56. Al-Waaqia سُورَةُ الوَاقِعَةِ
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Saheeh InternationalWhen the Occurrence occurs
Yusuf AliWhen the Event inevitable cometh to pass
Ali BulaçVakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Saheeh InternationalThere is, at its occurrence, no denial
Yusuf AliThen will no (soul) entertain falsehood concerning its coming
Ali BulaçOnun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur
Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır
Saheeh InternationalIt will bring down [some] and raise up [others]
Yusuf Ali(Many) will it bring low; (many) will it exalt
Ali BulaçO aşağılatıcı, yücelticidir
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Saheeh InternationalWhen the earth is shaken with convulsion
Yusuf AliWhen the earth shall be shaken to its depths
Ali BulaçYer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Saheeh InternationalAnd the mountains are broken down, crumbling
Yusuf AliAnd the mountains shall be crumbled to atoms
Ali BulaçVe dağlar darmadağın olup ufalandığı
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Saheeh InternationalAnd become dust dispersing
Yusuf AliBecoming dust scattered abroad
Ali BulaçDerken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu
Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz
Saheeh InternationalAnd you become [of] three kinds
Yusuf AliAnd ye shall be sorted out into three classes
Ali BulaçVe sizler de üç sınıf olduğunuz zaman
Diyanet İşleri Mealiİyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara
Saheeh InternationalThen the companions of the right - what are the companions of the right
Yusuf AliThen (there will be) the Companions of the Right Hand;- What will be the Companions of the Right Hand
Ali Bulaçİşte o "Ashab-ı Meymene", ne (kutludur o) "Ashab-ı Meymene
Diyanet İşleri MealiKötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara
Saheeh InternationalAnd the companions of the left - what are the companions of the left
Yusuf AliAnd the Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand
Ali BulaçAshab-ı Meş'eme" ne (mutsuz ve uğursuzdur o) "Ashab-ı Meş'eme
Diyanet İşleri Mealiİyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır
Saheeh InternationalAnd the forerunners, the forerunners
Yusuf AliAnd those Foremost (in Faith) will be Foremost (in the Hereafter)
Ali BulaçYarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir
Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır
Saheeh InternationalThose are the ones brought near [to Allah]
Yusuf AliThese will be those Nearest to God
Ali Bulaçİşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır
Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır
Saheeh InternationalIn the Gardens of Pleasure
Yusuf AliIn Gardens of Bliss
Ali BulaçNimetlerle-donatılmış cennetler içinde
Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Saheeh InternationalA [large] company of the former peoples
Yusuf AliA number of people from those of old
Ali BulaçBirçoğu geçmiş (ümmet)lerden
Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Saheeh InternationalAnd a few of the later peoples
Yusuf AliAnd a few from those of later times
Ali BulaçBirazı da sonrakilerden
Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar
Saheeh InternationalOn thrones woven [with ornament]
Yusuf Ali(They will be) on Thrones encrusted (with gold and precious stones)
Ali BulaçÖzenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler
Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar
Saheeh InternationalReclining on them, facing each other
Yusuf AliReclining on them, facing each other
Ali BulaçKarşılıklı yaslanmışlardır
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Saheeh InternationalThere will circulate among them young boys made eternal
Yusuf AliRound about them will (serve) youths of perpetual (freshness)
Ali BulaçÇevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Saheeh InternationalWith vessels, pitchers and a cup [of wine] from a flowing spring
Yusuf AliWith goblets, (shining) beakers, and cups (filled) out of clear-flowing fountains
Ali BulaçKaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Saheeh InternationalNo headache will they have therefrom, nor will they be intoxicated
Yusuf AliNo after-ache will they receive therefrom, nor will they suffer intoxication
Ali BulaçKi bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Saheeh InternationalAnd fruit of what they select
Yusuf AliAnd with fruits, any that they may select
Ali BulaçArzulayıp-seçecekleri meyveler
Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar
Saheeh InternationalAnd the meat of fowl, from whatever they desire
Yusuf AliAnd the flesh of fowls, any that they may desire
Ali BulaçCanlarının çektiği kuş eti
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Saheeh InternationalAnd [for them are] fair women with large, [beautiful] eyes
Yusuf AliAnd (there will be) Companions with beautiful, big, and lustrous eyes
Ali BulaçVe iri gözlü huriler
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Saheeh InternationalThe likenesses of pearls well-protected
Yusuf AliLike unto Pearls well-guarded
Ali BulaçSanki saklı inciler gibi
Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar
Saheeh InternationalAs reward for what they used to do
Yusuf AliA Reward for the deeds of their past (life)
Ali BulaçYaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur)
Diyanet İşleri MealiSadece selama karşılık selam sözü işitirler
Saheeh InternationalThey will not hear therein ill speech or commission of sin
Yusuf AliNot frivolity will they hear therein, nor any taint of ill
Ali BulaçOrada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma
Diyanet İşleri MealiDefterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara
Saheeh InternationalOnly a saying: "Peace, peace
Yusuf AliOnly the saying, "Peace! Peace
Ali BulaçYalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalThe companions of the right - what are the companions of the right
Yusuf AliThe Companions of the Right Hand,- what will be the Companions of the Right Hand
Ali BulaçAshab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh International[They will be] among lote trees with thorns removed
Yusuf Ali(They will be) among Lote-trees without thorns
Ali BulaçYüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları)
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalAnd [banana] trees layered [with fruit]
Yusuf AliAmong Talh trees with flowers (or fruits) piled one above another
Ali BulaçÜstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalAnd shade extended
Yusuf AliIn shade long-extended
Ali BulaçYayılıp-uzanmış gölgeler
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalAnd water poured out
Yusuf AliBy water flowing constantly
Ali BulaçDurmaksızın akan su(lar)
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalAnd fruit, abundant [and varied]
Yusuf AliAnd fruit in abundance
Ali BulaçVe (daha) birçok meyveler arasında
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalNeither limited [to season] nor forbidden
Yusuf AliWhose season is not limited, nor (supply) forbidden
Ali BulaçKesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler)
Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler
Saheeh InternationalAnd [upon] beds raised high
Yusuf AliAnd on Thrones (of Dignity), raised high
Ali BulaçYükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler)
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Saheeh InternationalIndeed, We have produced the women of Paradise in a [new] creation
Yusuf AliWe have created (their Companions) of special creation
Ali BulaçGerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Saheeh InternationalAnd made them virgins
Yusuf AliAnd made them virgin - pure (and undefiled)
Ali BulaçOnları hep bakireler olarak kıldık
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Saheeh InternationalDevoted [to their husbands] and of equal age
Yusuf AliBeloved (by nature), equal in age
Ali BulaçEşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt
Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır
Saheeh InternationalFor the companions of the right [who are]
Yusuf AliFor the Companions of the Right Hand
Ali BulaçAshab-ı Yemin" olanlar için
Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Saheeh InternationalA company of the former peoples
Yusuf AliA (goodly) number from those of old
Ali Bulaç(Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden
Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir
Saheeh InternationalAnd a company of the later peoples
Yusuf AliAnd a (goodly) number from those of later times
Ali BulaçBirçoğu da sonrakilerdendir
Diyanet İşleri MealiDefterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara
Saheeh InternationalAnd the companions of the left - what are the companions of the left
Yusuf AliThe Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand
Ali BulaçAshab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Saheeh International[They will be] in scorching fire and scalding water
Yusuf Ali(They will be) in the midst of a Fierce Blast of Fire and in Boiling Water
Ali BulaçHücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Saheeh InternationalAnd a shade of black smoke
Yusuf AliAnd in the shades of Black Smoke
Ali BulaçVe kapkara dumandan bir gölge içindedirler
Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar
Saheeh InternationalNeither cool nor beneficial
Yusuf AliNothing (will there be) to refresh, nor to please
Ali BulaçKi o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim)
Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı
Saheeh InternationalIndeed they were, before that, indulging in affluence
Yusuf AliFor that they were wont to be indulged, before that, in wealth (and luxury)
Ali BulaçÇünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı
Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı
Saheeh InternationalAnd they used to persist in the great violation
Yusuf AliAnd persisted obstinately in wickedness supreme
Ali BulaçOnlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı
Diyanet İşleri MealiŞöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz
Saheeh InternationalAnd they used to say, "When we die and become dust and bones, are we indeed to be resurrected
Yusuf AliAnd they used to say, "What! when we die and become dust and bones, shall we then indeed be raised up again
Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz
Diyanet İşleri MealiÖnce gelip geçmiş babalarımız da mı
Saheeh InternationalAnd our forefathers [as well]
Yusuf Ali(We) and our fathers of old
Ali BulaçÖnceden gelip-geçmiş atalarımız da mı
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır
Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "Indeed, the former and the later peoples
Yusuf AliSay: "Yea, those of old and those of later times
Ali BulaçDe ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de
Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır
Saheeh InternationalAre to be gathered together for the appointment of a known Day
Yusuf AliAll will certainly be gathered together for the meeting appointed for a Day well-known
Ali BulaçBilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır
Diyanet İşleri MealiSonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar
Saheeh InternationalThen indeed you, O those astray [who are] deniers
Yusuf AliThen will ye truly,- O ye that go wrong, and treat (Truth) as Falsehood
Ali BulaçSonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz
Saheeh InternationalWill be eating from trees of zaqqum
Yusuf AliYe will surely taste of the Tree of Zaqqum
Ali BulaçŞüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz
Diyanet İşleri MealiKarınlarınızı onunla dolduracaksınız
Saheeh InternationalAnd filling with it your bellies
Yusuf AliThen will ye fill your insides therewith
Ali BulaçBöylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız
Diyanet İşleri MealiOnun üzerine kaynar su içeceksiniz
Saheeh InternationalAnd drinking on top of it from scalding water
Yusuf AliAnd drink Boiling Water on top of it
Ali BulaçOnun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz
Diyanet İşleri MealiHem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz
Saheeh InternationalAnd will drink as the drinking of thirsty camels
Yusuf AliIndeed ye shall drink like diseased camels raging with thirst
Ali BulaçÜstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz
Diyanet İşleri Mealiİşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur
Saheeh InternationalThat is their accommodation on the Day of Recompense
Yusuf AliSuch will be their entertainment on the Day of Requital
Ali Bulaçİşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir
Diyanet İşleri MealiSizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz
Saheeh InternationalWe have created you, so why do you not believe
Yusuf AliIt is We Who have created you: why will ye not witness the Truth
Ali BulaçSizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız
Saheeh InternationalHave you seen that which you emit
Yusuf AliDo ye then see?- The (human Seed) that ye throw out
Ali BulaçŞimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız
Saheeh InternationalIs it you who creates it, or are We the Creator
Yusuf AliIs it ye who create it, or are We the Creators
Ali BulaçOnu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz
Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez
Saheeh InternationalWe have decreed death among you, and We are not to be outdone
Yusuf AliWe have decreed Death to be your common lot, and We are not to be frustrated
Ali BulaçSizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir
Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez
Saheeh InternationalIn that We will change your likenesses and produce you in that [form] which you do not know
Yusuf Alifrom changing your Forms and creating you (again) in (forms) that ye know not
Ali Bulaç(Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda
Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz
Saheeh InternationalAnd you have already known the first creation, so will you not remember
Yusuf AliAnd ye certainly know already the first form of creation: why then do ye not celebrate His praises
Ali BulaçAndolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi
Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz
Saheeh InternationalAnd have you seen that [seed] which you sow
Yusuf AliSee ye the seed that ye sow in the ground
Ali BulaçŞimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü
Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz
Saheeh InternationalIs it you who makes it grow, or are We the grower
Yusuf AliIs it ye that cause it to grow, or are We the Cause
Ali BulaçOnu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Saheeh InternationalIf We willed, We could make it [dry] debris, and you would remain in wonder
Yusuf AliWere it Our Will, We could crumble it to dry powder, and ye would be left in wonderment
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Saheeh International[Saying], "Indeed, we are [now] in debt
Yusuf Ali(Saying), "We are indeed left with debts (for nothing)
Ali Bulaç(Şöyle de sızlanırdınız:) "Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık
Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık
Saheeh InternationalRather, we have been deprived
Yusuf AliIndeed are we shut out (of the fruits of our labour)
Ali BulaçHayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz
Saheeh InternationalAnd have you seen the water that you drink
Yusuf AliSee ye the water which ye drink
Ali BulaçŞimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz
Saheeh InternationalIs it you who brought it down from the clouds, or is it We who bring it down
Yusuf AliDo ye bring it down (in rain) from the cloud or do We
Ali BulaçOnu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz
Diyanet İşleri MealiDileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz
Saheeh InternationalIf We willed, We could make it bitter, so why are you not grateful
Yusuf AliWere it Our Will, We could make it salt (and unpalatable): then why do ye not give thanks
Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz
Saheeh InternationalAnd have you seen the fire that you ignite
Yusuf AliSee ye the Fire which ye kindle
Ali BulaçŞimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü
Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz
Saheeh InternationalIs it you who produced its tree, or are We the producer
Yusuf AliIs it ye who grow the tree which feeds the fire, or do We grow it
Ali BulaçOnun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz
Diyanet İşleri MealiBiz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık
Saheeh InternationalWe have made it a reminder and provision for the travelers
Yusuf AliWe have made it a memorial (of Our handiwork), and an article of comfort and convenience for the denizens of deserts
Ali BulaçBiz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık
Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et
Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great
Yusuf AliThen celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme
Ali BulaçŞu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et
Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz
Saheeh InternationalThen I swear by the setting of the stars
Yusuf AliFurthermore I call to witness the setting of the Stars
Ali BulaçHayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim
Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz
Saheeh InternationalAnd indeed, it is an oath - if you could know - [most] great
Yusuf AliAnd that is indeed a mighty adjuration if ye but knew
Ali BulaçŞüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Saheeh InternationalIndeed, it is a noble Qur'an
Yusuf AliThat this is indeed a qur'an Most Honourable
Ali BulaçElbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Saheeh InternationalIn a Register well-protected
Yusuf AliIn Book well-guarded
Ali BulaçSaklanmış-korunmuş bir Kitap'ta (yazılı)dır
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Saheeh InternationalNone touch it except the purified
Yusuf AliWhich none shall touch but those who are clean
Ali BulaçOna, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz
Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir
Saheeh International[It is] a revelation from the Lord of the worlds
Yusuf AliA Revelation from the Lord of the Worlds
Ali BulaçAlemlerin Rabbinden indirilmedir
Diyanet İşleri MealiSiz bu sözü mü hor görüyorsunuz
Saheeh InternationalThen is it to this statement that you are indifferent
Yusuf AliIs it such a Message that ye would hold in light esteem
Ali BulaçŞimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz
Diyanet İşleri MealiRızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz
Saheeh InternationalAnd make [the thanks for] your provision that you deny [the Provider]
Yusuf AliAnd have ye made it your livelihood that ye should declare it false
Ali BulaçVe rızkınızı (Kur'an'dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Saheeh InternationalThen why, when the soul at death reaches the throat
Yusuf AliThen why do ye not (intervene) when (the soul of the dying man) reaches the throat
Ali BulaçHele can boğaza gelip dayandığında
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Saheeh InternationalAnd you are at that time looking on
Yusuf AliAnd ye the while (sit) looking on
Ali BulaçKi o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz
Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz
Saheeh InternationalAnd Our angels are nearer to him than you, but you do not see
Yusuf AliBut We are nearer to him than ye, and yet see not
Ali BulaçBiz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz
Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize
Saheeh InternationalThen why do you not, if you are not to be recompensed
Yusuf AliThen why do ye not,- If you are exempt from (future) account
Ali Bulaçİşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz
Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize
Saheeh InternationalBring it back, if you should be truthful
Yusuf AliCall back the soul, if ye are true (in the claim of independence)
Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize
Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur
Saheeh InternationalAnd if the deceased was of those brought near to Allah
Yusuf AliThus, then, if he be of those Nearest to God
Ali BulaçEğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise
Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur
Saheeh InternationalThen [for him is] rest and bounty and a garden of pleasure
Yusuf Ali(There is for him) Rest and Satisfaction, and a Garden of Delights
Ali BulaçBu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur)
Diyanet İşleri MealiEğer defteri sağdan verilenlerden ise
Saheeh InternationalAnd if he was of the companions of the right
Yusuf AliAnd if he be of the Companions of the Right Hand
Ali BulaçVe eğer "Ashab-ı Yemin"den ise
Diyanet İşleri MealiEy sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir
Saheeh InternationalThen [the angels will say], "Peace for you; [you are] from the companions of the right
Yusuf Ali(For him is the salutation), "Peace be unto thee", from the Companions of the Right Hand
Ali BulaçArtık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana
Diyanet İşleri MealiEğer, sapık yalancılardan ise
Saheeh InternationalBut if he was of the deniers [who were] astray
Yusuf AliAnd if he be of those who treat (Truth) as Falsehood, who go wrong
Ali BulaçVe eğer o, yalanlayan sapıklardan ise
Diyanet İşleri MealiOna kaynar sudan konukluk sunulur
Saheeh InternationalThen [for him is] accommodation of scalding water
Yusuf AliFor him is Entertainment with Boiling Water
Ali BulaçArtık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır
Diyanet İşleri MealiCehenneme sokulur
Saheeh InternationalAnd burning in Hellfire
Yusuf AliAnd burning in Hell-Fire
Ali BulaçVe çılgınca yanan ateşe bir atılma da
Diyanet İşleri MealiDoğrusu kesin gerçek budur
Saheeh InternationalIndeed, this is the true certainty
Yusuf AliVerily, this is the Very Truth and Certainly
Ali BulaçŞüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin)
Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et
Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great
Yusuf AliSo celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme
Ali BulaçÖyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et