☪ Anlam Arayışı

56. Al-Waaqia سُورَةُ الوَاقِعَةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
56:1 📚 1
إِذَا وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ
إِذَا
zaman
وَقَعَتِ
olduğu
ٱلْوَاقِعَةُ
olacak vak'a

Süleyman AteşOlacak vak'a olduğu (kıyamet koptuğu) zaman

Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır

56:2 📚 2
لَيۡسَ لِوَقۡعَتِهَا كَاذِبَةٌ
لَيْسَ
yoktur
لِوَقْعَتِهَا
onun oluşunu
كَاذِبَةٌ
yalanlayacak

Süleyman AteşOnun oluşunu yalanlayacak yoktur

Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır

56:3
خَافِضَةࣱ رَّافِعَةٌ
خَافِضَةٌۭ
o alçaltıcıdır;
رَّافِعَةٌ
yükselticidir

Süleyman AteşO alçaltıcı, yükselticidir (yerleri alt üst eder)

Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır

56:4
إِذَا رُجَّتِ ٱلۡأَرۡضُ رَجࣰّ ا
إِذَا
zaman
رُجَّتِ
sarsıldığı
ٱلْأَرْضُ
yer
رَجًّۭا
şiddetle sarsılarak

Süleyman AteşYer şiddetliesarsıldığı

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz

56:5
وَبُسَّتِ ٱلۡجِبَالُ بَسࣰّ ا
وَبُسَّتِ
ve serpildiği (zaman)
ٱلْجِبَالُ
dağlar
بَسًّۭا
serpildikçe

Süleyman AteşDağlar serpildikçe serpildiği

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz

56:6
فَكَانَتۡ هَبَآءࣰ مُّنۢبَثࣰّ ا
فَكَانَتْ
haline geldiği (zaman)
هَبَآءًۭ
toz duman
مُّنۢبَثًّۭا
dağılan

Süleyman AteşDağılan toz duman haline geldiği

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz

56:7
وَكُنتُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا ثَلَٰثَةࣰ‏
وَكُنتُمْ
ve sizler olduğunuz (zaman)
أَزْوَٰجًۭا
sınıf (gurup)
ثَلَـٰثَةًۭ
üç

Süleyman AteşVe sizler üç sınıf olduğunuz zaman

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz

56:8
فَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ
فَأَصْحَـٰبُ
adamları
ٱلْمَيْمَنَةِ
sağın
مَآ
ne (kutludurlar)
أَصْحَـٰبُ
adamları
ٱلْمَيْمَنَةِ
sağın

Süleyman AteşSağın adamları (amel defterleri sağ tarafından verilenler), ne uğurlulardır onlar

Diyanet İşleri Mealiİyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara

56:9
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ
وَأَصْحَـٰبُ
adamları
ٱلْمَشْـَٔمَةِ
solun
مَآ
ne (uğursuzlardır)
أَصْحَـٰبُ
adamları
ٱلْمَشْـَٔمَةِ
solun

Süleyman AteşSolun adamları (amel defterleri sol tarafından verilenler), ne uğursuzlardır onlar

Diyanet İşleri MealiKötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara

56:10
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ
وَٱلسَّـٰبِقُونَ
ve öne geçenler ise
ٱلسَّـٰبِقُونَ
öne geçenler

Süleyman AteşVe o sabıklar, sabıklar

Diyanet İşleri Mealiİyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır

56:11
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ
أُو۟لَـٰٓئِكَ
işte onlardır
ٱلْمُقَرَّبُونَ
yaklaştırılanlar

Süleyman Ateşİşte, onlardır (Allah'a) yaklaştırılanlar

Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır

56:12
فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
فِى
cennetlerinde
جَنَّـٰتِ
Gardens
ٱلنَّعِيمِ
Ni'met

Süleyman AteşNi'met cennetlerinde

Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır

56:13 📚 7
ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ
ثُلَّةٌۭ
çoğu bir ümmettir
مِّنَ
öncekilerden
ٱلْأَوَّلِينَ
the former (people)

Süleyman AteşÇoğu öncekilerden

Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir

56:14 📚 2
وَقَلِيلࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ
وَقَلِيلٌۭ
ve birazı da
مِّنَ
sonrakilerden
ٱلْـَٔاخِرِينَ
the later (people)

Süleyman AteşBirazı da sonrakilerden (olan bu insanlar)

Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir

56:15 📚 1
عَلَىٰ سُرُرࣲ مَّوۡضُونَةࣲ‏
عَلَىٰ
üzerindedirler
سُرُرٍۢ
tahtlar
مَّوْضُونَةٍۢ
altın ve cevahirle işlenmiş

Süleyman AteşAltın ve cevahirle işlenmiş tahtlar üzerindedirler

Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar

56:16
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيۡهَا مُتَقَٰبِلِينَ
مُّتَّكِـِٔينَ
yaslanırlar
عَلَيْهَا
onların üzerinde
مُتَقَـٰبِلِينَ
karşılıklı

Süleyman AteşOnların üzerinde karşılıklı yaslanırlar

Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar

56:17
يَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنࣱ مُّخَلَّدُونَ
يَطُوفُ
dolaşır
عَلَيْهِمْ
çevrelerinde
وِلْدَٰنٌۭ
gençler
مُّخَلَّدُونَ
ebedi yaşamağa erdirilmiş

Süleyman AteşÇevrelerinde, ebedi yaşamağa erdirilmiş gençler dolaşır

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

56:18 📚 1
بِأَكۡوَابࣲ وَأَبَارِيقَ وَكَأۡسࣲ مِّن مَّعِينࣲ‏
بِأَكْوَابٍۢ
testilerle
وَأَبَارِيقَ
ve ibrikler
وَكَأْسٍۢ
ve kadehlerle
مِّن
kaynağından doldurulmuş
مَّعِينٍۢ
a flowing stream

Süleyman AteşAkıp giden şarap kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

56:19 📚 2
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنۡهَا وَلَا يُنزِفُونَ
لَّا
başları ağrıtmayan
يُصَدَّعُونَ
they will get headache
عَنْهَا
ondan
وَلَا
ve
يُنزِفُونَ
akılları gidermeyen

Süleyman Ateş(Bir şarap ki) Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

56:20
وَفَٰكِهَةࣲ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
وَفَـٰكِهَةٍۢ
ve meyva(lar)
مِّمَّا
şeylerden
يَتَخَيَّرُونَ
beğendikleri

Süleyman AteşBeğendikleri meyva(lar)

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

56:21 📚 2
وَلَحۡمِ طَيۡرࣲ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ
وَلَحْمِ
ve eti
طَيْرٍۢ
kuş
مِّمَّا
canlarının çektiği
يَشْتَهُونَ
they desire

Süleyman AteşCanlarının çektiği kuş et(ler)i

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

56:22
وَحُورٌ عِينࣱ‏
وَحُورٌ
ve huriler
عِينٌۭ
iri gözlü

Süleyman Ateşİri gözlü huriler

Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar

56:23
كَأَمۡثَٰلِ ٱللُّؤۡلُوِٕ ٱلۡمَكۡنُونِ
كَأَمْثَـٰلِ
gibi
ٱللُّؤْلُؤِ
inciler
ٱلْمَكْنُونِ
saklı

Süleyman AteşSaklı inciler gibi

Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar

56:24 📚 19
جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ
جَزَآءًۢ
karşılık olarak
بِمَا
nedeniyle
كَانُوا۟
olmaları
يَعْمَلُونَ
yapıyor(lar)

Süleyman AteşYaptıklarına karşılık olarak

Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar

56:25
لَا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوࣰ ا وَلَا تَأۡثِيمًا
لَا
işitmezler
يَسْمَعُونَ
they will hear
فِيهَا
orada
لَغْوًۭا
boş bir söz
وَلَا
ve ne de
تَأْثِيمًا
günaha sokan bir laf

Süleyman AteşOrada ne boş bir söz ve ne de günaha sokan bir laf işitirler

Diyanet İşleri MealiSadece selama karşılık selam sözü işitirler

56:26
إِلَّا قِيلࣰ ا سَلَٰمࣰ ا سَلَٰمࣰ ا
إِلَّا
yalnızca
قِيلًۭا
denilir
سَلَـٰمًۭا
selam
سَلَـٰمًۭا
selam

Süleyman AteşDuydukları söz, yalnız "Selam, selam" dır

Diyanet İşleri MealiDefterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara

56:27
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ
وَأَصْحَـٰبُ
ve adamları
ٱلْيَمِينِ
sağın
مَآ
nedir
أَصْحَـٰبُ
adamları
ٱلْيَمِينِ
sağın

Süleyman AteşSağın adamları, nedir o sağın adamları

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

56:28 📚 5
فِي سِدۡرࣲ مَّخۡضُودࣲ‏
فِى
içindedirler
سِدْرٍۢ
sedir ağaçları
مَّخْضُودٍۢ
dikensiz

Süleyman Ateş(Onlar) Dikensiz kirazlar

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

56:29
وَطَلۡحࣲ مَّنضُودࣲ‏
وَطَلْحٍۢ
ve muz ağaçları
مَّنضُودٍۢ
meyvaları dizili

Süleyman Ateş(Kökünden tepesine kadar) meyva dizili muzlar

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

56:30
وَظِلࣲّ مَّمۡدُودࣲ‏
وَظِلٍّۢ
ve gölge(ler)
مَّمْدُودٍۢ
uzamış

Süleyman AteşUzamış gölge(ler)

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

56:31
وَمَآءࣲ مَّسۡكُوبࣲ‏
وَمَآءٍۢ
ve sular
مَّسْكُوبٍۢ
fışkıran

Süleyman AteşFışkıran sular

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

56:32
وَفَٰكِهَةࣲ كَثِيرَةࣲ‏
وَفَـٰكِهَةٍۢ
ve meyvalar
كَثِيرَةٍۢ
pek çok

Süleyman AteşPek çok mevya arasında

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

56:33 📚 8
لَّا مَقۡطُوعَةࣲ وَلَا مَمۡنُوعَةࣲ‏
لَّا
tükenmeyen
مَقْطُوعَةٍۢ
limited
وَلَا
ve ne de
مَمْنُوعَةٍۢ
yasaklanmayan

Süleyman AteşTükenmeyen ve yasaklanmayan

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

56:34
وَفُرُشࣲ مَّرۡفُوعَةٍ
وَفُرُشٍۢ
ve döşekler (üstündedirler)
مَّرْفُوعَةٍ
yükseltilmiş

Süleyman AteşVe yükseltilmiş döşekler üstündedirler

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

56:35
إِنَّآ أَنشَأۡنَٰهُنَّ إِنشَآءࣰ‏
إِنَّآ
elbette biz
أَنشَأْنَـٰهُنَّ
kadınları inşa' etmişizdir
إِنشَآءًۭ
(yeni bir) inşa' ile

Süleyman AteşBiz (oradaki) kadınları da yeniden bir güzel inşa' etmişiz

Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır

56:36
فَجَعَلۡنَٰهُنَّ أَبۡكَارًا
فَجَعَلْنَـٰهُنَّ
onları yapmışızdır
أَبْكَارًا
bakireler

Süleyman AteşOnları bakireler yapmışızdır

Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır

56:37
عُرُبًا أَتۡرَابࣰ ا
عُرُبًا
sevgililer
أَتْرَابًۭا
hep yaşıt

Süleyman AteşHep yaşıt sevgililer

Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır

56:38
لِّأَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ
لِّأَصْحَـٰبِ
adamları için
ٱلْيَمِينِ
sağın

Süleyman AteşSağın adamları için

Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır

56:39 📚 7
ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ
ثُلَّةٌۭ
bir bölümü
مِّنَ
öncekilerdendir
ٱلْأَوَّلِينَ
the former people

Süleyman Ateş(Bu sağcıların) Bir bölümü öncekilerdendir

Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir

56:40 📚 5
وَثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ
وَثُلَّةٌۭ
bir bölümü de
مِّنَ
sonrakilerdendir
ٱلْـَٔاخِرِينَ
the later people

Süleyman AteşBir bölümü de sonrakilerdendir

Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir

56:41
وَأَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ
وَأَصْحَـٰبُ
ve adamları
ٱلشِّمَالِ
solun
مَآ
nedir
أَصْحَـٰبُ
adamları
ٱلشِّمَالِ
solun

Süleyman AteşSolun adamları (amel defterleri, sol tarafından verilenler), nedir o solcular

Diyanet İşleri MealiDefterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara

56:42
فِي سَمُومࣲ وَحَمِيمࣲ‏
فِى
içindedirler
سَمُومٍۢ
iliklere işleyen bir ateş
وَحَمِيمٍۢ
ve kaynar su

Süleyman Ateş(Onlar) Delikçiklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde

Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar

56:43
وَظِلࣲّ مِّن يَحۡمُومࣲ‏
وَظِلٍّۢ
ve gölgededirler
مِّن
kara dumandan
يَحْمُومٍۢ
black smoke

Süleyman AteşKara dumandan bir gölge altında

Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar

56:44
لَّا بَارِدࣲ وَلَا كَرِيمٍ
لَّا
olmayan
بَارِدٍۢ
serin
وَلَا
ve olmayan
كَرِيمٍ
faydası

Süleyman AteşKi ne serindir, ne faydalı

Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar

56:45
إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُتۡرَفِينَ
إِنَّهُمْ
çünkü onlar
كَانُوا۟
idiler
قَبْلَ
önce
ذَٰلِكَ
bundan
مُتْرَفِينَ
varlık içinde şımartılmış

Süleyman AteşÇünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı

Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı

56:46
وَكَانُواْ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِيمِ
وَكَانُوا۟
ve ediyorlardı
يُصِرُّونَ
ısrar
عَلَى
üzere
ٱلْحِنثِ
günah (işlemek)
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Süleyman AteşBüyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı

Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı

56:47
وَكَانُواْ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ ا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ
وَكَانُوا۟
ve
يَقُولُونَ
diyorlardı ki
أَئِذَا
zaman mı?
مِتْنَا
biz öldükten
وَكُنَّا
ve olduğumuz
تُرَابًۭا
toprak
وَعِظَـٰمًا
ve kemik yığını
أَءِنَّا
biz mi?
لَمَبْعُوثُونَ
bir daha diriltileceğiz

Süleyman AteşVe diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz

Diyanet İşleri MealiŞöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz

56:48
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ
أَوَءَابَآؤُنَا
atalarımız da mı?
ٱلْأَوَّلُونَ
önceki

Süleyman AteşÖnceki atalarımız da mı

Diyanet İşleri MealiÖnce gelip geçmiş babalarımız da mı

56:49
قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَوَّلِينَ وَٱلۡأٓخِرِينَ
قُلْ
de ki
إِنَّ
şüphesiz
ٱلْأَوَّلِينَ
öncekiler de
وَٱلْـَٔاخِرِينَ
ve sonrakiler de

Süleyman AteşDe ki: "Öncekiler de sonrakiler de

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır

56:50
لَمَجۡمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ‏
لَمَجْمُوعُونَ
mutlaka toplanacaklardır
إِلَىٰ
için
مِيقَـٰتِ
buluşma vakti
يَوْمٍۢ
bir günün
مَّعْلُومٍۢ
belli

Süleyman AteşBelli bir günün buluşma vakti için mutlaka toplanacaklardır

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır

56:51 📚 1
ثُمَّ إِنَّكُمۡ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلۡمُكَذِّبُونَ
ثُمَّ
sonra
إِنَّكُمْ
şüphesiz siz de
أَيُّهَا
ey
ٱلضَّآلُّونَ
sapıklar
ٱلْمُكَذِّبُونَ
yalanlayıcılar

Süleyman AteşSonra siz de, ey sapık yalanlayıcılar (o zaman toplanacaksınız)

Diyanet İşleri MealiSonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar

56:52 📚 2
لَأٓكِلُونَ مِن شَجَرࣲ مِّن زَقُّومࣲ‏
لَـَٔاكِلُونَ
mutlaka yiyecekler
مِن
ağacından
شَجَرٍۢ
(the) tree
مِّن
(bir)
زَقُّومٍۢ
Zakkum

Süleyman Ateş(Suçlular) Mutlaka bir Zakkum ağacından yiyecekler

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz

56:53
فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ
فَمَالِـُٔونَ
dolduracaklar
مِنْهَا
onunla
ٱلْبُطُونَ
karınları(nı)

Süleyman AteşOnunla karınları(nı) dolduracaklar

Diyanet İşleri MealiKarınlarınızı onunla dolduracaksınız

56:54
فَشَٰرِبُونَ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡحَمِيمِ
فَشَـٰرِبُونَ
sonra içecekler
عَلَيْهِ
üzerine
مِنَ
kaynar sudan
ٱلْحَمِيمِ
the scalding water

Süleyman AteşÜzerine de kaynar su içeceklerdir

Diyanet İşleri MealiOnun üzerine kaynar su içeceksiniz

56:55
فَشَٰرِبُونَ شُرۡبَ ٱلۡهِيمِ
فَشَـٰرِبُونَ
ve içecekler
شُرْبَ
içişi gibi
ٱلْهِيمِ
susuz develerin

Süleyman AteşSusuzluk hastalığına tutulmuş develerin içişi gibi içeceklerdir

Diyanet İşleri MealiHem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz

56:56
هَٰذَا نُزُلُهُمۡ يَوۡمَ ٱلدِّينِ
هَـٰذَا
işte böyledir
نُزُلُهُمْ
onların ağırlanışı
يَوْمَ
gününde
ٱلدِّينِ
ceza

Süleyman Ateşİşte ceza gününde onların ağırlanışı böyledir

Diyanet İşleri Mealiİşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur

56:57
نَحۡنُ خَلَقۡنَٰكُمۡ فَلَوۡلَا تُصَدِّقُونَ
نَحْنُ
biz
خَلَقْنَـٰكُمْ
sizi yarattık
فَلَوْلَا
gerekmez mi?
تُصَدِّقُونَ
doğrulamanız

Süleyman AteşBiz sizi yarattık; doğrulamanız gerekmez mi

Diyanet İşleri MealiSizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz

56:58
أَفَرَءَيۡتُم مَّا تُمۡنُونَ
أَفَرَءَيْتُم
gördünüz mü?
مَّا
akıttığınız meniyi
تُمْنُونَ
you emit

Süleyman AteşAkıttığınız meniyi gördünüz mü

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız

56:59
ءَأَنتُمۡ تَخۡلُقُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡخَٰلِقُونَ
ءَأَنتُمْ
siz mi?
تَخْلُقُونَهُۥٓ
onu yaratıyorsunuz
أَمْ
yoksa
نَحْنُ
biz (miyiz?)
ٱلْخَـٰلِقُونَ
yaratıcılar

Süleyman AteşSiz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcılar biz miyiz

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız

56:60 📚 1
نَحۡنُ قَدَّرۡنَا بَيۡنَكُمُ ٱلۡمَوۡتَ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ
نَحْنُ
biziz
قَدَّرْنَا
takdir eden
بَيْنَكُمُ
aranızda
ٱلْمَوْتَ
ölümü
وَمَا
ve değildir
نَحْنُ
bizim
بِمَسْبُوقِينَ
önümüze geçilmiş

Süleyman AteşAranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmiş değildir (kimse ölüme engel olamaz)

Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez

56:61
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمۡثَٰلَكُمۡ وَنُنشِئَكُمۡ فِي مَا لَا تَعۡلَمُونَ
عَلَىٰٓ
diye
أَن
that
نُّبَدِّلَ
sizin yerinize getirelim
أَمْثَـٰلَكُمْ
benzerlerinizi
وَنُنشِئَكُمْ
ve sizi yeniden inşa' edelim
فِى
bir biçimde
مَا
what
لَا
bilmediğiniz
تَعْلَمُونَ
you know

Süleyman Ateş(Size böyle ölümü takdir ettik) Ki sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi, bilmediğiniz bir biçimde yeniden inşa' edelim

Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez

56:62 📚 1
وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُولَىٰ فَلَوۡلَا تَذَكَّرُونَ
وَلَقَدْ
ve andolsun
عَلِمْتُمُ
bildiniz
ٱلنَّشْأَةَ
yaratmayı
ٱلْأُولَىٰ
ilk
فَلَوْلَا
düşünüp ibret almazmısınız?
تَذَكَّرُونَ
you take heed

Süleyman AteşAndolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz

56:63
أَفَرَءَيۡتُم مَّا تَحۡرُثُونَ
أَفَرَءَيْتُم
gördünüz mü?
مَّا
ektiğinizi
تَحْرُثُونَ
you sow

Süleyman AteşEktiğinizi gördünüz mü

Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz

56:64
ءَأَنتُمۡ تَزۡرَعُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
ءَأَنتُمْ
siz mi?
تَزْرَعُونَهُۥٓ
onu bitiyorsunuz
أَمْ
yoks
نَحْنُ
biz (miyiz?)
ٱلزَّٰرِعُونَ
bitirenler

Süleyman AteşSiz mi onu bitiyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz

Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz

56:65
لَوۡ نَشَآءُ لَجَعَلۡنَٰهُ حُطَٰمࣰ ا فَظَلۡتُمۡ تَفَكَّهُونَ
لَوْ
şayet
نَشَآءُ
dileseydik
لَجَعَلْنَـٰهُ
onu yapardık
حُطَـٰمًۭا
kuru bir çöp
فَظَلْتُمْ
dururdunuz
تَفَكَّهُونَ
sızlanıp

Süleyman AteşDileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, sızlanıp dururdunuz

Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık

56:66
إِنَّا لَمُغۡرَمُونَ
إِنَّا
elbette biz
لَمُغْرَمُونَ
borçlandık

Süleyman AteşBiz borçlandık, (yaptığmız masraflar boşa gitti)

Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık

56:67 📚 1
بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ
بَلْ
doğrusu
نَحْنُ
biz
مَحْرُومُونَ
yoksun bırakıldık

Süleyman AteşDoğrusu, biz yoksun bırakıldık! (derdiniz)

Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık

56:68
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلۡمَآءَ ٱلَّذِي تَشۡرَبُونَ
أَفَرَءَيْتُمُ
baktınız mı?
ٱلْمَآءَ
suya
ٱلَّذِى
içtiğiniz
تَشْرَبُونَ
you drink

Süleyman Ateşİçtiğiniz suya baktınız mı

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz

56:69 📚 1
ءَأَنتُمۡ أَنزَلۡتُمُوهُ مِنَ ٱلۡمُزۡنِ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنزِلُونَ
ءَأَنتُمْ
siz mi?
أَنزَلْتُمُوهُ
onu indirdiniz
مِنَ
buluttan
ٱلْمُزْنِ
the rain clouds
أَمْ
yoksa
نَحْنُ
biz (miyiz?)
ٱلْمُنزِلُونَ
indirenler

Süleyman AteşSiz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indirenler biz miyiz

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz

56:70
لَوۡ نَشَآءُ جَعَلۡنَٰهُ أُجَاجࣰ ا فَلَوۡلَا تَشۡكُرُونَ
لَوْ
şayet
نَشَآءُ
dileseydik
جَعَلْنَـٰهُ
onu yapardık
أُجَاجًۭا
tuzlu
فَلَوْلَا
şüketmezmisiniz?
تَشْكُرُونَ
then why are you not grateful

Süleyman AteşDileseydik onu tuzlu yapardık. Şüketmeniz gerekmez mi

Diyanet İşleri MealiDileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz

56:71
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي تُورُونَ
أَفَرَءَيْتُمُ
gördünüz mü?
ٱلنَّارَ
ateşi
ٱلَّتِى
çıkardığınız
تُورُونَ
you ignite

Süleyman Ateş(İki dalı birbirine sürterek) Çıkardığınız ateşi gördünüz mü

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz

56:72
ءَأَنتُمۡ أَنشَأۡتُمۡ شَجَرَتَهَآ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنشِـُٔونَ
ءَأَنتُمْ
siz mi?
أَنشَأْتُمْ
yarattınız
شَجَرَتَهَآ
onun ağacını
أَمْ
yoksa
نَحْنُ
biz (miyiz?)
ٱلْمُنشِـُٔونَ
yaratanlar

Süleyman AteşOnun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratanlar biz miyiz

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz

56:73
نَحۡنُ جَعَلۡنَٰهَا تَذۡكِرَةࣰ وَمَتَٰعࣰ ا لِّلۡمُقۡوِينَ
نَحْنُ
biz
جَعَلْنَـٰهَا
onu yaptık
تَذْكِرَةًۭ
bir ibret
وَمَتَـٰعًۭا
ve bir fayda
لِّلْمُقْوِينَ
çölden gelip geçenlere

Süleyman AteşBiz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık

Diyanet İşleri MealiBiz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık

56:74 📚 1
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ
فَسَبِّحْ
öyleyse yücelt
بِٱسْمِ
adını
رَبِّكَ
Rabbinin
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Süleyman AteşÖyleyse büyük Rabbinin adını yücelt

Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et

56:75
۞فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
۞ فَلَآ
hayır
أُقْسِمُ
yemin ederim
بِمَوَٰقِعِ
yerlerine
ٱلنُّجُومِ
yıldızların

Süleyman AteşYoo, yıldızların yerlerine yemin ederim

Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz

56:76 📚 4
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمࣱ لَّوۡ تَعۡلَمُونَ عَظِيمٌ
وَإِنَّهُۥ
muhakkak o
لَقَسَمٌۭ
bir yemindir
لَّوْ
eğer
تَعْلَمُونَ
bilirseniz
عَظِيمٌ
büyük

Süleyman AteşBilirseniz, bu büyük bir yemindir

Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz

56:77
إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانࣱ كَرِيمࣱ‏
إِنَّهُۥ
elbette O
لَقُرْءَانٌۭ
kesinlikle bir Kur'an'dır
كَرِيمٌۭ
değerli

Süleyman AteşO, elbette değerli bir Kur'an'dır

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir

56:78
فِي كِتَٰبࣲ مَّكۡنُونࣲ‏
فِى
bir Kitaptadır
كِتَـٰبٍۢ
a Book
مَّكْنُونٍۢ
saklı

Süleyman AteşSaklı bir Kitaptadır

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir

56:79 📚 7
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ
لَّا
ona dokunmaz
يَمَسُّهُۥٓ
touch it
إِلَّا
başkası
ٱلْمُطَهَّرُونَ
temizlerden

Süleyman AteşKi ona temizlerden başkası dokunmaz

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir

56:80
تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
تَنزِيلٌۭ
indirilmiştir
مِّن
Rabbinden
رَّبِّ
(the) Lord
ٱلْعَـٰلَمِينَ
alemlerin

Süleyman AteşAlemlerin Rabbinden indirilmiştir

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir

56:81 📚 1
أَفَبِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ
أَفَبِهَـٰذَا
şimdi bunu mu?
ٱلْحَدِيثِ
sözü
أَنتُم
siz
مُّدْهِنُونَ
küçümsüyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz

Diyanet İşleri MealiSiz bu sözü mü hor görüyorsunuz

56:82 📚 4
وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ
وَتَجْعَلُونَ
ve kılıyorsunuz?
رِزْقَكُمْ
rızkınızı
أَنَّكُمْ
sizin
تُكَذِّبُونَ
yalanlamanızdan (ibaret)

Süleyman Ateş(Kur'an'dan istifade edeceğiniz yerde) Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz (sizin ondan elde ettiğiniz nasib, sadece onu yalanlamanız mıdır)

Diyanet İşleri MealiRızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz

56:83 📚 2
فَلَوۡلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ
فَلَوْلَآ
ya ?
إِذَا
zaman
بَلَغَتِ
(can) dayandığı
ٱلْحُلْقُومَ
boğaza

Süleyman AteşYa can boğaza dayandığı zaman

Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz

56:84
وَأَنتُمۡ حِينَئِذࣲ تَنظُرُونَ
وَأَنتُمْ
ve siz de
حِينَئِذٍۢ
o zaman
تَنظُرُونَ
bakıp durursunuz

Süleyman AteşKi siz de o zaman (can çekişen kimseye) bakıp durursunuz

Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz

56:85 📚 1
وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ
وَنَحْنُ
ve biz
أَقْرَبُ
daha yakınız
إِلَيْهِ
ona
مِنكُمْ
sizden
وَلَـٰكِن
fakat
لَّا
siz görmezsiniz
تُبْصِرُونَ
you (do) not see

Süleyman AteşBiz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz

Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz

56:86 📚 1
فَلَوۡلَآ إِن كُنتُمۡ غَيۡرَ مَدِينِينَ
فَلَوْلَآ
eğer
إِن
if
كُنتُمْ
iseniz
غَيْرَ
cezalandırılmayacak
مَدِينِينَ
to be recompensed

Süleyman AteşEğer (öldükten sonra) cezalandırılmayacaksanız

Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize

56:87
تَرۡجِعُونَهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ
تَرْجِعُونَهَآ
onu geri döndürsenize
إِن
eğer
كُنتُمْ
iseniz
صَـٰدِقِينَ
doğrulardan

Süleyman Ateş(Bu sözünüzde doğru iseniz) o(çıkmakta olan ca)nı geri döndürsenize

Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize

56:88 📚 7
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ
فَأَمَّآ
ama
إِن
eğer
كَانَ
ise
مِنَ
yaklaştırılanlardan
ٱلْمُقَرَّبِينَ
those brought near

Süleyman Ateş(O can, Allah'a) Yaklaştırılanlardan ise

Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur

56:89
فَرَوۡحࣱ وَرَيۡحَانࣱ وَجَنَّتُ نَعِيمࣲ‏
فَرَوْحٌۭ
(O'na) rahatlık (vardır)
وَرَيْحَانٌۭ
ve güzel rızık (vardır)
وَجَنَّتُ
ve cenneti (vardır)
نَعِيمٍۢ
ni'met

Süleyman AteşO'na rahatlık, güzel rızık ve ni'met cenneti var

Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur

56:90
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ
وَأَمَّآ
ama
إِن
eğer
كَانَ
ise
مِنْ
ashabından
أَصْحَـٰبِ
(the) companions
ٱلْيَمِينِ
sağ

Süleyman AteşEğer sağcılardan (amel defteri sağ tarafından verilenlerden) ise

Diyanet İşleri MealiEğer defteri sağdan verilenlerden ise

56:91
فَسَلَٰمࣱ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ
فَسَلَـٰمٌۭ
selam
لَّكَ
sana
مِنْ
ashabından
أَصْحَـٰبِ
(the) companions
ٱلْيَمِينِ
sağ

Süleyman Ateş(Ey sağcı) Sana sağcılardan selam var

Diyanet İşleri MealiEy sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir

56:92 📚 1
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
وَأَمَّآ
ama
إِن
eğer
كَانَ
ise
مِنَ
yalanlayıcılardan
ٱلْمُكَذِّبِينَ
the deniers
ٱلضَّآلِّينَ
sapık

Süleyman AteşAma yalanlayıcı sapıklardan ise

Diyanet İşleri MealiEğer, sapık yalancılardan ise

56:93 📚 1
فَنُزُلࣱ مِّنۡ حَمِيمࣲ‏
فَنُزُلٌۭ
bir ziyafet
مِّنْ
kaynar sudan
حَمِيمٍۢ
(the) scalding water

Süleyman AteşKaynar sudan bir ziyafet

Diyanet İşleri MealiOna kaynar sudan konukluk sunulur

56:94
وَتَصۡلِيَةُ جَحِيمٍ
وَتَصْلِيَةُ
ve atılma (vardır)
جَحِيمٍ
cehenneme

Süleyman AteşVe cehenneme atılma var

Diyanet İşleri MealiCehenneme sokulur

56:95
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡيَقِينِ
إِنَّ
elbette
هَـٰذَا
budur işte
لَهُوَ
elbette o
حَقُّ
gerçek
ٱلْيَقِينِ
kesin

Süleyman AteşKesin gerçek budur işte

Diyanet İşleri MealiDoğrusu kesin gerçek budur

56:96 📚 1
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ
فَسَبِّحْ
öyleyse tesbih et
بِٱسْمِ
adını
رَبِّكَ
Rabbinin
ٱلْعَظِيمِ
büyük

Süleyman AteşÖyleyse büyük Rabbinin adını tesbih et (O'nu, kendisine layık olmayan sıfatlardan tenzih eyle)

Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et

← Önceki Sonraki →

56. Al-Waaqia Suresi | Anlam Arayışı