Kuran'a and olsun
Saheeh InternationalQaf. By the honored Qur'an
Ali BulaçKaf. 'Şerefli üstün' Kur'an'a andolsun
Diyanet İşleri MealiKafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler
Saheeh InternationalBut they wonder that there has come to them a warner from among themselves, and the disbelievers say, "This is an amazing thing
Ali BulaçHayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: "Bu şaşılacak bir şey" dediler
Diyanet İşleri MealiKafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler
Saheeh InternationalWhen we have died and have become dust, [we will return to life]? That is a distant return
Ali BulaçBiz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltilecek mişiz)? Bu uzak bir dönüş (iddiasıdır)
Diyanet İşleri MealiOnlardan kimlerin ölüp toprağa karıştığını biliyoruz. Katımızda her şeyi unutulmaktan koruyan bir kitap vardır
Saheeh InternationalWe know what the earth diminishes of them, and with Us is a retaining record
Ali BulaçDoğrusu Biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımız'da (bütün bunları) saklayıp-koruyan bir kitap vardır
Diyanet İşleri MealiHayır; onlar, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler
Saheeh InternationalBut they denied the truth when it came to them, so they are in a confused condition
Ali BulaçHayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı içinde bulunuyorlar
Diyanet İşleri MealiOnlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur
Saheeh InternationalHave they not looked at the heaven above them - how We structured it and adorned it and [how] it has no rifts
Ali BulaçÜzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiçbir çatlağı yok
Diyanet İşleri MealiAllah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik
Saheeh InternationalAnd the earth - We spread it out and cast therein firmly set mountains and made grow therein [something] of every beautiful kind
Ali BulaçYeri de (nasıl) döşeyip-yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı ve iç açıcı' her çiftten (nice bitkiler) bitirdik
Diyanet İşleri MealiAllah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik
Saheeh InternationalGiving insight and a reminder for every servant who turns [to Allah]
Ali Bulaç(Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir
Diyanet İşleri MealiGökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir
Saheeh InternationalAnd We have sent down blessed rain from the sky and made grow thereby gardens and grain from the harvest
Ali BulaçVe gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik
Diyanet İşleri MealiGökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir
Saheeh InternationalAnd lofty palm trees having fruit arranged in layers
Ali BulaçVe birbiri üstüne dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da
Diyanet İşleri MealiGökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir
Saheeh InternationalAs provision for the servants, and We have given life thereby to a dead land. Thus is the resurrection
Ali BulaçKullara rızık olmak üzere. Ve onunla (o suyla) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden sonra) diriliş de böyledir
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti
Saheeh InternationalThe people of Noah denied before them, and the companions of the well and Thamud
Ali BulaçOnlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud (kavmi) de yalanladı
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti
Saheeh InternationalAnd 'Aad and Pharaoh and the brothers of Lot
Ali BulaçAd, Firavun ve Lut'un kardeşleri
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti
Saheeh InternationalAnd the companions of the thicket and the people of Tubba'. All denied the messengers, so My threat was justly fulfilled
Ali BulaçEyke halkı ve Tubba' kavmi de. Hepsi elçileri yalanladı; böylece Benim tehdidim (onların üzerine) hak oldu
Diyanet İşleri MealiBiz ilk yaratışta yorulduk mu? Hayır; onlar yeniden yaratılmaktan şüphe etmektedirler
Saheeh InternationalDid We fail in the first creation? But they are in confusion over a new creation
Ali BulaçYa, Biz ilk yaratılışta güçsüz mü düştük? Hayır, onlar 'karmaşık bir kuşku' içindedirler
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki insanı Biz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; Biz ona şah damarından daha yakınız
Saheeh InternationalAnd We have already created man and know what his soul whispers to him, and We are closer to him than [his] jugular vein
Ali BulaçAndolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız
Diyanet İşleri MealiSağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler
Saheeh InternationalWhen the two receivers receive, seated on the right and on the left
Ali BulaçOnun sağında ve solunda oturan iki yazıcı kaydederlerken
Diyanet İşleri MealiSağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler
Saheeh InternationalMan does not utter any word except that with him is an observer prepared [to record]
Ali BulaçO, söz olarak (herhangi bir şey) söylemeyiversin, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici vardır
Diyanet İşleri MealiÖlüm sarhoşluğu gerçekten gelir, ey insan, işte bu senin öteden beri korkup kaçtığın şeydir
Saheeh InternationalAnd the intoxication of death will bring the truth; that is what you were trying to avoid
Ali BulaçO, ölüm sarhoşluğu, bir gerçek olarak gelip de, (insana) "İşte bu, senin yan çizip-kaçmakta olduğun şeydir" (denildiği zaman da)
Diyanet İşleri MealiSura üfürülür. İşte bu geleceği söz verilen gündür
Saheeh InternationalAnd the Horn will be blown. That is the Day of [carrying out] the threat
Ali BulaçSur'a da üfürülmüştür. İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür
Diyanet İşleri MealiHer can, kendisiyle beraber bir sürücü ve şahit bulunduğu halde gelir
Saheeh InternationalAnd every soul will come, with it a driver and a witness
Ali Bulaç(Artık) Her bir nefis, yanında bir sürücü ve bir şahid ile gelmiştir
Diyanet İşleri MealiOna: "And olsun ki, sen, bundan gafildin; işte senden gaflet perdesini kaldırdık, bugün artık görüşün keskindir" denir
Saheeh International[It will be said], "You were certainly in unmindfulness of this, and We have removed from you your cover, so your sight, this Day, is sharp
Ali BulaçAndolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir
Diyanet İşleri MealiYanındaki melek: "İşte bu yanımdaki hazırdır" der
Saheeh InternationalAnd his companion, [the angel], will say, "This [record] is what is with me, prepared
Ali BulaçOnun yakını olan (ve yanından ayrılmayan melek) dedi ki: "İşte bu, yanımda hazır durumda olan şey
Diyanet İşleri MealiAllah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur
Saheeh International[Allah will say], "Throw into Hell every obstinate disbeliever
Ali BulaçSiz ikiniz (ey melekler), her inatçı nankörü atın cehennemin içine
Diyanet İşleri MealiAllah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur
Saheeh InternationalPreventer of good, aggressor, and doubter
Ali BulaçHayra engel olan, saldırgan şüpheciyi
Diyanet İşleri MealiAllah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur
Saheeh InternationalWho made [as equal] with Allah another deity; then throw him into the severe punishment
Ali BulaçKi o, Allah'la beraber başka bir İlah edinmişti. Artık ikiniz, onu en şiddetli olan azabın içine atın
Diyanet İşleri MealiYanındaki şeytan: "Rabbimiz! Ben onu azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklıktaydı" der
Saheeh InternationalHis [devil] companion will say, "Our Lord, I did not make him transgress, but he [himself] was in extreme error
Ali BulaçOnun yakın-dostu (saptırıcı) dedi ki: "Rabbimiz, ben onu kışkırtıp-azdırdım. Ancak kendisi (haktan) uzak bir sapıklık içindeydi
Diyanet İşleri MealiAllah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der
Saheeh International[Allah] will say, "Do not dispute before Me, while I had already presented to you the warning
Ali Bulaç(Allah buyurur:) "Benim Huzurumda çekişip-durmayın. Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim
Diyanet İşleri MealiAllah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der
Saheeh InternationalThe word will not be changed with Me, and never will I be unjust to the servants
Ali BulaçHuzurumda söz değişikliğe uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim
Diyanet İşleri MealiO gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz, o: "Daha var mı?" der
Saheeh InternationalOn the Day We will say to Hell, "Have you been filled?" and it will say, "Are there some more
Ali BulaçO gün cehenneme diyeceğiz: "Doldun mu?" O da: "Daha fazlası var mı?" diyecek
Diyanet İşleri MealiCennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır, zaten uzakta değildir
Saheeh InternationalAnd Paradise will be brought near to the righteous, not far
Ali BulaçCennet de, muttakiler için, uzakta değildir, (o gün) yakınlaştırılmıştır
Diyanet İşleri MealiOnlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir
Saheeh International[It will be said], "This is what you were promised - for every returner [to Allah] and keeper [of His covenant]
Ali BulaçBu, size vadolunandır; (gönülden Allah'a) yönelip-dönen (İslam'ın hükümlerini) koruyan
Diyanet İşleri MealiOnlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir
Saheeh InternationalWho feared the Most Merciful unseen and came with a heart returning [in repentance]
Ali BulaçGörmediği halde Rahman'a karşı 'içi titreyerek korku duyan' ve 'içten Allah'a yönelmiş' bir kalp ile gelen içindir
Diyanet İşleri MealiOnlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir
Saheeh InternationalEnter it in peace. This is the Day of Eternity
Ali BulaçOna 'esenlik ve barış (selam)la' girin. Bu, ebedilik günüdür
Diyanet İşleri MealiOrada dilediklerini bulurlar. Katımızda fazlası da vardır
Saheeh InternationalThey will have whatever they wish therein, and with Us is more
Ali BulaçOrda diledikleri herşey onlarındır; Katımız'da daha fazlası da var
Diyanet İşleri MealiBu inkarcılardan önce, kendilerinden daha kuvvetli olan, diyar diyar dolaşan nice nesilleri yok etmişizdir. Kurtuluşu var mı
Saheeh InternationalAnd how many a generation before them did We destroy who were greater than them in [striking] power and had explored throughout the lands. Is there any place of escape
Ali BulaçBiz bunlardan önce nice nesiller yıkıma uğrattık ki onlar, zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak, baskı ve şiddetle yönetmek, sindirmek) bakımından kendilerinden daha üstündüler; şehirlerde (yerin üstünü altına getirip, sayısız kazı, inşaat ve araştırmalarla her yanı) delik-deşik etmişlerdi. (Ama) kaçacak bir yer var mı
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bunda, kalbi olana veya hazır bulunup kulak verene ders vardır
Saheeh InternationalIndeed in that is a reminder for whoever has a heart or who listens while he is present [in mind]
Ali BulaçHiç şüphesiz, bunda, kalbi olan ya da bir şahid olarak kulak veren kimse için elbette bir öğüt (zikir) vardır
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve Biz bir yorgunluk da duymadık
Saheeh InternationalAnd We did certainly create the heavens and earth and what is between them in six days, and there touched Us no weariness
Ali BulaçAndolsun, Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık; Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı
Diyanet İşleri MealiSöylediklerine sabret; Rabbini, güneşin doğmasından önce ve batışından önce överek tesbih et
Saheeh InternationalSo be patient, [O Muhammad], over what they say and exalt [Allah] with praise of your Lord before the rising of the sun and before its setting
Ali BulaçÖyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et
Diyanet İşleri MealiGeceleyin ve secdelerin ardından O'nu tesbih et
Saheeh InternationalAnd [in part] of the night exalt Him and after prostration
Ali BulaçGecenin bir bölümünde ve secdelerin arkasından da O'nu tesbih et
Diyanet İşleri MealiBir çağırıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver
Saheeh InternationalAnd listen on the Day when the Caller will call out from a place that is near
Ali BulaçÇağırıcının, yakın bir yerden çağrıda bulunacağı güne kulak ver
Diyanet İşleri MealiO gün çığlığı gerçekten duyarlar; işte o, kabirden çıkış günüdür
Saheeh InternationalThe Day they will hear the blast [of the Horn] in truth. That is the Day of Emergence [from the graves]
Ali BulaçO gün, o çığlığı bir gerçek (hak) olarak işitirler. İşte bu, (dirilip kabirlerden) çıkış günüdür
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz diriltiriz, Biz öldürürüz, dönüş Bize'dir
Saheeh InternationalIndeed, it is We who give life and cause death, and to Us is the destination
Ali BulaçGerçek şu ki, dirilten ve öldüren Biziz, Biz. Ve dönüş de Bizedir
Diyanet İşleri MealiO gün, yer yarılır, onlar çabucak ayrılır; bu, Bize göre kolay bir toplamadır
Saheeh InternationalOn the Day the earth breaks away from them [and they emerge] rapidly; that is a gathering easy for Us
Ali BulaçO gün yer, onlardan çatlayıp-ayrılır da (onlar,) hızla koşarlar. İşte bu, Bize göre oldukça-kolay olan bir haşir (sizi birarada toplama)dır
Diyanet İşleri MealiOnların dediklerini Biz biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; söz verdiğim günden korkanlara Kuran'la öğüt ver
Saheeh InternationalWe are most knowing of what they say, and you are not over them a tyrant. But remind by the Qur'an whoever fears My threat
Ali BulaçBiz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver