50. Qaaf سُورَةُ قٓ
Diyanet İşleri MealiKaf. Şanlı Kuran'a and olsun
Yusuf AliQaf: By the Glorious Qur'an (Thou art God's Apostle)
Süleyman AteşKaf. Zikir'li (uyarıcı, şerefli) Kur'an'a andolsun
Diyanet İşleri MealiKafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler
Yusuf AliBut they wonder that there has come to them a Warner from among themselves. So the Unbelievers say: "This is a wonderful thing
Süleyman Ateşİçlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: "Bu tuhaf bir şeydir" dediler
Diyanet İşleri MealiKafirler, Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da: "Bu şaşılacak bir şey; öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman dirilecek miyiz? Bu, ihtimali olmayan bir dönüştür" dediler
Yusuf AliWhat! When we die and become dust, (shall we live again?) That is a (sort of) return far (from our understanding)
Süleyman AteşBiz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (tekrar bedene döneceğiz)? Bu, uzak bir dönüştür
Diyanet İşleri MealiOnlardan kimlerin ölüp toprağa karıştığını biliyoruz. Katımızda her şeyi unutulmaktan koruyan bir kitap vardır
Yusuf AliWe already know how much of them the earth takes away: With Us is a record guarding (the full account)
Süleyman AteşBiz yerin, onlar(ın cesetlerin)den ne eksilttiğini bilmişizdir. Yanımızda (her şeyi) zapteden bir Kitap vardır
Diyanet İşleri MealiHayır; onlar, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler
Yusuf AliBut they deny the Truth when it comes to them: so they are in a confused state
Süleyman AteşDoğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar çalkantılı bir durumun içindedirler
Diyanet İşleri MealiOnlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur
Yusuf AliDo they not look at the sky above them?- How We have made it and adorned it, and there are no flaws in it
Süleyman AteşÜstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu nasıl yaptık, süsledik, hiçbir çatlağı yoktur
Diyanet İşleri MealiAllah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik
Yusuf AliAnd the earth- We have spread it out, and set thereon mountains standing firm, and produced therein every kind of beautiful growth (in pairs)
Süleyman AteşArzı nasıl yaydık, ona sağlam dağlar attık, onda her güzel çifti bitirdik
Diyanet İşleri MealiAllah'a yönelen her kula öğüt ve bir belge olarak yeryüzünü yaydık, oraya sabit dağlar yerleştirdik, orada her güzel türden yetiştirdik
Yusuf AliTo be observed and commemorated by every devotee turning (to God)
Süleyman Ateş(Bütün bunları) Allah'a yönelen her kulun, gönül gözünü açmak için ve (ona) ibret vermek için (yaptık)
Diyanet İşleri MealiGökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir
Yusuf AliAnd We send down from the sky rain charted with blessing, and We produce therewith gardens and Grain for harvests
Süleyman AteşGökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek dane(li ekin)ler bitirdik
Diyanet İşleri MealiGökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir
Yusuf AliAnd tall (and stately) palm-trees, with shoots of fruit-stalks, piled one over another
Süleyman AteşBirbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları yetiştirdik
Diyanet İşleri MealiGökten bereketli bir su indirdik, kullara rızık olmak üzere onunla bahçeler, biçilecek taneli ekinler, küme küme tomurcukları olan boylu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile ölü yeri dirilttik. İşte insanların diriltilmesi de böyledir
Yusuf AliAs sustenance for (God's) Servants;- and We give (new) life therewith to land that is dead: Thus will be the Resurrection
Süleyman AteşKullara rızık olması için. Ve o su ile, ölü bir ülkeye can verdik. İşte çıkış da öyledir
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti
Yusuf AliBefore them was denied (the Hereafter) by the People of Noah, the Companions of the Rass, the Thamud
Süleyman AteşOnlardan önce Nuh kavmi, Resliler ve Semud (kavmi) de yalanlamıştı
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti
Yusuf AliThe 'Ad, Pharaoh, the brethren of Lut
Süleyman AteşAd, Fir'avn ve Lut'un kardeşleri (durumundaki kavmi)
Diyanet İşleri MealiOnlardan önce Nuh milleti, Ressliler, Semud, Ad, Firavun milletleri, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tubba milleti de yalanlamışlardı; evet bunların hepsi peygamberleri yalanlamışlardı da tehdidim gerçekleşmişti
Yusuf AliThe Companions of the Wood, and the People of Tubba'; each one (of them) rejected the apostles, and My warning was duly fulfilled (in them)
Süleyman AteşEyke halkı ve Tubba' kavmi. Bunların hepsi elçileri yalanlayıp, uyardığım(azab)ı hak ettiler
Diyanet İşleri MealiBiz ilk yaratışta yorulduk mu? Hayır; onlar yeniden yaratılmaktan şüphe etmektedirler
Yusuf AliWere We then weary with the first Creation, that they should be in confused doubt about a new Creation
Süleyman Ateşİlk yaratmadan aciz mi kaldık ki (yeniden yaratamayalım)? Doğrusu onlar yeni bir yaratmadan kuşku içindedirler
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki insanı Biz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; Biz ona şah damarından daha yakınız
Yusuf AliIt was We Who created man, and We know what dark suggestions his soul makes to him: for We are nearer to him than (his) jugular vein
Süleyman AteşAndolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız
Diyanet İşleri MealiSağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler
Yusuf AliBehold, two (guardian angels) appointed to learn (his doings) learn (and noted them), one sitting on the right and one on the left
Süleyman AteşOnun sağında ve solunda oturan iki alıcı (melek, onun sözlerini ve işlerini) kaydetmektedir
Diyanet İşleri MealiSağında ve solunda, onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zaptederler
Yusuf AliNot a word does he utter but there is a sentinel by him, ready (to note it)
Süleyman Ateş(İnsan,) Hiçbir söz söylemez ki yanında kendisini gözetleyen, dediklerini zapteden (bir melek) hazır bulunmasın
Diyanet İşleri MealiÖlüm sarhoşluğu gerçekten gelir, ey insan, işte bu senin öteden beri korkup kaçtığın şeydir
Yusuf AliAnd the stupor of death will bring Truth (before his eyes): "This was the thing which thou wast trying to escape
Süleyman AteşÖlüm sarhoşluğu gerçekten geldi. İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir
Diyanet İşleri MealiSura üfürülür. İşte bu geleceği söz verilen gündür
Yusuf AliAnd the Trumpet shall be blown: that will be the Day whereof Warning (had been given)
Süleyman AteşSur'a üflendi. İşte bu, kendisine karşı uyarılan gündür
Diyanet İşleri MealiHer can, kendisiyle beraber bir sürücü ve şahit bulunduğu halde gelir
Yusuf AliAnd there will come forth every soul: with each will be an (angel) to drive, and an (angel) to bear witness
Süleyman AteşHer can, yanında bir sürücü ve şahidle geldi
Diyanet İşleri MealiOna: "And olsun ki, sen, bundan gafildin; işte senden gaflet perdesini kaldırdık, bugün artık görüşün keskindir" denir
Yusuf Ali(It will be said:) "Thou wast heedless of this; now have We removed thy veil, and sharp is thy sight this Day
Süleyman Ateş(Allah ona): "Andolsun, sen bundan gaflet içinde idin. Biz sen(in gözün)den perdeni açtık; bugün artık gözün keskindir" (dedi)
Diyanet İşleri MealiYanındaki melek: "İşte bu yanımdaki hazırdır" der
Yusuf AliAnd his Companion will say: "Here is (his Record) ready with me
Süleyman AteşYanındaki arkadaşı: "İşte yanımdaki hazır" dedi
Diyanet İşleri MealiAllah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur
Yusuf Ali(The sentence will be:) "Throw, throw into Hell every contumacious Rejecter (of God)
Süleyman Ateş(Allah sürücü ve şahide buyurdu ki): "Haydi ikiniz, atın cehenneme her inatçı nankörü
Diyanet İşleri MealiAllah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur
Yusuf AliWho forbade what was good, transgressed all bounds, cast doubts and suspicions
Süleyman AteşHayra engel olan, saldırgan, şüpheciyi
Diyanet İşleri MealiAllah: "Ey sürücü ve şahit! Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere boyuna engel olan, mütecaviz, şüpheye düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin bir azaba sokun" buyurur
Yusuf AliWho set up another god beside God: Throw him into a severe penalty
Süleyman AteşO ki Allah ile beraber başka tanrılar edindi, bundan dolayı onu çetin bir azaba atın
Diyanet İşleri MealiYanındaki şeytan: "Rabbimiz! Ben onu azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklıktaydı" der
Yusuf AliHis Companion will say: "Our Lord! I did not make him transgress, but he was (himself) far astray
Süleyman AteşYanındaki arkadaşı dedi ki: "Rabbimiz, ben onu azdırmadım, zaten o kendisi derin bir sapıklık içinde idi
Diyanet İşleri MealiAllah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der
Yusuf AliHe will say: "Dispute not with each other in My Presence: I had already in advance sent you Warning
Süleyman Ateş(Allah) Buyurdu ki: "Huzurumda çekişmeyin. Ben size daha önce uyarı göndermiştim
Diyanet İşleri MealiAllah: "Benim katımda çekişmeyin; size bunu önceden bildirmiştim. Benim katımda söz değişmez; Ben kullara asla zulmetmem" der
Yusuf AliThe Word changes not before Me, and I do not the least injustice to My Servants
Süleyman AteşBenim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim
Diyanet İşleri MealiO gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz, o: "Daha var mı?" der
Yusuf AliOne Day We will ask Hell, "Art thou filled to the full?" It will say, "Are there any more (to come)
Süleyman AteşO gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz. "Daha yok mu" der
Diyanet İşleri MealiCennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılır, zaten uzakta değildir
Yusuf AliAnd the Garden will be brought nigh to the Righteous,- no more a thing distant
Süleyman AteşCennet de korunanlara yaklaştırılmıştır, uzak değildir
Diyanet İşleri MealiOnlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir
Yusuf Ali(A voice will say:) "This is what was promised for you,- for every one who turned (to God) in sincere repentance, who kept (His Law)
Süleyman Ateşİşte size va'dedilen budur. Daima Allah'a yüz tutan (O'nun buyruklarını) koruyan, (And it is said): That is that which ye were promised. (It is) for every penitent and heedful one
Diyanet İşleri MealiOnlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir
Yusuf AliWho feared (God) Most Gracious Unseen, and brought a heart turned in devotion (to Him)
Süleyman AteşGörmeden Rahman'a saygı gösteren ve (Hakka) dönük bir yürek getiren herkesin (mükafatı budur)
Diyanet İşleri MealiOnlara: "İşte bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun buyruklarına riayet eden; görmediği Rahman'dan korkan, Allah'a yönelmiş bir kalble gelen sizlere, hepinize söz verilen yerdir. Oraya esenlikle girin; işte sonsuzluk günü budur" denir
Yusuf AliEnter ye therein in Peace and Security; this is a Day of Eternal Life
Süleyman AteşOna selam (esenlik) ile girin. Bu, süreklilik günüdür
Diyanet İşleri MealiOrada dilediklerini bulurlar. Katımızda fazlası da vardır
Yusuf AliThere will be for them therein all that they wish,- and more besides in Our Presence
Süleyman AteşOrada onlara istedikleri herşey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır
Diyanet İşleri MealiBu inkarcılardan önce, kendilerinden daha kuvvetli olan, diyar diyar dolaşan nice nesilleri yok etmişizdir. Kurtuluşu var mı
Yusuf AliBut how many generations before them did We destroy (for their sins),- stronger in power than they? Then did they wander through the land: was there any place of escape (for them)
Süleyman AteşBunlardan önce nice kuşakları helak etmiştik ki onların tutuşu, bunlardan daha kuvvetli idi, yakalaması daha güçlü idi. Ülkelerde gezip dolaşmışlardı, ama bir kurtuluş buldular mı
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bunda, kalbi olana veya hazır bulunup kulak verene ders vardır
Yusuf AliVerily in this is a Message for any that has a heart and understanding or who gives ear and earnestly witnesses (the truth)
Süleyman AteşMuhakkak ki bunda, kalbi olan, yahut şahid olarak (zihnini toplayarak dikkatle) kulak veren kimse için bir öğüt vardır
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve Biz bir yorgunluk da duymadık
Yusuf AliWe created the heavens and the earth and all between them in Six Days, nor did any sense of weariness touch Us
Süleyman AteşAndolsun, biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık, bize hiçbir yorgunluk dokunmadı
Diyanet İşleri MealiSöylediklerine sabret; Rabbini, güneşin doğmasından önce ve batışından önce överek tesbih et
Yusuf AliBear, then, with patience, all that they say, and celebrate the praises of thy Lord, before the rising of the sun and before (its) setting
Süleyman AteşOnların dediklerine sabret ve Rabbini övgü ile an: güneş doğmadan önce, batmadan önce
Diyanet İşleri MealiGeceleyin ve secdelerin ardından O'nu tesbih et
Yusuf AliAnd during part of the night, (also,) celebrate His praises, and (so likewise) after the postures of adoration
Süleyman AteşGecenin bir kısmında ve secde arkalarında O'nu tesbih et
Diyanet İşleri MealiBir çağırıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver
Yusuf AliAnd listen for the Day when the Caller will call out from a place quiet near
Süleyman AteşDinle, o gün o ünleyici, yakın bir yerden çağırır
Diyanet İşleri MealiO gün çığlığı gerçekten duyarlar; işte o, kabirden çıkış günüdür
Yusuf AliThe Day when they will hear a (mighty) Blast in (very) truth: that will be the Day of Resurrection
Süleyman AteşO gün o çağrıyı gerçek olarak duyarlar. İşte bu, (dirilip) çıkış günüdür
Diyanet İşleri MealiDoğrusu Biz diriltiriz, Biz öldürürüz, dönüş Bize'dir
Yusuf AliVerily it is We Who give Life and Death; and to Us is the Final Goal
Süleyman AteşYaşatan ve öldüren ancak biziz, biz. Dönüş de bizedir
Diyanet İşleri MealiO gün, yer yarılır, onlar çabucak ayrılır; bu, Bize göre kolay bir toplamadır
Yusuf AliThe Day when the Earth will be rent asunder, from (men) hurrying out: that will be a gathering together,- quite easy for Us
Süleyman AteşO gün yer onlar(ın üstün)den yarıl(ıp açıl)ır, (çağırana doğru) sür'atle koşarlar. İşte bu, toplamadır; bize göre kolaydır
Diyanet İşleri MealiOnların dediklerini Biz biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; söz verdiğim günden korkanlara Kuran'la öğüt ver
Yusuf AliWe know best what they say; and thou art not one to overawe them by force. So admonish with the Qur'an such as fear My Warning
Süleyman AteşBiz onların ne dediklerini biliyoruz. Sen onların üstünde bir zorlayıcı değilsin, sadece tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver