☪ Anlam Arayışı

56. Al-Waaqia سُورَةُ الوَاقِعَةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
56:1 📚 1
إِذَا وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ

Ali BulaçVakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman

Süleyman AteşOlacak vak'a olduğu (kıyamet koptuğu) zaman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذا وقعت الواقعة» قامت القيامة.

56:2 📚 2
لَيۡسَ لِوَقۡعَتِهَا كَاذِبَةٌ

Ali BulaçOnun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur

Süleyman AteşOnun oluşunu yalanlayacak yoktur

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ليس لوقعتها كاذبة» نفس تكذب بأن تنفيها كما نفتها في الدنيا.

56:3
خَافِضَةࣱ رَّافِعَةٌ

Ali BulaçO aşağılatıcı, yücelticidir

Süleyman AteşO alçaltıcı, yükselticidir (yerleri alt üst eder)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«خافضة رافعة» أي هي مظهرة لخفض أقوام بدخولهم النار ولرفع آخرين بدخولهم الجنة.

56:4
إِذَا رُجَّتِ ٱلۡأَرۡضُ رَجࣰّ ا

Ali BulaçYer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı

Süleyman AteşYer şiddetliesarsıldığı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إذا رجت الأرض رجا» حركت حركة شديدة.

56:5
وَبُسَّتِ ٱلۡجِبَالُ بَسࣰّ ا

Ali BulaçVe dağlar darmadağın olup ufalandığı

Süleyman AteşDağlar serpildikçe serpildiği

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وبست الجبال بسا» فتتت.

56:6
فَكَانَتۡ هَبَآءࣰ مُّنۢبَثࣰّ ا

Ali BulaçDerken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu

Süleyman AteşDağılan toz duman haline geldiği

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فكانت هباءً» غبارا «منبثا» منتشرا، وإذا الثانية بدل من الأولى.

56:7
وَكُنتُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا ثَلَٰثَةࣰ‏

Ali BulaçVe sizler de üç sınıf olduğunuz zaman

Süleyman AteşVe sizler üç sınıf olduğunuz zaman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكنتم» في القيامة «أزواجا» أصنافا «ثلاثة».

56:8
فَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ

Ali Bulaçİşte o "Ashab-ı Meymene", ne (kutludur o) "Ashab-ı Meymene

Süleyman AteşSağın adamları (amel defterleri sağ tarafından verilenler), ne uğurlulardır onlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأصحاب الميمنة» وهم الذين يؤتون كتبهم بإيمانهم مبتدأ خبره «ما أصحاب الميمنة» تعظيم لشأنهم بدخولهم الجنة.

56:9
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ

Ali BulaçAshab-ı Meş'eme" ne (mutsuz ve uğursuzdur o) "Ashab-ı Meş'eme

Süleyman AteşSolun adamları (amel defterleri sol tarafından verilenler), ne uğursuzlardır onlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأصحاب المشأمة» أي الشمال بأن يؤتى كل منهم كتابه بشماله «ما أصحاب المشأمة» تحقير لشأنهم بدخولهم النار.

56:10
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ

Ali BulaçYarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir

Süleyman AteşVe o sabıklar, sabıklar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«والسابقون» إلى الخير وهم الأنبياء مبتدأ «السابقون» تأكيد لتعظيم شأنهم.

56:11
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ

Ali Bulaçİşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır

Süleyman Ateşİşte, onlardır (Allah'a) yaklaştırılanlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أولئك المقربون».

56:12
فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Ali BulaçNimetlerle-donatılmış cennetler içinde

Süleyman AteşNi'met cennetlerinde

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في جنات النعيم».

56:13 📚 7
ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ

Ali BulaçBirçoğu geçmiş (ümmet)lerden

Süleyman AteşÇoğu öncekilerden

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثلة من الأولين» مبتدأ، أي جماعة من الأمم الماضية.

56:14 📚 2
وَقَلِيلࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ

Ali BulaçBirazı da sonrakilerden

Süleyman AteşBirazı da sonrakilerden (olan bu insanlar)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وقليل من الآخرين» من أمة محمد صلى الله عليه وسلم وهم السابقون من الأمم الماضية وهذه الأمة والخبر.

56:15 📚 1
عَلَىٰ سُرُرࣲ مَّوۡضُونَةࣲ‏

Ali BulaçÖzenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler

Süleyman AteşAltın ve cevahirle işlenmiş tahtlar üzerindedirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«على سرر موضونة» منسوجة بقضبان الذهب والجواهر.

56:16
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيۡهَا مُتَقَٰبِلِينَ

Ali BulaçKarşılıklı yaslanmışlardır

Süleyman AteşOnların üzerinde karşılıklı yaslanırlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«متكئين عليها متقابلين» حالان من الضمير في الخبر.

56:17
يَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنࣱ مُّخَلَّدُونَ

Ali BulaçÇevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır

Süleyman AteşÇevrelerinde, ebedi yaşamağa erdirilmiş gençler dolaşır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«يطوف عليهم» للخدمة «ولدان مخلدون» على شكل الأولاد لا يهرمون.

56:18 📚 1
بِأَكۡوَابࣲ وَأَبَارِيقَ وَكَأۡسࣲ مِّن مَّعِينࣲ‏

Ali BulaçKaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler

Süleyman AteşAkıp giden şarap kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بأكواب» أقداح لا عرى لها «وأباريق» لها عرى وخراطيم «وكأس» إناء شرب الخمر «من معين» أي خمر جارية من منبع لا ينقطع أبدا.

56:19 📚 2
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنۡهَا وَلَا يُنزِفُونَ

Ali BulaçKi bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir

Süleyman Ateş(Bir şarap ki) Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يصدعون عنها ولا ينزَِفون» بفتح الزاي وكسرها من نزف الشارب وأنزف، أي لا يحصل لهم منها صداع ولا ذهاب عقل بخلاف خمر الدنيا.

56:20
وَفَٰكِهَةࣲ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

Ali BulaçArzulayıp-seçecekleri meyveler

Süleyman AteşBeğendikleri meyva(lar)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفاكهة مما يتخيرون».

56:21 📚 2
وَلَحۡمِ طَيۡرࣲ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ

Ali BulaçCanlarının çektiği kuş eti

Süleyman AteşCanlarının çektiği kuş et(ler)i

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولحم طير مما يشتهون و» لهم للاستمتاع.

56:22
وَحُورٌ عِينࣱ‏

Ali BulaçVe iri gözlü huriler

Süleyman Ateşİri gözlü huriler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وحور» نساء شديدات سواد العيون وبياضها «عين» ضخام العيون كسرت عينه بدل ضمها لمجانسة الياء ومفرده عيناء كحمراء وفي قراءة بجر حور عين.

56:23
كَأَمۡثَٰلِ ٱللُّؤۡلُوِٕ ٱلۡمَكۡنُونِ

Ali BulaçSanki saklı inciler gibi

Süleyman AteşSaklı inciler gibi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«كأمثال اللؤلؤ المكنون» المصون.

56:24 📚 19
جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ

Ali BulaçYaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur)

Süleyman AteşYaptıklarına karşılık olarak

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«جزاءً» مفعول له أو مصدر والعامل المقدر أي جعلنا لهم ما ذكر للجزاء أو جزيناهم «بما كانوا يعملون».

56:25
لَا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوࣰ ا وَلَا تَأۡثِيمًا

Ali BulaçOrada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma

Süleyman AteşOrada ne boş bir söz ve ne de günaha sokan bir laf işitirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا يسمعون فيها» في الجنة «لغوا» فاحشا من الكلام «ولا تأثيما» ما يؤثم.

56:26
إِلَّا قِيلࣰ ا سَلَٰمࣰ ا سَلَٰمࣰ ا

Ali BulaçYalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam

Süleyman AteşDuydukları söz, yalnız "Selam, selam" dır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إلا» لكن «قيلا» قولا «سلاما» سلاما بدل من قيلا فإنهم يسمعونه.

56:27
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ

Ali BulaçAshab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin

Süleyman AteşSağın adamları, nedir o sağın adamları

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأصحاب اليمين ما أصحاب اليمين».

56:28 📚 5
فِي سِدۡرࣲ مَّخۡضُودࣲ‏

Ali BulaçYüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları)

Süleyman Ateş(Onlar) Dikensiz kirazlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في سدر» شجر النبق «مخضود» لا شوك فيه.

56:29
وَطَلۡحࣲ مَّنضُودࣲ‏

Ali BulaçÜstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları

Süleyman Ateş(Kökünden tepesine kadar) meyva dizili muzlar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وطلح» شجر الموز «منضود» بالحمل من أسفله إلى أعلاه.

56:30
وَظِلࣲّ مَّمۡدُودࣲ‏

Ali BulaçYayılıp-uzanmış gölgeler

Süleyman AteşUzamış gölge(ler)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وظل ممدود» دائم.

56:31
وَمَآءࣲ مَّسۡكُوبࣲ‏

Ali BulaçDurmaksızın akan su(lar)

Süleyman AteşFışkıran sular

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وماء مسكوب» جار دائما.

56:32
وَفَٰكِهَةࣲ كَثِيرَةࣲ‏

Ali BulaçVe (daha) birçok meyveler arasında

Süleyman AteşPek çok mevya arasında

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفاكهة كثيرة».

56:33 📚 8
لَّا مَقۡطُوعَةࣲ وَلَا مَمۡنُوعَةࣲ‏

Ali BulaçKesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler)

Süleyman AteşTükenmeyen ve yasaklanmayan

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا مقطوعة» في زمن «ولا ممنوعة» بثمن.

56:34
وَفُرُشࣲ مَّرۡفُوعَةٍ

Ali BulaçYükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler)

Süleyman AteşVe yükseltilmiş döşekler üstündedirler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وفرش مرفوعة» على السرر.

56:35
إِنَّآ أَنشَأۡنَٰهُنَّ إِنشَآءࣰ‏

Ali BulaçGerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık

Süleyman AteşBiz (oradaki) kadınları da yeniden bir güzel inşa' etmişiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا أنشأناهن إنشاءً» أي الحور العين من غير ولادة.

56:36
فَجَعَلۡنَٰهُنَّ أَبۡكَارًا

Ali BulaçOnları hep bakireler olarak kıldık

Süleyman AteşOnları bakireler yapmışızdır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فجعلناهن أبكارا» عذارى كلما أتاهن أزواجهن وجدوهن عذارى ولا وجع.

56:37
عُرُبًا أَتۡرَابࣰ ا

Ali BulaçEşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt

Süleyman AteşHep yaşıt sevgililer

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«عرُْبا» بضم الراء وسكونها جمع عروب وهي المتحببة إلى زوجها عشقا له «أترابا» جمع ترب، أي مستويات في السن.

56:38
لِّأَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ

Ali BulaçAshab-ı Yemin" olanlar için

Süleyman AteşSağın adamları için

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لأصحاب اليمين» صلة أنشأناهن أو جعلناهن وهم.

56:39 📚 7
ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ

Ali Bulaç(Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden

Süleyman Ateş(Bu sağcıların) Bir bölümü öncekilerdendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثلة من الأولين».

56:40 📚 5
وَثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ

Ali BulaçBirçoğu da sonrakilerdendir

Süleyman AteşBir bölümü de sonrakilerdendir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وثلة من الآخرين».

56:41
وَأَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ

Ali BulaçAshab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal

Süleyman AteşSolun adamları (amel defterleri, sol tarafından verilenler), nedir o solcular

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأصحاب الشمال ما أصحاب الشمال».

56:42
فِي سَمُومࣲ وَحَمِيمࣲ‏

Ali BulaçHücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su

Süleyman Ateş(Onlar) Delikçiklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في سموم» ريح جارة من النار تنفذ في المسام «وحميم» ماء شديد الحرارة.

56:43
وَظِلࣲّ مِّن يَحۡمُومࣲ‏

Ali BulaçVe kapkara dumandan bir gölge içindedirler

Süleyman AteşKara dumandan bir gölge altında

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وظل من يحموم» دخان شديد السواد.

56:44
لَّا بَارِدࣲ وَلَا كَرِيمٍ

Ali BulaçKi o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim)

Süleyman AteşKi ne serindir, ne faydalı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لا بارد» كغيره من الظلال «ولا كريم» حسن المنظر.

56:45
إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُتۡرَفِينَ

Ali BulaçÇünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı

Süleyman AteşÇünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنهم كانوا قبل ذلك» في الدنيا «مترفين» منعمين لا يتعبون في الطاعة.

56:46
وَكَانُواْ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِيمِ

Ali BulaçOnlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı

Süleyman AteşBüyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكانوا يصرون على الحنث» الذنب «العظيم» أي الشرك.

56:47
وَكَانُواْ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ ا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ

Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz

Süleyman AteşVe diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وكانوا يقولون أئذا متنا وكنا ترابا وعظاما أئنا لمبعوثون» في الهمزتين في الموضوعين التحقيق وتسهيل الثانية وإدخال ألف بينهما على الوجهين.

56:48
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ

Ali BulaçÖnceden gelip-geçmiş atalarımız da mı

Süleyman AteşÖnceki atalarımız da mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أو آباؤنا الأولون» بفتح الواو للعطف والهمزة للاستفهام وهو في ذلك وفيما قبله للاستبعاد وفي قراءة بسكون الواو عطفا بأو والمعطوف عليه محل إن واسمها.

56:49
قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَوَّلِينَ وَٱلۡأٓخِرِينَ

Ali BulaçDe ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de

Süleyman AteşDe ki: "Öncekiler de sonrakiler de

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«قل إن الأولين والآخرين».

56:50
لَمَجۡمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ‏

Ali BulaçBilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır

Süleyman AteşBelli bir günün buluşma vakti için mutlaka toplanacaklardır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لمجموعون إلى ميقات» لوقت «يوم معلوم» أي يوم القيامة.

56:51 📚 1
ثُمَّ إِنَّكُمۡ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلۡمُكَذِّبُونَ

Ali BulaçSonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar

Süleyman AteşSonra siz de, ey sapık yalanlayıcılar (o zaman toplanacaksınız)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ثم إنكم أيها الضالون المكذبون».

56:52 📚 2
لَأٓكِلُونَ مِن شَجَرࣲ مِّن زَقُّومࣲ‏

Ali BulaçŞüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz

Süleyman Ateş(Suçlular) Mutlaka bir Zakkum ağacından yiyecekler

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لآكلون من شجر من زقوم» بيان للشجر.

56:53
فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ

Ali BulaçBöylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız

Süleyman AteşOnunla karınları(nı) dolduracaklar

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فمالئون منها» من الشجر «البطون».

56:54
فَشَٰرِبُونَ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡحَمِيمِ

Ali BulaçOnun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz

Süleyman AteşÜzerine de kaynar su içeceklerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فشاربون عليه» أي الزقوم المأكول «من الحميم».

56:55
فَشَٰرِبُونَ شُرۡبَ ٱلۡهِيمِ

Ali BulaçÜstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz

Süleyman AteşSusuzluk hastalığına tutulmuş develerin içişi gibi içeceklerdir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فشاربون شَُرب» بفتح الشين وضمها مصدر «الهيم» الإبل العطاش جمع هيمان للذكر وهيمى للأنثى، كعطشان وعطشى.

56:56
هَٰذَا نُزُلُهُمۡ يَوۡمَ ٱلدِّينِ

Ali Bulaçİşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir

Süleyman Ateşİşte ceza gününde onların ağırlanışı böyledir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«هذا نزلهم» ما أعد لهم «يوم الدين» يوم القيامة.

56:57
نَحۡنُ خَلَقۡنَٰكُمۡ فَلَوۡلَا تُصَدِّقُونَ

Ali BulaçSizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz

Süleyman AteşBiz sizi yarattık; doğrulamanız gerekmez mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«نحن خلقناكم» أوجدناكم من عدم «فلولا» هلا «تصدقون» بالبعث إذ القادر على الإنشاء قادر على الإعادة.

56:58
أَفَرَءَيۡتُم مَّا تُمۡنُونَ

Ali BulaçŞimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü

Süleyman AteşAkıttığınız meniyi gördünüz mü

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفرأيتم ما تمنون» تريقون من المني في أرحام النساء.

56:59
ءَأَنتُمۡ تَخۡلُقُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡخَٰلِقُونَ

Ali BulaçOnu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz

Süleyman AteşSiz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcılar biz miyiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أأنتم» بتحقيق الهمزتين وإبدال الثانية ألفا وتسهيلها وإدخال ألف بين المسهلة والأخرى وتركه في المواضع الأخرى «تخلقونه» أي المني بشرا «أم نحن الخالقون».

56:60 📚 1
نَحۡنُ قَدَّرۡنَا بَيۡنَكُمُ ٱلۡمَوۡتَ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ

Ali BulaçSizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir

Süleyman AteşAranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmiş değildir (kimse ölüme engel olamaz)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«نحن قدَّرنا» بالتشديد والتخفيف «بينكم الموت وما نحن بمسبوقين» بعاجزين.

56:61
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمۡثَٰلَكُمۡ وَنُنشِئَكُمۡ فِي مَا لَا تَعۡلَمُونَ

Ali Bulaç(Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda

Süleyman Ateş(Size böyle ölümü takdir ettik) Ki sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi, bilmediğiniz bir biçimde yeniden inşa' edelim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«على» عن «أن نبدل» نجعل «أمثالكم» مكانكم «وننشئكم» نخلقكم «في مالا تعلمون» من الصور كالقردة والخنازير.

56:62 📚 1
وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُولَىٰ فَلَوۡلَا تَذَكَّرُونَ

Ali BulaçAndolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi

Süleyman AteşAndolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ولقد علمتم النّشاءَةَ الأولى» وفي قراءة بسكون الشين «فلولا تذكرون» فيه إدغام التاء الثانية في الأصل في الذال.

56:63
أَفَرَءَيۡتُم مَّا تَحۡرُثُونَ

Ali BulaçŞimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü

Süleyman AteşEktiğinizi gördünüz mü

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفرأيتم ما تحرثون» تثيرون في الأرض وتلقون البذر فيها.

56:64
ءَأَنتُمۡ تَزۡرَعُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلزَّٰرِعُونَ

Ali BulaçOnu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz

Süleyman AteşSiz mi onu bitiyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أأنتم تزرعونه» تنبتونه «أم نحن الزارعون».

56:65
لَوۡ نَشَآءُ لَجَعَلۡنَٰهُ حُطَٰمࣰ ا فَظَلۡتُمۡ تَفَكَّهُونَ

Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız

Süleyman AteşDileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, sızlanıp dururdunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لو نشاء لجعلناه حطاما» نباتا يابسا لا حب فيه «فظلتم» أصله ظللتم بكسر اللام حذفت تخفيفا أي أقمتم نهارا «تفكهون» حذفت منه إحدى التاءين في الأصل تعجبون من ذلك وتقولون.

56:66
إِنَّا لَمُغۡرَمُونَ

Ali Bulaç(Şöyle de sızlanırdınız:) "Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık

Süleyman AteşBiz borçlandık, (yaptığmız masraflar boşa gitti)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنا لمغرمون» نفقة زرعنا.

56:67 📚 1
بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ

Ali BulaçHayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık

Süleyman AteşDoğrusu, biz yoksun bırakıldık! (derdiniz)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«بل نحن محرومون» ممنوعون رزقنا.

56:68
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلۡمَآءَ ٱلَّذِي تَشۡرَبُونَ

Ali BulaçŞimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü

Süleyman Ateşİçtiğiniz suya baktınız mı

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفرأيتم الماء الذي تشربون».

56:69 📚 1
ءَأَنتُمۡ أَنزَلۡتُمُوهُ مِنَ ٱلۡمُزۡنِ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنزِلُونَ

Ali BulaçOnu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz

Süleyman AteşSiz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indirenler biz miyiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أأنتم أنزلتموه من المزن» السحاب جمع مزنة «أم نحن المنزلون».

56:70
لَوۡ نَشَآءُ جَعَلۡنَٰهُ أُجَاجࣰ ا فَلَوۡلَا تَشۡكُرُونَ

Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi

Süleyman AteşDileseydik onu tuzlu yapardık. Şüketmeniz gerekmez mi

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لو نشاء جعلناه أجاجا» ملحا لا يمكن شربه «فلولا» هلا «تشكرون».

56:71
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي تُورُونَ

Ali BulaçŞimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü

Süleyman Ateş(İki dalı birbirine sürterek) Çıkardığınız ateşi gördünüz mü

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفرأيتم النار التي تورون» تُخرجون من الشجر الأخضر.

56:72
ءَأَنتُمۡ أَنشَأۡتُمۡ شَجَرَتَهَآ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنشِـُٔونَ

Ali BulaçOnun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz

Süleyman AteşOnun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratanlar biz miyiz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أأنتم أنشأتم شجرتها» كالمرخ والعفار والكلخ «أم نحن المنشئون».

56:73
نَحۡنُ جَعَلۡنَٰهَا تَذۡكِرَةࣰ وَمَتَٰعࣰ ا لِّلۡمُقۡوِينَ

Ali BulaçBiz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık

Süleyman AteşBiz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«نحن جعلناها تذكرة» لنار جهنم «ومتاعا» بُلْغَة «للمقوين» للمسافرين من أقوى القوم: أي صاروا بالقوى بالقصر والمد أي القفر وهو مفازة لا نبات فيها ولا ماء.

56:74 📚 1
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ

Ali BulaçŞu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et

Süleyman AteşÖyleyse büyük Rabbinin adını yücelt

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسبح» نزه «باسم» زائدة «ربك العظيم» الله.

56:75
۞فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ

Ali BulaçHayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim

Süleyman AteşYoo, yıldızların yerlerine yemin ederim

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلا أقسم» لا زائدة «بمواقع النجوم» بمساقطها لغروبها.

56:76 📚 4
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمࣱ لَّوۡ تَعۡلَمُونَ عَظِيمٌ

Ali BulaçŞüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir

Süleyman AteşBilirseniz, bu büyük bir yemindir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وإنه» أي القسم بها «لقسم لو تعلمون عظيم» لو كنتم من ذوي العلم لعلمتم عظم هذا القسم.

56:77
إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانࣱ كَرِيمࣱ‏

Ali BulaçElbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir

Süleyman AteşO, elbette değerli bir Kur'an'dır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إنه» أي المتلو عليكم «لقرآن كريم».

56:78
فِي كِتَٰبࣲ مَّكۡنُونࣲ‏

Ali BulaçSaklanmış-korunmuş bir Kitap'ta (yazılı)dır

Süleyman AteşSaklı bir Kitaptadır

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«في كتاب» مكتوب «مكنون» مصون وهو المصحف.

56:79 📚 7
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ

Ali BulaçOna, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz

Süleyman AteşKi ona temizlerden başkası dokunmaz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«لايمسّه» خبر بمعنى النهي «إلا المطهرون» الذين طهروا أنفسهم من الأحداث.

56:80
تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Ali BulaçAlemlerin Rabbinden indirilmedir

Süleyman AteşAlemlerin Rabbinden indirilmiştir

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«تنزيل» منزل «من رب العالمين».

56:81 📚 1
أَفَبِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ

Ali BulaçŞimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz

Süleyman AteşŞimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«أفبهذا الحديث» القرآن «أنتم مدهنون» متهاونون مكذبون.

56:82 📚 4
وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ

Ali BulaçVe rızkınızı (Kur'an'dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz

Süleyman Ateş(Kur'an'dan istifade edeceğiniz yerde) Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz (sizin ondan elde ettiğiniz nasib, sadece onu yalanlamanız mıdır)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وتجعلون رزقكم» من المطر، أي شكره «أنكم تكذبون» بسقيا الله حيث قلتم مطرنا بنوء كذا.

56:83 📚 2
فَلَوۡلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ

Ali BulaçHele can boğaza gelip dayandığında

Süleyman AteşYa can boğaza dayandığı zaman

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلولا» فهلا «إذا بلغت» الروح وقت النزع «الحلقوم» هو مجرى الطعام.

56:84
وَأَنتُمۡ حِينَئِذࣲ تَنظُرُونَ

Ali BulaçKi o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz

Süleyman AteşKi siz de o zaman (can çekişen kimseye) bakıp durursunuz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأنتم» يا حاضري الميت «حينئذ تنظرون» إليه.

56:85 📚 1
وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ

Ali BulaçBiz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz

Süleyman AteşBiz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ونحن أقرب إليه منكم» بالعلم «ولكن لا تبصرون» من البصيرة، أي لا تعلمون ذلك.

56:86 📚 1
فَلَوۡلَآ إِن كُنتُمۡ غَيۡرَ مَدِينِينَ

Ali Bulaçİşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz

Süleyman AteşEğer (öldükten sonra) cezalandırılmayacaksanız

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فلولا» فهلا «إن كنتم غير مدينين» مجزيين بأن تبعثوا، أي غير مبعوثين بزعمكم.

56:87
تَرۡجِعُونَهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ

Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize

Süleyman Ateş(Bu sözünüzde doğru iseniz) o(çıkmakta olan ca)nı geri döndürsenize

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«ترجعونها» تردون الروح إلى الجسد بعد بلوغ الحلقوم «إن كنتم صادقين» فيما زعمتم فلولا الثانية تأكيد للأولى وإذا ظرف لترجعون المتعلق به الشرطان والمعنى: هلا ترجعونها إن نفيتم البعث صادقين في نفيه، أي لينتفي عن محلها الموت كالبعث.

56:88 📚 7
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ

Ali BulaçEğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise

Süleyman Ateş(O can, Allah'a) Yaklaştırılanlardan ise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فأما إن كان» الميت «من المقربين».

56:89
فَرَوۡحࣱ وَرَيۡحَانࣱ وَجَنَّتُ نَعِيمࣲ‏

Ali BulaçBu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur)

Süleyman AteşO'na rahatlık, güzel rızık ve ni'met cenneti var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فروْح» أي فله استراحة «وريحان» رزق حسن «وجنة نعيم» وهل الجواب لأما أو لإن أو لهما؟ أقوال.

56:90
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ

Ali BulaçVe eğer "Ashab-ı Yemin"den ise

Süleyman AteşEğer sağcılardan (amel defteri sağ tarafından verilenlerden) ise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأما إن كان من أصحاب اليمين».

56:91
فَسَلَٰمࣱ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ

Ali BulaçArtık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana

Süleyman Ateş(Ey sağcı) Sana sağcılardan selam var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسلام لك» أي له السلامة من العذاب «من أصحاب اليمين» من جهة أنه منهم.

56:92 📚 1
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

Ali BulaçVe eğer o, yalanlayan sapıklardan ise

Süleyman AteşAma yalanlayıcı sapıklardan ise

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«وأما إن كان من المكذبين الضالين».

56:93 📚 1
فَنُزُلࣱ مِّنۡ حَمِيمࣲ‏

Ali BulaçArtık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır

Süleyman AteşKaynar sudan bir ziyafet

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(فنزل من حميم) من إضافة الموصوف إلى صفته.

56:94
وَتَصۡلِيَةُ جَحِيمٍ

Ali BulaçVe çılgınca yanan ateşe bir atılma da

Süleyman AteşVe cehenneme atılma var

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
(وتصلية جحيم) من إضافة الموصوف إلى صفته.

56:95
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡيَقِينِ

Ali BulaçŞüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin)

Süleyman AteşKesin gerçek budur işte

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«إن هذا لهو حق اليقين» من إضافة الموصوف إلى صفته.

56:96 📚 1
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ

Ali BulaçÖyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et

Süleyman AteşÖyleyse büyük Rabbinin adını tesbih et (O'nu, kendisine layık olmayan sıfatlardan tenzih eyle)

Tefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)
«فسبح باسم ربك العظيم» تقدم.

← Önceki Sonraki →

56. Al-Waaqia Suresi | Anlam Arayışı