56. Al-Waaqia سُورَةُ الوَاقِعَةِ
Yusuf AliWhen the Event inevitable cometh to pass
Ali BulaçVakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman
Süleyman AteşOlacak vak'a olduğu (kıyamet koptuğu) zaman
Yusuf AliThen will no (soul) entertain falsehood concerning its coming
Ali BulaçOnun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur
Süleyman AteşOnun oluşunu yalanlayacak yoktur
Yusuf Ali(Many) will it bring low; (many) will it exalt
Ali BulaçO aşağılatıcı, yücelticidir
Süleyman AteşO alçaltıcı, yükselticidir (yerleri alt üst eder)
Yusuf AliWhen the earth shall be shaken to its depths
Ali BulaçYer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı
Süleyman AteşYer şiddetliesarsıldığı
Yusuf AliAnd the mountains shall be crumbled to atoms
Ali BulaçVe dağlar darmadağın olup ufalandığı
Süleyman AteşDağlar serpildikçe serpildiği
Yusuf AliBecoming dust scattered abroad
Ali BulaçDerken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu
Süleyman AteşDağılan toz duman haline geldiği
Yusuf AliAnd ye shall be sorted out into three classes
Ali BulaçVe sizler de üç sınıf olduğunuz zaman
Süleyman AteşVe sizler üç sınıf olduğunuz zaman
Yusuf AliThen (there will be) the Companions of the Right Hand;- What will be the Companions of the Right Hand
Ali Bulaçİşte o "Ashab-ı Meymene", ne (kutludur o) "Ashab-ı Meymene
Süleyman AteşSağın adamları (amel defterleri sağ tarafından verilenler), ne uğurlulardır onlar
Yusuf AliAnd the Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand
Ali BulaçAshab-ı Meş'eme" ne (mutsuz ve uğursuzdur o) "Ashab-ı Meş'eme
Süleyman AteşSolun adamları (amel defterleri sol tarafından verilenler), ne uğursuzlardır onlar
Yusuf AliAnd those Foremost (in Faith) will be Foremost (in the Hereafter)
Ali BulaçYarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir
Süleyman AteşVe o sabıklar, sabıklar
Yusuf AliThese will be those Nearest to God
Ali Bulaçİşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır
Süleyman Ateşİşte, onlardır (Allah'a) yaklaştırılanlar
Yusuf AliIn Gardens of Bliss
Ali BulaçNimetlerle-donatılmış cennetler içinde
Süleyman AteşNi'met cennetlerinde
Yusuf AliA number of people from those of old
Ali BulaçBirçoğu geçmiş (ümmet)lerden
Süleyman AteşÇoğu öncekilerden
Yusuf AliAnd a few from those of later times
Ali BulaçBirazı da sonrakilerden
Süleyman AteşBirazı da sonrakilerden (olan bu insanlar)
Yusuf Ali(They will be) on Thrones encrusted (with gold and precious stones)
Ali BulaçÖzenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler
Süleyman AteşAltın ve cevahirle işlenmiş tahtlar üzerindedirler
Yusuf AliReclining on them, facing each other
Ali BulaçKarşılıklı yaslanmışlardır
Süleyman AteşOnların üzerinde karşılıklı yaslanırlar
Yusuf AliRound about them will (serve) youths of perpetual (freshness)
Ali BulaçÇevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır
Süleyman AteşÇevrelerinde, ebedi yaşamağa erdirilmiş gençler dolaşır
Yusuf AliWith goblets, (shining) beakers, and cups (filled) out of clear-flowing fountains
Ali BulaçKaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler
Süleyman AteşAkıp giden şarap kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle
Yusuf AliNo after-ache will they receive therefrom, nor will they suffer intoxication
Ali BulaçKi bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir
Süleyman Ateş(Bir şarap ki) Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir
Yusuf AliAnd with fruits, any that they may select
Ali BulaçArzulayıp-seçecekleri meyveler
Süleyman AteşBeğendikleri meyva(lar)
Yusuf AliAnd the flesh of fowls, any that they may desire
Ali BulaçCanlarının çektiği kuş eti
Süleyman AteşCanlarının çektiği kuş et(ler)i
Yusuf AliAnd (there will be) Companions with beautiful, big, and lustrous eyes
Ali BulaçVe iri gözlü huriler
Süleyman Ateşİri gözlü huriler
Yusuf AliLike unto Pearls well-guarded
Ali BulaçSanki saklı inciler gibi
Süleyman AteşSaklı inciler gibi
Yusuf AliA Reward for the deeds of their past (life)
Ali BulaçYaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur)
Süleyman AteşYaptıklarına karşılık olarak
Yusuf AliNot frivolity will they hear therein, nor any taint of ill
Ali BulaçOrada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma
Süleyman AteşOrada ne boş bir söz ve ne de günaha sokan bir laf işitirler
Yusuf AliOnly the saying, "Peace! Peace
Ali BulaçYalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam
Süleyman AteşDuydukları söz, yalnız "Selam, selam" dır
Yusuf AliThe Companions of the Right Hand,- what will be the Companions of the Right Hand
Ali BulaçAshab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin
Süleyman AteşSağın adamları, nedir o sağın adamları
Yusuf Ali(They will be) among Lote-trees without thorns
Ali BulaçYüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları)
Süleyman Ateş(Onlar) Dikensiz kirazlar
Yusuf AliAmong Talh trees with flowers (or fruits) piled one above another
Ali BulaçÜstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları
Süleyman Ateş(Kökünden tepesine kadar) meyva dizili muzlar
Yusuf AliIn shade long-extended
Ali BulaçYayılıp-uzanmış gölgeler
Süleyman AteşUzamış gölge(ler)
Yusuf AliBy water flowing constantly
Ali BulaçDurmaksızın akan su(lar)
Süleyman AteşFışkıran sular
Yusuf AliAnd fruit in abundance
Ali BulaçVe (daha) birçok meyveler arasında
Süleyman AteşPek çok mevya arasında
Yusuf AliWhose season is not limited, nor (supply) forbidden
Ali BulaçKesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler)
Süleyman AteşTükenmeyen ve yasaklanmayan
Yusuf AliAnd on Thrones (of Dignity), raised high
Ali BulaçYükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler)
Süleyman AteşVe yükseltilmiş döşekler üstündedirler
Yusuf AliWe have created (their Companions) of special creation
Ali BulaçGerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık
Süleyman AteşBiz (oradaki) kadınları da yeniden bir güzel inşa' etmişiz
Yusuf AliAnd made them virgin - pure (and undefiled)
Ali BulaçOnları hep bakireler olarak kıldık
Süleyman AteşOnları bakireler yapmışızdır
Yusuf AliBeloved (by nature), equal in age
Ali BulaçEşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt
Süleyman AteşHep yaşıt sevgililer
Yusuf AliFor the Companions of the Right Hand
Ali BulaçAshab-ı Yemin" olanlar için
Süleyman AteşSağın adamları için
Yusuf AliA (goodly) number from those of old
Ali Bulaç(Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden
Süleyman Ateş(Bu sağcıların) Bir bölümü öncekilerdendir
Yusuf AliAnd a (goodly) number from those of later times
Ali BulaçBirçoğu da sonrakilerdendir
Süleyman AteşBir bölümü de sonrakilerdendir
Yusuf AliThe Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand
Ali BulaçAshab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal
Süleyman AteşSolun adamları (amel defterleri, sol tarafından verilenler), nedir o solcular
Yusuf Ali(They will be) in the midst of a Fierce Blast of Fire and in Boiling Water
Ali BulaçHücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su
Süleyman Ateş(Onlar) Delikçiklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde
Yusuf AliAnd in the shades of Black Smoke
Ali BulaçVe kapkara dumandan bir gölge içindedirler
Süleyman AteşKara dumandan bir gölge altında
Yusuf AliNothing (will there be) to refresh, nor to please
Ali BulaçKi o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim)
Süleyman AteşKi ne serindir, ne faydalı
Yusuf AliFor that they were wont to be indulged, before that, in wealth (and luxury)
Ali BulaçÇünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı
Süleyman AteşÇünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı
Yusuf AliAnd persisted obstinately in wickedness supreme
Ali BulaçOnlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı
Süleyman AteşBüyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı
Yusuf AliAnd they used to say, "What! when we die and become dust and bones, shall we then indeed be raised up again
Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz
Süleyman AteşVe diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz
Yusuf Ali(We) and our fathers of old
Ali BulaçÖnceden gelip-geçmiş atalarımız da mı
Süleyman AteşÖnceki atalarımız da mı
Yusuf AliSay: "Yea, those of old and those of later times
Ali BulaçDe ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de
Süleyman AteşDe ki: "Öncekiler de sonrakiler de
Yusuf AliAll will certainly be gathered together for the meeting appointed for a Day well-known
Ali BulaçBilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır
Süleyman AteşBelli bir günün buluşma vakti için mutlaka toplanacaklardır
Yusuf AliThen will ye truly,- O ye that go wrong, and treat (Truth) as Falsehood
Ali BulaçSonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar
Süleyman AteşSonra siz de, ey sapık yalanlayıcılar (o zaman toplanacaksınız)
Yusuf AliYe will surely taste of the Tree of Zaqqum
Ali BulaçŞüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz
Süleyman Ateş(Suçlular) Mutlaka bir Zakkum ağacından yiyecekler
Yusuf AliThen will ye fill your insides therewith
Ali BulaçBöylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız
Süleyman AteşOnunla karınları(nı) dolduracaklar
Yusuf AliAnd drink Boiling Water on top of it
Ali BulaçOnun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz
Süleyman AteşÜzerine de kaynar su içeceklerdir
Yusuf AliIndeed ye shall drink like diseased camels raging with thirst
Ali BulaçÜstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz
Süleyman AteşSusuzluk hastalığına tutulmuş develerin içişi gibi içeceklerdir
Yusuf AliSuch will be their entertainment on the Day of Requital
Ali Bulaçİşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir
Süleyman Ateşİşte ceza gününde onların ağırlanışı böyledir
Yusuf AliIt is We Who have created you: why will ye not witness the Truth
Ali BulaçSizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz
Süleyman AteşBiz sizi yarattık; doğrulamanız gerekmez mi
Yusuf AliDo ye then see?- The (human Seed) that ye throw out
Ali BulaçŞimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü
Süleyman AteşAkıttığınız meniyi gördünüz mü
Yusuf AliIs it ye who create it, or are We the Creators
Ali BulaçOnu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz
Süleyman AteşSiz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcılar biz miyiz
Yusuf AliWe have decreed Death to be your common lot, and We are not to be frustrated
Ali BulaçSizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir
Süleyman AteşAranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmiş değildir (kimse ölüme engel olamaz)
Yusuf Alifrom changing your Forms and creating you (again) in (forms) that ye know not
Ali Bulaç(Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda
Süleyman Ateş(Size böyle ölümü takdir ettik) Ki sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi, bilmediğiniz bir biçimde yeniden inşa' edelim
Yusuf AliAnd ye certainly know already the first form of creation: why then do ye not celebrate His praises
Ali BulaçAndolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi
Süleyman AteşAndolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi
Yusuf AliSee ye the seed that ye sow in the ground
Ali BulaçŞimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü
Süleyman AteşEktiğinizi gördünüz mü
Yusuf AliIs it ye that cause it to grow, or are We the Cause
Ali BulaçOnu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz
Süleyman AteşSiz mi onu bitiyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz
Yusuf AliWere it Our Will, We could crumble it to dry powder, and ye would be left in wonderment
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız
Süleyman AteşDileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, sızlanıp dururdunuz
Yusuf Ali(Saying), "We are indeed left with debts (for nothing)
Ali Bulaç(Şöyle de sızlanırdınız:) "Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık
Süleyman AteşBiz borçlandık, (yaptığmız masraflar boşa gitti)
Yusuf AliIndeed are we shut out (of the fruits of our labour)
Ali BulaçHayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık
Süleyman AteşDoğrusu, biz yoksun bırakıldık! (derdiniz)
Yusuf AliSee ye the water which ye drink
Ali BulaçŞimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü
Süleyman Ateşİçtiğiniz suya baktınız mı
Yusuf AliDo ye bring it down (in rain) from the cloud or do We
Ali BulaçOnu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz
Süleyman AteşSiz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indirenler biz miyiz
Yusuf AliWere it Our Will, We could make it salt (and unpalatable): then why do ye not give thanks
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi
Süleyman AteşDileseydik onu tuzlu yapardık. Şüketmeniz gerekmez mi
Yusuf AliSee ye the Fire which ye kindle
Ali BulaçŞimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü
Süleyman Ateş(İki dalı birbirine sürterek) Çıkardığınız ateşi gördünüz mü
Yusuf AliIs it ye who grow the tree which feeds the fire, or do We grow it
Ali BulaçOnun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz
Süleyman AteşOnun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratanlar biz miyiz
Yusuf AliWe have made it a memorial (of Our handiwork), and an article of comfort and convenience for the denizens of deserts
Ali BulaçBiz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık
Süleyman AteşBiz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık
Yusuf AliThen celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme
Ali BulaçŞu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et
Süleyman AteşÖyleyse büyük Rabbinin adını yücelt
Yusuf AliFurthermore I call to witness the setting of the Stars
Ali BulaçHayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim
Süleyman AteşYoo, yıldızların yerlerine yemin ederim
Yusuf AliAnd that is indeed a mighty adjuration if ye but knew
Ali BulaçŞüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir
Süleyman AteşBilirseniz, bu büyük bir yemindir
Yusuf AliThat this is indeed a qur'an Most Honourable
Ali BulaçElbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir
Süleyman AteşO, elbette değerli bir Kur'an'dır
Yusuf AliIn Book well-guarded
Ali BulaçSaklanmış-korunmuş bir Kitap'ta (yazılı)dır
Süleyman AteşSaklı bir Kitaptadır
Yusuf AliWhich none shall touch but those who are clean
Ali BulaçOna, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz
Süleyman AteşKi ona temizlerden başkası dokunmaz
Yusuf AliA Revelation from the Lord of the Worlds
Ali BulaçAlemlerin Rabbinden indirilmedir
Süleyman AteşAlemlerin Rabbinden indirilmiştir
Yusuf AliIs it such a Message that ye would hold in light esteem
Ali BulaçŞimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz
Süleyman AteşŞimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz
Yusuf AliAnd have ye made it your livelihood that ye should declare it false
Ali BulaçVe rızkınızı (Kur'an'dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz
Süleyman Ateş(Kur'an'dan istifade edeceğiniz yerde) Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz (sizin ondan elde ettiğiniz nasib, sadece onu yalanlamanız mıdır)
Yusuf AliThen why do ye not (intervene) when (the soul of the dying man) reaches the throat
Ali BulaçHele can boğaza gelip dayandığında
Süleyman AteşYa can boğaza dayandığı zaman
Yusuf AliAnd ye the while (sit) looking on
Ali BulaçKi o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz
Süleyman AteşKi siz de o zaman (can çekişen kimseye) bakıp durursunuz
Yusuf AliBut We are nearer to him than ye, and yet see not
Ali BulaçBiz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz
Süleyman AteşBiz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz
Yusuf AliThen why do ye not,- If you are exempt from (future) account
Ali Bulaçİşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz
Süleyman AteşEğer (öldükten sonra) cezalandırılmayacaksanız
Yusuf AliCall back the soul, if ye are true (in the claim of independence)
Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize
Süleyman Ateş(Bu sözünüzde doğru iseniz) o(çıkmakta olan ca)nı geri döndürsenize
Yusuf AliThus, then, if he be of those Nearest to God
Ali BulaçEğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise
Süleyman Ateş(O can, Allah'a) Yaklaştırılanlardan ise
Yusuf Ali(There is for him) Rest and Satisfaction, and a Garden of Delights
Ali BulaçBu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur)
Süleyman AteşO'na rahatlık, güzel rızık ve ni'met cenneti var
Yusuf AliAnd if he be of the Companions of the Right Hand
Ali BulaçVe eğer "Ashab-ı Yemin"den ise
Süleyman AteşEğer sağcılardan (amel defteri sağ tarafından verilenlerden) ise
Yusuf Ali(For him is the salutation), "Peace be unto thee", from the Companions of the Right Hand
Ali BulaçArtık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana
Süleyman Ateş(Ey sağcı) Sana sağcılardan selam var
Yusuf AliAnd if he be of those who treat (Truth) as Falsehood, who go wrong
Ali BulaçVe eğer o, yalanlayan sapıklardan ise
Süleyman AteşAma yalanlayıcı sapıklardan ise
Yusuf AliFor him is Entertainment with Boiling Water
Ali BulaçArtık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır
Süleyman AteşKaynar sudan bir ziyafet
Yusuf AliAnd burning in Hell-Fire
Ali BulaçVe çılgınca yanan ateşe bir atılma da
Süleyman AteşVe cehenneme atılma var
Yusuf AliVerily, this is the Very Truth and Certainly
Ali BulaçŞüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin)
Süleyman AteşKesin gerçek budur işte
Yusuf AliSo celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme
Ali BulaçÖyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et
Süleyman AteşÖyleyse büyük Rabbinin adını tesbih et (O'nu, kendisine layık olmayan sıfatlardan tenzih eyle)