☪ Anlam Arayışı

56. Al-Waaqia سُورَةُ الوَاقِعَةِ

📕 Mushaf görünümünde aç

Kelime kelime meal🎨 Tecvid renkleri
Diyanet İşleri MealiElmalılı Hamdi YazırSüleyman AteşAli BulaçSaheeh InternationalYusuf Ali
Tefsir:YokTefsîru'l-Celâleyn (Mahallî & Suyûtî)Tefsîru'l-KurtubîTefsîru'l-Begavî
56:1 📚 1
إِذَا وَقَعَتِ ٱلۡوَاقِعَةُ

Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır

Saheeh InternationalWhen the Occurrence occurs

Yusuf AliWhen the Event inevitable cometh to pass

Ali BulaçVakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman

56:2 📚 2
لَيۡسَ لِوَقۡعَتِهَا كَاذِبَةٌ

Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır

Saheeh InternationalThere is, at its occurrence, no denial

Yusuf AliThen will no (soul) entertain falsehood concerning its coming

Ali BulaçOnun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur

56:3
خَافِضَةࣱ رَّافِعَةٌ

Diyanet İşleri MealiKıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır

Saheeh InternationalIt will bring down [some] and raise up [others]

Yusuf Ali(Many) will it bring low; (many) will it exalt

Ali BulaçO aşağılatıcı, yücelticidir

56:4
إِذَا رُجَّتِ ٱلۡأَرۡضُ رَجࣰّ ا

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz

Saheeh InternationalWhen the earth is shaken with convulsion

Yusuf AliWhen the earth shall be shaken to its depths

Ali BulaçYer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı

56:5
وَبُسَّتِ ٱلۡجِبَالُ بَسࣰّ ا

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz

Saheeh InternationalAnd the mountains are broken down, crumbling

Yusuf AliAnd the mountains shall be crumbled to atoms

Ali BulaçVe dağlar darmadağın olup ufalandığı

56:6
فَكَانَتۡ هَبَآءࣰ مُّنۢبَثࣰّ ا

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz

Saheeh InternationalAnd become dust dispersing

Yusuf AliBecoming dust scattered abroad

Ali BulaçDerken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu

56:7
وَكُنتُمۡ أَزۡوَٰجࣰ ا ثَلَٰثَةࣰ‏

Diyanet İşleri MealiEy insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz

Saheeh InternationalAnd you become [of] three kinds

Yusuf AliAnd ye shall be sorted out into three classes

Ali BulaçVe sizler de üç sınıf olduğunuz zaman

56:8
فَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَيۡمَنَةِ

Diyanet İşleri Mealiİyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara

Saheeh InternationalThen the companions of the right - what are the companions of the right

Yusuf AliThen (there will be) the Companions of the Right Hand;- What will be the Companions of the Right Hand

Ali Bulaçİşte o "Ashab-ı Meymene", ne (kutludur o) "Ashab-ı Meymene

56:9
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡمَشۡـَٔمَةِ

Diyanet İşleri MealiKötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara

Saheeh InternationalAnd the companions of the left - what are the companions of the left

Yusuf AliAnd the Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand

Ali BulaçAshab-ı Meş'eme" ne (mutsuz ve uğursuzdur o) "Ashab-ı Meş'eme

56:10
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ

Diyanet İşleri Mealiİyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır

Saheeh InternationalAnd the forerunners, the forerunners

Yusuf AliAnd those Foremost (in Faith) will be Foremost (in the Hereafter)

Ali BulaçYarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir

56:11
أُوْلَٰٓئِكَ ٱلۡمُقَرَّبُونَ

Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır

Saheeh InternationalThose are the ones brought near [to Allah]

Yusuf AliThese will be those Nearest to God

Ali Bulaçİşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır

56:12
فِي جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

Diyanet İşleri MealiNaim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır

Saheeh InternationalIn the Gardens of Pleasure

Yusuf AliIn Gardens of Bliss

Ali BulaçNimetlerle-donatılmış cennetler içinde

56:13 📚 7
ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir

Saheeh InternationalA [large] company of the former peoples

Yusuf AliA number of people from those of old

Ali BulaçBirçoğu geçmiş (ümmet)lerden

56:14 📚 2
وَقَلِيلࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ

Diyanet İşleri MealiOnların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir

Saheeh InternationalAnd a few of the later peoples

Yusuf AliAnd a few from those of later times

Ali BulaçBirazı da sonrakilerden

56:15 📚 1
عَلَىٰ سُرُرࣲ مَّوۡضُونَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar

Saheeh InternationalOn thrones woven [with ornament]

Yusuf Ali(They will be) on Thrones encrusted (with gold and precious stones)

Ali BulaçÖzenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler

56:16
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيۡهَا مُتَقَٰبِلِينَ

Diyanet İşleri MealiMücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar

Saheeh InternationalReclining on them, facing each other

Yusuf AliReclining on them, facing each other

Ali BulaçKarşılıklı yaslanmışlardır

56:17
يَطُوفُ عَلَيۡهِمۡ وِلۡدَٰنࣱ مُّخَلَّدُونَ

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

Saheeh InternationalThere will circulate among them young boys made eternal

Yusuf AliRound about them will (serve) youths of perpetual (freshness)

Ali BulaçÇevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır

56:18 📚 1
بِأَكۡوَابࣲ وَأَبَارِيقَ وَكَأۡسࣲ مِّن مَّعِينࣲ‏

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

Saheeh InternationalWith vessels, pitchers and a cup [of wine] from a flowing spring

Yusuf AliWith goblets, (shining) beakers, and cups (filled) out of clear-flowing fountains

Ali BulaçKaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler

56:19 📚 2
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنۡهَا وَلَا يُنزِفُونَ

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

Saheeh InternationalNo headache will they have therefrom, nor will they be intoxicated

Yusuf AliNo after-ache will they receive therefrom, nor will they suffer intoxication

Ali BulaçKi bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir

56:20
وَفَٰكِهَةࣲ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

Saheeh InternationalAnd fruit of what they select

Yusuf AliAnd with fruits, any that they may select

Ali BulaçArzulayıp-seçecekleri meyveler

56:21 📚 2
وَلَحۡمِ طَيۡرࣲ مِّمَّا يَشۡتَهُونَ

Diyanet İşleri MealiÖlümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

Saheeh InternationalAnd the meat of fowl, from whatever they desire

Yusuf AliAnd the flesh of fowls, any that they may desire

Ali BulaçCanlarının çektiği kuş eti

56:22
وَحُورٌ عِينࣱ‏

Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar

Saheeh InternationalAnd [for them are] fair women with large, [beautiful] eyes

Yusuf AliAnd (there will be) Companions with beautiful, big, and lustrous eyes

Ali BulaçVe iri gözlü huriler

56:23
كَأَمۡثَٰلِ ٱللُّؤۡلُوِٕ ٱلۡمَكۡنُونِ

Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar

Saheeh InternationalThe likenesses of pearls well-protected

Yusuf AliLike unto Pearls well-guarded

Ali BulaçSanki saklı inciler gibi

56:24 📚 19
جَزَآءَۢ بِمَا كَانُواْ يَعۡمَلُونَ

Diyanet İşleri Mealiİşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar

Saheeh InternationalAs reward for what they used to do

Yusuf AliA Reward for the deeds of their past (life)

Ali BulaçYaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur)

56:25
لَا يَسۡمَعُونَ فِيهَا لَغۡوࣰ ا وَلَا تَأۡثِيمًا

Diyanet İşleri MealiSadece selama karşılık selam sözü işitirler

Saheeh InternationalThey will not hear therein ill speech or commission of sin

Yusuf AliNot frivolity will they hear therein, nor any taint of ill

Ali BulaçOrada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma

56:26
إِلَّا قِيلࣰ ا سَلَٰمࣰ ا سَلَٰمࣰ ا

Diyanet İşleri MealiDefterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara

Saheeh InternationalOnly a saying: "Peace, peace

Yusuf AliOnly the saying, "Peace! Peace

Ali BulaçYalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam

56:27
وَأَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلۡيَمِينِ

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

Saheeh InternationalThe companions of the right - what are the companions of the right

Yusuf AliThe Companions of the Right Hand,- what will be the Companions of the Right Hand

Ali BulaçAshab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin

56:28 📚 5
فِي سِدۡرࣲ مَّخۡضُودࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

Saheeh International[They will be] among lote trees with thorns removed

Yusuf Ali(They will be) among Lote-trees without thorns

Ali BulaçYüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları)

56:29
وَطَلۡحࣲ مَّنضُودࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

Saheeh InternationalAnd [banana] trees layered [with fruit]

Yusuf AliAmong Talh trees with flowers (or fruits) piled one above another

Ali BulaçÜstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları

56:30
وَظِلࣲّ مَّمۡدُودࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

Saheeh InternationalAnd shade extended

Yusuf AliIn shade long-extended

Ali BulaçYayılıp-uzanmış gölgeler

56:31
وَمَآءࣲ مَّسۡكُوبࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

Saheeh InternationalAnd water poured out

Yusuf AliBy water flowing constantly

Ali BulaçDurmaksızın akan su(lar)

56:32
وَفَٰكِهَةࣲ كَثِيرَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

Saheeh InternationalAnd fruit, abundant [and varied]

Yusuf AliAnd fruit in abundance

Ali BulaçVe (daha) birçok meyveler arasında

56:33 📚 8
لَّا مَقۡطُوعَةࣲ وَلَا مَمۡنُوعَةࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

Saheeh InternationalNeither limited [to season] nor forbidden

Yusuf AliWhose season is not limited, nor (supply) forbidden

Ali BulaçKesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler)

56:34
وَفُرُشࣲ مَّرۡفُوعَةٍ

Diyanet İşleri MealiOnlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

Saheeh InternationalAnd [upon] beds raised high

Yusuf AliAnd on Thrones (of Dignity), raised high

Ali BulaçYükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler)

56:35
إِنَّآ أَنشَأۡنَٰهُنَّ إِنشَآءࣰ‏

Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır

Saheeh InternationalIndeed, We have produced the women of Paradise in a [new] creation

Yusuf AliWe have created (their Companions) of special creation

Ali BulaçGerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık

56:36
فَجَعَلۡنَٰهُنَّ أَبۡكَارًا

Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır

Saheeh InternationalAnd made them virgins

Yusuf AliAnd made them virgin - pure (and undefiled)

Ali BulaçOnları hep bakireler olarak kıldık

56:37
عُرُبًا أَتۡرَابࣰ ا

Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır

Saheeh InternationalDevoted [to their husbands] and of equal age

Yusuf AliBeloved (by nature), equal in age

Ali BulaçEşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt

56:38
لِّأَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ

Diyanet İşleri MealiBiz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır

Saheeh InternationalFor the companions of the right [who are]

Yusuf AliFor the Companions of the Right Hand

Ali BulaçAshab-ı Yemin" olanlar için

56:39 📚 7
ثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأَوَّلِينَ

Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir

Saheeh InternationalA company of the former peoples

Yusuf AliA (goodly) number from those of old

Ali Bulaç(Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden

56:40 📚 5
وَثُلَّةࣱ مِّنَ ٱلۡأٓخِرِينَ

Diyanet İşleri MealiBunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir

Saheeh InternationalAnd a company of the later peoples

Yusuf AliAnd a (goodly) number from those of later times

Ali BulaçBirçoğu da sonrakilerdendir

56:41
وَأَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصۡحَٰبُ ٱلشِّمَالِ

Diyanet İşleri MealiDefterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara

Saheeh InternationalAnd the companions of the left - what are the companions of the left

Yusuf AliThe Companions of the Left Hand,- what will be the Companions of the Left Hand

Ali BulaçAshab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal

56:42
فِي سَمُومࣲ وَحَمِيمࣲ‏

Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar

Saheeh International[They will be] in scorching fire and scalding water

Yusuf Ali(They will be) in the midst of a Fierce Blast of Fire and in Boiling Water

Ali BulaçHücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su

56:43
وَظِلࣲّ مِّن يَحۡمُومࣲ‏

Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar

Saheeh InternationalAnd a shade of black smoke

Yusuf AliAnd in the shades of Black Smoke

Ali BulaçVe kapkara dumandan bir gölge içindedirler

56:44
لَّا بَارِدࣲ وَلَا كَرِيمٍ

Diyanet İşleri Mealiİnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar

Saheeh InternationalNeither cool nor beneficial

Yusuf AliNothing (will there be) to refresh, nor to please

Ali BulaçKi o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim)

56:45
إِنَّهُمۡ كَانُواْ قَبۡلَ ذَٰلِكَ مُتۡرَفِينَ

Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı

Saheeh InternationalIndeed they were, before that, indulging in affluence

Yusuf AliFor that they were wont to be indulged, before that, in wealth (and luxury)

Ali BulaçÇünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı

56:46
وَكَانُواْ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلۡحِنثِ ٱلۡعَظِيمِ

Diyanet İşleri MealiÇünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı

Saheeh InternationalAnd they used to persist in the great violation

Yusuf AliAnd persisted obstinately in wickedness supreme

Ali BulaçOnlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı

56:47
وَكَانُواْ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتۡنَا وَكُنَّا تُرَابࣰ ا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبۡعُوثُونَ

Diyanet İşleri MealiŞöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz

Saheeh InternationalAnd they used to say, "When we die and become dust and bones, are we indeed to be resurrected

Yusuf AliAnd they used to say, "What! when we die and become dust and bones, shall we then indeed be raised up again

Ali BulaçVe derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz

56:48
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلۡأَوَّلُونَ

Diyanet İşleri MealiÖnce gelip geçmiş babalarımız da mı

Saheeh InternationalAnd our forefathers [as well]

Yusuf Ali(We) and our fathers of old

Ali BulaçÖnceden gelip-geçmiş atalarımız da mı

56:49
قُلۡ إِنَّ ٱلۡأَوَّلِينَ وَٱلۡأٓخِرِينَ

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır

Saheeh InternationalSay, [O Muhammad], "Indeed, the former and the later peoples

Yusuf AliSay: "Yea, those of old and those of later times

Ali BulaçDe ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de

56:50
لَمَجۡمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوۡمࣲ مَّعۡلُومࣲ‏

Diyanet İşleri MealiDe ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır

Saheeh InternationalAre to be gathered together for the appointment of a known Day

Yusuf AliAll will certainly be gathered together for the meeting appointed for a Day well-known

Ali BulaçBilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır

56:51 📚 1
ثُمَّ إِنَّكُمۡ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلۡمُكَذِّبُونَ

Diyanet İşleri MealiSonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar

Saheeh InternationalThen indeed you, O those astray [who are] deniers

Yusuf AliThen will ye truly,- O ye that go wrong, and treat (Truth) as Falsehood

Ali BulaçSonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar

56:52 📚 2
لَأٓكِلُونَ مِن شَجَرࣲ مِّن زَقُّومࣲ‏

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz

Saheeh InternationalWill be eating from trees of zaqqum

Yusuf AliYe will surely taste of the Tree of Zaqqum

Ali BulaçŞüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz

56:53
فَمَالِـُٔونَ مِنۡهَا ٱلۡبُطُونَ

Diyanet İşleri MealiKarınlarınızı onunla dolduracaksınız

Saheeh InternationalAnd filling with it your bellies

Yusuf AliThen will ye fill your insides therewith

Ali BulaçBöylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız

56:54
فَشَٰرِبُونَ عَلَيۡهِ مِنَ ٱلۡحَمِيمِ

Diyanet İşleri MealiOnun üzerine kaynar su içeceksiniz

Saheeh InternationalAnd drinking on top of it from scalding water

Yusuf AliAnd drink Boiling Water on top of it

Ali BulaçOnun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz

56:55
فَشَٰرِبُونَ شُرۡبَ ٱلۡهِيمِ

Diyanet İşleri MealiHem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz

Saheeh InternationalAnd will drink as the drinking of thirsty camels

Yusuf AliIndeed ye shall drink like diseased camels raging with thirst

Ali BulaçÜstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz

56:56
هَٰذَا نُزُلُهُمۡ يَوۡمَ ٱلدِّينِ

Diyanet İşleri Mealiİşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur

Saheeh InternationalThat is their accommodation on the Day of Recompense

Yusuf AliSuch will be their entertainment on the Day of Requital

Ali Bulaçİşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir

56:57
نَحۡنُ خَلَقۡنَٰكُمۡ فَلَوۡلَا تُصَدِّقُونَ

Diyanet İşleri MealiSizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz

Saheeh InternationalWe have created you, so why do you not believe

Yusuf AliIt is We Who have created you: why will ye not witness the Truth

Ali BulaçSizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz

56:58
أَفَرَءَيۡتُم مَّا تُمۡنُونَ

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız

Saheeh InternationalHave you seen that which you emit

Yusuf AliDo ye then see?- The (human Seed) that ye throw out

Ali BulaçŞimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü

56:59
ءَأَنتُمۡ تَخۡلُقُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡخَٰلِقُونَ

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız

Saheeh InternationalIs it you who creates it, or are We the Creator

Yusuf AliIs it ye who create it, or are We the Creators

Ali BulaçOnu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz

56:60 📚 1
نَحۡنُ قَدَّرۡنَا بَيۡنَكُمُ ٱلۡمَوۡتَ وَمَا نَحۡنُ بِمَسۡبُوقِينَ

Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez

Saheeh InternationalWe have decreed death among you, and We are not to be outdone

Yusuf AliWe have decreed Death to be your common lot, and We are not to be frustrated

Ali BulaçSizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir

56:61
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمۡثَٰلَكُمۡ وَنُنشِئَكُمۡ فِي مَا لَا تَعۡلَمُونَ

Diyanet İşleri MealiÖlümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez

Saheeh InternationalIn that We will change your likenesses and produce you in that [form] which you do not know

Yusuf Alifrom changing your Forms and creating you (again) in (forms) that ye know not

Ali Bulaç(Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda

56:62 📚 1
وَلَقَدۡ عَلِمۡتُمُ ٱلنَّشۡأَةَ ٱلۡأُولَىٰ فَلَوۡلَا تَذَكَّرُونَ

Diyanet İşleri MealiAnd olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz

Saheeh InternationalAnd you have already known the first creation, so will you not remember

Yusuf AliAnd ye certainly know already the first form of creation: why then do ye not celebrate His praises

Ali BulaçAndolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi

56:63
أَفَرَءَيۡتُم مَّا تَحۡرُثُونَ

Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz

Saheeh InternationalAnd have you seen that [seed] which you sow

Yusuf AliSee ye the seed that ye sow in the ground

Ali BulaçŞimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü

56:64
ءَأَنتُمۡ تَزۡرَعُونَهُۥٓ أَمۡ نَحۡنُ ٱلزَّٰرِعُونَ

Diyanet İşleri MealiSöyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz

Saheeh InternationalIs it you who makes it grow, or are We the grower

Yusuf AliIs it ye that cause it to grow, or are We the Cause

Ali BulaçOnu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz

56:65
لَوۡ نَشَآءُ لَجَعَلۡنَٰهُ حُطَٰمࣰ ا فَظَلۡتُمۡ تَفَكَّهُونَ

Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık

Saheeh InternationalIf We willed, We could make it [dry] debris, and you would remain in wonder

Yusuf AliWere it Our Will, We could crumble it to dry powder, and ye would be left in wonderment

Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız

56:66
إِنَّا لَمُغۡرَمُونَ

Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık

Saheeh International[Saying], "Indeed, we are [now] in debt

Yusuf Ali(Saying), "We are indeed left with debts (for nothing)

Ali Bulaç(Şöyle de sızlanırdınız:) "Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık

56:67 📚 1
بَلۡ نَحۡنُ مَحۡرُومُونَ

Diyanet İşleri MealiDilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık

Saheeh InternationalRather, we have been deprived

Yusuf AliIndeed are we shut out (of the fruits of our labour)

Ali BulaçHayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık

56:68
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلۡمَآءَ ٱلَّذِي تَشۡرَبُونَ

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz

Saheeh InternationalAnd have you seen the water that you drink

Yusuf AliSee ye the water which ye drink

Ali BulaçŞimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü

56:69 📚 1
ءَأَنتُمۡ أَنزَلۡتُمُوهُ مِنَ ٱلۡمُزۡنِ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنزِلُونَ

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz

Saheeh InternationalIs it you who brought it down from the clouds, or is it We who bring it down

Yusuf AliDo ye bring it down (in rain) from the cloud or do We

Ali BulaçOnu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz

56:70
لَوۡ نَشَآءُ جَعَلۡنَٰهُ أُجَاجࣰ ا فَلَوۡلَا تَشۡكُرُونَ

Diyanet İşleri MealiDileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz

Saheeh InternationalIf We willed, We could make it bitter, so why are you not grateful

Yusuf AliWere it Our Will, We could make it salt (and unpalatable): then why do ye not give thanks

Ali BulaçEğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi

56:71
أَفَرَءَيۡتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِي تُورُونَ

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz

Saheeh InternationalAnd have you seen the fire that you ignite

Yusuf AliSee ye the Fire which ye kindle

Ali BulaçŞimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü

56:72
ءَأَنتُمۡ أَنشَأۡتُمۡ شَجَرَتَهَآ أَمۡ نَحۡنُ ٱلۡمُنشِـُٔونَ

Diyanet İşleri MealiSöyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz

Saheeh InternationalIs it you who produced its tree, or are We the producer

Yusuf AliIs it ye who grow the tree which feeds the fire, or do We grow it

Ali BulaçOnun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz

56:73
نَحۡنُ جَعَلۡنَٰهَا تَذۡكِرَةࣰ وَمَتَٰعࣰ ا لِّلۡمُقۡوِينَ

Diyanet İşleri MealiBiz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık

Saheeh InternationalWe have made it a reminder and provision for the travelers

Yusuf AliWe have made it a memorial (of Our handiwork), and an article of comfort and convenience for the denizens of deserts

Ali BulaçBiz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık

56:74 📚 1
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ

Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et

Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great

Yusuf AliThen celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme

Ali BulaçŞu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et

56:75
۞فَلَآ أُقۡسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ

Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz

Saheeh InternationalThen I swear by the setting of the stars

Yusuf AliFurthermore I call to witness the setting of the Stars

Ali BulaçHayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim

56:76 📚 4
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمࣱ لَّوۡ تَعۡلَمُونَ عَظِيمٌ

Diyanet İşleri MealiHayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz

Saheeh InternationalAnd indeed, it is an oath - if you could know - [most] great

Yusuf AliAnd that is indeed a mighty adjuration if ye but knew

Ali BulaçŞüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir

56:77
إِنَّهُۥ لَقُرۡءَانࣱ كَرِيمࣱ‏

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir

Saheeh InternationalIndeed, it is a noble Qur'an

Yusuf AliThat this is indeed a qur'an Most Honourable

Ali BulaçElbette bu, bir Kur'an-ı Kerim'dir

56:78
فِي كِتَٰبࣲ مَّكۡنُونࣲ‏

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir

Saheeh InternationalIn a Register well-protected

Yusuf AliIn Book well-guarded

Ali BulaçSaklanmış-korunmuş bir Kitap'ta (yazılı)dır

56:79 📚 7
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلۡمُطَهَّرُونَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir

Saheeh InternationalNone touch it except the purified

Yusuf AliWhich none shall touch but those who are clean

Ali BulaçOna, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz

56:80
تَنزِيلࣱ مِّن رَّبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir

Saheeh International[It is] a revelation from the Lord of the worlds

Yusuf AliA Revelation from the Lord of the Worlds

Ali BulaçAlemlerin Rabbinden indirilmedir

56:81 📚 1
أَفَبِهَٰذَا ٱلۡحَدِيثِ أَنتُم مُّدۡهِنُونَ

Diyanet İşleri MealiSiz bu sözü mü hor görüyorsunuz

Saheeh InternationalThen is it to this statement that you are indifferent

Yusuf AliIs it such a Message that ye would hold in light esteem

Ali BulaçŞimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz

56:82 📚 4
وَتَجۡعَلُونَ رِزۡقَكُمۡ أَنَّكُمۡ تُكَذِّبُونَ

Diyanet İşleri MealiRızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz

Saheeh InternationalAnd make [the thanks for] your provision that you deny [the Provider]

Yusuf AliAnd have ye made it your livelihood that ye should declare it false

Ali BulaçVe rızkınızı (Kur'an'dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz

56:83 📚 2
فَلَوۡلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلۡحُلۡقُومَ

Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz

Saheeh InternationalThen why, when the soul at death reaches the throat

Yusuf AliThen why do ye not (intervene) when (the soul of the dying man) reaches the throat

Ali BulaçHele can boğaza gelip dayandığında

56:84
وَأَنتُمۡ حِينَئِذࣲ تَنظُرُونَ

Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz

Saheeh InternationalAnd you are at that time looking on

Yusuf AliAnd ye the while (sit) looking on

Ali BulaçKi o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz

56:85 📚 1
وَنَحۡنُ أَقۡرَبُ إِلَيۡهِ مِنكُمۡ وَلَٰكِن لَّا تُبۡصِرُونَ

Diyanet İşleri MealiKişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz

Saheeh InternationalAnd Our angels are nearer to him than you, but you do not see

Yusuf AliBut We are nearer to him than ye, and yet see not

Ali BulaçBiz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz

56:86 📚 1
فَلَوۡلَآ إِن كُنتُمۡ غَيۡرَ مَدِينِينَ

Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize

Saheeh InternationalThen why do you not, if you are not to be recompensed

Yusuf AliThen why do ye not,- If you are exempt from (future) account

Ali Bulaçİşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz

56:87
تَرۡجِعُونَهَآ إِن كُنتُمۡ صَٰدِقِينَ

Diyanet İşleri MealiSiz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize

Saheeh InternationalBring it back, if you should be truthful

Yusuf AliCall back the soul, if ye are true (in the claim of independence)

Ali BulaçEğer doğru söylüyorsanız, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize

56:88 📚 7
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُقَرَّبِينَ

Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur

Saheeh InternationalAnd if the deceased was of those brought near to Allah

Yusuf AliThus, then, if he be of those Nearest to God

Ali BulaçEğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise

56:89
فَرَوۡحࣱ وَرَيۡحَانࣱ وَجَنَّتُ نَعِيمࣲ‏

Diyanet İşleri MealiEğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur

Saheeh InternationalThen [for him is] rest and bounty and a garden of pleasure

Yusuf Ali(There is for him) Rest and Satisfaction, and a Garden of Delights

Ali BulaçBu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur)

56:90
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ

Diyanet İşleri MealiEğer defteri sağdan verilenlerden ise

Saheeh InternationalAnd if he was of the companions of the right

Yusuf AliAnd if he be of the Companions of the Right Hand

Ali BulaçVe eğer "Ashab-ı Yemin"den ise

56:91
فَسَلَٰمࣱ لَّكَ مِنۡ أَصۡحَٰبِ ٱلۡيَمِينِ

Diyanet İşleri MealiEy sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir

Saheeh InternationalThen [the angels will say], "Peace for you; [you are] from the companions of the right

Yusuf Ali(For him is the salutation), "Peace be unto thee", from the Companions of the Right Hand

Ali BulaçArtık, "Ashab-ı Yemin"den selam sana

56:92 📚 1
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلۡمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ

Diyanet İşleri MealiEğer, sapık yalancılardan ise

Saheeh InternationalBut if he was of the deniers [who were] astray

Yusuf AliAnd if he be of those who treat (Truth) as Falsehood, who go wrong

Ali BulaçVe eğer o, yalanlayan sapıklardan ise

56:93 📚 1
فَنُزُلࣱ مِّنۡ حَمِيمࣲ‏

Diyanet İşleri MealiOna kaynar sudan konukluk sunulur

Saheeh InternationalThen [for him is] accommodation of scalding water

Yusuf AliFor him is Entertainment with Boiling Water

Ali BulaçArtık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır

56:94
وَتَصۡلِيَةُ جَحِيمٍ

Diyanet İşleri MealiCehenneme sokulur

Saheeh InternationalAnd burning in Hellfire

Yusuf AliAnd burning in Hell-Fire

Ali BulaçVe çılgınca yanan ateşe bir atılma da

56:95
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلۡيَقِينِ

Diyanet İşleri MealiDoğrusu kesin gerçek budur

Saheeh InternationalIndeed, this is the true certainty

Yusuf AliVerily, this is the Very Truth and Certainly

Ali BulaçŞüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku'l-Yakin)

56:96 📚 1
فَسَبِّحۡ بِٱسۡمِ رَبِّكَ ٱلۡعَظِيمِ

Diyanet İşleri MealiÖyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et

Saheeh InternationalSo exalt the name of your Lord, the Most Great

Yusuf AliSo celebrate with praises the name of thy Lord, the Supreme

Ali BulaçÖyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et

← Önceki Sonraki →

56. Al-Waaqia Suresi | Anlam Arayışı