☪ Anlam Arayışı

56. Al-Waaqia سُورَةُ الوَاقِعَةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
56:1 📚 1
إِذَا وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ
إِذَا
zaman
وَقَعَتِ
olduğu
ٱلْوَاقِعَةُ
olacak vak'a

Ali BulaçVakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذا وقعت الواقعة» قامت القيامة.

56:2 📚 2
لَيۡسَ لِوَقۡعَتِهَا كَاذِبَةٌ
لَيْسَ
yoktur
لِوَقْعَتِهَا
onun oluşunu
كَاذِبَةٌ
yalanlayacak

Ali BulaçOnun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليس لوقعتها كاذبة» نفس تكذب بأن تنفيها كما نفتها في الدنيا.

56:3
خَافِضَةࣱ رَّافِعَةٌ
خَافِضَةٌۭ
o alçaltıcıdır;
رَّافِعَةٌ
yükselticidir

Ali BulaçO aşağılatıcı, yücelticidir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«خافضة رافعة» أي هي مظهرة لخفض أقوام بدخولهم النار ولرفع آخرين بدخولهم الجنة.

56:4
إِذَا رُجَّتِ ٱلۡأَرۡضُ رَجࣰّ ا
إِذَا
zaman
رُجَّتِ
sarsıldığı
ٱلْأَرْضُ
yer
رَجًّۭا
şiddetle sarsılarak

Ali BulaçYer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذا رجت الأرض رجا» حركت حركة شديدة.

56:5
وَبُسَّتِ ٱلۡجِبَالُ بَسࣰّ ا
وَبُسَّتِ
ve serpildiği (zaman)
ٱلْجِبَالُ
dağlar
بَسًّۭا
serpildikçe

Ali BulaçVe dağlar darmadağın olup ufalandığı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وبست الجبال بسا» فتتت.

56:6
فَكَانَتۡ هَبَآءࣰ مُّنۢبَثࣰّ ا
فَكَانَتْ
haline geldiği (zaman)
هَبَآءًۭ
toz duman
مُّنۢبَثًّۭا
dağılan

Ali BulaçDerken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكانت هباءً» غبارا «منبثا» منتشرا، وإذا الثانية بدل من الأولى.

56:7
وَكُنتُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا ثَلَٰثَةࣰ‏
وَكُنتُمْ
ve sizler olduğunuz (zaman)
أَزْوَٰجًۭا
sınıf (gurup)
ثَلَـٰثَةًۭ
üç

Ali BulaçVe sizler de üç sınıf olduğunuz zaman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكنتم» في القيامة «أزواجا» أصنافا «ثلاثة».

56:8
فَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ
فَأَصْحَـٰبُ
adamları
ٱلْمَيْمَنَةِ
sağın
مَآ
ne (kutludurlar)
أَصْحَـٰبُ
adamları
ٱلْمَيْمَنَةِ
sağın

Ali Bulaçİşte o "Ashab-ı Meymene", ne (kutludur o) "Ashab-ı Meymene

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأصحاب الميمنة» وهم الذين يؤتون كتبهم بإيمانهم مبتدأ خبره «ما أصحاب الميمنة» تعظيم لشأنهم بدخولهم الجنة.

56:9
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ
وَأَصْحَـٰبُ
adamları
ٱلْمَشْـَٔمَةِ
solun
مَآ
ne (uğursuzlardır)
أَصْحَـٰبُ
adamları
ٱلْمَشْـَٔمَةِ
solun

Ali BulaçAshab-ı Meş'eme" ne (mutsuz ve uğursuzdur o) "Ashab-ı Meş'eme

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأصحاب المشأمة» أي الشمال بأن يؤتى كل منهم كتابه بشماله «ما أصحاب المشأمة» تحقير لشأنهم بدخولهم النار.

56:10
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ
وَٱلسَّـٰبِقُونَ
ve öne geçenler ise
ٱلسَّـٰبِقُونَ
öne geçenler

Ali BulaçYarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والسابقون» إلى الخير وهم الأنبياء مبتدأ «السابقون» تأكيد لتعظيم شأنهم.

56:11
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlardır
ٱلْمُقَرَّبُونَ
yaklaştırılanlar

Ali Bulaçİşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك المقربون».

56:12
فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
فِى
cennetlerinde
جَنَّـٰتِ
Gardens
ٱلنَّعِيمِ
Ni'met

Ali BulaçNimetlerle-donatılmış cennetler içinde

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في جنات النعيم».

56:13 📚 7
ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ
ثُلَّةٌۭ
çoğu bir ümmettir
مِّنَ
öncekilerden
ٱلْأَوَّلِينَ
the former (people)

Ali BulaçBirçoğu geçmiş (ümmet)lerden

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثلة من الأولين» مبتدأ، أي جماعة من الأمم الماضية.

56:14 📚 2
وَقَلِيلࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ
وَقَلِيلٌۭ
ve birazı da
مِّنَ
sonrakilerden
ٱلْـَٔاخِرِينَ
the later (people)

Ali BulaçBirazı da sonrakilerden

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقليل من الآخرين» من أمة محمد صلى الله عليه وسلم وهم السابقون من الأمم الماضية وهذه الأمة والخبر.

56:15 📚 1
عَلَىٰ سُرُرࣲ مَّوۡضُونَةࣲ‏
عَلَىٰ
üzerindedirler
سُرُرٍۢ
tahtlar
مَّوْضُونَةٍۢ
altın ve cevahirle işlenmiş

Ali BulaçÖzenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«على سرر موضونة» منسوجة بقضبان الذهب والجواهر.

56:16
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيۡهَا مُتَقَٰبِلِينَ
مُّتَّكِـِٔينَ
yaslanırlar
عَلَيْهَا
onların üzerinde
مُتَقَـٰبِلِينَ
karşılıklı

Ali BulaçKarşılıklı yaslanmışlardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«متكئين عليها متقابلين» حالان من الضمير في الخبر.

56:17
يَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنࣱ مُّخَلَّدُونَ
يَطُوفُ
dolaşır
عَلَيْهِمْ
çevrelerinde
وِلْدَٰنٌۭ
gençler
مُّخَلَّدُونَ
ebedi yaşamağa erdirilmiş

Ali BulaçÇevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يطوف عليهم» للخدمة «ولدان مخلدون» على شكل الأولاد لا يهرمون.

56:18 📚 1
بِأَكۡوَابࣲ وَأَبَارِيقَ وَكَأۡسࣲ مِّن مَّعِينࣲ‏
بِأَكْوَابٍۢ
testilerle
وَأَبَارِيقَ
ve ibrikler
وَكَأْسٍۢ
ve kadehlerle
مِّن
kaynağından doldurulmuş
مَّعِينٍۢ
a flowing stream

Ali BulaçKaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بأكواب» أقداح لا عرى لها «وأباريق» لها عرى وخراطيم «وكأس» إناء شرب الخمر «من معين» أي خمر جارية من منبع لا ينقطع أبدا.

56:19 📚 2
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنۡهَا وَلَا يُنزِفُونَ
لَّا
başları ağrıtmayan
يُصَدَّعُونَ
they will get headache
عَنْهَا
ondan
وَلَا
ve
يُنزِفُونَ
akılları gidermeyen

Ali BulaçKi bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يصدعون عنها ولا ينزَِفون» بفتح الزاي وكسرها من نزف الشارب وأنزف، أي لا يحصل لهم منها صداع ولا ذهاب عقل بخلاف خمر الدنيا.

56:20
وَفَٰكِهَةࣲ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
وَفَـٰكِهَةٍۢ
ve meyva(lar)
مِّمَّا
şeylerden
يَتَخَيَّرُونَ
beğendikleri

Ali BulaçArzulayıp-seçecekleri meyveler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفاكهة مما يتخيرون».

56:21 📚 2
وَلَحۡمِ طَيۡرࣲ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ
وَلَحْمِ
ve eti
طَيْرٍۢ
kuş
مِّمَّا
canlarının çektiği
يَشْتَهُونَ
they desire

Ali BulaçCanlarının çektiği kuş eti

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولحم طير مما يشتهون و» لهم للاستمتاع.

56:22
وَحُورٌ عِينࣱ‏
وَحُورٌ
ve huriler
عِينٌۭ
iri gözlü

Ali BulaçVe iri gözlü huriler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وحور» نساء شديدات سواد العيون وبياضها «عين» ضخام العيون كسرت عينه بدل ضمها لمجانسة الياء ومفرده عيناء كحمراء وفي قراءة بجر حور عين.

56:23
كَأَمۡثَٰلِ ٱللُّؤۡلُوِٕ ٱلۡمَكۡنُونِ
كَأَمْثَـٰلِ
gibi
ٱللُّؤْلُؤِ
inciler
ٱلْمَكْنُونِ
saklı

Ali BulaçSanki saklı inciler gibi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كأمثال اللؤلؤ المكنون» المصون.

56:24 📚 19
جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
جَزَآءًۢ
karşılık olarak
بِمَا
nedeniyle
كَانُوا۟
olmaları
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Ali BulaçYaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«جزاءً» مفعول له أو مصدر والعامل المقدر أي جعلنا لهم ما ذكر للجزاء أو جزيناهم «بما كانوا يعملون».

56:25
لَا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوࣰ ا وَلَا تَأۡثِيمًا
لَا
işitmezler
يَسْمَعُونَ
they will hear
فِيهَا
orada
لَغْوًۭا
boş bir söz
وَلَا
ve ne de
تَأْثِيمًا
günaha sokan bir laf

Ali BulaçOrada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يسمعون فيها» في الجنة «لغوا» فاحشا من الكلام «ولا تأثيما» ما يؤثم.

56:26
إِلَّا قِيلࣰ ا سَلَٰمࣰ ا سَلَٰمࣰ ا
إِلَّا
yalnızca
قِيلًۭا
denilir
سَلَـٰمًۭا
selam
سَلَـٰمًۭا
selam

Ali BulaçYalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا» لكن «قيلا» قولا «سلاما» سلاما بدل من قيلا فإنهم يسمعونه.

56:27
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ
وَأَصْحَـٰبُ
ve adamları
ٱلْيَمِينِ
sağın
مَآ
nedir
أَصْحَـٰبُ
adamları
ٱلْيَمِينِ
sağın

Ali BulaçAshab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأصحاب اليمين ما أصحاب اليمين».

56:28 📚 5
فِي سِدۡرࣲ مَّخۡضُودࣲ‏
فِى
içindedirler
سِدْرٍۢ
sedir ağaçları
مَّخْضُودٍۢ
dikensiz

Ali BulaçYüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في سدر» شجر النبق «مخضود» لا شوك فيه.

56:29
وَطَلۡحࣲ مَّنضُودࣲ‏
وَطَلْحٍۢ
ve muz ağaçları
مَّنضُودٍۢ
meyvaları dizili

Ali BulaçÜstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وطلح» شجر الموز «منضود» بالحمل من أسفله إلى أعلاه.

56:30
وَظِلࣲّ مَّمۡدُودࣲ‏
وَظِلٍّۢ
ve gölge(ler)
مَّمْدُودٍۢ
uzamış

Ali BulaçYayılıp-uzanmış gölgeler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وظل ممدود» دائم.

56:31
وَمَآءࣲ مَّسۡكُوبࣲ‏
وَمَآءٍۢ
ve sular
مَّسْكُوبٍۢ
fışkıran

Ali BulaçDurmaksızın akan su(lar)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وماء مسكوب» جار دائما.

56:32
وَفَٰكِهَةࣲ كَثِيرَةࣲ‏
وَفَـٰكِهَةٍۢ
ve meyvalar
كَثِيرَةٍۢ
pek çok

Ali BulaçVe (daha) birçok meyveler arasında

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفاكهة كثيرة».

56:33 📚 8
لَّا مَقۡطُوعَةࣲ وَلَا مَمۡنُوعَةࣲ‏
لَّا
tükenmeyen
مَقْطُوعَةٍۢ
limited
وَلَا
ve ne de
مَمْنُوعَةٍۢ
yasaklanmayan

Ali BulaçKesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا مقطوعة» في زمن «ولا ممنوعة» بثمن.

56:34
وَفُرُشࣲ مَّرۡفُوعَةٍ
وَفُرُشٍۢ
ve döşekler (üstündedirler)
مَّرْفُوعَةٍ
yükseltilmiş

Ali BulaçYükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفرش مرفوعة» على السرر.

56:35
إِنَّآ أَنشَأۡنَٰهُنَّ إِنشَآءࣰ‏
إِنَّآ
elbette biz
أَنشَأْنَـٰهُنَّ
kadınları inşa' etmişizdir
إِنشَآءًۭ
(yeni bir) inşa' ile

Ali BulaçGerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا أنشأناهن إنشاءً» أي الحور العين من غير ولادة.

56:36
فَجَعَلۡنَٰهُنَّ أَبۡكَارًا
فَجَعَلْنَـٰهُنَّ
onları yapmışızdır
أَبْكَارًا
bakireler

Ali BulaçOnları hep bakireler olarak kıldık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فجعلناهن أبكارا» عذارى كلما أتاهن أزواجهن وجدوهن عذارى ولا وجع.

56:37
عُرُبًا أَتۡرَابࣰ ا
عُرُبًا
sevgililer
أَتْرَابًۭا
hep yaşıt

Ali BulaçEşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عرُْبا» بضم الراء وسكونها جمع عروب وهي المتحببة إلى زوجها عشقا له «أترابا» جمع ترب، أي مستويات في السن.

56:38
لِّأَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ
لِّأَصْحَـٰبِ
adamları için
ٱلْيَمِينِ
sağın

Ali BulaçAshab-ı Yemin" olanlar için

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لأصحاب اليمين» صلة أنشأناهن أو جعلناهن وهم.

56:39 📚 7
ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ
ثُلَّةٌۭ
bir bölümü
مِّنَ
öncekilerdendir
ٱلْأَوَّلِينَ
the former people

Ali Bulaç(Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثلة من الأولين».

56:40 📚 5
وَثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ
وَثُلَّةٌۭ
bir bölümü de
مِّنَ
sonrakilerdendir
ٱلْـَٔاخِرِينَ
the later people

Ali BulaçBirçoğu da sonrakilerdendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وثلة من الآخرين».

56:41
وَأَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ
وَأَصْحَـٰبُ
ve adamları
ٱلشِّمَالِ
solun
مَآ
nedir
أَصْحَـٰبُ
adamları
ٱلشِّمَالِ
solun

Ali BulaçAshab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأصحاب الشمال ما أصحاب الشمال».

56:42
فِي سَمُومࣲ وَحَمِيمࣲ‏
فِى
içindedirler
سَمُومٍۢ
iliklere işleyen bir ateş
وَحَمِيمٍۢ
ve kaynar su

Ali BulaçHücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في سموم» ريح جارة من النار تنفذ في المسام «وحميم» ماء شديد الحرارة.

56:43
وَظِلࣲّ مِّن يَحۡمُومࣲ‏
وَظِلٍّۢ
ve gölgededirler
مِّن
kara dumandan
يَحْمُومٍۢ
black smoke

Ali BulaçVe kapkara dumandan bir gölge içindedirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وظل من يحموم» دخان شديد السواد.

56:44
لَّا بَارِدࣲ وَلَا كَرِيمٍ
لَّا
olmayan
بَارِدٍۢ
serin
وَلَا
ve olmayan
كَرِيمٍ
faydası

Ali BulaçKi o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا بارد» كغيره من الظلال «ولا كريم» حسن المنظر.

56:45
إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُتۡرَفِينَ
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
كَانُوا۟
idiler
قَبْلَ
önce
ذَٰلِكَ
bundan
مُتْرَفِينَ
varlık içinde şımartılmış

Ali BulaçÇünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنهم كانوا قبل ذلك» في الدنيا «مترفين» منعمين لا يتعبون في الطاعة.

56:46
وَكَانُواْ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِيمِ
وَكَانُوا۟
ve ediyorlardı
يُصِرُّونَ
ısrar
عَلَى
üzere
ٱلْحِنثِ
günah (işlemek)
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Ali BulaçOnlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكانوا يصرون على الحنث» الذنب «العظيم» أي الشرك.

56:47
وَكَانُواْ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ ا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ
وَكَانُوا۟
ve
يَقُولُونَ
diyorlardı ki
أَئِذَا
zaman mı?
مِتْنَا
biz öldükten
وَكُنَّا
ve olduğumuz
تُرَابًۭا
toprak
وَعِظَـٰمًا
ve kemik yığını
أَءِنَّا
biz mi?
لَمَبْعُوثُونَ
bir daha diriltileceğiz

Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكانوا يقولون أئذا متنا وكنا ترابا وعظاما أئنا لمبعوثون» في الهمزتين في الموضوعين التحقيق وتسهيل الثانية وإدخال ألف بينهما على الوجهين.

56:48
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ
أَوَءَابَآؤُنَا
atalarımız da mı?
ٱلْأَوَّلُونَ
önceki

Ali BulaçÖnceden gelip-geçmiş atalarımız da mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو آباؤنا الأولون» بفتح الواو للعطف والهمزة للاستفهام وهو في ذلك وفيما قبله للاستبعاد وفي قراءة بسكون الواو عطفا بأو والمعطوف عليه محل إن واسمها.

56:49
قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَوَّلِينَ وَٱلۡأٓخِرِينَ
قُلْ
de ki
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْأَوَّلِينَ
öncekiler de
وَٱلْـَٔاخِرِينَ
ve sonrakiler de

Ali BulaçDe ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل إن الأولين والآخرين».

56:50
لَمَجۡمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ‏
لَمَجْمُوعُونَ
mutlaka toplanacaklardır
إِلَىٰ
için
مِيقَـٰتِ
buluşma vakti
يَوْمٍۢ
bir günün
مَّعْلُومٍۢ
belli

Ali BulaçBilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لمجموعون إلى ميقات» لوقت «يوم معلوم» أي يوم القيامة.

56:51 📚 1
ثُمَّ إِنَّكُمۡ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلۡمُكَذِّبُونَ
ثُمَّ
sonra
إِنَّكُمْ
şüphesiz siz de
أَيُّهَا
ey
ٱلضَّآلُّونَ
sapıklar
ٱلْمُكَذِّبُونَ
yalanlayıcılar

Ali BulaçSonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم إنكم أيها الضالون المكذبون».

56:52 📚 2
لَأٓكِلُونَ مِن شَجَرࣲ مِّن زَقُّومࣲ‏
لَـَٔاكِلُونَ
mutlaka yiyecekler
مِن
ağacından
شَجَرٍۢ
(the) tree
مِّن
(bir)
زَقُّومٍۢ
Zakkum

Ali BulaçŞüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لآكلون من شجر من زقوم» بيان للشجر.

56:53
فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ
فَمَالِـُٔونَ
dolduracaklar
مِنْهَا
onunla
ٱلْبُطُونَ
karınları(nı)

Ali BulaçBöylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فمالئون منها» من الشجر «البطون».

56:54
فَشَٰرِبُونَ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡحَمِيمِ
فَشَـٰرِبُونَ
sonra içecekler
عَلَيْهِ
üzerine
مِنَ
kaynar sudan
ٱلْحَمِيمِ
the scalding water

Ali BulaçOnun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فشاربون عليه» أي الزقوم المأكول «من الحميم».

56:55
فَشَٰرِبُونَ شُرۡبَ ٱلۡهِيمِ
فَشَـٰرِبُونَ
ve içecekler
شُرْبَ
içişi gibi
ٱلْهِيمِ
susuz develerin

Ali BulaçÜstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فشاربون شَُرب» بفتح الشين وضمها مصدر «الهيم» الإبل العطاش جمع هيمان للذكر وهيمى للأنثى، كعطشان وعطشى.

56:56
هَٰذَا نُزُلُهُمۡ يَوۡمَ ٱلدِّينِ
هَـٰذَا
işte böyledir
نُزُلُهُمْ
onların ağırlanışı
يَوْمَ
gününde
ٱلدِّينِ
ceza

Ali Bulaçİşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هذا نزلهم» ما أعد لهم «يوم الدين» يوم القيامة.

56:57
نَحۡنُ خَلَقۡنَٰكُمۡ فَلَوۡلَا تُصَدِّقُونَ
نَحْنُ
biz
خَلَقْنَـٰكُمْ
sizi yarattık
فَلَوْلَا
gerekmez mi?
تُصَدِّقُونَ
doğrulamanız

Ali BulaçSizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«نحن خلقناكم» أوجدناكم من عدم «فلولا» هلا «تصدقون» بالبعث إذ القادر على الإنشاء قادر على الإعادة.

56:58
أَفَرَءَيۡتُم مَّا تُمۡنُونَ
أَفَرَءَيْتُم
gördünüz mü?
مَّا
akıttığınız meniyi
تُمْنُونَ
you emit

Ali BulaçŞimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفرأيتم ما تمنون» تريقون من المني في أرحام النساء.

56:59
ءَأَنتُمۡ تَخۡلُقُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡخَٰلِقُونَ
ءَأَنتُمْ
siz mi?
تَخْلُقُونَهُۥٓ
onu yaratıyorsunuz
أَمْ
yoksa
نَحْنُ
biz (miyiz?)
ٱلْخَـٰلِقُونَ
yaratıcılar

Ali BulaçOnu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أأنتم» بتحقيق الهمزتين وإبدال الثانية ألفا وتسهيلها وإدخال ألف بين المسهلة والأخرى وتركه في المواضع الأخرى «تخلقونه» أي المني بشرا «أم نحن الخالقون».

56:60 📚 1
نَحۡنُ قَدَّرۡنَا بَيۡنَكُمُ ٱلۡمَوۡتَ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ
نَحْنُ
biziz
قَدَّرْنَا
takdir eden
بَيْنَكُمُ
aranızda
ٱلْمَوْتَ
ölümü
وَمَا
ve değildir
نَحْنُ
bizim
بِمَسْبُوقِينَ
önümüze geçilmiş

Ali BulaçSizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«نحن قدَّرنا» بالتشديد والتخفيف «بينكم الموت وما نحن بمسبوقين» بعاجزين.

56:61
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمۡثَٰلَكُمۡ وَنُنشِئَكُمۡ فِي مَا لَا تَعۡلَمُونَ
عَلَىٰٓ
diye
أَن
that
نُّبَدِّلَ
sizin yerinize getirelim
أَمْثَـٰلَكُمْ
benzerlerinizi
وَنُنشِئَكُمْ
ve sizi yeniden inşa' edelim
فِى
bir biçimde
مَا
what
لَا
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ
you know

Ali Bulaç(Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«على» عن «أن نبدل» نجعل «أمثالكم» مكانكم «وننشئكم» نخلقكم «في مالا تعلمون» من الصور كالقردة والخنازير.

56:62 📚 1
وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُولَىٰ فَلَوۡلَا تَذَكَّرُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
عَلِمْتُمُ
bildiniz
ٱلنَّشْأَةَ
yaratmayı
ٱلْأُولَىٰ
ilk
فَلَوْلَا
düşünüp ibret almazmısınız?
تَذَكَّرُونَ
you take heed

Ali BulaçAndolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد علمتم النّشاءَةَ الأولى» وفي قراءة بسكون الشين «فلولا تذكرون» فيه إدغام التاء الثانية في الأصل في الذال.

56:63
أَفَرَءَيۡتُم مَّا تَحۡرُثُونَ
أَفَرَءَيْتُم
gördünüz mü?
مَّا
ektiğinizi
تَحْرُثُونَ
you sow

Ali BulaçŞimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفرأيتم ما تحرثون» تثيرون في الأرض وتلقون البذر فيها.

56:64
ءَأَنتُمۡ تَزۡرَعُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
ءَأَنتُمْ
siz mi?
تَزْرَعُونَهُۥٓ
onu bitiyorsunuz
أَمْ
yoks
نَحْنُ
biz (miyiz?)
ٱلزَّٰرِعُونَ
bitirenler

Ali BulaçOnu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أأنتم تزرعونه» تنبتونه «أم نحن الزارعون».

56:65
لَوۡ نَشَآءُ لَجَعَلۡنَٰهُ حُطَٰمࣰ ا فَظَلۡتُمۡ تَفَكَّهُونَ
لَوْ
şayet
نَشَآءُ
dileseydik
لَجَعَلْنَـٰهُ
onu yapardık
حُطَـٰمًۭا
kuru bir çöp
فَظَلْتُمْ
dururdunuz
تَفَكَّهُونَ
sızlanıp

Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لو نشاء لجعلناه حطاما» نباتا يابسا لا حب فيه «فظلتم» أصله ظللتم بكسر اللام حذفت تخفيفا أي أقمتم نهارا «تفكهون» حذفت منه إحدى التاءين في الأصل تعجبون من ذلك وتقولون.

56:66
إِنَّا لَمُغۡرَمُونَ
إِنَّا
elbette biz
لَمُغْرَمُونَ
borçlandık

Ali Bulaç(Şöyle de sızlanırdınız:) "Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا لمغرمون» نفقة زرعنا.

56:67 📚 1
بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ
بَلْ
doğrusu
نَحْنُ
biz
مَحْرُومُونَ
yoksun bırakıldık

Ali BulaçHayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بل نحن محرومون» ممنوعون رزقنا.

56:68
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلۡمَآءَ ٱلَّذِي تَشۡرَبُونَ
أَفَرَءَيْتُمُ
baktınız mı?
ٱلْمَآءَ
suya
ٱلَّذِى
içtiğiniz
تَشْرَبُونَ
you drink

Ali BulaçŞimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفرأيتم الماء الذي تشربون».

56:69 📚 1
ءَأَنتُمۡ أَنزَلۡتُمُوهُ مِنَ ٱلۡمُزۡنِ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنزِلُونَ
ءَأَنتُمْ
siz mi?
أَنزَلْتُمُوهُ
onu indirdiniz
مِنَ
buluttan
ٱلْمُزْنِ
the rain clouds
أَمْ
yoksa
نَحْنُ
biz (miyiz?)
ٱلْمُنزِلُونَ
indirenler

Ali BulaçOnu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أأنتم أنزلتموه من المزن» السحاب جمع مزنة «أم نحن المنزلون».

56:70
لَوۡ نَشَآءُ جَعَلۡنَٰهُ أُجَاجࣰ ا فَلَوۡلَا تَشۡكُرُونَ
لَوْ
şayet
نَشَآءُ
dileseydik
جَعَلْنَـٰهُ
onu yapardık
أُجَاجًۭا
tuzlu
فَلَوْلَا
şüketmezmisiniz?
تَشْكُرُونَ
then why are you not grateful

Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لو نشاء جعلناه أجاجا» ملحا لا يمكن شربه «فلولا» هلا «تشكرون».

56:71
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي تُورُونَ
أَفَرَءَيْتُمُ
gördünüz mü?
ٱلنَّارَ
ateşi
ٱلَّتِى
çıkardığınız
تُورُونَ
you ignite

Ali BulaçŞimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفرأيتم النار التي تورون» تُخرجون من الشجر الأخضر.

56:72
ءَأَنتُمۡ أَنشَأۡتُمۡ شَجَرَتَهَآ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنشِـُٔونَ
ءَأَنتُمْ
siz mi?
أَنشَأْتُمْ
yarattınız
شَجَرَتَهَآ
onun ağacını
أَمْ
yoksa
نَحْنُ
biz (miyiz?)
ٱلْمُنشِـُٔونَ
yaratanlar

Ali BulaçOnun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أأنتم أنشأتم شجرتها» كالمرخ والعفار والكلخ «أم نحن المنشئون».

56:73
نَحۡنُ جَعَلۡنَٰهَا تَذۡكِرَةࣰ وَمَتَٰعࣰ ا لِّلۡمُقۡوِينَ
نَحْنُ
biz
جَعَلْنَـٰهَا
onu yaptık
تَذْكِرَةًۭ
bir ibret
وَمَتَـٰعًۭا
ve bir fayda
لِّلْمُقْوِينَ
çölden gelip geçenlere

Ali BulaçBiz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«نحن جعلناها تذكرة» لنار جهنم «ومتاعا» بُلْغَة «للمقوين» للمسافرين من أقوى القوم: أي صاروا بالقوى بالقصر والمد أي القفر وهو مفازة لا نبات فيها ولا ماء.

56:74 📚 1
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ
فَسَبِّحْ
öyleyse yücelt
بِٱسْمِ
adını
رَبِّكَ
Rabbinin
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Ali BulaçŞu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسبح» نزه «باسم» زائدة «ربك العظيم» الله.

56:75
۞فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
۞ فَلَآ
hayır
أُقْسِمُ
yemin ederim
بِمَوَٰقِعِ
yerlerine
ٱلنُّجُومِ
yıldızların

Ali BulaçHayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلا أقسم» لا زائدة «بمواقع النجوم» بمساقطها لغروبها.

56:76 📚 4
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمࣱ لَّوۡ تَعۡلَمُونَ عَظِيمٌ
وَإِنَّهُۥ
muhakkak o
لَقَسَمٌۭ
bir yemindir
لَّوْ
eğer
تَعْلَمُونَ
bilirseniz
عَظِيمٌ
büyük

Ali BulaçŞüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنه» أي القسم بها «لقسم لو تعلمون عظيم» لو كنتم من ذوي العلم لعلمتم عظم هذا القسم.

56:77
إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانࣱ كَرِيمࣱ‏
إِنَّهُۥ
elbette O
لَقُرْءَانٌۭ
kesinlikle bir Kur'an'dır
كَرِيمٌۭ
değerli

Ali BulaçElbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنه» أي المتلو عليكم «لقرآن كريم».

56:78
فِي كِتَٰبࣲ مَّكۡنُونࣲ‏
فِى
bir Kitaptadır
كِتَـٰبٍۢ
a Book
مَّكْنُونٍۢ
saklı

Ali BulaçSaklanmış-korunmuş bir Kitap'ta (yazılı)dır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في كتاب» مكتوب «مكنون» مصون وهو المصحف.

56:79 📚 7
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ
لَّا
ona dokunmaz
يَمَسُّهُۥٓ
touch it
إِلَّا
başkası
ٱلْمُطَهَّرُونَ
temizlerden

Ali BulaçOna, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لايمسّه» خبر بمعنى النهي «إلا المطهرون» الذين طهروا أنفسهم من الأحداث.

56:80
تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
تَنزِيلٌۭ
indirilmiştir
مِّن
Rabbinden
رَّبِّ
(the) Lord
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Ali BulaçAlemlerin Rabbinden indirilmedir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تنزيل» منزل «من رب العالمين».

56:81 📚 1
أَفَبِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ
أَفَبِهَـٰذَا
şimdi bunu mu?
ٱلْحَدِيثِ
sözü
أَنتُم
siz
مُّدْهِنُونَ
küçümsüyorsunuz

Ali BulaçŞimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفبهذا الحديث» القرآن «أنتم مدهنون» متهاونون مكذبون.

56:82 📚 4
وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ
وَتَجْعَلُونَ
ve kılıyorsunuz?
رِزْقَكُمْ
rızkınızı
أَنَّكُمْ
sizin
تُكَذِّبُونَ
yalanlamanızdan (ibaret)

Ali BulaçVe rızkınızı (Kur'an'dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتجعلون رزقكم» من المطر، أي شكره «أنكم تكذبون» بسقيا الله حيث قلتم مطرنا بنوء كذا.

56:83 📚 2
فَلَوۡلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ
فَلَوْلَآ
ya ?
إِذَا
zaman
بَلَغَتِ
(can) dayandığı
ٱلْحُلْقُومَ
boğaza

Ali BulaçHele can boğaza gelip dayandığında

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلولا» فهلا «إذا بلغت» الروح وقت النزع «الحلقوم» هو مجرى الطعام.

56:84
وَأَنتُمۡ حِينَئِذࣲ تَنظُرُونَ
وَأَنتُمْ
ve siz de
حِينَئِذٍۢ
o zaman
تَنظُرُونَ
bakıp durursunuz

Ali BulaçKi o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنتم» يا حاضري الميت «حينئذ تنظرون» إليه.

56:85 📚 1
وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ
وَنَحْنُ
ve biz
أَقْرَبُ
daha yakınız
إِلَيْهِ
ona
مِنكُمْ
sizden
وَلَـٰكِن
fakat
لَّا
siz görmezsiniz
تُبْصِرُونَ
you (do) not see

Ali BulaçBiz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ونحن أقرب إليه منكم» بالعلم «ولكن لا تبصرون» من البصيرة، أي لا تعلمون ذلك.

56:86 📚 1
فَلَوۡلَآ إِن كُنتُمۡ غَيۡرَ مَدِينِينَ
فَلَوْلَآ
eğer
إِن
if
كُنتُمْ
iseniz
غَيْرَ
cezalandırılmayacak
مَدِينِينَ
to be recompensed

Ali Bulaçİşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلولا» فهلا «إن كنتم غير مدينين» مجزيين بأن تبعثوا، أي غير مبعوثين بزعمكم.

56:87
تَرۡجِعُونَهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
تَرْجِعُونَهَآ
onu geri döndürsenize
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğrulardan

Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ترجعونها» تردون الروح إلى الجسد بعد بلوغ الحلقوم «إن كنتم صادقين» فيما زعمتم فلولا الثانية تأكيد للأولى وإذا ظرف لترجعون المتعلق به الشرطان والمعنى: هلا ترجعونها إن نفيتم البعث صادقين في نفيه، أي لينتفي عن محلها الموت كالبعث.

56:88 📚 7
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ
فَأَمَّآ
ama
إِن
eğer
كَانَ
ise
مِنَ
yaklaştırılanlardan
ٱلْمُقَرَّبِينَ
those brought near

Ali BulaçEğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأما إن كان» الميت «من المقربين».

56:89
فَرَوۡحࣱ وَرَيۡحَانࣱ وَجَنَّتُ نَعِيمࣲ‏
فَرَوْحٌۭ
(O'na) rahatlık (vardır)
وَرَيْحَانٌۭ
ve güzel rızık (vardır)
وَجَنَّتُ
ve cenneti (vardır)
نَعِيمٍۢ
ni'met

Ali BulaçBu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فروْح» أي فله استراحة «وريحان» رزق حسن «وجنة نعيم» وهل الجواب لأما أو لإن أو لهما؟ أقوال.

56:90
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ
وَأَمَّآ
ama
إِن
eğer
كَانَ
ise
مِنْ
ashabından
أَصْحَـٰبِ
(the) companions
ٱلْيَمِينِ
sağ

Ali BulaçVe eğer "Ashab-ı Yemin"den ise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأما إن كان من أصحاب اليمين».

56:91
فَسَلَٰمࣱ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ
فَسَلَـٰمٌۭ
selam
لَّكَ
sana
مِنْ
ashabından
أَصْحَـٰبِ
(the) companions
ٱلْيَمِينِ
sağ

Ali BulaçArtık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسلام لك» أي له السلامة من العذاب «من أصحاب اليمين» من جهة أنه منهم.

56:92 📚 1
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
وَأَمَّآ
ama
إِن
eğer
كَانَ
ise
مِنَ
yalanlayıcılardan
ٱلْمُكَذِّبِينَ
the deniers
ٱلضَّآلِّينَ
sapık

Ali BulaçVe eğer o, yalanlayan sapıklardan ise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأما إن كان من المكذبين الضالين».

56:93 📚 1
فَنُزُلࣱ مِّنۡ حَمِيمࣲ‏
فَنُزُلٌۭ
bir ziyafet
مِّنْ
kaynar sudan
حَمِيمٍۢ
(the) scalding water

Ali BulaçArtık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(فنزل من حميم) من إضافة الموصوف إلى صفته.

56:94
وَتَصۡلِيَةُ جَحِيمٍ
وَتَصْلِيَةُ
ve atılma (vardır)
جَحِيمٍ
cehenneme

Ali BulaçVe çılgınca yanan ateşe bir atılma da

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وتصلية جحيم) من إضافة الموصوف إلى صفته.

56:95
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡيَقِينِ
إِنَّ
elbette
هَـٰذَا
budur işte
لَهُوَ
elbette o
حَقُّ
gerçek
ٱلْيَقِينِ
kesin

Ali BulaçŞüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن هذا لهو حق اليقين» من إضافة الموصوف إلى صفته.

56:96 📚 1
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ
فَسَبِّحْ
öyleyse tesbih et
بِٱسْمِ
adını
رَبِّكَ
Rabbinin
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Ali BulaçÖyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسبح باسم ربك العظيم» تقدم.

← Önceki Sonraki →

56. Al-Waaqia Suresi | Anlam Arayışı